Geçmişteki, yakın geçmişteki devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir halkın yüzde ellilere bölündüğü bir durum tasviri… Türk milletinin baltayı taşa vurduğunu düşünüyorum. Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada, bırak! Bölgedeki bu yangın, Irak’taki bu… Hayır da birleşmek güzel. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.
Misafirlerimiz, Ankaralılar; gerçekten özel ve farklı bir çıkış yolu programıyla karşınızdayız. Bugün Türkiye televizyonlarında çok sık rastlanmayan, hatta son yıllarda hiç rastlanmayan bir program olacak. Cumhurbaşkanı adayı Doğu Perinçek, bugün sadece izleyicilerin yolladığı yazılı soruları değil, burada bizzat Ankara halkının ve konuklarımızın da sorularını yanıtlayacak. Çok dinamik ve aydınlatıcı bir program olacağını düşünüyoruz.
Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci, Vatan Partisi’nin kurultayında belirlediği adayla birlikte toplumun gündemine girdi. Biz de Ulusal Kanal olarak bu ihtiyaca cevap veren bir programla “Çıkış Yolu”nu bugün yapıyoruz. Türkiye Barolar Birliği’nde düzenlenen bu güzel programda, vakit ayırıp gelen bütün Ankaralılara ve izleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz. Hepiniz hoş geldiniz.
Evet, Sayın Perinçek, izleyicilerimizin sorularına yanıt vereceksiniz ama öncelikle ben size şunu sormak istiyorum: Siz daha önce bu tip programlara katıldınız ama halkla iç içe toplantılarda sizi daha sık görüyoruz. Bir cumhurbaşkanı adayı olarak ilk defa böyle bir programa katılıyorsunuz; ulusal kanalda canlı yayınlanıyor. Ne dersiniz?
“Valla Türkiye’yi nasıl yöneteceğimiz belli oldu. Türkiye’yi alkışlarla yöneteceğiz. İktidara geldiğimiz, cumhurbaşkanı olduğumuz zaman ilk görevlimiz de belli olmuştur; alkışçı başı cumhurbaşkanlığında görev alacak.”
Sayın Perinçek, hafızalarımızı yokladığımızda, adayların öne çıktığı programları düşündüğümüzde 2002 yılındaki program aklımıza geliyor. O dönem 3 Kasım seçimleri öncesindeydi ama sadece iki aday vardı. Daha geriye gittiğimizde, 1991 yılında TRT’de yayınlanan “Liderler Açık Oturumu” vardı ve siz de oradaydınız. Bu kültürde sanki bir aşınma var; medyada adayların kendilerini ifade etmesi, halkla ve gazetecilerle buluşması azaldı gibi. Ne dersiniz, nasıl yorumlarsınız?
“Yorumlarınız doğru. Tayyip Erdoğan’ın 15 yıllık yönetimi sonucunda Türkiye hem ekonomide hem vatan savunmasında hem de terörle mücadelede bir darboğaza girdi. Türkiye çıkmaza girdikçe demokrasi rafa kaldırılıyor; yukarıdan aşağıya güdülen kalabalıklar söz konusu. Ama biz Vatan Partisi olarak bunu tarihin çöp tenekesine atacağız. Türkiye’mizi milletin iradesiyle, umutlarına cevap vererek yöneteceğiz. Yönetimimiz altında herkes özgürce konuşacak ve farklı partiler de söz sahibi olacaklar. En önemlisi; cumhurbaşkanı seçildiğim zaman Sayın Erdoğan’ı, Sayın Kılıçdaroğlu’nu ve Sayın Bahçeli’yi davet edeceğim. Onlara cumhurbaşkanı yardımcılığını önereceğim. ‘Gelin, Türkiye’yi bu seferberlikle hep beraber çıkartalım’ diyeceğim. Türkiye’nin bir milli birliğe ihtiyacı var. Vatan Partisi’nin programı Türkiye’yi aydınlığa çıkaracaktır; ancak bu süreçte AKP’ye, CHP’ye, MHP’ye oy verenlere de ihtiyacımız var. Bir milli seferberlik hükümeti kuracağız.
Programımız şudur: Bir; vatanın bütünlüğünü sağlayacağız, PKK’ya beyaz bayrak çektireceğiz. İki; üretim ekonomisine geçeceğiz. Türkiye borç batağında çırpınmayacak; samanı, makineyi dışarıdan almayacak. Üç; komşularla iş birliği yapacağız. İran’da, Irak’ta, Suriye’de barış; Türkiye’de barış demektir. Dört; çağdaş, laik bir Türkiye kuracağız. Şeyhlerin, dervişlerin, müritlerin, tarikatların ve cemaatlerin olmadığı bir Türkiye. Var mısınız Sayın Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu, Sayın Bahçeli? Gelin birlikte olalım ve Türkiye’yi Kemalist devrimi tamamlayacak iklime, yani Avrasya’ya taşıyalım.”
Sayın Perinçek, tam bu noktada bir şey sormak isterim. 1942 doğumlusunuz; hayatınızın içerisinde hem Atatürk Devrimi’nin kazanımlarını gören hem de bunların yitirildiği iklimi yaşayan birisiniz. Bu süreci nasıl tanımlarsınız?
“Saran İlkokulu’nda başladım eğitime. 1949-50 yıllarında Türkiye’de gelecek umudu vardı. Yamalı giyiniyorduk ama gocunmuyorduk; çünkü Atatürk devriminin Türkiye’sinin aydınlık olacağına dair inancımız tamdı. Ancak süreç içerisinde Atatürk devriminin ağır darbeler yediğini gördük. Şimdi artık o dönem bitti. Türkiye, İstiklal Savaşı’ndaki gibi büyük kararlarla tekrar Atatürk Devrimi rotasına giriyor. Devrim, insanlarımızın gönlünde ve bilincinde; şimdi çok daha kararlı bir şekilde, geçmişteki deneylerden de yararlanarak onu tamamlayacağımız bir sürecin eşiğindeyiz.”
Siz çok somut bir şekilde, diğer partilerin genel başkanlarıyla hükümet kuracağınızı ifade ediyorsunuz. Meclisteki grup toplantılarında genelde liderlerin birbirlerine sataştığına şahit oluyoruz. Sizin iktidarınızda grup toplantılarınız nasıl olacak?
“Buradaki gibi olacak. Vatan Partisi’nde zengin bir özgürlük var. Kongremizde bütün konuşmacılar bir devlet adamı sorumluluğuyla; Türkiye’nin tarımını, sanayisini, dış siyasetini bildiklerini ve yöneteceklerini gösterdiler. Vatan Partisi’nin grup toplantılarında önce söz milletvekillerinin olacak. Liderin kürsüden tek başına konuştuğu, birbirine sövüp saydığı o dönemleri kapatacağız. Türkiye siyasetine nezaketi getireceğiz; ‘sen’ değil, ‘siz’ diye hitap edilecek.”
Son olarak, Afrin operasyonunu ve vatan savaşını nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişte “Suriye ile kardeşiz, savaşa hayır” diyen partiniz, bugün neden vatan savaşı diyor?
“Türkiye’nin en değerli varlığı bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Çünkü ordumuzun başarısı Türkiye’nin önünü açacaktır. Savaş konusuna gelince; bugün savaş, Türkiye’nin sorunlarını çözecek anahtardır. Vatan bütünlüğü varsa üretim ekonomisi inşa edebiliriz. Amerika’nın piyonları olan PKK, PYD ve IŞİD aracılığıyla kurduğu bölme planlarını bozmak zorundayız. 24 Temmuz 2015’te vatan savaşımız başladı. Daha önce ‘açılım’ adı altında Amerika’nın dayattığı politikalarla baş başa oturup koklaşanlar, sonunda vatan savaşı gerçeğini gördüler. Biz, bu sorun ancak silahla çözülür dediğimizde Amerika’nın PKK’yı bırakmayacağını vurgulamıştık. Bugün ise Türkiye, Amerikan koridorunu yararak ve terör örgütlerini hendeklere gömerek kendi geleceğini tayin etmektedir.” Yani 5 bin tır ne demek? Her tıra 20 ton, yani 20 bin kilo yük yüklense 100 bin ton, yani 100 milyon kilo silah etti. Demek ki PKK’nın silah bırakma özgürlüğü yok; Amerika ne derse onu yapmak zorunda. O bakımdan Vatan Partisi’nin siyasetleri en sonunda gündeme geldi. Gelmesi mecburiydi. Türkiye’nin vatan bütünlüğü içinde ve huzur içinde yaşama mecburiyeti kendisini dayattı ve 24 Temmuz 2015’te Türkiye, Vatan Partisi siyasetlerine geldi. Yani 24 Temmuz’da AKP’nin vatan savaşını başlatması kendi siyaseti değil. Onlar, Kasım 2002’de iktidara Amerikan savaş takvimine göre getirilmişti. Amerika’nın Türkiye’yi bölme planlarını uygulamakla görevliydiler. Tayyip Erdoğan, “Ben Amerika’nın Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanıyım” diyerek 34 yerde bunu ilan etti.
Hatırlayacaksınız, 2004 yılı 15 Şubat’ını 16 Şubat’a bağlayan gece Kanal D televizyonunda Tayyip Erdoğan, “Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Orta Doğu, genişletilmiş Orta Doğu projesi kapsamında Diyarbakır’ı merkezi yapacağız, yıldız yapacağız” demişti. Diyarbakır nerenin merkezi olur? Diyarbakır; kültürüyle, üretim yetenekleriyle, insanıyla bizim milletimizin en önemli şehirlerinden biri. Ama “Diyarbakır merkez olacak” dediğiniz zaman Amerika’nın o haritası hemen gözümüzün önüne geliyor. O Amerikan haritasında Diyarbakır, İngilizce “Free Kurdistan” yazılan, yani sözde Kürdistan ama Kürtlükle de hiçbir ilgisi olmayan, ikinci İsrail’in merkezi olarak gösteriliyor. Yani Tayyip Erdoğan, Amerika’nın ikinci İsrail projesinin görevlisi, eş başkanı olarak iktidara geldi.
Ama yürüyemedi, devam edemedi; edemezdi de. Çünkü Türkiye var. Türkiye’nin işçisi, çiftçisi, esnafı, zanaatkârı, sanayicisi, tüccarı; yani Türk milleti var. Türk milletinin vatanının bölünmesine izin vermesi mümkün değil. O nedenle o Amerikan planı bozuldu ve Vatan Partisi’nin vatanı bütünleştirme, terörü bitirme planı 24 Temmuz 2015’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekâtıyla yürürlüğe girdi. Bu nedenle 2015’ten sonraki sürecin sahibi, yöneticisi, iktidar sahibi Vatan Partisi’dir. Dün İtalya’nın Cenova kentinde, Avrupa çapında çok önemli bir profesörün internette dolaşan bir yazısı var. Brüksel’de, bütün Avrupa’nın en önemli sitelerinden birinde yayımlandı. Orada diyor ki: “Tıpkı New York Times, Washington Post veya Almanya’da Frankfurter Allgemeine Zeitung, Die Welt gibi gazetelerdeki değerlendirmeler gibi, Türkiye’yi artık Vatan Partisi yönlendiriyor. Tayyip Erdoğan’ı Vatan Partisi ve Doğu Perinçek hizaya getirdi.” Bu değerlendirme bütün dünyada artık geçerli ve hâkim.
Vatan Partisi’nin siyasetleri artık iktidarda denebilecek bir durumda. Özellikle dış siyaset ve güvenlikte büyük ölçüde etkiliyiz ama orada da çok önemli zaaflar ve eksikler var. Bu durum, özellikle Avrasya siyasetlerinde ve bölge ülkeleriyle yakınlaşmada Doğu Perinçek’in belirleyici olduğunu ortaya koyuyor. “Vatan Partisi, bu işi Doğu Perinçek’in liderliğiyle bitirecek” derken, aslında Suriye düğümünün çözülmesini kastediyoruz.
Somut bakalım: Amerika ve İsrail, Suriye’yi zaafa uğratıp Golan Yaylası’nı tamamen işgal etmek istiyor. Bütün su kaynakları orada. Tayyip Erdoğan “Beşer Esad katildir” diyerek İsrail’in hizmetinde siyaset yürütüyor. Çünkü Amerika ve İsrail, Suriye’yi savunmasız bırakmak istiyor. Bundan yararlanacak olan da iki kuvvet var: Güneyde İsrail, kuzeyde ise PKK/PYD. Tayyip Erdoğan’lar Beşer Esad’a katil diyerek Suriye’nin bölünmesine memuriyet görevi yapmaktadırlar. Buradan Türk milletine şikâyet ediyorum; Suriye düşmanı, Esad’a katil diyen bir hükümet Türkiye’de devam edemez. Vatan Partisi iktidarında derhal Şam’la el sıkışacağız, terörün kökünü kazıyacağız.
O zaman ne olacak? Amerika’nın ikinci İsrail planı kökten bozulacak. Bölgeye huzur gelecek, mayınlar kalkacak, ticaret yolları açılacak. Türkler, şarkılar söyleyerek Türkiye’den oralara ürün taşıyacak. Bu birlik, mezhepçiliğin yaşayamayacağı bir birliktir. Batı Asya’nın birliği aynı zamanda laiklik ve aydınlanma demektir.
Ekonomi meselesine gelince; Turgut Özal ile başlayan “Dünya ekonomisiyle bütünleşiyoruz” yalanı, Türkiye’yi kendi kendine yeten bir ülkeden, pamuğunu, etini, samanını ithal eden bir noktaya getirdi. Türkiye şu anda 100 milyar dolar dış ticaret açığı veriyor. Kendi kömürümüz Zonguldak’ta yerin altında yatarken, biz Güney Afrika’dan kömür ithal ediyoruz. Türkiye’nin bütün üretim kabiliyetini harekete geçireceğiz. Çünkü dışarıdan almanın bir sonu yok; işte o sona geldik. Türkiye ekonomisini fabrikalarını, topraklarını satan bir noktaya getirdiler.
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi demek, fabrikaların kapısına kilit vurmak demektir. Geçmişte Et-Balık Kurumu ve Sümerbank’ta gördüğümüz gibi, özelleştirme adı altında kapatıldılar ve işçiler sokağa atıldı. Şeker fabrikalarını kapatmak, pancar üreticisine ve hayvancılığa darbedir. Çünkü pancar şekerinin küspesi hayvan yemidir. Bu aynı zamanda halk sağlığına ve kamu iktisadi teşekküllerinin sağladığı toplumsal kültürümüze de darbedir. O fabrikalar insanların kaynaştığı, Türk milletinin bir arada yaşadığı sosyal alanlardı. Biz bu dönemi bitireceğiz, fabrikaları yeniden ayağa kaldıracağız. O bakımdan kamu iktisadi teşekküllerinin yaşaması; Türkiye’nin geleceği, kültürü, aydınlanması, birliği, beraberliği ve refahı bakımından da son derece önemlidir. Özellikle enerji, ulaşım, haberleşme, ulaştırma, halk sağlığı ve gıda güvenliği gibi kilit sektörlerde Sümerbanklar, Etibanklar gibi kurumlar… Neredeyse saydıklarınızın hepsi özelleştirildi. Vatan Partisi yönetimi tekrar kamulaştırmayı getirecek, bu fabrikaları tekrar çalıştıracak; fabrikalar üretim yapacak, bacalarından dumanlar tütecek. Herkes işbaşı yapacak. “İşbaşı yapıyoruz” diyeceğiz. O fabrikalara on binlerce, yüz binlerce işçiyi tekrar alacağız. Bunları Türkiye’de üreteceğiz; dolayısıyla Türkiye’nin dış ödemeler açığını kapatacağız, teknolojimizi geliştireceğiz ve bu işletmeleri verimli bir şekilde yöneteceğiz.
Sayın Perinçek, “Cumhurbaşkanı olduktan sonra üretim ekonomisine geçeceğiz, kamu iktisadi teşebbüslerini yeniden ayaklandıracağız, kamucu bir siyaset izleyeceğiz” diyorsunuz. Peki, akla şu soru geliyor: Hangi kaynaklarla bunları yapacaksınız? Sizin cumhurbaşkanlığınızdaki iktidar, hangi kaynağa dayanarak bunu gerçekleştirecek?
Bütün kaynakların kökü emektir. Şu fincanı kim yaptı? Emek. Şu çayı kim üretti? Emekçi. Şu kalemi, şu kağıdı kim yaptı? Emekçi. Türkiye’nin 80 milyonluk son derece dinamik, genç bir nüfusu var. Türkiye’nin insan kaynağı, en önemli kaynağımızdır. Sonuç itibarıyla bütün üretimi onunla yapıyorsunuz. Türkiye’nin atıl durumda olan; Kayseri’sinde, Denizli’sinde, Bursa’sında, Çorum’unda, Samsun’unda, Malatya’sında, Diyarbakır’ında, yani o “Anadolu kaplanları” dediğimiz kentlerimizde küçük ve orta boy sanayicilerimizi tekrar canlandıracağız. Onları Turgut Özal dönemi bitirdi. Özal, kapıları açıp dışarıdan mal getirince, küçük ve orta boy sanayicilerimiz ürettiği mallar karşısında rekabet edemedi; makinelerini, teçhizatlarını ardiyelere, depolara atmak zorunda kaldılar. Şimdi onlara “Çıkart onları, paslarını sil, tekrar işbaşı yapıyoruz, çalışıyoruz” diyeceğiz. Dışarıdan almayacağız; çünkü artık dışarıdan alma şansımız kalmadı. Türkiye’nin borç dilenerek devam etme şansı bitti. Bize borç verecek olan dünyanın büyük tefecileri de biliyor ki; Türkiye bu borçlarını ödeme kabiliyetini kaybetti. O bakımdan borç muslukları da kapanmış durumda. Bütün bunları harekete geçireceğiz, seferber edeceğiz ve Türkiye’yi üretim ekonomisine geçireceğiz. Ürettiklerimizi ve teknolojimizi yenileyip geliştireceğiz.
Dünyadaki bütün kalkınma modelleri böyledir. Devletin gümrük duvarlarını koyması, yerli üreticiyi koruması ve ülkedeki tüm üretim potansiyelini harekete geçirmesi dışında; Almanya’nın, Amerika’nın, Çin’in veya Rusya’nın kalkınması dahil, başka bir model yoktur. Yani yüksek faizle kaynak getirerek kalkınma olmaz. Tabii, yabancı sermayeyi de Türkiye’nin milli ekonomisinin yararına olduğu ölçülerde değerlendireceğiz. Örneğin bugün Çin’in elinde 4 trilyon dolarlık muazzam bir rezerv var. Onlardan yüksek faizle borç almak yerine, “Gelin arkadaş, Türkiye’de üretelim, birlikte kazanalım ve ürettiklerimizi Avrupa pazarlarına, Afrika’ya, Rusya’ya birlikte ihraç edelim” diyeceğiz. İstihdam yaratan, sanayimizi ve teknolojimizi geliştiren amaçlarla yabancı sermayeyi değerlendireceğiz.
Bunu bizden başkası yapamaz. Siz Suriye’ye küfrederek, Beşar Esad’a “katil” diyerek, CIA ile birlikte hareket edip terör örgütlerini kışkırtacaksınız, sonra da gidip Çin’e yalvaracaksınız… Vatan Partisi, Çin hükümetinin karşısında başı dik oturabiliyor. Vatan Partisi, “dilenme ekonomisine” son verecek; Tayyip Erdoğanların izlediği siyaseti bitirecek. Bu ülkelerle karşılıklı yarar temelinde, “kazan-kazan” ilkesiyle birlikte üreterek ve paylaşarak ekonomik ilişkiler kuracağız.
Dünyadaki gelişmelere bakarsak; Amerika, kendi hegemonyası altında bir iş bölümü dayatıyor. Batı; gelişmiş sanayiyi, teknolojiyi ve ihracatı temsil ediyor; dünyanın geri kalanına da kendilerine hizmet etmeyi düşüyor. Böyle bir iş bölümü artık geçerli değil. Amerika kaybetti, yeni bir dünya kuruluyor. Pekin’de 400’e yakın partinin katıldığı toplantıda kürsüye çıkan herkes “Yeni bir dünya kuruluyor” diyerek söze başladı. Artık Amerika’nın efendiliği bitti. Bunu Alman Başbakanı da, Fransız Cumhurbaşkanı Macron da söylüyor. Atlantik çağı bitti. TÜSİAD İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan da “Yeni bir dünya kuruluyor, Batı hegemonyasının sonuna geldik” dedi. Dünya ekonomisinin ağırlığı Batı’dan Doğu’ya, Asya’ya kayıyor.
Bu İpek Yolu çalışmalarında aktif şekilde dünyaya şunu anlattık: İpek Yolu üzerinde Amerika Birleşik Devletleri bir Kürdistan, yani ikinci bir İsrail kurmak istiyor. Türkiye’yi, Suriye’yi, Irak’ı bölmeye çalışıyor. Çinlilere “Siz bu işin farkında mısınız?” diye sorduğumda büyük ilgi gördük; Asyalılar bizi alkışladılar. Hem ben hem Adnan Akfırat bu konuda konuşmalar yaptık. Biz yeni dünyanın kurucularındayız. Türkiye, Suriye, Irak, Rusya ve İran; Batı Asya’da çok önemli, önder bir rol oynamaktadır. Çin ve Hindistan da ekonomileriyle yeni dünyanın kuruluşuna büyük katkı sağlamaktadır. 2016 rakamlarına göre dünyadaki büyümenin %39’u Çin, %19’u Hindistan sayesinde gerçekleşti. Amerika’nın katkısı ise sadece %16, Avrupa’nınki %5.
Dış politika, Türk milletinin özgür, barışçı ve kardeşçe yaşamasının hizmetindedir. Milletimizin ihtiyaçlarının ötesinde ayrı bir siyasetimiz yok. Batı Asya’da birlik, komşularla barış; Türkiye’nin Asya’daki yerini alması demektir. 20. yüzyılın yoksul ülkeleri, bugün dünya ekonomisinin lokomotifi haline geldi. Türkiye, hem Batı Asya’daki yerini sağlamlaştıracak hem de Batı’yla ilişkilerini düzeltecek. Ancak Batı’nın önünde eğilmeyen, teslim olmayan, başı dik bir Türkiye’yi kuracağız. Amerika’yı, Atatürk’ün İngiltere’ye yaptığı gibi hizaya getireceğiz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyindeki mücadelesi son derece önemlidir; bu başarıyı ve kesin zaferi getirecek siyasetler Vatan Partisi’ndedir. Amerika’yı hizaya getirdikten sonra, onunla iki eşit devlete yaraşan ilişkiler kuracağız.
Eşim Şule Perinçek, iki sene evvel Amerika’daki Türk derneklerinin toplantısına katıldığında, Amerikan devlet yöneticilerinin de bulunduğu ortamda iki şey söyledi: “Bir; vatanımızı bölemezsiniz, ey Amerika! İki; Atatürk Cumhuriyeti’ne dokunamazsınız.” Bundan sonra bunları kabul etmek zorundasınız, biz size bunları kabul ettireceğiz ve ancak ondan sonra eşit, karşılıklı yarara dayanan ilişkiler kuracağız. Mesajımız budur.
Siyasi partiler hukuku konusunda uzmanım; doktora tezim bu konu üzerinedir. PKK terör örgütünün yasal partisi olan HDP ile ittifak yapmak, PKK’yı hükümet ortağı yapmaya çalışmaktır. Buradan açıkça söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti, HDP eliyle PKK’yı Türkiye’de hükümet ortağı haline getirmek istiyor. HDP kapatılmalıdır; bu, anayasanın 68. maddesinin bir gereğidir. Toprak bütünlüğümüze karşı olan, açıkça Kürdistan projesini ilan eden ve terör örgütünün lojistik görevlisi gibi çalışan bir parti kapatılmalıdır. İstanbul’da bir araya gelip “tek adama karşı birleşme” adı altında kurulan bu yapı, Amerika’nın iktidar projesidir. Amerika; CHP’yi, İYİ Parti’yi, FETÖ’yü ve PKK’yı bir araya getirerek bir Atlantik iktidarı kurmaya yöneliyor. Ancak Amerika’nın bunu başarması mümkün değildir. Türkiye’yi ancak Amerikan ordusu gelip Ankara’yı ele geçirirse yönetebilirler; buna da Türk ordusunun ve milletinin gücü izin vermez. Vatan Partisi; İran, Irak, Suriye ve Rusya ile birlikte bu Atlantik iktidar projesine karşı durmaktadır. Ve Çin’le iş birliği yaparak ABD’nin bütün planlarını bozguna uğratacak siyaset formülünü üretmiştir. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti’nin HDP ve PKK ile ittifak girişimi, bozgundan başka bir sonuç vermeyecektir. Bunu Türkiye, önümüzdeki süreçte yaşayacak. “Hani biz bunlarla birleşiriz, bunların 6 milyon oyu var” deniliyor; hayır, 6 milyon oyları yok, eksi 6 milyon oyları var. HDP ile birleşen herkesi şu soru meşgul ediyor: Seçimi kim kazanacak? Ben size seçimi kimin kazanmayacağını söyleyeyim; HDP ile beraber olanlar seçimi kaybedecek. Çünkü Türk milleti, Türkiye’nin bölünmesine ve ülkede terörün hükümet yapılmasına kesinlikle izin vermeyecek. Milletimize güveniyoruz.
İttifak tartışmalarıyla ilgili bir seyircimizin, Emirhan Altay’ın gönderdiği soruya gelelim. “Siz AKP bizim yanımıza geldi diyorsunuz, neden Cumhur İttifakı’na katılmıyorsunuz?” diye sormuş. Bunu biraz evvel de anlattık; Beşar Esad’a “katil” diyenler, Mehmetçiğin önünü kesiyor ve Türkiye’nin vatan savaşına köstek oluyorlar. İkincisi, üretim ekonomisini kurma kabiliyeti olmayan AKP ile beraber Türkiye ekonomisini aydınlığa çıkartmamız mümkün değil. Üçüncüsü ve çok önemlisi; cumhuriyete karşı, özellikle kadın-erkek eşitliği, özgürce yaşamak, aydınlanma ve laik eğitim konularında AKP’nin yaptıklarını görüyoruz.
O bakımdan bizim beş maddelik programımız var: 1) Vatan bütünlüğü ve teröre son vermek, 2) Üretim ekonomisi, 3) Komşularla iş birliği, 4) Aydınlanma ve laiklik, 5) Avrasya’daki yerimizi almak. Bu beş maddelik programı kabul eden milletimizle iktidara yürüyoruz. Diğer partiler de Türkiye’nin önünde bulunan bu programın sorunlarını çözmek için olumlu bir tavır alırlarsa, tabii o zaman beraber Türkiye’yi yönetmeyi düşünürüz. Ancak önce milletten bu program için onay alacağız ve o onayı aldıktan sonra diğer partilere “Bakın, millet artık bu programı istiyor, gelin size de beraber çalışma olanağı tanıyalım” diyeceğiz.
***
(Soru-Cevap Bölümü)
Ankara Öncü Gençlik’ten üniversite öğrencisi Kubilay: “Son zamanlarda AKP, bizim siyasetlerimize geldiler; bölgede doğru siyasetler gerçekleştiriyorlar, sakat da olsa devam ediyorlar. Biz, AKP’nin önümüzdeki süreçte tekrardan BOP Eşbaşkanlığı’na dönmeyeceğinden emin olabilir miyiz?”
Türkiye’de BOP Eşbaşkanlığı dönemi bitmiştir, geri dönme ihtimali sıfırdır. BOP Eşbaşkanlığı’na özenen, Amerika’ya yaranmaya çalışan, hükümet olmak için Amerika’dan ruhsat arayanları buradan uyaralım: Artık BOP Eşbaşkanlığı diye bir makam yok, o makam Türkiye ve Batı Asya topraklarına gömülmüştür. BOP projesi bozguna uğramıştır. Amerika’yı Kerkük’te gördük; hani BOP Eşbaşkanıydı? Oradaki peşmergeler ve PKK, Irak ordusu karşısında silahlarını atıp kaçmak zorunda kaldı. BOP Eşbaşkanlığı, bir mermi atmadan teslim olmak zorunda kalmıştır.
İdris Kalender: “Türk iş adamlarıyla bu tür toplantıyı Genel Başkanımız ne zaman yapacak? Ayrıca iş adamlarıyla hangi ülkelerde kamucu karma ekonomimizi desteklemek için ziyaretler yapılacak?”
Her gittiğimiz kentte, Adana Sanayi Odası’ndan Antalya Sanayi Odası’na kadar iş adamlarımızla toplantılar yapıyoruz. Yakında İstanbul’da TÜSİAD yöneticileriyle de görüşeceğim çünkü onların 18 Ocak’taki ekonomik programları, Vatan Partisi’nin programıyla örtüşmektedir. Bizim programımızda dört sınıfın iktidarı var: İşçiler, çiftçiler, esnaf-zanaatkarlar (küçük ve orta sermaye sahipleri) ile tüccarlar ve sanayiciler. Biz, Türk milletinin üreten bütün üreticilerini hükümet yapacağız. Faizcilerin, rantçıların ve sıcak para komisyoncularının dönemi bitmiştir; “dört sülükten” Türkiye’yi kurtaracağız.
Erkin İslam (İnşaat ve Çevre Yüksek Mühendisi): “Basın kartelleşmiş, yalaka basın var. Böyle bir ortamda sesimizi nasıl duyuracağız? Ayrıca gölge kabineyi derhal kurmalıyız.”
Gölge kabineyi, sizin de talep ettiğiniz gibi hızla kuracağız. Türkiye’nin en iyi kadroları Vatan Partisi’ndedir; milletimiz, partimizin sivil ve asker kadrolarını diğer partilerin kadrolarıyla karşılaştıracaktır. Basın konusuna gelince; Atatürk, Sivas’a geldiğinde “İrade-i Milliye”, Ankara’ya geldiğinde “Hakimiyet-i Milliye” gazetesini çıkartmıştı. Vatan Partisi de hem Ulusal Kanal gibi televizyonları hem de yayın organlarıyla kendi sesini duyurmaktadır. Biz, Türk basınının içerisindeki vatanseverlik birikimine de güveniyoruz.
Asena (ODTÜ Matematik Bölümü öğrencisi): “Terörle mücadele sürecinde gösterdiğiniz yollar çok yardımcı oldu. Bundan sonra huzurun tekrar sağlanması için hükümetin atması gereken adımlar nelerdir?”
Artık hükümete yol göstermekten bıktık; bundan sonra Vatan Partisi hükümetinin yapacağı işlerden söz edelim. Biz, Türk milletiyle beraber yöneteceğiz. Teröre karşı mücadelede kesinlikle acımak yok; bunu Türk Silahlı Kuvvetleri, polisimiz ve korucularımızın gücüyle yapacağız. AKP iktidarının en büyük yanlışı iç cepheyi bölmesidir; Türkiye’yi tarikatçılar ve cemaatçiler birleştiremez. …diye şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz diyenler birleşiyor. Biz Türkiye’yi birleştirdik. Onun için önümüzdeki dönem; iç cephede beraberlik, Türk milletini her unsuruyla ve her insanıyla birleştiren bir politika; dış cephede de Batı Asya ülkeleriyle, Asya ile birleşen, hatta Batı Avrupa’yı, yani Almanya ve Fransa’yı da yanımıza çekme koşulları doğmuştur. Çünkü Almanya’da, Fransa’da ve hatta İngiltere’de bunu görüyoruz. Ben birkaç gün sonra İngiltere’ye gidiyorum. İngiltere’nin diplomatları da ziyaretime geliyorlar ve “Biz artık Amerika’yla birlikte hareket etmeyeceğiz.” diyorlar.
Dolayısıyla Türkiye’nin, İngiltere’den Çin’e kadar uzanan bir ittifak potansiyeli vardır. Bu hem güvenliğimiz için çok önemli bir garantidir hem de aynı zamanda bir üretim ekonomisi kurmak için Türkiye’ye çok zengin seçenekler sunmaktadır. O bakımdan biz öğütler verme dönemini bitiriyoruz. AKP iktidarına karşı, milletimizden bize yetki verin; Türkiye’yi üretim ekonomisine geçirelim, vatanımızı bütünleştirelim, terörün kökünü kazıyalım diyoruz.
***
Şimdi sorularla devam edeceğiz ama ben izleyicimizin bir sorusunu sormak istiyorum. İskender Bey, “Cumhurbaşkanı seçildiğinizde bir KHK ile tüm Amerikan üslerini TSK’nın hizmetine verebilir misiniz? Bunu yapacak mısınız?” diye sormuş. Evet, tabii. Biz hangi gelenekten geliyoruz? 1970’lerden beri İncirlik’in kapısına dayanan, “İncirlik Üssü Amerikan uçaklarına ve askerine kapatılmalıdır” diye mücadele veren bir gelenekten geliyoruz. Son birkaç yılda da Vatan Partisi sürekli olarak “İncirlik Üssü ve bütün Amerikan üsleri Amerikan uçaklarına ve Amerika’ya kapatılmalıdır, Türk Silahlı Kuvvetleri bu üslere el koyacaktır” kampanyasını yürütüyor. Vatan Partisi iktidara geldiği an ilk yapacağı işlerden biri, vatan toprağı olan bu üslerin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne geçmesidir. Oradaki davetsiz misafirlerin pırtılarını toplayıp kendi ülkelerine dönmeleri için bir hafta veya on gün gibi uygun bir süre tanınacak ve kendileri uğurlanacaktır.
***
(İzleyici sorusu: 78 yaşında emekli elektrik mühendisi) “Değerli başkanımızdan şunu öğrenmek istiyorum: Birincisi, şu anda bozulmuş olan anayasayı yeniden doğru düzene getireceğimizi halkımıza ilan edebiliyor musunuz? İkincisi, şu anda mecliste sunulan ittifak yasası ile mühürsüz oy pusulalarının geçerli kılınması ve sandık başlarına devlet memurlarının görevlendirilmesini öngören bu yasayı nasıl engelleyeceğiz? Engelleyemezsek bu durum Türkiye için büyük bir iç bölünme ve kargaşa yaratacaktır. Aynı zamanda Afrin’deki mücadelemizi de aksatacaktır.”
Türkiye’de şu anda yazılmış bir anayasa tasarısı olan tek parti Vatan Partisi’dir. Bunu kitap olarak bastık. Doğu Perinçek’in “Türkiye’nin Anayasa Birikimi” adlı kitabına baktığınızda, anayasa geleneğimizi 1876 Meşrutiyetlerinden başlayarak değerlendirdik, muhasebesini yaptık. Aynı zamanda o kitabın sonuna bir anayasa taslağı koyduk. Bugün Türkiye’de halka dayanan, yargı güvenliğini sağlayan, kuvvetler ayrılığını hayata geçiren ve insanımıza özgürce kabiliyetlerini geliştirebileceği bir ortam sunan anayasayı madde madde yazdık. Başka bir partinin böyle bir tasarısı yok. Biz milletimize, Atatürk devrimi Türkiye’sinin temelleri üzerinde, demokratik ve halkçı bir anayasa vadediyoruz. Hatta anayasanın başına, 1938’de Atatürk’ün bıraktığı ikinci maddeyi, yani “Türkiye Cumhuriyeti; cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci bir devlettir” ilkesini tekrar koyacağız. 5 Şubat 1937’de yapılan değişiklikle bu ilkeler anayasaya girmişti.
Ancak bir yanılgıyı düzeltelim: Cumhurbaşkanının anayasayı tek başına değiştirme veya yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur. Anayasayı Türkiye Büyük Millet Meclisi yapar; o da üçte iki çoğunlukla mümkündür. Cumhurbaşkanı olunca “anayasayı değiştiririm” gibi doğru olmayan bir bilgi vermiyorum; Cumhurbaşkanı olarak tüm hükümet yetkilerini bu ilkeler ışığında kullanacak ve mecliste üçte iki çoğunluğu sağlamaya çalışacağız.
Oy pusulalarına gelince; mühürsüz pusula ve zarfların geçerli sayılacağı şeklindeki hükmü son derece yanlış buluyoruz. Sandık kurulunda pusulaların ve zarfların mühürlenmesi, seçim hilesine karşı en önemli önlemdir. Biz bu damgalı pusula ilkesini sürdürmede kararlıyız ve bu tasarıya karşı en geniş direnci sağlayacağız.
***
(İzleyici sorusu: Neden FETÖ’nün düşman listesinde ilk sıradasınız?)
Onu FETÖ’ye sormak lazım. Biz, 1970’li yıllardan beri Fethullah cemaatinin bir cemaat olmadığını, bunun silahlı bir örgüt olduğunu savunuyoruz ve mücadele ediyoruz. O nedenle bizi baş düşman görüyorlar. 2008-2014 yılları arasındaki Ergenekon ve Balyoz tertiplerinde hedef alınan birinci güç Vatan Partisi, ikincisi Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. “FETÖ’nün silahı nerede?” diyenlere, “FETÖ’nün silahı ordunun ve polisin depolarındadır” diyorduk; 15 Temmuz gecesi herkes bunu gördü.
Fethullah Gülen, 1996 yılında bana 12 kişilik bir heyet yolladı. Bir otelin lobisinde buluşmamı, beraber kahve içip basına görüntü vermemi teklif ettiler. Türkiye’de huzura hizmet edeceğini söylediler. Ben bu teklifi reddettim; çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini yıkmaya yönelik, Amerika emperyalizminin hizmetindeki bir terör örgütüyle görüşmem söz konusu olamazdı. İki-üç gün sonra fotoğraf çektirmem için 5 milyon dolar teklif ettiler. Bunu basına açıkladım ve Ergenekon davası tutanaklarına geçirdim. FETÖ, cumhurbaşkanlarına ve başbakanlara madalya veriyordu. O koşullarda tek Vatan Partisi, bunun CIA tarafından örgütlenmiş bir yapı olduğunu söyledi. FETÖ, işte bu yüzden Vatan Partisi’ni baş düşman olarak belirlemiştir.
***
(İzleyici sorusu: Gülsem Yıldız) “Sayın Doğu Bey, Sümerbanklar, Tekeller, Tüpraş gibi yerler özelleştirildi ve yabancı sermaye tarafından alındı. Siz Cumhurbaşkanı olduğunuzda buraları nasıl geri alacaksınız?”
Türkiye’de yabancı sermayenin çok yoğun olduğu şeklinde bir abartma vardır. Türkiye’nin sermayesi içinde yabancı sermayenin oranı söylendiği kadar yüksek değildir. Türkiye’nin 1930’lardaki devletçi politikalarla geliştirilmiş, “Anadolu Kaplanları” olarak da bilinen güçlü bir milli sermayesi vardır. Ancak enerji, ulaşım ve gıda güvenliği gibi kritik sektörlerdeki yabancı sermaye işletmelerini kamulaştıracağız. O bakımdan Türkiye ekonomisinin milli karakteri daha da güçlenecektir. Planlı bir ekonomiyle, istihdam yaratan ve verimli çalışan bir yapı kuracağız.
***
(İzleyici sorusu: FETÖ ile yapılan mücadele hakkında)
Partilerin tavırlarına baktığımızda, Türkiye’nin birinci meselesinin ne olduğu konusunda bir çarpışma görüyoruz. Bazı partiler “Türkiye’nin birinci meselesi demokrasidir” diyor. Biz ise “Hayır, Türkiye’nin birinci meselesi teröre karşı mücadeledir ve vatan bütünlüğünü sağlamaktır” diyoruz. Teröre karşı mücadele ettiğinizde vatansever güçleri birleştirirsiniz. “Demokrasi birinci meseledir” diyenler ise demokrasi adı altında FETÖ’cüleri ve PKK’lıları hapishaneden kurtarmaya çalışıyor. Toplum gerçekçidir; anketlerde de bir numaraya terörü yazıyor. Türkiye’de temel mesele PKK’lıyı veya FETÖ’cüyü kurtarmak değil, terörü bitirmek ve ekonominin gelişebileceği bir ortamı yaratmaktır.
Siyasette sıralama çok önemlidir. Evde yemek pişirirken önce pirincin taşını ayıklarsınız, pirinci pişirdikten sonra taşı ayıklayamazsınız. Türkiye’nin sorunlarında da sıralama şöyledir: Bir; terörü bitirmek. İki; üretim ekonomisi. Üç; komşularla iş birliği. Demokrasi talepleri, halkın huzuru ve vatanın güvenliği için istendiğinde anlamlıdır; ancak bazıları için hukuk devleti, teröristleri kurtarmanın paravanı haline getirilmiştir. Biz halk, işçi, çiftçi ve yatırımcı için hukuk devleti istiyoruz. Önümüzdeki dönemin birinci meselesi, bu netlikte terörle mücadeledir. Cumhurbaşkanı adayı Doğu Perinçek, izleyicilerin internet üzerinden gönderdiği soruları ve Ankara’da bulunan yurttaşların sorularını cevaplıyor.
Programın devamında söz alan bir yurttaş, AKP iktidarının şehir hastaneleri politikasını eleştirerek, Vatan Partisi olarak halkla yaptıkları görüşmelerde bu uygulamanın karşılık bulmadığını belirtti. Perinçek, devletin temel görevinin huzuru, asayişi sağlamak ve vatandaşın sağlığını korumak olduğunu vurguladı. Parasız ve nitelikli sağlık hizmetinin devletin en temel görevi olduğunu belirten Perinçek, sağlıkta özelleştirmenin değil, kamu hastanelerinin güçlendirilmesinin şart olduğunu ifade etti. Cumhuriyet dönemindeki Refik Saydam dönemini örnek gösteren Perinçek, iktidara geldiklerinde sağlık kurumlarını tasfiye etmeyeceklerini, aksine geliştireceklerini ve sağlık hizmetini anne karnından itibaren herkes için parasız ve kaliteli hale getireceklerini söyledi.
Eğitim politikalarıyla ilgili gelen sorular üzerine ise Perinçek, ilk işlerinin bütün tarikat ve cemaat okullarını kamulaştırmak olacağını belirtti. Eğitimin bir kamu hizmeti olduğunu vurgulayan Perinçek, hedeflerinin üreten, paylaşan ve vatanını seven bir Cumhuriyet gençliği yetiştirmek olduğunu dile getirdi. Eğitimde bilimsel ve laik esasların temel alınacağını, okulların ibadethane olmadığını belirten Perinçek, devletin olanaklarının tarikatlara değil, çocukların eğitimine ve barınma ihtiyaçlarına harcanacağını ifade etti.
Çalışma hayatındaki esnek ve performans esaslı yasalara ilişkin soruyu yanıtlayan Perinçek, bu yasaların işçi haklarını ortadan kaldırmayı amaçladığını savundu. Vatan Partisi olarak işçinin kapıya atılma korkusu olmadan, güvenli ve insanca çalışma koşullarında görev yapabileceği bir düzen kuracaklarını belirtti.
Türkiye’nin birliği ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki ittifak stratejisi hakkındaki bir soru üzerine Perinçek, Türkiye’nin zorlukları aşmak için bir milli seferberliğe ihtiyacı olduğunu söyledi. Farklı siyasi partileri, kendi programları temelinde kucaklayabilecek bir birikime ve yönetme yeteneğine sahip olduklarını belirten Perinçek, Atatürk’ün kurucu değerlerinin rehberliğinde Türkiye’yi yöneteceklerini ifade etti.
Suriye ile ilişkilere dair bir soru üzerine, geçmişte Suriye yönetimiyle yaptıkları görüşmelerde “tek devlet içinde bütünleşme” konusunun gündeme geldiğini hatırlatan Perinçek, Atatürk’ün 1920’li yıllardaki bölge ülkelerini kapsayan konfederasyon projesini desteklediklerini belirtti. Perinçek, Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan gibi ülkelerin yer alacağı “Batı Asya Birliği”nin, dünya medeniyetinin merkezi olarak büyük bir güç oluşturacağını savundu.
Programın sonunda Rusya ile ilişkilere değinen Perinçek, Rusya ile olan ilişkilerin stratejik olduğunu ve Vatan Partisi’nin geçmişte Türkiye-Rusya arasındaki krizlerin çözümünde kilit rol oynadığını hatırlatarak dış politikada bölgesel iş birliğini öncelediklerini belirtti. Hem Amerika’nın tehditlerine karşı vatan… Burak Bey de “Rus emperyalizmi hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormuş. Hemen o soruyu da aradan çıkarmış olayım. Rusya’yı emperyalist olarak tanımlıyoruz. Ancak şu anda Rusya’nın bir emperyalist faaliyetini görmüyoruz. Rusya büyük ve önemli bir devlettir. Biz kendimize güveniyoruz; Türkiye’yi hiçbir emperyaliste çiğnetmeyeceğimizi çok iyi biliyoruz. Kaldı ki Türkiye ile Rusya arasındaki ortak çıkarlar, Rusya’nın Türkiye ile eşit ve karşılıklı çıkara dayanan ilişkiler kurmasına el veriyor; emperyalistlik yapmasına ise el vermez. Vatan Partisi iktidarında hiç kimse Türkiye ile ilişkilerinde emperyalistlik yapamaz.
Çok teşekkürler Sayın Perinçek. Hanımefendiye geçelim, sonrasında da beyefendiden soru alalım.
Ben Miliha Ünlü, emekli öğretim görevlisiyim. Sayın Başkanım, bir Türk atasözü der ki “Çocuklarını koruyamayan devlet çöker.” Çocuk istismarını önlemek konusunda ne gibi çözümler düşünüyorsunuz?
Şimdi çok enteresan öneriler var Sayın Hocam; biliyorsunuz, “hırsızlık yapanın eli kesilsin, istismar yapan hadım edilsin” gibi. Sizin çok farklı bir çözüm düşüneceğinizi bildiğim için soruyorum.
Farklı çözümü anlatayım. Bu orta çağdan kalma el kesme, bir yerleri kesme gibi yöntemleri sağlıklı ve doğru bulmuyoruz. İnsan haklarına aykırı ve bize yakışmıyor. Çocukluğumu düşünüyorum; biz bütün Türkiye’deki önemli cinayetleri ve bu tür cinsel istismar suçlarını ezbere bilirdik. On yılda bir İpsala cinayeti olurdu, bir Üsküdar cinayeti olurdu. Suç çok azdı. Neden? Çünkü Cumhuriyet kültürü ve eğitimi vardı. Atatürk devriminin yetiştirdiği o Cumhuriyet yurttaşı; insanlara, insan haklarına, insan vücuduna saygılıydı. Cinsel konularda kendisini kontrol eden, aşkın ne olduğunu bilen ve bunu karşılıklı sevgiye dayandıran bir kültürdü. Şimdi o kültürü yıktığınız zaman insanlar maalesef hayvanlaşıyor ve hayvanlarda bile görülmemiş suçlar ortaya çıkıyor.
Elbette hukukçu olarak suçu ortadan kaldırmada cezanın da bir etkisi olduğunu biliyorum. Ancak esas çözüm; toplumdaki ekonomik eşitlik, sınıfsızlık, sömürünün ve baskının olmayışı ve Hasan Ali Yücel’in dediği gibi “iyi yurttaş” yetiştirmektir. Bizim gibi Cumhuriyet eğitiminden geçmiş insanların aklına çocuk istismarı gibi suçlar gelmez bile. Orta çağ karanlığına insanları ittiğinizde ise kadına saygısızlık ve aşağılama başlıyor, bunun sonucunda da cinsel suçlar artıyor. Bizim önlemimiz; Cumhuriyet kültürünü, iyi insan modelini yeniden inşa etmek ve toplumdaki sömürü ile eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktır.
Sayın Perinçek, peki bazı suçlarda iyi hal indiriminin kaldırılması gibi, cezaların çağdaş hukuka uygun şekilde daha caydırıcı hale getirilmesinde fayda yok mu?
Bakın, ben bu “filanca suçta iyi hali kaldıralım” tartışmalarını ayıplıyorum. Bizim amacımız suçluları karanlıklara gömmek, oralarda çürütmek değil; onları eğitip topluma kazandırmaktır. Devletin intikam alan, ezen bir tavrı olması çok yanlıştır. Ceza hukukunda iyi hal herkes içindir; ister anasını öldürsün ister hırsızlık yapsın, bu genel bir ilkedir. Ayrımcılık yapmak, ceza hukukunu bilmemektir. İnsanları topluma kazandırmaktan vazgeçmek, devletin teslim olmasıdır.
Bertolucci’nin “Son İmparator” filmini hatırlarsınız. Çin’in son imparatorunu çocuk yaştan itibaren sevgisiz ve yalnız büyütürler. Devrim olduğunda ise onu öldürmez, bahçıvan yaparlar. O imparator bahçıvan olduktan sonra insanlaşır ve topluma kazandırılır. Bu çok güzel bir filmdir. Büyük sanatçılarda ve ilim insanlarında hep mütevazılık görürsünüz; Bertolucci’yi İstanbul’a geldiğinde tanımıştım, üzerindeki yamalı ceketiyle tam bir büyük sanatçıydı.
Şimdi sorulara hızla devam edelim.
Merhabalar, ben Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğrencisi Hakkı Erman Ergincan. İktidar sürecinde başka partilerle ittifak çalışmalarınız olacak mı?
Şu anda Türkiye’de iki kamp var. Biri Tayyip Erdoğan’ın kampı; onlarla bizim beş maddelik programımızda buluşmak pek mümkün değil. Diğer tarafta ise Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde; HDP, İYİ Parti ve FETÖ unsurlarıyla oluşturulan bir kamp var. Onlar teröristleri aralarına almışlar, orada bize yer yok. Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerine tekrar sesleniyorum: HDP’den ve FETÖ’den elinizi çekin, Atatürk devrimine bağlanın; o zaman Türkiye’yi birlikte yönetiriz. Hiç şüphem yok ki o takdirde iktidara geliriz.
Buyurun beyefendi, sizi dinleyelim.
Ben emekli işçi Dilaver Tuncer. AKP iktidarı yap-işlet-devret modeliyle otoyolları, HES’leri, hastaneleri yandaşlara verdi. Cumhurbaşkanı olduğunuzda bunlardan nasıl kurtulacağız?
Halkımıza bol keseden vaatlerde bulunmak yanlış. Biz bir devletiz ve devlet, geçmişte yapılmış sözleşmelere ve hukuka bağlı kalmak zorundadır. Sözleşmeleri bir anda elimizin tersiyle silip atmak, hukuk devletini yok etmektir. Ancak bu işletmelerin hukuka dayanarak verimli bir şekilde, kamu hizmetine uygun işletilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılabilir.
Değerli Başkanım, ben Gazi Sungur. Yozgat’ta görevliyim. İnsanlarla görüştüğümde bir “korku imparatorluğu” olduğunu görüyorum. “Vatan Partisi’ne katılırsam çocuğum polis olamaz”, “güvenlik soruşturmasından geçemem” diye çekiniyorlar. Bu korkuyu nasıl yeneriz?
Bakın, bu tamamen yersiz bir evhamdır. Bugün Türkiye’de Vatan Partili olmak kadar güvenceli bir mevzi yok. Türkiye, Vatan Partisi’nin yıllardır savunduğu PKK ve FETÖ ile mücadele çizgisine gelmiştir. Korkacak olanlar FETÖ’cülerdir, PKK’lılardır, Amerika’nın suçlarına alet olanlardır. Aksine, yargılamalarda insanlar Vatan Partili olduğunu kanıtlayarak haksız yere suçlanmaktan kurtuluyorlar. İktidara yürüyen bir partinin üyeleri korkmaz, aksine itibarlıdır. Türkiye’yi biz yöneteceğiz; uğursuzlar, hırsızlar ve teröristler korksun.
Sayın Perinçek, son olarak, önceki seçimlerde alınan oy oranlarıyla nasıl seçileceğinizi soranlar ve imza toplama sürecini merak edenler var.
Türkiye’nin önünde yüzde yüz kazanacak olan program, Vatan Partisi’nin programıdır. Biz bu programı dayatmıyoruz; Türkiye’nin önündeki gerçek sorunlara çözüm üretiyoruz. Onu nesnel bir şekilde, bilimsel olarak saptıyoruz. Türkiye’de önümüzdeki hükümet, o sorunları çözecek hükümettir. Vatan Partisi de bu sorunları çözmek için iktidara gelecektir. Şimdi Atatürk’ü alalım; 1919-1920 yıllarını düşünelim. İstanbul’da hiç oyu yoktu ama Türkiye’nin önündeki sorunu doğru gördü. Türkiye bir İstiklal Savaşı yapacaktı ve “Bu İstiklal Savaşı’na ben önderlik ederim” dedi. Doğru stratejiyi, doğru programı, doğru siyasetleri üretti; ülkenin başına geçti ve bütün halk onun etrafında toplandı.
Hz. Muhammed’in tecrübesi de öyledir. Mekke’de yapayalnızdı. Başına koyun işkembesi geçirdiler, taş attılar. Hiç kimse etrafında toplanmadı; hatta Medine’ye gitmek, Hira Dağı’nda saklanmak zorunda kaldı. Ancak o, toplumun önüne doğru çözümü koymuştu. “Kimse hırsızlık yapmayacak, kervanlar basılmayacak, kabileler birbirini vurup kırmayacak; huzur, barış ve devlet düzeni gelecek” dedi. Toplumun önündeki bu programı koyduğu için insanlar etrafında birleşti ve Müslüman oldu.
Bu tarihsel süreçlerde geride kalanlara bakarak önümüzü anlayamayız. Örneğin Türkiye’nin İstiklal Savaşı’nı, 1914 öncesine bakarak anlayamazsınız. Önümüze bakmamız lazım. Eğer geçmiştekiler tekrar edecek olsaydı, toplumlarda hiçbir gelişme olmazdı; ne devrimler, ne Atatürk, ne Washington, ne Lincoln, ne Bismarck, ne de Robespierre olurdu. “Geçmişte şu kadar oy şuraya gitti, öyleyse gelecekte de bu olacak” zihniyetinden kurtulmalıyız. 1918’de Türkiye’de Hürriyet ve İtilaf ile İttihat ve Terakki vardı. Peki, 1922’de onlar var mıydı? Yoktu. Atatürk’ün partisi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hiç yokken kuruldu ve Türkiye’nin başına geçti. Önceki dönemin büyük partileri etkilerini kaybettiler.
Türkiye şimdi benzer, olağanüstü bir sürece giriyor. Arkadaki çözümsüz partilerin bittiği, sistemin iflas ettiği bir döneme giriyoruz. Bu sistem iflas etmiştir; iflas eden sistemin bütün partileri de iflas etmiştir. Önümüzdeki dönem göreceğiz; bu sistemin yerine tekrar halkçı, devrimci, laik, milliyetçi, cumhuriyetçi Atatürk devrimini kuracak olan Vatan Partisi, Türkiye’nin önündeki iktidar partisidir.
“Bunca saldırıyla nasıl başa çıkıyorsunuz? En güçlü dayanağınız nedir?” sorusuna ve bir dakikada hayatınızı anlatmanız isteğine gelirsek… 1942 yılında babam yedek subayken Gaziantep’te doğdum. Çocukluğum Diyarbakır, Antep ve Hatay’da geçti. 6 yaşlarında Ankara’ya, Samanpazarı’na, Çıkırıkçılar Yokuşu’na geldim. İlkokulu Sarar Okulu’nda, ortaokulu ve liseyi Atatürk Lisesi ile Bahçelievler Deneme Lisesi’nde okudum. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim kadrosunda yer aldım, Kamu Hukuku Kürsüsü’nde ders verdim. 1968 Gençlik Hareketi’nin hem örgütsel hem eylemli lideriyim. 50’nin üzerinde kitabım var. Hayatım; haksızlıklara, baskılara ve zorbalıklara karşı bu sistemle mücadele içinde geçti. Şule’ye âşık oldum; Zeynep, Kiraz, Mehmet ve Can adında dört çocuğumuz var. Vatan Partisi’nin Genel Başkanı olarak kendimi milletimizin aydınlanmasına, refahına ve halk hükümetinin kurulmasına adadım. Önümüzdeki dönemi yönetecek kadronun başında bulunuyorum.
Beş kez hapse girdiniz, bu dirayetin kaynağı nedir? Haklı bir davaya bağlanmışız. Türk milletine ve halkımıza sevdalıyız. Haksızlığa boyun eğmeme kültürünü büyüklerimizden ve yetiştiğimiz ocaklardan aldık. Bu yüzden son derece mutluyum. Dışarıdan bakanlar “14 yıl hapiste yattı” diye düşünmesin; Türkiye’nin en mutlu insanlarından biri oldum. İnsan haklı ve doğru bir iş için yatıyorsa mutlu olur. Oralarda eziyet çeken, ağlayanlardan hiç olmadık ve olmayacağız.
İktidara gelir gelmez ilk işimiz, bir kanun hükmünde kararname çıkarıp yöneticileri alkışlamayı yasaklamak olacak.
Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, bizleri ilgiyle takip ettiğiniz için teşekkür ederiz. Katkılarıyla programa güç veren konuklarımıza ve Ankaralılara çok teşekkürler. Sayın Perinçek’e de dinamizmiyle programı seri bir şekilde yürüttüğü için ayrıca teşekkür ederim. Halkla Cumhurbaşkanı adaylarını buluşturmak bir görevdir; Sayın Tayyip Erdoğan’ı, Sayın Kılıçdaroğlu’nu, Sayın Devlet Bahçeli’yi ve Sayın Meral Akşener’i de davet etmenizi öneririm, son derece güzel oluyor.
“Çıkış Yolu” burada son buluyor. İyi akşamlar değerli Ulusal Kanal izleyicileri. Birleşmek güzel; birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

