İzlediğiniz için teşekkür ederim. Değerli izleyicilerimiz, Teoman Ali Stüdyosu’ndan iyi akşamlar. Çıkış Yolu programıyla karşınızdayız. Kaan Arslan arkadaşımız, Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü. Sayın Arslan ile birlikte Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e sorularımızı yönelteceğiz. Sayın Perinçek, hoş geldiniz.
Merhaba, hoş bulduk.
Normalde salı günleridir Çıkış Yolu; bugün Vatan Partisi’nin bayramlaşma günüydü. İstanbul ve Ankara merkezlerinin dışında çevrim içi olarak Türkiye ve dünyadaki partililerle bayramlaştınız, önemli mesajlar verdiniz.
Önce bütün milletimizin, bütün İslam dünyasının Kurban Bayramı’nı yürekten duygularla kutluyorum. Her yıl Kurban Bayramı var ama bu Kurban Bayramı farklı. Neden? Türkiye büyük bir karara gidiyor ve Türkiye’nin önündeki kararda bu Kurban Bayramı’nın felsefesi, ışığı, hayat tarzı bizim için kılavuz.
Neden kılavuz? Çünkü girdiğimiz zaman fedakârlık zamanı, paylaşma zamanı, komşumuzu, arkadaşımızı, yoldaşımızı düşünme zamanı; kavmimizi, kardeşimizi, hemşehrimizi, yerdeşimizi düşünme; onlarla sevinme, onların acısını paylaşma zamanı. Öyle bir döneme giriyoruz. Bu her dönem için geçerli ama toplumların, kavimlerin, milletlerin tarihinde karar dönemleri, hesaplaşma dönemleri vardır. O dönemlerde ayağa kalkan şey kahramanlıktır. Bakınız, o karar dönemleri kahramanlıkla, fedakârlıkla, mücadeleyle çözülür; gerektiği zaman can vererek, kan vererek çözülür.
Şimdi bütün dünya için zaten öyle bir döneme giriyoruz. İran savaşıyor, Filistin savaşıyor, Gazze savaşıyor, Yemen savaşıyor, Umman devreye girdi. Kuzeyimizde Rusya savaşıyor. Kime karşı? Emperyalizme karşı. Emperyalizm şimdi çok sert bir bunalım dönemine girdi; Amerika ekonomisi çöküyor, Avrupa ekonomisi çöküş halinde. Dünyada büyük kararların önü açılıyor. Asya’dan yeni bir uygarlık yükseliyor. Asya’nın yükselen uygarlığında Türkiye’nin bir mevzisi var; öncü konumlarda olacak Türkiye. Bunu ben Türk milletinin bir evladı olarak, Vatan Partisi’nin genel başkanı olarak söylemiyorum; bütün nesnel bilgiler, gerçekler bize Türkiye’nin Asya uygarlığının öncü mevzilerinde olacağını vaat ediyor. Zaten olmuş.
Şu Asya çağını düşünelim. Asya çağında Namık Kemallerle, Mithat Paşalarla başlayan devrimci hikâyemizin; 1876 devriminin, 1908 Hürriyet Devrimi’nin, Atatürk’ün önderliğinde başlayan Kemalist devrimin… Asya çağını yaratan ülkelerden biriyiz biz. Türkiye var, Rusya var, Çin var, İran var. Asya Şafağı’nın önder ülkeleri bunlar. 1900’lerden başlıyor; 1905 Rus devrimi, 1906 İran devrimi, 1908 Türk devrimi, 1911 Çin devrimi (Sun Yat-sen devrimi), 1910 Meksika devrimi. Arkasından 1915 Çanakkale direnişi. Çanakkale direnişi sayesinde 1917 Rus Ekim Devrimi, arkasından Atatürk devrimi, arkasından Mao’nun önderliğinde Çin devrimi. Bakınız, 1900’lerin başından itibaren 20 yıl içerisinde Türkiye, Rusya, Çin, İran neyse; bugün de Türkiye, Rusya, Çin, İran odur. İnsanlık yine böyle bir karar dönemini görüyor.
1876 bizim Meşrutiyet devrimimiz de çok önemli. Hatta o kadar uluslararası etkileri oluyor ki; Karl Marx’ın karısı Jenny Marx dostlarına 1876 yılında bir mektup yazıyor ve diyor ki: “Kocam Karl Marx ayağa kalktı, oynuyor! Muhammed’in evlatları Türkiye’de zafer kazandı.” 1876 devrimi dünya çapında etkiler olmuş, Karl Marx’ı bile ayağa kaldırıp oynatmış. Böyle bir devrimci gelenekten geliyoruz Türkiye olarak. Bu aynı zamanda Kurban Bayramı’nda yaşadığımız felsefedir; paylaşma, kahramanlık, fedakârlık, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe vermek. O değerler şimdi ayağa kalkıyor. Tarihten bize miras kalan bu değerler, insanlık için de çok büyük değerler. Onun için bu kez kutladığımız Kurban Bayramı farklı. Bu duygularla ve önümüzdeki o büyük kahramanlık, fedakârlık görevlerini milletimizin değerlendirmesine sunarak Türk milletinin ve İslam âleminin bayramını yürekten kutluyorum.
İslam âlemi bugün emperyalizme karşı bir savaş cephesi. İran savaşıyor, Filistin savaşıyor, Gazze, Yemen, Lübnan, Hamas, Hizbullah savaşıyor. Diğerleri de tetikte; Türkiye’si, Mısır’ı, Pakistan’ı. Rusya İslam ülkesi değil ama nüfusunun yüzde yirmisine yakını Müslüman; Tatarlar, Çeçenler, Karaçaylar, İnguşlar, Kafkas halkları, Gürcüler, Çerkezler… Donetsk’e, Lugansk’a gittiğimiz zaman orada Çeçenleri, Özbekleri, Dağıstanlıları gördük. Pek çok Müslüman kavim orada Ruslarla birlikte savaşıyor. Rusya’nın savaşı bir yönüyle emperyalizme karşı olan büyük Rus milletinin savaşıysa, diğer yönüyle de Rus milleti içindeki Müslümanların savaşıdır.
Türkiye büyük bir karara gidiyor dediniz. Vatan Partisi olarak 35 yıldır bir Avrasya perspektifi koyuyorsunuz. Ancak şimdi Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı’nın da benzer çıkışlarıyla, Vatan Partisi’nin 35 yıldır söylediği o cepheyi tarif etmeye başladığını görüyoruz. Bu, emperyalizmin bunalıma girmesi ve bir hesaplaşma dönemine girilmesiyle ilgili midir?
Evet, tabi. Türk Devleti savaşa hazırlanıyor. İslam âlemi savaşıyor, Türkiye de savaşa hazırlanıyor. İHA’lar, SİHA’lar, füzeler, savaş sanayisi, Mavi Vatan… Bunlar, Türkiye’nin kendisine yönelik silahlı tehditlere karşı hazırlığıdır. Namlular Türkiye’ye dönüyor; Amerika, İsrail, Yunanistan, hatta Fransa ve Hindistan bile Akdeniz’e burnunu soktu. Netanyahu ile koklaştılar, sarıldılar. Türkiye, kendisine yönelik bu silahlı tehditlere karşı, Mavi Vatan’dan, Kıbrıs’tan, Trakya’nın karşı kıyılarından gelen namlulara karşı savaşa hazırlanıyor.
Türk aklı eskiden beri; İskitler’den, Sakalar’dan, Hunlar’dan, Göktürkler’den, Karahanlılar’dan, Selçuklular’dan, Osmanlı’dan günümüze bir imparatorluk aklıdır. Bu akıl, bugün “Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı” diyor. Bu sadece Vatan Partisi’nin, MHP’nin veya AK Parti’nin meselesi değil; hepimizin olmak zorunda. Türk aklı, bu ittifakı zorunlu görüyor. Çünkü karşıda nükleer silahı olan İsrail, yanında Yunanistan ve arkalarında Amerika gibi bir süper devlet var. Türk aklı buna karşı savaşı caydıracak bir çözüm üretmek zorunda. Bir, güçlü bir donanma; iki, nükleer caydırıcılık. İran, şehit olmayı göze alarak Amerika’ya karşı direndi ve bu bize ders oldu. Bizim de nükleer enerji bakımından çalışmalar yürütmemiz lazım; yürütüyoruz da. Ama nükleer silahımız yoksa bile nükleer müttefiklerimiz olmalı.
İkincisi, Türk yargısının aldığı “mutlak butlan” kararı. Siyasi partiler hukuku alanında bir numaralı hoca olarak söylüyorum; bu karar sadece CHP içindeki sorunların hukuk yoluyla çözümü değil. Bir partinin genel başkan koltuğunu, yönetimlerini parayla satın alamazsınız. Bütün deliller ortada; Özgür Özel’lerin seçildiği o kurultayda yaşananlar yargının kararıyla hukuki bir zemine oturdu. Ama burada hukukun ötesinde, Türkiye’nin davası var. Atlantik sistemi, Atatürk’ten kalan Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimini ele geçiremez. Demin “Türkiye savaşa hazırlanıyor” dedik. O Türkiye’nin iç cephesinde, ana muhalefet partisi Amerikancı, Avrupacı olursa vatan savunması nasıl olacak? İçeriden baltalanan, kargaşa içinde olan bir vatan savunulabilir mi? Atatürk’ün koyduğu esas şudur: İç cephe belirleyicidir. Dolayısıyla iç cephedeki bölünmeler, hançerlemeler, bunlar vatan savunmasına zarar verir. Mutlak butlan kararı da bu bütünleşmenin, yani savaşa hazırlığın bir parçasıdır. Savaşa hazırlık demek, savaşmak demek değil; savaşı caydırmak demektir. İç cephe sağlam olacak, Atlantik’in güçleri olmayacak, Avrupa sevdalıları olmayacak. Türkiye’nin önümüzdeki bu döneme hazır olması için tek başına AK Parti yönetimi de artık arkada kalıyor, Türkiye’nin yeni bir bütünleşmeye ihtiyacı var. Türkiye’nin geniş milli güçlerini, üreten kuvvetlerini seferber eden, kucaklayan, birleştiren ve örgütleyen bir hükümet kurulacaktır. Bu durum, Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın tek başına yapabileceği bir şey değildir; o dönem artık geride kaldı, bunu görmek lazım. Türkiye, aynı zamanda bir hükümet çözümünün eşiğindedir. Peki, o hükümetin içinde kimler olmayacak? Atlantik güçleri; Amerika, Avrupa ve Orta Çağ’ın temsilcileri o hükümetin içinde olmayacak. Kim olacak? Empirizme karşı dik duran, Asya cephesinde kararlı bir şekilde yer alan, Türkiye’nin üç asırdır devam eden devrim geleneğini özümsemiş, çağdaşlaşmış, birleşmiş, bütünleşmiş ve aydınlanmış bir kadro olacak.
Türk halkı aydınlık bir akla sahiptir. Mesela, Sayın Devlet Bahçeli’nin üç gün önceki konuşmasında çok önemli vurgular vardı; özellikle aydınlanma vurgusu çok mühim. Bilimsel aklı savunan, bilime atıfta bulunan, Yusuf Has Hacib’in *Kutadgu Bilig*’ine kadar gönderme yapan bir anlayıştan bahsediyoruz. *Kutadgu Bilig*, hakikaten bütün gençliğimizin ve vatandaşlarımızın evine alması gereken bir eserdir. *Şahname-i Türkî* yani Türklerin Şahnamesi olan bu eserde aklın ve bilimin önderliği vurgulanır. “Bilgi ve akılla yapmazsan mahvolursun” ana fikri, eserde çok veciz, özlü ve edebi bir şekilde ifade edilmiştir. *Kutadgu Bilig*, bu bakımdan hayranlık uyandırıcıdır ve devlet teorisi alanında temel bir kitaptır.
11. yüzyılda Firdevsi İranlıların Şahnamesi’ni yazarken, Yusuf Has Hacib 1070’te *Kutadgu Bilig*’i kaleme almıştır. Arkasından hemen Nizamülmülk’ün *Siyasetname*’si gelir. Orada Selçuklu veziri, devlet teorisinin esaslarını üretmiştir. İlk devlet kuranlar Türklerdir. Atlı çoban kültürüne dayanan Türk devlet birikimi; Fırat, Dicle, Sarı Nehir, İndus ve Nil havzalarına inerek tarım zenginliklerinin üzerine oturmuştur. Türk atlı çobanları; devlet örgütlenme kabiliyetlerini, kahramanlıklarını ve organizasyon yeteneklerini bu tarım zenginlikleriyle buluşturmuştur. Bugün işte o Türk aklı tekrar gündemdedir; Türkiye’nin, Asya’nın ve insanlığın gündemindedir.
Türkiye şu an savaşa hazırlanıyor; Mavi Vatan ve Türk-Kürt bütünleşmesi süreci ile terörsüz değil, bütünleşen bir Türkiye hedefi esastır. Vatan Partisi bunun doğrusunu koyuyor: Türkiye, Rusya, Çin ve İran ittifakı ile üretim devrimi. Türk devlet aklı bugün bu programa gelmiştir ve bu programın önünde kimse duramaz. Kurban Bayramı’nın fedakarlık, kahramanlık ve paylaşma değerleri de Türkiye’nin içine girdiği bu yeni süreçle tamamen uyum halindedir.
Bilgi ve akılla ilgili olarak, benim *Batı Asya’da Devlet Teorisi* adlı kitabımda *Kutadgu Bilig*’in devlet yönetimi üzerine bölümü detaylıca incelenmiştir. *Kutadgu Bilig*’in en temel fikirlerinden biri, devleti bilimle ve akılla yönetmektir; tamamen dünyevi esaslara, matematiğe dayalı bir yönetim anlayışıdır. 11. yüzyılda yazılan bu eserler ile 15. veya 16. yüzyılda yazılan Machiavelli’nin *Hükümdar* (Il Principe) eseri arasında bağ vardır. Machiavelli bile eserinde Fatih Sultan Mehmet’e ve Mısır’daki Kıpçak kökenli Memlük hükümdarlarına gönderme yapar. Fatih’in Anadolu beyliklerini kılıçla birleştirmesi, Memlüklerin devlet yapısı; hep o Türk devlet aklına ve geleneğine dayanır.
Doğu Akdeniz’de İsrail’in, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Yunanistan ile kurduğu ittifak Türkiye’yi hedef almaktadır. Amerika, İsrail ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki tatbikatlarının adlarına bakın: *Nabal Dina* ve *Nemesis*. İkisi de intikam ve yıkım senaryolarına gönderme yapar; Türk ordusunu etkisizleştirmeyi hedefler. Yunanistan kıyılarında kurulan dokuz Amerikan üssü ve Dedeağaç’taki tatbikatlar, Türkiye’ye karşı yapılan saldırı hazırlıklarıdır. Türkiye, bu tehditleri def edecek gücü tek başına değil, nükleer silahlara ve güçlü donanmalara sahip müttefiklerle kuracağı Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakıyla oluşturacaktır.
“Türkiye NATO üyesi değil mi?” diye sorulabilir. Ancak Türkiye, NATO’nun düşman olarak tanımladığı ülkedir. Namlular Türkiye’yi hedef alıyor. Ankara’da Türk bayrağı dalgalanıyor ama bir yandan da Brüksel’e kul köle olmak isteyen projeler, mavi NATO bayrağını Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor. Oysa Avrupa artık yıkılıyor; Almanya’da yükselen Alternatif Parti (AfD), Fransa’da Le Pen gibi isimler ve Avrupa’daki genel eğilim, Rusya ve Çin ile yakınlaşan, Asyalılaşan bir Avrupa’ya işaret ediyor. Bizim Avrupalılaşmak isteyenlerin hayalindeki Avrupa artık çökmüştür. Sayın Devlet Bahçeli’nin de vurguladığı gibi; Batı’nın bencillik, çıkarcılık ve çürüme üzerine kurulu değerleri artık insanları mutlu etmiyor. Batı’nın tek taraflı, sömürücü sistemi yerine, doğudan yükselen daha adil ve insanı merkeze alan bir medeniyet geliyor. Bir tek havayı satın alamıyorsun ama onun da bir tiyatrosu vardı. Yazarını unuttum; Ahmet Leventoğlu oynamıştı. Havanın da satın alındığı, dünyayı anlatan bir oyundu. Irmaklar, denizler, ormanlar, topraklar kirleniyor; geriye ne kaldı? Hava da kirleniyor. Atmosfer, karbon salınımları… Teferruata girmeyelim. Peki, bu havayı kim kirletiyor? Ben mi, Kıvanç mı, Arslan mı, Kaan mı? Emperyalist, kapitalist sistem kirletiyor. Onun öz çıkarcılığı, doğayı yıkıma uğratan bir noktaya geldi. İnsan, doğanın bir parçası değil mi? Maymunlar, aslanlar, kaplanlar, böcekler, orkideler, maydanozlar, kavak ağaçları gibi insan da bu doğanın bir parçasıdır. Peki, hiçbir hayvan doğayı yıkıma uğratmazken, “insan” denen hayvan nasıl bu noktaya geldi? Tabii ki çıkarcı insan, emperyalizmin insanı. Emperyalist, kapitalist sistem; doğayla, hatta insanın doğasıyla bile kavgalı.
Sistem, “Kadını erkek, erkeği kadın yaparım” diyor. Bu ne biçim bir meydan okumadır? “Çocukları yaparım, ebeveynleri karışamaz” diye kanunlar çıkarıyorlar. Bu, erkeği kadın, kadını erkek yapmanın çırpınışlarıdır. Bunu becerebilir misin? Kediyi, aslanı değiştirebilir misin? Sistem kafasını kayalara, taşlara, dağlara vuruyor. Sayın Perinçek, Avrupa halkları veya Amerika içerisindeki bir kesim de bu sisteme karşı durmaya başladı. AFD’ye, Le Pen’e oy verenler; dünyayı bencillikle, özel çıkarcılıkla çürüten bu sistemi gördükleri için daha fazla karşı çıkıyorlar.
Ocak ayında Vatan Partisi olarak 15. Genel Kurultayımızı yapıyoruz. Geçmiş metinleri incelerken, 1996 yılındaki Merkez Karar Kurulu raporunda şu ifademize denk geldim: “Namuslu kalmak en büyük eylemdir.” 90’lardan itibaren Türkiye; eroin, uyuşturucu, eşcinsellik ve Batı’dan gelen bencillik, hırçınlık gibi tehditlerle karşı karşıya kaldı. Sevgi, kardeşlik, ana, baba, komşu, yol, yoldaş bilmeyen bir dayatma var. “Namus” dediğimiz kavramı, ahlakın ötesinde, tüm etik değerlerin temel ilkelerine bağlılık olarak düşünüyorum. Türkiye’nin namusuyla oynayan; sömüren, yağmalayan, dolar saltanatıyla ülkelerin zenginliklerine el koyan ve toplumların namusuna tecavüz eden bir sistemle karşı karşıyayız.
İnsanlık büyük bir karar sürecinin, bir eşiğin kapısındadır. Asya’dan yeni bir uygarlık yükseliyor. Sayın Devlet Bahçeli de Batı değerlerinin çürüdüğünü ifade ediyor. Bunu görmeden Türkiye’yi yönetemezsin, kurtaramazsın. Ekonomi bozulur ama insan kurtarır; ancak insan bozulursa onu kim kurtaracak? İşte bu çürüme, yozlaşma en büyük tehdittir. 1996’daki raporda bu soruna karşı çözüm bellidir: “Namusla emekçilerin Türkiye’si kurulacaktır.”
Şimdi emekçilerin Türkiye’sinin eşiğine geldik. Türk devrimi; 1876, 1908 ve 1920 Atatürk devrimlerinden sonra bugün milli demokratik devrimin kesin zaferine ulaşacağı tarihsel bir gündemdedir. Ancak bu kez devrimde emekçiler, sadece kitle olarak değil, lider ve yöneten konumunda olacaklar. Vatan Partisi de bunu temsil ediyor. Enerji, maden, belediye ve sağlık işçileri tarih sahnesine çıkıyor. Devrim; işçi sınıfı, çiftçiler, esnaf, zanaatkâr ve milli sermayenin ittifakıyla gerçekleşecek.
CHP’nin bugün attığı adımlara bakarsak; Kılıçdaroğlu’nun “Ya istiklal ya ölüm” vurgusu, mandacılara karşı duruşu, partideki FETÖ bağlantılı isimlerle hesaplaşma mesajı ve “kuruluş kodlarına dönme” çıkışı, Türkiye’nin gerçekleriyle buluştuğunu gösteriyor. Devlet aklı, karşılaşılan tehditler karşısında gerçekleri bilinçlere hükmettirir. Bu, hem bir dünya gerçeğinin keşfi hem de CHP’nin tarihsel köklerinin canlanmasıdır. Biz artık padişahın kulu, şeyhin müridi değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Türkiye tarihi bir kararın eşiğindedir; bu kapıyı omuz vererek açacağız. Dünya bir hesaplaşma dönemine girerken iç cepheyi sıkı tutup ittifaklarımızı artırmalıyız. İran’da gördüğümüz gibi; liderler şahadeti göze almadıkça halk ölümü göze alamaz. Öyle değil mi? Yani Mustafa Kemal Paşa 19 Mayıs’ta Anadolu’ya çıkarken ölümü göze alarak çıkıyor. Yani o savaşın sonunda kaybettiği zaman satranç oyununda veya tavla oyununda kaybetmiş olmuyor. O kongreler, idam fermanı varken yapıldı. Yapıldı ve kaybettiği zaman ne olacaktı? Kurşuna dizilecekti.
Sayın Perinçek, siz “Machiavelli’nin güç kullanmanın mecburiyetini anlattığını” söylediğinizde, dün İran Meclis Başkanı Kalibaf’ın bir açıklaması aklımıza geldi. Dün yaptığı açıklamada müzakereler sorulduğunda, “Biz tavizleri görüşmelerle değil, güçle alıyoruz” diyor. Çok güzel bir ilişki. Yani Machiavelli’nin sonucu itibarıyla anlatmak istediği; insanlığın bütün tecrübesinden, Fatih Sultan Mehmet’e, Memlük hükümdarına atıfla kuvvetin ve devletin rolünü ifade etmektir. O bakımdan işte böyle gücün konuştuğu bir döneme giriyoruz. “Efendim güç konuşuyor, gücün konuşmasından şikâyet etmeyelim” çünkü güç konuşacak. Güçlüler kazanıyor, haklılar kazanmıyor. Hayır, haklılar da güçlü olacak. Çünkü haklıların güçlü olmak dışında bir kazanç yolu yok. Eğer sümsüksen, boyun eğiyorsan, pasifsen, teslim olmuşsan; istediğin kadar haklı ol, teslim olan haklı hakkını alamaz. İran, insanlığa şunu gösteriyor: Teslim olmadan hak kazanılır. Teslim olursanız hak mak kazanamazsınız, vatanınızı çiğnetirsiniz.
Türk tarihi bunun tecrübeleriyle doludur. Yakın tarihimize bakalım; biz hakları ve hukukları nasıl kazandık? 1876 devrimiyle. Bu devrimler hep güçlü oldu. Subaylar dağa çıkmasa, Anadolu’da, Erzurum’da, Diyarbakır’da, Ankara’da halk ayağa kalkmasaydı, 1908 devrimi olur muydu? Zafer Kars’ın, profesör arkadaşımızın çok önemli bir kitabı vardı: “1908 Öncesi Halk Hareketleri”. Eğer güç ortaya çıkmasaydı, haklının gücü olmasaydı bunların hiçbiri olmazdı. Onun için biz güçten şikâyet etmeyeceğiz; güçlü olacağız. Haklılar güçlü, haklılar silahlı olacak. İran bize bu örneği getirdi. Aynı şeyi şimdi Filistinliler yapıyor. Bir Gazze’yi alamadılar ya; İsrail ve Amerika, avuç içi kadar Gazze’yi fethedemedi.
Çok teşekkür ediyoruz Sayın Perinçek, sorularımızı cevapladığınız için. Kitaplar için de şöyle yapalım: Doğu Perinçek’in “Batı Asya’da Devlet Teorisi” ve Machiavelli’nin “Hükümdar” kitabı. Rejideki arkadaşlarımıza da çok teşekkür ediyoruz; benim yorumumla Fatih Sultan Mehmet ve Memlükler göndermelerine bakarak bu iki kitabı okuyalım. Bir de Haçaturyan’ın “Spartaküs Balesi”nden bir bölüm çalsınlar.
Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü arkadaşımız Kaan Arslan ile birlikte Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e sorularımızı yönelttik. Kendisi dünyanın bir hesaplaşma dönemine girdiğini, Türkiye’nin büyük bir karara gittiğini ve haklıların güçlü olması gerektiğini ifade etti. Programımızın konulara göre ayrılmış halini Ulusal Kanal’ın YouTube hesabında bulabilirsiniz. Başka bir programda görüşmek üzere, hoşça kalın.
Ulusal Kanal YouTube’da dünya ikincisi, birinciliğe doğru gidiyor. Tebrik ediyoruz, Türkiye birincisi. Bilmem kaç ayda 600 milyon görüntüleniyor. Bunun arkasından 200 milyonla Sözcü, Halk TV ve diğerleri geliyor. Ulusal Kanal’ı geleceğin habercisi olarak görüyoruz. Halk neden Ulusal Kanal’a döndü? Diğerleri, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve İstanbul Belediyesi’nin kaynaklarıyla beslenen kanallardı. Şimdi onları kim besleyecek? Türk Devleti de akıllanıyor; kendisine karşı olan, Atlantik güçlerinin kontrolündeki medya organlarını beslemekten vazgeçiyor.
Çok teşekkür ediyoruz Genel Başkan. Eyvallah, sağ olun. Kurban Bayramı tekrar bütün milletimize kutlu olsun. Yolumuz açık olsun. Hepimiz önümüzdeki dönemin ölçülerine göre kendimizi ayarlayalım. Önümüzdeki dönem bir hesaplaşma dönemidir, zor bir zamandır. Zor zamanın kahramanlık ve akıl ölçülerine göre hepimiz kendimizi, örgütlerimizi ve Vatan Partimizi tekrar örgütleyelim. Öyle bir dönemin eşiğindeyiz. Sevgi ve saygılar sunuyoruz bütün milletimize. Sayın Perinçek’in bu sözleriyle programımızı bitiriyoruz.

