Çıkış Yolu • 28.10.2019

Çıkış Yolu • 28.10.2019

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Büyük milletimiz, iyi geceler. Ulusal Kanal’a hoş geldiniz. Evet, yurdumuzda saatler 20.00’yi gösteriyor ve “Çıkış Yolu” programıyla yine karşınızdayız. Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek bizlerle birlikte. Her hafta olduğu gibi sorularımızı yönelteceğiz. Sizden gelen soruları özellikle rica ediyoruz. Programımıza sosyal paylaşım sitelerinden ve Ulusal Kanal’ın telefon numaralarından ulaşabilirsiniz. Sorularınızı Sayın Perinçek’e ileteceğiz, kendisiyle görüşecek ve cevapları almaya çalışacağız.

Kıymetli izleyenlerimiz, yine yoğun bir gündemle karşınızdayız. Bir hafta geçti ama bu süre zarfında Türkiye’de siyaset oldukça yoğun. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum yine önemli başlıkları beraberinde getiriyor. Sayın Perinçek, hoş geldiniz.

“Merhaba, hoş bulduk. Rafet Ballı’ya da buradan tekrar selamlarımızı gönderelim. Ben yine ‘korsan sunucu’ olarak görevime devam ediyorum. Değerli izleyiciler, radyoda program yapmaya başladığımdan beri bazen ‘dinleyiciler’ diyerek karıştırabiliyorum, kusura bakmayın.”

Evet, kıymetli izleyenlerimiz… Önemli konu başlıklarımız var ama bugün en öne çıkanı şüphesiz Soçi Mutabakatı oldu. Türkiye ile Rusya arasında yapılan bu mutabakat, son derece önemli maddeler içeriyordu. Geçen haftaki programımızda mutabakat öncesinde hangi maddelerin gündeme gelebileceğini Sayın Başkan’la konuşmuştuk; aşağı yukarı o maddelerin tümünü Soçi Mutabakatı’nda gördük. Öncelikle şunu sorayım Sayın Başkanım, Türkiye-Rusya ilişkileri açısından bu mutabakatı nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Amerika bu haritaya gömüldü. Soçi Mutabakatı’nın özeti, Trump’ın da itiraf ettiği gibi, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu mübarek toprakların haritasına, Fırat ile Dicle arasına gömülmesidir. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin artık bölgemizde borusu ötmüyor, ötmeyecek. Amerika yenildi. Ne oldu? Bölge ülkeleri kendi geleceklerine sahip çıktılar. Rusya, Türkiye, Suriye, İran, Irak, Azerbaycan… Artık gelecek bu ülkelerindir. Batı Asya, Batı Asyalılarındır. Amerika, okyanusların ötesinden gelecek, buraları karıştıracak ve askeri güçle işgal edecek; silahla geldi, silahla gönderildi.”

“1991’deki Körfez Savaşı’ndan bu yana Amerika’nın bölgedeki müdahale süreci ortada. 2003 Mart’ında Irak’ı bir kez daha işgal ettiler. Irak halkı ve devleti buna direndi. Sonra 2010’dan itibaren Suriye’de iç savaşı kışkırttılar. Maalesef bazı bölge ülkeleri de –isimlerini anmak istemiyorum çünkü hepimizi üzen bir olay– Amerika’nın bu tertiplerine ve kumpaslarına alet oldu. Suriye’ye terör ihraç ettiler ama Amerika orada da başarısızlığa uğradı. Kim başarısızlığa uğrattı? Beşar Esad önderliğindeki Suriye Devleti, ordusu ve onların arkasındaki Suriye halkı. Barış Pınarı Harekâtı, yeni bir çağın harekatıdır; o Barış Pınarı’ndan ‘Asya Çağı’ fışkırıyor.”

“Evet, gerçekten önemli bir devrim. Asya Çağı’na girdik. Asya Çağı’nın ilk atağı 1905 Rus Devrimi, 1908 Türk Devrimi, 1909 İran Devrimi ve 1911 Çin Devrimi ile başlamıştı. Arkasından bizim Çanakkale direnişimiz, Sovyet Devrimi ve Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki İstiklal Savaşımız geldi. Sonrasında Mao önderliğindeki 1949 Çin Devrimi… Yani Asya ülkeleri 20. yüzyılın başında emperyalizme kafa tuttular. 21. yüzyılda ise Çin’in yükselişi, Türkiye’nin, Suriye’nin, İran ve Irak’ın bölgemizde Amerika’ya karşı direnişi ile insanlık artık Asya Çağı’na girmiştir. Bugün Asya, dünya ekonomisinin lokomotifi haline gelmiştir.”

“Soçi Mutabakatı öncesinde ‘Türkiye ile Rusya anlaşamaz’, ‘Türkiye-Suriye karşı karşıya gelecek’ gibi pek çok iddia vardı. Ancak mutabakat sonrasında Suriye Dışişleri Bakanlığı, silahlı grupların Türk sınırından 30 kilometre içeri çekilmesini memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Demek ki bu mesele halloldu. Türkiye yeniden komşu oldu. Aradaki terör örgütleri, PKK ve DAEŞ sürüldü. Türkiye-Suriye sınırı, artık Türkiye-Rusya ve Suriye’nin kontrolüne girdi. Amerika buradan kovuldu. PKK güneye sürüldü ve orada boğulacak. Kandil’e de bu sürecin devamında beyaz bayrak çektireceğiz.”

“Rusya ile 150 saatlik bir süre üzerinde anlaşmıştık. Süre dolduğunda beklentim; teröristlerin çekilmesidir. Rus devlet sözcüleri açıkça şunu diyor: ‘Çekilmezseniz Türk ordusu sizi ezer geçer.’ PKK, YPG ve PYD’ye ‘Aklınızı başınıza toplayın’ mesajı veriyorlar. Güney’e indikleri an orada onları Suriye Devleti bekliyor; ya teslim olacaklar ya da yok edilecekler. Amerika’nın rolü ise artık seyirciliktir.”

“Özellikle CHP yönetimine yakın yayın organlarında ‘Türkiye hiçbir şey kazanmadı, kazanan Rusya oldu’ deniliyor. Bu kesinlikle yanlış. Türkiye çok tarihi bir zafer kazandı. PKK’yı 32 kilometre güneye süpürdük. Türkiye, dünya çapında çağ açan ülkeler arasına silahlı gücüyle yerini aldı. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz; Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla Amerika’nın piyonlarına karşı ezici başarılar kazandı. Büyük Orta Doğu Projesi’ni Türk Silahlı Kuvvetleri çöpe atmıştır. Bu süreç kolay mı oldu? Silivri duvarlarını yıkmak, 15 Temmuz’da FETÖ’yü ezmek kolay mıydı? 240 şehit verdik, binlerce gazimiz var. Hepsi ülkemizin toprak bütünlüğü için verildi.”

“İsrailli gazetelerin ‘100 yıllık rüya bitti’ yorumları doğru. Sözde Kürdistan, gerçekte ikinci İsrail rüyası yerle bir oldu. Bu ‘İkinci İsrail’ terimini ilk kez 1997-98 yıllarında, ‘Üç İsrail Planı’ çerçevesinde kullanmıştım. Birinci İsrail; bildiğimiz İsrail, ikinci İsrail; Irak’ın kuzeyinde kurulmaya çalışılan sözde Kürdistan, üçüncü İsrail ise parçalanmış ve Amerika’nın güdümüne girmiş bir Türkiye’dir. Biz o zaman bu planı deşifre ettik. Bugün ise bu planın bölge ülkelerinin kararlılığıyla bozulduğunu görüyoruz.” Bu bizim o zamanlar arkadaşlarımızın, benim tutuklanmam üzerine Diyarbakır Cezaevi’ne konulmamla ilgili çıkarttıkları dergi. Tarihin 1998 olması lazım. Değil mi? Yazıyor mu? Ben uzaktan görüyorum. 1998 yılında “Amerika’nın 3 İsrail Planı” diye manşet atmış derginiz, o zamanki derginiz. Bu aynı zamanda bizim PKK’ya, Amerika Birleşik Devletleri’ne, onların Kürdistan planlarına karşı 1970’lerden bu yana başlayan mücadelemizdir.

Çünkü 1970’lerde Apocular ortaya çıktığı zaman liderlerimizi öldürdüler, Aydınlık Gazetesi’nin kamyonlarını yaktılar. Arkadaşlarımız Güneydoğu’nun birçok yerinde PKK teröristleriyle silahlı çatışmalara girdiler. Örneğin o zaman bizim Diyarbakır İl Başkanımız olan iş insanı Ethem Sancak; Diyarbakır sokaklarında pusuya düşürüldü. PKK’lılar kurşun yağmuruna tuttular. Haluk Muhaloğlu adlı arkadaşımız 7-8 yerinden vuruldu; hâlâ o kurşunlarla dolaşır. Onu öldü sanıp morga attılar. Ethem Sancak da o dönem birçok kurşuna hedef oldu ama Diyarbakır sokaklarında çatışarak hayatlarını kurtardılar. Maraş’ta, Pazarcık’ta da arkadaşlarımızla PKK teröristleri arasında silahlı çatışmalar yaşandı.

Biz o ilk şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Gaziantep İl Başkanımız bir efsanedir: Zeki Ön. Tunceli İl Başkanımız Adil Tunceli, Hozat İlçe Başkanımız Hasan Erkılıç, Kahramanmaraş’tan İnan ve Mehmet Ongan… Beş liderimizi PKK’lılar öldürdüler. İşte bu da Zeki Ön’ün Sevinç Altan tarafından yapılan portresi. O da çok kahraman bir arkadaşımızdı; 1979’da PKK tarafından şehit edildi.

Sayın Başkan, tabii çeşitli çevrelerden Soçi Mutabakatı ile ilgili görüşler gelirken, mesela Macron da mutabakatı takdir ettiğini söyledi. Dünyadaki herkes yavaş yavaş Soçi Mutabakatı’nın etkilerini görmeye başladı gibi görünüyor. “Silahla takdir ettirdik” diyorsunuz; Türk olarak, silahla. Çünkü hepsi PKK’nın koruyucusuydu, arkasındaydı. Güçleri yetmedi, Türk ordusunun silahı karşısında hepsine boyun eğdirdiler. “Niye bu kadar silahı savunuyorsunuz?” diye soruyorlar. Silahsız olması mümkün değil. Mustafa Kemal’e de aynı şeyi mi söyleyelim? Düşmanı niye silah kullanarak denize döktü? Niçin Antep’i, Maraş’ı, Urfa’yı, Adana’yı Fransız emperyalistlerinden silahla kurtardı? Doğu bölgesinde İngilizlerin üzerimize sürdüğü Ermeni birliklerini niçin silahla bozguna uğrattı?

Abraham Lincoln, 1861-1865 yılları arasında Amerika’nın güneyindeki Konfederasyon ordusunu neyle ezdi? Silahla. Amerika’nın kurucusu Washington, İngiliz emperyalizmine neyle isyan etti? Silahla. İngiliz demokrasisini getiren General Cromwell, 1640 yılında parlamentoya silahla girip “Burası ahır” diyerek İngiliz demokratik devrimini başardı. Almanya’yı Bismarck, İtalya’yı Garibaldi silahla birleştirdi. Machiavelli, “Hükümdar” kitabında Floransa Prensi’ne “İtalya’yı ancak silahla birleştirebilirsin” demişti. Fatih Sultan Mehmet de Anadolu’daki beylikleri silahla birleştirip Osmanlı Devleti’ni kurumsallaştırdı. Yani güç ve silah olmazsa ulusları ve ülkeleri birleştiremezsiniz.

Soçi Mutabakatı’na dönersek; Rusya ile Türkiye arasında ekonomik anlamda da bir paslaşma olduğu görülüyor. Mutabakatın maddelerinden birinde çok açık bir ifade var: Eğer Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’ye karşı bir yaptırım uygularsa, Türkiye bu konuda desteklenecek. Dolayısıyla Soçi Mutabakatı’nı sadece bir Suriye sahası değil, geniş anlamda stratejik bir anlaşma olarak değerlendirebiliriz. Bu, Rusya dostluğunun çok önemli bir aşaması; Atatürk’ün hayalindeki anlaşma gibi.

Cumartesi akşamı Bomonti Hilton Oteli’nde Rus Yatırım Konseyi ile bir yemek yaptık. Çok başarılı, genç bir kadro. Ben orada Atatürk’ün 1937’deki vasiyetini anlattım. Atatürk, Celal Bayar’a, Tevfik Rüştü Aras’a ve Kılıç Ali’ye; İsmet Paşa’ya, Ali Fuat Paşa’ya hep aynı şeyi söylemişti: “Rusya’yla, Sovyetlerle dostluğu kesinlikle terk etmeyeceksiniz. Benim size başka hiçbir vasiyetim yok.” Bu vasiyet çok dahiyanedir çünkü Rusya ile dostluktan ayrılırsan Batı emperyalizminin avucuna düşersin. 1945’ten sonra bu vasiyetten ayrıldık ve Türkiye Batı’nın denetimi altına girdi. Bugün ise Soçi Mutabakatı ile Atatürk’ün vasiyeti yeniden hayata geçiriliyor. Bunu yapan Vatan Partisi’dir; Sayın Erdoğan da bu mutabakatla Atatürk’ün vasiyetini hayata geçirmektedir. Aleksandr Dugin ile Ankara’da görüştüğümüzde, Vatan Partisi’nin bu mutabakatın mimarlarından olduğunu kendisi de ifade etti.

Şimdi Sayın Başkan, Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan’ın 29 Ekim konuşmasını birlikte izleyelim. Erdoğan, terörle mücadeleyi İstiklal Savaşı’na benzeterek, “Suriye’de yürüttüğümüz harekâtlar, bundan bir asır önce başlattığımız İstiklal Harbimizin bir benzeridir” dedi. Bu çok önemli bir açıklama. Biz 23 Nisan 1920’de Cumhuriyet’i kurduk, 29 Ekim 1923’te ilan ettik. 1945’ten sonraki süreçte bu miras aşındırılsa da bugün Cumhurbaşkanımız, “Cumhuriyeti bize miras bırakanların vizyonunu takip edeceğiz” diyerek gelecek odaklı bir Atatürk devrimciliğine vurgu yapıyor. Bu, sadece geçmişi anmak değil; 19 Mayıs 1919’da başlayan “bitmeyen yolculuğu” devam ettirmektir.

Türkiye ile Rusya, tarihsel olarak emperyalizmin parçaladığı imparatorluklar mirasını taşıdığı için birbirine benzeyen iki ülkedir. Geçmişteki savaşlara rağmen, tarih bizi tekrar bir kader birliği içinde Rusya dostluğuna getirmiştir. Ama o savaşlar hep kime yaradı? İngiltere’ye, yani Rusya ve Türkiye’nin düşmanlarına yaradı. Ne zamanki Türkiye ve Rusya, Lenin ve Atatürk ile birlikte hareket etmeye başladılar; işte o zaman her iki ülkenin vizyonu da aştı ve önlerine geniş ufuklar açıldı. Her iki devrim birbirine sırt sırta, omuz omuza vererek ilerledi. Ancak Türkiye 1945 yılında Amerika’nın denetimine girince, Sovyetler Birliği de varlığını sürdüremedi ve sosyalizm yıkıldı. Yani iki devrim kader bağı içindeydi; Türk devrimi yıkılınca Sovyetler Birliği’ndeki sosyalizm de yıkıldı.

Şimdi ise bu iki ülke tekrar ayağa kalktı ve emperyalizme kafa tutmaya başladı. O imparatorluk birikimleri ve her iki ülkenin devrimci mirası —yani Atatürk devrimi ve ondan evvel Namık Kemallerle, İttihat ve Terakki ile devam eden o büyük birikimle; Rusların Büyük Petro ile başlayıp Çarlık döneminden Lenin ve Stalin’e uzanan devrim birikimi— bir noktada buluştu. Sayın Putin ve Sayın Erdoğan da Atatürk’ün vasiyetine sahip çıkıyorlar.

***

Gerçekten önemli konular var. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek, geçtiğimiz günlerde “Suriçi Buluşmaları”na katıldı. Daha çok muhafazakar diye tabir edilen çevrenin oluşturduğu bir kitlenin, iş adamlarının ve esnafın daveti üzerine gerçekleşen bu toplantıda dikkat çeken konuşmalar yapıldı. İpek Yolu konusuyla ilgili yakın zamanda ilginç gelişmeler yaşanacak.

Bir Rus ekonomi heyeti, Görev Vakfı’nın konuğu olarak Türkiye’ye geldi ve çeşitli temaslarda bulundu. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de bu heyetin İstanbul’daki toplantısına ve yemeğine katıldı.

**Tugay Şen’in Başarısı**
Görev Holding Başkanı ve Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Tugay Şen, olağanüstü bir iş başardı. Mehmet Perinçek, Serhan Bolluk, Ankara’da Aykut Diş ve İstanbul’da Cem Dikmen ile birlikte çok büyük bir organizasyona imza attılar. Rusya Devlet Konseyi’nden, Artur Niyaz Metov ve Sergei başkanlığında 10 kişilik bir heyet Türkiye’ye geldi. Rusya’nın merkez yatırım konseyi düzeyindeki bu heyet, doğrudan Sayın Putin tarafından görevlendirilmişti.

Bu heyet, Türkiye’de 6-7 gün boyunca Ankara, İstanbul ve İzmir’de sanayicilerimizle bir araya geldi. Devletin sağladığı gümrük, arazi, enerji, vergi ve teşvik kolaylıklarını aktardılar. Hatta bazı iş adamlarımızın Rusya’daki elektrik borçlarının silinmesine kadar birçok sorun çözüldü. Görev Holding ile Rusya Merkez Yatırım Konseyi arasında, iki ülke arasındaki ticareti kolaylaştıracak çok önemli bir anlaşma imzalandı.

**Yeni Bir Dünya Kuruyoruz**
Mehmet Perinçek’in “Türk-Rus Tarihi” adlı kitabı Rusya’da yayımlandı. Kendisi Moskova Üniversitesi’nde misafir profesör olarak görev yapıyor ve Soçi Mutabakatı’na önemli katkılarda bulundu. Bizler, Türkiye’nin içinden geçtiği bu ekonomik darboğazda Çin ve Rusya ile ilişkilerimizi geliştirerek üretim devrimini inşa ediyoruz. Önümüzdeki dönemde Bursa, Balıkesir, İzmir, Muğla, Isparta, Antalya, Adana, Mersin, Anamur ve Niğde’de üretim devrimi kurultaylarımıza devam edeceğiz.

Vatan Partisi, hükümet olma mecrasına girmiştir. Devlet düzeyinde anlaşmalar yapıyoruz; sanayicilerimizle, tüccarlarımızla, işçi ve köylülerimizle birleşerek Türkiye’yi yönetmeye hazırlanıyoruz. Çin ile de çok önemli ortaklıklar geliştiriyoruz. Murat Ülker, Ethem Sancak ve Cankut Bagan gibi Türkiye’nin önde gelen iş adamları bu toplantılarda Çin ile iş birliği yapmanın önemini vurguladılar. Yakında 5-10 Kasım tarihleri arasında Kırım Cumhurbaşkanı’nın davetlisi olarak Kırım’a gidiyorum. Orada yeni dünyanın kurucularıyla bir araya geleceğiz.

**Suriçi Buluşmaları**
Suriçi Platformu, Topkapı, Vatan ve Millet Caddesi hattındaki 50 yıllık geleneksel esnaf ve tüccar geleneğini temsil eden çok değerli bir topluluktur. Platform Başkanı Nedim Bey’in davetiyle onlarla bir kahvaltıda buluştuk ve Türkiye’nin önündeki tarihi fırsatları konuştuk. Tostçu Ali Usta gibi İstanbul’un kadim esnaf kültürünü yansıtan mekanlarda çok verimli sohbetler ettik. Şehircilik ve mimarlık üzerine fikirleriyle Serkan Bey gibi kıymetli isimlerle tanıştık. Bu buluşma, Türkiye’nin milli ve vatansever enerjisinin bir yansımasıydı. 28 Şubat’ın aslında neyi hedef aldığını anlatmışsınız. Bize de anlatır mısınız? Evet. Şimdi bana 28 Şubat’ta Sayın Erbakan’ın hedef alındığını ve “Devrim kanunları uygulansın” kararı alındığını biliyorsunuz. 28 Şubat’ın meşhur kararı, Milli Güvenlik Kurulu’ndan çıktı. Soruyu soran kişi, “Taksim’de sizin ‘Devrim kanunları uygulansın’ diye afişleriniz asılıydı, ben onları gördüm; sonra bir baktık, 28 Şubat’ta Milli Güvenlik Kurulu’ndan ‘Devrim kanunları uygulansın’ kararı çıktı ve Erbakan’ı hedef alıp onu indirdiniz; bu yaptığınızı nasıl açıklıyorsunuz?” dedi.

Şimdi bakın, 28 Şubat’la ilgili yanlış ezberler var. 28 Şubat’ın hedefi Erbakan değildi. Kimdi? Fethullah Gülen ve Tansu Çiller. Bunu ispatlayacağım. 28 Şubat’ın devamı 15-16 Temmuz 2016’dır. 28 Şubat’ta Fethullah Gülen hedef alınmıştı ama süreç devam ettirilemedi. 15-16 Temmuz’da ise o Fethullah Gülen Gladyosu silaha sarılınca Türkiye onları ezdi. Yani aslında 15-16 Temmuz 2016’daki Fethullah Gülen darbesinin ezilmesinin başlangıcı 28 Şubat’tır.

Peki, nereden mi anlıyoruz? 28 Şubat’ın temel belgesi, Kaynak Yayınları’ndan çıkan ve Sayın Nusret Senem tarafından hazırlanan rapordur. Bu kitabın baskısı kalmamış ama Kaynak Yayınları’na çağrıda bulunuyorum; bu kitabı tekrar basalım. Bu kitap, 28 Şubat’a zemin oluşturan 17 Kasım 1996 tarihli Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) raporunu içeriyor. Raporun önemli tarafı şu: Bu raporda Erbakan hedef alınmıyor. Hedef alınan iki unsur var: Tansu Çiller (Çiller Özel Örgütü) ve Fethullah Gülen. İkisi de aynı örgütün unsurları olarak tanımlanıyor.

105. sayfada Fethullah Gülen’le ilgili bütün bilgiler, kanunsuz faaliyetleri, Azerbaycan darbesindeki marifetleri MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un imzasıyla veriliyor. İlginç olan şu: O dönem Başbakan olduğu için bu rapor Erbakan’a veriliyor ancak Erbakan bu raporu gizliyor. Biz ise o süreçte bu raporu ortaya çıkarttık. Raporda en çok atıf yapılan yer Aydınlık Gazetesi ve Doğu Perinçek’tir. Yani biz o dönemde bu bilgileri ifşa ediyorduk.

Buradan 28 Şubat konusundaki yanlış tevatürü yayan dostlara sesleniyorum: 28 Şubat Fethullah Gülen’i hedef aldı. Siz Fethullah Gülen’e karşı mısınız değil misiniz? Fethullah Gülen’in koruyucusu musunuz? 28 Şubat düşmanlığınızın sebebi nedir? Erbakan, Tansu Çiller’in hükümet ortağı olduğu için dolaylı olarak hedef olmuştur; bu da Erbakan’ın kusurudur. Çünkü Erbakan, Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden Tansu Çiller için “Amerika’nın ajanı” demişti. Kendi söylediği şeyin arkasında durup onunla hükümet kurmasaydı, Fethullah Gülen ile de ortaklık kurmuş olmazdı.

Muhafazakâr ve İslami çevrelerin 28 Şubat konusunu tarihsel gerçeklere uygun ele almasını öneririm. 270 sayfalık bu MİT raporunda Erbakan hedef gösterilmiyor, 80-90 kişilik bir “Çiller Özel Örgütü” şeması inceleniyor. 15-16 Temmuz 2016’da Fethullah Gülen darbesinin ezilmesi, 28 Şubat’ın tamamlayıcısıdır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da bu anlamda Fethullah Gülen’i ezen mücadelenin içinde yer alarak 28 Şubat’ın mirasçısı olmuştur.

28 Şubat’ta Milli Güvenlik Kurulu’nun kabul ettiği 12 maddelik kararın yazarı benim. O dönem Vatan Partisi (o zamanki adıyla İşçi Partisi) olarak “Devrim Kanunları Uygulansın” kampanyası yapmıştık ve 18 maddelik bir program hazırlamıştık. Milli Güvenlik Kurulu kararları ile bizim programımız karşılaştırıldığında neredeyse aynı olduğu görülür. Devrim kanunlarının uygulanmasından kim yakınır? Şeyhler, dervişler, müritler ve cemaatler yakınır. Bugün niye FETÖ, Adnan Oktar ve diğer tarikatlar tasfiye ediliyor? Çünkü 28 Şubat bugün uygulanıyor.

Hz. Muhammed zamanında Müslümanlar tarikatlara veya cemaatlere bölünmüş müydü? Tam tersine, Hz. Muhammed bunları reddediyordu. Ümmet, kabilelere ve tarikatlara bölünmeyi reddeden, bütün Müslümanları birleştiren topluluktur. O dönem için ilerici bir çözümdü. Bugün ise millet devrindeyiz. İslamcı dostlarımızın ve AK Parti’nin, 28 Şubat konusunda ciddi bir değerlendirme yapmaya ihtiyacı var.

***

(Tren konusuna ilişkin)

5 Kasım’da Çin’den gelen yük treni Marmaray’dan geçecek. Bu, İpek Yolu projesi için çok önemli bir gelişme. 4 Kasım’da ise Çin Komünist Partisi’nin ekonomi heyeti Vatan Partisi’ni ziyaret edecek. Bu iki tarih ilginç bir şekilde peş peşe geldi. Çin’in tren teknolojisi konusunda büyük icatları var; şu anda saatte 600-700 km hızla giden, mıknatısla ray üzerinde uçan trenler mevcut. Hatta saatte 1400 km hızla giden trenler üzerinde çalışıyorlar. Bu teknoloji, Ankara-İstanbul arasını bir saate indirebilir.

İstanbul’u, Çin’den dünyaya ulaşımın bir transit merkezi haline getiren önemli projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu, İstanbul Havalimanı için de büyük bir kaynak sağlayacaktır. Çinlilerle birlikte bu çalışmaları geliştirmeye devam ediyoruz. Bazen tek başına katıldığınız programlarda yoğun ilgi olduğunu görüyoruz. Sosyal medya takipçilerinden gelen ilgi gibi… O programların hepsi de Akit TV’de, TV100’de, CNN Türk’te; o programları yapanlar, benim katıldığım programların izlenme rekoru kırdığını bana söylüyorlar.

Tartışmalar sırasında da mesela geçen CNN Türk programında, Ahmet Akkad’ın programında Sayın Erdal Aksünger ile bir tartışma yaşandı. Daha doğrusu Aksünger, “YPG terör örgütü değildir” dedi. Arkadaşlar hazır herhalde o görüntü; onu da bir rica edelim, sesini de açalım.

(Video kaydı oynatılır)
“PKK terör örgütü, PYD konusunda hepimiz dedik ki bu terör örgütü değildir, Türkiye dedik.”

Yani “YPG terör örgütü değildir” diyor. PKK’nın kolu olan örgüt için “terör örgütü değildir” diyor. Kendi ifadesiyle Erdal Aksünger, “CHP tabanı beni linç etti” diyor. Gerçekten arkadaşlarım izlemişler, sosyal medyada bizzat CHP tabanından çok büyük bir infial olmuş ve CHP tabanı Erdal Aksünger’i “Sen nasıl bunu söylersin?” diyerek suçluyor. Erdal Aksünger de basına yansıyan ifadelerinde, “Beni linç ettiler, CHP yönetimi de bu linçe katıldı” diyor. Anladığım kadarıyla CHP yönetimi, tabanının büyük infiali karşısında Erdal Aksünger’i disipline vermek zorunda kaldı. Bunu tebrik ederiz; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, teröre sahip çıktığı için Aksünger’i disiplin kuruluna verdi. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi için çok iyi bir gelişme.

Bir de başka bir olay var; Yılmaz Ateş de Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin FETÖ’ye teslim olduğunu söyledi. Bence bu iki durum birbirini tutmuyor, bir tutarsızlık var. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi bir tarihte FETÖ’ye teslim olduysa, Yılmaz Ateş’in dediği gibi, bu gerçeğin ortaya çıkması ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin de o teslimiyetten kurtulması gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde şimdi FETÖ ve PKK eksenli iki konuda bir ayrılık ve tartışmanın başladığı görülüyor. YPG konusundaki açıklaması nedeniyle yönetimin Aksünger’i disipline vermesi, PKK eksenli bir tartışma başlatıyor. CHP’nin tabanının ve örgütlerinin hızla katılacağı bir süreç olacak. Kimisi “Aksünger’in disipline verilmesi iyidir” diyecek, kimisi onu savunacak. Diğer taraftan FETÖ ile ilgili olarak Sayın Yılmaz Ateş, “FETÖ’ye teslim oldunuz” diyerek yönetimi suçluyor; onu da disipline veriyorlar. Orada da FETÖ-CHP ilişkileri konusunda bir ayrışma yaşandığı görülüyor. Bence ikisi de CHP için hayırlı. Bir tartışma ortamı gelişiyor. CHP; YPG ve FETÖ ile bağlantıları gündeme geldikçe ve bu tartışmalardan yararlanmayı bilirse, kendisi açısından olumlu gelişmeler olabilir.

***

(Aranın ardından)

Büyük milletimiz, çıkış yolu programımıza devam ediyoruz. Bugün 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı. Programın girişinde biraz bahsettik ama bu bölümü özel olarak 29 Ekim’e ve Cumhuriyet fikrine ayıracağız. Sayın Perinçek, öncelikle Cumhuriyet Bayramınızı kutlarım.

“Biz de bütün izleyenlerimizin, Türk milletinin ve bütün insanlığın bayramını kutluyoruz. Çünkü biz, ezilen dünyada cumhuriyeti kuran ilk halkız.”

Sayın Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında, kurucuların vizyonuyla ilerleneceği vurgulandı. Devlet Bahçeli de Cumhuriyetin bir İstiklal Savaşı olduğunu ve NATO’nun sorgulanması gerektiğini dile getirdi. Cumhuriyet Devrimi kanunlarıyla bugünlere geldik. Türkiye, FETÖ’yü bitirmiş ve terörü temizleme noktasına gelmiş bir ülke. 100. yıla yaklaşırken Cumhuriyet’i sizin tarih bilginizle anlatmanızı rica ederiz.

“Devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Türk devrimi, Atatürk’ün önderlik ettiği devrim, ezilen dünyada Cumhuriyet’in ufkunu açtı. 29 Ekim önemlidir çünkü Türkiye yine bir devrimin, üretim devriminin eşiğindedir. Cumhuriyet devrimi bize bağımsızlığı ve üretmeyi getirdi. O borç batağındaki Türkiye’yi, Atatürk üreten Türkiye haline getirmişti. Ekonomik cephemiz budur. Şimdi yine üretim devriminin eşiğindeyiz.

Türkiye Atlantik’ten kopup Asya’ya yerleşiyor; bu bir devrimdir. Devrim iklimine giriyoruz. Avrupa ve Atlantik iklimi devrimi boğan, devrimleri yutan bir iklimdir. Türkiye’nin kanını emen sıcak para komisyoncuları, tarikat rantçıları ve dolar vurguncuları felakete gidiyor çünkü üretim devrimi onları bitirecek. Türkiye, yeniden o Cumhuriyet ruhuna kavuşmanın eşiğindedir.”

Sayın Perinçek, Atatürk’ün kurduğu partinin bugünkü yöneticileri sizin söylediklerinizi görmüyorlar mı?

“Görmekle olmaz bu; o devrimci bir kökten, gelenekten ve sınıfsal konumdan gelir. Üretim devrimini isteyen bir sınıfsal temele sahip olacaksınız. Arkanda çiftçiler, sanayi üreticileri, çarşılar olacak. Vatan Partisi olarak biz o üreticilerin partisiyiz. Adıyaman’ın Suvarlı ilçesinde, Malatya’nın Balaban’ında halk bizi bağrına basıyor. Vatan Partisi dağlardan, üretici yataklarından büyüyor.

Vatan Partisi küçülüyor diyen bozguncular var ama biz Türkiye’nin dört bir yanından büyüyerek geliyoruz. Milli birleşme noktası burasıdır; milliyetçisi, muhafazakarı, sosyalisti el ele veriyor. 2014 sonrası, FETÖ’yü ezerek ve Amerikan emperyalizmine kafa tutarak yeni bir devrimci döneme girdik.” Tabii, bundan korkuya kapılan bir emperyalizm var ve o korkunun Vatan Partisi’ne yansımaları da mevcut. Yani emperyalizmle ve gericilikle aynı ruh halini paylaşanlar, “strateji birliğini” kavramayanlar, Vatan Partisi’nin aynı gemide yer alması nedeniyle küçüldüğünü iddia ediyorlar. Oysa Vatan Partisi; Tayyip Erdoğan, Milliyetçi Hareket Partisi ve tüm vatanseverlerle birlikte; Barış Pınarı, Afrin ve Fırat Kalkanı harekâtlarında, 15-16 Temmuz gecesi FETÖ’yü zindanlara tıkarken milleti birleştiren o cephenin içindedir. Bu cepheden ürken, bunu istemeyenler Vatan Partisi içinde de var; ancak parti bunları aşıyor ve çok büyük bir bilinç sıçraması yaşıyor. Bu durum önümüzü açtığı için, Vatan Partisi’nin geniş yığınlarla buluşabileceği bir vizyon doğuyor. Cumhurbaşkanının bahsettiği o vizyonun içine bu da girer. Bu, Antalya Yörükler Derneği’ndeki katılımdan bahsederken karşılaştığımız bir durum.

2015 yılındaki kongrede ismini “Vatan Partisi” olarak tescil ettirdiğimizden bu yana Türkiye’de gerçekten çok hızlı bir süreç ilerledi. Biraz önce ifade ettiğimiz gibi, o beş yıllık süreç çok hızlı biçimde geçti ve Türkiye bir rotaya oturdu. Şimdi bu noktadan bakıldığında; “Cumhuriyet devrimi kanunları uygulansın” dediğinizde ve Cumhuriyet’in önemine vurgu yaptığınızda, teşkilatlarınızın çalışmalarını da merak ediyorum. Örneğin yarın Ankara Güvenpark’ta, Öncü Gençlik, Türkiye Gençlik Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve Öncü Kadın gibi kitle örgütleriyle birlikte bir “Mehmetçik’e Selam” yürüyüşü gerçekleştireceksiniz.

Bugün cumhuriyetçiliğin ve devrimciliğin anlamı, Mehmetçik’e selam durmaktır. Cumhuriyet devrimi bugün Mehmetçik ile korunuyor. Aynı şekilde İstanbul’da Atatürk Evi’nin önünde ve İzmir’de de yürüyüşler yapılacak. Bu yürüyüşler Cumhuriyet Bayramı’nın ötesinde, gerçekten anlamlı bir başlık taşıyor: “Cumhuriyet bugün Mehmetçik’e selam çakmaktır.” Milli sporcularımızın başlattığı bu selam geleneğini, dış mihraklar pek algılayamasa da biz Türkiye’de daha iyi kavrayabiliyoruz. Devrimci bir milletiz; Amerikan emperyalizmine karşı barut kokusunun burnumuzda olduğu, tetikte olduğumuz bir dönemi yaşıyoruz.

Sayın Başkan, 29 Ekim tarihi bizim için özel; Ulusal Kanal’ın kuruluş süreci de 29 Ekim’in açtığı yoldan bir gün sonra, 30 Ekim’de gerçekleşti. Ulusal Kanal; Cumhuriyet’in, İstiklal Savaşı’nın, üreticilerin, gençliğin ve aydınlanmanın kanalıdır. Bütün tarihsel birikimimizi ve erdemlerimizi geleceğe taşıyan bir gönül birliğidir.

Şu anki süreçte ilginç bir durum var: Cumhuriyet değerlerini savunduğumuz için bize “Atatürkçülükten döndünüz” diyen, ancak kendisini ilerici olarak tanımlayan çevreler mevcut. Bugün Atatürkçülük; Barış Pınarı Harekâtı’nda Mehmetçik’in yanında olmaktır. Atatürkçülüğün birinci maddesi bağımsızlıkçılıktır. Bu suçlamaları yapanlar; Barış Pınarı’nın karşısında duranlar, Mehmetçik’ten kaçanlar, HDP ve PKK destekçileri ile onlarla birlikte bozguna uğrayan sahte solculardır. Vatan Partisi’nin tarihi, bu suçlamaları göğüsleme ve onları tasfiye etme tarihidir.

Bugün Türkiye’de “Vatan Savaşı” ve “Üretim Devrimi”nin belirlediği bir saflaşma var. Vatan varsa üretim yaparsınız; üretim yapmadığınız toprak vatan değildir. Süleyman Soylu’nun Bağdadi ile “Mazlum Kobani” hakkındaki sorusu da çok yerindedir; ikisi de terörist başıdır. Buradan çağrımız şudur: Amerikan silahlarını yere atın ve Türk adaletine teslim olun.

İlhan Arıcan’ın, “1970’lerde sosyal faşist dediğiniz Sovyetler Birliği’ne karşı, Atatürk’ün vasiyetine nasıl uyulacaktı?” sorusuna gelince: Atatürk Sovyet devrimini yapanlarla dayanışmayı savundu, yoksa SSCB’yi yıkan kapitalistlerle değil. Bugün de Rusya’da bağımsızlık ruhunu canlandıran bir liderlik mücadelesi var. Rusya veya Çin düşmanlığı yapmak, aslında Türkiye düşmanlığıdır; çünkü bu propagandanın arkasında Amerika vardır.

Şaban Bey’in, “Cumhurbaşkanı Atatürk düşmanıdır ancak zorunlu olarak devrimlere sarılıyor” fikrine gelince; bu görüşe hiç katılmıyorum ve çok zararlı buluyorum. Bugün Amerika ile hesaplaşan bir hükümetin başkanını Atatürk düşmanı diye suçlamak, en büyük vefasızlıktır. “Devrim” kelimesinden korkanlara gelince; bizim Altı Ok’umuzun altıncısı “Devrimcilik”tir. Diğer beş ilkeyi de (Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik) çelikleştiren, onları kucaklayan odur. Her biri kendi içinde birer devrimdir. Altı ok bizim, devrimci altı okumuz. O bakımdan devrimden korkacak bir şey yok. Devrimden korkarsanız Türkiye vatandaşı olamazsınız. Yani biz her şeyimizi bir devrime borçluyuz. Aydınlanmamızı, başı dik yaşamamızı, insanlığımızı, hümanizmimizi; hepsini bir devrime borçluyuz. “Devrim olmasaydı biz neydik?” Bu soruyu, bu değerli arkadaşımızın kendisine sormasını rica ederim. Devrimden korkacak bir şey yok. Kadir Bey’e soruyoruz: Bakın, Amerika da bir devrimle kuruldu, Fransa da bir devrimle kuruldu. Eğer Fransız Devrimi olmasaydı ne olacaktı? Tabii öyle bir şey yok. “Devrim olmasaydı” faraziyesi de çok yanlış, çünkü devrim oluyor. Onun için devrimden korkarak çözülecek hiçbir problem yok; devrimci mücadeleye katılarak bütün problemler çözülür.

Sayın Hamiyet Kıraç İstanbul’dan, “Doğu Bey’in bahsettiği kişi bildiğimiz Ethem Sancak mı?” demiş. Evet, evet. Yani Ethem Sancak, 1970’lerin sonunda, 78-79 yıllarında Diyarbakır’da Vatan Partisi’nin il başkanıydı ve PKK’nın silahlı saldırılarına hedef oldu. Onunla beraber olan arkadaşlarımızdan yaralananlar, morga kaldırılanlar oldu. Ethem Sancak o çatışmalardan, çarpışmalardan sağ salim çıktı. Hatırladığıma göre, saldırıya uğradıkları zaman eşi de yanındaydı. İşte o Ethem Sancak, yani Adapazarı’ndaki bugünkü Tank Palet Fabrikası’nın sahibi olan Ethem Sancak odur.

Efendim, Melih Sürmeli demiş ki: “3 İsrail terimini 1987 yılında kullandık, 1997’de değil.” Biz de 1980’li yıllar dedik galiba; 80’li dedik, 90’lı demedik. Eğer dilimiz sürçtüyse affola. Düzeltmiş olalım. Melih Sürmeli’ye de selam, saygılar yollayalım. Aydın’dan selamlarını göndermiş bize. Melih Sürmeli Aydın’da değil, İzmir’de mi şimdi? Arkadaşlarımız Aydın diye yazmış ama Didim’de yaşıyor. Evet, kendisi diş hekimi. Tabii Didim, Aydın ilimize bağlı, oradan bir karışıklık olmuş olabilir.

Saniye Turan, “Lübnan’da olan halk hareketiyle ilgili bilgisi var mı Sayın Perinçek’in? Bize bilgi verebilir mi?” diye sormuş. Lübnan’da halk hareketleri var, doğru. Sürekli oluyor yani, Lübnan biraz kaygan bir zemin. Gösteriler oldu ya şimdi, Sayın Başkanım; değerli izleyicimiz onu kastediyor.

Evet, yavaş yavaş toparlayacağız sanırım. Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyoruz tabii yurttaşlarımızın bir kez daha. Bir de başkanım şunu sormak isterim; aslında bunları ara sıra yapıyoruz programımızda malum: Ne olacak bu Galatasaray’ın hali?

Geçen hafta fena maç değildi, çok mutlu olduk. Beşiktaş’ı kutluyoruz, 1-0 Galatasaray’ı yendi ve ligin tadı yerine geliyor. Geliyor değil mi? Çünkü daha çok rekabet olacak, birbirine yakın puanlar. Ama Galatasaray çok iyi bir takım, bunu biliyoruz. Tabii gol sıkıntıları var ama aslında gole dönük bir takım; yani savunma değil, gol atması gereken bir takım. Paris Saint-Germain maçında ve Real Madrid maçında çok iyiydi. Beğendiniz yani? Özellikle Saint-Germain maçında—bence Avrupa’nın en iyi 2-3 takımından biri Paris Saint-Germain—onlara 2. devrede kök söktürdüler ve neredeyse sahalarına hapsettiler. Vakit buluyor musunuz maçlara gitmeye? Eskiden giderdiniz biliyorum.

Eskiden giderdim ama şimdi televizyondan izliyorum.

Çok teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım, çok sağ olun. Bugün de böylece noktalıyoruz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek ile Çıkış Yolu programını gerçekleştirdik. Umarız doyurucu bir program olmuştur. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyoruz. İyi geceler efendim.

Paylaş