Çıkış Yolu | 26.11.2024

Çıkış Yolu | 26.11.2024

Mesajlar geldi.Evet, bugün şu ana kadar Nuh’un Gemisi yaptık.Editörümüz de yazdı tesadüfen.O da buluştu.Damla arkadaşımız da Nuh’un Gemisi zamanı gelmiş diye.İzmir’den, Antalya’dan, İstanbul’dan iki izleyicimiz WhatsApp’tan yazdı.Tarih sohbetleri ilgili izleniyor ve bekleniyor.Bugün yaptık işte mesela.Bu program Nuh’un Gemisi’ne bindik.Yarım saat planlıyorduk ama çok güzel bir saat konuşmuş olduk.Ben de çok, siz de çok tadı aldınız.Bir de Çağıl Çayır gibi genç akademisyenlerimizi keşfetmek.Siz peşine düştünüz, buldunuz.Kaynak yayınları da elinden tutmuş oldu.Böyle nice araştırmacı genç arkadaşımız vardır.Biz onları teşvik etmemiz lazım.Hatta buradan bizi izleyenleri de duyuralım.Çağıl Çayır’ı Sayın Genel Başkan peşine düştü, buldu, kitabını bastı.Onlar bize gelsinler, eserlerini tanıtalım, duyuralım.Bir de Almanya’da okuyan 3-4 milyon insanımız var.Bunların gençleri var.Artık şimdi onlar gimnazjumları bitiriyorlar.Çeşitli yüksek üniversitelere, okullara gidiyorlar.Onlara şeyi öneriyoruz, tarihe yönelik Almanya’da.Mesela o demin söylediğim Viyana Okulu, o Floralar, Kopersler, Şimitler, Menginler falan 1930’lar, Türk tarihiyle ilgili çok önemli keşifleri olan bir okulu, Viyana Okulu.Onlarla ilgili işte ben biraz kitaplarımda onlardan bahsettim ama Viyana Okulu Türk bilmiyor.Oraya yönelebilirler, yoğunlaşabilirler, tarih okuyabilirler.Teşvik etmemiz lazım.Yani mühendis, mühendis olunuyor, işletmeci olunuyor, ekonomi olunuyor, hukukçu olunuyor, o kadar çok ki.Ama Almanca bilen tarihçiler, Çince bilen tarihçiler, dil bilimcileri, bunlara çok ihtiyacımız var.Biz Aydınlık’ta Yüksek Öğretim Kurumu’nun sitesindeki tezleri belirli aralıklarla inceliyorduk.Oradan haberler çıkarıyorduk.Çünkü çok nitelikli tezler yapıyor genç araştırmacılar.Gülçakır isimli bir doktor 9 Eylül Üniversitesi’nden Cumhuriyet’in çocuk yetiştirme kültürü isimli bir tezini bulduk.Sonra Aydınlık ve Ulusal Kanal’da da haberleştirdik.Orada Cumhuriyet nasıl Gürbüz çocuk istiyor?Neden istiyor?Cumhuriyet nasıl anne istiyor?Çocukları eğitirken beden gelişimi, fikir gelişimi ne ilişkin?Çok güzel makaleler.Firdevs Gümüşoğlu’nun da yine buna benzeyen Cumhuriyet’in çocuk eğitimiyle falan ilgili bir kitabı var.Onu okumamıştım.Bizim kaynak yayınlarından çıktı Firdevs Gümüşoğlu.Belki yeniden baskısını yapmak gerekir.Tam da zamanı şimdi çocuklarla ilgili.Çocuk eğitimi mi?Şimdi ismini tam hatırlamıyorum ama evet, onun da o yönde bir çalışması var.Genç akademisyen Gülçakır, Behice Bora’nın 1930’lu yıllardaki çocuk eğitimine dikkat edilmesi gereken usüller diye makalelerini bulmuş.Çok güzel anlatıyor çocuk yetiştirirken nelere dikkat etmek gerekir diye.Şimdi Sayın Genel Başkan isterseniz gündeme girelim.Emekçiler siyasi aranaya gümbür gümbür girdi.Evet.Bir anda biz de ulusal kanalda dedik ki emekçiler sahneye çıkıyorsa televizyonun bütün dikkatini oraya halkımızın da dikkatini oraya yönlendirmemiz lazım diye Ankara büromuz Hemen gitti, çadırı kurdu eylem alanında.Sabri arkadaşımız, Ekrem Demir arkadaşımız, temsilcimiz Adnan Türkan arkadaşımız.Bir haftadır oradan çok güzel yayınlar yaptılar.Ulusal Kanal Yapım ekibi de dört tane klip çıkardı.Bugün yayın sonunda bir tanesini yine göstereceğiz, son klibimizi, dördüncü klibimizi.Emekçilerimizi dinledikçe Türk Anadolu insanının ne kadar kalender olduğunu, yapıcı, olumlu ve kararlı olduğunu gören çok sayıda örneğe rastladık.Burada sendikaları hükümet Sizin şartlarınızı iyileştirelim Çalışma koşullarınızla ilişkinde iyileştirmeler yapalım Siz bu özelleştirmelere Sesiniz çıkarmayın diyerek teklifte bulundular Sendikalar biz Çalışma koşullu değil Türkiye’nin koşullarını düşünüyoruz özelleştirmeye karşıyız Diyerek kararlılıkla Karşı durdular fakat bakan da bugün özelleştirmede kararlı olduklarını açıkladı Bundan sonra bu mücadele nereye varacak?Bu şimdi Türkiye ekonomisinin kurtuluş mücadelesidir.Türkiye bugün ekonomik olarak çok büyük zorluklar içerisinde.Herkes günlük hayatında bunu yaşıyor.Ama buraya niçin Türkiye geldi 1980’den sonra?Aslında bir, özelleştirmeyle kamu ekonomisini, büyük dirilişler oldu 89-90 işçi bağrı özelleştirmeye karşı, tam da özelleştirmeyi tam yapamadılar.Ama sonuç itibariyle kamu ekonomisi Türkiye’de özel sektör ekonomisinin gelişmesi için de çok önemli.Yani kamu ekonomisini yıktığın zaman Türkiye ekonomisini yıkarsın.Yalnız özel sektörle Türkiye’nin gelişme şansı yok.İkincisi tarıma destekler.Yani bakın özelleştirme tek başına gelmedi.Bir özelleştirmeyle kamu şirketlerinin özel sektöre devri, hatta yok edilmesi geldi.İlk önce özel sektöre devri, sonra ne oldu?Satılması, yabancılara verilmesi, hatta kapatılması kapısını açtı özelleştirme.İkincisi, tarıma destek akçelerini kaldırdılar.Köy ekonomisini, kırsal ekonomiyi, tarım ekonomisini baltaladılar.Bu çok çok önemli.ve gümrükleri kaldırdılar.O da ne oldu?Gaziantep’i, Kayseri’yi, Denizli’yi, Konya’yı, Trabzon’u, Diyarbakır’ı her neyse yani küçük, orta boy sanayimize ağır darbe vurdu.Çünkü gümrükleri kaldırdığımız zaman aramalları, sanayideki birçok aramalı Avrupa’dan, Amerika’dan yabancı ülkelerden gelmeye başladı.Sonuç itibariyle özelleştirme tek başına değil, tarıma desteklerin kalkmasıyla, gümrüklerin kaldırılmasıyla ve aynı zamanda Kemalist devrimden bize kalmış olan halkçı ekonomi kurumlarının tasfiyesi ile birlikte yürütüldü bu program.Dolayısıyla özelleştirmeye karşı mücadele aslında Türkiye ekonomisinin yeniden dirilmesi mücadelesidir.Yeniden ayağa kalkması ve bu çıkmazdan büyük bir çözümle çıkması mücadelesidir.Dolayısıyla bunu sırf işçilerimizin ekmek mücadelesi olarak görmeyelim.Çayırhan işçilerinin ekmek mücadelesi doğru ama öte yandan hepimizin ekmek mücadelesi.çayıran işçilerin ekmek mücadelesi bütün Türk milletinin ekmek mücadelesidir.Çünkü sonuç itibariyle bizi ekonomik bakımdan yoksullaştıran, çok zor durumlara sürükleyen ve bugünkü enflasyon denen ondan sonra fiyat artışlarını getiren programın en önemli maddesidir özelleştirme.Dolayısıyla özelleştirmeye karşı mücadele bayrağı altında maden işçilerimizin Harekete geçmesi Çayırhan’da.Diğer maden işçilerini de ateşledi.Gümis, Genel Maden İş Sendikamız Zonguldak’tan hemen dayanışmaya girdi.Hakan Yeşil başkanın önderliğinde.Nurettin Akçov, diğer sendikalarımız da bu konuda işçinin önündeler, çok başarılı.Küçük kızımız babamın Babam evimize ekmek getirsin, babamın maden ocağını özelleştirmeyin diye, o bütün işçi ailelerinin yüreğini dillendiriyor.Çok güzel.Beraberiz.Özelleştirmeye karşı mücadele eden Çayırhan işçilerimizle, bütün maden işçilerimizle ve bütün işçi sınıfıyla beraberiz.Bu, Türkiye’nin önündeki Çıkmazlara karşı büyük çözümün mücadelesidir.Türkiye şimdi büyük bir çözüme gidiyor.O çözüm nedir?1980’de Türkiye’ye dayatılmış olan, ondan sonra borçlanma ekonomisinden vazgeçmek, tekrar bir üretim odaklı ekonomiye yönlenmek.Çayırhan ne diyor?Bu diyor, üreten, son derece verimli bir işçi.Çayırhan işletmesi, enerji işletmesi.Enerjimizi kamu sektörüyle yürütelim.Bunu özel sektöre devrettiğimiz zaman, bize ne kadar garantiler verilirse verilsin, işte işten atmayacağız, ücretiniz şu olacak falan filan.Mesele bu değil ama özelleştirme sonuç itibariyle kamu ekonomisinin tasfiyesi bütün Türk milletini yoksulluğa sürükleyen programın en önemli maddesi.Dolayısıyla özelleştirmeye karşı bir programda odaklanması, bu mücadelenin hepimizin mücadelesi olduğunu gösteriyor.Buradan Çayırhan işçilerini yürekten selamlıyoruz.Bütün Türk milleti için, Türkiye ekonomisi için, Türkiye emekçileri için, hatta şunu da söyleyeyim, Türkiye’nin sermaye sahipleri için de bu mücadele sonucu itibariyle, yani sermaye sahipleri de Türkiye ekonomisinin büyümesiyle, üretmesiyle sermayelerini büyütebilirler.Aynı ekmek teknesine bağlılar.O bakımdan bütün Türk milletinin önünü açacak büyük bir mücadelenin bayrağını şu anda yüksekte dalgalandırıyor Çehran işçileri.Onları selamlıyoruz.Selam olsun diyoruz Çehran işçilerine.Ben de onları ziyaret edeceğim.Buradan şimdiden onları kutluyoruz.Bizi izleyen emekçi, şu anda eylemde olan emekçilerimiz de mesajlar gönderiyor.Onlara da çok selamlarımızı iletelim.Şimdi bugün bakan Sayın Bayraktar özelleştirmede kararlı olduklarını söyledi.Yani burada demek ki eylemlerin ilmesi artacak.Bunu Türkiye Başkanlar Kurulu toplantısının eylem alanında toplama kararı aldığını duyurdu.Ergun Atalay başkan da zaten ilk günden itibaren emekçilerin yanında kararlı mesajlar verdi.Bir açlık grevi tartışması içindeydi işçiler.Sonra bir Ankara’ya yürüme.Zonguldak’taki işçiler bize Ankara’ya yürürüz gerekirse diye bir açıklama yaptılar.Şimdi böyle arka arkaya karşılıklı böyle özelleştirmeci kuvvetlerle kamurcu kuvvetler birbirini bir nevi yoklayan açıklamalar yapıyor.El ense çekiliyor.Evet yani herkes biz de bunu yaparız diyerek.Şimdi geçen senelerde sizin şöyle bir eleştiriniz olmuştu bu mücadelede.Ben hatırlıyorum 2000’li yılların başında sizinle Seydişehir fabrikasında binlerce işçi, emekçinin babası Perinçek Hoşgeldin sloganlarıyla karşılanmıştı ve siz oradaki konuşmanızda 2000’li yılların başında diye hatırlıyorum.Bu mücadele Seydişehir’in değil, özelleştirmek istenen bütün kuvvetlerin sahneye çıkması gereken bir mücadeledir demiştiniz.Orada da biraz şöyle bir dokunmada bulunmuştunuz sendikalara.Böyle parça parça alıyorlar elinizden.Siz de bütün bu özelleştirme karşı mücadeleyi bir türlü birleştirerek, hatta emekçilerin siyasallaştırarak iktidara hamle yapmasını sağlayacak bir yol açmıyorsunuz, açmanız lazım diye eleştirilerde de bulunuyordunuz.Şimdi burada ben bu mücadeleyi izlerken, tabii ulusal kanalda her gün emekçilerimize nasıl destek olabiliriz diye planlarken hep sizin o dönemki uyarılarınızı hep anımsıyorum ve Demek ki Çayırhan’da bir mücadeleye yükseldi.Zonguldak hemen bir anda aslında orada da siyasi bir müdahale vardı.Yani siyasilerin de özellikle Vatan Partisi yöneticilerin de burada yapıcı olumlu rol oynadığını, savaş orucu Utku Bey’i Ankara’da biliyoruz.Şimdi oradan bir ses çıktı.Peki bu ses şu anda nasıl daha gür hale getirilebilir ve sonuç alıcı bir eylemin öne açılır?Bakın şimdi işçi sınıfı da kendi tecrübeleriyle programlarını olgunlaştırıyor, daha kapsamlı ve bulundukları işletmenin ötesinde bütün emekçi sınıfı kucaklayan, sınıfları kucaklayan ve milleti kucaklayan programlara doğru ilerliyorlar.Şimdi o ilk özelleştirme çıktığı zaman, bunu bütün sendikacılar da her toplantıda ifade ederler, vatan partisi dışında özelleştirmeye karşı tavır alan hiçbir parti ve kurum yoktu.Sendikalar bile özelleştirme olsun ama iyi özelleştirme olsun.Doğru özelleştirme var, yanlış özelleştirme var gibi çok büyük bir yanlışın içindeydi sendikalarımızda.Vatan Partisi tek başına özelleştirme, hatta sol geçinen bir takım partiler vardı.Ondan sonra bütün hepsi, yani vatan partisi dışındaki, sol geçinen partilerin hepsi, işte iyi özelleştirme olsun.Yani özelleştirme yanlış değil ama özelleştirmenin doğrusu var, yanlışı var.Falanca kurumun özelleştirmesi doğru.gibi çok yanlış ve özelleştirmeye boyun eğen bir tavır içindelerdi.Biz tek başımıza Vatan Partisi olarak özelleştirmeye karşı çıktık ve dedik ki özelleştirme yani kamu işletmeleri vatandır, vatan satılmaz.Tekerler vatandır, vatan satılmaz.Sümerbantlar vatandır, vatan satılmaz.Telekomlar vatandır, vatan satılmaz.Bakın bugün de çayıran işçileri enerji vatandır, vatan satılmaz diyor.Bu çok önemli.Burada mesele sırf orada çalışanların ekmeği, işi meselesi değil.Vatan satılıyor, vatan özelleştiriliyor.Vatan özel çıkara teslim ediliyor.Kamu ekonomisi tasfiye ediliyor.Bu, vatanın satılmasıdır.Bu noktaya gelindi.Sizin bahsettiğiniz o alüminyum tekerler, sümerbanklar, öyle Hatıralar var ki, mesela şimdi şeyi hatırlıyorum.Bu Tekel, Maltepe Tekel.Maltepe’de geldi, yağmur yağıyor.İşte Maltepe Tekel’de o yağmurun altında yürüyüşler yapıyordu.Ve işte orada Tekel vatan satılmaz.Ve gözyaşları yağmur sularına karışıyor.Ben bunu yaşadım.Yani yağmurun altında yürürken, ondan sonra işçilerle beraber, o işte tekel vatandır, vatan satılmaz, gözyaşlarının yağmur suyuna karıştığını gözlerimle gördüm ve onu yaşadım.Yani böyle bir mücadeleden geçtik.Ve işçi sınıfı orada Türkiye’ye yönelik büyük taarruza en ön cephede göğüs gerdi.Çok önemli.Asker gibi.Türkiye ekonomisini ön cephede savunan büyük bir mücadele verdi.Şimdi o mücadele tecrübelerinden buraya geldik.Sendikalarımız artık 1890 dönemindeki gibi değil.Yani özelleştirmenin iyisi var, kötüsü var.diyen tavır bitti.Şimdi sendikalarımız özelleştirmeye, işte TESİŞ olsun, diğer enerji sendikaları, maden sendikaları, GİMİS ve diğer maden sendikalarımız, Türkiye Madeniş olsun, GİMİS olsun, hepsi şimdi ne oluyor?En ön cepheden özelleştirmeye karşı mücadele ediyorlar.Ergün Atalay, Türkiye Genel Başkanımızı da burada anmalıyız.O çok önemli bir strateji kurdu.Vatanla emek arasındaki birliği Bu stratejinin temelini oturttu.Yani vatan mücadelesi, emek mücadelesidir.Emek mücadelesi, vatan mücadelesidir.Bu ikisi arasında birlik çok çok önemli.Bu temele oturttu.Bu öyle bir strateji ki, sonuç itibariyle bütün milleti, bütün vatanseverleri ve bütün milleti, emekçiyle bütünleştiren, birleştiren strateji.Onun için şunu söyleyeyim, el mi yaman, bey mi yaman.Yani biraz evvel bakanımızın, sayın bakanımızın, biz inat ediyoruz, özelleştirme yapacağız, sözlerine karşı söylüyorum.El mi yaman, bey mi yaman?Biliyorsunuz, el Türkçe’de halk demektir.Yani hem halktır, hem ülkedir, hem devlettir el.Ondan sonra, şimdi bey mi yaman, ondan sonra, yani özelleştirmeciler mi yaman, yoksa halk mı yaman, emekçiler mi yaman, böyle bir sürecin içindeyiz.Ve Türkiye bir karara ilerliyor.O karar nedir?Emekçilerin öndenlik ettiği, üretim odaklı bir ekonominin kurulması.O üretim odaklı ekonomide de kamuculuk, devletçilik vazgeçilmez.Yani devlet sektörü ile özel sektörün uyum hâlinde olduğu, milletin çıkarları temelinde bir ekonomi, üretim odaklı bir ekonomi.Türkiye oraya doğru gidiyor.Onun için bu mücadeleler aynı zamanda yol açan, Dağları yarıp geçen mücadeleler, yol açan mücadeleler, o bakımdan da çayıran işçilerimiz, polonez gıda işçilerimiz, yine belediye işçilerimiz her yerde, aynı zamanda mesela belediye işçilerimiz ne oldu?Sendikalara karşı da başkaldırdılar.Yani o DISK’in belediye işçilerini satan, CHP belediyeleriyle işbirliği yapan tavrına da meydan okudular.Bu da çok önemli.Türkiye’nin sendikacılık tarihi bakımından.DİSK’in yabancı ülkeler tarafından fonlanıyor.İşte o yabancı ülkeler tarafından fonlanan DİSK’in belediye şeyleri, sendikaları sonuç itibariyle işçiyi belediyelere satan uygulamalara kalkıştı ve ona işçi isyan etti.Bu da bizim sendika ve işçi tarihimizde çok önemli bir gelişme.AK Parti Yine özelleştirme dosyasını açtığına göre ve emekçilerin üstüne üstüne gittiğine göre çok mu çaresiz kaldı?Evet çok çaresiz.Yani bakın burada halkı karşısına alıyor, milleti karşısına alıyor, emekçi sınıfları karşısına alıyor.Çünkü ekonomisi çıkmaz da.Yani Türkiye’yi 500 milyar dolar devlet ve özel sektör olarak borca batırdılar.Bu 1980’de Turgut Özal ile başlayan ekonominin faturasını Türkiye yaşıyor.O 500 milyar dolar aynı zamanda çok önemli bir dış ödemeler açığı var.Çünkü borçlanma ekonomisi, efendim dışarıdan alalım, dışarıdan al, tamam, peki, nasıl alacaksın?Bir şey üreterek dışarıdan alabilirsin.Ama üretimin zayıf, az kaldığı zaman o dengesizlik neye yol açıyor?Borçlanarak alıyorsun.Ve şimdi öyle bir yere geldi ki Türkiye ekonomisi, alacaklılar kapıyı çalmaya başladı, hacizciler geldi, kapıya dayandı.Bu durumda AK Parti’nin Turgut Özal’dan beri devam ettirdiği ekonomi çıkmaza girdi.Bu çıkmaz da bir çırpınış.Hani özelleştiririm, şuradan birkaç milyar dolar daha kurtarırım, durumu idare ederim.Bu durumu idare etmeleri falan mümkün değil.Türkiye buradan üretim odaklı bir ekonomiyle çıkacak.Bakın kalkıyorlar, madenlerimizi özelleştirmeye kalkıyorlar, enerji sektörümüzü.Halbuki 500 milyar dolar, yabancı bankalara yatırılmış şeyler var.Büyük zenginlerimizin mevduatları var.O çok daha kolay aslında.Yani o yabancı bankalardan o 500 milyar doların Türkiye’ye getirilip yatırım sermayesine dönüştürülmesi, kimsenin parasına da el koymayacaklar.O 500 milyar doların sahipleri yine o 500 milyar doların sahibi olacaklar ama o para yabancı bankalarda yatmayacak, yabancı ülkelerin ekonomilerine hizmet etmeyecek.Çünkü o bankalardan o ülkelerin ekonomisine kredi olarak gidiyor.Ne olacak?Türkiye’ye gelecek ve yatırıma yönlendirilecek ve Türkiye’nin ekonomisi tekrar rayına oturacak ve üretmeye başlayacak.Banka kasalarında 300 milyar dolar değerinde altın kilitlendiğini bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz ifade etti.O 300 milyar dolar niye banka kasalarında o altınlar yatsın?Üretime, yatırıma yönlendirdiğimiz zaman Türkiye ekonomisinin meselelerini, problemlerini çözeriz.Böyle bir çözüm varken Buna yönelmiyor hükümet ne yapıyor?Sonuçta özelleştirme falan birkaç milyar dolar daha satarak nasıl durumu idare edelim?Ama bir süre sonra, bakın Rusya’ya karşı uygulanan yöntemler ve doların tedavülüne karşı Amerika Birleşik Devletleri’nin yaptığı uygulamalar, yani doların serbest piyasada dolaştırılması, bir yerden bir yere nakledilmesine müdahale etmeye başladı Amerika Birleşik Devletleri.Bu aynı zamanda Türkiye için de bir alarm.Yani yarın bir gün o 500 milyar dolarımız yabancı bankalarda Sonuç itibariyle doların bütün dünyadaki dolaşımı, New York’un, Amerika’nın kontrolü altında olduğu için, bir gün o milyar dolarları çekmeye kalktığın zaman, Türkiye ile Amerika gittikçe karşı karşıya geliyor.O milyar dolar o yabancı bankalarda rehin haline gelebilir.O tür tehlikeleri de buradan hatırlatıyoruz.Peki emekçilerimizin Çayıran’a selamlar.Emekçilerimizin mücadelesinin yanındayız.Burada Vatan Partisi yanındayız.Bütün millet onlarla birlikte.Hükümeti de buradan uyarıyoruz.Çok yanlış bir uygulama olur.Özelleştirmede inat etmek, ısrar etmek.Bunun sonu yok.Bu aynı zamanda AK Parti iktidarının da sonunu getirir.Onu çok açık söyleyelim.Burada onlar için hiçbir çıkış yolu yok.Dolayısıyla bu hükümetin aklı varsa buradaki özelleştirmeden vazgeçer.Yoksa işçileri, tamam biz sizin ücretleriniz düşmeyecek, ondan sonra iş garantisi veriyoruz, özelleştireceğiz, işverene vereceğiz ama verirken de siz burada işçi olarak kalmaya devam edeceksiniz.O zaman zaten özelleştirme olmaz.Özelleştirmenin bir tek sebebi vardır, işçinin maliyetini düşürmek.Ücretleri düşürerek, bir kısım işçileri işten atarak, ondan sonra o işletmede işçinin maliyetini düşürmek, o işletmeyi kârlı hale getirme diye önerilen şey.Dolayısıyla işçi için, millet için yararlı bir özelleştirme yok.Sonuç itibariyle özelleştirmenin kendisi, kamu ekonomisinin tasfiyesidir.Ve özel çıkarcılığa Türkiye ekonomisinin kurban edilmesidir.Peki teşekkürler Sayın Genel Başkan.Biraz dış politika, aslında dış politika Türkiye’de hep iç politika aynı zamanda.Sayın Hakan Fidan’ın açıklamalarına ilişkin bir soru sormak istiyorum.Sizinle 3 hafta önce Sayın Bahçeli’nin çıkışını konuşurken Türkiye imayesinde Kürdistan planına dikkat çektiniz.Ve ta 80’li yılların sonundan itibaren Aydınlık’ta yayınladığınız haberleri hatırlattınız.Ve niyeti ne olursa olsun hem PKK’ya alan açan ve yeniden o planı raftan indiren bir sürecin kapısı açılıyor diye uyarıda bulunmuştunuz.Sonra Sayın Fidan’ın Hürriyet Gazetesi’nde Suriyeli muhalifleri Suriye yönetimine anlaşmalısınız beyanını manşete taşıyınca onu da eleştirmiştiniz.Bunun üzerine Sayın Bahçeli ısrar etti tekrar Öcalan’ın mecliste konuşturulması ve bugün de Demirlilerle yüz yüze görüştürülmesi diye ısrar ediyor.PKK’nın muhatap alınmasında ısrar ediyor.Biz bu süreçleri haberleştirirken hami kelimesini duyunca haber merkezinde tabi Sayın Hakan Fidan’ın bir de tabi muhaliflere ilişkin Suriye yönetimine dayatma anlamına gelecek olan açıklamaları da daha çok yeniyken gazetecilerle buluşmasını da izleyicilerimiz için hatırlatalım.Biz Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin hamisiyiz kelimesini kullanmıştı Sayın Fidan.Tabi bizde hem Aydınlığın hem de Ulusal Kanal Haber Merkezleri birbirimizden habersiz bir şekilde anahtar kelimeyi görünce tabi eski haberlerimize ilişkin bir haber ürettik.Siz de bugün hem Aydın’dan hem Ulusal’dan bu haberi doğru değil.Çünkü Hakan Fidan’ın konuşmasının bağlamında bu yok demiştiniz ve bir haber merkezlerimize uyarıda bulunmuştunuz.Deneyimlerinizi aktarmıştınız.Çünkü burada sürecin kendi özgürlüğünü tam kavramanız gerekiyor diyerek tecrübelerinizi aktarmıştınız.Ben şimdi bunu böyle bizim haber merkezlerimizdeki tartışmayı böyle burada aktarmak istedim.Ulusal kanal izleyenleri de tabii o kelimeyi ve aydınlık okurları duyunca hemen akıllarında o 80’den gelen plan.Ve şu anda AK Parti’nin de zigzaklı çizgisi, Esad’la ayak süren çizgisi de buna eklenince kaçınılmaz olarak acaba böyle bir plan mı dillendiriliyor diye düşünülüyor.Bu açıklamanın perde arkasında ne var?Ne demek istedi Sayın Fidan?Devlet Bahçeli gerçekten Türkiye himayesinde Kürdistan planına Amerika’nın ve İsrail’in teslim olmuş durumda.Yani bugünkü açıklaması Sayın Bahçeli’nin.Biz de orada devam ediyoruz.Ondan sonra silahsızlanma çağrısını PKK, APO yapsın, ondan sonra APO yapsın, orada ısrar eden bir tutum içerisinde.O aslında Türkiye’yi maalesef Kürdistan planı.Yani sonuç itibariyle silahsızlandırıcı silahları bırakacak ama silahları bırakma karşılığında da Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin hakim olduğu veya PKK’nın hakim olduğu bölgede bir Kürt devletçiyi kurulacak ve o Kürt devletçiyi de Türkiye’nin himayesine verilecek.Türkiye aynı zamanda hatta Irak’ın kuzeyindeki Kürt devletçiyi de Türkiye’nin himayesine güya verilecek.Dolayısıyla Türkiye güya Misak-ı Millî sınırlarına kavuşacak.Misak-ı Millî’yi Atatürk yapamamıştı, şimdi biz yapacağız havalarında.Türkiye’yi maalesef Kürdistan planını temsil eden bir güç var Türkiye’de.Onun baş temsilcisi de bugün de ısrar ettiğini söylüyor Sayın Devlet Bahçeli.Fakat Hakan Fidan’ınki başka bir şey.Yani orada haimi kelimesi nereden çıktı?Sordular gazeteciler, Kürtlerin hamisi kim falan diye.O tabii ki biziz dedi.Bana da sorsalar ben de aynı şeyi söylerim.Yani Kürtlerin korucusu Türkiye devletidir ve Türkiye’dir.Türk milletinin birliği içinde Kürt vatandaşlarımız ancak özlemlerine kavuşabilirler, başı dik özgür ve refah içerisinde yaşayabilirler.Dolayısıyla böyle hami kelimesini görünce hemen onu Türkiye himayesinde Kürdistan planıyla buluşturmamız yerinde olmuyor.O planın temsilcisi var bugün de zaten.İzniniz olursa Sayın Genel Başkanım, bugünkü gelişmeleri bir özetleyeyim, yorumunuzu rica edeceğim.Estağfurullah.Şimdi Sayın Bahçeli diyor ki Öcalan ile Dem grubu gecikmeksizin yüz yüze görüşmeli.Bahçeli’nin çağrısıyla eş zamanlı olarak Dem parti de İmralı’ya gidiş için Adalet Bakanlığı’na başvurdu.Hemen arkasından.CHP Genel Başkanı Özgür Özel de konuyla ilgili şehit gelmeyecekse, annelerin gözyaşı dinleyecekse meclis odaklı, samimi, şeffaf ve toplumsal mutabakata dayalı bir olacak.Bütün partiler içinde olacak, biz de oluruz dedi.Ak Parti’den şu ana kadar Bahçeli’nin talebine ilişkin bir açıklama gelmedi.Geldiyse arkadaşlarım uyarsın bizi.Şu ana kadar gelmemişti.Sessiz yani AK Parti.Bakıran, yani Dem Parti’nin şu anda lideri pozisyondaki kişi, Gazetecileri sorularını yanıtladı meclisin çıkışında bugün.Bir gazeteci Bahçeli ile görüşme oldu mu sorusunu sordu.Bakırhan, aramızda diyalog yok ama iyi düşünülmüş, çözümün aklı bir, tırnak içi ifadesini söylüyorum.Teşekkürler, editör arkadaşımız hemen gösterdi.Çözümün ve aklın yolu birdir.Dolayısıyla Ahmet Türk aracı mı sorusu soruluyor.Ahmet Türk’ün kendisi dem partidir, aracıya ihtiyaç duymayız diyor.Yani aslında Sayın Bahçeli ile Ahmet Türk arasındaki karşılıklı mesajlaşmayı da bizimle mesajlaşıyor diyerek veriyor.Şimdi burada demek ki Böyle bir pas atma, karşılıklı pas alma, süreci ilerletme durumu yaşanıyor bugünkü açıklamalarda onu gösterdi.Her şey ortada yani PKK açıkça söylüyor yani PKK’yı Türkiye’deki legal temsilcileri Devlet Bahçeli bir el uzattı diyor.Biz o eli tutuyoruz diyor.Ama diyor Tayyip Erdoğan diyor onunla birlikte değil.Onun ortağı olan.Yani manzara bundan ibaret.Kandille demarasında bir fark var mı bu süreçte?PKK içinde de iki eğilim olduğu gözüküyor.Yani bir böyle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail planları içinde çok açık tavır almaya başladı.Suriye’nin kuzeyindeki PKK örgütlenmesi, PKK, PYD, YPG.Açıktan Amerika ve İsrail bizim dostumuzdur.Bu İsmail Beşikçi tarafından ta 1970’lerde savunuluyordu.bir Kürdistan olacaksa bu ancak Amerika ve İsrail ile birlikte olur.Gerçekçi olalım diyordu İsmail Beşikçi.Ve bir takım Kürt örgütleri de bunu savundular.Yılında Amerika gelip Irak’ı işgal edip, Irak’ın kuzeyinde sözüm ona bir Kürdistan kurunca da PKK’da bu plana yattı.Yani bu iş Amerika ve İsrail ile olur.O plana yattı.Bu planda pürüz çıkartan Abdullah Öcalan Suriye’nin elindeydi.Suriye tabi Amerika ve İsrail ile beraber olmadığı için.Abdullah Öcalan’ı yönlendiriyordu.Orada da nasıl çözüm ürettiler?Abdullah Öcalan’ı Suriye’den çıkarttılar, Türkiye’ye verdiler ve PKK içindeki ikiliye son verdiler ve tamamen Amerika ve İsrail’e bağlanmış olan PKK’yı PKK’nın başına geçirmiş oldular.Ama her şeye rağmen PKK’nın içerisinde Amerika ve İsrail’le işbirliği yapan kanat hakim olmakla birlikte yani İran’la falan ilişkiler nedeniyle bir kısım PKK’nın da Suriye ve İran’la ilişkiler nedeniyle bir kısım PKK’nın da Amerika ve İsrail’le işbirliğine karşı olduğu gerçeği ortada.Onu da görmemiz lazım.Yeni Yaşam gazetesinde PKK’nın yayın organında her gün şu yorumları okuyoruz.Bu bir tuzak.Yani aslında orada biraz pazarlığı mı yükseltmeye çalışıyor?Güvenmeyen…Sonuç itibariyle…Tabi bir kere bence şuradan bakalım.PKK’nın silah bırakmasını herkes ister.Yani Devlet Bahçeli işte PKK’nın silah bırakması için uğraşıyor rolünde.Rolünde diyorum.Neden rolünde?Çünkü PKK’nın silah bırakmasına Devlet Bahçeli karar veremez.Veya Devlet Bahçeli’nin inayetiyle, yardımlarıyla, elini uzatmasıyla PKK’nın silah bırakmasına Abdullah Öcalan da karar veremez.Kim karar verir PKK’nın silah bırakmasına?Amerika ve İsrail karar verir.Amerika ve İsrail’in Batı Asya’daki stratejisi ise, bir ikinci İsrail Devleti’ni Kürdistan adı altında ikinci İsrail Devleti’ni kurmaktır.Sayın Bahçeli onlar bıraktıracağına biz inisiyatifi alalım, biz bıraktıralım mı?Bıraktıramaz, hayır yapamaz işte öyle bir yani lafla PKK ricayla, lafla bırakmaz.Çünkü tamamen Amerika’nın avucunda olan bir güç.Amerika’nın silahlandırdığı, Amerika’nın eğittiği, Amerika’nın avucunda olduğu bir güç.Siz Amerika’nın avucunda olan, İsrail’in avucunda olan bir güce yalvararak, rica ederek silah bıraktıramazsınız.Ama öcalan üzerinden bölmek, inisiyatifini kırmak kandilin mümkün değil mi?Yani ben ona itiraz etmiyorum.Hatta ben bundan 1-2 sene evvel televizyonlarda da söyledim.Bakın dedim yakında Türk Devleti.Ama bu…Şu anda sizin o cümleleriniz sosyal medyada çok dolaştırılıyor.Bu PKK’yı meşrulaştırarak olmaz.Bir yandan silahlı mücadeleyi Türkiye yürütür.Silahlı mücadeleyi Türkiye yürütürken de o direnen diyelim PKK güçlerini bölecek bir takım imkanları da devreye sokar.O nedir?Ocalan çıkar der ki silahları bırakın mesela.O bir imkandır.Ama onu meclise getirdiğiniz Meclise gelmese bile, o tür imajlar yarattığınız zaman, imgeler yarattığınız zaman, meclis kürsüsüne çıksın, dem grubuna gelsin falan filan, burada ne oluyor?PKK’yı meşrulaştırıyorsunuz, onun üzerine yürünmesini önlüyorsunuz.Hem Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk Polisi’nin PKK’yı tasfiye etme harekâtının karşısına çıkıyorsunuz.Hem de anayasa mahkemesine de bir mesaj veriyorsunuz.Diyorsunuz ki bunlar bizim muhatabımız, onlarla biz bu sorunu çözüyoruz.Artık bunları sakın kapatmayın falan diyorsunuz.Ama bir yandan da kayyum atamaları yapılıyor bu sürece.Ama o kayyum atamalarını yapan Devlet Bahçeli değil.Dikkat ederseniz Devlet Bahçeli’nin kayyum atamalarını destekleyen bir ifadesi de olmadı.Sonuç itibariyle kayyum atamalarından Devlet Bahçeli’nin hoşlanmadığını da görüyoruz.Kandil tam burada tuzak diyor ama.Kandil PKK yöneticileri diyor ki işte bakın burada bir sopa sopayı yumuşatarak vuruyorlar.Yani bize bir yandan el uzatıyor gibi yapıyorlar ama bir yandan da terörle karşılaşıyorlar.Onlar diyebilir.Sonuç itibarı bakın.Onu niçin diyor?Amerika ve İsrail ona öyle didirttiriyor.Yani beni doğrulayan bir şey bu.Amerika ve İsrail’in güdümünde olan PKK silah bırakmaz.Ve o silah bırakmamasını bana Amerika ve İsrail emrediyor o yüzden silah bırakmıyorum demeyecek tabii.Ne diye söyleyecek işte sizin dediğiniz gibi bize tuzak kuruyorlar falan.Mustafa Karasu zaten şunu söyledi Öcalan istediği kadar onu desin burada silahının elinde değil bizim elimizde diyerek açıkça söyledi.Merkezi doğrudan doğruya Amerika ve İsrail’e bel bağlamıştır.Amerika ve İsrail’in stratejik piyonudur PKK.Amerika ve İsrail’in stratejik piyonudur.Ne diyor?Obama da söyledi bunu.Kara gücümüzdür dedi.Bugün İsrail de söylüyor.İsrail’in dışişleri bakanı falan açık.Açık neyi ifade etti?Bizim dedi, Kürdistan’ı kuranlar, bölgemizdeki Kürt örgütleri bizim stratejik müttefikimizdir dedi.Şimdi bunlar artık açıkça dillendiriliyor.Onun için devlet bahçeliğinin falan bunda ısrar etmesi tek bir şeye yarıyor.Türk’ün iradesini zayıflatmak, Türk’ün Amerika ve İsrail’e karşı direncini kırmak, Hatta ve hatta kendi partisini eriterek ve AK Parti’ye de çok ağır kayıplar verdirerek toplum tabanında bu hükümetin devrileceği koşulları yaratmak.Yani bugün Devlet Bahçeli’nin esas yaptığı iş, Tayyip Erdoğan’ın başında olduğu hükümeti zayıflatmak, onun tabanını zayıflatmak ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Tayyip Erdoğan hükümetini devirmesinin koşullarını yaratmak.Bugün yaptığı iş budur.Ben niyetini konuşmuyorum.Anladım.Hizmet ettiği, nesnel olarak götürdüğü yer.Bütün halk görüyor bunu.Sayın Genel Başkan, AK Parti Grup Başkan Vekili Özlem Zengin az önce bir açıklama yapmış.Avukat İbrahim Erdoğan’a teşekkürler.AK Parti’den bir açıklama gelmedi şu ana kadar demiştim.Az önce ilk açıklama gelmiş.Sayın Zengin şöyle diyor, Türkiye için önemli bir sürecin içinden geçiyoruz.Devlet Bahçeli’nin girişim içinde bulunması Türkiye için son derece önemli.Yol açıcı bir fikir ortaya koydu.Bunu her boyutlarıyla değerlendirmek lazım.Ben Sayın Bahçeli’nin konuşmalarının bütünlük içinde olduğunu düşünüyorum.Bugünkü başvurularla ilgili olarak Malum başvuru Adalet Bakanlığına yapıldı.Dem eş başkanlarının görüşme talebi oldu.Talep Adalet Bakanlığı tarafından değerlendirilecektir.Henüz partimize müzakere edilecek bir süreç olmadı.Kararı Adalet Bakanlığı verecek.Bakın şimdi bu açıklamalar kendimizi AK Parti’nin yerine koyalım.AK Parti Koalisyon ortağı olan Cumhur İttifakı ortağı olan Milliyetçi Hareket Partisi’nin genel başkanına bir tavır alamaz.Neden tavır alamaz?O tavrı aldığı an baş aşağı gider.Yani AK Parti’nin içinde bulunduğu çıkmaz da bu.Kalktı yanlış müttefikler yaptı.Hüda Apar gibi, ondan sonra yeniden Refah Partisi gibi.Cesur, kararlı, milli güçleri birleştiren bir çizgide yaralamıyor, o çizgide ısrar edemiyor, öyle bir çizgiye giremiyor.Bir yandan da MHP ile olan ortaklığını sürdürmeye çalışıyor.Sürdürmeye çalışırken inisiyatif burada, kimde?Devlet Bahçeli’de.O bir çıkış yaptı ve Tayyip Erdoğan’ı dinlemiyor.Şimdi orada AK Parti önünde iki seçenek var.Devlet Bahçeli’ye meydan okuyacak.Ondan sonra onu okuduğu zaman, iktidarımı nasıl sürdürürüm muammasıyla karşı karşıya?Aslında iktidarını sürdürebilir ama o cesaret, o kararlılık, o strateji yok.Sonuç itibariyle Cumhur İttifakı’nı sürdürerek iktidarını ayakta tutmaya çalışıyor.O nedenle de devlet bahçeleriyle aramızda bir problem yok vs.diyor.Ama Bir yandan da çok ciddi problemler olduğunu görüyoruz.Aslında iki program çarpışıyor.Birisi Amerika ve İsrail’in avucunda olan PKK ile anlaşalım.Onu himayemiz altına alalım.Bunlar bizim kardeşimizdir.Kürtler bizim kardeşimizdir demiyor Devlet Bahçeli.Öyle diyor ama aslında onun söylediği Kürtler bizim kardeşimizdir değil.PKK bizim kardeşimizdir demeye getiriyor.Bir program budur.Öbür programda Suriye ile anlaşacağız.Irak, İran ve Rusya da bizi destekleyecek.ve Suriye’nin kuzeyindeki PKK’yı, PYD’yi, YPG’yi ve diğer DAEŞ gibi terör örgütlerini temizleyeceğiz.Dikkat ederseniz Sayın Tayyip Erdoğan da hem Suudi Arabistan dönüşünde hem Brezilya dönüşünde gazetecilerle yaptığı görüşmede bu programı savundu.Yani Suriye’nin kuzeyinde Suriye ile işbirliği yaparak PKK, YPG, YPD bunların adlarını andı ve DAEŞ bunları temizlemek ve yine Sayın Cumhurbaşkanımız biz bu adımları Irak, İran ve Rusya’nın da desteğiyle yapabiliriz diye bu ülkelerin adlarını da sayarak ifade etti.Yine Fuat Oktay eski Cumhurbaşkanı yardımcımız, Mecliste bugün Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı olan Fuat Oktay da İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ile konuştuktan sonra Türkiye’nin Suriye’nin, Irak’ın kuzeyinde Suriye’yle, Irak’la, İran’la ve Rusya’yla bütün bu ülkelerin adlarını saydı.İş birliği yaparak teröre karşı başarı kazanabileceğini söyledi.Dolayısıyla burada iki program çarpışıyor.İki strateji, hem program hem strateji çarpışıyor.Çarpışan ne?Devlet Bahçeli’nin PKK’yla anlaşalım, ondan silah bırakmalarını isteyelim, onu meşrulaştıralım çizgisiyle ki bu sonuç itibariyle yontuğun kazık sana batar.Yani onu açıkça söyleyelim.Efendim bu tabii Türkiye’ye misak-ı milliyi yapıyoruz, Türkiye’yi büyütüyoruz, enerji kaynaklarına doğru Türkiye’yi genişletiyoruz diye takdim edilmektedir, çok tehlikeli.Bir bu strateji ve program var.Bir de bugüne kadar başarının yolunu açan Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte sınırın ötesinde Türk Polisi ile Türk Silahlı Kuvvetleri ile Suriye Silahlı Güçlerinin işbirliği sonucunda Suriye’nin kuzeyinden PKK’yı, YPG’yi, YPD’yi, DAEŞ’i temizlemek.Cumhurbaşkanı Erdoğan hangi planda?Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarına bakalım.Suriye’de Arabistan dönüşündeki basın konuşması.Orada açık söylüyor.O zaman Suriye mi ayak sürüyor sorusu gelir.Yani ısrarla Cumhurbaşkanı Erdoğan Son bir senedir 3 ya da 4 kez Haydi açıklaması yaptı aslında.Suriye ayak sürmüyor.Yani bir takım planlar ortaya konuyor ama Burada kimin ayak sürüdüğü konusunda bir açıklama yapmak istemiyorum.Burada uzlaştırmacı olmak zorundayız.Yani her iki tarafın birbirine yakınlaşmasından yana bir tavrı vatan partisi sürüyor.Çünkü birisinin yanlış yaptığını söyleyerek bu süreci ilerletemeyiz.Ama olumlulukları ön plana çıkararak Suriye ve Rusya’nın, bu konuda Suriye ve Türkiye’nin Bu konudaki birbirine karşı olumlu tavırlarının ön planına çıkarak, olumsuz tavırları eleştirerek ve Rusya’nın, İran’ın, Irak’ın da bu süreci desteklemesi konusundaki faaliyetimizi devam ettirerek başarıya ilerleyebiliriz.Yönetmenimiz uyarıyor.Kısa bir reklam vermek zorundaymışız.Değerli ulusal kanal izleyenleri çok kısa bir reklam.Tekrar birlikte olacağız.Günaydın Şehir.Kadınlar yine erkenci.Mine Hanım çocuklarını okula bıraktı.Yapacağı çok iş var bugün.Ama önce kuaföre uğruyor.Paraf Kadın Kartı’yla kuaför de daha hazır diyecek.Rana ve Elif Hanım ise Paraf Kadın Kartı’nın spor merkezi indiriminden faydalandılar.Tanıştırayım mı?Zeynep ve Selin Hanım tiyatro için bilet aldılar.Ne de olsa kültür ve sanat harcamalarında özel indirimleri var.Pelin Hanım, sizin var mı paraf kadın kartınız?Olmaz mı?Elbette var.Daha dün kosmetik indiriminden faydalandım.Halkbank’tan kadınlara özel indirim ve fırsatlar sunan yepyeni bir kart.Paraf Kadın Halkbank.Bir gün büyük, her zaman kadınların yanında.Hazırlıklar tamam.Türkiye Kültür Yolu Festivali kapsamında şehirde Pablo Picasso var.Pablo Picasso resimden seramiye bir serüven Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya’da sanatseverleri bekliyor.Ayrıntılı bilgi için kulturyolufestivali.com Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı.Yeşil ile Mavi’nin buluştuğu her yerde doğa dostu enerjimiz sizinle.Rahat, hızlı, güvenilir elektrikli araç şarj istasyonlarımızla çok yakında Türkiye’nin dört bir yanında çıktığınız her yolda yanınızdayız.RHG EnerTürk Enerji.Hayata enerjimiz var.Evet değerli ulusal kanal izleyenleri çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz.Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğut Perinçek’le gündeme ilişkin gelişmeleri değerlendirmeye devam ediyoruz.Dış politikadan devam edelim izniniz olursa.Şimdi Sayın Genel Başkan Avrupa’da liberal sosyal demokrat partilerin çöktüğü bir süreç yaşıyoruz yani tarihi bir süreç içerisindeyiz aslında ve onların yerine milliyetçi batılıların aşırı sağcı diyerek yaftaladığı ve canavarlaştırdığı tırnak içerisinde bir süreç yaşanıyor.Buna Türkiye kamuoyu tam bu süreci tam göremedi, anlayamadı.Biz bunu hem Cumhuriyet Gazetesi’nin, Bir Gün Gazetesi gibi kendilerine solum diyen gazetelerin yayın organlarında görüyoruz.Çünkü Batı tekerlerinin, emperyalist merkezlerin propagandasıyla aynı şekilde ele alıyorlar bu partileri.Siz buradaki milliyetçi kabarmanın, milliyetçi yükselişin farklı bir dinamik taşıdığını öteden beri kamuoyuna anlatmaya çalışıyorsunuz.Buna şimdi Romanya da eklendi.yok sayılan bir anti-amerikancı bir parti bir.Anda fırladı ok gibi.%2 anketlerde olan bir parti iktidar oluyor.%21 oy aldı ve iktidara gidiyor.Bu milliyetçi yükselişin kodları neler?Nasıl yorumlamalıyız?Şimdi bakın Amerika Avrupa’yı ateşe sürmeye kalktı.Ukrayna cephesinde sonuç itibariyle Avrupa’yı kendi enerji kaynaklarından koparıp, Avrupa sanayisinin enerji kaynaklarını berhava edip, aynı zamanda Avrupa’yı bir savaşa sürmeye çalışıyor, çabalıyor Amerika Birleşik Devletleri.Avrupa’nın buna boyun eğmesi mümkün değil.Çünkü Avrupa’nın da büyük devletleri var, Almanya gibi, Fransa gibi, İtalya gibi.Batı Avrupa’nın büyük devletleri var ve halkları var, milletleri var.Bu Ukrayna Savaşı Rusya’nın buradaki kararlılığı Ve en son savaşta da başarıya doğru gitmesi, aynı zamanda bütün Rusya’dan Avrupa’ya giden enerji kaynaklarını kesmesi, yani bak aklınıza başınıza toplayın diye tavırları Avrupa’da etkili oluyor ve Avrupa’da şimdi bir milliyetçi dalga yükseliyor.Bu milliyetçilik, faşizm, işte bilmem aşırı milliyetçilik, ultra sağcılık falan değil, tam tersine Amerikan emperizmine karşı Rusya dostu, Çin dostu bir milliyetçilik.Dolayısıyla bu yükselen dalga Fransa’da olsun, Almanya’da olsun, İtalya’da zaten iktidara geldi.Başbakan onlardan şimdi ve Rumanya’da Seçim kazandı bu arkada kalan pazar günü.Bu milliyetçi dalga Türkiye açısından baktığımız zaman da bizim için bir şans.Yani bizim Amerika’dan, İsrail’den gelen tehditlere karşı ayakta durmamız, direnmemiz ve ülkemizin başı dik, bağımsız, üreten bir ekonomiye kavuşması açısından da Türkiye için çok olumlu bir etken bugünkü dünyada.Bu dalga sağcı mağcı değil, Amerikan emperizmine karşıdır.Bugün sağı ve solu ayıran abedi emperizmine, emperizme tavırdır.Emperizme tavır solculuktur, emperizme teslimiyet sağcılıktır bugünkü dünyada.Fakat diyelim, Bu sağcı-solcu kavramlarında şey olabilir, herkes yani diyelim geçmişten sağcı olarak geldiği için, solcu olarak geldiği için falan bir takım kafa karışıklıklarına yol açıyor.Ama şöyle tanımlarsak hiçbir kafa karışıklığı olmayacak.Milliler, gayrimilliler.Yani bugün sağ-sol diye değil, milli ve gayrimilliği diye tasnif ettiğimiz safları belirlediğimiz zaman, sonuç itibariyle bu Avrupa’daki, bu Almanya’daki alternatif parti olsun, Sarah Wagenknecht’in partisi olsun, Fransa’da Le Pen hareketi olsun, İtalya’da yine ve bütün bu hareketler milli, Bunlar gayrimilliği değil.Ama bugün Alman milliyetçiliği, İtalyan milliyetçiliği, Fransa milliyetçiliği, hatta Hollanda, Belçika milliyetçiliği neye karşı?Amerikan empeyzmine karşı.Tabi burada bazı kafa karıştıran etkenler var.Nedir?Kendi ülkelerindeki göçmenlere tavır, Müslümanlara tavır, Türklere tavır da karışıyor bu tavra.Yani Amerikan emirbözümüne karşı iken, göçmene, Müslümana, Türke karşı tavırla iç içe oluyor.Bu da tabi düşman tarafından kullanılıyor.Ama burada da, Bir yalınlaşma, sadeleşme, tutarlaşma süreci görüyoruz.Yani Amerikan emperyalizmiyle tavır alanlar, Rusya dostu olanlar, Çin dostu olanlar, Türkiye dostu da olmaya başlıyor ve kendi ülkelerindeki Müslümanlara, Türklere karşı tavırlarında da bir değişiklik başlıyor.Mesela Mehmet Perinçey’in Aydınlık Gazetesi’nde çıkan Alternatif Parti lideriyle yaptığı Söyleşiler çok aydınlatıcıydı.O Almanya’da çok yankılandı.Hatta Alternatif Parti içinde de tartışmalara yol açtı.Onun için şunu…Söylemediğiniz yönüyle mi?Bu yönüyle.Şunu görmemiz lazım.Amerika’ya cephe alanlar Rusya-Çin dostu oluyor, Türkiye dostu oluyor derken, kendi işlerinde de Müslümanlara, Türklere karşı daha olumlu tavırlara yöneliyorlar.Onun için süreci iyi anlamamız lazım.Sürecin yönünü iyi tanımlamamız lazım.Trump’ın seçilmesi Avrupa’nın Amerika’dan kopuş sürecini ihmelendirecek mi?Tabii Trump, başlangıçta Trump, Amerika’nın kendi içine dönmesi, First America, önce Amerika gelir, biz dünyada maceraları falan bırakalım, ondan sonra kendi ekonomimizi geliştirmeye yönelim şeklindeki programı, sonuç itibariyle Rusya’yla anlaşma falan işaretleri veriyordu.İktidara gelme sürecinde seçimi kazanırken, Amerikan derin devletinin Biden ile Trump’ı birbirine yakınlaştırdığı, aralarında bir nevi anlaşma yaratmaya çalıştığı ve hatta Trump’ın Amerikan derin devletine doğru yakınlaştığı gibi bir takım izlenimler de elde ettik.Bu 20 Ocak’tan sonra nasıl bir eğilim gösterecek?Onu şimdiden belki söylemek çok zor ama sonuç itibariyle Amerika’da kendine dönmek, kendi içine dönmek ve maceralardan vazgeçmek gerçekçi bir çizgi, gerçekçi bir strateji.Dolayısıyla bu Trump’ın Amerikan Derin Devleti ile anlaşması devam edebilecek bir politika değil.Çünkü Amerika realist olmak zorunda.Artık Amerika eskisi gibi dünyanın her köşesinde maceralar yapacak, silahlılarını götürüp dayayıp, petrolle alışverişi kabul ettirecek falan, o dönem arkada kaldı.Amerika’nın karşısında büyük silahlı güçler oluştu.Amerika’ya, Avrupa’da da bir isyan başladı.Bu nedenle Amerika’daki gerçekçi siyasetin eninde sonunda üste kalacağı öngörülebilir.Ama bu o zamana kadar geçen süreçte neler olabilir?Ben Amerika’nın Ukrayna cephesinde büyük savaş çıkarma kabiliyetini görmüyorum, onu söyleyeyim.Orada Rusya’nın bir üstünlüğü var, çok açık.Ve bir de Avrupa orada Amerika’nın kuyruğuna takılmak eğilimde değil.Ateşe sürülmeyi koskoca Avrupa devletleri kabul etmeyecek, etmeyecekleri gözüküyor.Yani Amerika, Avrupa ülkelerini askere alamayacak.Yani Alman gencini, Fransız gencini, yok İtalyan gencini Doğu cephesinde gönderecek, ondan sonra ölümün üzerine, ölüme yollayacak falan, bunu kabul edecek bir Alman genci yok, Fransız genci de yok.Hükümetler de buna kafa tutmaya başlayacak, bunu çok açık görelim.Orada Avrupa adına kazanılacak hiçbir şey yok.Ölmekten başka, yıkımdan başka, zaten Rusya’da bu kuzu çok iyi kullanıyor, yani sizi mahvederim diyor.Yani sizin başkentlerinizi mahvederim ve buna karşı koyacak şeyleriniz, mekanizmalarınız da yok şeklinde.Birkaç dakikada ulaşırım size.Ve onun da ciddi olduğunu herkes biliyor.Bunun Rusya için hayatı olduğunu biliyor.Onun için ben Amerika’nın Avrupa’ya hükmetme kabiliyetini kaybetmekte olduğunu görüyorum.Dolayısıyla Amerika hangi güçle Doğu Avrupa’da Rusya’ya meydan okuyacak?Polonya ile mi?Ondan sonra oradaki ufak tefek ülkelerle mi?Böyle bir gücü yok.Tevfik Kadan arkadaşımız Romanya’yla ilgili Aydınlık’ta geçen sene birkaç haber yazmıştı.Biz de Aydınlık Haber Merkezi’nde konuşuyorduk.Yani Romanya’da anti-emperistlerin yükselişinin ok gibi fırlamasının çok büyük bir önemi var.Çünkü Amerika’nın Karadeniz’e girmek için çok uzun süredir yatırım yaptığı iktidarı belirmeye çalışıyor.Notunun en büyük üstleri var orada.Evet Romanya ve orada kalelerinde bile şu anda iktidarı kaybediyorlar.Tabii kaybediyorlar.Yüzde 21 oy aldı.%2 anketlerde gösterilen parti %21 oy aldı ve şimdi ikinci turda da onu destekleyecek yine milliyetçi partiler var.Dolayısıyla Romanya’da milli bir iktidarın ufukta gözüktüğünü söyleyebiliriz.Dolayısıyla Amerika, Rusya’nın eteklerindeki en önemli bir Romanya var, Bulgaristan var, bunları da kaybetmeye başladı.Sayın Hüseyin Macit Yusuf, Volkan Gazetesi’nde bu konuları da işliyor.Yayınımızı izliyormuş.Kendilerine sevgi ve saygılarımızı sunuyoruz.Şöyle bir katkıda bulunuyor.Güney Kıbrıs’ın NATO’ya girmek istemesi de bu süreçte çok çok önemli.Onun Sayın Başkan nasıl yorumluyor diyerek.Tabii saplar çok açık.Yani şunu görmemiz lazım.Güney Kıbrıs, Yunanistan, İsrail ve Amerika Doğu Akdeniz’de beraber tatbikatlar yapıyorlar.Namlular Türkiye’ye dönük.Kuzey Kıbrıs’ın orada yaşaması ancak Avrasya güçleriyle bizim cesur bir şekilde ittifak yapmamıza bağlı.Hatta biz Vatan Partisi olarak Türkiye, Çin ve Rusya ve Antalya körfezinde, Doğu Akdeniz’de ortak tatbikat yapsın diye bir formül ifade etmiştik.Mesela Çin’in Milli Savunma Bakanlığı bunu ciddiye aldı ve Masaya koydu, kendi değerlendirmesini aldı örneğin.Dolayısıyla Kuzey Kıbrıs, Türk Cumhuriyeti’nin varlığını korumak, orada ancak Türkiye’nin Suriye’yle iş birliğinden başlayarak, bölge Batı Asya ülkeleriyle ve Çin’e kadar uzanan Asya derinliğiyle beraber olmasına bağlı.Evet.Mesela şimdi bazı önemli gelişmeler görüyorum.Bugün bana müracaatler oldu.Türkiye’nin devlet içinde itibarı olan bazı güçler, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Rusya tarafından tanınması için Türkiye’de Kırım’ı tanımalıdır şeklinde fikir birdenbire parlamaya başladı.Türk devletinin içinden mi?Evet.Yani önümüzde ulusal kanal mecrasından da bu tür seslerin yükseleceğini göreceğiz.Türkiye içinden mi diye şundan sordum.Sizin sık sık Uluslararası ziyaretçileriniz oluyor.Acaba dedim bir Rus heyet mi diye düşündüm.Yok şunlar tamamen Türkiye Devleti’nin geçmişte önemli bakanlık yapmış, çok önemli konumlarda olmuş ağırlığı olan insanlar, şahsiyetler diyelim ağırlığı olan şahsiyetler bu görüşleri savunuyorlar.Benimle görüştüler, konuştular.Önümüzdeki dönemde bunu kamuoyunda da ifade edecekler.Sık sık ziyaretçilerimiz oluyor.Çin’den bir heyet geldi.Evet, Xinjiang bölgesinden bir heyet geldi.Gündem neydi?Arkadaşlar fotoğrafını yansıttı.Evet, yaptığımız toplantı 8 kişilik bir heyet.Burada esas olarak Sinciyan bölgesi, Komünist Partisi ve devlet yöneticileri, içlerinde imamlar, İslam alimleri, onlar da vardı.Çok verimli görüşmeler yaptık karşılıklı iki parti olarak.Çin Komünist Partisi ve Çin Halk Cumhuriyeti temsilcileri ile.Sonuç itibariyle şurada teröre karşı olsun, iki ülkenin bağımsızlığı açısından olsun, üretim ekonomileri açısından olsun, Çin ile Türkiye arasında ortak çıkarlar var.Ve bu ortak çıkarlar stratejiktir.Bunlardan vazgeçilemez.Ve her iki ülkede teröre karşı mücadelede birbirinin yanında olmak durumundadır.Böyle özetlenebilir.Burada ne veriyorlar Sayın Genel Başkan?Hediyeler getirmişler.Çok güzel Çin’den, Çin sanatı kültürüyle ilgili hediyeler getirmişlerdi.Onları veriyorlar.Biz bir Kaşgar sohbeti oldu.Sizi Kaşgar’a davet ettiler.Kaşgar’a davet ettiler.Ben de onlara Urumçi’den satın aldığım Kaşgarlı Mahmud’un divanı Lugati Türk’ünü gösterdim.Masada vardı.Üç çilti halinde.Masada baya şey var.Maorun yine ciltleri var ama o Kaşkarlı Mahmud’un ben hakikaten çok güzel ciltler.Hangi sene gittiğimde satın almıştım.2004’te galiba.Urumçi’de Kaşkarlı Mahmud’un kitapçıdan.Duman-ı Lügat-ı Türk’ünün Çincesi ve Uygurcasını satın almıştım.Onları saklıyorum.Yani Türk kültürünün ürünleri, Türk medeniyetinin ürünlerini orada hem müzelerde görebiliyoruz, hem o karıs kanallarında görebiliyoruz, hem de bu edebiyat ürünlerinde görebiliyoruz.Heyette bir din insanı da var galiba.Evet, işte en buradaki bakım başında o imam.Aynı zamanda Sincan İslam.örgütünün başkanı, aynı zamanda da imam.Çin heyetinde bir de bir Aynur Hanım diye yeni bir Uygur hanımefendi vardı.Evet, bu heyet Türkiye’yi ziyarete geldi.Buradan da başka bir açıdan arkadaşların fotoğrafı.Evet, Şule Perinçek, Muhammed Nur Doğan, Özgür Bursalı, Doğu Perinçek, Ethem Sancak, Yıldırım Gençer bizim heyetimiz.Karşı tarafta da 8 kişilik Çin Halk Cumhuriyeti heyeti.İşte bu baştan ikincisi.Şu ikinci olan uzun saçlı hanımefendi Aynur Hanım.Onun yanındaki de yine Hasan Bey.Yani imam olan beyin adı da Hasan, evet.Peki Sayın Genel Başkan, güzel, yoğun bir program oldu.Tarihle başladık, ziyaretlerle bitirdik.Haftanın kitabını öğrenebilir miyiz sizce?Şimdi madencilerden bahsedelim.Ölümün Ağzı İrfan Yalçın’ın, hakikaten büyük bir edebiyatçıdır, romanımızın.parlatılmayan ondan sonra roman diyelim lobilerinde falan ismi fazla anılmayan ama büyük romancılarımızdan İrfan Yalçın.Onun Ölümün Ağzı kitabı.Editörümüz uyardı köşedeki Oğuzhan olmasın Yıldırım değil diye.Oğuzhan doğru, Yıldırım Gençer değil.Düzeltiyorum.Oğuzhan Balkan.Yıldırım’a benziyor ama.İrfan Yalçın’ın Ölümün Ağzı romanı.İyi ki uyardılar sağ olsunlar.Bu da Kasım Koçak’ın Madenci resmidir kitabın kapağındaki.Bu meşhur aydınlık tablosunu yapan kişi Kasım Koçak.Büyük bir ressamdır Kasım Koçak.Bizim aydınlığın haber merkezinde yer alıcılar.Resimleri vardır.Bu madenci resmi de hakikaten büyük bir ressamdır Kasım Kocak.Ölümün ağzı herkese öneriyoruz.Kaynak yayınlarından çıkmış.O okumalarını yani Türk romanında Doruk romanlardan biridir.Haftanın müziği de, Emekçinin Maden Ocağı diye bir türküsü var.Tabi türkü anonim de.Onun bestesi, Maden Ocağı.Evet, Emekçinin Maden Ocağı’nı bu madencilere buradan selam yollayalım.Ve enerji işçilerimize selam yollayalım.Emekçinin Maden Ocağı.Ben de Ulusal Kanal Yapım ekibinden Ufuk Tuğla arkadaşımıza özel olarak teşekkür ediyorum.Bu sürece ilişkin çok güzel klipler üretti.Daha da üretmeye devam edecek.O da böyle güzel türkülerimizi de süslüyor.Çayırhan işçisinin mücadelesini.Teşekkür ediyoruz.Çok güzel.Değerli Ulusal Kanal izleyenleri bu haftalık çıkış yolu programının sonuna geldik.Haftaya tekrar aynı saatte salı günü buluşmak üzere.Emekçinin maden ocağı.Evet.Ozan Emekçi.Altyazı M.K…………….Altyazı M.K.Hı?……………Hıhı.İzlediğiniz için teşekkürler.abone ol.

Paylaş