Çıkış Yolu • 13.05.2026

Çıkış Yolu • 13.05.2026

Bismillahirrahmanirrahim. İran İslam Cumhuriyeti’nin İstanbul Başkonsolosu Sayın Ahmed Muhammadi adına, bu seçkin konferansa katılmak ve onun mesajını bu değerli topluluğa iletmek benim için büyük bir onur ve ayrıcalıktır.

Sözlerimin başında, Minam Kız Okulu’nda şehit edilen öğrencileri saygıyla anıyor; Mübarek Ramazan ayında dayatılan savaşın tüm şehitlerini, özellikle de bu uğurda can verenleri hürmetle yâd ediyorum.

Değerli kardeşlerim, hepinizin bildiği üzere 28 Şubat 2026 tarihinde, İran ile Amerika arasında diplomatik çözüm arayışlarının sürdüğü bir dönemde, Siyonist rejim, Amerika Birleşik Devletleri’nin desteğiyle uluslararası hukuku ve Birleşmiş Milletler Şartı’nı açıkça ihlal ederek İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı kapsamlı saldırılar başlatmıştır. Bu saldırılarda üst düzey liderler, askeri komutanlar ve masum siviller şehit edilmiştir.

İran ve Türkiye halklarının arasındaki ilişkiler derin tarihi, kültürel ve dini bağlara dayanmaktadır. Tarih boyunca milletlerimiz hüzünde, sevinçte ve zorluklarda birbirinin yanında durmuştur. Bu süreçte hem Türkiye hükümetinin hem de Türk halkının gösterdiği empati ve dayanışma bunu açıkça ortaya koymuştur. Bu bağlamda, Türkiye’deki siyasi partilerin, özellikle Vatan Partisi’nin ve kamuoyu önderlerinin İran’a verdikleri sarsılmaz destek için şükranlarımızı sunuyoruz. Türk medyasının, özellikle Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesinin, İran halkının gerçeklerini yansıtmadaki rolü de takdire şayandır.

Değerli katılımcılar, bu savaşın ardından dünya artık eskisi gibi olmayacaktır. Bu çatışma, uluslararası sistemde büyük bir dönüşümü tetiklemiş ve yeni bir dönemin kapılarını aralamıştır. Bu yeni dönemin temel özellikleri şunlardır: “Kibirli güçlerin”, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in bölgesel meselelerdeki etkisinin zayıflaması; bazı bölge devletlerinin Amerikan güvenlik garantilerine olan güveninin sarsılması; İran’ın Orta Doğu güvenlik mimarisindeki konumunun güçlenmesi ve Asya’nın dünya düzenini şekillendirmedeki merkezileşmesi. Türkiye, Rusya, İran ve Çin arasındaki iş birliği bu noktada hayati öneme sahiptir.

Sonuç olarak, İslam Cumhuriyeti yetkililerinin defaatle vurguladığı üzere, İran komşu ülkelerine karşı hiçbir düşmanlık beslememektedir. Er ya da geç yabancı güçler bu bölgeyi terk edecektir. Bizler, yüzyıllardır olduğu gibi, barış, dostluk ve karşılıklı saygı içinde, dış müdahaleler olmaksızın yaşamaya devam edeceğiz.

***

(Sayın Başkonsolosun konuşmasının ardından, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Ali Özgündüz kürsüye davet edilir.)

Değerli Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek, İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’nun değerli temsilcileri, siyasi partilerimizin ve derneklerimizin kıymetli başkanları, değerli çalışma arkadaşlarım ve kıymetli anneler; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün Anneler Günü. Bu vesileyle başta şehit anneleri olmak üzere tüm annelerin gününü kutluyorum. İran’daki okul saldırısında, Kahramanmaraş’taki felakette ve vatan uğruna evlatlarını şehit veren tüm annelerin ellerinden öpüyorum.

İran ve Türkiye aslında birdir. Büyük Selçuklu, bugünkü İran ve Anadolu topraklarının birleşimiydi. Tuğrul Bey’in mezarı İran’dadır. Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safeviler, Avşarlar ve Kacarlar gibi birçok Türk devleti İran coğrafyasında hüküm sürmüştür. Bizim tarihimiz, kültürümüz ve kaderimiz ortaktır. Birinci Dünya Savaşı’nda her iki ülke de emperyalist işgale uğramıştır.

Bugün İran, emperyalizme ve Siyonizme karşı şanlı bir direniş sergilemektedir. Çanakkale nasıl geçilmez kılındıysa, Hürmüz Boğazı da bugün emperyalizme karşı öyle korunmaktadır. İran’ın bu direnişi, Türkiye’nin direnişidir. Mesele mezhep meselesi değil, emperyalizme karşı onurlu bir duruş meselesidir. Türkiye’nin bağımsızlığı, İran’ın bağımsızlığıyla doğrudan bağlantılıdır. Siyonistler, İran’dan sonra sıranın Türkiye ve Pakistan’a geleceğini açıkça ifade etmektedirler. Dolayısıyla bu direnişten zaferle çıkmak, bölgenin geleceği için kaçınılmazdır.

***

(Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek kürsüye davet edilir.)

Değerli katılımcılar, yeni bir dünya kuruluyor ve bu kuruluşun ön cephesinde İran yer alıyor. İran, sadece kendi toprakları için değil, Filistin, Lübnan, Yemen ve tüm insanlık adına savaşıyor. İran’ın bu kahraman direnişi, tıpkı bizim İstiklal Savaşımız gibi tarihe yön veren bir destandır.

Türkiye de bir ön cephe ülkesidir. Doğu Akdeniz’e baktığımızda; ABD, İsrail ve Yunanistan’ın Türkiye’yi hedef alan silahlı bir ittifak kurduğunu görüyoruz. Yunan mitolojisinden veya Tevrat’tan intikam hikâyeleriyle isimler verdikleri bu tatbikatlar, Türkiye’ye karşı yürütülen düşmanca politikanın birer göstergesidir. Ancak biz, İranlı kardeşlerimizle ve bölge ülkeleriyle birlikte bu yeni dünyayı kuracak iradeye sahibiz. Ve hedefleri Türkiye. Ege’ye bakıyoruz değerli arkadaşlar; Ege’de yine Amerika Birleşik Devletleri adalara yığınak yapıyor, silah depoluyor. Trakya’ya, batımıza doğru bakıyoruz. Daha geçen mayıs ayında, yani bir yıl önce hatırlayacaksınız; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Yunanistan ve NATO, Edirne’mizin hemen yanı başında bize karşı tatbikatlar yaptılar. Meriç Nehri’ni geçme tatbikatları… Meriç Nehri’ni geçtiğiniz zaman tanklar, toplar, askerler neyle karşılaşıyor? Türkiye topraklarıyla. Adamlar Türkiye topraklarına girme tatbikatları yaptılar. Şimdi mayıs ayındayız, değerli arkadaşlar. Meriç Nehri’mize girip topraklarımızı tanklarıyla çiğneme tatbikatları yapan NATO, temmuz ayında Ankara’da bir zirve toplayacak. Böyle bir manzara içindeyiz Türkiye olarak.

Dolayısıyla biz bir ön cephe ülkesiyiz. Henüz İsrail’in, Amerika’nın, Yunanistan’ın topları, tankları kapımızı çalmıyor olabilir ama o tatbikatlar ve askeri hazırlıklar bize geleceğimizle ilgili haber veriyor. Batı dünyası korkuyor; Türkiye ellerinden kaçıyor, Türkiye doğuya, kendi varlığının kökü olan Asya kıtasına yöneliyor. Biz Asya ülkesiyiz, Asya’yı bir milletiz. Büyük Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği gibi, biz Türk milleti Asya’yı bir milletiz. Batılı değiliz, batılı olamadık. Rock’n roll’u getirdiler, çeşitli dayatmalarda bulundular ama bizi batılılaştıramadılar. Biz yine destanlarımızla, türkülerimizle, üretimimizle ve tarihimizle o doğu medeniyetindeki yerimizi bugüne taşıdık. Bursa da o büyük medeniyetin başkentlerinden, payitahtlarından biridir.

Değerli arkadaşlar, biz İran’ın, kardeşimiz Filistinlilerin Gazze’deki savaşının, kardeşimiz Yemenlilerin mücadelesinin ve bugün Lübnan topraklarında evlerinden, yurtlarından sürülmek zorunda kalan, kahramanca savaşan o Lübnanlıların, Hizbullah’ın savaşını balkondan seyredemeyiz. Televizyonlarda haberleri izleyip geçemeyiz; biz bu savaşın bir parçasıyız. Namlular Türkiye’ye dönükse yarın o namlulardan Türkiye’ye mermiler, toplar atılacak; o tanklar bizim üzerimize yürüyecektir. Elbette bunu caydırabiliriz; illâ başımıza bu savaş felaketi gelecek diye bir kural yok. Bunu caydırmanın en temel prensibi, duruşu nedir? Bugün Amerika’yı, İsrail’i ve Türkiye düşmanlarını caydıran cepheye sadık kalacağız; o cephede sağlam duracağız. İran’ın, Filistin’in, Yemen’in cephesinde sağlam duracağız çünkü savaş oradan bizim üzerimize geliyor.

Dengesizlik her zaman savaş sebebidir. Bugün Doğu Akdeniz’de bir dengesizlik var. Belirttiğim gibi; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Yunanistan, hatta Fransa ve Hindistan bir araya gelerek Akdeniz’de bir cephe kurdu. Türkiye çok büyük bir silahlı güce ve deniz kuvvetlerine sahip olsa da karşıdaki gücü çok iyi görmemiz lazım. Bu Doğu Akdeniz’deki dengesizliği gidermeli, caydırıcı bir kuvvet inşa etmeliyiz. Öz kuvvetimiz var, doğru. İran bunu ispatladı; öz kuvvetiyle direndi. İran halkı, devleti ve büyükleri şehadeti göze almasalardı o direniş olmazdı. Sayın Ayetullah Ali Hamaney’in kendini feda etmesi, hesapsız bir davranış değil, İran milletinin direnme ruhunu ateşleyen yüce bir davranıştır. Şehitler ölmez; çünkü bize vatan için verilen canın, dökülen kanın kutsal olduğuna dair büyük bir mesaj bırakırlar. Bu kanlar ve canlar milletleri ayakta tutar, ayağa kaldırır.

İran’ın direnişi sadece kahramanlık, cesaret ve imanla değil; aynı zamanda akılla, bilimle ve stratejiyle olmuştur. Amerika-İsrail saldırısını nasıl göğüsleyeceğini hesaplamış, dünyadaki diğer devletlerle birlikteliğini sağlamıştır. Bugün İran en önde savaşıyor ama yanında bir insanlık cephesi oluştu; Rusya’sı, Çin’i, Arap halkları, hatta Hristiyan dünyasından İspanya’sı, Latin Amerika’sı, Avrupa’sı… Bütün dünya İran’ın etrafında toplandı. İran’ı kendi etrafında toplayan bu stratejiyi iyi ezberlememiz lazım. Türkiye, düşmanlarını bekleyerek kendini savunamaz. “Amerika bizi İsrail’e karşı korur” masallarını bırakalım. Amerika bizi koruyorsa neden İsrail ve Yunanistan ile Doğu Akdeniz’de tatbikatlar yapıyor? Bu masallar bizi uyutur; İran bu masallara inanmadığı için zafer kazandı.

Bizim de önümüzde Amerika ve İsrail merkezli tehditleri caydırmak, savaşı önlemek ve bölgemize barışı getirmek için önemli bir gücü birleştirmemiz lazım. Bu tecrübe bizim için büyük bir öğretidir. Türkiye, Rusya, Çin ve İran ittifakı fikrini Vatan Partisi on yıllardır savunuyordu; şimdi ise Türk devletinin içindeki yönetici güçlerden de bu ses yükselmeye başladı. Bu bir matematiktir; bunları topladığınızda Amerika ve İsrail’i dize getirirsiniz. Onlar da bu matematikten korkuyor, bu yüzden Ankara’da NATO toplantıları düzenliyorlar.

Bu denklemde en önemli unsurlardan biri İran’dır. İç içe geçmişiz; bizde Fars kanı, onlarda Türk kanı var. Kaşgarlı Mahmud’un da dediği gibi; “Fars Türksüz olmaz, Türk Farsız olmaz.” Tarih bu denklemi yazmış, en önemli hakikatimiz haline gelmiştir. Bu iki ülke sırt sırta verdiğinde def edemeyecekleri bir bela yoktur. Sayın Devlet Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi; Amerika ve İsrail’in şer ittifakına karşı, Türkiye-Rusya-Çin-İran insanlık ittifakı kurulmalıdır. Bu, insanlığın kaderini belirleyecek bir ittifaktır.

Amerika emperyalizmi ve hegemonyacılığı çöküş halindedir. Finans kuruluşları, iş adamları ve bizzat kendi yöneticileri alarm zilleri çalıyor. Amerika batıyor; dolar saltanatı batıyor. Dünya tarihinde görülmemiş bir haraç sistemi kurdular; beyaz bir kâğıda yeşil mürekkeple değer biçip milyarlarca dolarlık emeği sömürdüler. Ancak Hürmüz Boğazı’nda artık Amerika’nın ve İsrail’in boğazı sıkılıyor. Orası insanlığın nefes aldığı yerdir. Çanakkale Savaşı’nda nasıl ki insanlığın kaderini değiştirdiysek, bugün de Hürmüz Boğazı’nda aynı matematik kurulmuştur. Oraya yığınak yapacağız ve “Hürmüz Boğazı geçilmez” diyeceğiz. O boğaz, uçak gemileriyle değil, imanı ve vatan sevgisi olanlarla savunulur.

Yeni bir medeniyet geliyor; Asya’dan yükselen bu medeniyet milli, devletçi, halkçı ve aydınlanmacı olacak. Türkiye, İran’la birlikte bu yükselen medeniyetin öncü devletlerinden biridir. Önümüzdeki program nettir: Üreten bir Türkiye kuracağız. Borç dilenerek değil, üretim ekonomisiyle… Büyük sermaye sahiplerimizin yurt dışındaki bankalarda kilitli tuttuğu 500 milyar doları, üretim için kullanmamız gereken bir değer olarak geri kazanmalıyız. Tavuğu, ineği, yani üretim araçlarını kasaya kapatırsanız ürün alamazsınız; sermayemizi kasalara kilitlemekten vazgeçip üretime dönmeliyiz. Türkiye’nin bir iradeye ihtiyacı var. Bu irade; yurt dışındaki 500 milyar doları öyle ricalarla, minnetle ya da vergi indirimleriyle değil; kanun çıkartarak ve devletin gücüyle geri getirmelidir. Kimsenin malına, mülküne el koymuyoruz ancak o sermaye gelip burada yatırım ve üretime dönüşmelidir. Bankalardaki altınlar yatırıma aktarılmalıdır.

Buradan büyük bir uyarı yapıyorum: Yurt dışındaki 500 milyar dolarını İsviçre veya Londra bankalarına götürenler, bir süre sonra -hatta bugün bile- o paraların üzerine soğuk su içebilirler. Emperyalistler o parayı geri vermeyecek; “Sana 20 sene taksit yapayım” diyerek süreci uzatacaklardır. İran’a, Rusya’ya ve Türkiye’ye uygulanan ambargolar ortada. Türkiye’nin alın teri olan o kıymetleri bugün getirmeye kalkmazsak, emperyalistler bu varlıklara el koyacaktır çünkü Batı sermayesi ve bankaları batıyor. Ya şimdi getirirsiniz ya da Türkiye büyük bir değerini kaybeder.

Türkiye’nin birikmiş sermayesini ve tasarrufunu üretim süreçlerine soktuğumuzda, Bursa Ovası’ndan tutun da Türkiye’nin dört bir yanına kadar her yerde üretim başlar; makineler çalışır, madenler çıkarılır, köylü ve çiftçi desteklenir, kamu iktisadi teşekkülleri kurulur, özel sektör tavan yapar. Bir üretim ekonomisi kurulur.

Türkiye’nin ikinci meselesi, “Bütünleşen Türkiye” hedefidir. Amerika ve İsrail, Kürdistan adı altında Türkiye, İran, Suriye ve Irak topraklarında ikinci bir İsrail devleti kurma çabasıyla bölgeyi işgal etmeye kalktılar. Ancak bu kadim toprakların sahibi olan Kürtlerimiz de uyandı. Türkiye, terörsüz ve bütünleşen bir sürece girmiştir. Bunu sonuna kadar götüreceğiz. Sadece silahların bırakılması yetmez; beyinlerdeki ve şuurlardaki silahların da bırakılması gerekir. Devlet ve milletle bütünleşeceğiz. Atatürk’ün dediği gibi; Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.

Üçüncü programımız ise “Namusluların Türkiye’si”ni kurmaktır. Belediyeleri yağma şirketine dönüştürenlerin değil, alın teriyle kazananın, üretenin, dürüst olanın Türkiye’si. Bize dışarıdan dayatılan “ben merkezli” ve “bireyci” kültür, toplumsal dokumuzu bozdu. Birbirini tanımayan insanların şiddete başvurması bize Batı’dan gelen bir hastalıktır. Biz, kendi geçmişimizdeki kardeşlik, komşuluk ve fedakarlık kültürüne; “Abduhu” yani “Allah’ın kulu olma” bilincindeki o yüce eşitlik duygusuna döneceğiz. Çıkarcılığı ve bencilliği öldürüp, yeniden fedakarlık kültürünü ayağa kaldıracağız.

Tüm bu hedeflere; kendi irademize sahip olduğumuz, kararlarımızı bağımsız verdiğimiz bir iklimde ulaşabiliriz. Başkentini Brüksel yapmak isteyenlere veya Amerika’nın şemsiyesi altına girmeyi kurtuluş sananlara artık müsamaha gösteremeyiz. Kendi irademizi hayata geçireceğimiz; üretim ekonomisini kuracağımız, kardeşliği gerçekleştireceğimiz, milletimizi bütünleştireceğimiz ve maneviyatımızı bencillikten kurtaracağımız bir geleceği ancak Türkiye, Rusya, Çin ve İran ittifakı içinde kurabiliriz. Bu sadece bir dış politika seçeneği değil; yeni bir Türkiye’yi inşa etme sürecidir.

Ey Bursa’nın emekçileri, işçileri, çiftçileri, esnafı ve sanayicisi; önümüzde büyük görevler var. Türkiye, Rusya, İran ve Çin ittifakı içerisinde kendi geleceğimizi, halkımızın iradesiyle ve komşularımızla el ele vererek hayata geçireceğiz. Başını dik tutan, üretim devrimini hedef alan ve hiçbir ayrım yapmadan bütünleşen bir Türkiye’yi hep birlikte kuracağız. Tekrar namuslu bir Türkiye kuracağız ve bunu yükselen Asya iklimi içerisinde, yükselen Asya medeniyetinde başaracağız. O yükselen Asya medeniyetinin şu andaki adı Türkiye-Rusya-İran-Çin ittifakıdır ve süreç bu yönde ilerliyor. Temmuz ayında NATO, Ankara’da toplanacakmış; şunun şurasında iki ay kaldı. Bakın, ben size şimdiden ilan edeyim: O toplantı, NATO’nun cenaze töreni olacak. Ankara’daki buluşma NATO’nun cenaze törenidir ve biz NATO’nun ölüsünü dahi topraklarımızda istemiyoruz. NATO’nun ölüsü bile topraklarımızı kirletir. Alsınlar, götürsünler NATO’larını. Zaten o Atlas Okyanusu’nda kurulmuştu. Biz onlara Ağrı Dağı’ndan, Erciyes’ten kopardığımız ağır taşları verelim; o taşları NATO’nun ayağına bağlasınlar ve Atlas Okyanusu’na atsınlar. Bizim topraklarımızda NATO’ya yer yok, ölüsüne bile yer yok.

İran’ın karşısında, Arap Yarımadası’nda ve emirlikler üzerinde kurulan Amerikan güçlerinin, Yunanistan’da ve adalarda da kurulması, İran’ın ve bölgedeki ülkelerin aleyhine düşmanca planlar yapılması anlamına gelir. Bu özellikle İslam ülkelerini hedef almaktadır. Böyle olduğu için biz bu istikametteki her türlü çalışmayı kınıyor, mahkûm ediyor ve karşısında duruyoruz. Ben de Sayın Konsolos’un ve Sayın Ali Özgündüz’ün bu soruya verdiği cevaplara aynen katılıyorum; eklenecek hiçbir husus yok. Çok açık ve güzel cevaplar verdiler, kendilerine teşekkür ederim.

Yakın zamanda Elon Musk’ın babası sizi ziyaret etmişti. Bu şahsın, İran’ın ve direniş cephesinin değerlerine saygı duymadığı gibi İsrail ve Amerika’ya yakınlığı da biliniyor. Merak ettiğim şu: Bu şahıs sizi ziyaretinde sizden ne bekliyordu ve amacı neydi?

Elon Musk ile bizim bir ortak sırrımız olmaz, o bakımdan sorunuz çok değerli. Elon Musk, dünyanın ve Amerika’nın en büyük zenginlerinden biri. Babasının Rus devletiyle çok iyi ilişkileri var. Rusya’da “Rodina” (Vatan) Partisi var, bu bizim oradaki dost partilerimizden biri. Rusya’daki dostlarımız; başta Sayın Putin’in önderlik ettiği Birleşik Rusya Partisi, Rusya Federasyonu Komünist Partisi, Adil Rusya Partisi ve Rodina Partisi’dir. Rodina Partisi bizden görüşme talep etti, biz de İstanbul’da kabul ettik. Heyetleri, Elon Musk’ın babasının da görüşmede bulunmak istediğini ifade ettiğinde, “Tanrı misafiridir, başımızın üzerinde yeri var” dedik.

Elon Musk, Türkiye, Bosna, Sırbistan, Pakistan, Rusya ve Ukrayna gibi ülkelere üç tane proje önerisi getiriyor. Bu projelerden biri, uzayda yer çekiminin kalktığı ortamda ulaşımı hızlandıracak birtakım icatlar ve bilimsel çalışmalar. Bu çalışmaları çeşitli ülkelerle birlikte yapmak istiyorlar. Türkiye ile de iş birliği yapabilir miyiz diye gelmişler. Hem bizimle hem de Sayın Cumhurbaşkanımızın danışmanlarıyla görüştüler. Biz dedik ki: “Türkiye bu tür bilimsel faaliyetlerde bulunmak ister; önce Türkiye devletiyle görüşün, biz de elimizden gelen yardımı yaparız.” Elon Musk’ın babasının getirdiği öneri esas olarak bu bilimsel çalışmalardır. Görüşmede dünyadaki genel durumlar hakkında da fikir alışverişinde bulunduk; kendisi daha Amerika karşıtı, Amerikan emperyalizmine ve Rusya-Çin-İran cephesine yakın görüşler ifade etti. İran’ı desteklediğini de belirtti. Biz de dinledik ve zapta geçirdik. Görüşme bundan ibarettir.

Sayın genel başkanım, sorum TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları ile çarşı-pazardaki gerçek enflasyonun uyuşmaması üzerinedir. Ancak bu durum diğer siyasi partiler tarafından maalesef eksik yansıtılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Ayrıca, köyler ve şehirler için “kentsel değil, köysel dönüşüm” istiyoruz demiştiniz. Siyasetçiler köy halkını korumak adına yeterli bir duruş sergileyemiyor; Zeytinburnu ve Gaziantep gibi yerlerdeki tekstil mücadelesi ve Avrupa’ya ucuz iş gücü sağlayan sömürü düzeni hakkında ne düşünüyorsunuz? Siyasetin millî değerler üzerinden yapılması gerekmiyor mu?

Bayram Bey, teşekkür ederim. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) bizim resmî kurumumuzdur, onlardan da yararlanıyoruz; ancak bizim esas müracaat ettiğimiz kaynak; fabrikada çalışan işçi, tarlasını eken çiftçi, siftahını yapan esnaf, sanayici ve memurdur. Biz Türkiye gerçeğini onlardan öğreniyoruz ve gelen haberler, çok önemli bir geçim sıkıntısı ve işsizlik olduğunu gösteriyor.

Tekstil sanayisinin Mısır’a göç etmesi meselesine gelince; tekstil, Türkiye’nin en büyük istihdam alanıydı. Şimdi makineler ve fabrikalar yurt dışına taşınıyor, ancak orada çalışan milyonlarca işçimiz burada, kapının dışında kalıyor. Bu bir hükümet hatasıdır. Batı’nın dayattığı “serbest piyasa” hikâyesiyle kendi emeğinle kurduğun sanayinin başka ülkelere gitmesine göz yumulamaz. Biz, tekstil sanayisini Türkiye’de tutacak ve destekleyecek bir hükümet kuracağız. Faizleri aşağı çekeceğiz ki sanayici nefes alabilsin.

Tarım konusuna gelince; Türkiye bir tarım ülkesidir. Atatürk zamanında çiftçiyi destek akçalarıyla destekliyorduk. Destekleri kestik, gümrükleri kaldırdık; sonuçta Türkiye’nin tarımsal dengeleri bozuldu. Köyden kente yığılmalar, işsizlik ve toplumsal çürüme başladı. Bu dengesizlik, kültürel yozlaşmaya ve namus birikimimizin aşınmasına yol açtı. “Namuslu Türkiye” derken, tarihsel değerlerimize, insana ve kadına saygıyı kastettim. Bu vesileyle İran, Filistin, Yemen ve Diyarbakır annelerinin ellerinden öpüyorum. Hürriyet Mahallesi lideri Bayram Bey’e ve Yeniden Refah Partisi ile diğer parti temsilcilerine teşekkür ediyorum; Türkiye’yi bu zorluklardan el birliğiyle çıkaracağız. Sayın Erbakan’a da selamlarımı iletiyorum.

İran’ın emperyalizme karşı direnişini selamlıyorum. Geçmişte İran’da rejim değişecek, halk isyan ediyor gibi haberler yayılıyordu, ancak ne oldu da bu muhalifler ülkelerine geri döndü? İran halkı, yetmiş gündür sokaklarda. Vatanlarını savunmak için gece gündüz direnişe destek veriyorlar. Biz Türkiye’deki insanlar ve kadınlar olarak, İranlı kadınlardan bir mesaj gelmiş olsa, “Dünyadaki bu direnişi sağlamaktaki gücü nereden alıyorsunuz?” diye merak ediyoruz.

İslamiyet’te bir hadis vardır; “Bir hesap neticesinde 2 günde İran’ı dize getireceklerini düşündüler.” İranlı hanımların Türk hanımlarına mesajı şudur: “İranlı kadınlarımız; başı örtülü, başı açık, Müslüman veya gayrimüslim, hepsi emperyalizme karşı insanlık cephesinde mücadele ediyoruz.”

Vatan Partisi’nin İran İslam Cumhuriyeti yönetimiyle, Sayın Ayetullah Ali Hamaney ve diğer yöneticileriyle uzun yıllardan beri çok sıkı bağları var. Hatta İran İslam Devrimi sırasında Sayın Ayetullah Humeyni, Paris’ten Tahran’a o meşhur uçakla geldiğinde, o uçakta bir tane Türk gazeteci vardı; Aydınlık temsilcisi Çiğdem Kömürcüoğlu. Bu, bizim İran İslam Cumhuriyeti liderleriyle ve İran İslam devrimiyle olan köklü bağlarımızın bir göstergesidir.

Bu bağlar hem tarihsel temellere hem de bugünün gerçeklerine dayanıyor. Türkiye’de kime sorsanız “Ataların nereden geldi?” diye, herkes “Horasan’dan” der. Hem bu köklü geçmişe hem de bugünün jeopolitik gerçeklerine dayanan bir dostluğumuz var. Eylül 2017’de, Kuzey Irak’ta sözde Kürdistan referandumu yapılıyorken, İran devleti beni Tahran’a davet etti. İranlı yetkililerle, bağımsızlık ilanını nasıl önleriz diye çalışmalar yaptık ve çeşitli devletlerle temaslar kurarak bunu önledik. İran’la dostluğumuz, pratik uygulamada da sonuçları olan bir dostluktur.

İran’da yapılan İslam Uyanış Konferansı’nda birinci konuşmacıydım. Bu tür uluslararası platformlarda, bölge ülkelerinin kendi öz güçleriyle, silahlı sanayileriyle düşman karşısında durmaları gerektiğini vurguluyoruz. Türkiye de savunma sanayisini kurmalı, ancak biz hiçbir şekilde kardeşlerimizi, komşularımızı vuracak mermileri, silahları emperyalist odaklara vermeyeceğiz. Türkiye’nin önünde milli olan ve komşularına sadakati bulunan hükümetler kuracağız. Protestolar tabii ki geleceği davet eder ama asıl büyük protesto; Türkiye’de üreticilerin milli hükümetini kurmaktır.

Ukrayna’ya verilen SİHA’lar konusu… Zelenski, Amerika’nın ve Batı’nın bir piyonudur. Batı’nın piyonlarına, İsrail’e veya benzeri odaklara hiçbir şekilde yardımcı olmayacağız.

İran ile Türkiye arasındaki dini, tarihi ve coğrafi bağların ötesinde, İran ile Türkiye bir bütündür. Türkiye, İran’ı tam olarak desteklemelidir. İranlı kardeşlerimiz çok derin bir kültürden geliyorlar; konsolosumuzun da ifade ettiği gibi, Türkiye’ye teşekkür ediyorlar. Biz de bu güçlü bağların, gelecekte de süreceğine inanıyoruz. Türkiye bizi tam destekliyor; bu da kıymetli bir komşumuz olduğunu gösteriyor. Kıymetli bir komşumuz var; komşumuz bizim eksiklerimizi yüzümüze vurmuyor. Komşulukla ilgili hatalarımızı, sadakatsizliklerimizi başımıza kakmıyor, bunları bize bırakıyor. Biz Türk milleti olarak savaşın başından itibaren çok güzel bir tavır aldık. Bütün partilerimizle, bütün insanlarımızla çok güzel bir tavır aldık ve hükümetimiz de, iktidar sahipleri de Türk milletinin bu tavrından çok etkilendi. Savaşın başladığı yerle bugünkü yer aynı değil. Burada İran’ın şecaatinin, kahramanlığının ve direnişinin çok büyük bir rolü var. Bazıları, İran’ın koskoca Amerika’ya direnemeyeceğini zannettiler, İran’daki o direnme kabiliyetini göremediler. Ama sonunda İran’ın direnişi herkesi hizaya getirdi. Sadece Türkiye’deki herkesi değil, Pasifik Okyanusu’ndan Atlas Okyanusu’na kadar yedi iklimde, İran’ın direnişi karşısında çok büyük uyanışlar oldu. Artık balkondan seyretmiyoruz; yüreklerimiz ve bilinçlerimiz balkondan sahaya, araziye indi. İnşallah ellerimiz ve ayaklarımız da araziye inecek.

İran neyi istiyor? İran, Müslüman komşularına ve dostlarına, sadece kendi çıkarlarını düşünen güçlere karşı uyanık olmalarını söylüyor. Başlangıçta sahte bayrak operasyonlarıyla Müslümanlar arasında bir mezhep çatışması tohumu ekmek istediler. Buna karşı bir duruş sergilemek, vatan savunması yapmak gerekir. Rejimler değişebilir, güvenlik öncelikleri değişebilir; bugün bu rejim var, yarın başka rejim olur. Ama vatan ve subay kalıcıdır. Vatan yoksa hiçbir şey yoktur, vatan yoksa dininizi de yaşayamazsınız. Dolayısıyla önce vatan diyoruz.

NATO’nun çok uluslu bir görev gücü için Türkiye’de konuşlandırılması konusuna gelince; dünyanın yakın geleceğinde NATO’nun olmayacağını görüyoruz. NATO’ya göre hesap yapanlar, hesaplarının bozuk olduğunu anlayacaklar. Kimse NATO’ya güvenmesin, Amerika bile artık NATO’ya tam güvenmiyor. Fransa’daki Sosyalist Parti’nin lideri Melanchon da NATO’nun, Amerika’nın Fransa’yı gütme örgütü olduğunu söyledi. Bu tecrübeyi en çok yaşayan ülke Türkiye’dir. 12 Eylül darbesini, 15-16 Temmuz darbesini NATO yaptı. Şu anda Türkiye’nin hapishanelerinde NATO generalleri yatıyor. 2015’ten bu yana Milli Savunma Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, FETÖ ve NATO bağları nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 24 bin subay ve astsubay, emniyetten 30 bin personel ve kamu yönetiminden toplam 144 bin kişi tasfiye edildi. Bu çok büyük bir temizliktir; Türkiye devletini NATO’dan arındırıyoruz.

Türkiye, son yıllarda gerçekleştirdiği Barış Pınarı, Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekâtlarla sınırlarının ötesindeki Amerika ve İsrail güdümlü terör örgütlerini temizledi. Bu harekâtların hepsi aslında NATO’ya karşı yapılmış harekâtlardır. İçinde bulunduğumuz süreç, Türkiye’nin Batı emperyalizminden ve onun silahlı dayatmalarından arınma sürecidir. Sayın diplomatımızın “Yarın gelsin, görelim” ifadesi, bu geleceğe dair duyulan umudu ve güveni yansıtıyor. Türkiye’yi NATO’dan temizleyeceğiz, buna söz veriyoruz.

Ülkemizdeki uyuşturucu ve suç oranlarıyla ilgili soruya gelince; bu durum, namuslu bir Türkiye’yi kurmamızın ne kadar elzem olduğunu gösteriyor. Uyuşturucuya yönelen insanlar genellikle umutsuzluk içindeki kişilerdir. Eli ekmek tutan, sorumluluk sahibi insan uyuşturucuya meyletmez. Bu noktada Yunus Emre’nin “Üryan olup gir yola” dizeleri aklıma geliyor. “Yüz silahlı gelse bile, yalıncağı (kirlerden, bencillikten arınmış insanı) soyamaz.” Bizim de nefislerimizdeki bencillikten arınmamız, bir kültür devrimine ihtiyacımız var. Uyuşturucudan kurtulmanın yolu o kültür devrimidir.

Dünyada emperyalizmin pazarı olan ülkelerin, “anti-demokratik” olduğu propagandası yapıldı. Savaşları televizyonlardan izliyoruz; ancak Batı medyası sadece kendi istediklerini haberleştiriyor. İran’da sokaktaki insana kolayca mikrofon uzatıp görüşlerini alabiliyorken, İsrail’de veya Batı’daki ülkelerde aynı özgürlüğü göremiyoruz. Onlar korkuyor, İran ise Allah’a tevekkül ediyor. Şehit olmak, vatan için ölmekten daha büyük bir onur var mı?

Türkiye, Rusya, Çin ve İran ittifakı meselesine gelince; biz Vatan Partisi olarak bu ittifakı yıllar öncesinden savunduk. Çünkü Türkiye’nin başı dik yaşama ve üreterek refaha ulaşma ihtiyacı var. Bunun dünyadaki matematiği Batı sistemi içinde değil, yükselen Asya medeniyeti içindedir. Artık bu bir görüş olmaktan çıktı, pratikte uygulanıyor. İran savaşıyor, yanında Çin ve Rusya duruyor. Burada eksik olan Türkiye idi, Türkiye de o ittifaka dahil olacak. İnsanlığı kurtaran bu ittifak kurulacak ve Türkiye’nin yarınında o birlikteliği hep birlikte göreceğiz. İnşallah Şahit Fahimdur’dan; o, bu yüzden de şu an en şahit, en muçil beşeriyattır. Eyvallah, Allah’tansınız.

Konsolosumuza da son sözü verip kapatalım mı toplantıyı? Misafir son sözü söylesin. Ben teşekkür ederim, bu programı yaptıkları için; hatta partilere de teşekkür ediyoruz. Katılımcı kardeşlerimizin sordukları sorular için de çok teşekkür ederim.

Bu ikincisi, çok teşekkür ediyoruz. Şükrü Kılıç’ın eline sağlık.

Paylaş