Çıkış Yolu • 30.09.2019

Çıkış Yolu • 30.09.2019

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Büyük milletimiz, iyi geceler, iyi akşamlar. Bugün “Çıkış Yolu” programında özel bir yayınla karşınızdayız. Bugün Türkiye’nin çok önemli bir ismini kaybettik. Emekli Amiral, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Bürosu Başkanı Sayın Soner Polat’ı kaybettik. Bugün programımızda konuklarımızla kendisini konuşacağız; Soner Polat’ı ve Türkiye’ye bıraktığı o aydınlanma birikimini anlatacağız.

Başlamadan önce, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’in Türk milletine Soner Polat ile ilgili bir duyurusu vardı. Onu size aktarmak istiyorum:

“Türk Milletine Duyuru: Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanı, Mehmetçik ruhlu amiralimiz Soner Polat artık sonsuzluğa uğurlanmıştır. Büyük devlet adamı, Vatan Partisi önderi, unutulmaz komutan, Mavi Vatan kahramanı Amiral Soner Polat, bugün, 30 Eylül 2019 Pazartesi günü saat 13.56’da vefat etti. Milletimizin büyük komutanı Amiral Soner Polat, bilinçlere demir attı. Büyük birikimi, strateji dehası, eşsiz karakteri, devrimci ahlakı ve vatanımıza sonsuz bağlılığıyla her zaman rotamızı çizecek, bağımsız, başı dik ve üreten Türkiye mücadelemize ışık tutacaktır. Hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.” (Doğu Perinçek, Vatan Partisi Genel Başkanı)

Kıymetli izleyenlerimiz, acı haberi aldıktan sonra gün boyu Ulusal Kanal’daki canlı yayınlarda sizlerle birlikteydik. Soner Polat’ın Türkiye’yi ne kadar temsil ettiğini ve bizim için ne kadar değerli olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Devrimci ahlakın ve devrimci dehanın nelere yol açabileceğine şahit olduk. Sayın Soner Polat, vefatından sonra bile bize öğretmeye devam etti. Türkiye’nin 26. Genelkurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ’dan Orgeneral Necati Özgen’e; Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen mesajlara kadar milletimizin her kesiminden bize ulaşanlar, Soner Polat’ın nasıl bir Türkiye lideri, nasıl bir cumhuriyet neferi ve nasıl bir devrimci komutan olduğunu hepimize göstermiştir.

Bu geceki yayınımızda kendisini anlatmaya çalışacağız. Bugün özel programımızda Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek, Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu Üyesi Sayın Erkan Önsel ve Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Serdar Üsküplü konuğumuz. Hoş geldiniz. Ayrıca programa başlamadan önce Avukat Faik Işık’ın, Sayın Doğu Perinçek nezdinde Soner Polat’ın hatırasına gönderdiği çiçeği de saygıyla kabul ediyoruz.

Sayın Erkan Önsel, bir mücadele arkadaşı olarak söz sizde.

“Bugün telefonlarımız bu acıyı paylaşan insanların aramalarıyla geçti. Bir vatandaşımız, ‘Bu nasıl bir etkidir, bizi nasıl kendisine bu kadar bağladı?’ diye sordu. İşte ‘bilinçlere demir attığı’ için bu kadar bağladı. Soner Amiralimiz, kendisini Türkiye’nin kurtuluş davasına adamış, Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ya istiklal ya ölüm’ parolasını bir eylem kılavuzu olarak benimsemiş büyük bir strateji ustası ve taktisyendi. ‘Önce örgütlü ve partili olmak’ denince akla Soner Polat gelirdi. Aydınlık gazetesindeki ‘Ben Tarafım’ başlıklı yazısında kendisini çok iyi tanımlar: ‘Ben tarafım, emekçi halktan yana tarafım. Ben tarafım, Türkiye’nin birliğinden, bütünlüğünden ve bağımsızlığından yana tarafım.’ Hastanede kendisini ziyaret ettiğimizde bile gözleri cıvıl cıvıldı, iradesi çok güçlüydü. Sürekli partiyi, partinin başarılarını konuşuyordu. Hatta son nefesini verirken bile ‘Partimle gurur duyuyorum’ demiş. Balyoz operasyonlarından sonra küsüp köşesine çekilmedi, aksine nöbete geldi. O, denizcilerin ‘Vira Bismillah’ demesi gibi, mücadeleye her zaman büyük bir kararlılıkla başlamayı öğretti bize.”

Sayın Üsküplü, siz de kendisiyle aynı başkanlık kurulunda yer aldınız, neler söyleyeceksiniz?

“Büyük bir milli lideri, bir öğretmeni kaybetmenin acısını yaşıyoruz. Soner Polat, Türkiye’nin sorunlarına çözümler getiren bir devlet adamıydı. Sağ sol demeden, işçimizden sanayicimize kadar herkesi birleştiren bir isimdi. Bilgiye açtı, bilimsel bakardı. Merkez Karar Kurulu toplantılarında ufkumuzu açan en önemli açıklamaları o yapardı. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarına karşı bir kahraman olarak durdu. O, sadece bizim değil, Türk milletinin bilincindedir. 2017’deki kurultay konuşması ve ‘Vatan Partiliyim’ vurgusu hayatının en dolu dönemiydi. Deniz Kuvvetleri’nin altın çocuğuydu; eğer kumpaslar olmasaydı bugün donanmamızın başında Mavi Vatan’ı yöneten isimdi.”

Şimdi, Sayın Soner Polat’ın Vatan Partisi Kongresi’nde yaptığı o tarihi konuşmayı ekranlarınıza taşıyoruz.

“Özlem, coşku ve dostlukla kucaklıyorum. Ülkemizin Sırat Köprüsü’nden geçtiği bu olağanüstü dönemde yapılan 10. Genel Kurultayımıza hoş geldiniz. Vatan Partisi; namus, emek ve vatan kavgasının verildiği kutsal bir ocaktır. Vatan Partisi Nusret’tir, 57. Alaydır, Hasan Tahsin’in attığı ilk kurşundur, Bandırma Vapuru’dur, Kocatepe’dir. Şehit Kubilay’ın temiz kanıdır. Dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan altın kemerli köprüdür. Göğsümü gere gere haykırmak istiyorum ki; Vatan Partisi’nde sade bir nefer olmak, milletvekili olmaktan çok daha değerlidir. Fethullahçı ihanet çetesinin sızamadığı tek kurum Vatan Partisi’dir; çünkü bu pırıl pırıl, tertemiz vatan bahçesinde hormonlu tohumlar yeşermez. Bu karanlık günlerde Vatan Partisi bütün ülkeyi birleştiriyor.” Milleti ayrıştıran bütün politikalara gövdesini siper ediyor. Kutup yıldızı gibi rota çiziyor, yön veriyor, yol gösteriyor.

Değerli vatanseverler, sorumsuz politikacılar ve sorumsuz partiler maalesef ülkemizde fetret devrini başlattı. Ve çok geçmeden bu fetret devri nefret devrine dönüştü. Ama biz Vatan Partililer şunu çok iyi biliyoruz ki neyiniz olursa olsun eğer sevgi dolu bir yüreğiniz yok ise hiçbir şeyiniz yok demektir. İşte Vatan Partisi, ülkedeki sevgi dolu yürektir. Başta Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek olmak üzere ülkenin her karış toprağına sevgi tohumları ekiyoruz. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, soluklanmadan ülkeyi birleştiriyoruz. Türkiye’yi Atatürk ile birleştiriyoruz. Ayrıca kan ve zulümden beslenen vahşi ülkelerin cehenneme çevirdiği komşu ülkelere Türkiye’nin sıcak yüzünü gösteriyoruz. Refah ve mutluluğu sadece Türk insanı için değil, bütün dünya için, bütün insanlık için talep ediyoruz.

Kahraman Vatan Partililer, Vatan Partisi’nin rotası; ebedi ve ezeli başkomutanımız, ölümsüz önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizmiş olduğu çağdaş ve aydınlık yoldur. Söz verdik, and içtik. Turgut Uyar’ın unutulmaz dizelerinde olduğu gibi hiçbir kuvvet bizi bu rotadan, bu yoldan bir milim bile saptıramaz. “O sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi… Ölüp ölesiye taşırız. O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan. Uğrunda asılırız.”

Vatan Partisi, ülkemizi kör karanlığın teslim alacağını sananları yeniden hayata bağlar. Vatan Partisi, tek dişi kalmış canavarlardan korkarak vatan savaşında tereddüt gösterenlere yeniden mücadele azmi kazandırır. Vatan Partisi hesap kitap yapar; ülkemizin geçmişten gelip geleceğe uzanan bütün değerlerinin ve zenginliklerinin farkındadır. Bu değerleri bilim ve stratejiyle buluşturur. Bu nedenle kendine güvenir ve topluma umut aşılar. Biz biliyoruz ki korku ve umutsuzluk bulaşıcıdır; oysa ki Vatan Partisi meydan okur: “Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm / Bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm / Gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm / Unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm.”

Atatürk şöyle der: “Hayattaki en büyük servetim Türk olarak doğmaktır.” Ben de Atam’dan esinlenerek şunu söylüyorum: Hayattaki en büyük servetim Türk olarak doğmak ve Vatan Partili olmaktır. Övünmek gibi olmasın ama Vatan Partiliyim. Vatan Partiliyim çünkü Vatan Partili bilge, çalışkan ve duyarlıdır. Çünkü Vatan Partili çağdaş, uygar ve bilinçlidir. Çünkü Vatan Partili ahlaklı, dürüst ve güvenilirdir. Çünkü Vatan Partili yiğit, yurtsever ve kahramandır. Çünkü Vatan Partili namuslu, vicdanlı ve onurludur. Çünkü Vatan Partili her devrin adamı değil, her devirde adamdır.

İşte bu tarihi kurultayımızı; vatan savaşından milli hükümete giden yoldaki bu en kutlu olayı partimize yakışır bir vakur ve disiplin içinde kutlayacağız. Misafirlerimizi, basın mensuplarını baş tacı edeceğiz. Birbirimize sımsıkı kenetlenerek, el ele, kol kola, gönül gönüle, kalp kalbe daha büyük başarılara yelken açacağız. Ülkenin makus talihini değiştireceğiz. Kahraman Vatan Partililer, bu kurultayımızda birlikte iktidara yürüyoruz. Kellemizi koltuğa, yüreklerimizi yumruklarımızın içine koyarak yürüyoruz. Yolumuzda pusuya yattıklarını, arkadan çelme taktıklarını bilerek yürüyoruz. Bilgiyle, bilinçle, inançla yürüyoruz. Namusumuz olan al bayrağımız için yürüyoruz. Atatürk devrimlerini tamamlamak için yürüyoruz. Her Vatan Partilinin gözünü kırpmadan canını feda edeceği vatanımız için yürüyoruz. Ülkenin gözyaşlarını dindirmek, vatan savaşını zaferle taçlandırmak için yürüyoruz.

Sevgili değerli arkadaşlarım; yolunuz ve bahtınız açık, gazanız mübarek, rüzgarlarınız insaflı olsun. Tanrı sizi korusun. Genel kurultayımız partimize ve ülkemize hayırlı ve uğurlu olsun. Saygılar sunuyorum. Yaşasın Vatan Partisi! O halde yürüyelim arkadaşlar.

Evet, Sayın Soner Polat’ın kongrede yapmış olduğu konuşmayı dinledik. Bu, Vatan Partisi’nin 10. kurultayıydı. Sayın Soner Polat, aynı zamanda 10. kurultayın divan başkanıydı ve bir divan başkanı olarak bu konuşmayı yapmıştı. Bu konuşma, açılış konuşması olması açısından çok önemli bir özetti. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek de bütün partililer gibi o konuşmayı dinlemişti. Hepimiz duygulanarak dinledik ve izledik. Duygulanmamak elde değil kıymetli izleyenlerimiz; hepimiz insanız ve o konuşmada verilen bütün mesajları içselleştirerek dinledik.

Sayın Perinçek, buyurun efendim.

“Hayatımda tanıdığım en mükemmel insan. Bakın, ‘en mükemmel insanlardan biri’ demiyorum, ‘en mükemmel insan’. Olağanüstü karakteri, bilgisi, birikimi, strateji dehası, halka bağlılığı, devrimci ahlakı, arkadaşlarına, eşine, silah arkadaşlarına ve parti yoldaşlarına olan sevgisi… O, olağanüstü bir insan. Böyle bir insan ancak Türkiye’den çıkar; Atatürk devrimini yaşamış, imparatorluklar birikimi olan, Barbarosları, Turgut Reisleri, Mustafa Kemal Atatürkleri içinden çıkarmış Türkiye’den çıkar. Sayın Aslan Korkmazcan, Genel Başkan Yardımcımız, bugün Sayın Soner Polat ile ilgili çok güzel bir değerlendirme yaptı: ‘Mehmetçik ruhlu amiral’ dedi. Hakikaten komutan Mehmetçik ruhlu olursa komutandır. Türk komutanının en önemli özelliği Mehmetçik ruhlu olmasıdır. O Mehmetçik ruhu; komutan birikiminin, komutan dehasının, komuta kabiliyetinin, cesaretin ve fedakarlığın özüdür.

Soner Polat, bu memleketin bağrından çıkmış, emekçi karakterinde, son derece alçak gönüllü bir insandı. Donanmada, Genelkurmay’da, İstihbarat Başkanlığı’nda, Komuta Akademisi’nde; her yerde Mehmetçik ruhluydu. Ama aynı zamanda çok üstün, eşi olmayan öncü niteliklere sahipti. Parti toplantılarımızda her zaman önümüzü açan, cesur biriydi. İnsanların söylemeye korktuğu şeyleri cesaretle söylerdi. ‘Aman bu bana küser, şu yan bakar’ gibi endişelerden, kaygılardan en uzak, gerçekleri gümbür gümbür söyleyen biriydi.

Bugün Cem Gürdeniz komutanımız da ifade etti; ‘Soner Polat ile evinde konuştuk, askerlikte de böyleydi’ dedi. ‘Bir açmazda kalsam, bir ışık arasam hemen ilk aklıma gelen Soner’i aramaktır, onda bulurum o ışığı’ derdi. Cem Gürdeniz komutanımız onun için; ‘Biz amiraliz, denizciyiz ama o aynı zamanda karacıydı ve havacıydı. Savaşın problemlerini havada, denizde, karada her yerde çözerdi’ dedi. Barlas Doğu abimiz de Mısır’a parti heyetiyle gittiğimizde tanıdığını, hayatında onun kadar efendi bir insan görmediğini söylemişti.

Gerçekten fikirlerini çok cesur söyler, hiçbir şekilde kırpmaz, biçmezdi. Nazikti ama fikirlerini asla yuvarlatmazdı. Partimiz bir duvarın önüne geldiğinde o duvarı yıkacak rotayı cesaretle ortaya koyardı. Partimizin bir sene sonra keşfedeceği konuları, bir buçuk sene evvelden ‘bunu böyle yapmamız lazım’ derdi. İzmir İl Başkanımız Rıfat Mutlu da onun gibi, partinin çoğunluğuna bakmadan, destek arayışına girmeden hep önde giden bir karakteri vardı.

Türkiye’de bir cumhurbaşkanı mı aranıyor? En iyi cumhurbaşkanı o olurdu. Türk ordusunu vatan savaşında yönetecek bir komutan mı aranıyor? Ondan daha müthiş bir komutan yoktur. Zayıflığı güce dönüştürecek, çıkmazları aşacak bir strateji dehasıydı. Vatan savaşı sürecinde Suriye ve Irak’a girişin devrimci bir eylem olduğunu, bunun bizi Suriye ile anlaşmaya da götüreceğini ilk o savundu.

O, ismine yakışan bir Mehmetçik ruhuna sahipti. Ama onu üstün komutanlık meziyetleriyle birleştiren bir Soner’di. Ve şimdi ‘Sonsuz Er’ oldu. O kadar müthiş bir iz ve ufuk bıraktı ki; o, sonsuza kadar binlerce ‘Soner’ yetiştirecek. Benim hayatımda duyduğum en büyük acı budur. Ama bu acıyı güce çevireceğiz. Onun arkadaşlığına layık olacağız. Binlerce yeni Soner yetiştireceğiz. Hepimiz biraz Soner olarak onun boşluğunu dolduracağız. O, en müthişti; en zekiydi.

Cem Gürdeniz komutanımızla birlikte ‘Mavi Vatan’ kavramını Türkiye’nin önüne koydular. Bu, basit bir bekçilik değil; Türkiye’nin geleceğinin denizlerde olduğunu ifade eden stratejik bir kavramdır. Anadolu toprakları denizlere açıldığında zenginleşmiş ve dünya uygarlığına katkıda bulunmuştur. Biz onunla beraber Çin’e, İran’a, Rusya’ya gittik. Uluslararası temaslarda onun disiplinini, ciddiyetini, zekasını ve Türkiye tarihine ufuk açıcı katkılarını bizzat gördüm. Özellikle Türkiye-Rusya ilişkilerinin tamir edilmesinde tarihi bir katkısı olmuştur.” Türkiye’de Vatan Partisi, Soner Polat’ın önderlik ettiği heyetle birlikte biz Türkiye’nin dostluğunun değerini yeniden anladık ve Vatan Partisi’nin bize telkinleriyle o dostluk çizgisine girdik. Şimdi siz de ifade ettiniz; Sayın Alexander Dugin’den bir mesaj elimize ulaştı. Değerli izleyicilerimize buradan okumak isterim:

“Bugün ben ve Türk dostlarım büyük bir acı yaşadık. Dostum, seçkin Türk vatanseveri, Vatan Partisi liderlerinden Amiral Soner Polat vefat etti. Onun hizmetlerini Türkiye’deki mücadele ve silah arkadaşları çok yakından biliyor. Ancak Rus uçağının düşürülmesiyle halklarımız savaşın eşiğine geldiğinde, Rusya ve Türkiye’nin yaklaşmakta olan çatışmadan kaçınmasında ne kadar önemli bir rol oynadığını herkes bilmeyebilir. Bizzat Amiral Soner Polat, gerginliğin en had safhada olduğu dönemde, bazı üst düzey emekli askerler ve Vatan Partisi yöneticileriyle birlikte, sorunun çözülmesinde bir başlangıç olan görüşmeleri yapmak üzere Moskova’ya gelmekten çekinmedi. Birçok açıdan bu görüşmeler; uçak provokasyonunun arkasında FETÖ’cülerin bulunduğunun anlaşılmasında, bu komplonun bizzat Erdoğan’a yönelik olduğunun idrak edilmesinde ve ardından darbecilere karşı başarılı ve kahramanca bir zafer kazanılmasında anahtar işlevi gördü. Amiral Soner Polat, Türkiye ve Rusya’nın yakınlaşmasını ve Avrasya İttifakı’nın kurulmasını sağlayarak tüm bu sürece faal olarak katıldı.

Amiral Soner Polat, uzun süren ağır bir hastalığın sonucunda hayatını kaybetti. Ancak hayatının sonuna kadar bir kez olsun bile savaş meydanını terk etmedi. Ölümle savaşırken dahi ateşli bir sevgi beslediği biricik vatanına, özgür ve bağımsız Türkiye’ye, Atatürk ilkelerine sadık kaldı. Soner Polat’ı ebediyete dek ateşli bir vatansever, strateji ustası, korkusuz ve dâhi bir insan olarak hatırlayacağım.”

Alexander Dugin de onu uluslararası ilişkiler toplantılarında tanıdı ve büyük bir entelektüel olarak Soner Polat’ı çok iyi anladı. Biz burada ne diyorsak, Moskova’da binlerce kilometre ötede aynı tespitler yapılıyor. Kendisi Uluslararası Avrasya Hareketi’nin başkanı ve Putin’e çok yakın bir isim; dünya dengeleri açısından çok önemli olan bir adamın Soner Polat için kurduğu cümleler çok şey anlatıyor. Soner Polat sadece Türk vatanseveri değil, aynı zamanda uluslararası ittifakları ve stratejiyi çok iyi bilen bir enternasyonalistti. “Vatan nasıl savunulur?” sorusuna; Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin veya Irak’ın kuzeyinde hangi ittifak ilişkileriyle en düşük maliyetle zafere gidilebileceğine doğru cevaplar veren büyük bir strateji ustasıydı.

Soner Polat, eşine, arkadaşlarına, silah arkadaşlarına, erlerine olağanüstü sevgisi olan bir komutandı. İnsan sevgisi ve mazlum milletlere duyduğu sempatiyle, tıpkı Atatürk gibi bir karakterdi. Onun bu değerini bir kez daha idrak ettik.

Mazlumların dili Türkçedir; Soner Polat’ın konuşmalarını dinlediğimizde, ne kadar haklı bir mücadele içinde olduğumuzu bir kez daha anlıyoruz. O, çok güçlü bir hatipti. Her cümlesi altın değerinde vecizelerden oluşan bir lider konuşmasıydı; salonun duygusunu, cesaretini ve inancını ayağa kaldıran, Türkiye tarihinin en unutulmaz konuşmalarından birini yapmıştır. Bir nevi şahin çığlığıydı.

Üç gün önce bir rüya gördüm; Soner Polat ayağında topu zıplatıyordu. “Komutanımız iyileşti” diye bağırırken, birden kartala dönüştü ve üstümüzde uçmaya başladı. Komutanımız artık kartal oldu.

Bugün büyük milletimizin büyük bir evladını kaybettik. Devlet adamlığının yitirildiği bir ortamda o, gerçek bir devlet adamıydı. Yalnızca Türk milleti değil, tüm insanlık büyük bir kıymetini kaybetti. Rus uçağının düşürülmesinden sonra, Türkiye ile Rusya savaşın eşiğindeyken, bunu önleyen komutan Soner Polat’tır. Russia Today televizyonuna çıkarak, bunun Türk-Rus ilişkilerini bozmak için yapılan bir komplo olduğunu tüm dünyaya ilan etti.

Öncü olmanın ne demek olduğunu hayatıyla ispatladı. Öncü; halk kitlelerinin ötesini gören, öngörüyle hareket eden, cesaret ve fedakârlıkla yalnız kalsa bile doğrusunu savunan kişidir. Atatürk de Kurtuluş Savaşı’nda benzer bir süreçten geçti. Soner Polat da “Milletvekilliğini Vatan Partisi üyeliğine değişmem” diyerek, makamdan ziyade davaya olan bağlılığını gösterdi. O, Türkiye gemisinde olmanın öncüsüdür. Sol çevrelerde “Ben bu gemide değilim” diyenlere karşı, Türkiye’nin çıkarlarını savunarak Rusya ile ilişkileri tesis etmiştir. O, kibar ve nazik olduğu kadar cesur bir komutandı. 17 kişilik küçük bir toplantıya dahi “5 kişi olsa da gelirim” diyerek katılan ve ayakta konferans veren, görev bilinci yüksek, örnek bir liderdi. “Belimde bir ağrı var,” dedi. “Zaman zaman yokluyor, onu tanımlayamıyorum.” “Bu ağrıyı göstermek, film çektirmek lazım,” dedim. “Tamam, hallederiz,” dedi. Ancak üzerinden yaklaşık 8-10 ay geçtikten sonra doktora gidildi. Başta teşhis konulamadı, bel fıtığı gibi şikayetler üzerinden gidildi. Maalesef kanser olduğu yanlış yerlerde arandı.

Toparlarsak şunu ifade etmek lazım: Komutanımız, Mustafa Kemal’in askeri ve devrimci subayı olmanın Türkiye’deki örneğidir; biricik örneğidir. Diğer komutanlara bakışımız da bu yöndedir. Yaşanan süreci, Ergenekon ve Balyoz davalarını, orada alınan tutumları incelediğimizde; Vatan Partisi’nin 2012-2013 yıllarında duvarları yıkıp Türkiye’nin önünü açtığı ve Türk ordusunu kurtardığı süreci görürüz. Daha partiye girmeden ilk kitabında, “Silivri duvarını Vatan Partisi yıktı ve Türk ordusunu Vatan Partisi kurtardı” diye açıkça yazmıştı. O cesaretle yürütülen mücadele, sonraki süreçte Rusya meselesinde de tayin edici bir örnek olmuştur.

Genel Başkanımız, Suriye-Mısır örneklerini ve Avrupa’daki, NATO görüşmelerindeki deneyimlerini anlattı. Amerikalı subaylara karşı ortaya koyduğu görüşler ve Türk subaylarının takındığı tavırlar, büyük bir birikimin ürünüydü. O dönemde Roma’da görevliydi ancak Genelkurmay İstihbarat Şube Başkanlığı yaptığı dönemde Amerikalılara karşı net tavır aldığı için mimlenmişti.

Sayın Üsküplü, Sayın Dugin’in söylemlerine baktığımızda, “uçak düşürme komplosunun bizzat Erdoğan’a yönelik olduğunun idrak edilmesi ve ardından Atlantikçilere karşı başarılı bir zafer kazanılmasında anahtar işlevi görmüştür” vurgusu son derece dikkat çekicidir. Sayın Erkan Önsel’in ifade ettiği gibi, “Vatan Partili olmak, bakan olmaktan daha değerlidir.”

Soner Polat, Vatan Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanı olarak gittiği Rusya’da bir Türk-Rus savaşını engellemiştir. Amerika’nın FETÖ’yü kullanarak giriştiği o komplo, sadece Tayyip Erdoğan’a değil, Türkiye’ye ve Rusya’ya karşı yapılmıştı. Uçak düşürüldükten sonra Türkiye ile Rusya bir çatışma içerisine girseydi, Suriye’nin kaderi bugün olduğu gibi olur muydu? Bugün Amerika Suriye’de yenilen, Türkiye, Rusya ve İran ise galip durumdadır. Avrasya’nın kuvvetleri galip gelmiştir ve bunda Soner Polat’ın etkisi küçümsenmemelidir.

Geçtiğimiz 5 yıla damga vuran “Vatan Savaşı mı, Saray Savaşı mı?” tartışmasında Soner Polat Amiralimizin olağanüstü katkıları olmuştur. Türk milletini ikna eden ve Türk ordusunun sağlam durmasını sağlayan tezler üretmiştir. “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” kitabı, askeri ve siyaset akademilerinde okutulması gereken bir başucu kitabıdır. Polat orada, herhangi bir stratejide üç unsurun (zaman, mekan ve kuvvet) esas olduğunu vurgular. Bugün aydın geçinen ancak 10 yıl öncesinin tartışmalarına saplanıp kalanların aksine, o, “Bugün, bu mekanda ve bu kuvvetle ne yapmalı?” diye soran, sürece müdahale eden bir liderdir.

15 Temmuz gecesi, darbenin ne olduğunu ilk anlatan Doğu Perinçek olmuş, hemen ardından Soner Polat devreye girmiştir. O gece bir konferanstan dönüyordu ve evine gitme imkanı yoktu; bir ilçe başkanımızın evinde konakladı. Defalarca telefonla görüştük, videolar çektik. Soner Polat herhangi bir subay değildir; Donanmanın altın generali ve Deniz Kuvvetleri Komutanı olabilecek bir isimdir. İstihbarat ve donanmadaki görevlerinden gelen tecrübesiyle, bu darbenin bir Amerikancı darbe olduğunu ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bunu ezeceğini anlatması çok önemliydi.

Soner Polat, Roma’da donanma ataşesi olarak görev yaparken Sovyetler Birliği dağılmıştı. Türkiye’nin NATO üyesi olması nedeniyle Batılılar bizi “mağlup” gibi karşılıyor ve masada Türkiye’yi parçalama planları yapıyorlardı. Polat’ın bu emperyalistlere karşı mücadelesi ta o yıllarda başlamıştı; bu yüzden de CIA’nın hedefine girdi. Bugün gurur duyduğumuz milli gemilerimizin, milli silahlarımızın temelleri, Soner Polat’ın Lojistik Daire Başkanlığı döneminde atıldı. Balyoz tertipleriyle hedef alınmasının en önemli nedenlerinden biri de bu milli duruşuydu.

15-16 Temmuz gecesi İstanbul’da, Bahçelievler’de arkadaşımızın evindeyken, kendisi doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki komutanları arayarak darbeyi ezmenin bir vatan görevi olduğunu anlatmıştır. Sadece beyanat vermemiş, TSK içerisindeki saygınlığını kullanarak bizzat harekete geçilmesini sağlamıştır. Rusya’daki görüşmelerde de Putin’in kurmaylarına, Türkiye’nin kararlı duruşunu ve PKK’nın kullanılması gibi projelerin geçersizliğini masaya yumruğunu vurarak anlatmıştır.

Kendisiyle yaptığım bir sohbette, Kuzey Makedonya isminin belirlenmesinde dahi stratejik bir akılla “her kuzeyin bir güneyi vardır” diyerek Makedon yetkililerin aydınlanmasını sağlamıştı. Soner Polat, sadece bir jeopolitik uzmanı değil; aynı zamanda doğru program, doğru mevzilenme, halka ve vatana bağlılık timsalidir. Yani böyle soğuk, Amerikalı da jeostrateji uzmanı olur. Başka Çinli de olur, Japon da olur. Ama o Türkiye mevzisinden bir jeopolitik strateji kuran bir insandı. Çok çok önemli; Türkiye mevzisine, yani o mevziye ölümüne bağlı olan birisiydi. Kitabında da bu çok anlaşılıyor. Türkçesi de harikaydı, konuşmalarındaki o Türkçenin güzelliğine bakın. Araya Nâzım Hikmet’ten şiirsel ifadeler, mısralar koyardı. Edebiyatla ve sanatla da ilgili bir komutanımızdı; bu çok önemli.

15 Şubat’ta Vatan Partisi’nin ismini aldığı kongreden sonra kendisinin bir daveti vardı. Galiba Şubat ayındaki o kongreyi evinden izlemiş. Ondan sonra beni telefonla aradı. “Çok mükemmel bir kurultay oldu,” dedi. “Derhal görev başına, Vatan Partisi’ne bir nefer olarak vazife alacağım,” dedi. İstanbul’a geldik, konuştuk. Biz 13 Mart’ta tahliye olduktan sonra onlar bir süre daha kalmıştı, oralarda görüştük. Hapisteyken devamlı haberleştik.

Çok enteresan bir şey anlatayım; bizim Yarbay Mustafa Dönmez var, belki o da izliyordur. O, Hasdal’dan geliyordu. Yani Silivri’deki Ergenekon mahkemesine Hasdal’dan gelen tek sanıktı. Bana, “Doğu Bey, komutanlar hep bize Hasdal’ı anlatıyor ama orada bir Soner Komutan var, bambaşka bir adam,” demişti. “İdeolojik duruşu, cesareti, vakarı hiçbirine benzemiyor,” diyerek Soner Polat’ı bana ilk Mustafa Dönmez anlattı. Cem Gürdeniz komutanımızla da mektuplaşıyorduk ama Soner Polat’ın o bambaşka duruşunu ilk Mustafa Dönmez’den duydum.

Sayın Önsel, sizin rozetini taktığınız anı hatırlıyorum, o kucaklaşma görüntünüz meşhurdur. Hatta bir Uçkun Genel hocamızı, şehit hocamızı kucaklayışınız vardır, onu da hatırlıyorum. Partiye girme sürecinde “bambaşka biri” diye ifade edilmesinin sebebi bence öncü olmasıydı. Savaşan, savaş sanatını bilen bir komutandı. Çinli Sun Tzu’nun teorisini hatırlarsak; savaş, politikanın silahlarla devamıdır. O, bu teoriyi çok iyi kavramıştı ve bu, bilimsel sosyalizmin savaş ve politika meselelerindeki teorik izahlarıyla birebir örtüşüyordu.

Bir imparatorluk savaşı nedir, vatan savaşı nedir, hangi kuvvetlerle birleşilmelidir, düşman kuvvetleri arasında nasıl ayrım yapılmalıdır; tüm bunlara çok vakıftı. Hayranlıkla dinlerdik. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde bu netlikte bir general, amiral görmedim; yazılı eserleri açısından da eşi yok. Bazı arkadaşları onu anlamasa da o kimseyle bozuşmazdı, “Ey silah arkadaşlarım, benim yaptığımı yapın,” diyerek örnek teşkil ederdi.

Lozan’daki duruşmaya da beraber gittik. Strasbourg’ta, o mahkeme kapısında basın toplantısı yaptık. Hatta mahkemeden sonra Frankfurt Offenbach’ta bir Türk-Alman kulübünün toplantısında birlikte konuştuk. Oradaki konuşması çok esaslıydı. Onun yazdığı, konuştuğu her şeyi toplayıp bütün eserlerini yayımlamalıyız.

2015 seçimleri öncesinde Aydın Doğan ile görüşmeye gitmiştik. Aydın Bey, Soner Polat gelmeden önce bana, “Doğu Bey, bugün televizyonda bir amiral çıktı, bu ne vukuf, bu ne müthiş adam! Hayran kaldım,” dedi. Soner Polat beş dakika sonra odaya girdiğinde Aydın Bey’e onun Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı olduğunu söyledim.

Osman Aydın Şahin bir anısını anlatmıştı; Aydın il başkanı iken Sındırgı’da 30 kişilik küçük bir kahve toplantısına gitmişler. Dönüşte üzülerek, “Komutanım kusura bakmayın, 30 kişi vardı,” demiş. Soner Polat ise, “Oradaki 30 kişiden 3 kişi söylediklerimizi kavrasa, Sındırgı’yı ayağa kaldırırdım. Ben o 3 kişiye konuştum,” diye cevap vermiş. Arşimet’in kaldıraç kanunu gibi; çok ufak bir kuvvetle çok büyük bir ağırlık kaldırıyordu.

Aday olduğu zaman hemen propaganda bürosuna geldi. “Ne yapacağız, nasıl en geniş kitleye ulaşacağız?” diye sordu. Sosyal medyayı anlattık, hemen hesaplarını açtı ve çok etkili kullandı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeyken “Çanakkale Destanı” belgeselinin senaryosunu yazmıştı; muazzam bir metindi. Her anını üreten, çalışan, millete ulaşmaya çalışan bir önderdi. Geçen hafta da bir kitap üzerine çalışıyordu; Türk Silahlı Kuvvetleri hakkındaki yazılarının derlemesiydi. Kaynak Yayınları bunu yakında yayımlayacaktır.

***

(Telefon Bağlantısı)

Sayın Mustafa Dönmez: Öncelikle milletimizin başı sağ olsun. O benim sadece abim ya da komutanım değildi, fikir arkadaşımdı. Keskin bir zekâya sahipti. Hasdal Cezaevi’nde yürüyüş esnasında yaptığımız, Türkiye’nin gelecekteki siyasi ihtimallerinin hesaplandığı sohbetler benim için çok değerliydi. Bilgi ve öngörüsünden faydalandığım en derin insanlardan biriydi. Sürekli umut taşıyan sözcüklerle konuşurdu. Sürekli kitap okur, memleket meselelerini sosyolojik açıdan tahlil eder ve sağlam teorilere dayanan fikirler üretirdi. Pek çok farklı konu hakkında üstünkörü, yüzeysel bilgi parçacıklarına sahip olan sıradan kişilerden değildi. Bir konuyu anlatmaya başladığında, aynı zamanda o konuyu karşısındaki kişiye sorgulatma yeteneği de vardı. Ona göre yeni şeyler söylemek, yeni bir dünya kurmak gerekliydi. Hayat üzerine ağırlaşmış ve yoğunlaşmış düşünceler taşırdı.

Soner Amiral ile ilgili en belirgin, dikkat çekici başka bir nokta da ülke ve dünya siyasetiyle ilgili geleceğe yönelik öngörüleriydi. Başlangıçta insana belki uçuk kaçık gelebilecek öngörülerin önemli bir bölümünün, bir süre sonra şaşırtıcı bir şekilde gerçekleşiyor olması hayret vericiydi. Uzun yıllar birlikte çalıştığımız süre içinde ben bunlara birebir şahitlik ettim. Fikir insanlarının bu kadar kesin ve isabetli bir şekilde ileriyi görebilmesi enderdir.

Soner Kulak’ın analiz yapma yeteneği sıra dışı ve eşsizdi. Bu özelliği politika belirlemede de faydalı olmalıydı. Düşünce cesareti doruklardaydı. Başta söylediğim gibi tekrar etmek istiyorum; ailesine taziyelerimi iletiyorum, milletimizin de başı sağ olsun. Bu gerçekten özel bir insandı.

(Sayın Demir, çok teşekkür ediyorum. Saygılarımızı sunuyoruz. İyi geceler komutanım, sağ olun.)

Evet Sayın Başkan, Sayın Perinçek; Hasdal’da birlikte yatmışlar, siz de vurguladınız. İlginç gelen bir cümlesi var: “Bazen ilk duyduğunuzda uçuk kaçık gelebilecek şeyler, daha sonra şaşırtıcı biçimde gerçekleşirdi.” Siz de buna vurgu yaptınız. Tabii ki düzen içindeki sıradan düşünceler değildi onunki, ufku açıktı. 2014 yılı öncesinde Türkiye’de 30 bin FETÖ’cünün hapse atılacağını kim düşünebilirdi? Birisi söylese “Bu adam uçuk kaçık” derlerdi. Veya Türkiye’nin, Amerika ve İsrail’in Fırat Kalkanı Harekatı ile kurduğu koridoru yaracağını kimse düşünemezdi.

Bugün çok enteresan bir şey öğrendim; Diyanet İşleri Başkanlığı bir bildiri yayınlamış. Vatandaşlara birtakım çevrelerin, belli örgütlerin adına para topladıklarını söyleyerek “Bunlara kesinlikle kanmayın, para vermeyin” diyorlar. Tarikatları ve cemaatleri hedef alan bir bildiri bu. Soner Polat, Türkiye’nin buralara gideceğini o günlerden görüyordu. Biz daha hapislerdeyken o duvarları yıkacağımızı, Türkiye’nin önünün açılacağını, Türkiye’nin Amerika’ya kafa tutacak bir birikime sahip olduğunu, dinamiklerinin ve mecburiyetlerinin Türkiye’yi buraya getireceğini o zamandan görüyordu.

Sayın Mustafa Dönmez komutanımız “Uçuk kaçık sanarlardı ama daha sonra onlar olurdu” diyor. Çünkü geleceği gören bir insandı. Sistem içindeki insanlar geleceği göremez; çünkü her şey değişir. İşte o değişenleri ve Türkiye’nin dinamiklerini iyi hesap eden, umutlu, geleceğe başarıyla bakan bir insandı. Karamsarlığı yoktu, o bakımdan çok önemliydi.

“Umuda kurşun işlemez.” O şiirdeki vurguyu kongre konuşmasında da söylemişti. “Umuda kurşun işlemez gülüm.” O sözü özellikle çizmişti, sanırım Nâzım’ın sözüydü. Edebiyata meraklı, roman ve şiir okuyan bir komutanımızdı. Onun askerlik hayatını, donanmadaki görevlerini kimden dinlesek; karacılar, havacılar, denizciler hepsi onun hakkında “bambaşka bir insan” diye konuşurdu.

Sayın Üsküplü, bir hatıranızdan bahsetmiştiniz, izleyicilerimizle paylaşmanızı rica ederim.

Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı iken özel bir sohbetimizde bana “Aydınlık okumadan toplantılara girmezdim” demişti. Türkiye’nin güvenliğinin tartışılacağı, pek çok daire başkanının ve yetkilinin bulunduğu o toplantılara Aydınlık okumadan girmezdim, demişti. Yıllardır Vatan Partisi’ni ve İşçi Partisi’ni takip ettiğini zaten ifade etmiştik. Bu konuda hiçbir tabusu, taassubu veya bağnazlığı yoktu.

Sayın Özel, tam milletvekilliği adaylığı döneminde kalmıştık. Her yerde sıra tartışması olur, oysa komutanımız eşi benzeri olmayan bir insandı. “Şu sırada olacağım, üç olacağım, bir olacağım” tartışmalarına asla girmezdi. Milletvekili olması meselesini biz söylediğimizde önce “Orada şu isimler var” dedi. “Komutanım, olsun; ama bu isimlerle mukayese yaptığımızda parti ve milletin menfaati açısından siz burada olmalısınız” dedik. Öyle ikna oldu.

Her çalıştığı yerde derin izler bırakmıştır; o izleri kazıyıp çıkaramazsınız. Çeliğe yazmak gibi… Amerikalı subaylarla olan sürtüşmelerini anlattığında Türkiye’yi savunmadaki gururu gözlerinden okunurdu. Anti-emperyalistti, boyun eğmezdi. Bugün o komutanlar konuşamıyor, nasıl bir değerin kaybedildiğini biliyorlar. Arkadaşlara telefonda söyledim: “Ağlayın; ağlamak insani bir şeydir, tutmayın kendinizi.”

Soner Polat komutanımızı zaman içerisinde, daha ilerleyen günlerde parti olarak yeniden keşfedeceğiz. Bu konuşmaları bütün Türkiye’ye ve partiye mal edeceğiz. Onun 10. Kurultay’da yaptığı açış konuşmasını, çok büyük bir levha halinde yeni genel merkezimizin giriş salonuna asacağız. Ayrıca önümüzdeki 11. kurultayımıza “Soner Polat Kurultayı” adını vereceğiz.

Cenaze töreni çarşamba günü saat 13.00 civarında, öğle namazını müteakiben Levent Camii’nde olacak. Levent metrosuna çok yakın, yürüme mesafesinde. Metroda “Levent” durağında ineceksiniz, 1. Levent çıkışını kullanacaksınız. İstanbul dışından gelecek vatandaşlarımızı da bekliyoruz. Türk milletinin ve insanlığın büyük komutanını sonsuzluğa hep birlikte uğurlayacağız.

Bu arada bir özür borçluyum; ismi biraz önce aklıma gelmemişti, eski Deniz Kuvvetleri Komutanımız Eşref Uğur Yiğit. Ergenekon ve Balyoz davalarına karşı çok sert çıkışları olmuştu. Bir cenaze töreninde, “Bize suikast yapıyor diye tutuklanan arkadaşlarım, bizler için öne atılıp kendilerini siper eden, ölüme atlayan kahraman insanlardır” demişti.

Son olarak, kendisi bir donanma subayıydı ama bir Genelkurmay Başkanı potansiyeli taşıyordu. Kara kuvvetleri geleneği hakim olsa da, çok sayıda generalden “Türkiye’de deniz subayı olarak ilk Genelkurmay Başkanı olacak adamdı” diye duymuşumdur. Cem Gürdeniz komutanımız da “Bir amiral olmasına rağmen, ülkemizde onun kadar karadaki savaşı bilen eşsiz birikime sahip bir başkası yoktu” demişti. O, rota çizen bir komutandı.

Bir de şapka hikayemiz vardı; cezaevindeyken bir şapka yaptırmışlardı, Ulusal Kanal’daki bütün sunuculara göndermişlerdi. O şapkayı taktıktan sonra “Onlar çıkana kadar bu şapkayı çıkarmayacağım” demiştim. Çıktığı gün de yayında Harbiye Marşı eşliğinde, şapkayı sallayarak selamlamıştım. Bir pusula hediye etmişti, o da evde duruyor. Pir-i Reis hatırası gibi bir şey olmuştu. Onu tarihteki herhangi bir büyük insanla tanımlamak hatadır; Soner Polat, kendine has özel bir kimliktir. Başka bir kimlikle onu anlatmamız mümkün değildir. Biraz önce anlattığınız o şapkayla ifade ettiğiniz süreç; bizim Ergenekon ve Balyoz tertibini yıktığımız süreçtir, Silivri duvarlarını yıktığımız süreçtir. Soner Polat’ın “Yeniden Kazanmak” isimli bir kitabı var. O kitapta, 3-4 sayfa içerisinde çok güzel ifade ettiği bir şey var: “Bu Silivri duvarlarını yıkarak Vatan Partisi, Türkiye’nin tarihini değiştirdi.” diyor. İşte Soner Polat’ın da aslında tarihini değiştiren önemli bir olgudur bu; Vatan Partisi’nin Silivri duvarlarını yıkması. Türkiye tarihini değiştiren, bundan sonrasını da değiştiren önemli bir süreç, önemli bir mücadele.

Soner Polat’ı tanımlarken “görev alan önder” diyebiliriz. Görev almaktan çekinmeyen, görev almaktan korkmayan, sorumluluk almaktan korkmayan, yük almaktan korkmayan bir önder… Yine İstanbul İlk Kurultayı’nda yaptığı bir konuşmada, “Üzerinize ne kadar yük alırsanız, o kadar dolu dolu, o kadar güzel yaşarsınız.” demişti. Görev almak… Soner Polat bize büyük bir miras bıraktı, bütün millete büyük bir miras bıraktı. Herkesin Soner Polat’tan alacağı bir miras, herkesin alacağı bir görev var.

Gelen mesajlar çok önemli; tüylerimizi diken diken eden mesajlar geliyor. Büyük bir duygu seli var. Telefonlarımızda insanlar ağlıyor, anlatamıyorlar da, ağlamaktan ne yapacaklarını bilmiyorlar. Çeşitli siyasi görüşlerden insanlar… İşte, “Milleti birleştiren bir lider” dediler. Soner Polat milleti birleştirmeye devam ediyor. Dolayısıyla hepimize düşen görevler var. Burada değerli komutanlarımızın, milletimizin, bizlerin ve Vatan Partililerin alacağı görevler var. Konuşmalarını hep, “Atatürk devrimini tamamlayıncaya kadar” diye bitirirdi. Demek ki biz de Soner Polat’a söz veriyoruz: Atatürk devrimini tamamlayacağız. Üreten ve birleşen Türkiye’yi kuracağız; üzerimize düşen görev budur. Belki bir Soner Polat daha çıkmayacak, belki yeni bir Soner Polat olmayacak ama hep beraber yaratacağımız kuvvetle Soner Polat’ın amacını, hayatını verdiği amacı hep birlikte gerçekleştireceğiz.

Önümüzdeki Vatan Partisi Genel Kurultayı, Amiral Soner Polat Kurultayı olacak. Amiral Soner Polat Kurultayı, Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir kurultay olacak. Olağanüstü fırsatlar dönemindeyiz. Bu kurultaylarda Türkiye’nin öncülerinin ayağa kalktığını göreceğiz. Soner Polat önemli bir deha, muazzam bir insan, olağanüstü bir insandı. Ama Soner Polat, Vatan Partili olarak o olağanüstü insan vasıflarını daha da kuvvetlendirdi ve bunu en çok kendisi söylüyordu: “Örgütlenerek, bir mücadelenin parçası olarak ve yük alarak; yük almaktan korkmayarak, omuzlarımıza yükler yüklemekten korkmayarak yaşamamız gerekir.” Bıraktığı miras budur, benim Soner Polat’tan aldığım miras budur.

Ağlamakla ilgili hem Erkan arkadaş temas etti hem de Serdar arkadaş söyledi; herkes ağlıyor. Yine böyle acılı bir gündü. Supi Karaman da eşsiz bir subaydır. Yani Mustafa Kemal subayıdır. Hatta bana derdi ki: “Harp okulundayken Mustafa Kemal’i kıskanırdım.” Türk subayı budur; Mustafa Kemal’i kıskanıyorsa, o iddiada ve kendine o güvende olan Türk subayıdır. İşte yine böyle acılı bir günde, asansörde Süpi abiyle beraberken dedi ki: “Doğu bak, Avrupalılar ağlamayı bilmez. Biz Asyalılar ağlamayı biliriz. Avrupalılarda insanlık zayıftır, Asyalılarda insanlık vardır. Hintliler, Çinliler, Orta Asyalılar, Türkler, Ruslar; bunlar ağlamayı bilir.” Onu da unutmuyoruz, Süpi abiyi de saygıyla anıyoruz. O da olağanüstü bir abimizdi.

Şimdi izleyicilerimizden gelen birkaç mesajı okuyayım izninizle. Mustafa Yaşar Karakütük, İsviçre’den mesaj göndermiş; “Polat amiralimizin vefatından dolayı başsağlığı dileklerimi sunuyorum.” diyor. Geçen Maraş’ta onun köyüne gittik, o da oradaydı. Hacı Bektaş Aykut, Vatan Partisi Bursa İl Başkanı; “Hayattaki en büyük servetim Türk olmak ve Vatan Partili olmaktır. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verdiği onurlu mücadelemize devam edeceğiz. Vatan savunmasının rotasını çizen büyük bir kahraman ve devrimciydi. Hasan Yalçın sadakatiyle Soner Polat dehasını birleştiren mücadelemizi büyüteceğiz, partimizi iktidara taşıyacağız.” diyor. Kastamonu’dan Mustafa Önsavaş isimli izleyicimiz; “Türk dünyasının başı sağ olsun. Çok derin üzüntülerle öğrendim, Allah yar ve yardımcısı olsun.” mesajını iletmiş.

Bu mesajların dilinden de aslında Serdar Üsküplü’nün açtığı yoldan gideceğiz. Bu kurultay, yani 11. Kurultay, Sayın Soner Polat’ın da adını taşıyarak toplumun her kesimine seslenen ve oralarda heyecan ve yankı yaratan bir komutanımızı anacak. Hem sosyalist sola, hem emekçi kesime, hem muhafazakâr kesime, hem milliyetçi kesime; o kucaklayıcı ve zaten hep onlar için strateji, program ve taktik üreten bir insandı. Van’dan Trakya’ya, Kırklareli’ne, Edirne’ye kadar bütün Türk milletini kucaklayan, siyasette üreten bir insandı. Ülkücüler, milliyetçiler, muhafazakârlar; dine bağlı olan ya da olmayan her kesimde Atatürkçü fikirleri yankılanıyordu. Bir Türkiye lideriydi.

Yeni bir dönemden bahsediyoruz çünkü bütün dünya bundan bahsediyor. Bu yeni dönemi en önce kavrayan isimlerden biri olarak anlattık Sayın Soner Polat’ı. Kurultaydan sonra bu süreçte öyle görünüyor ki, dünya çapında Çin’den Kore’ye kadar bir Vatan Partisi rüzgârı esiyor. Haberiniz olsun. Güney Kore diplomatları, büyükelçilik mensupları “Türkiye’de bu kadar etkili, o gücü hangi birikimle elde ettiniz?” diye bizimle görüşmek istiyorlar. 50 yıla, yarım asra yakın bir zamandır kesintisiz olarak verilen büyük bir mücadelenin çiçekleri açıyor. Batı dünyası da “Doğu Perinçek ve Vatan Partisi Türkiye’yi yönetiyor” diyor.

Bu, öncü bir partinin “zamanı gelen fikri”dir. Fikirden kastımız program ve siyasetlerimizdir. Bu öyle büyüyecek ki sinerjik bir etkiyle; 1+1=2 değil, 2×2=4, 4×4=16… Öyle bir büyüklüğe ulaşacak. Öncü partiler, Mustafa Kemal Paşa’nın çizgisi de böyledir; biriktire biriktire, halk kitleleri nezdinde sınayarak büyürler. Halk kitleleri kolayına sizin peşinize gelmez; yatırır sağa, yatırır sola, bakar, tartar… Güven oluşur ve o güven desteğe dönüşür. Vatan Partisi işte o noktaya gelmek üzere.

Soner Komutanımız o büyük program, strateji ve taktiksel meselelerde partiye yol gösterici katkılar yaptı. Vatan Partisi’nin başarısı budur. Hepimiz sonuçta partiden öğreniyoruz. Şimdi Soner Polat gibi dünya çapında öncülerimiz var; bu parti onları buldu, onlarla birleşti. Bizim kurultayımız, Genel Başkanımızın da söylediği gibi, Türkiye’yi sarsacak bir kurultay olacak. Parti dışındaki insanlar, bizim yanımızda ve yakınımızda duranlar, bu ölümlerden ve bu önderliklerden etkilenerek gelecekler. Son nefesine kadar partiyle gurur duyan bir önderlik mücadelesi… Göreceksiniz, Soner Polat Kurultayı’nda Türkiye’nin çok esaslı öncü birikimi gelip partiye katılacak.

Bir şeyin aslı varken kopyası tercih edilmez. Türkiye’de bugün aslı olan şey Vatan Partisi, onun programı ve onun iktidar olma zorunluluğudur. Biz mevcut hükümetin olumlu yanlarını eleştiriyoruz, destekliyoruz, ayakta durmaları için “şöyle yap, böyle yap” diyoruz; bunu Türkiye’nin menfaati için yapıyoruz. Ama biz aynı zamanda iktidar alternatifiyiz. Biz kendi programımızın hayata geçmesi için ve bu programın Türkiye’yi kurtaracak tek program olduğunu ispat için yaşıyoruz.

Soner Polat Amiralimiz bu programın öncüsüdür; uzlaşmayan, boyun eğmeyen, yakın arkadaşıyla bile olsa “yanlış düşünüyorsunuz, böyle yapmak lazım” diyen devrimci bir öncüdür. Göreceksiniz, önümüzdeki birkaç yıl Türkiye’nin makûs talihinden çıkış süreci olacak. Tayyip Erdoğanlar artık Türkiye’yi tek başına yönetemiyorlar. Onların da içinde yer alacağı, onlarsız da olmayacak bir milli hükümeti inşa edeceğiz. Kuvvetimizi 50 yıllık o büyük tarihsel perspektiften, Atatürk’ün programından alıyoruz. Türkiye öncüsünü çıkardı, şimdi bunun millet tarafından benimsenmesi dönemine girdik.

Sayın Üsküplü, sizin de son sözlerinizi alalım.

Serdar Üsküplü: “Erkan Bey’in bıraktığı yerden devam etmek isterim. Soner Polat Amiralimizin Aydınlık gazetesinde ‘Strateji nedir?’ üzerine çok güzel bir yazısı vardır. Zaman ve mekân meselesiyle ilgili; ‘Uygun mekânda ve yeterli kuvvet bulunsa bile zaman uygun değilse sonuç alınamaz’ der. Zamanın ruhunu kavramak meselesidir ve aramızda belki de zamanın ruhunu en iyi kavrayan önderimiz Soner Polat’tır. Benim onu tanıdığım 5 yıl içerisinde, partimizde görev yaptığı bu süreçte zamanın ruhunu ilk günden itibaren kavramıştır. Atlantik sürecinin bittiğini, yeni çağın Avrasya çağı olduğunu, Türkiye’nin bu yeni Avrasya’da ayağa kalkacağını en güzel ifade eden isim olmuştur.

Vatan savaşı ve saray savaşı mücadelesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ordusunu savunan en ön safta tutum almıştır. Kendisi dışlandığı, emekli edildiği halde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni en ön mevzide savunmuştur. Kuvvet olmadan hiçbir değişikliğin yapılamayacağını, bu kuvvetin de Türk Silahlı Kuvvetleri olduğunu her zaman ifade etmiştir. HDP kapatılsın mücadelesinde, teröre karşı zaferin nasıl kazanılacağı noktasında da hep en önde olmuştur. Vatan Partisi, önümüzdeki Amiral Soner Polat Kurultayı’nda onun gibi netleşerek, süreci ve zamanın ruhunu kavrayarak büyüyecek. Türk milletinin ayağa kalkacağı bu olağanüstü fırsat döneminde üzerimize aldığımız görev budur.”

Evet Sayın Üsküplü, çok teşekkür ediyoruz. Sayın Perinçek, bugün Sayın Hasan Yalçın’ı kaybettiğimizde 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı hemen kutlayacaktık. Siz, “29 Ağustos’ta ölmüştü,” demiştiniz. O zaman yaptığınız konuşmayı hiç unutmuyorum; “Sana zaferler yakışır güzel kardeşim” demiştiniz. Yine duygulanmıştınız, konuşmanız öyle bitmişti. Şimdi Soner Polat’ı da kaybediyoruz. Uluslararası düzeyde bir devlet adamı demiştik, onu da hep hatırlayacağız. 1 Ekim’den bir gün önce hayatını kaybetti. Büyük Çin Devrimi de 1 Ekim tarihine denk geliyor. Dünya devrimleri açısından önemli bir tarih olduğu için söylüyorum; ne tesadüf ki böyle büyük insanları, büyük günlerin hemen öncesinde anıyor ve birleştiriyoruz.

Sizin de son duygularınızı alabiliriz efendim.

Büyük, tarifi mümkün olmayan bir kayıp. Fakat aynı zamanda Türkiye onu kazandı. Türk milleti, Türk ordusu ve Vatan Partisi içinden bir Soner Polat çıkardı. O, önümüzde bir ışık, bir örnek. Mükemmel bir devrimci; en mükemmel asker, en mükemmel Vatan Partili. Bize hep bir ışık, bir örnek bıraktı. Onun gibi olmaya çalışacağız. Soner Polat gibi cesur olacağız; zamanın ruhunu anlayacağız, fırsatı değerlendireceğiz, dayanıklı olacağız ve direneceğiz. Soner Polat gibi üstün taktik kabiliyetimiz olacak, manevra yapabileceğiz. Onun gibi vicdanımız olacak; o vicdan hiçbir şekilde boyun eğmeyecek. Soner Polat gibi diyerek hepimiz kendimizi yetkinleştirmek durumundayız. Bize olağanüstü bir model bıraktı; ona bakarak kendimizi düzelteceğiz, eksiklerimizi ve yetersizliklerimizi göreceğiz.

Burada abartmıyorum; ölenlerin arkasından sadece parlak sözler söylenir, ben o anlayışta değilim. Kaybedilen insanların arkasından eksikleri, zaafları da söylenir ama burada konuştuklarımız Soner Polat’ın arkasından söylenen eksik sözlerdir. Tarifi mümkün olmayan bir insanı yitirdik ama bir yandan da kazandık. Onun tecrübeleri, birikimleri yaşıyor. Fiziki varlığını kaybetmiş olsak da manevi, kültürel bir varlık olarak; cesaret, vicdan ve zeka olarak yaşayan bir Soner Polat var. O “Sonsuz Er”dir.

Evet, Sayın Perinçek çok teşekkür ediyoruz. “Sonsuz Er” dediniz; gerçekten çok güzel. “Bilinçlere demir attı” dediniz. Bugünkü acımızı bu şekilde tarif ediyoruz. Sayın Erkan Öz ve Sayın Üsküplü, sizlere çok teşekkürler.

Kıymetli Ulusal Kanal izleyicileri, ben çocukluğumdan hatırlarım; vefatların ardından Rumeli’nde de, Anadolu’da da tesbih muhabbetleri olurdu. Evlerde toplanılır, taziye çadırları kurulur; o ilk akşam anılar yâd edilirdi. Bir bakıma biz bugün Ulusal Kanal ekranlarında bir tesbih muhabbeti yapmış olduk. O sohbetlerden akıllarda kalan şeyler olurdu. Çocukluğumdan beri hep, “Acaba o toplantının ana fikri nedir?” diye düşünürdüm. Şunu bir kez daha kavramış oldum: Bundan böyle nerede bir kartalın kanat çırpışını duysam, nerede bir şahin çığlığı işitsem ya da Sayın Perinçek’in rüyasını hatırlasam —hani “Top oynuyordu Soner Polat, top sektiriyordu; birden kartal oldu, uçuverdi” demişti ya— işte o an hep bu konuşma gelecek aklıma.

Bir ek yapayım. Biraz evvel Sayın Avukat Faik Işık geldi ve şunu söyledi: Ömer Bey isimli bir hocamız, cenazelerden sonra sıradan, ezbere konuşmalar yapılmasının yanlış olduğunu belirtmiş. Hz. Muhammed, “Ölenleri en iyi tanıyanlar çıksınlar ve onların meziyetlerini, güzelliklerini, üstünlüklerini ve bize örnek olan yanlarını anlatsınlar” buyurmuştur. Herkesin arkasından aynı kalıplarla konuşmamalıyız. O insanı yaşatmaya, örnek yanlarını kuşaktan kuşağa aktarmaya çalışıyoruz. Değerli izleyiciler, o büyük konuşmayı, o “altın konuşmayı” dinleyelim. Bu programın son sözü o olsun.

***

“Komutanım, önünüzde saygıyla eğiliyoruz. Kahraman vatan evladı, sevgi ve saygıyla selamlar; özlem, coşku ve dostlukla kucaklıyorum. Ülkemizin Sırat Köprüsü’nden geçtiği bu olağanüstü dönemde yapılan 10. Genel Kurultayımıza, bu tarihi şölene hoş geldiniz, şeref verdiniz. Ayrıca, coşku ve heyecan dolu bu mutlu günümüzde, Vatan Partimizin bu bayram gününde bizleri yalnız bırakmayarak mutluluğumuzu paylaşan, kurultayımızı onurlandıran yerli ve yabancı partilerin seçkin temsilcilerine, değerli basın mensuplarına huzurlarınızda içtenlikle teşekkür etmeyi kutsal bir borç addediyorum.

Bütün Türkiye şu yalın gerçeği çok iyi öğrendi: Vatan Partisi; namus, emek ve vatan kavgasının verildiği kutsal bir ocaktır. Vatan Partisi Nusret’tir; 57. Alay’dır; Hasan Tahsin’in attığı ilk kurşundur; Bandırma Vapuru’dur; Kocatepe’dir. Değerli yurtseverler, Vatan Partisi; Şehit Kubilay’ın temiz kanıdır. Girne, Magosa, Sur, Silopi, El-Bab’da şehit düşen Mehmetçik’tir. Vatan Partisi; dünü bugüne, bugünü yarına bağlayan altın kemerli köprüdür. Vatan Partisi; ülkemizin dünü, bugünü, yarınıdır. Düşmanın hayasızca akınına göğsünü siper edenlerin girdiği yıkılmaz mevzidir. Vatan Partisi; Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünün teminatı, sigortasıdır. Bu nedenle göğsümü gere gere, gururla haykırmak istiyorum ki Vatan Partisi’nde sade bir nefer, sade bir üye olmak; Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde mebus olmaktan, vekil olmaktan çok daha değerli, çok daha önemlidir.

Fethullahçı ihanet çetesinin Türkiye’de sızamadığı tek kurum Vatan Partisi’dir. Çünkü pırıl pırıl, tertemiz vatan bahçesinde hormonlu, genetiği bozulmuş tohumlar yeşermez. İşte görüyorsunuz; sapla samanı, ehem ile mühimi birbirine karıştırıyorlar. Bu karanlık günlerde Vatan Partisi bütün ülkeyi birleştiriyor; milleti ayrıştıran bütün politikalara gövdesini siper ediyor. Kutup yıldızı gibi rota çiziyor, yön veriyor, yol gösteriyor.

Sorumsuz politikacılar ve sorumsuz partiler maalesef ülkemizde bir fetret devri başlattı ve çok geçmeden bu fetret devri nefret devrine dönüştü. Ama biz Vatan Partililer şunu çok iyi biliyoruz ki; neyiniz olursa olsun, eğer sevgi dolu bir yüreğiniz yok ise hiçbir şeyiniz yok demektir. İşte Vatan Partisi, ülkedeki o sevgi dolu yürektir. Başta Sayın Genel Başkanımız Doğu Perinçek olmak üzere ülkenin her karış toprağına sevgi tohumları ekiyoruz. Bıkmadan, usanmadan, yorulmadan, soluk almadan ülkeyi birleştiriyoruz. Türkiye’yi Atatürk ile birleştiriyoruz. Ayrıca kan ve zulümden beslenen vahşi güçlerin cehenneme çevirdiği komşu ülkelere Türkiye’nin sıcak yüzünü gösteriyor; refah ve mutluluğu sadece Türk insanı için değil, bütün dünya ve bütün insanlık için talep ediyoruz.

Vatan Partisi’nin rotası; ebedi ve ezeli başkomutanımız, ölümsüz önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çizmiş olduğu çağdaş ve aydınlık yoldur. Söz verdik, and içtik! Tıpkı Attilâ İlhan’ın unutulmaz dizelerinde olduğu gibi hiçbir kuvvet bizi bu rotadan, bu yoldan bir milim bile saptıramaz: ‘O sözler ki kalbimizin üstünde dolu bir tabanca gibi / Ölüp ölesiye taşırız / O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan / Uğrunda asılırız.’

Vatan Partisi, ülkemizi kör karanlığın teslim alacağını sananları yeniden hayata bağlar. Vatan Partisi, tek dişi kalmış canavarlardan korkarak vatan savaşında tereddüt gösterenlere yeniden mücadele azmi kazandırır. Vatan Partisi hesap kitap yapar; ülkemizin geçmişten gelip geleceğe uzanan bütün değerlerinin, zenginliklerinin farkındadır. Bu değerleri bilim ve stratejiyle buluşturur. Kendine güvenir ve topluma umut aşılar. Biz biliyoruz ki korku ve umutsuzluk bulaşıcıdır; oysa Vatan Partisi meydan okur: ‘Düşmezse düşmesin yakamızdan ölüm / Bizim de üstümüze güneş doğacak gülüm / Gülüşüne bir kurşun sıksa da ölüm / Unutma ki umuda kurşun işlemez gülüm.’

Atatürk şöyle der: ‘Hayattaki en büyük servetim Türk olarak doğmaktır.’ Ben de Atamdan esinlenerek şunu söylüyorum: Hayattaki en büyük servetim Türk olarak doğmak ve Vatan Partili olmaktır. Övünmek gibi olmasın ama Vatan Partiliyim! Vatan Partiliyim çünkü bilge, çalışkan ve duyarlıyım. Çünkü çağdaş, uygar ve bilinçliyim. Çünkü ahlaklı, dürüst ve güvenilirim. Çünkü yiğit, yurtsever ve kahramanım. Çünkü namuslu, vicdanlı ve onurluyum. Çünkü ben her devrin adamı değil, her devirde adamım!

İşte bu tarihi kurultayımızı, vatan savaşından milli hükümete giden yoldaki bu en kutlu olayı, partimize yakışır bir vakur ve disiplin içinde kutlayacağız. Misafirlerimizi, basın mensuplarını baş tacı edeceğiz. Birbirimize sımsıkı kenetlenerek, el ele, kol kola, gönül gönüle, kalp kalbe daha büyük başarılara yelken açacağız. Ülkenin makûs talihini değiştireceğiz.

Kahraman Vatan Partililer, bu kurultayımızda birlikte iktidara yürüyoruz! Kellemizi koltuğa, yüreklerimizi yumruklarımızın içine koyarak yürüyoruz. Yolumuza pusu kuranları, arkadan çelme takanları bilerek yürüyoruz. Bilgiyle, bilinçle, inançla yürüyoruz. Namusumuz olan al bayrağımız için yürüyoruz. Atatürk devrimlerini tamamlamak için yürüyoruz. Her Vatan Partilinin gözünü kırpmadan canını feda edeceği vatanımız için, vatan savaşını zaferle taçlandırmak için yürüyoruz. Sevgili yol arkadaşlarım; yolunuz ve bahtınız açık, gazanız mübarek, rüzgârlarınız insaflı olsun. Tanrı sizi korusun. Genel kurultayımız partimize ve ülkemize hayırlı ve uğurlu olsun. Saygılar sunuyorum. Yaşasın Vatan Partisi!”

Paylaş