Çıkış Yolu • 07.10.2019

Çıkış Yolu • 07.10.2019

Büyük Milletimiz, iyi akşamlar. Çıkış Yolu programına hoş geldiniz. Evet, her pazartesi olduğu gibi bugün de Çıkış Yolu programıyla sizlerle birlikteyiz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek sorularımızı yanıtlayacak; gündemi değerlendirecek. Kıymetli izleyenlerimiz, gündem elbette yoğun. Hiç vakit kaybetmeden hemen sohbetimize başlayalım, çünkü konuşacak çok önemli meselelerimiz var. Sayın Perinçek, hoş geldiniz.

— Hoş bulduk, merhaba.

Evet, değerli izleyicilerimiz, malum ABD Başkanı Trump’tan açıklamalar geliyor. Türkiye’nin özellikle Fırat’ın doğusuna yönelik operasyonu eli kulağında; bunu biliyoruz artık. Trump bugün bir tweet serisi attı ve dikkat çekici ifadeler kullandı. Arkadaşlarımdan rica edeyim, ekrana versinler.

İngilizcesi yukarıda, ben size Türkçesini aktarayım: “Daha önce de belirttiğim gibi ve sadece yinelemek gerekirse, Türkiye benim yaptığım her şeyi, benim büyük ve eşsiz bilgeliğimin sınırlarını aşmayı düşünürse, Türkiye ekonomisini tamamen imha edip yok edeceğim. Daha önce de yaptım. Avrupa ve diğerleriyle birlikte dikkat etmeliler.”

Sayın Başkan, Trump böyle demiş.

— Trump olsa olsa Amerika ekonomisini imha edebilir, yok edebilir. Trump’ın gücü ancak Amerika’yı yok etmeye yeter, Türkiye’yi yok edemez. Amerika Birleşik Devletleri Batı Asya’da yenildi. Türk Silahlı Kuvvetleri, Amerika’ya rağmen aslanlar gibi Fırat’ın doğusuna girmeye hazırlanıyor. Zaten daha önce Fırat Kalkanı Harekâtı’yla, 24 Ağustos 2016’da Türk ordusu Amerika-İsrail koridorunu yarıp geçmişti. O zaman imha edemedi, şimdi mi imha edecek? Daha sonra Türk ordusu Zeytin Dalı ile Afrin’e girdi, Trump’ın piyonlarını yerle bir etti, yok etti. Bütün o bölgeyi temizledi; içeride de hendeklere gömdü Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polisi PKK’yı.

Sonuç itibarıyla IŞİD de Türk ordusu tarafından çok ağır yıkıma uğratıldı. Suriye Devleti’nin silahlı mücadelesi Amerika’nın amaçlarının önünü kesti. Amerika başarısız oldu; silahla geldi, şimdi silahla gönderiliyor. 1991’de Irak’ı işgal ederek bölgeye silahla geldi, Irak’ı böldü. 2003’te bir daha geldi, iki Körfez Savaşı’nda Irak’ı böldü. Kuzeyinde sözüm ona bir “Kürdistan”, ikinci İsrail Devleti kurdu. Arkasından o İsrail Devleti’ni Doğu Akdeniz’e açmak için Suriye’yi karıştırdı, iç savaş çıkarttı. Ama orada da yenildi. Suriye Devleti, Beşar Esad’ın önderliğinde Trump’ın güçlerini orada mahvetti. Türk Silahlı Kuvvetleri de Türkiye’de Trump’ın üzerimize sürdüğü PKK’yı hendeklere gömdü. Sonuç itibarıyla Trump yenildi. Şimdi pılısını pırtısını topluyor; Resulayn’dan, Tel Abyad’dan, oradaki gözlem üslerinden Amerika Birleşik Devletleri çekilmeye başladı. Amerika bölgeden gidici, kendi işleriyle meşgul olmak zorunda. Bölgedeki iddialarını, silahlı gücünü kaybetti.

Bunların hepsi palavra. Trump Türkiye’ye iyilik yapar; yani eğer Türkiye ekonomisini imha etmeye kalkarsa, bu Türkiye’ye en büyük iyilik olur. Çünkü buna Türkiye’nin cevabı üretim devrimidir. Trump’ın imha girişimine Türkiye üretim devrimiyle cevap verir; İran’la, Rusya’yla, Azerbaycan’la, Irak’la, Suriye’yle, Çin Halk Cumhuriyeti’yle, Orta Asya Türk Devletleri’yle birliğini kuvvetlendirir ve Avrasya’daki yerine daha sağlam bir şekilde yerleşir. O Avrasya ikliminde üretim devrimini hayata geçirir. Burada kaybeden Trump olur.

Evet, şimdi yaptığınız açıklamalara baktığımızda büyük bir ilgi uyandırdı. Özellikle “Barış Pınarı” diye adlandırılacağını anladığımız operasyonu nasıl değerlendiriyorsunuz Sayın Başkanım?

— Türk Silahlı Kuvvetleri, Sayın Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı üzere, çok kısa zamanda Fırat’ın doğusuna girecek. Türkiye kararlı. Türkiye’nin silahlı kararlılığı Amerika’nın oradan çekilmesinin yolunu açtı. Amerika da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleceğini gördü ve gözlem üslerini geri çekiyor; Tel Abyad’ı boşaltıyor, daha önce Resulayn’ı boşalttı. Giderken de oradaki SDG, PKK, YPG, PYD feryat figan “Amerika bizi bırakma” diye ağlıyor. PKK’nın sonu geliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin oraya girmesi çok doğru bir karar ve Amerika’yı oradan gönderen karar. O bakımdan hükümetin bu kararı çok doğru. Ama Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önüne konulan hedef; yani 30 kilometre derinliğinde, 400 kilometre boyunda bir güvenli bölge kurup PKK’yı bu 30 kilometrenin arkasına sürmek, eksik ve yanlış bir hedeftir. Vatan Partisi’nin alternatif hedefi şudur ve Türkiye bu hedefi benimsemek zorundadır: PKK’yı teslim almak ve imha etmek.

Türkiye’nin önüne öyle bir fırsat çıkmıştır ki, eğer PKK’yı sadece 30 kilometre arkaya atarsa bu fırsatı değerlendirmemiş olur. Çünkü orada yine PKK varlığını sürdürecek. Bugün Türkiye öyle bir tarihi fırsat yakaladı ki Kandil’e beyaz bayrak çektirir. Savaşta teslim almak; karşı gücün, silahlı örgütün iradesini kırmak ve savaşı sürdürme iradesine son vermektir. Biz bu hedefi koymalıyız. Türkiye, Suriye ile el ele vermeli. Suriye zaten “PKK/YPG terör örgütüdür, bunları temizleyeceğim” diyor. Türkiye ve Suriye el ele verdiği zaman PKK 30 kilometre aşağı atılmaz; Kandil’e beyaz bayrak çektirilir. Bu beraberliğin içinde tabii İran da, Rusya da var ama Türkiye ile Suriye el ele verdiğinde PKK teslim olur, bir kısmı kaçar, bir kısmı teslim olur ve mahkemelerde yargılanırlar.

Bu, Türkiye’nin önüne çıkan kesin zafer imkânıdır. 30 kilometre derinliğinde “güvenli bölge” demek, PKK’yı imha etmekten vazgeçmek demektir. Ben Sayın Cumhurbaşkanımızı ve hükümeti uyarıyorum: Neden bu eksik hedefi koyuyorsunuz? Çünkü devlet aklı, PKK’yı orada temizlemeyi gerektirir. Devlet aklı, Suriye ile iş birliğini gerektirir. Aksi halde 30 kilometre öteye atılan PKK, oradan yine terör eylemlerine girişir. Bunun sonu yoktur.

O bakımdan, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sayın komutanlarına ve Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum: Önümüzdeki hedef, PKK’yı teslim almak ve imha etmek olmalıdır. Bunun için Suriye ile iş birliği şarttır. Bu iş birliğinin Türkiye açısından hiçbir bedeli yoktur, aksine kazancı olağanüstüdür. Daha az Mehmetçik kaybederiz, maliyetleri düşürürüz ve zaferi hızlandırırız. Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ağustos 1922’de “İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emrini verdi; bugün de Türk ordusuna verilecek emir, Suriye ordusuyla iş birliği yaparak “PKK’yı imha etmek için ileri!” emridir.

Sayın Başkan, Prof. Dr. Mehmet Yuva da sabahki yayınlarımızda sizin söylediklerinize benzer şeyler söyledi. “Kervan yolda düzülür” dedi.

— Doğru ama devlet aklında “kervan yolda düzülür” yoktur. Devlet aklı strateji kurar, hedef belirler. Biz bugün orada güvenli bölge değil, PKK’yı imha etmeyi hedeflemeliyiz. SDG’den gelen açıklamalar; “Rusya destekli Suriye rejimi harekâta hazırlanıyor” diyorlar. Fiili bir durum oluşmuş gibi ama biz bu durumu “de facto” bırakmamalıyız. Devlete düşen, Suriye ile beraber hareket edip Rusya’yı, İran’ı, Irak’ı ve Çin’i bu süreçte yanımıza almaktır. Çünkü Amerika Dışişleri Bakanı Yunanistan’da ukala ukala konuşuyor, Doğu Akdeniz’den bizi tehdit ediyor. Trump ekonomimizi mahvetmekten bahsediyor. Bütün bu tehditlere karşı Türkiye stratejik bir hesap yapmak zorundadır. Mehmet Yuva’nın yaklaşımı gerçekçi bir yorumdur ancak devlet yönetimi strateji gerektirir. Biz Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekâtının yanındayız, Mehmetçiğimize sonuna kadar güveniyoruz; ancak Mehmetçik’in önüne doğru hedefi koymak durumundayız. Ama biz Türkiye’den baktığımız zaman Türkiye devletinin, hükümetinin ve ordusunun doğru bir strateji kurması, hedefi doğru belirlemesi lazım. “Güvenli bölge” hedefi yanlış bir hedeftir; eksik bir hedeftir. Hatta doğrudan yanlıştır. Çünkü güvenli bölge; Türkiye’nin başına işler açacak, sorunlar getirecek bir hedeftir.

Şimdi bakın, burada Sayın Cumhurbaşkanı’nın da takdirlerine sunuyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’nın çevresindeki sayın danışmanlarımızın ve Dışişleri Bakanlığı’nın bizi dikkatle dinlemesini rica ediyorum. Şimdi soruyorum: 30 kilometre derinliğinde ve 400 kilometre boyunda bir barış koridoru Türk ordusu tarafından kuruldu diyelim. Peki, sorular başlıyor: Orada hangi devletin egemenliği olacak? Hangi silahlı güç ve yaptırım gücü asayişi sağlayacak? Hangi hukuk geçerli olacak?

Sayın Cumhurbaşkanı, “Orada inşaatlar yapacağım, herkese ev vereceğim” diyor. Peki, tapuyu kim verecek? Kimin tapu müdürlüğü veya kadastro kurumları tapu dağıtacak ve bu tapular nerede geçerli olacak? İnşaat yaptığınız topraklar kimin malı? O mülkiyete hangi kanunlara göre el koyacak, istimlak ve kamulaştırma yapacaksınız? Çarşılarda hangi borçlar hukuku uygulanacak? Senet, sepet hangi kanunlara göre düzenlenecek? Hangi ticaret kanunu geçerli olacak? Evlenmeler, nikahlar hangi kanuna göre yapılacak? Türkiye Cumhuriyeti Medeni Kanunu’na göre mi, yoksa başka bir hukuka göre mi?

Diyelim ki birisi birisine yumruk attı. Hangi mahkeme yargılayacak? Hangi polis o şahsı tutuklayıp savcının önüne çıkaracak? Hangi savcı hangi mahkemeye dava açacak ve hangi ceza mahkemesi yargılama yapacak? Bakın, şu anda bunları düşünmeyen bir hükümetimiz var. Sayın Tayyip Erdoğan ve danışmanlarının önünde bu soruların tartışılmadığını görüyorum. Ben o tartışmayı onların önüne koyuyorum. Bunun altından Türkiye kalkamaz.

Biz ne diyoruz? Hayır, orası Suriye toprağıdır. Türk ordusu oraya girmeli; PKK’yı Suriye ile birlikte imha etmelidir. Orada barışı ve huzuru Türk ordusu ve Suriye ordusu birlikte sağlamalıdır. Rusya ve İran da onları destekleyecektir. Amerika zaten bavulunu topluyor, gidiyor. Asayiş sağlandıktan sonra Rus ordusu, İran ve Türk ordusu; Suriyeli kardeşleriyle el sıkışıp “Hadi biz memleketimize dönüyoruz, size kolaylıklar diliyoruz” diyerek herkes ülkesine dönmelidir.

Türkiye’deki 3-4 milyon Suriyeli de Türk ordusu dönmeden kendi evlerine, tarlalarına ve dükkanlarına dönmelidir. Onları 30 kilometre derinliğindeki bir alana hapsetmeyeceksiniz. Onların gerçek evleri daha aşağıdadır. Doğru çözüm budur. Öbür çözüm; Türkiye’yi dünyada yalnız bırakır; Araplarla, Suriye ile, Irak ile ve Rusya ile karşı karşıya getirir. Ayrıca orduyla orayı almak yetmez; orada yeni bir düzen kuruyorsunuz.

Astana sürecinde Türkiye Cumhuriyeti, Suriye Devleti’nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü kabul ettiğini belirtiyor. Devlet egemenliği, “en üstün irade” demektir. Yani devletin üzerinde başka bir irade yoktur. Siz Suriye’nin egemenliğini tanıyorsanız, 400 kilometrelik arazide Suriye Devleti’ni yok sayamazsınız. Orada inşaat yapacaksa, tarımı canlandıracaksa bunu Suriye Devleti yapmalıdır.

Vatan Partisi programının birinci maddesine göre; Suriye Devleti bir genel af çıkardı. Bu af sayesinde Türkiye’deki herkes ve Türkiye’nin himayesindeki ÖSO unsurları silahlarını bırakmalıdır. Bunun uygulanmasından Türkiye, Suriye, Irak ve Rusya sorumludur. “Silahı bırakırsam Suriye bana bir şey yapar mı?” şüphesi yersizdir, yapamaz ve yapmayacaktır. Bu şüpheleri yaymak, sadece Amerika’yı cesaretlendirir ve Mehmetçiğin daha çok kayba uğramasına yol açar. Türkiye ile Suriye arasında güvensizlik yaratan propagandalardan kaçınılmalı, savaşa girerken güven verici, birleştirici bir dil kullanılmalıdır.

Diğer bir tartışma konusu ise ÖSO meselesidir. Bir ülkede iki tane silahlı güç olmaz; olursa bu iç savaş demektir. ÖSO, Türk ordusunun komutası altında PKK’nın ezilmesinde görev yapabilir; bu yerinde bir uygulamadır. Ancak “ÖSO ile orada bir devletçik kuracağım” derseniz, bu Türkiye’nin başına bela olur. Bu sizi tekrar Amerika’nın kucağına ve bölünme planlarının içine iter. Biz iktidara geldiğimizde; ÖSO, PKK’nın tamamen temizlenmesine kadar Türk ordusunun komutası altında görev yapacak, sonrasında ise silahlarını bırakarak (Suriye devletinin garantisiyle) ya Suriye ordusuna katılacak ya da sivilleşecektir.

Son olarak, Adana Mutabakatı meselesi. Bugün Rusya ve İran, Türkiye’ye Adana Mutabakatı’nı işaret ediyor. Bu çok doğru bir yaklaşımdır. 1998 tarihli bu mutabakat, teröre karşı Türkiye ile Suriye’nin başarılı bir işbirliği örneğidir. O gün Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını sağlayan bu mutabakat, bugün de PKK/SDG’nin tamamen tasfiyesi için en sağlam hukuki zemindir. Suriye’nin bu kurallara uyacağından şüphem yoktur. Bunların terör örgütü olduğunu Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Birleşmiş Milletler’e bildirdi. Bu son derece önemli bir gelişme; çünkü bu bildirim sadece bir gazeteye, basın toplantısına veya beyanata değil, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazılan resmi bir mektupla yapılıyor. Yani Suriye, bu mektupla PKK’nın terör örgütü olduğu tespitini uluslararası hukuk zeminine taşıyarak bir hukuk maddesi haline getiriyor. Bu bakımdan oldukça önemlidir.

Ayrıca 14 Eylül’de Suriye Devleti bir genel af çıkardı. Dün vakit kaybediyordum; “Efendim, genel af nereden çıktı, bilmiyoruz” gibi söylemler duyuluyor. Oysa bilmeyecek bir şey yok; bunu bütün dünya ajansları verdi, dünya basını yayınladı. Suriye gibi ciddi bir devlet, genel af ilan ettiğinde bunu şaka veya insanları kandırmak için yapmaz. Bu tür güvensizlikler sürece katkı sağlamıyor, aksine zarar veriyor.

Sayın Başkan, içeriden sürekli bilgi akışı sağlanıyor. Independent gazetesinde yer alan habere göre, Amerikalı ünlü senatör Lindsey Graham bir açıklama yapmış. Türkiye’nin Suriye’ye girmesi durumunda her iki partinin de destekleyeceği yaptırımları sunacaklarını ve en önemli tekliflerinin Türkiye’nin NATO üyeliğinin askıya alınması olduğunu söylüyor.

Bakın, bu durum Amerika’nın içine düştüğü zavallı durumu gösteriyor. Amerika, Türkiye’nin NATO üyeliğini askıya alamaz. Bu beyler güya senatör olmuşlar ama Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’nün (NATO) hukukundan, anayasasından habersizler. Amerika, Türkiye’nin NATO üyeliğini meclislerinde görüşerek askıya alamaz; en fazla NATO’ya böyle bir öneri götürebilirler. NATO’nun patronu olabilirler ama asgari bir hukuk adabına sahip olmaları beklenir. Amerika şu anda son derece perişan durumda, bocalıyor.

Vatan Partisi’nin programında zaten Türkiye’nin NATO’dan çıkması var. Eğer Amerika bu yaptırımları uygularsa, Türkiye’nin zincirlerini kırması için tarihi bir fırsat doğar. Türk milleti, 15-16 Temmuz gecesi Amerika’nın kafesini kırdı; o gece alanlara çıkan yüz binler Amerikan emperyalizmini mahkûm etti. Amerika’nın, Türkiye üzerindeki özellikle muhafazakâr ve milliyetçi kesim üzerindeki nüfuzu o gece bitti. AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi tabanı artık Amerika’nın kontrolünde değil. Amerika’nın Türk Silahlı Kuvvetleri ve polis içindeki silahlı gücü o gece yerle bir oldu.

Türkiye, Atlantik sisteminin Silivri duvarını yıkarak özgürleşti. Ergenekon ve Balyoz kumpaslarından çıkanlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri, PKK’yı hendeklere gömdü ve FETÖ’yü hapislere attı. 15-16 Temmuz, buna verilen bir cevaptı ve Türk milleti bu girişimi ezdi. FETÖ/Gladyo’su ezilmeseydi, 24 Ağustos’ta Türk Silahlı Kuvvetleri o koridora girebilir miydi? Elbette giremezdi.

Türkiye NATO’dan atılırsa çok seviniriz, bu bizim için bir özgürleşme olur. Türkiye artık bir üretim devrimi başarmalı ve vatan bütünlüğünü sağlamalıdır. NATO artık Türkiye üzerinde bir gölgeden ibarettir; gerçek bir güç değil. Türk Silahlı Kuvvetleri kendi silahını üretmeye başladı ve kendi iradesini oluşturdu.

Amerika’nın bölgeden çekilme meselesine gelince; Vatan Partisi bunu çok önceden öngörmüştü. Amerika silahla geldi ve silahla gidiyor. Suriye’nin, Türkiye’nin, Rusya’nın ve İran’ın bölgedeki kararlı duruşu olmasaydı Amerika gider miydi? Silahla geldiği için silahla gönderiliyor.

Trump, Türkiye’nin ekonomisini “mahvedeceğini” ifade eden bir tweet attı. Ben de buna İngilizce olarak “You can destroy only USA” (Sen ancak ABD’yi mahvedebilirsin) diyerek yanıt verdim. Suriye’yi, Irak’ı, Türkiye’yi, İran’ı mahvedemedi; iddiaları boşa çıktı. Şimdi elinden geliyorsa Amerika’yı mahvedebilir.

DAEŞ ile mücadele konusunda ise; Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Rusya ile iş birliği yaptığı takdirde DAEŞ’in önünde beyaz bayrak sallamaktan başka seçenek kalmaz. Amerika’nın, Türkiye’yi DAEŞ ile baş başa bırakması bir oyun değil, acizliktir. Hükümetin yapması gereken en önemli siyasi hamle, Suriye ile derhal ortak askeri harekata başlamaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Amerika ziyareti konusuna gelince; Türkiye ekonomisini mahvetmekle tehdit eden bir Amerika’ya, Türkiye Cumhurbaşkanı konuk olamaz. Trump, “ekonominizi mahvederim” tehdidini savurduktan sonra bu ziyaretin yapılması düşünülemez. Eğer bir görüşme olacaksa, Trump uçağa biner gelir; Ankara’da kendisini ağırlarız, konuşmasını yapar ve geri döner.

Son olarak, Türkiye’deki Suriyeli konuklarımızla ilgili tartışmalara değinmek gerekirse; bu insanlar bizim misafirimizdir. Onların Türkiye’ye önemli katkıları vardır. “Esad bizi keser” gibi söylemler bir gerçeklik değil, provokasyondur. Suriyelilerin çoğu, terörden kaçarak ülkemize sığınmıştır. Bugün Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanımıza “BOP Eşbaşkanı” demesi, Türk Silahlı Kuvvetleri operasyona hazırlanırken yapılan bozguncu bir propagandadır. Bugün BOP’u bozguna uğratan bir Türkiye varken, bu tür söylemler gerçeklikten uzaktır. Şimdi burada kalkıp da Amerika’ya meydan okuyan bir cumhurbaşkanına, Kılıçdaroğlu kalkıyor, “BOP Eşbaşkanı” diyor. Bu bir bozguncu propagandadır. Bu, doğrudan Amerika Birleşik Devletleri’nin sesidir; Amerika’nın sesidir. Bu çok büyük bir yanlıştır. Eğer BOP eşbaşkanı arıyorsak, artık BOP diye bir şey yok ki eşbaşkanı olsun. BOP yıkıldı, bozuldu, yerle bir oldu. Bugün o BOP’un yıkıntıları var. Peki, o BOP yıkıntılarına bekçi mi lazım? Gerekiyorsa Kılıçdaroğlu bekçiliğe talip. Yani, “Ben BOP yıkıntılarının bekçisi oldum” diyor. Çünkü Amerika’nın meclisindeler.

Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri “Oraya girmeye hazırız” dediğinde, Türkiye’deki her vatanseverin söyleyeceği şudur: “Mehmetçik ile beraberiz. Aslan Mehmetçik, senden zaferler bekliyoruz.” Ben Kılıçdaroğlu’ndan bunu söylemesini beklerdim. Samimi olarak söyledim, arkadaşlarıma da söyledim; “Bakın, bunu söyleyecek” dedim. Yani “İyi hesap ettiniz mi, ondan sonra giriyorsunuz ama…” gibi bir takım ikircikli ifadeler kullanmak yerine, önce Türk ordusunu desteklemesi gerekirdi. Şimdi ise cepheden Türk Silahlı Kuvvetleri’nin karşısına dikildi. Bu bir intihardır.

BOP diye bir şey kalmadı, yıkıntısı var. Ama yıkıntıya bekçi arıyorsanız, işte Sayın Kılıçdaroğlu “Ben BOP yıkıntılarının bekçiliğine talibim” diyor. Harabenin bekçisi olunur. Yalnız Sayın Kılıçdaroğlu değil; İmamoğlu, Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan… Bunlar şimdi BOP yıkıntılarının bekçiliği için aralarında rekabet ediyorlar.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanı’na “BOP Eşbaşkanı” demekle gerçekler arasında en küçük bir alaka yok. Tayyip Erdoğan’ın BOP eşbaşkanı olduğu söylendiği dönemlerde Vatan Partisi bunu ısrarla ifade etti ve o yüzden 6 sene hapiste yattık. O zamanlar Kemal Kılıçdaroğlu, Tayyip Erdoğan’a hiç “BOP Eşbaşkanısın” demedi; çünkü kendisi de o yapının içindeydi. Şimdi ise Tayyip Erdoğan kılıcını çekti ve BOP ile savaşıyor. Bu, 24 Temmuz 2015’te başladı. Yani 4 yıl 2 aydır Sayın Tayyip Erdoğan BOP ile savaşıyor; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’yı hendeklere gömme harekatının başlaması 24 Temmuz 2015’tir. Şimdi “Sen BOP Eşbaşkanısın” demek ne demek? Türk milleti içerisinde Tayyip Erdoğan’a karşı bir kuşku uyandırmak demek.

Sadece Tayyip Erdoğan’ı değil; Milli Savunma Bakanı Orgeneral Hulusi Akar’ı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni de hedef alıyorlar. Bu artık şaka değil. Bugüne kadar “saray savaşı” dediler, şu dediler, bu dediler ama şimdi çok daha kritik bir aşamada; Türkiye ile Amerika’nın cephe cepheye geldiği, Amerika’nın “Mahvederim” dediği bir noktada Kılıçdaroğlu, maalesef Amerika’nın yanında Türkiye’ye savaş açtı. Şu açıklamalar, Kılıçdaroğlu’nun Amerika’nın yanından Türkiye’ye savaş açtığını gösteriyor. Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’ne sesleniyorum; hiç vatansever yok mu? Çok açık bir şekilde Mehmetçiğin moralini bozmaya çalışıyorlar. “Orta Doğu bataklığına batıyorsunuz” diyorlar. Faik Öztrak’ın açıklamalarını dinledim; bu, Mehmetçiğe “Silahını at, kaç” demektir. Firarı ve bozgunu savunan, Cumhuriyet Halk Partisi’ni Amerika’nın psikolojik harekat dairesine dönüştüren bir anlayış bu.

Siz bataklığa gidiyorsunuz dendiğinde, o tankın üzerindeki nişancıyı, G3 tüfeğiyle sınırı geçen Mehmetçiği düşünün. Onların yerine koyduğunuzda bu propagandanın üzerindeki etkisi nedir? Vatan Partisi; “Aslan Mehmetçik, imha et, düşmana kararlı olarak yürü, başarı kazan, senden zafer bekliyoruz” diyor. Bir yurtseverin söyleyeceği tek söz budur.

Sayın Başkan, Trump’ın “Türkiye ekonomisini mahvederim” şeklindeki tweetine cevaben “Mr. Trump, you can destroy only USA” (Trump, sen ancak ABD’yi mahvedebilirsin) dediniz. Şimdi bu tweeti, Türkiye’nin Trump’a meydan okuması olarak tüm mecralarda yayalım.

Hüseyin Gazi, “Milli Savunma Bakanlığı B ve C planlarımız var diyor. Bu planlar içerisinde Esad’la anlaşma var mıdır?” diye sormuş. Bu artık A planı olmalı. Sadece anlaşma değil, silahlı işbirliği diyorum. Suriye devletiyle, Beşer Esad’ın komuta ettiği orduyla Türk ordusunun sahada eylem birliği yapması lazım. Terör örgütlerini ancak böyle temizleyebiliriz.

İlhami Kılıç, “Erdoğan hala Suriye’de güvenli bölge ve katil Esad demekle ABD’nin projesinin bir parçası değil mi?” diye soruyor. Eğer öyle olsaydı, Trump “Ekonomini mahvederim” der miydi? Bu, “Erdoğan’ı iktidardan alaşağı ederim” demektir.

Türk Silahlı Kuvvetleri Amerika’nın egemenlik alanına giriyor ve Amerika oradaki üslerini toplayıp gidiyor. Olay budur. Türkiye, 24 Ağustos 2016’da Amerika ve İsrail’in “Fırat Kalkanı” koridorunu yardı geçti. 15-16 Temmuz gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri, Amerika’nın içerideki piyonlarını yerle bir etti. Biz eyleme ve araziye bakacağız.

Doğu Akdeniz meselesine gelince; Sayın Amiralimiz Soner Polat’ı ve onun silah arkadaşı Cem Gürdeniz’i minnetle anıyorum. “Mavi Vatan” kavramını Türk milletine onlar armağan etti. Bu, Türkiye’nin deniz devleti olma hedefidir. Rusya’nın, Yunanistan’ın iddialarının aksine, Türkiye’nin sınırları içinde askeri tatbikat yapmak için izin istemesi çok önemli bir örnek. Rusya bize örnek oluyor. ABD ve FETÖ çevreleri, “Rusya bize kazık atar” diyerek Türkiye ile Rusya’nın arasını açmaya çalışıyor ama başaramayacaklar. Çünkü iki ülkenin ortak çıkarları ve birbirine hükmedemeyecekleri dengeli ekonomik ilişkileri var.

Karadeniz’den Ege’ye, Doğu Akdeniz’den İran Körfezi’ne, Hürmüz Boğazı’na ve Yemen’e kadar büyük bir cephe oluştu. Bu cephede Türkiye, Suriye, Irak, İran, Rusya ve Azerbaycan var. Bu, Amerika’ya karşı mücadele eden kuvvetlerin oluşturduğu bir hattır. Umman Denizi’ne kadar bugün yine Katar var. Bu bizim tarafımız. Karşı tarafta kim var? Amerika ve Ukrayna Karadeniz’de, Kırım’da Rusya’nın karşısında cephe tutuyorlar. Yunanistan ve Güney Kıbrıs; Doğu Akdeniz ve Ege’de; İsrail ve Amerika ise diğer tarafta yer alıyor. Bir de onların piyon olarak kullandığı DAEŞ ve PKK var. Diğer yanda ise Yemen’de Amerika’nın kontrol ettiği kuvvetler bulunuyor. Yani bizim tarafımız Türkiye, Rusya ve İran başta olmak üzere gelişen, geleceği olan dünyadır. Karşı tarafta ise Amerika-İsrail eksenli; Yunanistan’ın, Ukrayna’nın ve diğerlerinin de içinde olduğu bir cephe var. Şimdi bu cephenin tamamında parça parça anlaşmazlıklar mevcut.

Burada bir bölge haritasına ihtiyacımız var. Karadeniz’den Umman Denizi’ne kadar bir alan… Örneğin Kırım’da “Bana ne, Rusya Ukrayna ve Amerika’yla baş etsin” diyemeyiz; hepimiz Kırım’da Rusya’yla beraber olacağız. Ege’ye, Kıbrıs’a ve Doğu Akdeniz’e indiğimizde; “O Türkiye’nin meselesi, Türkiye orada Amerika-İsrail tehdidine karşı koşsun, bana ne” demeyeceğiz. Türkiye’yi yalnız bırakmayacağız. Filistin’i, Suriye’yi; hem Golan Tepeleri’nde İsrail’e karşı hem de kuzeyde Amerika ve teröre karşı yalnız bırakmayacağız. Aynı şekilde Irak’la ve İran’la beraber olacağız. İran’a yönelik ambargolar söz konusu olduğunda; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Çin ve Rusya gibi “Olmaz, ambargo geçemez” diyerek veto hakkımızı kullanacağız. Yemen’de, Hürmüz Boğazı’nda İran’ın ve Yemen’in anti-emperyalist güçlerini yalnız bırakmayacağız. Bunu İrna Ajansı’na da İran Devlet Televizyonu’na da söyledim: “Hepimiz her yerde olacağız.” Sloganımız bu.

Kırım’da, Ege’de, Kıbrıs’ta, Doğu Akdeniz’de, Suriye’nin kuzeyinde, Golan Tepeleri’nde hepimiz varız. Yukarıda Azerbaycan’da, Karabağ’da Ermeni işgaline hep birlikte son vereceğiz. Hürmüz Boğazı’nda İran’la beraber olacağız. Eğer bunu Karadeniz’den Umman Denizi’ne kadar tek bir cephe olarak görürsek, başarıya ulaşırız. Ancak bu cepheyi parçalara bölersek; Ege’de Türkiye’yi, Kırım’da Rusya’yı, ambargoda İran’ı, Irak’ta merkezi yönetimi veya Golan Tepeleri’nde Suriye’yi yalnız bırakırsak başarılı olamayız.

Karadeniz, Hazar Denizi, Ege ve Doğu Akdeniz’i kapsayan bir harita üzerinde bu stratejiyi uygulamalıyız. Cumhurbaşkanımıza ve hükümetimize bir uyarıda bulunmak istiyorum: Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler’de bir harita göstererek İsrail’in Suriye topraklarını, yani Golan Tepeleri’ni işgal etmeye çalıştığını vurguladı. Eğer İsrail’in oradaki işgalciliğine karşıysak, Suriye Devleti ve Beşar Esad ile beraber olmak zorundayız. Birleşmiş Milletler’de harita göstermek, biz Suriye’nin yanında durmazsak sadece bir gösterişten ibaret kalır. İslami çevrelerin veya kimi siyasi partilerin Suriye politikalarındaki çelişkileri, bu “mehenk taşı” ile sınanır. Siz Golan Tepeleri’nde Suriye’yle beraber misiniz? Beşar Esad’a “diktatör” diyerek İsrail’le mücadele edemezsiniz.

Türkiye-Suriye iş birliği yapıldığı an Rusya, İran ve Çin de bize güvenir. Bugün Putin de İran da Türkiye’nin bölgedeki zaferini bizim hükümetten daha çok istiyor. “Zaferi istemek” sadece gönlünden geçirmek değil, ona uygun siyasetler uygulamaktır.

Kırım meselesine gelince; 13 Kasım 2018’de Washington’da yapılan mutabakatla Türk Akımı ve Kuzey Akımı engellenmeye çalışıldı. Yani Türkiye, Almanya ve Rusya hedef alındı. Kırım artık Rusya Federasyonu’nun toprağıdır ve bizim stratejik ittifakımız gereği Rusya’nın yanında durmamız Türkiye’nin menfaatinedir. Rodos’ta Rusya’nın yaptığı tatbikat, Yunanistan ve Amerika’ya karşıdır; bu bize bir örnektir. Aynı şekilde Karabağ’da Rusya, Ermenistan’a maddi destek vererek işgali sonlandırma konusunda yapıcı bir tutum sergiliyor.

Ege Denizi’nde ise Yunanistan, sahip olduğu adalar üzerinden Türkiye’yi kıyılarına hapsetmeye çalışıyor. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Abhazya’yı da bu haritaya dahil etmeliyiz; nasıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti varsa Abhazya da vardır ve Türkiye onu tanımalıdır. Doğu Akdeniz’de Suriye ile iş birliği yapmak, bölgedeki Amerika-İsrail-Yunanistan-Güney Kıbrıs cephesine karşı elimizi güçlendirecektir.

Vatan Partisi olarak bu stratejiyi uygulayacağız. Karadeniz’den Umman Denizi’ne kadar hepimiz her yerdeyiz; bu cephedeki hiçbir ülkeyi yalnız bırakmayacağız. Evet. Bu, şimdi göreceksiniz, Batı Asya ülkelerinin bir süre sonra ortak sloganı haline gelecek. Bunu İran basınına anlattım ve “Hepimiz her yerdeyiz” manşetleriyle çok büyük yer verdiler. İRNA ajansı ve diğer İran ajansları, televizyonlar bunu duyurdu. Şimdi bu “Hepimiz her yerdeyiz” sloganını göreceksiniz; bütün Batı Asya’da; Rusya’dan Türkiye’ye, Suriye’ye, Irak’a, İran’a ve Azerbaycan’a kadar tüm ülkelerin ortak sloganı haline gelecek.

Sayın Başkan, programın başlarında “Hükümette olacağız mutlaka, bunu göreceksiniz” dediniz. Ne demek bu? Nasıl olacaksınız? Türkiye’nin siyasetlerini, stratejilerini ve programlarını Vatan Partisi oluşturuyor; çünkü Vatan Partisi, Türkiye’nin önündeki gündeme göre Türk milleti adına bağımsızlık ve üretim ekonomisine yönelik programlar üretiyor. Bunlar gündeme giriyor ve uygulanmaya başlıyor. İşte o zaman o hükümette Vatan Partisi olacak. Zaten şu anda o süreci görüyoruz; toplumun her kesiminde Vatan Partisi’ne karşı çok büyük bir ilgi başladı ve bu ilgi, partiyi iktidara taşıyacak. Türkiye tarihi bir fırsat dönemine girdi. Vatan Partisi’nin 11. Soner Polat Kurultayı’nın temel sloganı da “Tarihi fırsat için görev başına” idi.

Ahmet Coşkun Adana’dan sormuş: “Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarının hangilerini beğeniyorsunuz? Bahçeli gibi mi olacaksınız?” Şimdi bunlar çok yanlış şeyler. Şunu konuşalım: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat’ın doğusuna girme kararı almasını beğeniyoruz. 15-16 Temmuz gecesi FETÖ darbesine karşı Vatan Partisi’nin, AK Parti ve Tayyip Erdoğan’la birlikte mücadele etmesini beğeniyoruz. 14 Temmuz 2015 günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hükümet kararıyla PKK’nın üzerine yürümesi, zaten Vatan Partisi’nin yıllardır ısrar ettiği bir siyasetti. Biz kendi siyasetlerimizi beğendiğimiz için, bu siyasetleri uygulayan ve onlarla buluşan herkesi destekliyoruz.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan meclis açılış konuşmasında; PKK’yı terör örgütü olarak gören, Türkiye’nin bölünmesine karşı olan ve birliğinden yana olan herkesle çalışmak istediğini söyledi. Türkiye İttifakı’nın ruhu budur. Çünkü Türkiye’nin önünde büyük zorluklar var; hem güvenlik hem de ekonomi alanında… Türkiye bir savaşın içinde ve o savaş yeni bir aşamaya giriyor. Zafer zorlu yollardan geçer; bu yüzden milleti seferber edebilecek bir “Üreticilerin Milli Hükümeti”ne ihtiyacımız var. Türkiye İttifakı ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın 1 Ekim’deki konuşması, Türkiye gerçekleriyle doğrudan bağlantılıdır.

Peki, diyelim ki AK Parti ve MHP gibi partilerle aynı cephedeyiz; hükümette olursak neyi değiştiririz? Suriye’nin kuzeyine girdiğimiz şu süreçte; en hızlı, en kesin ve en az kayıpla sonuca ulaşmak için Suriye ile beraber olmamız lazım. Hedef olarak 30 km derinliğinde bir güvenlik bölgesi değil; PKK’yı imha etme, teslim alma ve Kandil’e beyaz bayrak çektirme hedefini koymalıyız. Hükümette bulunmamızın önemi burada; Cumhurbaşkanı’nın çevresindeki danışmanlar bazı hatırlatmaları yapmıyor anladığım kadarıyla. O bölgede hangi hukuk geçerli olacak? Tapuları kim, neye göre verecek? 3 milyon insana konut yaparken hangi mülkiyet hukuku uygulanacak? Türkiye Medeni Kanunu’na göre tapu verirseniz, Suriye toprağında egemenlik iddiasında bulunmuş olmaz mısınız? Vatan Partisi bunları düşünebiliyor, Türkiye’nin buna ihtiyacı var.

Bu arada bir izleyicimiz, ABD’nin Suriye hava sahasını Türkiye’ye kapattığına dair bir son dakika bilgisi paylaştı. Pentagon Sözcüsü Yarbay Glesson’ın açıklamasına göre, Türkiye “Birleşik Hava Operasyonu Merkezi” tarafından hava görev emrinden çıkarılmış. Bu durum, Amerika’nın elindeki tüm imkanlarla Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı mevziye girdiğini gösteriyor. Tabii Türkiye’nin ve Türk ordusunun buna vereceği cevaplar var; harekatlar zaten bu ihtimaller düşünülerek planlandı.

Yörükler Türkiye’nin özüdür. Genel Sekreterimiz Utku Reyhan, Antalya’daki Yörük Toyu’na katıldı. Orada ilan edilen “Milli Demokratik Devrim” programının bir maddesinde, evlatlarını HDP’den isteyen Diyarbakır annelerine destek vurgusu vardı. Yörükler, topraktan kopmamış, atın üzerinden inmemiş, Türk milletinin karakterini ve geleneklerini sürdüren kitlemizdir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden atılan 1300 işçi bugün bizi ziyarete geldi. Haklı bir infial içindeler; bir SMS ile işlerine son veriliyor ama bir yandan 20.000 yeni işçi alınıyor. “Tek bir işçiyi atmayacağız” vaadiyle uyuşmayan bu partizan uygulama, demokratik bir hukuk devletine yakışmaz. “Görülen lüzum üzerine” diye bir işten çıkarma gerekçesi hukukta yoktur. Sayın İmamoğlu’ndan bu hukuk dışı uygulamadan vazgeçmesini ve işçilerimize ekmeklerini geri vermesini bekliyoruz.

Son olarak; katıldığım Akit TV programı çok büyük ilgi gördü. 4,5 saat süren yayında, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan’ın benim vatanseverliğimle ilgili söyledikleri anekdotlar gündeme geldi. Doğu Perinçek’in vatanseverliği zaten tartışılacak bir konu değildir. Gerçekten sürekli “ilginç” kelimesini kullanıyorum. Kim Milyoner Olmak İster yarışmasında bir genç 1 milyon kazandı. Türkiye Gençlik Birliği’ndenmiş, öyleymiş. Biz de öğrendik, helal olsun. Kahramanmaraş’ta, en son sorulan 1 milyonluk soruda İstiklal Marşı’nda en az geçen sözcüğü sormuşlar; o da “Toprak” diye cevap vermiş. Ben kendim düşündüm o cevabı, on kıtayı birkaç kere tekrar ettim. Çok tartışıldı, çok sevildi, beğenildi. Kendisi Türkiye Gençlik Birliği’nin Kahramanmaraş İl Başkanıymış vaktiyle; aynı zamanda Vatan Partisi üyesiymiş öğrendiğim kadarıyla. “Atatürk Gençliği görev başına” diye mesaj vermiş. “Böyle gençler var” diyorlar Türkiye’de.

Türkiye Gençlik Birliği, Vatan Partisi Öncü Gençlik’in önderliğinde Türkiye’de büyük bir gençlik kitlesi geliyor. Bunlar Atatürk’e bağlı; O’nun büyük Nutuk’ta verdiği göreve bağlı bir gençlik kitlesi var. Gençliğe güvenmeliyiz. Gençliğe güvenmeyen eğilimler var, bunlar çok yanlış ve gerçekçi değil. Belki kendi çevrelerindeki üç beş gence bakarak böyle söylüyorlar ama bugün Türkiye’de en güveneceğimiz güç gençlik olarak gözüküyor.

Teori dergisi önemli konuları ele alıyor, biliyoruz. Sizin de Teori dergisinde Çin devrimiyle ilgili yazılarınız var. Bunu belki geniş bir programda ele almak, konuşmak gerekiyor. Çin devrimini 1 Ekim’de anlatacaktık ama o gün maalesef Soner Polat komutanımızı kaybettik, 30 Eylül’de. O nedenle o programı yapmadık ama önümüzdeki programlardan birinde Çin devrimini ve Çin mucizesini ele alalım. “Çin mucizesi” deniyor, peki bu nasıl oldu? Niye devrimden önce Çin mucizesi yoktu da devrimden sonra var? Türk devriminden önce de bir Türk mucizesi yoktu, devrimden sonra var. Yani devrimler mucizeler getirir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin yükselişinde devrimin payı ve rolü tartışılmaz; bu mucize devrimin sonucudur.

1949 yılında Çin devrimi olduğu zaman komşuları Afganistan’da veya Orta Asya’nın bazı ülkelerinde hâlâ keçi otlatıyorlardı. Çin ise uzaya çıktı ve 1400 kilometre hızında tren yapmak için çalışıyor. Şu anda 700-800 kilometre hızla giden trenleri var; yani uçak hızında. İstanbul’dan kalkacak tren bir saatte Kars’a varacak. 1400 kilometrelik treni yaptığınız zaman Avrupa’ya, Hamburg’a, Amsterdam’a veya Paris’e uçaktan daha hızlı gidiyorsunuz; havaalanı bekleme derdi de yok.

Trump’a cevaben yazmış olduğunuz tweet bayağı paylaşılıyor. “Mr. Trump, you can destroy only USA” yani “Trump, sen ancak ABD’yi mahvedebilirsin” demişsiniz. Trump, “Türkiye ekonomisini mahvederim” diye bir tweet attı. Biz de diyoruz ki: “Sen Türkiye ekonomisini mahvedemezsin. Suriye’yi, Irak’ı da mahvedemedin; onlar ayağa kalktı ve seni kovdular. Türkiye’yi de mahvedemezsin. Ama sen Amerika’yı mahvedebilirsin.” Amerikan ekonomisini Trump mahvedebilir, öyle bir kabiliyeti var. “Mahvolursun Trump” hashtag’i de çok tartışılıyor, sosyal medyada TT olmak üzere. Bir bakıma milletin söylemek istediği şeyi söylediniz. O bize ukala bir şekilde “Mahvederim” diyor, biz de “Mahvolursun” diyoruz.

Vaktiyle de “Amerika bu haritaya gömülecek” demiştiniz, Büyük Orta Doğu Projesi haritası için. Bugün yaşadığımız süreçte bunu da görüyoruz, Amerika o haritaya gömüldü. Adana mitinginde, Ankara’da büyükelçilik önünde, Diyarbakır’da, İncirlik protestolarında bunu söylemiştiniz.

Film merakınızı biliyorum. En son İç Savaş filmleri izledik. “Glory” de Amerikan İç Savaşı’nı anlatır. Kuzeylilerle, Birleşik Devletler projesini sürdürmek isteyenlerle; ondan ayrılmak isteyen Güney arasındaki savaş… O zaman Amerika’nın nüfusu 23-25 milyon civarı, 800 bin insan ölüyor; yani 100 insandan 4’ü gidiyor. Çok vahşi, kıran kırana bir savaş. Abraham Lincoln o dönemde köleleri, siyahi köleleri orduya alarak, ellerine silah vererek çok kritik bir karar alıyor. O karardan sonra Güney yenilmeye başlıyor. İzlediğimiz filmde, siyahi askerlerin o kahramanlıkları ve ölmeden önce koro halinde söyledikleri o şarkılar olağanüstü etkiliydi.

SANA Haber Ajansı’ndan bir son dakika bilgisi geliyor; “Türk kuvvetleri Tel Tamir’de operasyona başladı” şeklinde bir iddia var. Ancak oradaki “düşman kuvvetleri” veya “Türk saldırganlığı” ifadeleri, karşı tarafın oradaki tutumuyla ilgili. Bunlar muhtemelen otomatik çeviri veya oradaki taraflı dil. Bizim bu tür haberlerde çok sorumlu olmamız lazım. Savaş şakası olan bir olay değil; Türkiye ile Suriye’nin arasını açacak, Amerika’nın diline dolayacağı bir ortam yaratmamalıyız.

Peki, bu operasyonla ilgili beklentiniz nedir? Vatan Partisi olarak Türkiye hükümetini uyarıyorsunuz. Türk ordusunun önüne konulacak hedef, PKK’nın teslim alınmasıdır. İmha demek, sadece insanları öldürmek değil, savaş iradesini kırmaktır. Bunun için de Suriye ile iş birliği yapmak şarttır. 30 kilometre derinlikte bir kontrol kurmak eksik bir komuttur. Verilecek doğru komut şudur: “Ey Türk orduları, PKK’yı teslim alın, ileri!” Suriye ile iş birliği yapılmazsa PKK’yı 30 kilometre aşağıya itersiniz ama bitiremezsiniz. Hedef, beyaz bayrak çektirmektir. Bunun için Türkiye’nin Suriye, Irak ve İran’la iş birliği yapması lazım. “Barış koridoru” gibi, hukuki statüsü belli olmayan, başımıza iş açacak projeler yerine doğrudan PKK’yı teslim alacak kararlı bir siyasi iradeye ihtiyaç var.

Paylaş