Çıkış Yolu • 08.11.2019

Çıkış Yolu • 08.11.2019

Ulusal Kanal’ın değerli izleyicileri, iyi akşamlar diliyorum. Ben emekli Tümgeneral Naci Beştepe, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı. Bugün sizlerle Türkiye için hayati bir beka sorunu, tam tabiriyle yakıcı bir konu üzerinde konuşacağız. Türkiye’nin şimdisini ve geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyla ilgili öncelikle değerli konuşmacılarımızı size takdim etmek istiyorum.

Sağ baştan başlayarak; Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek. Sayın Genel Başkanım, iyi akşamlar.
– İyi akşamlar, sağ olun.

Vatan Partisi Genel Başkan Başdanışmanı ve Milli Savunma Eski Bakanı Sayın Barlas Doğu. Sayın Bakanım, hoş geldiniz.
– Teşekkür ederim Sayın Beştepe, sağ olun.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı, Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin. Sayın Pekin, hoş geldiniz.
– Teşekkür ederim.

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Emekli Hava Pilot Tümgeneral Sayın Beyazıt Karataş, hoş geldiniz.
– Teşekkür ediyorum, sağ olun.

Sayın Genel Başkan, Türkiye’de seçim süreci yaşandı. Koalisyon tartışmaları, Meclis Başkanı seçimi gibi konular gündemde. Vatan Partisi olarak bu aşamada ne yapıyorsunuz? Dün bizleri 10 saat süren yoğun bir toplantıda bir araya getirdiniz. Vatan Partisi neyle uğraşıyor? Ayrıca yazılarınızda “Türk’ün ateşli imtihanı”, “ateşten gömlek”, “ateşe dayanıklılık” gibi kavramlardan bahsediyorsunuz. Uygur Bölgesi ile neden ilgilenmiyorsunuz da “ABD-İsrail koridoru” üzerinde duruyorsunuz? Bu koridor nedir? Lütfen açıklar mısınız?

– Efendim, Amerika ve İsrail Türkiye sınırına gelip dayanmış durumda. Orada uçaklarıyla harekatlar yapıyorlar, PKK/PYD’yi üzerimize sürüyorlar. Türkiye’nin toprak bütünlüğü; o meşhur “Büyük Kürdistan” dedikleri ama aslında Kürdistan ile ilgisi olmayan, “İkinci İsrail” adını verdiğimiz, Barzanistan’ı Doğu Akdeniz’e bağlayacak koridoru açma konusunda herkesin tanık olduğu büyük bir taarruz altındadır. Türkiye kapısındaki bu tehditlerle karşı karşıyayken, Bizans yıkılırken meleklerin cinsiyetini tartışanlar gibi bir tartışmaya taraf olamayız.

Biz Vatan Partisi olarak kurmaylarımızla; yani Türkiye’nin geleceğini belirleyen süreçleri tahlil eden, buna karşı strateji ve taktikler üreten toplantılar yaptık. Merkez Karar Kurulu ve özellikle Merkezi Yürütme Kurulu’nda yaptığımız bu çalışmalarda çok şey öğrendim ve partimle gurur duydum. Yüksek bir zihinsel kapasite, entelektüel derinlik ve vatanseverlik birikimiyle 9 maddelik bir program oluşturduk. Milletimize açıkça söyleyebilirim ki; Vatan Partisi Türkiye’yi bu karanlıktan çıkaracak, Atatürk devrimi yolunda büyük bir çıkışla bu tehditlere cevap verecektir.

Sayın Bakanım, deneyimli bir siyasetçi ve devlet adamı olarak Vatan Partisi’nin bu çalışmalarını ve vardığı sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Tabii. Biz Vatan Partiliyiz; “Yurtta sulh, cihanda sulh” dış politika anlayışımızı şekillendirir. Bu, Atatürk’ten edindiğimiz bir mirastır. Yetkiliyiz, deneyimliyiz ve başaracağız. Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi vaziyet hakikaten vahim; vahim ötesi, hiç şakası yok. Ancak Vatan Partisi öylesine yetenekli ve kadrolara sahip ki, bu vahameti biz çözeriz. Türkiye Cumhuriyeti devleti asla diz çökmez, kendini küçük düşürmez. Tarihte bunun çok örnekleri var. Bizim hakkımızda hesap yapanlar, lütfen hesaplarını bir kez daha gözden geçirsinler.

Sayın Karataş, bugün Ulusal Kanal’da yaptığınız sunum yoğun ilgi gördü. “Vahim” olarak tanımladığınız durumu ve özellikle son bir senede güney sınırımızda, Suriye’nin kuzeyinde neler yaşandığını özetleyebilir misiniz? Tel Abyad’ın PYD tarafından ele geçirilmesinden sonra yaşanan süreci ve bölgedeki güç dengelerini nasıl okumalıyız?

– Konuşmama devam ederken hazırladığımız görseller ekrana gelirse daha açıklayıcı olur. Bugün sabah yaptığımız programda haritaların kullanılması vatandaşlarımızdan büyük ilgi gördü. Halkımız doğru bilgilendirildiğinde vatanını korumaya hazırdır. Bana gelen mesajlar, sınırımızdaki koridorun kapatılması yönünde birleşiyor.

Şimdi bir yıl öncesine, 15 Haziran 2014’e dönelim. Haritada sarı ile işaretli bölgeler PYD ve YPG’nin kontrolündeydi. 15 Haziran 2015’e geldiğimizde, sarı bölgelerin yanında yeşil alanlar görüyoruz; bunlar PYD güçlerinin kuşattığı yerlerdir. 16 Mayıs 2015’te başlatılan harekatla, Cezire kantonu ile Kobani kantonunu birleştirmek için Tel Abyad’ı hedef aldılar ve 17 Haziran’da burayı ele geçirdiler. Bizim seçim kargaşasıyla uğraştığımız, kimin barajı geçip geçemeyeceğini tartıştığımız süreçte; ABD destekli koalisyonun hava desteğiyle PYD bu kantonları birleştirdi. Yani biz kendi iç karmaşamızla meşgulken, onlar stratejik hedeflerini gerçekleştirdiler.

17 Haziran’da ABD, “PYD’nin önünü açtık” açıklaması yaptı. Financial Times ise PYD’nin Tel Abyad’a girmesinin Kürtleri bölgesel güç oyununun merkezine yerleştirdiğini duyurdu. Burada oluşturulan durum tamamen ABD planıdır. Suriye’de YPG, IŞİD ve Özgür Suriye Ordusu gibi yapılar farklı konumlarda olsa da sahada birbirleriyle zaman zaman yer değiştirebilmektedir. Ancak havada 37 ülkeden oluşan, başta Suudi Arabistan, Ürdün, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin dahil olduğu devasa bir güç var. 23 Eylül 2014’ten bu yana bir Müslüman ülkeye, ABD önderliğindeki koalisyon güçleriyle birlikte taarruz ediyorlar. Körfez’de şu an hiçbirimizin tahmin edemeyeceği kadar büyük bir emperyalist güç yığınağı var. Bütün bu planlar Suriye’nin güneyinde, çok yakınımızda cereyan ediyor. Biz PYD’yi sahada tek başına başarı kazanıyor zannediyoruz ancak o, arkasındaki muazzam hava gücü, Amerikan Özel Kuvvetleri ve paralı askerlerle bu operasyonları yürütüyor. Yine buraya çarpışmak için gelip operasyonlara katılanlar; aslında diğer savaşlarda veya çatışmalarda yer almış tecrübeli militanlardır. Türkiye’den gelenlerle birlikte PYD’ye destek veriyorlar. Şimdi 15 no’lu görsele geçelim.

Karşımızda görmediğimiz ama her gün sadece bomba ve patlama seslerini duyduğumuz harekat içerisinde; hava desteği sadece bombalama şeklinde değil. Hatırlarsanız, Aynel Arap kuşatması sırasında da havadan atılan yardım malzemelerini, PYD’ye ulaştırılan lojistik desteği gördük. Bu yardım malzemeleri bütün saha içerisinde her yere atılıyor. Sadece bombalar değil, her türlü lojistik destek de veriliyor. Aynı zamanda bu güç, 1. Körfez Harbi’nde veya Afganistan’da olduğu gibi, kendi silahlı güçlerinin modern silahlarını deniyor. Burada Tomahawk füzelerini kullandıkları gibi, F-22 gibi modern uçaklarını da kullanıyorlar, pilotlarını eğitiyorlar. Tekrarlıyorum; insanların ölmesi, Müslümanların sürülmesi, kadınların dul kalması, çocukların babasız kalması, emperyalist güçlerin umurunda değil.

Bir sonraki görsele geçelim. Biraz önce bahsetmiştim; Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri, ABD’nin ve diğer emperyalist güçlerin arkasına takılarak gidip Suriye’yi bombalıyorlar. Ekrana gelecek fotoğrafta, Suriye’ye karşı hava harekatına katılan Suudi F-15 pilotlarının hatıra fotoğrafını görüyorsunuz. Suriye’yi bombalamaya gidiyorlar ve yüzlerinde gayet mutlu bir ifade var. Çünkü onlar için bir Müslümanı öldürmek zevk verici. Bir spor müsabakasına çıkıyormuş gibi poz vermişler. En güzel ruh hali okuması bu fotoğrafla anlaşılıyor. Hem bir futbol hem de bir basketbol maçına çıkar gibi, bir takım halinde birbirlerine sarılmışlar ve mutlular. Çünkü karşıda ölenler kendileri değil.

Burada bir kere daha vurgulamak istiyorum: Mezhepsel savaşın binlerce yıldır gelen intikam hırsıyla, kardeşçe yaşadığımız insanları yüzlerce hatta binlerce yıl bir arada yaşamayacak hale getiren ve emperyalistlerin en çok hoşuna giden bu oyuna gelmiş Suudi Arabistan’ı ve pilotlarını tüm vatandaşlarımızın görmesini istediğim için bu fotoğrafı koydum. Yetmedi, Suudi pilotlar Yemen’de de yine mezhepsel nedenlerden dolayı Yemen’deki Şiilere saldırdılar. Bu saldırılarda o kadar başarılı oldular ki, İngiltere’den aldıkları spor marka arabaları kendilerine hediye ettiler. Fiyatına binlerce Müslüman’ın öldürülmesine katkıda bulundu bu pilotlar.

Suudi pilotlar derken sadece Suudi Arabistan’ı hedef almıyorum; aynı mantık ve ahlak içerisinde hareket eden “Müslüman’ı Müslüman’a kırdırma” stratejisini kastediyorum. “Müslüman Müslüman’ı öldürür mü?” diye zaman zaman yöneticilerimizin yapmış olduğu çıkışları hatırlatmak istiyorum: Müslüman, Müslüman’ı bal gibi öldürüyor. Hiç de acımıyor; maça çıkar gibi çıkıyor, kadın çocuk demeden öldürüyorlar.

18 no’lu görsele geçelim. Burada bir durum ortaya koyuyoruz. Hava gücü içerisinde yer alan Suudi pilotların ne kadar büyük zevk alarak Suriye’yi bombaladıklarını söylemiştim. Bu görselde ise “yabancı savaşçı” diye tabir edilen ama aslında yobaz, hırsız, kaçakçı; dünyanın başka yerlerinden gelip yönetimlere karşı savaşanlar var. Bunlar gerçek anlamda ordu savaşçısı değil, taşeronlardır. Suriye’de şu anda yaklaşık 20 bin yabancı savaşçı var. Bu rakamlar ve ülke sayıları sizi aldatmasın. Bu savaşçılar içerisinde IŞİD’e, ÖSO’ya ve PYD’ye katılanlar var; hepsi Esad yönetimine karşı savaşmak üzere buraya geliyorlar.

Dolayısıyla Esad’ın karşısında üniformasız ama acımasız, kelle keserek insanları sindiren gruplar var. Ancak bir gerçek var: Bütün bu kargaşa içerisinde Amerika ve İsrail kendi planlarını gerçekleştiriyor. Irak’ın kuzeyindeki Kürt bölgesiyle Suriye’deki koridorları birleştirerek Akdeniz’e doğru yaklaşacak şekilde, yıllardır Vatan Partisi’nin ve birçok aydının gündeme getirmiş olduğu o koridoru gerçekleştiriyorlar.

(Soru-Cevap bölümü)

Sayın Pekin; bölgeye baktığımız zaman Türkiye, Suudi Arabistan, ÖSO ve Şam’ı El-Ahrar gibi gruplarla birlikte bir “Fetih Ordusu” kurdu. Bu ordu, İdlib’e girdi ve şu anda bir yerlerde durduruldu. Hatta evvelsi gün, bu ordunun komutanlarının yaptığı toplantıya Suriye Hava Kuvvetleri baskın yaptı ve bütün komutanlar etkisiz hale getirildi. Suudi Arabistan’ın planı açık: Özellikle son kralın ölümünden sonra, İran ile arasına Birleşik Kürt Devleti’ni bir tampon olarak yerleştirmek istiyorlar. En büyük korkuları o bölgedeki Şii/İran tehdididir. O yüzden bir Kürt devletinin kurulması işlerine geliyor. Peki, bizim işimize ne geliyor? Bizimkiler ne düşünerek Suudi Arabistan’la beraber Suriye’nin kuzeyinden Lazkiye’ye doğru, İdlib’den başlayarak bir harekat düzenliyorlar?

İsrail ile Suudi Arabistan, bu Kürt devleti konusunda anlaşmış durumda. Çünkü hem İsrail hem Riyad, kendi rejim güvenliklerini orada bir Kürt devletinin kurulmasına bağlıyorlar. Eğer bizimkiler mezhepçilik uğruna böyle bir çalışma yapıyorlarsa, bu ülkeye fayda getirmez. O mezhepsel idareyi zaten geçmişte olduğu gibi İngiltere yönetiyor. Vahabilik de İngiltere kökenlidir. Büyük ihtimalle IŞİD de Amerika ve İngiltere’nin teşvikleriyle oluştu.

Tel Abyad’daki o büyük baskının amacı, bir bağlantı kurmaktı. Orada etnik temizlik yapılıyor; Arapların toprakları alınıyor, diğer vatandaşlarımız göçe zorlanıyor. Sadece Suriye’nin kuzeyinde değil, Türkiye tarafında Mardin’den başlayarak Şanlıurfa ve Antep’e kadar uzanan bir etnik temizlik ve demografik değişim var. ABD-İsrail koridorunun hemen dibinde, Türkiye sınırları içerisinde de benzer bir hat oluşturulmaya çalışılıyor. Bu koridor İskenderun’a, Dörtyol’a kadar ulaşmış vaziyette. Bu vatanın hükümeti, iktidarı, muhalefeti bunu incelemeli. PKK baskısı var, jandarma ve polis müdahale edemiyor. Bu koridorun mutlaka kesilmesi gerekiyor; aksi takdirde Hatay bölgemizin elden çıkmasına ve toprak bütünlüğümüzün bozulmasına neden olabilir. Biz savaş yanlısı değiliz ama vatanımızı savunmak zorundayız.

(Genel Başkanın Değerlendirmesi)

Türkiye’nin güneyindeki tehdit, doğrudan Türkiye’nin hükümetidir. Amerika 1990’da Irak’ı böldü, kuzeyinde Barzanistan’ı kurdu ve o Barzanistan’a bekçi olarak Türkiye’deki hükümetleri atadı. Tayyip Erdoğan’ı, 2. Körfez Savaşı öncesinde “Büyük Orta Doğu Projesi” (BOP) Eş Başkanı olarak, Amerikan savaş planlarının bir enstrümanı şeklinde Türkiye’nin başına getirdiler. Ecevit hükümetini yıkarak Kemal Derviş’i gönderdiler ve askerlerin, bürokrasinin yapısını değiştirerek kendilerine uygun bir zemin hazırladılar. Ecevit’in DSP’sini böldüler, ardından hükümeti böldüler ve Türkiye’yi erken seçime götürdüler. Yedi Temmuz günü sahneye Devlet Bahçeli çıktı ve 3 Kasım’da seçim dedi; böylece Türkiye’nin başına Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül oturtuldu. Tayinleri ne zaman çıkmıştı? 1996 yılında. RAND Corporation’ın o dönemdeki raporlarına baktığımızda, Türkiye’nin tepesine başbakan olarak Tayyip Erdoğan’ın, dışişleri bakanı olarak ise Abdullah Gül’ün getirileceği açıkça yazıyordu. Bakın, bunu ben söylemiyorum; Amerika’daki internet sitelerinde çıktı. Yani tayinleri altı yıl önceden yapılmıştı. Üstelik bu RAND Corporation’ın, 2003 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni aşağılayan o meşhur metinde, Dünya Bankası’ndaki kişiyle ve Cengiz Çandar’la birlikte bir çalışması vardır. Cengiz Çandar da bu konuda paralel çalışmış ve Türkiye üzerine kitap yazmıştır.

Amerikan savaş planı içerisinde sadece piyade birlikleri, deniz birlikleri veya hava kuvvetleri yoktur; bir de “hain kuvvetler” mi diyelim? Eş başkanlık… Bu, Amerikan devlet hiyerarşisi içerisinde olan ama bizim anayasamızda ve kanunlarımızda yeri olmayan bir makamdı. Tayyip Erdoğan kendisi 36 yerde “eş başkan” olduğunu söyledi. 2002 Kasım’ında göreve getirildi ve Mart ayında Amerika’nın ikinci dalga harekâtı geldi.

Bakın, orada çok tartışmalar oldu; efendim Amerika petrol için geliyor dendi. Niye petrol için gelsin? Saddam Hüseyin’in petrol konusunda Amerika ile bir anlaşmazlığı yok ki. “İstediğiniz kadar alın, satın” diyordu. Mesele petrol değil, Kürdistan’dı. İki harekâtı da çok iyi incelediğimizde şunu görürüz: “Kürdistan” diyoruz ama bu Kürtlerin Kürdistan’ı değil; Amerika ve İsrail’in silahıyla kurulan bir devlet. Bugün Kürdistan dedikleri yeri Amerikan silahı kurdu ve kardeşlerini, komşularını öldüre öldüre yaptılar. Bir buçuk milyon Iraklı katledildi. Tabii bu yapının orada yaşama şansı yok; yani İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin arasında bir “ikinci İsrail”in varlığını sürdürmesi imkânsız. O ancak Doğu Akdeniz’e bağlanırsa yaşayabilirdi.

Şimdi aslında üçüncü körfez harekâtını yaşıyoruz. Sayın Komutanımız Beyazıt Karataş biraz evvel çok iyi anlattı; Delta Force denen Amerikan özel kuvvet birlikleri, komutanları tarafından PKK/PYD yönetiliyor. Zaten “Biji Obama” demiyorlar mı? Böyle bir Kürt mü olur? Ben kendi Kürdüm’e bunu yakıştırır mıyım?

Aslında 2003 yılında tezkereyi kabul etseydik, 60-70 bin Amerikan askeri Güneydoğu Anadolu’ya yerleşecek ve “açılımı” onlar yapacaktı. Onlar oraya girmediği için açılımı 2009’da AKP’ye yaptırdılar. Direkten döndük o zaman. Eğer o tezkere kabul edilseydi, ABD Hakkari’ye kadar uzanan 90 km genişliğinde bir koridor oluşturacaktı. O da Türkiye’deki Amerikan koridoru olacaktı. Türkiye bir refleks gösterdi, karşı koydu ve o önlendi. Ama sonra ne oldu? Barzanistan’ı Doğu Akdeniz’e birleştiren o koridor açıldı.

İki ayakla yürüyorlar; demokratik yol güya ve aynı zamanda silahlı güç. PKK’yı meclisin göbeğine oturttular. Seçimden hemen sonra Tel Abyad harekâtı oldu. O kadar planlı kurgulanmış ki; bir seçim oluyor, o sırada askerî harekâtlar geri plana çekiliyor, PKK kuvvetleri meclise taşınıyor, Türkiye içeriden vuruluyor ve hemen ardından güney sınırında Tel Abyad harekâtı gerçekleşiyor.

Şimdi burada Suudi Arabistan nerede, Amerika nerede diyoruz? Amerika Türkiye’nin müttefiki değil, düşmanıdır. Fazıl Hüsnü’nün bir şiiri vardır; 1950’lerde der ki: “Biz Almanları severiz, Almanlar makineleri sever.” Biz Amerika ile müttefikiz sanıyoruz ama Amerika bizim müttefikimiz değil. Bugün çeşitli belgeler ve Amerikan resmî/gayriresmî ağızları, o meşhur entelijansiya diyor ki: “Bizim artık Orta Doğu’daki müttefikimiz Türkiye değil; Kürt örgütleri, yani PKK.” Barzani olmayacak, PKK olacak. Çünkü PKK’nın, Türkiye’den daha modern, Atatürk devrimine biraz bulaşmış, daha ulusal bakan insanlar yetiştirdiğini düşünüyorlar.

Ne Amerika ne de Suudi Arabistan bizim müttefikimiz. Bizim müttefikimiz artık açıkça ortaya çıktı: Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan. Bu kadar basit; savaş bölenlerle bölünenler arasında. Amerika bölüyor, PKK ve IŞİD gibi enstrümanlar kullanıyor. Bölünenler ise Suriye, Irak, Türkiye ve İran. Demek ki bölünenler, bölenlere karşı birleşecek. Hükümetler kendi doğal müttefikini seçmez de hâlâ kendisine düşman olanla ittifak ederse, ihanet orada başlar. Türkiye’deki hükümetler şu anda o ihanetin kuyusunda. Buradan çıkışın tek yolu, Türkiye’nin o koridoru bir yerden deşip geçmesidir. Bunu yaptığı anda gerçek müttefikleriyle buluşacaktır.

***

Sayın Karataş, tabloyu çizdiniz. Durum vahim, gelişmeler kötü. Peki, çıkış yolu var mı?

2002 Kasım’ından bugüne emperyalistler taşeronlarıyla birlikte bunu güzelce kotardılar. Fakat bir şeyi unutuyorlar; Türk milletinin ayağa kalkışını. Türk milleti ayağa kalkmasını ve şamarını indirmesini çok iyi bilir. İşte Vatan Partisi’nin yaptığı çalışmanın gayesi bu: “Ey halkım uyan!” diyoruz. Tehlike tahmin ettiğinden daha büyük. Karşındaki gücün ne kadar acımasız olduğunu ve ne kadar büyük bir koordinasyonla saldırdığını göstermeye çalışıyoruz. Dünyanın en büyük devletiyle karşı karşıyasınız; yapmış oldukları lojistik destek, liderlik ve eğitim, düzenli özel kuvvet eğitimleridir. Türk halkı uyumaz, ayağa kalkacaktır. Ayağa kalkması için de önder kadrolara ihtiyaç vardır. Vatan Partisi’nin görevi de vatan cephesinde insanları birleştirmektir. Seçimde ne propagandası yapıldı? “Demokrasi için HDP girsin” denildi. HDP meclise girince millî iktidarın hareket etmesi zorlaştırıldı. PKK temsilcileri silahsız gibi görünerek meclise girdiler.

Sayın Genel Başkanım, Cumhurbaşkanı “Türkiye’nin güneyinde bir devlet kurulmasına izin vermeyiz” dedi. Nasıl yorumluyorsunuz?

Çok geç kalmış bir söylem. Teşekkür ediyorum bunu söylediği için ama çok geç. Bunu çoktan görmüş ve söylemiş olmalıydı. Vatanımızın selameti için çalışmıyor muyuz? Yine şükrediyorum; inşallah bundan sonra o doğrultuda hareket eder, biz de alkışlarız.

Bu açılım süreciyle PKK’yı yasal yaptılar. Bir yandan silahlı harekâtlar yapıyor, aşağıdan Türkiye’yi kuşatan koridoru inşa ediyor; diğer yandan yasallaştırılıyor ve kendisine beylikler veriliyor. Hançerin kemiğe dayandığı noktadayız. Vatan Partisi olarak biz ana muhalefet durumundayız. Türkiye, Amerika’nın bu harekâtına kendi gerçek müttefikleriyle birleşerek ve öz güçlerine güvenerek cevap vermelidir. Bu süreç, Vatan Partisi’ni millî hükümetin başına getirecek süreçtir. Çünkü bu gidişata karşı tutarlı cevap üreten, kurmayları olan tek parti biziz.

***

İkinci bölüme hoş geldiniz. Komutanım, ilave bir notunuz vardı, buyurun.

Güney sınırlarımızdaki demografik yapı değişikliği Iğdır’a kadar ulaştı. İnsanlar zorla göçe zorlanıyor. 2004 yılında askerî ateşemiyken ABD’de, dönemin Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ ve ABD’li mevkidaşı Peter Pace ile görüşürken, ABD’li yetkililer bize eylem planları sunuyordu. PKK’yı terör listesine alacaklarını söyleyip bir takvim sunuyorlardı. O toplantıda ABD’li Plan Prensipler Başkanı bir maddeyi atladı. İngilizcesiyle söylediği atasözü şuydu: “Uyuyan yılanı (sineği) uyandırmayacaksın.” Yani “PKK’yı uyandırma, deliğinden çıkarma” diyorlardı. Sene 2004, bugün 2015. Şimdi kiminle müttefikler? PKK ile. Bu koridorlar öyle bir gecede açılmıyor; 100 yıllık planlar, 10-20 yıllık güncellemelerle adım adım hayata geçiriliyor. Sayın Pekin Generalim, biraz önce yaptığımız görüşmede şu tespitte bulundu: Amerikan terör raporunda PKK terör örgütü listesinde yer alıyor. Bu durum bana şunu hatırlattı; PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD ise terör listesinde gözükmüyor. Şimdi bu durumda Amerika terör örgütüne mi destek vermiş oluyor? Lütfen bizim zekamızla oynamayın. Türk milleti zekidir. Aramızda zeki olmayanlar olabilir ve zaman zaman ülkeyi de yönetebilirler. Ülkenin bütün kaleleri işgal edilmiş olabilir ama bu Türk milleti dirilişini gösterecektir. Biz bunları yemiyoruz, yutmuyoruz.

Koalisyon konuşmaları sırasında yeni bir mebus arkadaşımız, “HDP’yi PKK’dan ayırın” dedi. İrlanda’ya baktığımızda askeri kanat olarak IRA’yı, siyasi kanat olarak Sinn Féin’i görüyoruz. İspanya’ya bakıyoruz; ayrılıkçı Bask bölgesinin siyasi kanadı ve terör örgütü ETA var. Şimdi Türkiye’ye giriyoruz; PKK’nın HDP’si var. Sakin bir insan olmama rağmen burada heyecanlanıyorum. Kendisi Güneydoğu’da teröre karşı savaşmış eski bir Deniz Piyade subayıdır. Lütfen eski silah arkadaşlarınızın zekasıyla oynamayın. Türkiye’de PKK’nın siyasi kanadı HDP’dir; duymayanlar için bir kez daha söyleyeyim. Barajı atlattınız ya, PKK’yı da getirip meclisin ortasına oturttunuz. Şimdi alın kucağınızla beraber koalisyon mu kurarsınız, çay mı içersiniz, orasını bilemem. Bu heyecanımı mazur görün ama halkımıza gerçekleri bu şekilde anlatmadığımız sürece “yeni mebuslar, yeni CHP’ler, yeni MHP’ler” diyerek bizim zekamızla oynanmasına izin veremeyiz. (MHP’yi bu ifademden ayırıyorum; lafın gelişi söylenmiştir. Sözüm, HDP ile iş birliği yapan siyasi anlayışadır.)

Şimdi çıkış yoluna gelmek istiyorum. Sayın Pekin, askeri müdahale gerekli mi? Türkiye ne yapmalı? Haritaya baktığımızda, güneş sınırımızın büyük bir kısmının PKK-PYD’nin kontrolünde olduğunu görüyoruz. 20-40 km genişliğinde bir koridor oluşturulmuş. Bu koridor batıya doğru, Cerablus’a, oradan Afrin’e uzanıyor. Hatay’dan itibaren Amanoslar üzerinde de çok büyük miktarda PKK birikimi var. Artık gelinen noktada ABD-İsrail koridoru tamamlanmak üzeredir. Eğer o bölümü de kaçırırsak yapacak fazla bir şey kalmaz. Onun için mutlaka askeri müdahale gerekir.

Peki, ateş gücüyle bir bölge ne kadar kontrol edilir? Siz piyadesiniz, ben topçuyum; topçu ateşiyle orayı döveriz, doğru. Ancak piyade bir bölgeye ayak basmadan, “Burası bizimdir” diyemezsiniz. 37 ülkenin katıldığı büyük bir koalisyon, korkunç bir hava gücü ve füzeler kullanılıyor; ancak buna rağmen sahada hâlâ bir sonuç alınamıyor. ÖSO meselesine gelince; ÖSO aslında PKK-PYD’nin işini kolaylaştırır. O bölgedeki grupların kimlerin adamı olduğu bellidir. IŞİD bazı yerleri özellikle boşaltıyor; bu bir savaş oyunu gibidir. İnsanları birbirine düşürmek, Kürtlerle Arapları çatıştırmak için yapılan bu oyunlara artık alışmış olmamız lazım.

Türkiye, yabancı bir ülkenin topraklarını işgal etmek için girmeyecek; kendi vatanını sınırlarının ötesinden savunacaktır. Sınırımızın hemen dibinde bir tehdit gelişiyor ve bu, içerideki tehditle birleşiyor. Amerika’nın Türkiye’yi bölme planları uygulanıyor. Bu durumda Türkiye’nin meşru müdafaa hakkı vardır. Türkiye; Suriye, Irak ve İran ile iş birliği yaptığı zaman Amerika’yı iç hat durumuna düşürür ve kuşatır. Biz burada Amerika ile savaşacak değiliz; caydırıcı bir güç oluşturup “Vatanımızı böldürtmeyeceğiz” kararlılığını göstermemiz yeterlidir. Kıbrıs Harekatı’nda yaptığımız gibi, meşru müdafaa zemininde hareket etmeliyiz.

Suriye ile anlaşmak çok uygundur ancak bunu bir ön şart olarak görüp müdahaleyi geciktirmemeliyiz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin vatanını savunma savaşında adeta ihanet mevzilerindedir. Vatan Partisi olarak biz hükümetle bu dostlukları kuruyoruz, Suriye ve İran ile görüşüyoruz. Herkesin öncelikleri farklı olsa da, stratejik müttefiklik çerçevesinde birbirimizin önceliğine saygı göstermeliyiz. Amiral Soner Pulat’ın dediği gibi; “Bir santim girse süreç açılacak.” Çünkü ilk adım atıldığı an yeni bir denklem kurulacaktır. O yeni denklemle Türkiye artık vatanını savunan bir ülke konumundadır; vatanını savunurken Suriye’yi ve İran’ı da savunan bir adım atmış olmaktadır. Bakın bugün İran büyükelçisi diyor ki: “Ey Türkiye, sana karşı koridordan büyük tehdit geliyor.” İran bizi uyarıyor. Bir ülkenin bizi uyarması önemli, değil mi? İşte o adımı attığı an Amerika karşıdan itirazlar yapacaktır. Efendim; bölge ülkeleri, mazlum milletleri temsil eden İran, Suriye ve Irak bizim yanımızda yer alacak; Çin, Rusya gibi güçler devreye girecek ve o zaman denklem yeniden kurulacaktır. Olay, çorap söküğü gibi adım adım ilerleyecektir. Onun için ilk adımı atmamız lazım; bu çok önemli. O ilk adımı atarken izlenecek akıllı politikalarla birlikte, size devamını söyleyeyim, süreç Vatan Partisi hükümetiyle sonuçlanacaktır. Çünkü bu milletin bütün imkân ve kabiliyetini harekete geçirecek, Türkiye’nin dünya çapındaki müttefik ağını örecek olan ve bu planları 20 yıldır hazırlamış olan güç Vatan Partisi’dir. Süreç, Vatan Partisi iktidarıyla sonuçlanacaktır. Tıpkı İstiklal Savaşı’ndaki gibi bağımsız, birleşmiş ve üreten bir Türkiye ortaya çıkacaktır. Biz bir iki gün içinde Suriye’ye heyet yolluyoruz, bizi davet ediyorlar. Türkiye hükümeti müttefiklerini inşa etmiyor ama biz Vatan Partisi olarak bunu inşa etmek için şu anda “hükümetten daha hükümet” olarak görevimizi yapıyoruz.

Şimdi başkanım ifade etti; Amerika Birleşik Devletleri böyle bir şeyi istemez, bunu zaten kendisi söylüyor ve “giremezsin” diyor. Eski Genelkurmay Başkanı bir açıklama yaptı ve “Türkiye bataklığa girer, Amerika, İran, Rusya gibi komşu ülkelerle anlaşmadan girilmemeli” dedi. Bataklığa mı girer? Hayır, bataklık falan değil. Türkiye, 12-13 yıldır AK Parti iktidarının yaptığı yanlış politikalar yüzünden satranç tahtasında sıkıştırılmış ve şahmat durumuna getirilmiştir. Satrançta “rok” yapmak diye bir olay vardır; taş değiştirirsiniz. Türkiye şimdi tam o noktada taş değiştirme zamanındadır; şahmat olmaktan kurtulacak ve kendi topraklarını koruyacak durumdadır. Amerika Birleşik Devletleri güçlü ama aynı zamanda pragmatik bir ülkedir. Oraya girdiğimizde Amerika’nın bize askeri müdahalede bulunacağını sanmıyorum; siyasi baskı yapabilir, Birleşmiş Milletler’e şikâyet edebilir ama fiilen öyle bir gücü yok. Oradaki gücü Kızıldeniz’de, Basra Körfezi’nde birkaç gemiden ve oraya yerleştirdiği adamlardan ibaret. Türkiye’ye karşı nükleer silah mı atacak, 50 bin kişilik bir güç mü getirecek? Oradaki hiçbir güç, ne Suudi Arabistan ne PYD/PKK, Türkiye’nin oraya sokacağı birliklere karşı durabilecek kapasitede değil.

Türkiye, AKP’nin hatırı için bölünmeyi mi kabul edecek? Siyasi irade yoksa milletin iradesi vardır. Vahdettin İngilizlere teslimdi ama Türk milleti içinden Mustafa Kemal’leri çıkardı ve Ankara’da bir hükümet kurdu. Ankara’daki hükümet “İstanbul’u, padişahı tanımıyorum” dedi. O günkü yorgun Türk milleti o direnci gösterdi, bugünkü Türk milleti daha fazlasını gösterir. Üstelik çevresinde müttefik potansiyeli var. O zaman da Sovyetler Birliği ile birleşip batıdan gelen tehdide karşı büyük bir zafer kazanmıştık. Bugün de süreç böyle ilerleyecek. Mevcut siyasi iradeyi zorlayan, Türk milletinin çıkarları, menfaatleri ve yaşam davasıdır. Alternatif, Türkiye’nin dağılmasıdır; buna izin veremeyiz. Kurtuluş Savaşı’ndan evvel İngilizler, bizimle Sovyetler Birliği arasına set çekmeye kalktılar, Mustafa Kemal’in aklı bunu yıktı. Şu anda da ABD-İsrail koridoru kuruluyor; bu milletin çıkaracağı liderler mutlaka o koridoru yıkar, Suriye ve Irak ile birleşir.

Türkiye, Suriye’ye müdahale ederse bataklığa girmez; zaten bataklıktayız ve o bataklıktan çıkmaya çalışıyoruz. Bir de “emekli paşalar atıp tutuyor” diyenler var. Bu masada oturanlar ABD operasyonuna maruz kalmış, bedel ödemiş, zincirlerini kırıp Silivri’den çıkmış insanlar. Sen beni hâlâ düzenin paşası sanıyorsan yanılıyorsun. Balyoz benim kafama değil, senin kafana indi kardeşim. Biz burada aslanlar gibi konuşuruz.

Görselde görüldüğü üzere, “Levant” bölgesi hedef büyütülerek Doğu Akdeniz’e doğru genişletiliyor. Koridor falan hepsi palavra; asıl hedef Doğu Akdeniz’deki ekonomik kaynakları ele geçirmektir. Bu yüzden demografik yapılar değiştiriliyor. Önce Levant, sonra Diyarbakır, arkasından Ermenistan hedefleri gelecek. Azerbaycan toprak kaybına uğratılacak. Karşımızdaki tehlikeyi görmek için bunu tekrar tekrar vurguluyorum.

Silahlı kuvvetlerin durumu konusuna gelirsek; Genelkurmay Başkanı “sorumluluktan kaçmayız” diyerek Şam’la anlaşma talep ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin müdahale gücü elbette var ancak keşke 6-7 ay evvel gerekli yığınak yapılsaydı. Donanmamız Katar’da üs almakla, Ümit Burnu’nda dolaşmakla övünüyor; keşke Doğu Akdeniz’de kararlılık gösterilseydi. Buna rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir hafta içinde oraya intikalleri tamamlama, gerekli hazırlıkları ve mühimmat ikmalini yapma kapasitesi vardır. Az bir güç değiliz. Hava kuvvetlerimizin bir yerden bir yere intikali iki saatlik bir iştir; intikalde sorun olmaz. Hava kuvvetleri orayı bombalar, oradaki hazır tugayları içeri sokarlar, öbür tugaylar gelinceye kadar. Tabii ki şunu söyleyeyim; bu açılan kumpas davalarının hedefi zaten Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu hazırlığı yapmamasıydı. Yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri bu hazırlığı çoktan yapardı ve böyle atıl duruma düşmezdi. Bu nedenle Silahlı Kuvvetleri zor duruma bıraktılar. Ancak bütün bunlara rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin oraya gidip bu işi başaracağına eminim. Ne yaparlarsa yapsınlar, Türk Silahlı Kuvvetleri bu işi yapar. Bu işi yapacak komutanlar da, temeller, astsubaylar ve Mehmetçik de Türk Silahlı Kuvvetleri’nde vardır. Mehmetçik ile ilgili bir sorunumuz yok, genç askerlerle bir sorunumuz yok; gider, görevlerini yaparlar. Görev vermeniz yeterli. Türk milleti, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güvenmek durumundadır; güvenmeleri gerekiyor. Sadece temenni olarak söylemiyorum; Türk Silahlı Kuvvetleri gerçekten güvenilecek bir kurumdur ve girdiği yerde kendisine verilen görevi yapar. Yeter ki herkes sorumluluğunu üzerine alsın, elini taşın altına koymaktan kaçınmasın.

Ben de sizin görüşlerinize %100 katılıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri koşullar ne olursa olsun milli ordudur; Türkiye’nin ve Türk halkının ordusudur. Zaten millet ordudur ve bu özelliğini yitirmemiştir. Kendisine verilen görevi en iyi şekilde yapar. Mücadele edeceği bölge veya yapacağı görev silahlı kuvvetler için bir sorun değildir. Süre olarak evet, katılıyorum; gecikilmiştir. Ama gecikmiş, bitmiş bir şey yoktur. Onu da silahlı kuvvetlerin halledeceği kanısındayım.

Konuşmanın birinci bölümünde Genel Başkanımız, ABD’nin müttefiklik konusunu gündeme getirmişti. Görüşlerim şahsi olup, isteyen izleyici katılır veya katılmaz; ancak veriler ortadadır. 1989 yılında Berlin Duvarı yıkıldı, 1991 yılında Soğuk Savaş sona erdi. İddia ediyorum, 1991’den itibaren ABD, Türkiye’nin stratejik müttefiki değildir. Ama rahmetli Özal, 1991 yılında ABD Irak’a müdahale ederken, “bu kuvvet bizim stratejik ortağımızdır” demişti. İnsanlar bir öngörüden yoksun olunca, askeri konuları bilmeyince ve biraz da başka yönlere doğru eğilince bu gerçeği görmekte zorlanıyorlar. Emekli olduktan veya hapislere girdikten sonra mı aklım başıma geldi? Hayır. Amerika’da da diğer yerlerde de her seferinde düşüncelerimi söyledim. Amerikalılar bana yıllarca “Nerede eğitim aldınız?” diye sordular. Amerika’da eğitim almadığım için böyle düşündüğümü varsayıyorlardı. Amerika bizim müttefikimiz değildir; biz NATO’nun sakıncalı bir üyesiyiz. Düşünebiliyor musunuz? Net olarak söylüyorum; siz müttefiksiniz ama kafanıza çuval geçiriyorlar, peşmergeler sınırlarınızdan geçiyor. Ondan sonra “sen müttefiksin, Irak’a girme, koridora girme” diyorlar. “Sen benim silahlarımı al, eğitimimi al, hizaya gelmediğinde ben seni hizaya getiririm” diyorlar. Ama beni hizaya getiremediler; izleyiciler de bunu çok net görüyor.

Şu anda Amerikan Büyükelçiliği’ndeki askeri ataşeler bu programı kaydediyor. Beş yıl askeri ataşelik yaptım, hükümet yapmıyor ama onlar Türkiye’deki gelişmeleri çok yakından takip ediyorlar. Yüzümüze bakarak anlasınlar; programımızı izlesinler. Stratejik müttefikimize buradan saygı ve sevgi yollamıyorum; onlara teessüflerimi ve üzüntülerimi iletiyorum. Milyonlarca insanı sırf yakıt fiyatlarını indirmek uğruna yerlerinden sürdüler, ölümlerine sebep oldular. Amerika bu. O zaman Florida’yı, Arizona’yı parçala. Güney Karolina senatosunda, Amerikan İç Savaşı’ndan kalma bayrak çekildiğinde ortalık ayağa kalktı. Demek ki sen kendinin parçalanmasından yana değilsin, o zaman nasıl benim parçalanmamı desteklersin ey stratejik müttefikimiz?

Sadece emekli generaller değil, sadece Vatan Partisi değil, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde hizaya girmeyen çok komutan var. Silahlı kuvvetler, Türk milletinin kendisine verdiği görevi hiç tereddütsüz ve en iyi şekilde başaracak, Türkiye’nin bekasını sağlayacaktır.

Yakıcı bir milli görevle karşı karşıyayız ve bu, Türkiye’nin bütün imkan ve kabiliyetini ortaya koyarak başarılabilir. Nasıl başarılır? Birincisi, Suriye ile işbirliği yapacağız; Suriye şu anda doğal müttefikimizdir. Aynı problemlerle karşı karşıyayız; hiç kimse küçümsemesin, Amerika gibi bir güce ve 37 ülkeden gönderilen teröristlere karşı aslanlar gibi çarpışan bir Suriye ve Irak var. Bölgesel işbirliği yapacağız. Suriye, Irak ve İran zaten beraber hareket ediyor; Türkiye gibi büyük bir gücü de bu ittifakların içine soktuğumuzda Amerika düşünsün. Türkiye, Suriye, Irak ve İran işbirliğine karşı hedefine ulaşabilecek bir Amerika yoktur. Bu olağanüstü güçlü bir ittifaktır.

Dördüncü nokta; bölgesel işbirliği ile Suriye’ye yobaz ve bölücü teröristlerin giriş çıkışları kesinlikle engellenmelidir. Ceylanpınar ve Nusaybin kapılarını kapatsak, PKK lojistik destek bulamayacağı için çırpınmaya başlar. Türkmenlere ve Araplara karşı yürütülen etnik temizliğe ve demografik yapının değiştirilmesine izin verilmemelidir. Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ve insansız hava araçlarına üs vermeye, desteklemeye derhal son verilmelidir. Çünkü bunlar bizim kardeşlerimizi temizliyorlar. Terörist örgütlere Türkiye’den verilen destekler, eğit-donat faaliyetleri derhal kesilmelidir. Amerika’nın terörü destekleyen silahlı yapılarına izin verilmemelidir.

Kürtleri temsil ettiğini iddia eden örgütleri uyarıyoruz; bu sürecin sonunda alacakları tek şey ihanet damgasıdır. Hiçbir şey elde edemeyecekler. Tepelerine binilir ve oradaki Kürt yurttaşlarımız da bu zorbalıktan kurtulur. Akılları varsa ellerindeki silahları atarlar. Biz bütün bölgenin mazlumlarına ve Kürt yurttaşlarımıza sesleniyoruz; bölge ülkeleriyle birleşin. ABD’nin ve İsrail’in kuklası olmayın. O asil, mert insanlar bizim kardeşimizdir.

Avrupa ülkeleri dahil bütün dünyaya çağrıda bulunuyoruz; burada kurulacak bir Amerika-İsrail koridoru İran için de, enerjisinin %50’sini Körfez’den sağlayan Çin için de tehdittir. Rusya için de tehdittir ve onlar da bunu görüyorlar.

Dokuzuncu madde olarak aldığımız karar şudur: Türkiye’nin bütün partilerine sesleniyoruz; ayrım yapmadan bir “Türkiye Cephesi” oluşturalım. Bugün Türkiye’nin toprak bütünlüğü ciddi bir tehditle karşı karşıyadır. Bu bir vatan savaşıdır; emperyalist bir savaş değildir. Bütün herkesi bu Türkiye Cephesi’ne davet ediyoruz.

Vatan Partisi olarak liderlerimizle, önderlerimizle ve bize katılan arkadaşlarımızla doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Bütün ulusal kanal izleyicilerine; Genel Başkanımız Doğu Perinçek’e, Barlas Doğu’ya, İsmail Akıpek’e ve Beyazıt Karataş’a teşekkürlerimi sunuyorum. Türkiye’nin çıkış yolu açıktır; milletimizin aydınlığa kavuşacağına inanıyoruz. Vatan Partisi güvencedir. İyi akşamlar diliyorum.

Paylaş