Çıkış Yolu | 23.12.2025

Çıkış Yolu | 23.12.2025

Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, hepinize iyi akşamlar diliyoruz. Bir çıkış yolu programında daha karşınızdayız. Her zaman olduğu gibi Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğu Perinçek karşımızda. Hoş geldiniz Sayın Perinçek. Merhabalar, hoş bulduk. Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan arkadaşımız da bizimle birlikte Sayın Perinçek’e sorularımıza yönelteceğiz. Hoş geldiniz Sayın Kadın. Teşekkür ederim. Evet Sayın Genel Başkan gündemimiz çok yoğun. İsterseniz hızlı ve sıcak bir gündemle başlayalım. Asgari ücret yani milyonlarca insanı ilgilendiren asgari ücrette sayılar belli oldu. Rakamlar belli oldu. Bu sene %27’lik bir artış yaşandı. 28.075 TL olarak bakan açıkladı. Tabi Türk işte masada yoktu. Tek taraflı bir toplantı oldu. İsterseniz değerlendirmenizde başlayalım. Nasıl buluyorsunuz bu rakamları? Biz Türk’ün izleyicilerimizi saygıyla sevgiyle selamlıyoruz. Nereden selamlıyoruz? Türkiye’nin en çok izlenen izlendiği YouTube tarafından da 3 gün önce ilan edilen ulusal kanaldan selamlıyoruz. Biraz sonra onu da konuşacağız. Asgari ücret açtık sınırın altında burada. Türk İş Genel Başkanı Sayın Ergün Atalay’in yıllarca aylardır bu konudaki tutumu mücadelesi el türlü takdirin üstündedir. İşçi sınıfının gerçekten Türk İş Yönetimi tam anlamıyla çıkarlarını kararlı olarak savunan bir çizgi izliyor. Onlar da belirtiyorlar zaten. Zaten %27 diyorsunuz artış. Bu enflasyonun altında olan bir artış. İkincisi sonuç itibariyle emekçilerin taleplerine yanıt vermeyen bir artış. Sistemin bu emekçiye vereceği bir şey yok. Sistemin bu emekçimize, halkımıza, işçimize, çalışanımıza vereceği bir şey yok. Aslında tablo bu. Onun için bu açıdan meseleye bakmak lazım. Üretimi artırmadan para basarak kağıt verebilirsin. O da zaten hemen enflasyona yansır. Onun için biz bütün halkımızın, emekçilerimizin dikkatlerini üretim devrimine seferber etmek ve yöneltmek Vatan Partisi’nin görevi bu. Buna bakıyoruz ve emekçilerimize de bu konuda mücadeleyi örgütlenmeyi öneriyoruz. Vatan Partisi’ne gelin. Vatan Partisi’nde toplanalım. Bu iktidar değişecek. Bir üreticileri, milli hükümeti kuralım. O zaman ne olur? Üretimi artıran Vatan Partisi’nin programıyla vereceğimiz, işçiye vereceğimiz, çiftçiye vereceğimiz, esnafın, zanaatkarın kazanacağı, çarşıların şenlenmesini sağlayacak, sanayicimizin, tüccarımızın da daha büyük gelirler, kazançlar elde edecekleri üretimi gerçekleştirelim. Onun için üretim devrimi, üretim devrimi, üretim devrimi diyoruz. Üretim devrimi nasıl olur? Bir kere bunun kaynağını, yani tasarruf ürettiklerimizden yüzde 40’un üzerinde bir tasarruf oranıyla tasarruf yapacağız. Bu tasarrufu yatıracağız. Yatırdığımız zaman milyonlarca insanımıza iş bulacağız, daha çok üreteceğiz ve paylaşacağız. Peki burada püf nokta ne? Kritik nokta. Yatırımı neyle yapacağız? Demin tasarruf söyledim ya, o da hazır. 500 milyar dolarlık yurt dışında Türkiye’nin büyük zenginlerinin, çok büyük zenginlerinin 500 milyar dolar değerinde yurt dışı bankalarında, Londra bankalarında, New York bankalarında, İsviçre bankalarında paraları var. Bunları Türkiye’ye getirmeye mecbur edeceğiz. Kimsenin parasına el koymuyoruz ama bunlar Türkiye’den dışarı kaçırılmıştır. Kanunla bunları mecbur edeceğiz. Nasıl mecbur edeceğimizi çok iyi biliyoruz. Her türlü hazırlığımızı yaptık. Bu konuda bir kanun teklifimizde Hakan Topkurulu Genel Başkan Yardımcımız tarafından kamuoyuna ilan edilmiştir. Bu 500 milyar dolar, bir. İki, bankalarda bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı, orada da 500 milyar, 300’dü altının değeri yükseldiği için dolara göre 500 milyar dolara çıktı o da. Bankalarda da bizzat Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın açıkladığı, 500 milyar dolar değerinde altın kasalarda kilitli. Yani biz ne yapıyoruz? Tavuğu götürüyoruz, kasaya kilitliyoruz. Halbuki onun yumurtlaması lazım. Yine kanunla bu banka kasalarındaki altını yatırım sermayesine dönüştüreceğiz. Yani o altınların sahiplerine olanaklar sunacağız. İster gel devlet yatırımlarına katıl, iştirak et. İstersen özel yaptığımız planlara göre özel sermaye olarak yatırımda bulun veya işini genişlet. Dolayısıyla şimdi bakın burada 500 artı 500, hiç başka bir şeye dokunmadan 1 trilyon dolarlık bir şey var. Hadi bunun diyelim 300-400 milyar dolarını yatırıma sevk edebilir. Bu bile Türkiye’yi kanatlandırır, uçurur. O zaman böyle enflasyon falan diye de bir şey kalmaz. Üretim artar ve aynı zamanda yalnız asgari ücret değil, bütün ücretlerde, bütün maaşlarda yükselişler olur. Gider alışveriş yapar, piyasada talep artar, çarşılar şenlenir, sanayimiz ateşlenir yapılan yatırımda. Ticaretimiz canlanır. Dolayısıyla üretim odaklı bir ekonomiyi inşa edeceğiz. Onun için Vatan Partisi olarak milletimizden, halkımızdan yetki istiyoruz. Yetki istiyoruz, Vatan Partisi’nde toplanalım, örgütlenelim ve önümüzde üreticilerin milli hükümetini kuralım. Orada anahtar parti, Vatan Partisi olacaktır. Ve üreticilerin milli hükümetinin esas görevi de üretim devrimini başarmak. Üretim devriminin de bu tasarruf ve sermaye ihtiyacını tak tak basit söyledim. Halbuki bunun ötesinde bankaların çok yüksek kazançları var. Onların kurumlar vergisi yoluyla bir kısmının kamuoya kazanılması söz konusu. Diğer kaynak yaratacak başka tedbirler var. Ama ben basit bir iki tane kalemden yalnız 500 artı 500 bir trilyon dolar. Bunun 500’ünü sileyim. 500 milyar dolar, 300 milyar dolarla Türkiye kalkınır. Bakın Mehmet Şimşekler, Sayın Bakanlarımız böyle gidiyorlar. Dışarıda bankalardan para dileniyorlar. Halbuki o bankalarda bizim 500 milyar dolar mevduatımız var. Yani Türkiye’nin büyük zenginlerinin. Bizim o bankalara yatırdığımız para bize yüksek faizle borç olarak geliyor. Halbuki kanunlan o mevduatları, büyük zenginlerimizin bankalardaki mevduatlarını, yurt dışındaki mevduatlarını Türkiye’ye kanun zoruyla getireceğiz. Kimsenin parasını el koymuyoruz. Yatırıma yönlendireceğiz. Bu millet aç kalmayacak. Bu millet asgari ücret, asgari ücret diye rüya görmeyecek. Bu millet çocuğunu okutacak. Bu millet kültür, sanat faaliyetlerine katılabilecek. Diğer medeni uygarlık ihtiyaçlarını karşılayacak. Onun için bir takım 3-5 tane büyük para babasının keyfi uğruna, ondan sonra Türkiye’nin bu sorunları, bu sıkıntıları çekmesini hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Ve buna isyan ediyoruz. Ve halkı da Vatan Partisi’nde toplanmaya, örgütlenmeye davet ediyoruz. Efendim benim bu konuda iki sorum olacak. Birincisi asgari ücretle ilgili. Asgari ücret komisyon toplantılarına bu sene işçi sınıfını temsilen kimsenin oturmaması çok tartışıldı. Kimleri destekledi, kimleri bunun yanlış olduğunu düşündü. İşçi sınıfının bu tavrını nasıl buluyorsunuz, masada yer almamasını? Türk işinin bu tavrını çok doğru buluyorum. Bakın Türk iş bunları gördüğü için o masaya oturmuyor. Görüyor bu sistemin işçiye vereceği bir şey yok. Ve o masaya oturup da masadan boynu bükük kalkmak yerine daha başından emekçilere bir mesaj veriyor. Yani buradan umudu kesin diyor. Bu sistemden, bu yönetimlerden umudun kesin diyor. Doğru bir mesaj veriyor. Otursaydı ne olacaktı? Aynı zamanda Türk iş, aynı zamanda bu asgari ücret konusundaki bu hayal kırıklığı yaratan sonuçları paylaşmış olacaktı. Bazı eleştiriler var. Eğer Türk iş masada olsa rakam daha yüksek olabilirdi. Böyle bir gerçekliği var mı? Masaya oturarak o rakamı yükseltemezsin ki. Bakın Vatan Partisi masaya oturmuyor ama dışarıdan onun etkisi çok daha güçlü. Yani Türk iş masaya oturarak, hatta masaya oturmayarak daha fazla yükseltmiştir. Yani siz diyorsunuz ki %27 artış oldu. Masaya otursaydı o artış %23 olurdu mesela. Masaya oturmamak da en sert tavrı alıyor. Yani masada dileneceği yerde dışarıdan protesto yapmış olur. Bence çok doğru, iyi isabetli yaptı Türk iş. Meydan okuyan bir tavırdır. Ve diyelim %27 olduysa orada yine Türk işin bu masaya oturmamasının payı vardır. Yani %27’yi kabul etmiyoruz ama diyelim masaya otursaydı o %24 olurdu, %23 olurdu, %20 olurdu. Yani dışarı masanın dışından bunu protesto etmesi, bir bütün topluma yayması çok daha etkili bir mücadele yöntemidir. Onun için Ergün Atalay Başkanımızı ve Türk İş Yönetimini burada kutluyorum. Efendim bir de konuşmanızda Türk iş insanlarının yurt dışına çıkardığı paralardan bahsettiniz. İş insanı demeyelim, bunların içinde iş insanı da vardır. Zenginler diyorum ben, yani diyelim 500 milyar dolarlık yurt dışında mevdatı olduğuna göre bunların çoğu faiz geliridir, sıcak para komisyoncularının geliridir, tarikat rancılarının geliridir, dolar borsa vurguncularının geliridir. Bu arada bir takım sanayicilerin falan geliri de olabilir. Ama Türkiye’de kaynakların dağılımında dolar borsa vurguncularının, büyük faizcilerin, ondan sonra sıcak para komisyoncularının, tarikat rancılarının aslan payını aldıklarını biliyoruz. Şunu soracaktım aslında, dünyada da tabi ekonomik kriz derinleşiyor. Bu paraların Avrupa’da, Amerika’da, başka ülkelerde güvende olduğunu düşünüyor musunuz? Ya soğuk su içecekler. Buradan o 500 milyar doların New York bankalarında, İsviçre bankalarında, Londra bankalarında 500 milyar dolar toplam parası olan o zenginlerimize sesleniyorum. Bir daha onu söyleyeyim. Diyelim bir süre sonra, ondan sonra 3 ay mı desem, 10 ay mı desem, bir süre sonra o paraların üzerine soğuk su içecekler. Çünkü batı ekonomileri çöküyor, bankalar çöküyor, çöküşe doğru gidiyor. Alman ekonomisi çöküyor, Fransız ekonomisi çöküyor, İngiliz, Amerikan ekonomileri hepsi çöküş sürecine girdi. Yarın bir gün o bankalar, arkadaş benim sana verecek, mesela şimdi gitsen 500 milyar doların hepsini de veremezler, onu söyleyeyim. Ne kurtarırlarsa kardır. Yani bunu onların sermayesi, parası diyelim ama Türkiye’nin alın teri o. Türkiye’nin alın teri, orada hepimizin payı var. Türkiye işçisinin, emekçisinin, çiftçisinin, memurunun, çalışanların alın teriyle o servetler yaratılıyor. Ve o servetler Türkiye’den kaçırılıp gidip o bankalara yatırılıyor. Ve o bankalarda ne oluyor? Onu sermaye olarak, kredi dağıtarak kullanıyor ve faiz geliri sağlıyor. Yani biz batıyı besliyoruz. Batıya borç veriyoruz, batı bize borç vermiyor. Bakın Amerika’dan, Avrupa’dan gidiyoruz, borç deniyoruz ama biz 500 milyar dolar toplam o mevduatları yatırarak batı ekonomilerine borç vermişiz. Türkiye fakir diyorlar 500 milyar dolar, toplam borç vermiş bugüne kadar. Türkiye’nin borcunu o da 500 milyar dolar. Başa başa geliyor. Ama Türkiye’de 500 milyar doları ödemiyor, orada zaten 500 milyar dolar benim bankalarda var. Şimdilerde Avrupa Rusların da paralarını el koymaya çalışıyor zaten. Evet. Yani biz o 500 milyar doları kendi içimizde onların sahiplerine ödeyebiliriz diyelim. Günü geldiği zaman o tür politikalar da gündeme gelir. Ama batı ile ilişkilerde ondan sonra o borçları tahsil etmeye kalktıkları zaman deriz ki 500 milyar dolarımız var. Biz o 500 milyar doların sahiplerini Türkiye’de içeride ödemeyi yapıyoruz deriz. Diyebiliriz yani. Sayın Penecik siz üretim devriminden bahsediyorsunuz, kaynakta gösterdiniz ama diyelim bu kaynaklar gelmediği zaman Türkiye’nin bir üretim devrimi yapabilecek altyapısı birikim var mı? Kaynaklar şunu ifade ediyor, Türkiye’nin çok büyük bir tasarruf kabiliyeti var ki 500 milyar dolar dışarıya yatırılmış, 500 milyar dolar bankalara altın olarak kasalara kilitlenmiş. Bu tasarruf kabiliyetini kullandığınız zaman Türkiye’nin kaynağı var. Mesele böyle bir iradenin olması. Yoksa Türkiye bir şey üretiyor, üretiyor ki 500 milyar dolar yurt dışına yığabiliyor veyahut da 500 milyar dolar bankalara kilitleyebiliyor altın olarak. Türkiye üretiyor, ürettiğini gösteren. Üretim ekonomimiz büyük ölçüde tahrip edildi 1980’den bu yana ama ne kadar tahrip edilirse edilsin Türkiye yine üretiyor, rakamlar ortada. Tabii bu nedir? Vatan pahasının ekonomi programında %40 kadar bir tasarruf öngörüyoruz. Bu iyi bir tasarruf oranıdır ve Türkiye bunu başaracak orandadır. Diyelim yabancı bankalardan bunu çekmesen, getiremesen filan Türkiye’nin tasarruf kabiliyeti var ve o tasarrufu yapmak zorundayız. Yatırım yapacağız ki üretimimizi arttıralım ve bunları adil bir şekilde paylaştıralım ve insanlarımıza refah sağlayalım. Evet. Sayın Peniçek şimdi üretim devriminden bahsettik. Üreticilerin bir kanalı var, ulusal kanal. O da siz de başta girerken, program başlarken söylediniz. YouTube’da en çok izlenen TV kanalı olduk. Arkadaşlarımız da ekrana getirebilirse insanlar daha iyi görür. Şimdi ekonomik kriz var diyoruz ama en çok izlenen kanal üreticilerin kanalı oluyor. Bu tablo size ne anlatıyor? Yani bu şunu anlatıyor, Türkiye devrime gidiyor. Ulusal kanalın izlenmesi ne demek? Ulusal kanal diğer sözcü TV, Halk TV, TRT World, TVNET, A Haber, TRT Haber, CNN Türk, Haber Global, Televir, TGRT falan filan, Habertürk bu kanallar gibi bir kanal değil. Zaten onlara benzemediği 604 milyon, 3 ay içerisinde izleme oranı. Arkasından gelen sözcününün 206. Arada 3 kat fark var. Ulusal kanal 600 milyon, sözcü TV 200 milyon. Halk TV 198, TRT World 177, TVNET 139, Haberler.com 128, A Haber 113, TRT Haber 101, Yurttaş TV 90, Show Ana Haber 95, GZT Televizyonu gazete herhalde bu 94, CNN Türk 92, Haber Global 91. Bakın şimdi CNN Türk popüler falan herkese sorsan CNN Türk en çok izleniyor. CNN Türk 92, Ulusal Kanal 600, Yedikari 963. Yani Ulusal Kanal 7 katı CNN Türk’ün izleniyor. Yani CNN Türk’ü bir kişi izliyorsa Ulusal Kanal’ı 7 kişi izliyor. Bu nedir? Ulusal Kanal ne veriyor? Bakın biraz evvel ne dedik? Türkiye devrime gidiyor diyoruz. İnsanlar bu doğru haber, gerçek haber, emekçinin, çiftçinin, işçinin, memurumuzun sorunları, karşılarımızın talepleri, halkımızın talepleri, gençlerimizin okuması, öğrencilerimizin talepleri vs. bunları anlatıyor Ulusal Kanal. Çözümleri anlatıyor, doğru haberler veriyor. Yoksa böyle işte devamlı trafik kazaları, kamyon devrildi, bilmem kaç kişi vefat etti, işte falanca karısını bıçakladı falan bunlardan bıktı artık millet. Yani Türkiye’nin gerçeklerini istiyor ve aynı zamanda çözüm istiyor. Ulusal Kanal’da bunlar var. Dolayısıyla halkın da sistemin dışına çıktığını gösteriyor. Yani bu Ulusal Kanal’ın 600 milyonluk, 3 aylık izleme rakamı, halkın bakın diğer bütün sistemin televizyonlarında neredeyse toplandığı hepsi bir Ulusal Kanal etmiyor. Yani halkın sistemin dışına çıktığını, halkın devrim istediğini, üretim devrimi istediğini, ondan sonra insanca yaşamak istediğini, bağımsız, egemen, başüdik bir Türkiye istediğini gösteren rakamlar bunlar. Türkiye çok köklü, büyük değişikliklere gidiyor. Bu rakamın anlamı o. Yoksa efendim medyadaki bir takım yarışla ilgili bir rakam değil. Ulusal Kanal’ı çıkarttığın zaman, ha medyada bir yarış var. Ama Ulusal Kanal bunların hepsinden farklı bir kanal. Bakın Cumhuriyet ne? 18.49, 50 diyelim, Ulusal Kanal’ın 12’de biri. Cumhuriyet TV Ulusal Kanal’ın 12’de biri. Tele 1, 70, Ulusal Kanal’ın 9’da biri. Yani. CNN Türk, 92 mi? O 7’de biri. Yani işte CNN Türk, Show Anahaber, koca koca televizyonlar, 95, Ulusal Kanal’ın 6’da biri. Devletin televizyonları, işte TRT Haber, ne oluyor 100, Ulusal Kanal’ın 6’da biri. TRT Haber. A Haber, A Haber, iktidarın gazetesi, şey değil mi, televizyonu, iktidarın televizyonu Ulusal Kanal’ın 6’da biri. İktidarın televizyonu, muhalefetin televizyonları, kim sözcülükte ve ikisini topla, Ulusal Kanal’ın 6’da 4’e ediyor. İkisini toplasan Ulusal Kanal’a yaklaşamıyor bile. Yani bu tablo aslında Türkiye’nin gidişatı, halkın konumlanması, halkın ne istediği konusunda çok öğretici, önemli bir kadro. Önemli bir rakam bunlar tablola, çok çok çok önemli. Bir de artık televizyonlar zaten Youtube’da izleniyor. Bakın bu şeye de yansıyor, eylemlere de yansıyor. Mesela evvelsi gün bir Türkiye Gençlik Birliği’nin İstanbul’da Mustafa Kemal Merkezi’nde bir toplantısı oldu. Sayın Belediye Başkan Vekili Ömer Rasimşişman’a da buradan teşekkür ediyorum o salonu verdiği için. Bir toplantısı oldu. O toplantının görüntüsünü gösterelim. 1500 tane genç, bütün salon taştı. İşte buyurun. Ondan sonra şeyleri doldurdu. Ben de oradaydım, merdivenlere oturdu. Merdivenlere oturdu, oturmuş halini de gösterelim. 1500 kent genç toplandı, ondan sonra gümbür gümbür. Hepsi İstanbul’un fakültelerinden, yüksekokullarından gençler, pırıl pırıl ve kadın oranı çok yüksek. Bakın saysanız kadından erkeklerden daha fazla o da çok çok önemli. Gençlikte, kadın hareketinde, emekçi işçi hareketinde hepsinde sistem dışı ve köklü değişiklikte isteyen bir ayaklanma hareket başladı. Bu toplantıda bunun işaretlerinden biriydi. Ne konuşuldu efendim bu toplantıda? Toplantıda Türk devrimini konuştuk. Gençler Türk devrimini dinlemeye geldiler aslında. Gençler Türk devrimini dinlemeye geldi. Atakan Atipoğlu, Ethem Sancak, ben, Şule Perinçek, Serdar Üsküplü ön sırada toplantı başlamadan önce çekilen fotoğraf bu. Gençler bakın, şuraya bakın, kız arkadaşlar erkek arkadaşlardan daha çok. Çok çok önemli. Aslında Türkiye’nin bugünü konuşuldu biraz. Türk devrimi konuşuldu ama Türk devrimi Türkiye’nin bugünün birikimi, sonuç itibariyle önümüzdeki devrimi geçmiş birikimle yapıyoruz. Hani Lavazca kanunu var ya hiçbir şey yoktan var olmaz, var olan bir şeyde yok olmaz diye. Yani devrim de nedir? Geçmiş birikimle hatta Osmanlı, Selçuklu, Karahanlı, diğer Memlük’tü, Altınordu’ydu, Gaznelilerdi, Gök Türklerdi, Hunlardı. Yani o şeye kadar uzanan, Hunlara kadar uzanan, Sakalara kadar uzanan Türk İmparatorluk birikimi ve son iki yüz yıllık Türk devriminin birikiminin gençliği bu. Hakikaten kız arkadaşlar daha çok. Şimdi bakıyorum kız arkadaşlar çok daha fazla. Bu da çok güzel bir şey. Yani gençlik içerisinde kız arkadaşların aktif bir tavır aldığını, salonun aynı zamanda çağdaş Türkiye’yi ve geleceğin Türkiye’sini temsil ettiğini de buradan söyleyebiliriz. Gençlik TGV’de toplanıyor. Gençlik TGV’de toplanıyor. Gençlik Vatan Partisi Öncü Gençlik’te toplanıyor. Öncü Gençlik Başkanımız Can Ayberk arkadaş da burada. Onu da yürekten kutluyoruz. Kayahan Çetin arkadaş TGV Başkanı. Bütün gençlerimizi hepsini yürekten önder arkadaşlarımızı kutluyoruz. Ve gençliği seferber ediyorlar. Hepsini tebrik ediyoruz. Efendim aslında gençlik demişken bu pandemi dönemi özellikle üniversitelerinde kapanmasıyla tabii gençlik mücadelesi durgun bir döneme girmişti. Ama son bir senedir gençlerin çok yoğun olarak sokaklara meydanlara çıktığı eylemlere katıldığı gözüküyor. TGV’nin hareketlerinde daha yeni 29 Ekim’de hareketi oldu bu Anıtkabir yürüyüşü falan. On binler yürüdü. Meclisin önünden, ulus meydanından Ankara’da Anıtkabir’i Atatürk’ün Anıtkabir’ine on binler yürüdü. TGV yürüttü, Vatan Partisi yürüttü, Cumhuriyet Kadınları Derneği yürüttü. Kadın hareketi, gençlik hareketi, Horasan Erenleri ile Erenler Hareketi, bu kitle hareketleri ve kitle örgütleri, Türk İş, işçi sınıfının çok önemli, madeniş işçi sınıfımızın çok önemli mücadeleleri var. Buralarda da sınıfın ayağa kalktığını, çiftçilerin hareketlendiğini de görüyoruz, onları da tespit ediyoruz. 2026 daha fazla hareket yılı olacak diyebilir miyiz? Evet, olacak. Mesela İlber Orta ile kardeşim benim yanımda oturuyordu, konuşma, beraber oturuyorduk. O da Ulusal Kanal’ın 600 milyonda birinci olması, diğer televizyonların 3 kat önüne geçmesini, valla müthiş bir olay bu dedi, çok önemsedi. Hatta benden onunla ilgili belgeler istedi, kendisine verdim. O da çok güzel bir konuşma yaptı. Diğer hocalarımız çok aydınlatıcı konuşmalar yaptılar. Korkut Borotav arkadaşım Ankara’dan katıldı, ondan sonra. O da video ile Türk devriminin devletçiliğini anlattı. Yani korumacılık, arkasından devletçilik onları anlattı. Onu da çok iyi gördüm, sağlıklı gördüm. Ondan sonra o da beni çok çok sevindirdi. Ona da buradan selamlarımızı, saygılarımızı gönderiyoruz. Atakan Hatipoğlu’nun konuşması da çok aydınlatıcıydı. Reyhan Çetin, TGB Başkanı, fevkalade güzel konuşması oldu. Diğer Sabahattin Hocamız, Hilal Hocamız, hepsinin konuşmaları olağanüstü. Fotoğraflarda yalnız sırayı değişik yapmak lazım. Yani Namık Kemal, Mithat Paşa ile başlayıp, ondan sonra Talat Paşa ve Enver Paşa ile devam edebiliriz. Bu arkadaşlar sağdan sola doğru yapmışlar. Olsun, o bir şey değil. Ama o büyüklerimiz de Türkiye’nin gündemine girmiştir. Türk Devrimi’nin büyükleri. Yani Namık Kemaller, Mithat Paşalar, Talat Paşalar, Enver Paşalar, tabii en başta büyük devrimci önderimiz Mustafa Kemal Atatürk. Bunlar da şimdi mezarlarından kalktılar ve tarih sahnesine çıktılar. O da çok çok önemli. Değerli Atakan Hocamız mesaj yazdı, diyor ki, YouTube’un, ulusal kanalın önemini anlatırken, bu sempozumu diğer kanallarda göremedik. Bir tek YouTube’da ulusal kanal veriyor ya da şeyde veriyoruz. Ve aynı zamanda Gezi gibi diğer önemli olaylarda, dönüm noktalarında, hiçbirini ne canlı yayınlarda ne başka kanallarda göremiyoruz. Kanallarda bir işçi grevi, işçi hareketi, çiftçilerin mücadelesi, hareketi, talepleri, çarşılar, esnaf, zanaatkar, sanayicilerin böyle şeyleri göremiyoruz. Yani kanalların hep trafik kazaları ve ondan sonra şeyler. Bolca magazin. Bol magazin, bol şey, seksi kışkırtan, ondan sonra ve çürümeyi kışkırtan bir takım görüntü ve haberler. Tam sistemin maalesef hizmetinde. Evet, Sayın Peniçek, kısa bir araya gideceğiz ama öncesinde de bir iki dakika şunu sormak isterim. Bu sistem dışına insanların çıkmasını söylediniz. Anketlerde de artık bunları görüyoruz. Yani kim Türkiye’nin sorununu çözer sorularına sistem partileri içinde hiçbiri birinci sıraya gelmiş. %40 geçti. Yani %40 hiçbiri dediğine göre önüne koyuyorsun, partileri 10 tane partiye koyuyorsun, Vatan Partisi’nde koymuyorsun. Ondan sonra o sistem partilerine bakıyor, hiçbiri diyor. Hiçbiri diyor, çok önemli. Bu da önemli verilerden bir tanesi. Evet. Şimdi tabii önemli konularımız var. Türkiye’nin bütünleşme sürecini de konuşacağız. ABD, Avrupa arasındaki çatlakları da konuşacağız. Diğer gelişmeler de var. Ama isterseniz yeni konuya geçmeden önce kısa bir aramız var. Kısa bir aradan sonra burada buluşalım. Buyurun seyredin.

Değerli ulusal kanalı izleyenlere çıkış yolu programımız devam ediyoruz. Konuğumuz Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğu Perinç’e tebrik adamla birlikte sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Sayın Perinçek tabi yıl sonu geldi ama en önemli konulardan 1 tanesi süreç komisyonu dediğimiz feshedilen pkk’nın silah bırakması sizin de sık sık bütünleşme süreci diye anlattığınız bu süreçte partilerin raporları yayınlandı AK Parti MHP CHP Dem Parti bunları nasıl değerlendiriyorsunuz aslında? Yani şimdi bir kere üzülerek söylüyorum ve biraz da utanarak söylüyorum onu da söyleyeyim. Maalesef iktidarı temsil eden AK Parti raporu MHP raporu zaten Dem Parti raporu tamamen karşı cepheden ama bu sürecin çözümünde önemli konumlarda olan iktidar partileri olan AK Parti ve MHP’nin raporuna bakıyorum. Utanarak ve üzülerek ifade edeyim. Hukuk bilgisinin olmadığı raporlar sonuç itibariyle niçin çok basit 1 ayrım yapılıyor. Efendim suçlu suçsuz ayrımı ondan sonra veyahut da işte asli faille yardım yataklık ayrımı şimdi suçlu ve suçsuzu ayıracağız diyor. Kim ayıracak suçlu ve suçsuzu Türkiye Anayasası’na göre ve kanunlarına göre ayıracak bir tek merci vardır. O da yargıdır. Suçlu suçsuzun ayrımını yapacağız dediğiniz an. Yargılayacağız demiş oluyorsunuz. Eğer hukuk bilgisi varsa ondan sonra yargılayacağız dediğiniz anda da siz yurt dışındaki 15 bin terör örgütü mensubunu yargılamaya kalktığınız zaman bu iş biz yokuşa sürüyoruz. Bu işi çözmeyeceğiz anlamına gelir. Ben bu hukuk bilgisi olmayan raporları anlıyorum. Onlar şunu kastediyorlar suçlu suçsuz derken yani şiddet eylemine terör eylemine katılmış olan olmayan ama PKK’ya mensup olmak kendi başına suç. Diyelim hiçbir terör eylemine katılmamıştır. Gidip hiçbir şekilde tabancayı sıkıp insan öldürmemiştir. Cinayete katılmamıştır. Terör yapmamıştır. Ama o suçsuz mu? Bilgisizlik akıyor o raporlardan. Burada akıyor. Dolayısıyla çözümsüzlük akıyor. Suçlu suçsuz ayrımı yapacağız. Yardım yataklık yapanlarla asli failleri yöneticileri ayıracağız dediğiniz zaman bunu yargılayacağız anlamına gelir. Onun için tek çıkış yolu Vatan Partisi’nin af kanunu. Bakın Türkiye sallanacak yuvarlanacak. Ondan sonra en sonunda Vatan Partisi’nin af kanununa gelecek. Çünkü başka bir çıkış yolu yok. Siz bunu ilk önce yargılayacağız dediğiniz zaman o yargılamak diyelim ona 15 yıl sürer. 15 bin insanı yargılamak ondan sonra adam gibi yargılayacağınız zaman hadi 15 yıl sürmesin de 5 yıl sursun. Bu sürece 5 yıl dayanır mı? O 5 yıl içinde Amerika, İsrail, Yunanistan hepsi silahlarını yere koyacaklar. Ya Türkiye bu terör sorununu çözsün de ondan sonra yargılasın falan filan biz ondan sonra silahları elimize alalım mı diyecekler yani. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditler, iç tehdit, dış tehdit, iç ve dış çepeyi birleştirme ihtiyaçları, halkın barış özlemleri, güzel bir huzur içinde yaşama istekleri, yürek yüreği ondan sonra omuz omuza çalışma yaşama istekleri falan bunları siz 5 yıl 10 yıl erteleyeceksiniz. Dolayısıyla iktidarın iktidar burada olmadığını, iktidar sorumluluğu taşımadığını görüyoruz ve bunları değerlendirecek bir hukuk kafasının da birikiminin de olmadığını görüyoruz. Bu çok üzücü bir durum. Onu ifade edeyim onun için Vatan Partisi’nin af kanunu tek çaredir. Af kanunun özü şudur yönetici ve mensup üyesiyle yöneticisiyle bütün PKK mensupları ondan sonra affedilecektir. Cezaevindekiler serbest kalacaktır. Cezaevi dışındakiler de mahkemeye başvurup cezaevindekiler için de aynı şey geçerli. Af kanununda 5. maddemiz var. O 5. madde şöyle. Afın olması için af talebinin olması lazım. Yani birey diyecek ki ya bir yazılı dilekçeyle bunu talep edecek veya mahkeme huzurunda tabutlara sınaklara geçirerek talep edecek şu Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ve Türk Milleti ile bütünleşme amacıyla bu af kanunundan yararlanmayı talep ediyorum. Tekrar ediyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ve Türk Milleti ile bütünleşme amacıyla af kanundan yararlanmayı talep ediyorum. Yani af edilebilmek için bireyin de Türk Devleti ile ve Türk Milleti ile bütünleşme arzusu bu ifadesi olacak. Burada arzu ediyor mu yalan mı söyle falan filan ama bunu söylemesi çok çok önemli sonuç itibariyle. Yani böyle bir iradeyi af talep edenlerden kanun istiyor. Vatan Partisi bunu çok iyi düşünmüş. İkincisi başka terör örgütlerinin bu af kanundan yararlanmaması için Milli Güvenlik Kurulu’nun feshedildiğini tespit ettiği ve silah bıraktığını tespit ettiği PKK hakkında bir af kanunu bu da af kanunumuzda var. Dolayısıyla emsal teşkil başka örgütte emsal teşkil etmeyecek herhangi bir örgüt Milli Güvenlik Kurulu tarafından feshedildiği ve silah bıraktığı saptanmıyorsa ve Cumhurbaşkanı da bunu tescil ve onaylamamışsa af kanundan yararlanmayacak. Dolayısıyla anayasa mahkemesine başvurarak veya başka yollardan emsal teşkil ettiği için bu af kanundan başka bir terör örgütü mensuplarının yararlanmasında kapısı kapanmış oluyor. Türkiye bu af kanuna gelecek. Bu af kanunu sayın Türkiye Büyük Meclis Başkanı’na da verilmiştir. Partilere de yollanmıştır. En başta sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilmiştir. Ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi’nizin sayın genel başkanına da sunulmuştur, verilmiştir. Bu af kanunu vatan partisinin af kanunu çok iyi hazırlanmış, çok iyi düşünülmüş bir kanundur ve Türkiye oraya gelecek. Dolayısıyla böyle bu işi uzatmanın bir alemi yok. Kazanmak istiyorsak bu insanlarımızı ve Türk Devleti’nin o kazanma yeteneğine sonuna kadar güveniyoruz. Türk milletinin kazanma ve kaynaştırma yeteneğine sonuna kadar güveniyoruz. Bu af kanunu bunun biricik çözümü ve çaresidir. Önemli bir noktaya dikkat çektiğiniz 15 bin kişinin yargılanma süresinin çok uzayacağına dair. Burada aklıma şey geliyor. Birinci bu açılım döneminde çadır mahkemeleri kurmuştu. Böyle bir yöntem uygulanabilir mi sınırdan gelenlere? İlk dönem bir uygulamaya çalıştılar. Abi sen çadır mahkemesiyle bir insanın nasıl suç işlediğini falan nasıl tespit edeceksin ya? Türkiye çadır devleti mi ki çadır mahkemesi kuruyor? Çadır şeyi şöyle kurulabilir. Af kanunu çıkarırsın. İnsanlar da o diyelim sınırda çadıra da lüzum yok. İnsanlar gelir ya bir dilekçe verir ya da sözlü olarak zapta geçer. Türkiye Cumhuriyeti devletiyle bütünleşmek istiyorum ve Türk milletiyle bütünleşmek isteğiyle af kanundan yararlanmak istiyorum dediği zaman hemen orada mahkeme bunu zapta geçer kararı verir ve o şahıs bütün sonuçlarıyla işlediği suçlar ve cezalar ortadan kalkar. Ama bir de başka şeyler de var bu af kanunu da söyleyeyim. Bütünleşmeye yönelik bu af kanunu sırf o kişinin iradesi değil aynı zamanda onun eğitimi, iş güç sahibi olması. Çünkü iş güç sahibi olmadan toplumla bütünleştiremezsiniz. O eğitilmesi eğitimi de zoraki bir eğitim değil. Gel ben seni zorla eğiteceğim değil. Onun dileğine bağlı bir eğitim. Dileyenler için eğitim olan hakları da o kanunda öngörülüyor. Mesela diyelim askerliğini yapacak onunla ilgili maddeler var. Hepsi çok iyi düşünülmüş. Bu silah kullanan kullanmayan ayrımı konusunda mahkemelerin karar vermesi gerektiğini söylediniz. İstihbarat raporları bu iş için yeterli oluyor mu? Silah kullanan kullanmayan bu hukuki bir bakış açısı değil. Hiç silah kullanmamıştır. Ama silah kullanma emrini vermiştir. O silah kullanandan daha çok ceza yer. Türkiye’nin türk ceza kanununa göre. Onun için diyorum ki yani ben şaşırdım. AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi’nin bu raporlarını hazırlayanlar hiçbir ceza hukuku öğrenimi görmemiş mi? Hukuk öğrenimi görmemiş mi? Hukuk bilgisine sahip değiller mi? Türkiye’yi nasıl yönetiyorlar? Siz silah kullanan kullanmayan dediniz. Bunu tespit etmeye kalktınız mı? Efendim tanıklar yazılı belgeler, yazısız belgeler, ondan sonra müdafası savcının talebi, ondan sonra hüküm, hükümden sonra istinaf, istinaftan sonra yargı tayfı falan filan döndü geldi. Bu tür 100 kişilik 200 kişilik terör örgütleriyle ilgili davaları görüyoruz. 10 yıl, 15 yıl, 20 yıl devam ediyor. Peki lider kadronun ilişkinde ayrı. O ayrımı yapmamak lazım. Lider kadroyla diğerlerini ayırmak için de yargı yapmak zorundasın. Nereden biliyorsun kim lider? Yani bakın buralarda ne var? Kim lider kadroyu ayıralım? Nasıl ayıracaksın? Mit raporuna göre mi ayıracaksın? Valiler mi ayıracak? Kaymakamlar mı ayıracak? Nereden biliyorsun? Lider midir değil midir? Bunu bir tek yargı ayırabilir. Yargıya bu işi bıraktığın zaman da ne olur? 15, 10-15 yıllık davalar başlar. Kim lider, kim lider değil bunu sen valinin, kaymakamın, jandarma komutanının tespitine göre ayıramazsın ki. Veyahut da pekaka mı bildirecek bu lider, bu lider değil? Ona da nasıl güveneceksin? Feshedilmiş olan bir parti, o mu bildirecek sana liderlerini ve lider olmayanları? Saçma sapan bunlar hukukla ilgisi olmayan ve bu süreci anlamayan ve bu süreci çözmek iradesi olmayan anlayışlar. Büyük Parti raporunda af vardı. Ben diyor ki komisyon müstakil ve geçici bir kanunun niteliğinde hazırlanması hukuken bir tercihte zorunluluktur. Sizin önerinizde bu geçici ve müstakil şekilde mi? Tabii bir kanun hazırlanacak. Geçici, geçiciden kasıt şu yani Türk Ceza Kanunu’na sürekli uygulanacak bir şey değil. Mesela bizim kanunumuz 6 ay. Bizim af kanunumuz 6 ay içindeki başvuruların affını öngörüyor. O bakımdan geçici diyor. Yani 30 yıl ceza kanunu yapıyorsunuz. Nedir o? İlelebet uygulanacak bir kanun. Yani 10 sene sonra da 20 sene sonra değişmediği sürece 30 sene sonra da geçici demesinin sebebi onların. Yani bu bir geçici dönem için yani bu işin çözülüp bitirilmesine kadar ama kanun geçici kanun olma özelliklerini taşımıyor. Yani anlayışlar diyelim şu anda daha kanun hazırlanmamış ama yani yönetici yönetilmeyen efendim asti fair yardım yataklık yapan eline silah almış almamış falan dediğin an. Bunun yargıyla saptanması 15 bin insanın başvurması durumunda. O çok uzun yıllar alır ve dolayısıyla bu süreç zehirlenir. Zaten böyle bir şey olmaz da olmayacak göreceksiniz. Koskoca Türk devletinde bir akıl var. O meclisimizde de herhalde bir akıl var. O meclis kalkıp da diyecek ya bu 15 20 yıl sürecek bir şeydir çözümdür. Onu zaten bizim bu konuşmalardan sonra öyle şeyler yapamayacaklar. Onu da söyleyelim. Mesela AK Parti Atatürk dönemindeki aflara atıf yapıyor raporunda ama bu af önerisini getirip önümüze koyamıyor. Yani burada bir hukuk bilmezlik mi var? Hukuk bilmemek de var toplumu bilmemek de var. Devlet yönetmeyi bilmemek var bence esas. Yani burada bir takım çevrelerdeki efendim vay pekaka siz mensuplarını falan af mı ediyorsunuz falan gibi tavırlardan korkarak bu şeyler anlayışlar ortaya çıkıyor. O tavırlardan korkmak da çak yanlış. Çünkü bu millet bu işin çözülmesini istiyor. Türküyle Kürdüyle Hakkari’sinden Edirne’sine kadar Türk milleti hepsi Türk milletini oluşturur bunların. Bu işin çözülmesini istiyor. Bu işi çözen iktidar olur. İktidarını sürdürür. Çözemeyen kaybeder. Dolayısıyla ya biz böyle bir af kanunu çıkarırsak işte oy kaybederiz fikri bu toplumu tanımayan bir anlayıştan kaynaklanıyor onu söyleyeyim. Bir takım gürültülerden korkan devlet yönetme cezareti olmayan bir tavrı temsil ediyor. Bu son süreç yaklaştı. Böyle şeylerde bakın Atatürk Mustafa Kemal Paşa’ydı o zaman. Koşkiri isyanı oldu. 1921 yılı Şubat’la şey arasında Haziran arasında Koşkiri isyanından sonra Mehmetçikler bu isyan sırasında şehitlerimiz oldu. Ve hemen af kanunu çıkartıldı. Hatta meclisteki konuşmalar var. O konuşmalarda şu söylüyor daha Mehmetçikimizin topraktaki kanı korumadı. Onları katledenler affediliyor falan Atatürk o cesareti gösterdi. Çünkü neden? Çünkü Yunan orduları Ankara’ya doğru ilerliyor. Ondan sonra sırtını sağlama alması lazım. Türk ve Kürt’ü birleştirmesi lazım. İç cepheyi kuvvetlendirmesi lazım. Değil mi? Mustafa Kemal savaşı kazanmaya karar vermiş büyük bir kurmay büyük bir asker büyük bir devrim önderi. Şimdi de benzer sorunlar var. Doğu Akdeniz’de ABD, İsrail, Yunanistan bir ittifak kurdu. Bütün Ege kıyılarına Amerika Üsler kurdu. İşte Menteş Adaları diyoruz bütün Ege adalarına Menteş adalarına Yunanistan yığınak yapıyor. Ama Avrupa’nın silahıyla Amerika’nın silahıyla o yığınağı yapıyor. Bu namlular Türkiye’ye bakıyor. Bu koşullarda Türkiye’nin bu terör sorununu çözmesi iç cepheyi güçlendirmesi lazım. Dolayısıyla bu mesele yalnız iç cephenin sorunu değil. Aynı zamanda dış cephenin sorunu. Ve iç cephe Atatürk’ün de belirttiği gibi bir askerlik, tevfik askerlik yaptığı için subay diyelim ondan sonra onları çok iyi biliyor. İç cephe belirleyicidir. Sonuç itibariyle dış cephede ne ile mücadele ediyorsunuz? İç cephedeki kuvvetinizle ediyorsunuz. Onun için iç cephe daima belirleyicidir. İç cepheyi kuvvetlendirmek, tahkim etmek, savaşı kazanmak da belirleyicidir. Bir iç cephe demişken bir izleyicimizin de bir sorusu var. Şehit ailelerinde bazı bu konuda isyanları var, meclis komisyonunda eleştirileri var. Şehit ailelerimizin akrabaları, kardeşleri, babaları, dayıları, amcaları işte bu bütünleşmenin sağlanması için hayatlarını verdiler. Niçin hayatlarını verdiler? Kan dökme devam etsin diye mi? Kendilerinden sonra da şehitler olsun, kendilerinden sonra da Türkiye’de iç çatışmalar devam etsin, terör devam etsin. Bunun için mi onlar şehit oldu? Hepsinin için şehit oldu. Bu vatanın bütünlüğü için. Dolayısıyla bu vatanın bütünlüğü konusundaki en duyarlı insanlarımız şehit aileleridir. Gazilerimizdir ve onların aileleridir. Dolayısıyla burada bir kan davası takibi değil, benim babam niçin şehit oldu? İşte Türkiye’nin bu bütünlüğünü sağlamak için şehit oldu. Dolayısıyla bütünleşmeye yönelik her adımı onlar sevinçle karşılayacaktır. Çünkü benim babam boş yere şehit olmamış, benim dayım, benim amcam, benim abim boş yere şehit olmamış. Aslında komisyonun sunulan diğer raporlar hakkında da görüşlerinizi merak ediyordum. Burada bir şey daha söyleyeyim. Bu söylediklerinizle ilgili şehitler açısından değil de, devlet yönetmek sıradan insanın bulunduğu yerden olmaz. Devlet yöneticisi sıradandan farklı. Değil mi? Devlet yöneticisi, devleti yönetme iddiası ve birikimi olan adamlardan oluşuyor. Yani devleti yöneten adam sıradan adam değil. Sıradan adam devleti yönetemez. Devlet adamı yönetir. Devlet adamı olduğunuz zaman sıradan insanın duygularından, zihninden, ondan sonra öngörülerinden, diğer kabiliyetlerinden farklı, üstün bir kabiliyetiniz olacak. Sıradan insanda intikam duyguları olur, başka duygular olur falan filan, gözyaşları olur falan. Ama devlet yöneticisinin ne olması lazım? Ülkenin geleceği, bağımsızlığı, bütünlüğü, refahı, insanların kardeşçe yaşaması. Bunun için devlet adamı oldu. Dolayısıyla sıradan adam tavırlarını devlet yöneticilerinden istemeyeceğiz. Devlet yöneticilerinden devlet yeni adamı olmasını isteyeceğiz. Onun için günlük duygular, intikam duyguları, kinler vs. falan Fatih Sultan Mehmet’ten, Yavuz Sultan Selim’den, Atatürk’ten, Hz. Muhammed’den bunu istemeyeceksiniz. Hz. Muhammed böyle mi yaptı? Hz. Hamza amcası öldüreni ne yaptı? Affetti. Müslüman oldu dedi, o bizdendir artık dedi, affetti. İşte Hz. Muhammed bu. Yoksa benim amcamı öldürdü, vurun onun boynunu demedi. Efendim komisyonuna sunulan diğer raporlar da dikkat çekiciydi. Özellikle DEM Parti, yani özelliklerden Kürtçenin ana dilde eğitim olarak kullanılmasına kadar sürecin ruhuna, mantığına uygun olmayan çok sayıda talebi de komisyona getirmiş oldu. Siz DEM Parti’nin bu süreçteki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz? Türkiye’de etnik temelde, mezhep temelinde, dinsel temelde, tarika-cemal temelinde parti olamaz. Bunlar hem siyasi partiler kanunumuzun ilgili maddelerine göre, parti yasaklarına göre, kapatma nedenlerine göre, hem de anayasamızın 68. maddesindeki parti kapatma nedenleri zaten siyasi alt partiler kanununda onlar yazılmıştır. Buna göre DEM Parti diye bir parti Türkiye’de yasa dışıdır. Kaldı ki PKK feshediliyor değil mi? PKK feshedildikten sonra bir de yasal bir PKK mı olacak Türkiye’de? DEM Partisi PKK’nın yasal kolu. Bu partiler kapatılacak. Türkiye’de bölücülüğe özgürlük yok. DEM Partisi gibi Türkiye’de ayrı bir devlet, ayrı bir coğrafya, ayrı bir şey kurmak, idari özellik, fedele devlet falan filan bu tür amacı olan partiler anayasamıza ve siyasi partiler kanununa göre yasaklanması gereken, kapatılması gereken partilerdir. Ve bu partiler kapatılacak. Onun için ben şunu tartışmıyorum, DEM Partisi şunu demiş, bunu demiş, bu parti kapatılacak, buna benzer partiler kapatılacak. Etnik temelde, ondan sonra mezhepsel temelde parti Türkiye’de yasaktır olmayacak. Terörle mücadele, terörsüz Türkiye’yi yarattık ama o terörü yapan partiyi yasal planda falanca filanca devam ettiriyor. Hayır devam etmeyecek. Bugünkü mevcut yönetimin zaafı burada zaten. Bugünkü sistemin zaafı burada. Kanunları uygulamıyor. Anayasa mahkemeleri bu sistemin kapatılması gereken partileri kapatmıyor. O kapatmak şart. Tekrar ediyorum, bölücülüğe özgürlük yok. Ortaçağ gericiliğine özgürlük yok. Cemaatçiliğe, tarikatçılığa özgürlük yok. FETÖ’nün partisi olsa kapatmayacak mısın? Kapatacaksın. PKK’nın partisi. Kapatacaksın. Hiçbir zaman bunlar o partiyi kuramayacak. Kurmaması gerekir. Ve Türkiye oraya gidecek. Size söyleyeyim. PKK’yı feshettik tamam ama yasal olarak PKK’yı sürdürüyoruz. O zaman niye PKK feshediliyor? PKK feshedildiğine göre PKK’nın bütün teferruatları da ve PKK’nın işlevlerini devam ettirmek peşinde sevdasında olanlar da kesinlikle kapatılacak. Bu akşam Üçlü Komisyon’a son raporunu sunan partide Hüdapar oldu. Hüdapar da yine HDP’nin partiyle aynı talepleriyle getirmiş. Bu da kapatılması gereken bir parti. Bölücü bir parti. Çok açık bölücü bir parti. Kürtçü bir parti. Bir de aynı zamanda ortaçağ Kürtçüsü. O partiler kapatılacak. O partilerle demokrasi olmaz. Türkiye Şeyhler, Dervişler, Müritler, Cemaat, Tarikat mensupları, etnik amaçlı grupların bulunduğu bir ülke olamaz. Demokrasi zaten bunlardan temizlenmek demek. Şeyh varsa, derviş varsa, mürit varsa, mensup varsa, bölücü parti varsa demokrasi kuramazsınız. Sayın Perinçek dem parti demişken son dönemde şöyle ilginç çıkışlar geliyor. Örneğin önce Cengiz Çandar, Hakan Fidan’a hedef aldı. Cumhurbaşkanına seslenerek bakanınıza ayar verin dedi. Rahatsızlıkları, SDG’ye yönelik tavrı işte 10 Mart mutabakatına uyması. Aynı benzer eleştiriler de AK Parti içinden Galip Ensarioğlu’ndan geldi. Diyarbakır Milletvekili. Evet Diyarbakır Milletvekili. Yani iki ayrı partiden böyle bir eleştiriden tabii AK Parti içinden de geliyor. Hakan Fidan’la sanki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın farklı yönetimleri varmış gibi bir böyle orayı bölme parçalama gibi siyasetler var. Siz bu çıkışları nasıl değerlendiriyorsunuz? İşte diyoruz ya dem partinin içerisinde ve Amerika-İsrail güdümlü bir PKK’nın içinde, dem partinin içinde bir Amerika-İsrail güdümlü grup var, hizip var diyoruz. Cengiz Çandar o Amerika-İsrail güdümlülerin başrolünde olan, onun geçmişleri var. Onunla ilgili 2000’e doğru ondan sonra Aydınlı’nın çok önemli manşetleri var. Değil mi? Onun İsrail’le olan Beyrut’ta buluşmaları, ondan sonra bizim 9 arkadaşımızın katledilmesi için İsrail Devleti’ne ondan sonra bilgiler vermesinden tutun Pentagon’a giren tek gazeteciyim diye övünen, Amerika bağlantıları artık herkes tarafından bilinen kimse Cengiz Çandar. Dikkat ederseniz burada da başrol de gözüküyor bu süreci baltalamada. Cumhurbaşkanımızla Dışişleri Bakanımız arasında bu konuda bir sanki ayrılık varmış gibi Ensarioğlu da onunla beraber hareket ediyor. Cengiz Çandar’ın üslubu da son derece terbiyesiz. Cumhurbaşkanı falan Dışişleri Bakanına ayar ver falan. Bu şekilde terbiye dışı, nezaket içinde olmayan söylemler. O kendi kimliğini ve rolünü ve nereden göre Amerika İsrail güdümlü kimliğini ve görevlerini burada bir kere daha ortaya koymuş oluyor. Ensarioğlu da Cengiz Çandar’la aynı tavırda. Ensarioğlu da açık bir şekilde şunu söylüyor, Cumhurbaşkanımızla farklı. Nerede farklı? Hakan Fidan Suriye konusunda. Hakan Fidan Suriye’de Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyor. Türkiye’nin politikası bu. Hakan Fidan’ın politikası değil ki. Cumhurbaşkanımızın da politikası o. Sonuç itibariyle Türkiye’nin Suriye’nin toprak bütünlüğü konusundaki kararlılığı herkes tarafından biliniyor. Sedegiyi tasfiye konusunda kararlılığı biliniyor. Sanki burada Cumhurbaşkanımız sedegiyi koruyan bir konumda gösteriliyor. Cumhurbaşkanı Sedegiyi korur mu? Tayyip Erdoğan Sedegiyi korur mu? Böyle bir ihtimal var mı? Bunun en ufak bir kanıtı görüntüsü var mı? Bunlar tamamen Amerika-İsrail merkezlerinden yürütülen kara propagandalar ve kışkırtmalar. Süreci baltalamaya yönelik bir takım müdahaleler ve çabalar. Suriye’de de sürecin bir ayağı yürüyor, devam ediyor. 10 Mart’ta Suriye ordusu ile Suriye hükümetiyle, Suriye Demokratik Küşleri Sedegiyi arasında yapılan bir anlaşma vardı. Bu anlaşmanın son maddesi diyordu ki bu anlaşmadaki yapılması gerekenler 31 Aralık’a kadar tamamlanacak. Yani kaldı önümüzde 8 günümüz kaldı. En son Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın dün Suriye’ye gittiler. Ahmet Şaharay ile görüştüler. Bugün de Suriye Dışişleri Bakanı ve Milli Savunma Bakanı Rusya’ya gittiler ve Rusya’da bir görüşme yaptılar. Yani bir Ankara-Şam-Moskova hattında Sedegiyi’nin tasvihsizliği ve entegrasyonu konusunda bir diplomasi trafiği dönüyor. Bu süreci nasıl görüyorsunuz? İran’ı da buraya katmak lazım. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İran’ı da bu sürece katması lazım. Çünkü İran’ın da menfaati Suriye’nin bütünlüğünden yana. Onu biraz kenarında bu sürecin tutmaya yönelik çabaları yerinde bulmuyorum. Aslana süreci belki de yeniden hayata geçiyor. Yani şimdi bu söylediğiniz aslana falan lüzum yok. Şu Türkiye, Rusya, Suriye diyorsun. Ona İran’ı da katmak lazım. Gerçi İran’ı katmadan da sorun çözülür ama prensip olarak İran’ı katmak lazım. Çünkü başka boyutları olur bunun. Doğu Akdeniz’de savaşlara yönelik, İran’a yönelik, İsrail’in saldırıları gibi boyutlar olabilir. Orada İran’la aynı cephedeyiz. Dolayısıyla her konuda, bölgemizle ilgili her konuda İran’ı katmak lazım. Bu İran’ı dirsek çıkartanlar kimler? O mezhepçi tavır içinde olanlar. O mezhepçiler de kim? Sonuç itibariyle Amerika, İsrail’in planlarına alet olanlar. Çok açık söyleyeyim. Niye İran’ı bu işe katmıyoruz? Yani Rusya’yı katıyoruz, İran’ı niye katmıyoruz? İran tamamen bölge ülkesi. Onun, Suriye’nin bütünlüğü konusunda bizim kadar çıkarı var. Peki efendim bu önümüzdeki hafta, SDG herhangi bir adım atmazsa, sizce süreç nereye gidilir? Türkiye nasıl bir tavır takılması gerektiğini? Türkiye doğru bir strateji kursa, yani Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı. Bu Vatan Partisi’ni yıllardır savundu. Sayın Devlet Bahçeli de çok cesur bir şekilde ve diğer bütün MHP yöneticileri, İsmail Bey, ondan sonra diğer yöneticiler, hepsi buralarda çok cesur açıklamalar yapıyorlar. Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı meseleleri çözer. Yani diyelim 31 Aralık’a kadar bu adımları SDG atmadı. Bahçeli, Rusya, Çin, İran ittifakı böyle bastıra bastıra o adımları attırır. Burada Türkiye’nin işte, madem Türkiye ön cephede ve Suriye’nin toprak bütünlüğü en çok Suriye’yle Türkiye’yi ve İran’ı ilgilendiriyor, öyleyse Türkiye burada bir öncü konumlara girecek, önder roller oynayacak, harekete geçecek. Bu ittifakı, onun için Devlet Bahçeli ısrarla savunuyor. Bu bir dış politika seçeneği değil, bu aynı zamanda Türkiye’nin Atlantik sisteminden kurtulması, ekonomisinin bağımsız bir şekilde inşa edilmesi, üretim ekonomisinin kurulması, kültürel yozlaşmalardan kurtulmak, bir milli demokratik devrim programının gerçekleşmesi için Türkiye’nin Atlantik zincirlerinden kırıp kurtulup Asya’daki yerini alması lazım. Bizim geleceğimiz Asya’da. Bütün sorunlarımızı Asya ilişkileri içinde çözeriz. Dolayısıyla Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı her olayda bir anahtar görevi yapar ve bunun koşulları var. Yeter ki Türkiye inisiyatif göstersin. Türkiye hükümetine burada çok büyük sorunlar düşüyor. Bu bir bölge savaşını önleyecek ittifaktır ve dünya savaşına da caydıracak, dünya savaşı yolundaki gelişmeleri Doğu Akdeniz’de caydıracak bir seçenektir. Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı. Milli Savunma Bakanı geçtiğimiz günlerde yıl sonu değerlendirmesi yaptı. Orada Amerika’nın bölgeden çekileceğini ve SDG’nin de yalnız başına kalacağını ifade etti. Şimdi son zamanlarda daha doğrusu Ankara’da hükümetin ana stratejisi ABD ile birlikte SDG’ye silah bıraktırmak. Böyle bir şey mümkün mü? Sayın Milli Savunma Bakanımız Yaşar Güler gerçekten çok kıymetli bir askerdir. Milli Savunma Bakanı olarak da son derece güvenilir bir siyaset insanıdır. Türkiye’mizin yöneticilerindendir. Biz Vatan Partisi olarak şunu önemli belirtiyoruz. Ege kıyılarında Amerikan üstleri duruyorsa Türkiye ve Amerika Orta Doğu’dan çekilmiyor demektir. Kıbrıs’ta Amerika, Yunanistan ve İsrail yığınak yapıyorsa Amerika Orta Doğu’dan çekilmiyor demektir. Çünkü Orta Doğu işte Doğu Akdeniz sonuç itibariyle. Ege Doğu Akdeniz’in bir parçası. Buralarda Amerika varsa Orta Doğu’nun karası değil Suriye değil. Amerika’ya diyeceğiz ki arkadaş topla pılını pırtını Yunanistan kıyılarındaki üstlerini askerlerini sök götür. Yunanistan’a diyeceğiz ki sen nasıl komşusun ya oraya yığınağı yapıyorsun. Yine nedir Menteşe Adaları yani Ege denizindeki adalar şu anda Yunan hakimiyeti altında olan adalara Yunanistan yığınak yapıyor. Menteşe Adaları ne demek ya burnumuzun dibi. Burnumuzun dibine Amerika ve Avrupa’nın desteğiyle Yunanistan şimdi füzeler yerleştiriyor yığınak yapıyor. Bu Türkiye için çok ciddi bir tehdit. Ege kıyıları yine Amerikan üstleri ama şimdi bakın şu adalara da bayraklar koymak lazım. Bu haritada eksik olan nedir o Menteşe Adaları yani Ege denizindeki adalarda da artık Yunanistan Amerika’nın avucunda olan bir ülkedir. Buralara da Amerikan bayrağı şimdi geliyor. Amerikan silahları yerleşiyor ondan sonra. Dolayısıyla bu tehditin var olduğu bir ortamda ve Amerika merkezde olduğu, İsrail’in de katıldığı bir ortamda Amerika’nın Orta Doğu’dan çekildiğini kabul edemeyiz. Ve biz Vatan Partisi olarak diyoruz ki Ey Amerika Orta Doğu’dan çekiliyorsan ispat et, topla pılını pırtını askerini ondan sonra güle güle. Güle güle Amerika bay bay. Amerika’yı al topla bunları götür. Orta Doğu’dan çekilmek böyle olur. Tabi bu haritada Suriye’nin kuzeyinde Irak’ın kuzeyindeki Amerika’nın üstleri falan hadi onları topladı diyelim ama Kıbrıs, Ege, Doğu Akdeniz, buralarda Amerika’nın 6. filoları, 5. filoları dolaştığı, Amerikan zırhlıları, denizaltıları dolaştığı zaman Amerika Orta Doğu’dan çekilmiş olmuyor ki. Buralardaki üstleri de duruyor. Vatan Partisi olarak buradan Amerika yönetimine sesleniyoruz. Orta Doğu’dan çekildiğinizi kanıtlayacağınız tek bir eylem vardır. O da Yunanistan kıyılarındaki üstlerinizi toplar götürürsünüz ve aynı zamanda Ege adaları, Menteşe adalarındaki bütün üstlerinizi, askerinizi toplar götürürsünüz. O zaman deriz ki evet Amerika Birleşik Devletleri Orta Doğu’dan çekiliyor. Türk Devleti’nin de bu tavrı alması lazım. Amerika Orta Doğu’dan çekiliyor deyip rahatlamak çok yanlış çünkü Amerika’nın namluları bize bakıyor. Ege kıyılarına yerleştirilen üstlerin Türkiye’ye hedef aldığı tartışması, Kıbrıs odaklı yınak, Türkiye’ye hedef aldığı çok açık. Kuzey Kıbrıs, Türk Cumhuriyeti’ni ve Türkiye’ye hedef alıyor. Tatbikatlar devam ediyor. Sayın Perinçek isterseniz Amerika’dan yine devam edelim. Avrupa ile arasında tartışmalar var, çelişmeler var. Ama yeni konuya geçmeden önce isterseniz kısa bir reklam arasında. Değerli izleyenler çıkış yolu kısa bir aradan sonra devam edecek.

Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tevfik Kadan ile birlikte, Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Sayın Perinçek, bıraktığımız yer ABD-Avrupa arasındaki çatlaktı. Hatta dün Tuğsi Gabbard, CIA’nın direktörü, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü, önemli bir açıklama yaptı. Dedi ki, ABD, NATO, Rusya konusunda yalan söylüyorlar savaş konusunda. Biz de savaşın içine çıktık. AB, Avrupa Birliği. AB ve NATO. AB deyince bazen ABD ile karışıyor. Avrupa Birliği, evet. Avrupa Birliği ve NATO’nun Rusya konusunda, yani Rusya’nın onlarla savaşacağı konusunda yalan söylediğini ve ABD’yi de savaşın içine çekmeye çalıştıklarını söyledi. Bu çıkışı nasıl değerlendirdiniz? NATO’nun patronuydu ABD değil mi? Şimdi ABD’nin istihbarat başkanı hanımefendi, onu gösterebiliriz de burada. Bir tweet attı, o tweeti belki ekrana getirebiliriz. Evet, tweet ekranına verirsek arkadaşlar. ABD kalkıyor, NATO’ya tavır alıyor ve NATO’yu Rusya’ya karşı yalan söylemekle, Avrupa Birliği’ni yalan söylemekle suçluyor. Yani Rusya’dan Avrupa’ya yönelik bir tehdit yok diyor. Böyle bir tehdit olmadığı halde bunlar yalan söylüyor diyor. Doğru söylediği. Hakikaten Avrupa Birliği ve NATO, Rus tehditinden bahsederken yalan söylüyor. Niçin bu yalanı söylüyor? Çünkü savunma sanayisi ile diğer sanayilerini tetikleyecek. Savunma sanayisi, kimyas sanayisi, makina sanayisi, lastik sanayisi, enerji, bütün sanayi dallarını, yapay zeka vs. tetikleyen bir sanayi. Dolayısıyla çökmekte olan Avrupa sanayisini savunma sanayisi üzerinden tetikleme siyasetine girdi. O savunma sanayisini nasıl alttan vergi toplayacak, yatırım yapacak? Halkına da diyor ki, bak Rusya’nın tehdidi var, senin evini yıkacaklar, çoluğunu çocuğunu öldürecekler. Şeklinde, tulsi kabart, evet. Şeklinde vergi toplayabilmek için, tasarrufları, sanayi sanayisi için tasarrufları artırmak için. İki halktan topladıkları el yapacak. Borçlanma sınırında Avrupa. Yani borç alacakları yer yok. Birbirlerine borç veriyorlar zaten sürekli olarak. Dolayısıyla o 1 trilyon dolarlık, Almanya’nın, Fransa’nın ilan ettiği o büyük savunma bütçelerinin tasarrufu için bir Rus tehlikesi, tehdidi işlemeleri, uydurmaları gerekiyor. Rusya niye Avrupa’ya saldırsın? Deli mi Rusya? Avrupa’nın da Rusya’ya saldıracak bir hali yok. Yani onun öyle bir gücü yok. Dolayısıyla bir Avrupa-Rusya savaşı ihtimali yok. Orada da Tulsi Kabart Hanım, ondan sonra, nasıl okunuyor bu teflik? Tulsi Kabart olması lazım. Çünkü bu Amerikalıların isimleri kendi geldikleri ülkelere göre farklı oluyor. Ondan sonra söylediği doğru. Avrupa Rus tehditinden söz ederken yalan söylüyor. Ama NATO’yu karşısına alması çok ilginç. Yine Amerika’dan, NATO’dan ayrılalım gibi resmi… Şöyle bir şey oldu Sayın Genel Başkanım. ABD’de Cumhuriyetçi Parti’ye üye, bir temsilciler meclisi üyesi Thomas Macy, geçen hafta NATO’nun ABD’yi maddi ve diplomatik anlamda zorladığını savunarak ülkenin ittifaktan çekilmesini öngören bir yasa tasarısı sundu. Şöyle diyor Macy açıklamasında, NATO soğuk savaş kalıntısıdır. NATO’dan çekilmeli ve o paraları kendi ülkemizi savunmak için kullanmalıyız. Evet, o da ilginç. Yani bu Amerika ile Avrupa arasındaki çelişmeler çok keskinleşiyor. Yani toptan bir çöküşe gidiyor, emperyalist kapitalist sistem toptan çöküşe gidiyor. O çöküş durumunda da onun ana kuvvetleri arasında derin çelişmeler var. Amerika Birleşik Devletleri Avrupa sanayisine karşı birçok tedbirler aldı ondan sonra. Avrupa da Amerika’ya karşı tavırlar alıyor. O çelişmeler gittikçe şiddetleniyor. Bu çok çok önemli ve bu fırsat sunuyor bize. Yani ezilen dünya ülkelerine, gelişen dünya ülkelerine, Türkiye’sine, Suriye’sine, Rusya’sına, Çin’ine, Hindistan’ına, Pakistan’ına, bütün Orta Doğu’suna, İran’ına, Yemen’ine, Suudi Arabistan’ına, bütün Afrika ülkelerine büyük fırsatlar sunuyor bu Amerika-Avrupa çelişmesi. Tulsi Gabbard’ın bu açıklamasının sebebi NATO şefi Rutte’nin yaptığı bir açıklamaydı. Rutte dedi ki dedelerimizin çarpıştığı büyüklükte savaşa hazır olmalıyız. Rusya savaşa hazırlanıyor dedi. 2028 diye bir tarih verdi. Bu açıklaması dün Almanya Savunma Bakanı’na da soruldu. Boris Pistorius’a. Pistorius da diyor ki sanırım NATO Genel Sekreteri belki de olabilecekleri canlı bir şekilde tarif etmek istedi ama ben böyle bir senaryoya inanmıyorum. O da ilginç. Bana göre Putin NATO’ya karşı tam ölçekli bir dünya savaşı başlatmayı amaçlamıyor dedi. Gerçek bu yani. Niye Putin Avrupa’ya karşı savaşsın? Putin NATO’nun kendi sınırlarına yaklaşmasına tavır aldı. Ukrayna’nın NATO’ya girmesine tavır aldı ve yukarıda da Finlandiya’nın ondan sonra İsveç’in NATO’ya girmesine tavır aldı. O doğru ama Putin’in Avrupa’ya savaş açacak diye bir amacı yok. Rusya’nın burada çıkarı yok. Almanya’da da bir bölüm. Almanya Şansölyesi 2028’de savaş olacak Rusya saldıracak dedi. Savunma Bakanı hayır öyle bir şeye inanmıyor. Ama işte Almanya Şansölyesi onu söylemek zorunda. Neden? Vergi toplayacak. Yani Alman sanayisi çöküyor. Bakın Volkswagen fabrikalarını kapatıyor. 10 binlerce 30 bin 40 bin 50 bin insan işten atılıyor. Mercedes işten atıyor. Diğer Rheinmetall falan çok önemli Alman sanayi kuruluşları işten çıkarıyor. Binlerce on binlerce işçiyi ve fabrikalarını söküp başka ülkelere taşıyorlar. Bu durumda bir tek çareleri kaldı Almanya’nın ve Fransa’nın. Ondan sonra o da kendi sanayilerini ateşleyebilmek için savunma sanayisini kullanmak. Yani sonuç itibariyle diyelim depoları yığacakları silahları yapacaklar. Ama o silahları yaparken de kendi demir çelik sanayilerini, kendi lastik sanayilerini, kendi kimyas sanayilerini çünkü Alman sanayisinde en önemli sektörler makine, motor, kimyas sanayisi ve demir çelik sanayisidir. Bunları ateşlemek için silah yapımına yöneliyor. O yatırımı kime finansi ettirecek? Kendi emekçisine, halkına, sanayicisine. Vergi toplayacak. Vergi nasıl toplayacak? Niye vergi verelim diyecekler. Ya senin çocukların ölecek, evin yıkılacak, Almanya yerle bir olacak, Rusya öcü geliyor. Rusya ile Avrupa arasında bir savaş ihtimali yok. Ne Rusya’nın çıkarı var bunda ne de Avrupa’nın çıkarı var. Dolayısıyla orada öyle bir savaş olma ihtimali yok. Bu süreci Avrupa Birliği’nde dağılmaya götürür mü? Dağılıyor zaten. Avrupa Birliği şu anda dağılıyor. Avrupa Birliği de dağılıyor, NATO da dağılıyor. Enferiniz kapitalist sistem toplam çöküşe gidiyor. Bakın bunu Vatan Partisi ilk defa söylüyor. 1970 öncesinde Çin Komünist Partisi’nin böyle bir tespiti vardı. Enferinizin toplam çöküşe gidiyor falan diye. Sonradan ondan vazgeçtiler. Çünkü gerçekçi değildi. Vatan Partisi hiçbir zaman enferinizin toplam çöküşe gidiyor diye bir tespitte bulunmadı. 1970 sonrasında ama şimdi enferinizin toplam çöküşe gidiyor. ABD’siyle çöküşe gidiyor, Avrupa Birliği’yle, Almanya’sı, Fransa’sıyla hep birlikte çöküşe gidiyor. Ve bu süreç çok hızlı gerçekleşiyor gibi. Evet, çok hızlı. Bu dünyadaki devrimci değişmeler, gelişmeler için çok önemli fırsatlar yaratıyor. Bu gelişen ve ezilen dünya ülkelerindeki devrimci gelişmeler, aynı zamanda Batı’da da devrimleri tetikleyen roller oynayacak. Ve zaten şu Almanya’da Alternatif Partisi’nin iktidara yürüyüşü, Zahra Vagenknecht’le birlikte, yani öbür partiyle birlikte, ondan sonra Fransa’da Le Pen’in iktidara yürüyüşü, Bunlar sistem içinde çok önemli değişmelerin yaklaştığını gösteriyor. Çünkü bu partiler Rusya ve Çin dostu. Rusya ve Çin dostu partiler şu anda Almanya, Fransa’da yükseliyor. Çok önemli. Biz de efendim iki gün önce bir röportaj yayımladık manşetimizden. Sayın Ozan Ceyhun, Viyana Büyükelçimizdi. O da Avrupa’da büyükelçilik yaptı ve gözlemlerini aktardı. Doğrudan Türk hükümetine AFD ile, BSV ile Avrupa’nın milliyetçi partileriyle iletişime geçmeyi öneriyor. Liberal partilerle yaptığımız iş birliği bize yaramadı diyor. Yeşil partiler falan bize hiçbir şey getirmedi. O da çok önemli bir gözlemdi. O zaman Sayın Ozan Ceyhun hala büyükelçi. Yani merkezde ama büyükelçi yani. Ondan sonra bizim Kültür Bakanımız Vatan Partisi’nin Sayın Demirtaş Ceyhun’un oğludur. Babası bizim Gölge Kabinemizde. Kültür Bakanıydı. Orada saygıyla anıyoruz Demirtaş Ceyhun’u. Yani yazarımız, şairimiz, romancımız. Bizim Kültür Bakanımızdı. Ozan Ceyhun da kaliteli, vatansever, iyi bir büyükelçidir. Daha önce Alman meclislerinde falan bulundu. En son Viyana büyükelçisiydi. Sayın Genel Başkanım, ben biraz da şunu merak ediyorum. Şimdi siz güzelce anlattınız. Amerika çöküyor, Avrupa çöküyor, dağılıyor. Ama Türkiye burada diyor ki, işte NATO’da görev alacağız. Hatta NATO’nun bu durumu bize yarıyor diyorlar. Daha güçlü ittifak ortağı çıkıyoruz. Ya da Avrupa Güvenlik Mimarisi’nde yer alacağız diyorlar. Çünkü tabi Avrupa silahlanıyor diye anlattık. Oradan bazı silah talepleri var. Türkiye’nin gelişen savunma sanayisi var. Oradan bazı ekonomik gerekçeler sonuyorlar. Yani Türkiye’nin konumu ne olacak? Bazı gerçekleri, bazı merkezler çok geriden ve geç kavrayabiliyor. Yani bu soru o kadar anlamlı ki. Aslında bu soru bugün Türkiye hükümetine yöneltilmesi gereken soru. Siz Amerika ile hangi sorunu çözeceksiniz? Amerika’nın kendi sorunlarını çözecek hali yok. Orta Doğu’nun sorunlarını mı çözecek? Avrupa ile, ey Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa’ya birliğine gireceğim diye çırpınıp duruyorsun. Bir süre sonra Avrupa’da girebileceğin bir Avrupa Birliği kalmayacak. Çürüyen bir Avrupa’ya bu kadar heves. Neye dahil oluyorsun? Çünkü çürümeyi bu kadar mı ister insan yani? Ey Özgür Özel, Ey Ekrem İmamoğlu. Ama bunlar öyle bir çaresiz duruma düştüler ki Atlantik sistemi içerisinde. Türkiye halkına, Türk milletin hiçbir güvenleri yok. Bütün çareleri hapistelere de atılıyorlar yolsuzlukları dolayısıyla. Kurtarıcıyı Türkiye’de değil Avrupa Emperyalistleri’nde arıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi. Hükümetimizde, Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın başında bulunduğu hükümette görüyoruz, hala Amerika Birleşik Devletleri ile sorun çözmek gibi bazı hayaller taşıyor. Nasıl onun da sorunu çözeceksin? Sorunun kendisi Amerika. Bir sorun, sorunun kendisiyle birlikte sorunu çözemezsin. Sorunun kendisi Amerika. Suriye’deki sorunun kendisi de Amerika. Kıbrıs’taki sorunun kendisi de Amerika. Ege’deki sorunun kendisi yine Amerika. Yunanistan ile İsrail’i toparlayıp orada Türkiye’ye karşı yönlendiren de Amerika. Ama şimdi Amerika’nın da çok ciddi bir sorunu ortaya çıktı. En son Venezuela’ya saldırgan bir tavır aldılar ama Venezuela’da direnme kararlılığı gösteren bir hükümet ve halk ortaya çıktı. Dolayısıyla Latin Amerika’da da Amerika’nın belki de önümüzdeki dönem maceralara girişirse yeni Vietnamlarla, yeni Afganistanlarla karşılaşacağız. Oraları hakim olamaz. İlk başta bombardama eder, bazı başarılar kazanır falan diyelim. Yıkıcı şeyler yapabilir ama oralar da tutunamaz. Sonuç itibariyle sen askerlik eğitimi aldın. Yani hava kuvvetleriyle, deniz kuvvetleriyle Venezuela’ya saldırıp bazı yıkıcı saldırılar yapabilirsin. Ama Venezuela’yı fethedemezsin. Venezuela petrollerine el koyamazsın. En sonunda senin kuyruğuna tenekeyi bağlar, oradan sepetler yollarlar. Yemen’de Husile’ye bile diz çöktüremediler. Husile elinde Venezuela kaynakları var. Evet şimdi orada Venezuela derken bütün Latin Amerika’yı karşısına alır. Ve dünyayı karşısına alır. Başka cephelerde zor durumlara düşer. Diyelim o Venezuela’ya saldırdı, Çin halk cumhuriyette kalktı. Tayvan benim toprağımdır diye haklı olarak ifade ediyor. Hakikaten Tayvan Çin toprağı. Bizim şeyimiz gibi, İzmir’imiz gibidir Tayvan açısından. Tayvan’dan sonra Çin donanması çevirir. Tayvan meclisi bir karar alır. Zaten orada bayağı kuvvetli Çin yanlısı partiler var. Biz Çin’e katıldık der. Amerika ne yapacak? Hem Venezuela’da uğraşıyor, hem Tayvan boğazı falan. Efendim şimdi tabi Amerika içerisinde de çok ciddi bir çelişki var. Bir yandan saldırgan, işte MPS takibini sürdürmeye çalışan bir Amerika Pentagonu var. Bir yandan da bir ulusal güvenlik stratejisi ortaya çıktı. O stratejide de Amerika’nın artık dünya jandarmalarını yürütemeyeceği ve kendi yarım küresine çekileceği ifade ediliyor. Bu belgenin hemen sonrasında Washington Post çok ilginç bir haber yayımladı. Amerika’nın dünyada 11 tane büyük karargahı var. Bunları küçültme kararı aldığını, tartıştığını söyledi. Bunlardan, karargahlardan küçültmeyeceklerden birincisi, ABD Merkez Komutanlığı, CENTCOM, Afrika Komutanlığı ve Avrupa Komutanlığı bu üçünü birleştirecekler. Ve bir tane komutanlığa düşürüp, uluslararası komutanlık yapıp küçültecekler ve etkisini azaltacaklar diye. Yani ulusal güvenlik stratejisinin sahadaki yansımasının ilk uygulamasını. Bunun gibi projeler tabi tartışılıyor Amerika’da, hayata geçer geçmez. Yani bakın Trump’ı Türkiye’de vatan parti teşhis etti. Trump ne? Amerika kendi kudretinin sınırlarına çekiliyor. Yani 1950’de, 45’den sonra, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika dünyanın yarısını üretiyordu. %50, yani dünyada 100 üretiliyorsa diyelim 50’sini Amerika üretiyordu. Bu kadar büyük bir Amerikan ekonomisi vardı. İkincisi, elinde nükleer silahlar vardı. Japonya’ya iki tane nükleer silah attı. Hiroshima’ya kaza ki, dünya titreteceğim diye. Ve bir dengesizlik vardı. Amerika dolar dolaşsın diye deniz kuvvetlerini, hava kuvvetlerini seferber ediyordu. Ben dolarla alışveriş yapmayacağım dediğimiz Saddam’ı deviriyordu. Gaddafi’yi deviriyordu. Oraya Vietnam’a müdahale ediyordu. Laos’a, Kamboçya’ya, Afrika’ya müdahale ediyordu. Şimdi Amerika’nın karşısında çok önemli silahlı güçler oluştu. Ve Amerikan ekonomisinin, dünya ekonomisindeki payı da %16’ya düştü. Bakın %50’den %16’ya düştü. Bu sene 15’ti. Ben bir tane fazla söylemiş oldum. %15’e düştü. Çin Halk Cumhuriyeti 2030 yılında 66 trilyon dolar üretecek. Batı’nın kuruluşlarının, finans kuruluşlarının, yani OECD, Dünya Bankası, IMF ve Standard Chartered Bankası’nın birlikte yaptıkları araştırmaya göre. 66 trilyon. Çin üretecek 2030’da, yani 4 yıl sonra, Amerika 31 trilyon. Yani Çin’in yarısı bile değil. Onun için Amerika bu ekonomisiyle, bu silahlı gücüyle yapabileceklerinin sınırı var. Trump dedi ki, ya bak, biz bu kadar sınırlarımızı bilelim. Yapabileceğimiz bu kadar. Böyle dünya hakimiyeti falan artık bunlar hayal. Yani Biden aslında Amerika açısından hayalperestliği savunuyor. Trump ise gerçekçi Amerika’nın temsilcisi olarak ortaya çıktı. Dolayısıyla bu söylediklerimiz hep peş peşe gelecek önümüzdeki dönem. Ve bu bir mecburiyet. Yani bu sır Trump politikası değil. Amerika’nın mecburiyeti bu. Yani Amerika büyük bir devlettir. Gelenekleri var, kurmay gücü var, dünyayı okuma gücü var, entelektüel yönetimleri vardır. Dolayısıyla maceralar falan yapacak diye bir şey yok. Amerika kendi kuvvetinin, ekonomik gücünün sınırlarına doğru adım adım çekiliyor. Dolayısıyla bu, ben bunu bakın, taa 2019’unda benimle O’Reilly’in bir röportajı yapmış. 6-7 yıl sonra diyorum, bu röportajda O’Reilly’in de, göreceksiniz Amerika bugünkü pozisyonda olmayacak, çok geri mevzilere çekilecek diye, hatta onu bir haber bile yapabiliriz, O’Reilly’in de. Bu röportajı verdik aslında, 3 kere yayınladık. Ama oradan o bölüm de çekilerek. Evet, orayı da verelim ayrıca. Bu arada bir son dakika gelişmesi var. Ankara’da bir özel jetle bağlantı kesilmiş ve içinde Libya Genelkurmay Başkanı’nın taşıdığı iddia ediliyor. Ne var? Libya Genelkurmay Başkanı’nın taşıdığı iddia edilen bir uçak, özel jet, Ankara’da bağlantısı kesilmiş, düştüğü belirtiliyor. Libya Genelkurmay Başkanı bugün Ankara’daydı. Çok kötü ya. Evet, öyle bir gelişme var. Son dakika izleyicilerimiz ekranımızdan görebilir. Bu gelişmeleri de tabii yeni bilgiler geldikçe aktarmaya devam edeceğiz. C-130’da Sayın Milli Savunma Bakanımız kaza dedi ama yine konuşmasında henüz C-130’da ilgili Kırım kaza raporunun hazırlanmadığını belirtiyordu. Ondan sonra, onu da Türkiye’nin unutmaması lazım. Mesela bu Ankara’da Libya çok üst düzey bir insan. Genelkurmay Başkanı ile uçaktan haber yok yani. Evet, yani Haymana taraflarında düştüğü belirtiliyor ama daha bir iddia, radarla bağlantısı kesildi. Bugün de hatta Türkiye TSK’nın sosyal medya hesaplarında da paylaşılıyor. Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu’nun davetlisi olarak buradaydı. Orgeneral Muhammed Ali Muhammed El-Haddad askeri törenle karşılandı bugün. Türkiye’de bir takım İHA’ların Balıkesir’de, Kocaeli’nde, Kastamonu’da düşmesi onlar da ilginç. Evet, hatta bir tanesinin daha açıklanmadığı yani. C-130’un Gürcistan sınırında düşmesi, şimdi inşallah düştüğü kesin mi? İddia olarak geçiyor ama radarla bağlantısı kesilmiş. Ama Haymana açıklarında düştü diyorsunuz. Öyle bilgiler var, şu an tabii teyit edilmemiş bilgiler. Onlar kesinleştikçe biz de yansıtmaya devam ediyoruz. Evet, çok sayıda site El-Haddad’ı taşıyan Falcon 50 tipi jet Ankara’da kalkıştan kısa süre sonra düştü diye haberler yapmaya başlamış. Türkiye’nin itibarı bakımından da. Tabii içinde genelkurmay başkanı var mıydı yok muydu şu an bilmiyoruz. Onu getiren uçak düşmüş. Ama ne olursa olsun Türkiye genelkurmay başkanı düzeyinde misafirini kendi hava sahasında koruyamıyor, konumuna düşüyor. Yani bir düşman dünyaya bunu göstermek istiyor. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan da bir açıklama geldi. Şöyle diyor okuyayım ben onu. Bu akşam saat 20.10’da Ankara Esenboğa Havalimanı’ndan Tripoli’ye gitmek üzere havalanan kuyruk numarası 9HDFJ olan Falcon 50 tipi iş jeti ile saat 20.52 itibariyle irtibat kesilmiştir. Söz konusu uçaktan Haymana civarında acil iniş bildirimi alınmış ancak sonrasında uçakla yeniden temas sağlanamamıştır. Libya genelkurmay başkanı orgeneral sayın Muhammed Ali Ahmed el-Hattaz’ın da aralarında bulunduğu uçakta 5 yolcu bulunmaktadır. Gelişmelerden kamuoyu bilgilendirilecektir. Bir yolcu da Libya uçağı mı? Bir özel jet bir yolcunun da içindeki Total şirketinin CEO’su olduğu söyleyelim. Yani büyük petrol şirketi. Evet Fransız Total şirketinin CEO’sunun da içinde olduğu zaten Libya açıklarında onlar da petrol arama faaliyetleri yürütüyorlar. Bu tabi şu bakımdan çok çok önemli Libya Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin baş müttefiki ortağı diyelim. Doğu Akdeniz’de deniz yetki anlaşmaları yaptığımız bir ülke. Ve tabi dolayısıyla hem İsrail hem Yunanistan’ın düşman olduğu bir ülke Libya. Umarız Genelkurmay Başkanı Dosti Libya’nın Sayın Genelkurmay Başkanı bu kurtulur veya bu uçak acil iniş yapmamış olur. Henüz şu ana kadar uçağın tahrip olmuş bir şekilde düşmüş bir şekilde bulunmaması yine bir ümid. Tabii ki. Dün de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Libya tezkeresi zaten geçmişti bu gelişme üzerinde de. Bir de Türkiye’nin Suriye ile deniz yetki alanları yapması ihtimalinin olduğu bir süreç. Bence onu hemen yapmak lazım. Bakın şimdi Suriye ile Türkiye arasında yakınlaşma var. Türkiye ile Suriye deniz yetki alanı anlaşması yaptığı zaman Doğu Akdeniz’de bütün sahalar aşağı yukarı kapanmış olur. Aslında bu konuyu efendim Türk yetkililere sorduk askeri yetkililere. Kendilerinin bu konuda hazırlıklarını yaptıklarını söylediler bir anlaşma için. Gerekli koordinatların anlaşma metinlerinin hazırlandığını söylediler. Ama bu 6 ay önceki bir görüşmeydi. Suriye Hükümeti yeni göreve geldiği için daha önemli aciliyetleri var. Şimdi hemen burunlarını önüne koymak istemiyoruz ama bir süre sonra buna geleceğiz demişti. Güzel olur çok iyi olur. Öyle bir hazırlık olduğunu da biliyoruz. Doğu Akdeniz’de bizim ittifaka ihtiyacımız var ama uçak gemileri olan büyük askeri gücü olan müttefiklere ihtiyacımız var. O da Rusya’dır yani. Doğu Akdeniz’de deniz altıları olan nükleer deniz altıları olan uçak gemileri olan bir müttefike ihtiyacımız var. Çünkü karşımızda Amerika, Yunanistan ve İsrail ittifakı oluştu. Onu dengeleyecek Türkiye Rusya beraberliği olabilir. Tabi İran da önemli ama Rusya doğrudan doğruya bir Karadeniz ülkesi olduğu için Doğu Akdeniz’de bizim en güveneceğimiz müttefik olabilir. O kabiliyetlere sahip müttefiklerdir. Caydırıcı olur yani bir bölge savaşını biz Rusya ile birlikte önleriz Doğu Akdeniz’de. Dünya savaşını da Rusya ile birlikte önleriz. Evet süremizin sonuna geldik sanırım. Süremizin yavaş yavaş sonuna geldik. Bazı hatırlatmalar yapalım. 26’sında bir yılbaşı yemeğimiz olacak. 26’sında İstanbul’da yılbaşı yemeği var. İstanbul İl Örgütü’müzün. Oraya başvurulabilir. Onun telefonla ilgili başvuru adreslerini duyurabiliriz. Bir görselimiz var mı sanırım yılbaşı? Çalacağız. Yeni Yıla Umutlarla türküler söyleyerek ondan sonra çalarak oynayarak hep beraber gireceğiz. Herkes başvurabilir. Bizim gelin yürek yüreğe, omuz omuza yeni yıla Umut’la sevgiyle birbirimize sarılarak girelim. Bu var. Ondan sonra da 27’sinde akşam da aynı şekilde Ankara’da yine bir yılbaşı yemeğimiz var. Eğlencemiz var. Orada da aynı, Ankara’da da aynı. Ve Ankara’lılara, İstanbul’lara duyuruyoruz bunu. Evet herkesi de davet etmiş olalım buradan. Ekranlarımızdan. Başvuru yerlerini de. Burada ne var? İstanbul ilk olan. Svartpa Büyük Çamlıca, Turistik Çamlıca Caddesi, No.89. Bilet için iletişim 0506-680-6160. Tekrar ediyorum. İstanbul’da bilet için 0506-680-6160. Ben de orada bulunacağım. Beraber oynarız. Bir tane çok önemli bir assolistimiz var. O sürpriz olsun söylemeyelim. Söyleyelim ki merak edip gelsinler. Burası da çok temiz, kaliteli bir mekan. Çok güzel, Çamlıca’da çok güzel bir mekan. Geniş, ferah bir mekan. Ankara’daki buluşmamız, yılbaşı buluşmamız ise 27 Aralık Cumartesi günü. Olacak bir gün sonra. Onu da görsene varsa arkadaşlar. Var var umarım. Ankara’yı da yansıtalım lütfen. Onun yüzünden Ankara. Yeni yılda iktidar yürüyüşünde güçlü Ankara. Başlıklar. Taş Mahal, Davet ve Balasolanı, Fatih Sultan Mehmet Bulvarı, İstanbul Yolu. Numara 506. Bilet ayırtmak istiyorsak 0-500-42-687-95-58. Rezervasyon demedim dikkat ederseniz. Sevmiyorum bu batı dillerinden gelen kelimeler. Ondan sonra Türkçemiz temiz bir şekilde varlığını sürdürmesi lazım. Türkiye’nin egemenliği, bağımsızlığı, Türkçe’nin bir uygarlık dili olarak ilerlemesiyle ilişkili. Evet demek ki Ankara’da da güçlü Ankara, yeni yılda iktidar yürüyüşünde güçlü Ankara eğlencesi yapıyoruz hep beraber. 27 Aralık. Bunlar yılbaşı günleri değil. Ailelerimizle yılbaşında beraber olalım. Hep beraber de yılbaşından 3-4 gün önce bu eğlenceleri düzenliyoruz Vatan Partisi olarak. Ankara’da da 27 Aralık, Atatürk’ün Ankara’ya geldiği gün 27 Aralık 1919. Evet hem yeni yılı hem de Asya çağında. 1919-27 Aralık’ta Ankara’ya geldi. Efeler Zeybekler onu karşıladı, dikmen sırtlarında. 19’da Ankara’daki yemek başlıyor. Müracaat etmek, gelmek, katılmak isteyen arkadaşlar, kardeşler, Ankara’lılar 0-542-687-95-58 nolu telefona lütfen başvursunlar. Yemeğin yapılacağı yer Taş Mahal. Mahal derken iki tane L var orada doğru mu acaba? Taş Mahal. Olabilir, özel isim olabilir belki. Evet bazen öyle. Ve balı salonu, davet ve balı salonu. Fatih Sultan Mehmet. Bulvarı. Bulvarı, İstanbul yolu. 15-06. Evet orada bekliyoruz. Sayın Perinçek isterseniz haftanın kitabı ve haftanın müziğiyle. Evet haftanın kitabı benim can kardeşim Ferit İsever’in, Cumhuriyet Devrimi Kanunları. Bu çok kıymetli bir kitap. Cumhuriyet Devrimi Kanunları hepimizin bildiği gibi, yani 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Şer’iye ve Kalfi Vekaletinin feshedilmesi, kaldırılması, lağvedilmesi, düzeltiyorum, kanunuyla başlar ondan sonra. Anayasamızda yazılmıştır bu Cumhuriyet Devrimi Kanunları. Ve bunların değiştirilmesi talep edilemez. O bakımdan çok çok önemli. Yani neredeyse anayasal düzeyde bir önem kazanmışlardır. Bu Cumhuriyet Devrimi Kanunlarını Ferit İsever arkadaşım çok güzel inceledi. Ve çok özlü bir şekilde, yani bakın kaç sayfa? 150 sayfalık bir kitap ama dolu dolu, içeriği çok güçlü bir kitap. 5. basım. Kapak fotoğrafı, resmi de Kayhan Keskin Okun. Büyük ressamımız, rahmetli, çok kıymetli bir istiklal savaşı, kurtuluş savaşı, halk ressamıdır, büyük bir ressamdır. Kayhan Keskin Okun’un fırçasıyla, tuvaliyle, ondan sonra bir kapak resmi var. Ferit İsever’in Cumhuriyet Devrimi Kanunlarını okumanızı öneriyoruz. Enfezme ve şeriatçılığa teslim edilmeyecek mevziler bu Cumhuriyet Devrimi Kanunları. Müzik de Bozdoğan Marşı, bunu da en son TGB’nin yaptığı toplantıda, o Türk Devrimi’nin sempozyomuydu. Bozdoğan Marşı da İttihat Teraki’nin bir marşı. Çok güzel bir marş, tam bizim havamız yani. Batı’dan ithal edilen melodilerden değil, her şeyiyle, bütün melodileriyle, sesiyle, tavrıyla bizim seslerimiz, bizim melodilerimiz. Bozdoğan Marşı’nı da bu haftanın müziği olarak belirledik. TGB’ye selam olsun, başarıların devam etmesini diliyoruz ve güveniyoruz. Geçtiğimizi birleştirdi, büyük başarılar kazandı. Bozdoğan Marşı’nı dinleyelim. TGB’nin görüntüleriyle de verebiliriz onu. Verebiliriz tabii, arkadaşlarımız getirirsek buna. Sayın Perinçek çok teşekkür ederiz, sorularımızı yanıtladığınız için.

Paylaş