Çıkış Yolu • 27.03.2024

Çıkış Yolu • 27.03.2024

Başlayayım, ardından sizlere Türkiye Vatan Partisi’nin lider kadrosunu tanıtayım. Türkiye’yi yönetecek bir kadro; abartısız söylüyorum, Vatan Partisi’ndeki önder kadronun sahip olduğu ahlak, karakter, namus ve bilgi birikimi hiçbir partide yok. Biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz. Bu doğrultuda Antalya adayımız ve Genel Başkan Yardımcımız Serdar Üsküplü ile Merkez Karar Kurulu üyemiz ve Muğla Belediye Başkanı adayımız Emre Aykın’ı tanıtmak isterim. Arkadaşlarımız, ayaklarının tozuyla Çin Halk Cumhuriyeti’nden geldiler; orada, özellikle güney bölgesindeki yerel yönetimleri incelediler. Bugün sadece Muğla ve Antalya’yı dinlemeyeceğiz. Genel Başkanımızın da müsaadesiyle Serdar Bey, sizden başlayalım.

Antalya özelindeki gündeminiz ve açıklamalarınızın Rusya medyasındaki etkilerini takip ettik. Rusya’daki terör saldırısıyla başlayalım istiyorum. Bu saldırı nedir, neyin habercisidir? Rusya seçimlerinin hemen ardından gelen bu olay neye işaret ediyor?

Öncelikle, Rusya devletine ve Rus halkına başsağlığı dilerim. Rusya, geçtiğimiz üç yıldır Ukrayna’da yürüttüğü özel operasyonla emperyalizme karşı bir vatan savunması veriyor ve bir devletin kendini nasıl savunması gerektiğini dünyaya örnek olarak gösteriyor. Emperyalizm ve NATO Ukrayna’da kaybetti; artık bunu bütün dünya saptıyor. Amerika da Ukrayna’nın kaybedildiğini görüyor. Bu nedenle Amerikan emperyalizmi, Rusya’da yeni bir iç cephe açmaya çalışıyor. Bu saldırının arkasındaki piyonların kim olduğunun bir önemi yok; piyonlar özel olarak seçilmiş DEAŞ elemanlarıdır. Fakat bu, Amerikan emperyalizminin Rusya’yı sıkıştırmak üzere gerçekleştirdiği bir saldırıdır. Bu saldırı aslında bütün dünyaya, ama öncelikle Türkiye’ye yapılmıştır. Biz buna karşı Rusya ile her alanda dayanışma içerisindeyiz.

Rusya dendiğinde Türkiye’de akla gelen ilk il Antalya’dır. Antalya, hem turizm hem de yaş meyve sebze ihracatı açısından Rusya ile çok yoğun ilişkileri olan bir merkezdir. Bu saldırıdan hemen sonra Antalya’da üreticilerle bir araya geldik; herkes “Aman Rusya kapısı kapanmasın, ticaret azalmasın” endişesini taşıyor. Dolayısıyla Rusya’ya yapılan bu saldırı, doğrudan Türkiye’yi ve Antalya’yı tedirgin eden bir niteliktedir.

Amerikan emperyalizminin amacı, Rusya’yı iç cephede diz çöktürmek ve bölgesel veya küresel bir savaşın önünü açmaktır. Bu savaştan en çok etkilenecek ülkelerin başında, hem Rusya’nın güney komşusu olması hem de Amerika’nın esas hedeflerinden biri olması nedeniyle Türkiye gelmektedir. Amerika bir yandan Rusya’yı hedeflerken bir yandan da Türkiye’yi; Yunanistan’daki üsleri, Doğu Akdeniz’deki gemileri ve Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütleriyle kuşatmaktadır. Türkiye’nin bu savaşa itilmesi veya Rusya ile ilişkilerin gerginleşip Türkiye’nin Amerika’ya meyletmesi, ülkemiz için geri dönüşü olmayan sorunlar doğurur. Rusya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortağıdır; ithalatta 56,5 milyar dolar, ihracatta ise 10 milyar doların üzerinde bir hacmimiz var.

Rusya’daki terör saldırısında DEAŞ parmağı olması veya saldırganların Türkiye üzerinden geçişi bir taktik oyun olabilir; ancak Putin, bu saldırının arkasındaki güçleri ve amacı çok iyi bilmektedir. Amerikan emperyalizmi, Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getiremeyecektir. Öte yandan hükümet, NATO’nun genişlemesine verdiği destek ve Atlantik çizgisine yanaşmasıyla büyük bir hata yapmaktadır. Yıllardır uygulanan “denge politikası”nın Türkiye’ye kazandıracağı bir şey yoktur; Türkiye, Avrasya’da kuvvetli bir devlettir.

Geçmişteki uçak krizi ve Karlov suikastı süreçlerinde Vatan Partisi, gerçeklerin ortaya çıkarılmasında ve Rus devletinin ikna edilmesinde büyük rol oynamıştır. Bugün ise artık Türkiye’nin tarafsız görünmesi mümkün değildir. Rusya’daki terör saldırısı, seçim zaferi sonrasında Rus halkının kendini güvende hissettiği bir mekana yapılarak, Rusya’yı provokasyona zorlamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Rus devleti ise devlet aklıyla hareket edecek ve düşmanının Amerikan emperyalizmi olduğunu bilecektir.

Antalya sahasına döndüğümüzde; üretici ve turizmci, Vatan Partisi’nin Türkiye-Rusya dostluğunu pekiştiren bir parti olduğunu biliyor. Antalya, Türkiye’nin turizm başkentidir. 2023 yılında Türkiye’ye gelen 6,3 milyon Rus turistin yüzde 55’i Antalya’ya gelmiştir. Rusya toplam 9,3 milyon turist çıkışıyla dünyadaki en büyük kaynaklardan biridir ve bunun yüzde 68’i Türkiye’ye gelmektedir. Hükümetin akılsızca önlemleri ve yaptırımlara uyum süreci, Antalya turizmini büyük bir riske atmaktadır. Antalya’nın 16 milyar dolara yakın turizm gelirinin üçte biri Rus turistlerden sağlanmaktadır. Bu kaybın sadece otelciye değil, esnafa, üreticiye ve emekçiye yansıması büyük bir ekonomik çöküş demektir.

Turizm sektörü, tarım gibi anında başka pazarlara yönlendirilebilecek bir sektör değildir; çünkü Antalya’nın altyapısı Rus turiste göre şekillenmiştir. Rus halkı Türk halkına büyük bir sevgi ve kardeşlik gözüyle bakmaktadır. Antalya’da yerleşik Rus nüfusu da oldukça fazladır. Ayrıca Antalya önemli bir tarım merkezidir; örneğin Gazipaşa’da üretilen dikenli salatalığın yüzde 90’ı Ruslara satılmaktadır. Sonuç olarak, Antalya için Rusya ile dostluk hayati bir zorunluluktur. Şimdi dikenli salatalığı Ruslar almayacak olursa o salatalık seralarda, bahçede çürüyecek. Bunu alıp da başka bir yere satma imkânı yok. Dolayısıyla bütün bir üretim sisteminin orada değişmesi lazım. Bu öyle hemen iki, üç, beş ayda yapılacak bir şey değil. Gazi Paşa’nın dikenli salatalığı dedik; işte Finike’nin portakalı örneğin. Finike’nin portakalı da ciddi bir biçimde Rusya’ya satılıyor. Antalya’nın ihracatı 3 milyar dolar civarında. Bu 3 milyar dolarlık ihracatın %65’i yaş sebze ve meyve ihracatı. %23’ü de sanayi ihracatı. Ve Antalya’da, tabii şaşırtmıyor, ihracatta bir numara Rusya. Diğer ülkeler açık ara onun arkasından geliyor. Hem Antalya’nın tarım üretiminde hem de gelişen sanayi ihracatında Rusya bir numara. Nedir bu? Plastik ham maddesi, makine, kimyevi maddeler gibi gelişmesi gereken bir sanayi hamlesi.

Ancak maalesef geçtiğimiz ay ortaya çıkan Amerikan yaptırımlarına uyma nedeniyle Antalya, Rusya’ya sanayi ihracatı yapamaz hale geldi. Çünkü sanayi ihracatı “bunlar savaşta kullanılabilir” şerhiyle engelleniyor. Sanayi ihracatı için Rusya’dan gönderilen paralar bankalarda bloke ediliyor. Üretici o paraları alamıyor ya da çok uzun süre bekletiliyor ve artık ticaretin şartları içerisinde bir anlamı kalmıyor. O yüzden Antalya’nın hem turizmcisi hem üreticisi bugün hükümetin politikalarına karşı feveran halinde. Gazi Paşa’da dikenli salatalık, Finike’de portakal, Demre’de kapya biberi, Elmalı’nın elması, Serik’in narı gibi baktığımız zaman Antalya’nın bu meşhur ürünlerinin çok büyük bir kısmı Rusya’ya ihraç ediliyor.

Eskiden üreticiye “En büyük sorununuz nedir?” diye sorduğumuzda, “Girdi maliyetleri” derlerdi. Şimdi girdi maliyetleri çok daha yüksek ama ona rağmen en büyük sorun Rus pazarının kapalı olması. Bize söylenen o; “Rus pazarı açık olsun da biz bir şekilde çözüyoruz” diyorlar. Girdi maliyetleri bellerini büküyor ama Rusya pazarının kapalı olması üretimi tamamen bitirecek bir etken. Sayın Üsküplü, çok teşekkürler. Size geri döneceğiz.

Sayın Emre Aykın, size de sorularımız var. Sayın Genel Başkan Perinçek’e ve size; “Rusya’daki terör neyin habercisi?” bunu soracağım. Türkiye ekonomisinin ve Rusya dostluğunun boyutunu, tarihten bugüne Rusya-Türkiye dostluğuna dair söyleyeceklerinizi ve mutlaka Muğla’nın yerel sorunlarına dair ekleyeceklerinizi dinleyeceğiz. Ama kısa bir reklam arasına gideceğiz. Değerli izleyiciler, kısa bir reklam arasından sonra devam edeceğiz.

(Reklam metni…)

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu kaldığı yerden devam ediyor. İlk bölümde Sayın Serdar Üsküplü’ye Rusya meselesini, onun Antalya’ya ve Türkiye’ye yansımalarını sorduk. Sayın Üsküplü, verileriyle ilçe ilçe esnafların ağzından durumu doğrudan aktarmış oldu. Kaçıranlar mutlaka geri sarsın, ilk bölümü izlesin diyoruz. Şimdi ikinci konuğumuz Sayın Avukat Emre Aykın’a dönmek istiyoruz. Kendisi Muğla’nın yerlisi, çok sevilen bir ismidir. Garibanın, mağdurun, işçinin, emekçinin dostudur. Kendisine tekrar hoş geldin diyoruz.

Sayın Aykın, Rusya meselesine Serdar Bey’in söylediklerine ekiniz varsa rica edeceğim. Değilse, Muğla’da iddialı bir seçim süreci ilerliyor. Anketlerde ikinci sıradaydınız. Saha çalışmalarınız, imar meselesiyle ilgili köylülerin yanındaki açıklamalarınız yerel ve ulusal basında yer aldı. Emre Aykın, Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda ilk ne yapacak?

Emre Aykın: “Türk milletine ve Muğla’ya selamlarımızı gönderiyoruz. Bu değerli programda Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Sayın Serdar Üsküplü ile bir araya geldik. O, Rusya ve Türkiye’nin ilişkilerini ve son saldırının sonuçlarını çok güzel değerlendirdi. Türkiye’nin etrafı bir cephe haline getirilmeye çalışılıyor. Dünyayı savaşlara götürmek isteyen güce direnen bir ülke Rusya. Sömürgeci milletlerle mazlum milletlerin çelişmesi, emperyalizmi daha saldırgan hale getiriyor; bu tür hain suikastları da bu yüzden görüyoruz.

Rusya’nın Türk milletine, tarihine ve insanına güvendiğini düşünüyorum. Geçmişten beri gelen dostluklar ve Türkiye’nin tarihsel süreçlerde gösterdiği tavır belirleyici oluyor. Vatan Partisi gibi tarihinden gelen aklı ve ilkeyi koruyan bir karargah olduğu için; Çin, İran ve Rusya buna güveniyor. Eğer Türkiye ve Rusya ilişkileri güçlenirse, Rusya’nın taahhüt ettiği üzere Türkiye bir enerji merkezi haline gelebilir. Halkınıza, çiftçinize, işinize ve sanayinize ucuz enerji kaynağı sağlayabilirsiniz.

Biz buradan Muğla halkına sesleniyoruz: Amerikan emperyalizminin üzerimizde oluşturmak istediği o zincirleri kıralım. Türkiye’nin bir çıkış yolu var; o da Vatan Partisi. Belediye dediğimiz zaman zulme karşı duran bir örgütlenme anlamak gerekir. Biz belediyeyi yozlaşmadan, toplumcu ilkelerle yöneteceğiz. Muğla’da yapı kayıt mağdurlarının arkasında durduk. Bir devlet eğer vatandaşına bir belge düzenleyip bedelini tahsil etmişse, onun yapısını meşrulaştırmış demektir. Devletin vatandaşa tuzak kurar gibi davranması kabul edilemez.” Google Haritalar üzerinden sözde bir teşhis yaptığını söyleyip bir anda, koşulsuz ve savunma hakkı tanımadan iptal ediyorsun; sonra da yıkım için kapıya dayanıyorsun. Belediye “öncü olmalı” dedik ya, aynı zamanda tutarlı ve samimi de olmalı. Seçimler yaklaşınca tepki çekmemek için yıkımdan vazgeçen bir belediye anlayışı, oy kaygısının insanı etik ve ahlaki değerlerden nasıl uzaklaştırdığının göstergesidir.

Zabıtalarla olan kavganızı haberleştirdiğimizde, köylüler sizi çağırdı, belediye yıkım ekipleriyle geldi, siz aralarını buldunuz. Yıkım anında durumu anlatmaya çalıştık, karşılık buldu ya da bulmadı. Belediyeye gidip durumu aktardığımızda, “Hakkımızda suç duyurusunda bulundular, ne yapalım?” dediler. Biz de kendilerine şunu söyledik: Eğer suç duyurusuyla tehdit ediliyor ve bu konuda dirayet gösteremiyorsanız, bunu bir derece anlayabiliriz. Ancak suç duyurusu yapılmışsa, ok yaydan çıkmışsa, halkın arkasında durmamak için hiçbir sebep yoktur. Vatan Partisi olarak öncü bir belediyecilik sergileyecek ve mağdur olan yurttaşlarımızın kesinlikle arkasında duracağız. Unutmayalım ki barınma hakkı, hem Anayasa’da hem de taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan yaşama hakkının bir parçasıdır. Bunu açıkça ifade ediyoruz; önceliğimiz barınma hakkını korumaktır.

Partilerin seçim vaatleri var; peki, bunun kaynağı nedir? Belediye borç içindeyken vaatlerde bulunuluyor. Vatan Partisi, üretim devrimini savunan bir partidir. Genel başkanımızın programlaştırdığı, Atatürk devrimleriyle bütünleştirdiği bu program, Vatan Partisi’nin özüdür. O yüzden Vatan Partisi kaynak yaratır. Seçim dönemlerinde milyon dolarlar propaganda için harcanıyor; keşke halk için kullanılsa. Belediye bütçeleriyle lüks yollar veya dünyada eşi benzeri görülmemiş projeler yapmayı vaat etmiyoruz. Biz, Türkiye’nin gireceği yeni süreçte Muğla’nın güvenliğini ve güvencesini vaat ediyoruz.

Muğla’da halkın kandırılmasını engelledik. 1/25.000’lik Nazım İmar Planı iptal edildiğinde, “Belediye bu işi yapamadı” demesinler ve siyasi olarak güç kaybetmeyelim diye hükmü kalmamış bir planı devam ettirdiler. Bilirkişi raporu gelip planın iptal edileceği kesinleşince, rezil olmamak adına hemen bir revizyon planı uydurdular ve hukuki yollara başvurmadılar. Aslında ana plan iptal olduğu için revizyon planı da hükümsüz kalmıştı. Bir hukuk devletindeyiz; belediyenin yasaları bilmemesi mümkün değil. Hükümsüz bir plan üzerinden alt ölçekli planlar oluşturdular ve ruhsatlar verdiler. Mahkeme kararıyla bu planı iptal ettirmek zorunda kaldık. Seçilirsek ilk işimiz, Büyükşehir Belediyesi’nin kanuni görevi olan 1/25.000’lik Nazım İmar Planı’nı yapmaktır. Ulaşım, kamu yatırımları ve sektörel planlamalar bunun altında şekillenmelidir.

Mahkeme kararı açıkça; ana plan iptal olunca ona bağlı tüm planların da iptal olacağını belirtiyor. Muğla turizm bölgesi olduğu için özel çevre koruma planları yoğunlukta. Ancak bunların dışında kalan tarım, sanayi, yaşam alanları ve halkın asgari ihtiyaçları “şehrin anayasası” dediğimiz 1/25.000’lik planla şekillenecektir. Şehir Plancıları Odası ile koordineli çalışarak, geçmişteki hataları gideren, şaibesiz, şeffaf ve üretim devrimini temel alan bir planı yürürlüğe koyacağız.

Sokak röportajlarında CHP’ye “isteyerek değil mecburen” oy verdiğini söyleyen seçmenlere şunu söylemek isterim: Hiçbir şekilde mecbur değilsiniz. Sistem partileri birbirini tekrarlıyor. Muğla’da AK Parti ve CHP adaylarının açıklamalarına baktığınızda, sistemin kendi düzenini koruduğunu görüyorsunuz. İnsanlara “demokrasi elden gidecek” veya “şeriat gelecek” korkusu pompalanarak, en kötü seçenek CHP iyidir algısı yaratılıyor. Kimse kimsenin efendisi değildir. Vatan Partisi, devletle toplum arasında köprü olmaya hazır, 60 yıllık birikimiyle emperyalist sistemin ve onun yerli işbirlikçilerinin karşısında duran tek partidir.

AK Parti adayının Osman Gürün’e danışacağını açıklaması veya CHP adayının lobi oluşturup başına AK Parti adayını getirmeyi teklif etmesi çok tehlikeli bir paslaşmadır. Muğla bir ranta ve talana açık. Biz Vatan Partisi olarak kıyılarımızı ve doğal güzelliklerimizi, milyarderlerin değil halkımızın hizmetine sunacağız. Lobi faaliyeti denilen şey, demokratik süreçlere müdahale eden, arka kapı pazarlıklarının döndüğü, tehdit ve rüşvetle şekillenen bir Atlantik sistemi uygulamasıdır. Bizim yönetimimizde bu lobi faaliyetleri olmayacak; katılımcı demokrasi ve halk meclisleri olacak.

(Son bölümdeki konuşma metni, depremzede bir vatandaşın yardım ve barınma sürecine dair teşekkür içeren tanıklığıdır.) Hiçbir ülke bu kadarını yapamaz, bu kadar çabuk yapamaz. Bir ay mı, kırk günde bize teslim etti burayı. Devletimiz sağ olsun. Ben bunu televizyonda gördüm ya hani; Belediye Başkanı adayı. Ben diyorum, hep bize gelen adam bu işte. Allah yolunu açık etsin.

Yatırım piyasaları inişli çıkışlı olabilir. Olsun, GCM Yatırım’la iki yönlü yatırım mümkün. Kararsız kalırsam da bir uzmanla görüşebiliyorum. Yurtdışı hisseleri dahil yüzlerce ürüne yatırım yapabiliyorum. GCM Trader’la kolayca takip edebiliyorum. O zaman siz de sallanmayın, zıplayın. Pardon, tıklayın. GCM avantajlarıyla tanışın.

İzlediğin gün ve saatte kapına gelsin. Lezzetli iftar sofraları için sen de Migros’tan söyle. Güvenli yolculuk için özel motosiklet şeritleri oluşturuldu, raylı sistem ağı iki katına çıkarıldı, yeni tüneller yapıldı.

“Hadi babacım sahile gidelim.” Beykoz sahilinde otopark rezervasyonumuz yapıldı. “Anne bak, babam geldi. Bu sefer tam zamanında.” Hedefinize vardınız. Hedefimiz çilesiz ve trafiksiz İstanbul. Raylı sistem ağını iki katına çıkaracağız ve İstanbul’a yepyeni tünel yollar kazandıracağız. Vatandaşımız nereye gideceğini, dediği gibi ne zaman varacağını da bilecek. Yapacağımız 250 bin araçlık otoparkla İstanbul’da park sorununu ortadan kaldıracağız. Sistem İstanbul’la trafik azalacak, sevgiye zaman kalacak.

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu kaldığı yerden devam ediyor. Geçtiğimiz bölümlerde Antalya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Serdar Üsküplü ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkan Adayımız Avukat Emre Aykın ile birlikteydik. İkisine de toplumsal değerlendirmelerini sorduk; ilerideki yansımaları bize aktardılar. Dünyadan aldılar, yerele bağladılar; yerelden aldılar, tekrar Türkiye’ye ve dünyaya bağladılar. Açıkçası dolu dolu, bizim de hiç kesmek istemediğimiz iki konuşma dinlemiş olduk. Kaçıranlar mutlaka YouTube hesabımızdan geri sarsınlar, izlesinler ve bolca çevresine ulaştırsınlar. Vatan Partisi’nin lider kadrosunu tanımak bakımından çok kıymetli iki güzel konuşmaydı.

Şimdi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’e dönmek isteriz. Sayın Perinçek, Rusya’daki iki konuşmayla ilgili değerlendirmenizi isteyeceğim. İkincisi de Rusya’daki terör saldırısı neyin habercisi? Uzun vadede, önümüzdeki süreçte siz ne görüyorsunuz? İzleyicilerimiz de merak ediyor, biz de merak ediyoruz.

“Başarılarıyla arkadaşlarımla gurur duydum. Yani Serdar Üsküplü ve Emre Aykın arkadaşlarımla. Aynı zamanda partimizin Başkanlık Kurulu Üyesi Serdar Üsküplü, Genel Başkan Yardımcısı ve Merkez Karar Kurulu Üyesi Emre Aykın arkadaşımız. Yani belediyeleri bir yana bırakalım, Türkiye’yi yönetecek birikime, karaktere, cesarete; hem maddi hem manevi değerlere sahip olan arkadaşlar. Biz Türkiye’yi yönetmeye talibiz ve önümüzdeki dönemde çok değil, bu Atlantik sisteminin sonuna geldik. Bu, Atlantik sisteminin son seçimidir. Tekrar ediyorum; yarın, pazar günü yapılacak olan seçim, Atlantik sisteminin Türkiye’deki son seçimidir. Ondan sonra Türkiye yepyeni bir döneme giriyor ve bu sistem bitmiştir. Türkiye bir üretim devrimiyle ufkunu açacak, bağımsızlığa, başı dikliğe, üreten Türkiye’ye yönelecek. Bunu buradan ifade edeyim. Bu işi başaracak, yapacak arkadaşlarımızdan iki örnek biraz evvel konuştu; zaten Türk milleti onları çok iyi değerlendirecektir.”

“Şimdi dünya yeni bir çağa giriyor, en önemlisi bu. Bunu anlamamız lazım. Moskova’daki o terör olayı herhangi bir terör olayı değil. Öyle bir zamanda yapıldı ki, bu yeni bir çağın habercisi. Çünkü her yeni çağ boy ölçüşmelerle geliyor. Yani bir sistemden bir sisteme geçiş kolay olmuyor, çetin mücadelelerle oluyor. Gerileyen güç olan Amerika Birleşik Devletleri iniş halinde; dolar saltanatı yıkılıyor. Dünya ekonomisindeki payı hızla azalıyor. Eskiden güçlü bir silahlı kuvveti vardı, yine güçlü ama karşısında ondan daha güçlü silahlı kuvvetler oluştu: Rusya, Çin, Türkiye, İran vesaire. Amerika inerken yeni çağın kuvvetleri ayağa kalktı, yükseliyor. İşte Çin, Hindistan, Rusya ve diğer Asya ülkeleri; bu arada Türkiye de tabii. Dünya ekonomisinin ağırlığı Asya’ya kaydı. Artık Amerika Birleşik Devletleri dünya ekonomisinin %15’ini üretirken, Çin %20’nin üzerine çıktı ve birinci ekonomi oldu. Asya’nın ağırlığı arttı, Avrupa ve Amerika’nın ağırlığı azaldı. Dünyadaki bu köklü değişme 100, 200, 300 yılda bir olan bir olay ve bu süreç kolay yürümeyecek, çetin olacak. İşte Moskova’daki terör olayı bize bunu bir kere daha hatırlattı.”

“Burada şu önemli: Bu önümüzdeki hesaplaşmalarda şiddet kullanılacak, silah kullanılıyor. Ukrayna’da savaş var, güneyimizde Filistin’de savaş var, Türkiye’mizin içinde ve sınırımızın ötesinde terörle mücadele var. Çin tetikte. Dünyanın her yerinde bu eski çağdan, Atlantik çağından Asya çağına geçişin mücadeleleri başladı. Bu tabloda, bu saflaşmada Rusya ile Türkiye ön cephe ülkeleri. Rusya Karadeniz’in kuzeyinde, Türkiye Batı Asya’da ve Akdeniz’in doğusunda insanlık cephesinin en önünde mücadele eden dişli ülkeler. Rusya’ya saldırı, bizim cephe arkadaşımıza, silah arkadaşımıza saldırı ve o silah arkadaşlığı yeni değil; İstiklal Savaşı’mızdan bu yana yaşanan bir silah arkadaşlığı.”

“Amerika Birleşik Devletleri gerilemesine çareler arıyor; bu çarelerden biri, Avrupa’yı ateşe sürmeye çalışmak. Fransa’yı, Almanya’yı… Fransız delikanlısı, Alman genci kalkıp Amerika uğruna gidip Rusya cephelerinde can verecek; bu bir hayal, bunu başarmaları mümkün değil. Amerika’nın içinde Biden ile Trump arasında bir bölünme var. Ben ‘Amerika’ derken Biden yönetimini kastediyorum. Biden, Trump’ın iktidara doğru yükselişini önleme gayreti içerisinde; ‘Ortalığı kızıştırırım, keskinleştiririm, savaşlar büyür, Trump kenara düşer ve seçilemez’ hesapları yapıyor.”

“Bu süreçte Türkiye’ye ve Rusya’ya çok önemli görevler düşüyor. Rusya, Putin’in liderliğinde o görevini başarıyla yürütüyor, Amerika Birleşik Devletleri ile diş dişe mücadele içerisinde. Türkiye’nin problemi ise iktidarı. Türkiye’deki iktidar, ülkenin geleceğine hizmet eden bir konumda değil. ‘Tarafsız olacağım’ diyor. Nasıl tarafsız olacaksın? Zelenski’ye İHA, SİHA veriyorsun. Bu ne biçim tarafsızlık? Senin İHA’ların, SİHA’ların Rus askerini öldürüyor, Rusya’ya bomba atıyor; sonra da Moskova’daki terör karşısında taziye telgrafları gönderiyorsun. Samimi değil, yürekten değil, inandırıcı değil, güven verici değil. Türkiye’nin başına Asya’ya güven veren bir hükümet lazım. Vatan Partisi önderliğinde, Vatan Partisi anahtar olduğunda bu gerçekleşecek. Çünkü bu tarafsızlık politikasıyla, sahte bir duruşla ve düşmanı destekleyen politikalarla bir yere varılamaz. NATO’nun kuzeye doğru genişlemesine Türkiye oy veriyor. Nereye doğru geliyor o NATO? Bizim üzerimize geliyor. NATO, Yunanistan kıyılarından, Doğu Akdeniz’den Amerika, İsrail, Yunanistan donanmaları ile namlularını bize çevirmiş. Güneyimizden, Suriye’den, Amerika’nın üzerimize sürdüğü PKK gibi, DEAŞ gibi terör örgütleri var. AKP iktidarı ise ‘Silahlarını bize biraz daha çevir, Amerika üzerimize biraz daha gel’ gibi bir politika izliyor. Bu yürümez ve yürümeyecek.”

“Bu tehdit aynı zamanda ekonomimize de bir tehdittir. Batı yanlısı, Asya’ya sırtını çeviren bu politika, 2023 seçimleri arifesinde iyice belirginleşti ve ekonomimizin hayatına kastediyor. Biraz evvel her iki arkadaşımız da çok güzel anlattı; bizim enerji güvenliğimiz Rusya’da. Son ay enerjimizin %70’ini Rusya’dan almışız, geçen yıl %63’ünü. Yerine ikame edeceğimiz bir ülke yok; İran var, Cezayir var, Azerbaycan var ama Rusya’nın yerini tutamazlar. İhracatımız ve ithalatımızda en büyük pay Rusya’nın. Türkiye ekonomisi Rusya ve Çin’le ilişkiler içerisinde büyüyor. Hükümet Batı’ya yakın ama ekonomi Doğusuyla, Asya’sıyla bütünleşiyor. Dolayısıyla bu çelişmenin altından AKP’nin kalkması mümkün değil. Bir senedir Sayın Tayyip Erdoğan, Amerika’nın önüne koyduğu programlarla, dayatmalarla kalkmaya yöneldi.”

“İç siyasete bu nasıl yansıdı? Atlantik kuvvetleriyle (CHP, İYİ Parti) millici olan taraf arasında geniş bir kesim var. Bunlar daha çağdaş, Atatürk’e büyük değer veren bir kesim. AKP bu kesimi reddetti, ne yaptı? HÜDAPAR gibi bölücü, PKK dostu ve PKK üzerinden Amerika’ya bağlanmış yapılarla; Yeniden Refah Partisi gibi tarikatlarla, cemaatlerle ittifak etti. Şimdi bakın ne oluyor? O ittifak ettiği güçler AKP’yi kemiriyor. Düne kadar AKP’nin müttefiki olanlar, şimdi bakıyoruz PKK ile birlikte hareket ediyorlar. Sayın Cumhurbaşkanı da ‘Bunlar ittifakımızın içindeydi, bize büyük zararları oluyor’ demeye başladı. Neden? Çünkü çağdaş Türkiye ile, bağımsızlık isteyen Türkiye ile birleşmek yerine; Orta Çağ Türkiye’si ile, Türkiye’yi bölmek isteyenlerle, şeyhlerle ittifak yaptı.”

“AKP, büyük parti olabilir ama tarihte ne büyük partiler gördük! 1919-1920 yıllarında iki tane büyük parti vardı; 1922’de ise sadece Atatürk’ün Müdafaa-i Hukuk Partisi vardı. Sistem, o büyük partileri artık işlevsiz kaldığında eliyor. Şunu söyleyeyim: Önümüzdeki birkaç yıl içinde bu sistemin ağababalarının; AKP’nin, CHP’nin, İYİ Parti’nin rollerinin kalmadığını, silindiklerini göreceğiz. Çünkü bunlar ateşe dayanıklı değil. Ama Vatan Partisi ateşe dayanıklı bir parti, ateşlerin içinden geliyor. Geride kalan 60 yıla baktığımız zaman Vatan Partisi ateşten geçti ve önündeki ateşten de geçecek. İşte örnek lider arkadaşlarımız burada. Diğerlerini de toplum adım adım tanıyor. Vatan Partisi’nin lider kadrosunu tanısa Türkiye, bambaşka seçimler olur. Sistem kendini korumak için, önder kadromuzun ve Türkiye’nin geleceğini kuracak gücün üzerini örtmeye, halkla arasına duvarlar çekmeye çalışıyor. O duvarlar yıkılacak.”

“Mustafa Kemal’e de duvarlar ördüler. O Kurtuluş Savaşı’nın başladığı yıllarda Peyami Sabah gazetesi gibi yayınlarda Mustafa Kemal için ‘eşkıya’, ‘ahlaksız’ diyorlardı. Zeki Sarıhan’ın ‘Kurtuluş Savaşı Günlüğü’nde bütün gazetelerden örnekleri okuyabilirler. 26 Ağustos 1922’de, Büyük Taarruzdan sonra bile İstanbul gazetelerinde ‘Mustafa Kemal Paşa esir edildi, Yunan orduları Ankara’ya ilerliyor’ haberleri çıkıyordu. Halbuki ordumuz onları İzmir’e doğru sürüyordu. Bugün de Türkiye’de aynı durum var ama bunun sonu yok. Önüne geçemezler; çünkü Vatan Partisi yükseliyor. Türkiye’nin, üreticinin, bağımsızlık isteyen insanın, özgürlük isteyen insanın ihtiyacı bu. Vatan Partisi bu süreçte Asya cephesinin, Türkiye’nin özgürlük partisidir, halk iktidarının partisidir.”

“Türkiye’nin bütün sorunları üretim kıtlığından geliyor. Emeklisine veremiyor çünkü üretemiyor. Çiftçisini borca, halkını faize bağlıyor. Büyük bir talan var; mevcut kaynaklar bir avuç yağmacının eline geçmiş. Türkiye’nin bütün sorunları dünyanın sorunlarıyla bütünleşti. Meclis Başkanı ile bir görüşmemizde, seçimden sonra dünya siyasetinin Türkiye’nin gündemine geleceğini konuşmuştuk. Hakikat bu; gündemimizde artık şu soru var: Hangi taraftasın? Üretimin, Asya’nın tarafında mısın? Yoksa üretime pranga vuran, Amerika’nın, Avrupa’nın tarafında mısın? Biz Türkiye ekseni tarafındayız. Türkiye tarafında olmak bugün eşittir Asya tarafında olmak; yani Rusya’yla, Çin’le, İran’la beraber olmak. Dünya dengelerine baktığınız zaman bir cepheleşme var. Bu cepheleşmeyi ben kurmadım, bu cepheleşme nesneldir. Hayatın önümüze koyduğu bir gerçek. Rusya, bizimle beraber Amerika’ya karşı çarpışıyor.” Çin, Amerika’ya karşı tetikte. Güneyimizde Filistin, Amerika’ya ve İsrail’e karşı bizimle beraber. Bazıları “Ben Filistin’le beraber olmayacağım” diyor. Bakın, şimdi Türkiye’nin en hassas olduğu noktalar üzerinden meseleyi ele alalım. Bugünkü AK Parti iktidarı, “tarafsızım” derken aslında taraflı; Zelenski’nin tarafında, Filistin’in karşısında. Filistin’e sargı bezi yollayarak Filistin’in tarafında olunmaz.

Vatan Partisi ne diyor? Suriye’nin kuzeyinde Rusya, Suriye, Irak ve İran ile iş birliği yapalım. Hatta sadece Suriye ve Rusya ile iş birliği yapmak bile yeter. Oradaki terör örgütlerini, PKK’yı temizleyelim. Türkiye’nin önüne bu fırsat çıkmış; hele bu Moskova’daki terör olayından sonra bu fırsat daha da belirginleşmiş durumda. Vatan Partisi, Rusya ile beraber Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütlerinin temizlenmesini savunuyor.

AK Parti’nin içine güçler yuvalanmış. Abdullah Gül gitti, Babacan gitti, Davutoğlu gitti, Fethullah gitti ama AK Parti’nin içindeki Amerika bitmedi. Amerika, AK Parti’nin içine yerleşmiş durumda ve bugün onlar AK Parti’ye yön vermeye başladılar. Tekrar ağır bastılar ve Tayyip Erdoğan’ı kuşatmış durumdalar. Bunu görmemiz lazım; AK Parti, Tayyip Erdoğan’ı da bitiren bir sürece girmiştir.

Türkiye; kendinden yana, Filistin’le, Rusya’yla, Çin’le, İran’la, Azerbaycan’la ve diğer Türk devletleriyle beraber olmak zorundadır. Amerika, Rusya ya da Çin tek başına sorunlarını çözebiliyor mu? Türkiye’deki “Amerikancılar”, “Hiçbir taraftan olmayalım, tek başımıza çözemeyiz” diyor. Peki, Atatürk Türkiye’nin sorunlarını tek başına mı çözdü? İstiklal Savaşı’nda ne yaptı? O zamanki Sovyet Rusya ile iş birliği yaptı, Afganistan’la iş birliği yaptı, mazlum ülkelerle iş birliği yaptı. İngiliz, Fransız, Yunan ve Ermeni ordularını perişan etti. Dünya dengelerini hiçe sayarak, seninle beraber olacak kuvvetleri değerlendirmezsen, bu akılsız tavırlarla milliyetçilik olur mu? Türkiye’de milliyetçilik her zaman akılcılıkla beraber olmuştur. Milliyetçilik, Orta Çağ’ın akılsızlığını tasfiye etmiştir. Akılcılık, Türkiye’de taraf olmayı gerektiriyor. Dünyadaki bu hesaplaşmada özgürlükten, kamuculuktan ve bağımsızlıktan yana olacağız; yani Asya’nın tarafında olacağız.

***

(Sayın Perinçek’e soru: “Erdoğan’ı kuşatmak” ifadesiyle ne kastediyorsunuz? Erdoğan iyi de çevresi mi kötü? Bir Erdoğan aklama mı söz konusu?)

Kuşatmak bir eylem, kuşatılmak da bir eylemdir. Kuşatılmaya boyun eğmek veya kuşatılmaya razı olmak da bir eylemdir. Sayın Tayyip Erdoğan, 2023 seçimi öncesinde Amerika ve İsrail’e doğru meylederek kuşatılmaya razı oldu. Hatalı olanlar kuşatanlardır ama kuşatılmayı kabul edenin de sorumluluğu vardır. Atatürk’ten örnek verelim: Kurtuluş Savaşı’nın başında İngiltere ve Fransa, Kafkaslarda Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan ile Türkiye arasına bir “Kafkas Seddi” çekmişlerdi. Mustafa Kemal Paşa kuşatılmıştı; ne yaptı? Rusya ile anlaştı, o seddi paramparça etti. Liderin kuşatılmayı kabul etmemesi lazım. Amerika ve İsrail ile uyumlu bir siyasete girdiğiniz andan itibaren zaten kuşatılmayı kabul etmiş oluyorsunuz. Bugün AK Parti içindeki vatansever güçler de Sayın Cumhurbaşkanı’nın Batı yanlıları tarafından kuşatıldığını söylüyor. Zelenski’ye silah gönderilmesine razı olursanız, Suriye ile askeri iş birliği yapmazsanız, bu sizin kuşatılmışlığınızı gösterir.

(Soru: İstanbul’daki yoğun propaganda çalışmaları ve reklam kampanyaları hakkında ne düşünüyorsunuz?)

Ekrem İmamoğlu ile AK Parti’nin propagandası arasında ne fark var? AK Parti’nin en büyük avantajı, PKK’nın ve terörün üzerine yürümekti. Ama son zamanlarda orada bile tereddütler başladı. AK Parti; Abdullah gülleşiyor, babacanlaşıyor, Davutoğlu ulaşıyor, İmamoğlu ulaşıyor. İmamoğlu’na yaklaşarak başarı kazanabilir misiniz? Bir kolunuza HÜDAPAR’ı, diğer kolunuza Yeniden Refah Partisi’ni taktıktan sonra istediğiniz kadar billboard asın, hiçbir kıymeti kalmıyor. Amerika ve İsrail ile aynı siyasetlere yöneldiğiniz, Ukrayna’ya İHA/SİHA verdiğiniz zaman, emperyalizme karşı söyleyeceğiniz sözler anlamsızlaşıyor.

Ekonomide tamamen Amerika’nın finans merkezlerinin dayattığı programı kabul ediyorsunuz; Mehmet Şimşek’i getirerek, Merkez Bankası’nın başına Amerika’nın adamlarını koyarak halkı kazanamazsınız. Üretim ekonomisine yönelik hiçbir çabanız yok. Yığınakta hata yapılmış; bunu reklamla, propagandayla, lafla düzeltemezsiniz. Vatan Partisi olarak seçime giderken onlara bir hükümet mimarisi önerdik: Vatan Partisi, MHP ve AK Parti ile Türkiye’yi üretecek, dış siyasetle bu darboğazdan çıkacaktık. Bu programı kabul etmediler, Amerika’dan gelen programı kabul ettiler. Bugün Atlantik sistemi partilerinde boş laftan başka bir şey yok; laf cambazlıkları ve kafiyeli sözlerle bu süreç yönetilemez. Benim de dikkatimi çeken bir husus var. Değerlendirmemi sunmak isterim. AK Parti’de bir önceki seçimlere oranla genel siyasi söylemler neredeyse hiç kalmadı. Mesela Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz günlerde yaptığı İstanbul mitinginde ağzından ne bir PKK, ne bir FETÖ ne de bir dış tehdit söylemi döküldü. Türkiye’nin genel politikalarına dair hiçbir ifade yok. Ancak Amerika ve İsrail ile uyumlu bir siyasete girdiğiniz zaman, PKK ile olan mücadeleniz de gölgeleniyor ve bu konularda önemli tereddütler içine giriyorsunuz. Siyasete dikkat edin; PKK’nın bir kanadı umudunu AK Parti’ye ve Tayyip Erdoğan’a çevirdi. Bu durum Amerika’dan kaynaklanıyor. Yani kaybeden Amerika, bir yandan Tayyip Erdoğan’ı belirli bir rotaya sokarken, diğer yandan PKK’ya “Aman bu ortamı bozmayın, biz Tayyip Erdoğan’ı yönlendiriyoruz, siz de buna uyumlu siyasetler güdün” diyor. Bunun yanıtlarını hemen PKK cephesinde görüyoruz.

Kritik sorun şudur: Suriye ile iş birliği yaptığınız zaman bütün Amerikan planlarını darmadağın edersiniz. Suriye ile iş birliğine gitmediğiniz sürece PKK’yı bitirme siyasetinden vazgeçmiş olursunuz. Irak operasyonunu daha mı talihli görüyorsunuz, yoksa Suriye ile iş birliği mi öncelikli olmalı? PKK’nın esas tehdidi Suriye’nin kuzeyinden geliyor, Irak’tan değil. Zaten Amerika’nın planını Sayın Tayyip Erdoğan da itiraf ediyor; “Suriye’nin kuzeyinde bir teröristan kuruluyor” diyor. Siz o teröristanın üzerine yürümüyorsunuz, Amerika sizi Irak’a doğru yönlendiriyor. Irak’ta da temizlik harekatı yapılabilir ama stratejik öncelik Suriye’dedir. Kesin sonuç alacağımız yer Suriye cephesidir ve orada Rusya, İran ve Suriye ordusu ile ittifak yapma şansımız var. Askeri iş birliği ile PKK’yı orada bitirebiliriz çünkü örgütün esas kaynağı orası.

Amerika Suriye’yi parçalamak ve kuzeyinde bir teröristan kurmak istiyor. DAEŞ’in hakim olduğu çok geniş bir coğrafyayı da Suriye içinde yarattı. Bölücülüğe ve sahte İslamcı terör örgütlerine karşı ilk başarıyı Suriye’nin kuzeyinde kazanabiliriz çünkü müttefiklerimiz; yani Rusya, Suriye ve İran orada. Amerika ise “Buraya girmeyin” diyor çünkü Türkiye Suriye, Rusya ve İran ile birleştiği an Amerika’nın ve PKK’nın bölgedeki bütün planları yerle bir olacak.

Az önce DEM Parti’nin bir kanadının; Leyla Zana, Ahmet Türk ve Selahattin Demirtaş’ın içeriden gönderdiği mesajları kastettiniz. Cumhurbaşkanı’nın mitingdeki “Siz DEM Parti kendi iradenize mi sahipsiniz? Muhatap olmak için kendinizi ispatlayın” çıkışı, bir adım beklendiğini mi gösteriyor? Bence AK Parti, DEM Parti’yi kapatmamakla asıl mesajını vermiştir. Partiyi kapatacak olan Anayasa Mahkemesi olsa da, AK Parti hiçbir zaman Vatan Partisi veya Milliyetçi Hareket Partisi gibi DEM Parti’nin kapatılması yönünde bir siyaset gütmedi. Eğer AK Parti “Bu bölücü bir partidir, PKK’nın uzantısıdır ve kapatılmalıdır” deseydi, kapatılırdı. İktidarın tavrı bu yönde olunca Anayasa Mahkemesi de farklı davranmadı. AK Parti, DEM Parti ve HDP’nin kapatılmasını önleyerek esas mesajını verdi; yoksa beyanatlara bakmamak gerekir. Vatan Partisi ve MHP “Bu partiyi kapatın, yoksa PKK’nın hakkından gelemezsiniz” dedi. Kapatmadılar, üzerine bir de milyarlarca lira hazine yardımı verdiler. Biz Maliye Bakanlığı’na, kanunlara göre suç işleyen bir örgüte bu paranın verilemeyeceğini söyledik. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dört maddesi devletin bütünlüğünü, milletin birliğini ve bağımsızlığını esas alır. Bu anayasaya göre PKK iltisaklı bir partiye bu kaynak aktarılamaz.

31 Mart sonrasına uyanacağız ve muhtemelen Türkiye’nin güneydoğusunda yeniden HDP ve DEM Parti’nin yönettiği belediyeler göreceğiz. AK Parti Türkiye’yi çok çetin sorunlarla karşı karşıya bırakıyor. Kürt meselesinin çözümünde temel mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararlı olduğunu ve burada Amerika güdümlü ikinci bir İsrail’in kurulmayacağını herkese göstermektir. Ancak hükümetin zaafları halkta tereddüt yaratıyor. Atatürk zamanında iki defa isyan girişimi oldu; Şeyh Said, Ağrı, Zilan ve 38’de Seyit Rıza isyanları… Atatürk bunların hepsini bitirdi. Bugünkü hükümetler ise maalesef muhalefetle aynı çizgide buluşuyor. AK Parti seçmenine, özellikle de MHP seçmenine sesleniyorum: Seçimden sonra çıkacak tablodan siz sorumlusunuz. Bu tecrübeleri yaşayarak kararınızı vereceksiniz ve Türkiye Vatan Partisi etrafında toplanacak.

Bu seçim Atlantik sisteminin son seçimidir. Türkiye bu tecrübeden sonra Atlantik duvarlarını yıkan; Rusya, İran, Suriye, Azerbaycan ve Türk devletleriyle birleşen, Çin Halk Cumhuriyeti ile ittifak kuran bir üretim ekonomisine yönelecektir. Bağımsız, özgür ve demokratik bir Türkiye hedefliyoruz. Türk milletine, Vatan Partisi’ne ve Türk ordusuna güveniyoruz. Türk ordusu, Türkiye’nin bölünmesine yönelik teşebbüslere boyun eğmeyecek güçtedir. AK Parti’nin en büyük çıkmazlarından biri de budur; orduyu tekrar Amerika’nın denetimine sokamazsınız.

(Reklam Arası…)

Değerli izleyiciler, “Çıkış Yolu” kaldığı yerden devam ediyor. Antalya ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkan adaylarımız ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile birlikteyiz.

Muğla’da HDP meselesi, terör meselesi artık bölgeye sıkıştırılamıyor; batı bölgelerinde de yaygın hale geldi. Hendek savaşları sırasında Muğla’dan gençler HDP ve PKK çağrısıyla Mehmetçiğimizle çarpışmaya gittiler. Yine “talanla mücadele” adı altında Akbelen ormanlarında eylemler yapıldı. O bölgenin işçileri sendika önderliğinde “Burası bizim ekmek kapımız” diyerek çalışmayı destekledi. Hükümet önce kamulaştırma kararı aldı, sonra 31 Mart seçimleri öncesinde yürütmeyi durdurma kararı vererek geri adım attı. CHP kanadı bunu seçim yatırımı olarak nitelerken, hükümet yanlıştan döndüğünü iddia etti. Vatan Partisi ise bu süreçte farklı bir noktadaydı. Bu geri alma kararını nasıl buluyorsunuz? HDP ve PKK’nın yeniden diriltilme çabaları hakkında ne söylemek istersiniz? Bu konuları değerlendirirken bir çatı oluşturalım: Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olarak hangi yolu seçiyorsunuz? Eğer yolunuz, Şeyh Edebali’nin dediği gibi, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturuna çıkıyorsa; bu devletin bağımsızlığını, varlığını ve geleceğini düşünüyorsanız yapmanız gerekenler ve almanız gereken tutum bellidir. Ancak bazıları “Ben artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni görmek istemiyorum” diyor. Burası; emperyalizmin ve güç odaklarının parçaladığı, böldüğü, teslim aldığı, işgal altına aldığı ve koskoca bir Anadolu medeniyetinin kimliğini yok ettiği bir yer olsun mu istiyorsunuz? Burada keskin bir ayrım var. PKK kamplarına katılıyorsanız ya da bölücü terör örgütünün partisiyle -yani açık bir şekilde Kürdistan, eşittir 2. İsrail, eşittir Büyük Ortadoğu Projesi, eşittir dünyanın kıyımı, eşittir yeni dünya düzeni- aynı saftaysanız, bunu belirlemeniz lazım.

Siyasi partiler, yurttaştan çok daha büyük ve örgütlü sorumluluk alan yapılardır. Türkiye zorlu tarihsel süreçlerden geçiyor. Partiler olarak bulunduğunuz yer Türkiye’nin herhangi bir noktası, örneğin Muğla olabilir. Peki, bu sorumluluğu nasıl üzerinize alıyorsunuz? Şahsi menfaatleriniz, kazanımlarınız, açık kapı bıraktığınız rant ve talan süreçleri uğruna “İktidar, koltuk, makam bende kalmalı, güç odağı ben olmalıyım” diyerek halkı ve Türkiye’nin gerçeklerini bir ajitasyon aracı haline getiriyorsanız, burada yanlışlar doğar.

Medya çok büyük bir güçtür. Buradan tekrar Türk milletine seslenelim: Türkiye’nin geleceği adına ulusal kanalımızı ve Çıkış Yolu programımızı izleyin, izlettirin. Burada gerçekler konuşuluyor. Herkes gerçekleri söylemeye cesaret edemiyor; üstelik Türkiye’nin ve halkın aklı teslim alınmaya çalışılıyor. Aynı bilinç noktasında buluşsak bütün Türkiye ayağa kalkar ve kamuoyu baskısıyla o DEM Parti kendini kapatmak zorunda kalır.

Bir devlet olarak hem tutarlı hem ciddi olacaksınız; hukukta tutarlılık esastır. Tarihsel sürece baktığımızda; 1915’te Kürt Teali Cemiyeti vardı. Kurucusu Abdurrahman Zapsu’nun torunu bugün yeni dünya düzenini savunan, emperyalizme direnen iktidara karşı konumlanmış biri. Kürt Teali Cemiyeti’ni kapattık. Ermeni soykırımını savunan, Türkiye’yi bölmek isteyen Taşnak ve Hınçak çeteleri vardı; Mustafa Kemal Atatürk bunlara karşı mücadele etti. Bölücü faaliyetlere destek verdikleri ve savunuculuğunu yaptıkları için bu yapılar kapatıldı. Bugün DEM Parti’nin bir farkı yok, o halde kapatılmalıdır. Kendi açıklamalarında bile “Vatan Partisi’nin baskısıyla kararlar alınıyor, ödenekler bloke ediliyor” diyorlar. Yani onlar da ne yaptıklarının farkındalar; tamamen emperyalizmle ve devletin varlığına tehdit oluşturan bir güçle iş birliği yapıyorlar.

Biz ise uzaktan seyrediyor muyuz? Mehmetçik canını bizim bağımsızlığımız için vermedi mi? Kahraman aileler “Bir oğlum daha olsa onu da şehit veririm” diyor. Türk milletinde bu bilinç varken, kimse milletin aklıyla dalga geçmemelidir. 18 Mart’ta şehitlerimizin huzurundaki anma töreninde Vatan Partisi oradaydı. CHP Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ahmet Aras da oradaydı; bizim dışımızdaki herkesin elini sıktı. Bence çekiniyor, utanıyor.

İYİ Parti’nin Bodrum Belediye Başkan adayı da onlara “Sizin elinizi sıkmam, çünkü referansım Türk milleti; PKK propagandası yapmaktan hüküm giymiş Turgay Kaya’yı yardımcınız olarak aldınız” dedi. Vatan Partisi’nin vatansever duruşunu bildiği için, bizimle yan yana gelip magazine düşmekten çekinmiş olabilirler. Şehit mezarlıklarında pozlar veriliyor, kaliteli kameralarla çekimler yapılıyor; yürekten hissetmek ve tutarlı olmak lazım.

CHP Genel Başkanı’na “Eş başkan” hitabında bulunulduğunu gördük. Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine Sezgin Tanrıkulu, Mehmet Bekaroğlu gibi isimleri devşire devşire; YPG’ye veya PKK’ya terör örgütü diyemeyenleri toplaya toplaya altı oku savunacaklarını iddia ediyorlar. Ancak altı oku savunduklarına şahit olmadım.

Önümüzde yerel seçimler var. Adaylar sadece belediye hizmetlerini konuşuyor; oysa Türkiye bugün vatan savunmasında, çok yönlü bir savaşın içindedir. Her belediye başkan adayının “Vatan savunması” hattında birleşmesi gerekir. Bu hattı korumalıyız. Türkiye’nin 150 yerinde kaynaklarımız kazılıyor; altınımız, madenimiz, borumuz götürülüyor. İşbirlikçi merkezlerin yanında olmayan Vatan Partisi olarak diyoruz ki; belediye başkanı, bu kaynakları korumakla yükümlüdür. Çünkü bu ülke sınırları içerisindeki güvenliği, tarımsal ve maden kaynaklarımız koruyacaktır.

Akbelen’e gelince; köylü toprağına, ağacına sahip çıkar, bu duygusaldır ve haklıdır. Ancak bir devleti yönetiyorsanız ve orada bir termik santral varsa, kömürü Afrika’dan veya Rusya’dan getirmek yerine kendi vatanımızdaki kömürü çıkarmalıyız. Enerji üretemezsek, doların fiyatı tavana vurur. Toprağın altındaki kömürü çıkaracağız ama devlet protokolü gereği orayı ağaçlandıracağız. Akbelen’de “Beşli çete” vurgusuyla siyasi malzeme yapılıyor ama bölgeye Amerikan şirketi gelse sesleri çıkmıyor. Bu bir manipülasyondur.

Ayrıca Akbelen’de şov yapanlar, CHP’li Menteşe Belediyesi’nin Deştin’de zeytinliklere zarar verecek bir fabrikaya ruhsat vermesini görmezden geliyor. Samimi ve tutarlı olmak zorundayız. Kaynaklarımızı korumazsak insanı, insanı yaşatamazsak devleti yaşatamayız. Ağaç hassasiyeti bazıları için sadece bir kılıf; Mehmetçik şehit edilirken ağacı savunanlar orada taraf olmuyor. PKK ormanları yaktığında ses çıkarmayanlar, şimdi Türkiye’nin maden çıkarmasına karşı Batı’nın dayatmalarıyla vaziyet alıyor. Türkiye kömürünü çıkartacak, ağacını da dikecek; hepsi beraber olacak.

Son olarak; DEM Parti, PKK terör örgütünün koludur. Seçim sonucunu DEM Parti’nin belirlemesinin beklenmesi bir devlet zafiyetidir. HDP’nin suçlarının tamamı DEM Parti’de devam etmektedir. İttifak süreçlerinde, “Kent Uzlaşısı” adı altında Esenyurt gibi Türkiye’nin en büyük belediyeleri PKK’ya teslim ediliyor. Bunu Vatan Partisi dışında söyleyen başka bir kuvvet yok. Pazar günü sandıklardan çıkacak tek anlamlı oy, Vatan Partisi’ne verilen oydur. Çözümsüzlüğe karşı kuvvet yığmak, kuvvet biriktirmek ve bu çözümsüzlüğün üstesinden gelmek için seçimlerden sonra Vatan Partisi’ni güçlendirmek dışında sizin çok güzel bir seçeneğiniz yok. Tek seçenek Vatan Partisi’dir.

Sayın Genel Başkanımız biraz önce bir eğitim, bir ders gibi bize dünyayı anlattı. Bakın, bambaşka bir dünya. Ancak bu sandıkta o dünya yok. Bu sandıkta ne var? Yalanlar var, alt alta dizilmiş vaatler var. Büyükşehir Belediye Başkan adayına vaatleri soruluyor; “Geçen seçimdeki vaatleri hatırlamıyorum,” diyor. Hatırlamıyor çünkü hiçbiri, adı üzerinde, bir programa dayalı değil; bir karşılığı, bir anlayışı yok. Herhangi bir adayın fotoğrafını, adını kapatın; yukarıdaki slogan herkese uyuyor. Vatan Partisi dışında herkese uyuyor. Vatan Partisi ne diyor? “Rantçı sisteme son, kamu hizmeti devrimi için.” Bunu okuyun, altında Vatan Partisi yazmasa bile bunun Vatan Partisi’nin sloganı olduğunu anlarsınız.

Seçime giderken bir vaat bolluğu var. Sanki ellerinde sihirli bir değnek var; değdirecekler ve birdenbire yollar, metrolar, kanallar yapılacak; bedava sütler, yemekler dağıtılacak. Kaynak diye bir şey yok, anlatmaya gerek bile görmüyorlar. Ama hayaller dağıtılıyor, yalanlar bol bol dağıtılıyor. Aslında o da bedava değil; milyonlarca, hatta milyarlarca liralık reklam harcaması yapılıyor.

Aynısı Antalya’da da var. Geçen gün Gazipaşa’dan yola çıktık, Kumluca’ya kadar gittik. Bu güzergâhta milyarlarca liralık israf gördük; pankartlar, bayraklar, fotoğraflar, giydirilmiş arabalar… “Bu para nereden geliyor?” diye soruyoruz. Sadece bizim cebimizden giden para değil; belediyecilik Türkiye’de rant sisteminin temelidir. Belediyecilik, rant sisteminin merkezindedir. O yüzden “Rantçı belediyeciliğe son” diyoruz.

Belediye üzerinden kule gibi dizilen paraları görüyoruz; hepsi bizim cebimizden çıkıp partilerin, genel merkezlerin kasalarına giriyor. Belediye başkanları, borçlu olarak göreve başlıyorlar. Kime karşı borçlular? Müteahhide, ihaleciye, büyük otel zincirlerine, talancıya ve en çok da rant üzerinden beslenen mafyaya borçlular. 10-20 milyon liralık bağışların karşılığı imarla çıkıyor; “Şuraya arsa imarı ver, ben buraya bir şeyler yapayım” diyerek işliyor sistem. Borçlu başlayan belediye, bu rantiyeye ve mafyaya vaatlerinin karşılığını ödemek zorunda kalıyor.

(Reklam arası)

Sistem çıkmaza girmiş durumda. Sistem, Avrasya’da ayağa kalkacak Türkiye’nin planlarını yapmıyor. Sanki bir yerlerden kaynak akacakmış, Türkiye borç almaya devam edecekmiş, Avrupa’nın ve Amerika’nın bankalarından gelen kaynakla rantçılar beslenecekmiş gibi davranıyorlar. Bu sistem bitti. Artık Avrupa’nın, Amerika’nın bankalarından veya IMF’den kaynak beklemek bitti.

Vatan Partisi’nde böyle boş vaatler yok. Biz, bu çürümüş, ranta ve borçlanmaya dayalı belediyeciliğe karşıyız. Siyaset nedir? Siyaset, öncelikle kaynakların nereye harcanacağına karar vermektir. Yoksa bu iş teknikerlik olurdu; mühendisleri, hesap uzmanlarını oturturduk, onlar yapardı. Antalya’nın toprağı altındır; bu toprak mafyanın mı olacak, üreticinin mi olacak? Antalya’nın kaynağını işçi sınıfı mı kazanacak, yoksa bu kaynak mafya üzerinden yine Amerika’ya mı akacak? İşte buna karar vermektir siyaset.

Vatan Partisi, boş vaatlerle değil, Akdeniz’den Toroslara “Üreten Antalya” programıyla geliyor. Belediyecilik bir plan işidir. Kent planlamamız ranta göre değil, üretime göre yapılmalıdır. Üretime göre planladığımız kent, aynı zamanda insana göre planlanmış kenttir.

Antalya’da bir ay önce kuvvetli bir yağmur yağdı ve bir vatandaşımız Kepez Belediyesi’ne 100 metre mesafede, alt geçitte boğularak hayatını kaybetti. Hem AK Parti adayı hem de CHP adayı “Takdiri ilahi” dediler. 2024 yılında, şehir merkezinde altyapı eksikliği yüzünden can verilmesine takdiri ilahi denir mi? Rantçı belediyecilik burada katildir. Altyapı süslü değildir, kurdelesi kesilmez, görünmez diye yatırım yapmıyorlar.

Belediye, üretici için sadece uzak bir bina. Biz halkın, üreticinin belediyesini yaratacağız. 10 maddelik programımızın başına üretimi koyduk. Antalya’nın ihracatının %65’i tarım, %23’ü sanayi. Sanayiye de “dur” diyorlar, ambargo koyuyorlar. Biz bu sanayi payını artıracağız. 12 ay turizm ile yüz binlerce insanın işsiz kalmasını önleyeceğiz; Çinli turist için gastronomi ve kültür turizmini geliştireceğiz.

Ziraat mühendisleriyle, şehir plancılarıyla, meslek odalarıyla ve halkla beraber yöneteceğiz. Antalya, Çin’in “Kuşak ve Yol” projesi içerisinde önemli bir liman kenti olabilir. Eğer merkezi hükümet adım atmıyorsa, belediye başkanı halkı örgütleyip eylem yapandır. Bizim belediyeciliğimiz, Avrasya’da ayağa kalkan Türkiye’nin belediyeciliğidir. Antalya’yı bir fuar ve ticaret merkezi haline getireceğiz. Bugün ortaya koyduğumuz program, geleceğin programıdır. Türkiye ancak bu programı uygulayabilirse Avrasya’da ayağa kalkabilir. Bugün gördüğümüz seçim sistemi, benim Antalya’dan ve tabii Türkiye’den gözlemlediğim kadarıyla bir çözümsüzlüğe doğru gidiyor. Çünkü yanlış bir rotada; o rota hâlâ Atlantik’e doğru çizilmiş. Avrasya’ya doğru hızla giden Türkiye’de, rota Atlantik’e çiziliyor. Doğru rotayı üreticiye gittiğimizde buluyoruz. Üreticiye gittiğimizde “Rusya kapısı açık olacak değil mi?” diye soruyor. Turizmciye, Kemer’e gidiyoruz, esnafla konuşuyoruz; “Mir kart hâlâ kapalı, ne zaman açılacak?” diyorlar. Geçtiğimiz yıl bir turistin günlük harcaması ortalama 99 dolardı. Rusya’dan 3,6 milyon turist gelmiş; biz bunu 4, 5, 6 milyona çıkartabiliriz. Bu kapasitemiz var. Oradan gelecek kaynağın Türkiye’de yaratacağı etkiyi düşünün. Bu, sadece Antalya’dan bahsediyoruz; 81 ilimizden biri. 81 ilimizin her biri için ayrı bir plan, ayrı bir program var. Avrasya’da kendine gelecek, olağanüstü bir gizil gücümüz var. Potansiyel, işte İngilizcesi; gizil güç bunun adı. Biz onu görüyoruz ama henüz gizli. Öncülük, o gizil gücü görmek ve üzerindeki perdeyi kaldırmak demektir.

Antalya, Türkiye’de en çok göç alan illerin başında geliyor. Buna yönelik bir önleminiz, tedbiriniz var mı? Bir de kiralar meselesi çok önemli; İstanbul’dan daha fazla Antalya’da kiraların arttığını biliyoruz. Kiracı platformları ve eylemleri esas olarak Antalya’da ortaya çıkıyor. Buna yönelik neler söylemek istersiniz?

Antalya, Kaş’tan Gazipaşa’ya kadar bakıldığında Türkiye’nin en uzun ili. Bir yerden bir yere gitmek 6 saat sürüyor ancak nüfus yoğunluğu Muratpaşa, Kepez ve Konyaaltı ilçelerine, yani Antalya merkezine sıkışmış durumda. O kadarcık bir merkez içerisinde; Antalya, insancıl konut projeleriyle, devletin katkısıyla, belediyenin yöneteceği, insanların iş yerlerine ve eğitim, sağlık, kültür gibi ihtiyaçlarına rahatlıkla ulaşabildikleri konut projeleriyle kendi nüfusunu bugün insanca yaşatabilir. Bir de sanayisini Toroslar’a doğru yayarak… Tabii; tek bir merkezde, Döşemealtı’nda bir sanayi merkezi var, oysa çok sayıda alan var. Burada ilkelerimiz var: Tarım arazisi olmaz, sit alanları olmaz, tarihi alanlar olmaz. Bunlar bizim kırmızı çizgimiz. Burada doğayla barışık, insanı öne alan ancak gelişmenin önünü engellemeyen bir çizgi izleyebiliriz.

Kent merkezlerinde yoğunlaştığı için nüfus, 3-4 bin lira olan kiralar Antalya’da bugün 15-16 bin seviyelerine çıkmış durumda. Belediye evleri yapmalıyız; bu sistem artık çöküyor. Bu belediye evlerinde amaç satmak değil, kiraya vererek vatandaşa bir konut arzı sağlamaktır. İlke şu: Alınabilecek en düşük kira bedeli alınacak. Bunu rahatlıkla yapabiliriz. Örnekleri var; belediyenin arazileri var, arazi bedeli düşünülmeden konutlar yapılabilir. Ayrıca bir konut yapmakla 10 bin konut yapmak arasında büyük maliyet farkları var. Ben inşaat mühendisiyim, toplu olarak yapıldığında maliyet düşer. Yalnız Antalya için değil, bütün Türkiye için bu zorunlu; belediyenin kamu konutları yapması ve bunu öncelikle dar gelirli vatandaşların hizmetine sunması gerekiyor.

Şehir dışı alanlara gelince; örneğin İbradı bir cennet fakat orada nüfus yok. İnsanlar İbradı’ya, Akseki’ye, Elmalı’ya sadece yazın gidiyorlar. Merkez dışındaki ilçeleri çekici hale getirmeliyiz; yasaklarla değil, oraya hastaneler, okullar, üretim merkezleri kurarak, sanayiyi oralara taşıyarak. Önce üretimi oraya taşıyıp, sonra üretime göre kenti planlayarak Antalya’yı yaşanacak bir yer haline getirebiliriz.

Sizin sözlerinize istinaden bir izleyicimiz şunu sormuş: “Vatan Partisi’nin iktidar olmaya ihtiyacı var, yoksa Türkiye’nin mi Vatan Partisi’ne ihtiyacı var?” Türkiye’nin Vatan Partisi’ne ihtiyacı var. Vatan Partisi’nin görevi iktidar olmaktır; parti bunun için kurulmuştur. Vatan Partisi küçük oy hesaplarının partisi değil. Bugün bütün sistem partilerine bakınız, hepsi aritmetik hesaplar peşinde. Siyasette 1 artı 1 her zaman 2 etmez; bazen 1 binden büyüktür. Savaş dönemlerinde bu böyledir. Başkanım, savaşta geri kaçan bin kişidense, düşmana doğru koşan bir kişi daha büyük bir kuvvettir. İşte biz Türkiye’nin vatan savunmasındayız. 1968’den bugüne partimizin verdiği mücadeleyle her zaman en ön cephede olduk. Genel Başkanımızın Ermeni soykırım yalanına karşı, “Avrupa’da bu yasağı çiğnerim” iradesi Vatan Partisi’nin gösterdiği iradedir.

Sayın Perinçek, Rusya politikalarının Antalya’ya yansımalarını; Rusya ile dostluğun Türkiye ekonomisine ve güvenliğine katkısını, tarihsel boyutunu kısaca sizden rica etmek istiyorum.

Rusya kapısı; domates üreticisi, erik üreticisi, sanayici, müteahhit ve turizmci için ekmek kapısıdır. Halkımız artık Rusya dostu oldu, bu yüzden kimse Rusya dostluğunun önüne geçemez. İkincisi, Rusya dostluğu Türkiye için güvenliktir. Ege’de, Dedeağaç’tan Girit’in kuzeyine kadar Amerika üstlerini kurmuş, namluları Türkiye’ye çevirmiş durumda. Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı tatbikatlar yapılıyor. Bu tehditler altında, Türkiye’nin kendi öz güçleri esastır ancak Rusya ve Suriye dostluğu, komşularla beraberlik olmadan güvenliğini sağlaması matematiksel olarak mümkün değildir.

Tarihten gelen, dar zamanlarda yanımızda olan bir Rusya var. 1919’da İzmir’e Yunan çıktığında, Ermeni çeteleri üzerimize sürüldüğünde yanımızda Sovyet Rusya vardı. 1930’larda dünyanın en hızlı gelişen iki ülkesi Türkiye ve Sovyetler Birliği’ydi. Taksim Meydanı’ndaki anıtta Atatürk, yanında Aralov ve Frunze ile yer alıyor. Atatürk, 1937’de vasiyet olarak “Sovyetler Birliği ile dostluktan ayrılmayacaksınız” demiştir. Bu stratejik bir tespittir. Rusya da Türklerin kadrini biliyor; bakınız, Moskova’da Ali Şir Nevai’nin heykeli var. İstiklal Savaşı’nda Kocatepe’de, Akşehir İstasyonu’nda yanımızda Sovyet komutanlar vardı. Biz büyük taarruzun planlarını onlarla birlikte yaptık. Bugün de Rusya ve Türkiye birbirine mecburdur; enerjide, güvenlikte ve üretimde… Maalesef AK Parti yönetimi, Zelenski’ye sihalar yollayarak ve bazı uygulamalarla bu güveni sarstı. İşte o güveni ayakta tutmaya çalışan Vatan Partisi’dir. Üretmek için de güvenlik için de Asya’da, Rusya’yla dost olmak zorundayız. Kardeşlerimizle; yani Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan ile beraber olmak için Asya’da bulunmak zorundayız. Onları kendinle beraber Amerika’nın ipine bağlayamazsın. Onlar Rusya ve Çin dostluğunun kıymetini biliyorlar; çünkü ekonomileri de güvenlikleri de o dostluğa bağlı. Şangay İşbirliği Örgütü’nü kastediyorum. Türkiye’de Şangay İşbirliği Örgütü’ne katılalım diyen tek parti Vatan Partisi’dir. Şangay İşbirliği Örgütü’ne katıldığımızda orada Kazakistan var, Kırgızistan var, Özbekistan var; Azerbaycan da aday üye olarak katılmak istiyor. Türk devletlerinin buluşacağı mekan ve iklim; Çin ve Rusya’yla ortak paylaştığımız doğal iklimimizdir. Biz Asya’yı temsil eden bir milletiz.

Kültürel bakımdan da üzerimize doğru gelen bir tehdit var. En son Yunanistan eşcinsel evliliği kabul eden bir kanun çıkardı. Geçen gün bir arkadaşım Almanya’dan bir hikaye anlattı. Türkiye’ye dönen bir gurbetçimiz, Almanya’daki durumu şöyle özetledi: “Önce eşcinselliği teşvik ettiler, sonra desteklediler. Baktım, yakında mecbur edecekler.” Bu çok önemli. Türkiye bir kültürel taarruzla karşı karşıya; bunu çok iyi görmemiz lazım. Bu, Türkiye’nin yapısını bozan, çürüten, insan ilişkilerini dağıtan ve bizi Roma’nın o köleci medeniyetlerine çeviren bir olaydır. Amerika’da Amerikan bayrağının yanına eşcinsel bayrağını asabilmek için kanun değiştiriyorlar. Yani Avrupa’nın ve Amerika’nın yeni “tanrısı” eşcinsellik haline gelmiş. Böyle bir musibetle karşı karşıyayız.

Bu açılardan dostumuz Rusya’dır, Macaristan’dır, Çin’dir; yani Asya’dır. Kültürümüzü, insani ilişkilerimizi, kardeşliğimizi ve beraberliğimizi korumak zorundayız. Rusya’daki olaydan sonra turnaları havaya bıraktılar. Onlar bizimle ortak kuş kültürünü paylaşan, efsanelerimizde yer alan ortak bir değerdir. Rusya’da Kıpçaklar, Peçenekler, Oğuzlar ile kaynaşmışız. Rimsky-Korsakov’un Şehrazat’ı veya Borodin’in Poloveç Dansları gibi eserler, Rus kültürünün içindeki güçlü Türk etkisini gösterir. Rusya dostluğu vazgeçemeyeceğimiz bir dostluktur ve Vatan Partisi bunu temsil etmektedir. Türk milleti bugün %90 oranında Rusya ve Çin dostu, Amerika karşıtıdır. Ancak CHP, İYİ Parti, Zafer Partisi ve maalesef onlarla uyum içinde olan AK Parti, Türk milletinden kopmuş durumdalar.

Önümüzdeki seçim, sadece bir belediye seçimi değil, Türkiye’nin geleceğine dair bir karar anıdır. Bu sistem artık çözümsüzdür. Vatan Partisi, devleti yönetecek yegane partidir. Devleti olmayan halklar, ayak altında kalır; ne ekonomileri ne de onurları kalır. Vatan Partisi, “devletli millet” olmanın partisidir. Seçimden sonra maalesef Türkiye, Mehmetçik’in kazandığı mevzileri terk etme tehlikesiyle karşı karşıyadır. PKK’nın partisi olan DEM’e alan açan bir çığır içerisindeler. CHP ve İYİ Parti şehitlerin kanına ihanet etmiştir, AK Parti de şimdi benzer bir çizgiye girmiştir. Rand Corporation’ın 2020 raporlarında öngördüğü, Türkiye’yi CHP ve İYİ Parti üzerinden yönetme projesi, yeniden seçimler yoluyla dayatılıyor.

Vatan Partisi’ne yüklenerek bu tehlikeyi önleyebiliriz. Seçmeni, birkaç yıl ötesini görmeye ve Vatan Partisi’nin çözüm programına destek olmaya çağırıyorum. Bu, üreticiyi baş tacı yapacak, terörü bitirecek, bağımsız ve onurlu Türkiye’yi kuracak tek yoldur. Emperyalizmin dayattığı cinsiyetsizleştirme ve kültürel çürüme politikalarına karşı da tek çözüm Vatan Partisi’dir.

*(Ramazan reklamı metni: Vakıf Katılım – Ortak geçmiş, ortak gelecek)*

*(Sel felaketi sonrası devlet yardımı ile ilgili anlatım: Devlet millet el ele vererek bu felaketlerin üstesinden geldik. Murat Kurum’un ve devletin desteğiyle dükkanlar, parklar yeniden yapıldı.)*

Değerli izleyiciler, “Çıkış Yolu” programına devam ediyoruz. Sayın Perinçek ve Sayın Emre Aykın ile yeni anayasa gündemini konuşacağız. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni anayasa çalışmaları kapsamında meclisteki partileri ziyaret edeceğini ve 64 maddelik eski uzlaşmayı esas alacağını ifade etti.

Sayın Aykın, bu 64 maddelik anayasa girişimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Aslında kendileri itiraf etmişler; bir proje var ve bunu dayatıyorlar. Anayasalar, sürekli siyasi manevralara veya Atlantik sisteminin dayatmalarına göre şekillenemez. Anayasa; temel hak ve hürriyetleri düzenleyen, devletin erklerini belirleyen ve ilk dört maddesiyle Türk devletinin varlığını güvence altına alan kutsal bir belgedir. 64 madde dedikleri çalışmada Türk milletini anayasadan çıkarma projesi var. Oysa biz, Hasan Korkmazcan önderliğinde hazırlanan ‘Milli Anayasa’ taslağına dönmeliyiz. Şu anda emperyalizmin saldırısı altında şekillenen bir toplum düzenine evrilmemiz için dayatılan hiçbir anayasayı kabul edemeyiz. Meclisteki partilerin bu konuda direnç göstermesi gerekmektedir.” Bakın, bu manşetle bütün Türkiye’nin bunu konuşması lazım. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, basına “Yeni anayasa yapacağız, anayasayı değiştireceğiz” diyor. “Zaten 44 maddede anlaşmıştık” diyor. Kimle anlaşmışlardı? CHP ile. O zamanlar CHP’nin bazı milletvekilleri, mesela Birgül Ayman Güler falan, buna isyan etmişti. O 64 maddenin içinde öyle maddeler var ki en önemlisi; biraz evvel Emre Aykın arkadaşımızın da belirttiği gibi, vatandaş tanımından Türk kavramını çıkarıyor, anayasadan Türk milleti kavramını çıkartıyor. E tabii, bunu PKK ile de anlaşırsınız!

AK Parti, 2010’lu yıllardaki o anayasa girişimlerine, Fethullah ile, Abdullah Gül ile, Davutoğlu ile beraber Türkiye’yi yönettiği döneme dönmüş oluyor Numan Kurtulmuş’un açıklamasına göre. Biz burada bir yorum yapmıyoruz, hiç kimseye suçlama yöneltmiyoruz. Meclis Başkanı, AK Parti’nin çok sorumlu, hatta Türkiye Devleti protokolünde Cumhurbaşkanı’ndan sonra ikinci şahıs değil mi? AK Parti’de de Tayyip Erdoğan’dan sonra ikinci konumda olan bir zat. Sayın Numan Kurtulmuş kalkıyor diyor ki: “Biz zaten CHP ile 64 maddede…” O 64 maddede PKK da var, o zamanki mecliste bulunan bölücü unsurlar da var ve o 64 maddelik girişime Amerika damgasını vuruyordu. Ne oldu? Vatan Partisi şiddetle isyan etti, karşı koydu. Bütün Türkiye’de bir seferberlik başlatıldı ve bir Milli Anayasa Komitesi kuruldu. Hasan Korkmazcan gibi arkadaşlarımız o komitenin başında bulunuyorlardı; bütün Türkiye’de toplantılar yapıldı. Biz o zaman Silivri’deydik ve “Türkiye’yi hallaç pamuğu gibi atıyorlar, getirilen anayasa budur; Türksüz, Türk milletsiz bir anayasa getiriyorlar” dedik. 64 maddenin esası budur.

Şimdi bakın, Numan Kurtulmuş buna dönüyor. Keşke orada bir basın mensubu ona sorsaydı: “64 maddede Türk milletini siz çıkartıyordunuz, vatandaşlık tanımından Türk kavramını çıkartıyordunuz. ‘Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaş olan herkes vatandaştır’ diyordunuz. Vatandaş vatandaştır, totoloji yani. Mantık olarak da perişan bir anayasaydı. Peki bu vatandaş ne? Kimliği yok mu bu adamın? Bir adresi, cebinde taşıdığı nüfus kağıdı, bir kökü, şeceresi yok mu? Türk değil mi bu vatandaş? Türkiye’deki bütün insanları eşitleyen kavram Türk olmak değil mi? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk milleti değil mi? Türkiye halkına Türk milleti denir. O Türk milleti olmak bizi eşitliyor. Kürdümüz, Alevimiz, Sünnimiz, etnik olarak Türk kökenli olanların hepsi Türk kavramında eşitleniyor. Bizi eşitleyen kavram bu.”

Almanya’da Alman, Fransa’da Fransız var ama Türkiye’de Türk yok; öyle bir anayasa getirmeye kalktılar. Şimdi onu hortlatmaya çalışıyorlar. Amerika’nın Türkiye’nin önüne koyduğu, dayattığı anayasayı Sayın Numan Kurtulmuş hortlatmaya kalkıyor. Ben buradan Sayın Cumhurbaşkanımıza soruyorum; ümit ediyorum dinliyordur, çünkü Ulusal Kanal programlarını izlediğine dair bilgilerimiz var. Sayın Cumhurbaşkanım, siz Numan Kurtulmuş’la bu 64 maddelik, 2010’lu yıllarda CHP ve PKK temsilcileriyle anlaştığınız metinle mi bu işe başlayacaksınız? Bu anayasayı yapamazsınız, böyle bir gücünüz yok. Siz Türk milletini bu anayasadan çıkartamazsınız, siz Türklüğü bu vatandaşlık tanımından çıkartamazsınız. Türkiye’yi Amerika’nın dayattığı federasyonlara sürükleyen yollara giremezsiniz. Buna Türk milleti de izin vermez, Vatan Partisi de izin vermez. Türkiye’nin bağımsızlığından, bütünlüğünden sorumlu olan hiçbir kuvvet buna izin vermez. Onun için bu girişiminiz nafiledir; göğsümüzü buna siper eder ve bu girişiminizi yerle bir ederiz. O 64 maddeyi bir daha hiç dile getirmeyin.

Türkiye yeni bir anayasa yapabilir; o da Vatan Partisi’nin hazırladığı, üretenlerin baş tacı olduğu üretim devrimi anayasasıdır. Yani Türk milletinin, özgür olduğu, demokratik halk meclisleriyle yönetilen bir sistemin anayasasıdır. Bütün büyükşehir yasasının kirleri, çamurları temizlenir; tekrar köylerden, ilçelerden, illerden başlayarak Türkiye’yi halk meclisleriyle yöneten, merkezde de meclise sorumlu hükümetlerin olduğu bir sistem kurulur. Bugunkü gibi halka ve meclise karşı sorumlu olmayan, başkanın etrafında toplanmış küçük mafyatik bir grubun anayasası değil; meclisin hakim olduğu, meclis tarafından sorgulanan ve düşürülebilen hükümetlerin olduğu bir anayasa olur. Vatan Partisi bunu hazırlıyor. Yoksa Amerika’nın bize dayattığı anayasa değil.

Bu 64 madde beni hakikaten çok şaşırttı. Bu kadar cüretkar olunabilir mi? Ama bundan sonra dile getiremeyecekler, göreceksiniz. Suç niyetlerini, suç kasıtlarını bundan sonra söyleyemeyecekler. Hele seçimden önce bunu söylemeleri çok acayip. Ben Numan Kurtulmuş’un bu tavrını mahkum ediyorum ve Türk milletine duyuruyorum. Hiç kimse Türk milletini tasfiye eden, vatandaşlık kavramından Türk’ü çıkartan, etnik gruplara dayanan ve Türkiye’yi bölen ikiz yasaların dayattığı bir anayasayı yapamaz. Vatan Partisi bunun karşısındadır ve herkesten güçlüdür. O 64 maddeyi bizim önümüze getirsinler; Vatan Partisi tek başına Türk milletiyle birleşir ve o 64 maddeyi bu topraklara gömer.

Sayın Cumhurbaşkanının dikkatine özellikle sunuyorum: Eğer Numan Kurtulmuş ile “yavaş yavaş deneyelim” gibi bir düşünce içindeyse çok tehlikeli bir yola giriyor demektir. Numan Kurtulmuş bunu Cumhurbaşkanından habersiz mi yapıyor? Bu da ayrı bir sorudur. Bunların hepsini değerlendireceğiz. Bunu başaracak hiçbir kuvvet yoktur. Karşılarında Vatan Partisi ve Türk milleti olacaktır.

(Reklam ve altyazı bölümleri metinden çıkarılmıştır.)

Sayın Perinçek, geçtiğimiz bölümde Sayın Numan Kurtulmuş’un yeni anayasa çağrısıyla ilgili değerlendirmelerinizi dinledik. Bu, sohbette ağzından kaçırdığı bir söz mü? Dün iftar görüşmesinde gazetecilerle sohbet sırasında söylemişti fakat bugün kamuoyuna yazılı olarak servis edildi.

Anlaşıldı, yani ağzından kaçan bir söz değil. Metin şöyle: “Geçmişte yapılan çalışmalarda 64 madde üzerinde partilerin uzlaştığı bir metnin bulunduğunu dile getiriyor Sayın Kurtulmuş. Bugün tahmin ediyorum çok daha fazla maddede partilerin uzlaşması mümkündür. Burada esas olan şey bu tartışmanın doğru zeminde ve yöntemlerle sürdürülmesidir. Doğru zemin Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.”

Bakın, bu 64 madde açılım sürecinin anayasasıdır. Sayın Numan Kurtulmuş açıklamasında “ön yargılardan uzak” diyor, değil mi? Neydi oradaki ön yargı? Türk milleti kavramı mıdır ön yargı? Herhalde “Türk milletinden kurtulacaklar, ön yargı kalmayacak” diye düşünüyorlar. Çok güzel, Türk milleti meğerse bir ön yargıymış! Türk milleti, tarihin derinliklerinden gelen ve bir devrimle kurulan bir millet değilmiş, bir ön yargıymış.

Peki, Sayın Erdoğan’ın haberi olmadan böyle bir açıklama mümkün mü? Bu sıradan bir AK Partili değil; Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı koltuğunda oturan bir AK Parti sorumlusu. Tayyip Erdoğan’ın bilgisi dışında bunu yapmayacağını tahmin ederim ama bunu kamuoyu öğrenecek. Burada bu ihaneti CHP ile paylaşıyorlar. Türk milletini anayasadan kaldırma konusunda bir davet mektubu çıkartıyor Meclis Başkanı. Hani siz CHP’nin karşısındaydınız? Türk milletini anayasadan çıkartmakta CHP ile berabersiniz. Hatta diyor ki: “Ondan daha da devam edebiliriz.”

Böyle bir insan, Türk milletini anayasadan çıkartmaya yönelik 64 maddeye gönderme yapan bir kişi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olamaz. O, Amerika Birleşik Devletleri’nin projesinde istediği görevi alabilir, zaten proje görevlisi olarak kendisini takdim etmiş oluyor. Ama bu anayasayı savunan bir şahıs kesinlikle Meclis Başkanı olamaz. Onu istifaya davet ediyorum ve istifa ettireceğiz; o orada kalamayacak. Bütün Türk milletine ve Sayın Cumhurbaşkanımıza çağrıda bulunuyorum. Sayın Cumhurbaşkanım, sizin partinizin mensubu olan Meclis Başkanı 64 maddeye göndermede bulundu. O şahıs orada kaldığı sürece Cumhurbaşkanı olarak siz de sorumlusunuz.

AK Parti’ye, Milliyetçi Hareket Partisi’ne buradan sesleniyorum: O Numan Kurtulmuş; 64 maddeye, Türk milletinin anayasadan çıkartılmasına ve Amerika’nın Türkiye’ye dayattığı anayasaya gönderme yapan ve bunu bir başlangıç kabul eden bir şahıstır. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı makamını Amerika adına işgal ettiği sürece başta Cumhurbaşkanımız, Sayın Devlet Bahçeli ve bütün AK Parti/MHP milletvekilleri sorumludur. Siz CHP ile anayasa düzleminde ortaklığınızı, Türkiye’yi bölme ve Türk milletini tasfiye etme düzleminde beraberliğinizi ilan ediyorsunuz. O zaman neyiniz kaldı? Neyin tartışmasını yapıyorsunuz? CHP’den farklı, Atlantik sistemine bağlılıkta ve Türk milletini tasfiye etmede ayrı neyiniz kaldı?

Cumhurbaşkanımızın etrafındaki memurlara sesleniyorum; bu davetimizi önüne koysunlar. Zaten bir basın toplantısıyla bu istifa çağrımı Türkiye’ye ilan edeceğim. Yarın bu konuyu Türkiye’nin gündemine taşıyacağım. Tekrar ediyorum; Türk milletini anayasadan tasfiye etmeye kalkan ve vatandaşlık kavramından Türk’ü çıkartmaya kalkan Numan Kurtulmuş, Meclis Başkanı sıfatını taşıyamaz. Umulur ki Sayın Cumhurbaşkanımızın bu beyanattan haberi yoktur, o zaman müdahale etmelidir. Müdahale etmiyorsa o da sorumludur. Bunu başaracak hiçbir güç yoktur, bütün partiler birleşse de başaramayacaklardır çünkü karşılarında Vatan Partisi ve Türk milleti olacaktır. Yani sizin esas takıldığınız, yoksa yeni bir anayasa girişiminin olması mı? Yeni anayasa… Üreticilerin baş tacı olduğu, Türkiye’nin bağımsızlığına ve bütünlüğüne dayanan, gerçek bir halk demokrasisi; yani köylerden başlayarak, ilçeler, iller ve merkeze kadar halk meclisleriyle Türkiye’yi yöneten, Türkiye’nin bağımsızlık ve bütünlüğü konusunda kararlı bir anayasa, Türkiye’nin ihtiyacıdır. Ancak yapmak istedikleri, Türkiye’yi dağıtan bir anayasa.

Aynı ifadelerde şunu da söylüyorlar: “İlk dört maddeye kimse dokunmayacak.” Söz konusu olmadığını söylüyorlar. “64 madde de ilk dört maddeye dokunmadan yapılıyordu” diyorlar. O ilk dört maddeye kimse dokunamıyor çünkü anayasa maddesi. Ama ilk dört maddeye dokunmuyorlar; dört maddenin ırzına geçiyorlar. 64 maddeyle o dört maddenin ırzına geçiyorlar. Dört madde kalır mı? “Türk”ü çıkarttığınız zaman hangi dört madde kalıyor? Bana bir tane madde gösterin. Dört maddenin dördü de neye dayanıyor? Türk milletine dayanıyor, Türk devletine dayanıyor; onun birliğine, bütünlüğüne dayanıyor. Türk devleti yok, Türk milleti yok. Ne var? Kimliksiz bir halk var. Kimliği, tarihi, geleceği olmayan; köleleştirilmiş, Amerika’nın dayatmalarına boyun eğen bir kalabalık var; halk bile değil. Yapmak istedikleri anayasa bu olur o zaman, 64 madde diyorsa.

O 64 maddeyi biz darmaduman ettik. Kaldı mı onların 64 maddesi? Tekrar hortlatıp getiriyorlar. Çürüdü o. Kokuşmuş bir şeyi tekrar Türkiye’nin önüne koyabilirler mi? O kadar şehitten, o kadar mücadeleden sonra… Türk milleti var ama siz Türk kavramını 64 maddeyle çıkartacaksınız. Partilerin uzlaştığı bir 64 madde vardı. Peki niye geçemedi? Vatan Partisi’nin önderliğindeki mücadeleyle. Bakın orada da tek başımıza mücadele ettik. Uzlaşan partiler kim? AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi değil mi? Bugünkü İYİ Parti şuydu buydu, onlar da o zaman arasındaydı. Uzlaştılar. Demek ki biz onlardan büyükmüşüz. Türkiye’nin iki büyük partisi o zaman uzlaştı ama Vatan Partisi demek ki onlardan daha güçlüymüş. Çünkü Türk milletinin özlemlerini, fikriyatını ve kültürünü paylaştığı için Vatan Partisi buna izin vermedi. Vatan Partisi’nin etrafında birçok partiden insan buluştu, birleşti. O Milli Anayasa Hareketi’nde; Sayın Hasan Korkmazcanların önderliğindeki o harekette, o zaman Vatan Partisi dışından çeşitli partilerden önemli şahsiyetler de vardı ama Vatan Partisi o hareketin merkezindeydi, çekirdeğindeydi.

Yarın bir basın toplantısı yaparak bu konuyu Türk milletinin gündemine getiriyoruz. İstifaya davet ediyoruz. İstifa etmesi, oradan indirilmesi gerekir. Bakın bunu üçüncü defa söylüyorum. Orada kalamayacaktır o. O 64 maddeye gönderme yapan şahsiyet, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı koltuğunu işgal edemez. AK Parti de bundan sorumludur. Bu, CHP’lileşmek demektir. AK Parti’nin bugünkü CHP’leşmesi… O zamanki CHP’nin içinde o 64 maddeye isyan eden milletvekilleri vardı ama onları da harcadı CHP. Sayın Birgül Ayman Güler, Süheyl Bey, Emine Ülker Tarhan… Onları Cumhuriyet Halk Partisi harcadı ve bu hale geldi. Cumhuriyet Halk Partisi kendisini harcadı; içindeki vatanseverleri tasfiye ederek kendisini bitirdi ve en sonunda bugün ismini bile bilmediğimiz bir şahsın genel başkanlığına düştü.

Yarınki basın toplantımızın saatini de söyleyeyim; 13.00. Bütün basını da davet edeceğiz, hemen harekete geçiyoruz. Sırf sohbet sırasında dikkatsiz bir şekilde içinden geçenleri ifşa etti, açığa vurdu diye görmüştüm ama yazılı olarak da yolladıklarına göre… Tabii internet sitelerinin hepsine yer oldu zaten. Burada sorumlu Cumhurbaşkanıdır, açık söyleyeyim. Eğer sorumlu değilse, Cumhurbaşkanı yarın bir tezkere yazar, Meclis Başkanı derhal istifa eder. Bunun için Meclis ayağa kalkmalıdır. Eğer Türkiye’de bir Büyük Millet Meclisi varsa, böyle bir başkan orada oturamaz. Türk milletini de ayağa kaldıracağız.

En son anayasaya geldiğimiz zaman; siz bu metnin basına dağıtıldığını söyleyince bütün bu akşam yaptığımız çalışmanın en önemli maddesine gelmiş olduk. Sayın Pencek, çok teşekkürler. Buradan bizi dinleyen basına da davet yapalım. Yarın hepsini yollayacağız. Saat 13.00’te Vatan Partisi’nin İstanbul İl Merkezi’nde, Numan Kurtulmuş’un 64 maddeye gönderme yapan o açıklamasıyla ilgili, kendisini istifaya davet eden; Cumhurbaşkanı’na ve Devlet Bahçeli’ye de görev daveti yapan bir basın toplantısında basınla buluşmak istiyoruz.

Haftanın kitabı bölümüne geldik. Konumuz Türk-Sovyet işbirliği idi. Mehmet Perinçek’in, “Kafkasya’da Türk-Sovyet Askeri İşbirliği 1922” adıyla, tamamen Sovyet arşivlerinden derlenmiş çok önemli bir belgesel çalışması var. İstiklal Savaşı yıllarında Doğu Cephesi’ndeki askeri işbirliği… Bu konuda Türkiye’de pek çalışma yapılmamıştır çünkü mevcut Atlantik sistemi, Sovyet düşmanlığı üzerine kuruluydu. Ay yıldızlı asker şapkamızla Sovyet asker şapkasını iki kılıçla birleştiren bu kitabı bugün öneriyoruz. Türk-Rus askeri işbirliğinin tekrar gündemde olduğu, Kafkaslar’da o zaman yaptığımız işbirliğini şimdi Suriye’nin kuzeyinde yapacağımız bir ortamda, arşivlerde dirsek çürüterek yazılmış bu çok kıymetli kitabı öneriyoruz.

Müzik olarak da sanatçımız Mehmet Özbek… Hepimiz onu Kerkük türküleriyle tanıyoruz. Bir rahatsızlık geçirdi, ona geçmiş olsun diliyoruz. Meşhur bir Kerkük divanı vardır: “Gülüm Gel, Ben Seni Seveli”. Müzik olarak da onu paylaşalım. Sayın Serdar Üsküplü, Sayın Emre Aykın ve Sayın Perinçek, hepinize çok teşekkür ederiz. İzleyicilerimizden çok güzel mesajlar geldi, açıklamalarınız karşılık buldu. Değerli izleyiciler, haftanın müziğiyle sizleri uğurluyoruz. Ulusal Kanal ekranlarından ayrılmayın, görüşmek üzere.

(Türkü dinletisi) 7 bölge 4 iklimde, zamanın sınırsızlığında… Türküler bizi söyler, biz türkülerimizi. Devrim Aşkın Karasoy’un hazırladığı “Yurdumuzun Türküleri”, hafta içi her gün saat 11.30’da Ulusal Radyo’da.

Paylaş