Çıkış Yolu | 22.04.2025

Çıkış Yolu | 22.04.2025

Çıkış yolu programına hoş geldiniz. Değerli ulusal kanal izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e güncel gelişmelere ilişkin sorularımızı yönelteceğiz. Efendim hoş geldiniz. Aydınlık Gazetesi Yazı İşleri Müdürü efendim hoş geldiniz. Sizle özen konuruz da bugün birlikte sorularımızı soracağız. Yoğun bir dönem. Aslında tarihi de bir dönem. Bugün Hürriyet Gazetesi’nin yazarlarından Abdülkadir Selvi şöyle bir cümle kuruyor. Diyor ki aslında öyle bir önemli bir olay içerisindeyiz ki PKK’nın silah bıraktırılma sürecinde. Fakat medyaya baktığımızda sanki böyle bir şey olmuyormuş gibi sanki sürekli böyle bir şey bir alışkanlık varmış gibi bir hava var. Ben buna şaşırıyorum dedi. Biz de kendi aramızda hep bunu konuşuyorduk. Aslında tarihi bir olayın içerisindeyiz, sürecin içerisindeyiz diye belki de herkes çok temkinli oluyor. Ata yapmamak için de temkinli davranmak zorunda hissediyor kendini. İsterseniz bu konuyla başlayalım. PKK’nın silahsızlığının. Tarihi evet. Bakın bu basit bir PKK’nın silahsızlandırılması ve kendini feshetmesi veyahut da Türkiye’nin terörden temizlenmesi olayının ötesinde Türk devriminin tamamlanması sürecinde çok önemli bir aşama. Ne bakımdan? PKK’nın da onu Öcalan o çağrısında ifade etti. Dedi ki biz silah bırakacağız. PKK kongresi toplanacak. Silah bırakma ve kendini feshetme kararı alacak. Ama bunu devlete ve topluma bütünleşme amacıyla bunun için yapıyoruz. Sonuç itibariyle diyelim PKK’nın devlete ve topluma bütünleşmesi olayı Türk devriminin 200 yıllık tarihinde bir aşama. Neden bir aşama? Yani Türklerin ve Kürtlerin bir millet oluşturması sürecinde sonuç itibariyle Kürt halkı içinde de önemli etkileri olan bir örgüt devlet ve toplumla devlet ve milletle bütünleşme kararı alıyor. Stratejik bir karar bu. Devlet ve toplumla bütünleşme. Bu yani basit böyle aldık imza attık olacak bir şey değil. Bu aslında 200 yıllık Türk devrimi tarihinin önemli olayı. Yani bir millet oluşturuyoruz. Öncelikle Türk’ün dediği gibi Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. O Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran yani devrim yapan Türkiye halkı içerisinde bizim Van’dan Edirne’ye kadar bütün halkımız vardı ve Kürt vatandaşlarımız da tabii o devrim sürecinin içinde vardı ve o devrim Türk ve Kürt’ü kaynaştırıyor, bütünleşiyor. Nerede bütünleştiriyor? Millet de bütünleştiriyor ve onların bir devletleri var. Orada bütünleştiriyor. Dolayısıyla Türk devriminin gelişme sürecinde bu bir aşama. Ve tabii bu bir Abdullah Öcalan’ın beyanatıyla veya iradesiyle olan bir olay değil. Sonuç itibariyle teröre karşı mücadelede gelinen nokta ve burada da tabii Abdullah Öcalan’ın o cesur tutumunun önemli bir katkısı oluyor. Dolayısıyla bu Türk devrim tarihinin önemli bir olayıdır ve o devrimde de çok önemli bir gelişmenin ve tamamlamaya doğru giden sürecin çok esaslı bir ifadesidir diyebiliriz. Devrim ve toplumla bütünleşme deyince ne anlamamız gerekiyor? Yani bu nasıl olacak? Sizin bu konuda önerileriniz, projeleriniz var mı? Bu aslında empeyizme karşı bir meydan okuma. Neden? Çünkü biliyoruz 1990’lı yıllardan beri Amerikan empeyizmi mazlum ülkeleri, gelişen ülkeleri hangi temalarla bölmeye çalıştı, hangi müdahalelerle diyelim. Yani sırf temalarla bölmeye çalışmadı, silahla bölmeye çalıştı, ekonomik baskıyla bölmeye çalıştı, propagandayla, ideolojik baskıyla bölmeye çalıştı, kimlik siyasetiyle. Yani mazlum milletler, diyelim onlar çeşitli etnik gruplardan, mezheplerden, dinlerden oluşmaktadır. Hatta işte LGBT kimliğiydi, bilmem ne kimliğiydi, o kimlikte, bu kimlikte. Yani çeşitli kimliklerle milleti altındaki kimliklerle milletin altını oymak ve milleti parçalamak buydu değil mi? Şimdi buna bir cevap oluyor bu yani devlet ve toplumla bütünleşme. Yani bizim orada toplum tabii millet sonuç itibariyle. Yani biz hangi toplumu oluşturuyoruz? Millet denen toplumu oluşturuyoruz. Dolayısıyla siz bizi bölmeye mi çalışıyorsunuz? Bizi etnik kimliklerle bölmeye mi çalışıyoruz? Hayır, bizim bir ortak milli kimliğimiz var. O da nedir? Milletle bütünleşme, o ortak milli kimlikle bütünleşme. O bakımdan önemli. Bizim içimizde devletçiler ondan sonra özellikler falan mı yaratmaya çalışıyorsunuz? Yani bizim ortak milli devletimizi, bu ortak irademizi, ondan sonra devlet halinde örgütlenmemizi federe devletlerle vs. bölmek mi istiyorsunuz? Biz de o zaman buna cevap veriyoruz. Devletle bütünleşme de sonuç itibariyle milli devletle bütünleşme. Yani şöyle diyelim, devletle bütünleşme, milli devletle bütünleşme, toplumla bütünleşme de, milletle tek bir millette bütünleşme. O bakımdan bizim 1876’lardan ya da 19. yüzyılın ortalarından beri yaşadığımız milli demokratik devrimimizde, o milli demokratik devrimimizin tamamlanması sürecinde önemli bir atılım oluyor bu. Yani Türkiye’de yaşayan, Osmanlı Devleti’nde anasır deniyordu, unsurlar vardı, çeşitli unsurlar. Hatta o Sivas Kongresi’nde, Elzorum Kongresi’nde de yine o anasır, unsurlar ifade edilmiştir. Ama şimdi bu iki yüzyıllık, yani iki tane yüz rakamlı yıllık değil, yüzyıl, century anlamında, iki yüzyıllık sürecin sonunda biz milli millet olarak bütünleşiyoruz ve milli devlette, bizim ortak milli devletimiz, o tekil devlette ve tek millette birleşiyoruz. Peki bu sürecin pratik adımları konuşuluyor hep. Yani sizin bu konuda önerileriniz var mı, pratik adımlarla ilgili? Evet, şöyle yani pratik adımlar zaten bu devrimci süreç yarattı o pratik adımı. En önemli pratik adım neydi? Emperyalizmin bizim milletimizi bölme, milli devletimizi bölme, diyelim Türkiye’de fedele devletler, özel devletler yaratma, ondan sonra kültürel özellikler yaratma falan gibi programına karşı, Türkiye’nin yürüttüğü mücadele, diyelim 1984’ten bu yana teröre karşı mücadele, silahlı olarak yürütülen mücadele, kültür alanındaki mücadele, ideolojik alandaki mücadele, ondan sonra çarşılarımızda, toplumumuzun her alanındaki mücadele, yani bizi ayırmak, bölmek isteyenlere karşı, Türk’üyle, Kürt’üyle bu halkın, bu milletin bütünleşmesi, birleşmesi, sonuç itibariyle hepsi bu mücadelenin çeşitli alanları, cepheleri. Yani somut adımlar bunlar. Bir de tabii bu geldiğimiz yerde de hukuki planda bazı somut girişimler var. Ama bu şimdi bundan sonraki hukuki girişimler, bu arkada kalan 200 yıllık mücadele, mesela diyelim somut, istiklal savaşı, değil mi? İstiklal savaşı aynı zamanda Türk ve Kürtlerin bütünleşme, kaynaşma, birleşme savaşı bir yandan da. Sevr bize dayatılan, Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda bize dayatılan Sevr muayedesinde, anlaşmasında neydi? Ayrı bir Kürdistan olacaktı. O ayrı Kürdistan dayatması, istiklal savaşıyla, halkın katılımıyla, halkın silahlı mücadelesiyle ve Kürt halkımızın da çok önemli katkılarıyla o bozuldu. Zaten Şark’ta bir istinadgah yaratarak İzmir’i kurtarma stratejisinin Şark, Şark’ın içinde zaten Kürtler var. Kongreler nerede başladı? Erzurum’da başladı, Sivas’ta devam etti, değil mi? Ve orada aynı zamanda Atatürk Erzurum’a Sivas’a giderken o Kürt çeşitli reislerine, şeyhlerine, Kürt önderlerine mektuplar yazdı. Onlarla yüz yüze görüşmeler yaptı vesaire. Yani sonuç itibariyle istiklal savaşımızın kendisi silahlı mücadele boyutu ve bütün boyutlarıyla Türk ve Kürt’ün birleşmesi, kaynaşması mücadelesiydi. Bunlar hep somut adımlar. Cumhuriyet’in kuruluşu, ondan sonra Kerkük-Musul problemi karşısındaki Haliç Kongresi çözümleri, ondan sonra Milletler Cemiyeti’ndeki, ondan sonra Türk tezlerinin ifade edilmesi vesaire falan. Bunlar hep somut şeyler, adımlar, mücadeleler vesaire. Beş gün önce Kandil’den şöyle bir açıklama geldi. Bu arada Sayın Özlem Konur Usta’nın sorduğu yerden devam edelim izninizle. Bir somut, pratik çözüm önerileri neler olacak? Yani Vatan Partisi şimdi yoğun bir çalışma içerisinde bu sürecin daha sağlıklı ilerleyebilmesi bakımından. Dün de bir toplantı yapıldı, uzun süren bir toplantı. Bunu anlatırım şimdi. İsterseniz buradan devam edelim. Oradan devam edelim. Hangi fikirler çıktı, neler olgunlaştı o toplantıdan? Dün bir danışma toplantısı yaptık Vatan Partisi olarak. Yani uzman, partili, partisiz, çok değerli şahsiyetleri o toplantıda bütünleştirdik. Ve bu Öcalan’ın silah bırakma ve aynı zamanda fesh etmesi PKK’nın kendisine, yolundaki PKK Kongresinin toplanması konusundaki talimat diyelim, örgütün lideri olduğuna göre talimatı. Burada ne yapacağız? Yani ne gibi görevler düşüyor? Çünkü silah bıraktığı zaman, PKK kendisini fesh ettiği zaman, o vatandaşımız olan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan PKK mensupları geldi, silahı bıraktı. Ve diyelim kamu makamlarına müracaatta bulundu, başvuruda bulundu. Bunları ele alan bir danışma toplantısı yaptık. Bu danışma toplantısı sonunda burada iki fikir çıktı. Biri, pişmanlık ceza kanunumuzdaki ve çeşitli kanunlardaki pişmanlıkla ilgili maddelerden giderek bir çözüm üretelim. Fakat ezici çoğunluk bunun sonuç alıcı olmadığını ve çok yanlış olduğunu tespit etti. Diğer çözüm ise, bunun köklü çözümü bir aftır. Yani silah bırakan, ondan sonra sonuç itibariyle onu hapse atarak, cezalandırarak silah bıraktığı için bu mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değil. O zaman yani silah bırakma diyorsun. Çünkü bugün mücadele silah bırak diyenlerle silah bırakma diyenler arasında. Ben seni hapse atacağım geldiğin zaman ondan sonra yıllarca hapishanelerde çürüteceğim dediğin zaman o silah bırakma demek. Bu da zaten emperyalistlerin falan işine yarayan bir şey. Dikkat ederseniz bunu Türkiye’de kışkırtan örgütler de, yani sabıkalı örgütler, partiler, yani diyelim Zafer Partisi gibi, İyi Parti gibi ve teşhidli sahte sol örgütler var ya çok sayıda, bunlar zaten sabıkalı. Sabıkaları ne? Emperyalizm ve işbirliği sabıkaları var bunlar. Gradu sabıkaları var. Yani hem diyelim sol kisve altındaki sahte sol örgütler aslında bu sürece yani PKK’nın silah bırakmasını istemiyor. Ama bunu sol görüntülü, sahte sol gerekçelerle açıklıyor. Ya sen AK Parti ile yani işbirliği mi yapacaksın? Türk Devleti’ne teslim mi olacaksın? Nerede kaldı senin devrimciliğin falan? Bu tonda sahte sol örgütlerden gelen silah bırakmayı önlemeye çalışan bir tavır var. Ama arkasında kim var? Amerika ve İsrail var. Çünkü Amerika ve İsrail silah bırakmalarını istemiyor. Onlar da sol kisve altında Amerika ve İsrail’e nasıl hizmet edilebilir? Silah bırakma diyerek, yani silah bırakmamanın bir takım sol kisveli, devrimci görüntülü kisveli gerekçelerini getirerek ve o yönde bir mücadele yaparak. Bunu sahte solcular yapıyor. Sahte sol örgütler yapıyor. Ama bir de diyelim milliyetçi geçinen, ona da geçinen diyoruz, sahte milliyetçiler. Bakın burada sahte solcularla sahte milliyetçilerin aynı cephede toplandığını gördük. Zaten çağımızdaki sahtekarlığın esası milli duruşta sahtekarlıktır. Emperyisme karşı mücadelede sahtekarlık nedir? Milli duruşta sahtekarlıktır. Bunu sol kisveyle de yapanlar var. Bunu milliyetçi bayraklar, söylemler altında, milliyetçi kisve altında yapanlar da var. Onlar ama PKK silah bırakmasın demiyorlar. Yani bırakmasın demiyorlar. Nasıl diyorlar? Yani mesela şimdi sizi dinlerken Zafer Partisi’nin son açıklaması. Bu bir barış süreci değil, felakete gidiyoruz. Bakın burada da sonuç itibariyle bırakmasın diyor. Yani barış süreci değil derken bir damga vuruyor ona. Yani bu barış getirmez, ondan sonra bu felaket getirir dediği zaman Taş koymak olarak diyorsunuz. Cephede kime hizmet ediyor? Amerika ve İsrail hizmet ediyor. Yani bu barış süreci değil diyerek PKK’nın silah bırakmasını önlemeye çalışıyor. Yani fiili, efektif sonuçları açısından baktığımız zaman PKK’nın silah bırakmasını önlemeye çalışıyor. Kim alkışlıyor o Zafer Partisi’ni? Kim alkışlıyor? Hatta alkışlamıyor. Kim dürtüyor diyelim? Kim elinde oynatıyor? Kim onları cepheye sürüyor? Amerika ve İsrail sürüyor. Bakın burada açık söylüyorum. Bu sürecek şu veya bu gerekçeyle milliyetçilik şey altında, perdesi altında karşı çıkan Zafer Partisi yönetimi olsun, İYİ Parti yönetimi olsun. Tabanları tabii samimi milliyetçiler çok sayıda var. Ama o partilerin yöneticileri sonuç itibariyle Amerika ve İsrail cephesinde. Ama onların zaten bu konuda sabıkaları var. Yani onların geçmişlerine baktığımız zaman, nedir? Onlar Gladio partileridir. Yani Amerikan Gladios’unun geçmişte hep kullandığı, ondan sonra işte Konturgela faaliyetlerinde kullandığı falan unsurların oluşturduğu yönetim kademelerinde partilerdir. Ve o görevlerini şimdi sürdürüyorlar. Zaten Milliyetçi Hareket Partisi’den ayrılırken o Gladio göreviyle ayrıldılar. Niye Milliyetçi Hareket Partisi’den ayrıldı o İYİ Parti’nin ve Zafer Partisi’nin yöneticileri Meral Akşener önderliğinde? Meral Akşener’in kendisi bir şeydi değil mi? Yani geçmişteki FETÖ ile işbirlikleri, işte Gladio görevlerindeki tavırları vs. ile ve o Milliyetçi Hareket Partisi’den ayrılırken de sonuç itibariyle empezime karşı durmaya çalışan Milliyetçi Hareket Partisi’ni böldüler, şey yaptılar sonuç itibariyle. Niye ayrılıyorsun Milliyetçi Hareket Partisi’nin? Amerika’ya karşı durduğu için ayrıldılar. Öyle değil mi? Şimdi yine orada da bir Amerika hizmeti vardı. Şimdi yine bir Amerika ve İsrail hizmeti var o İYİ Parti ve Zafer Partisi’nde ve buluştukları yerde bu süreci yani PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecini çeşitli görüntülerle, kisvelerle baltalamak. Sağ kisve veya sol kisve sahte solculuk ve sahte milliyetçilik diyelim. Yani İYİ Parti de sahte milliyetçi bir partidir. Amerikan milliyetçiliği derseniz o zaman sahte olmayabilir. Ama yani sonuç itibariyle Amerika Birleşik Devletleri emperyalizminin hedeflerine hizmet eden bir cephe tutuyorlar sonuç itibariyle. Ama bunun gerekçesi falan tabii milliyetçileri aldatmaya yönelik gerekçeler. O sahte solcularda yine emperyalizme karşı mücadele cephesinde görülmeyen, efendim kapitalizm kötüdür, kahrolsun kapitalizm, kahrolsun sermaye falan filan ama bakıyorsunuz bütün cepheleşmelerde sonuç itibariyle emperyalizmin ve kapitalizmin yanında tavırlar alan, eylem çizgileri bakımından olsun, programları bakımından olsun örgütler, kışkırtma örgütleri, tertip örgütleri. Şimdi o sonuç itibariyle gladiyo bağlantıları olan liderler düzeyinde o örgütlerin sahte milliyetçisinin de, sahte solcusunun da aynı cephede toplandığını görüyoruz. Hangi cephe? PKK’nın silah bırakmasını önleme cephesi. Çünkü bugün mücadele o cephede. Yani sonuç itibariyle herkes o cephede sınanıyor. Silah bırakmasını isteyen, bırakmamasını isteyenler emperyalizm tarafında silah bırakması için çalışan, mücadele eden güçler de emperyalizme karşı millet birliği olan duruş içinde olan güçler. 5-6 gün önce Kandil’den şöyle bir açıklama geldi. Aynen okuyorum. Süreyya Önder’in sağlık durumuyla ilgili çeşitli tartışmalardan sonra diyor ki açıklamada KCK imzasıyla yayınladılar açıklamayı. Ameliyatı yapan doktorların da ifade ettiği gibi mevcut olay kolay gerçekleşen ve sık görülen normal bir durum değildir. Sırrı Süreyya Önder’in siyasi süreçte oynadığı rol dikkate alınırsa mevcut duruma kuşkuyla bakmayı da gerektiriyor. Çünkü Sırrı Süreyya Önder’in de aktif çaba harcadığı barış ve demokratikleşme sürecine karşıt olan iç ve dış güçlerin varlığı bilinmektedir. Burada bu kuşkumuzu da ifade etmeyi ve ilgili tüm güçlerin bu durumu aydınlatmak için gerekli çalışmaları yürütmeleri gerektiğini belirtmek istiyoruz. Zira böylesi durumların yaşanabileceğine dair Önder Apo’da yapılan görüşmelerde önemli dikkat çekmiş, herkese dikkatli ve tedbirli yaklaşmalarını belirtmiştir. Dolayısıyla bu durum araştırılarak netleştirilmesi gereken bir olaydır. Evet, şimdi bakın burada bizim biraz evvel konuştuğumuz konuyu Kandil’den yapılan açıklamada da görüyoruz. Nedir? Yani Kandil’den yapılan açıklamada iç ve dış güçlere işaret ediyor bu süreci baltalayan PKK’nın silahı değil mi? Kandil, PKK’nın merkezi. Evet. Diyor ki Kandil, biz silah bırakmak istiyoruz ve Öcalan’ın liderimizin ondası önerisiyle veya talimatıyla kongremizi topluyoruz ve partimizi feshetme kararı alıyoruz. Ama bunu istemeyen iç ve dış güçler var. Biraz evvel o iç ve dış güçlerin adını koyduk. Kim onlar? İşte dış güç Amerika ve İsrail odaklı esas merkezli güçler, içeride de sahte solcular ve sahte milliyetçiler diye ifade ettik. Ve bunun ötesinde Kandil’deki açıklama, S.S. Önder’in bu yaşadığı kalple ilgili durumun bu iç ve dış güçlerin bir müdahalesi ve eseri olabileceğini ifade ediyor. Değil mi? Yani bu normal bir durum değildir. Doktorların da, hekimlerin de açıkladığı gibi bu çok anormal bir avort yırtılması vesaire. Onun tıbbi yönlerini burada anlatacak bilgiye ve yeteneğe, birikime, uzmanlığa sahip değiliz. Burada çok az rastlanan bir durum var. S.S. Önder’in sağlığıyla ilgili çok az rastlanan bir durum var. Onu ifade ediyor Kandil’deki açıklama ve arkasından da diyor ki, zaten bizim Önder’imiz Abdullah Öcalan da bu dış güçlerin falan bu iç ve dış güçlerin bu tür bir suikaste işareti yapıyor. Bizim liderimiz de bu uyarıyı yapmıştı diyor. Bu artık televizyonlarda falan birkaç yerde açıklandığı için ifade edeyim. S.S. Önder o gün, yani o kalp rahatsızlığı geçirdiği gün bizi ziyarete geldi. Ama daha önce randevu alarak ziyaret etmek istediklerini söylemişlerdi. Onu buyursun dedik ve onu ağırladık S.S. Önder’in. O görüşmemizde de, bu Kandil’de açıklandığı için artık söylemekte bir sakınca görmüyorum. Şunu ifade etti S.S. Önder, dedi ki, Abdullah Öcalan bana görüşmede dedi ki, bana ve Pervin Buldan’a, sizi Amerika ve İsrail öldürebilir, öldürür. Yani Amerika ve İsrail’in bu sürece karşı olduğunu ve bu süreçte de aktif ön planda görevler yapan Sarı Süreyya, Önder ve Pervin Buldan’ı da Amerika ve İsrail’in öldürebileceğini bizzat Apollo’nun kendilerine söylediğini ifade etti. Ki Kandil’de onu doğruluyor. Hastanede de bir ziyaretiniz oldu herhalde. Oldu, evet. Bizim Ethem Sancak Genel Başkan Yardımcımız. Biz tabii şöyle, bir kere Sarı Süreyya Önder bu süreçte, yani yeri doldurulamaz, çok önemli bir rol oynuyor. Yani şöyle, makul bir insan. Bu sürecin başarısını istiyor. Ve burada da sıradan bir insan konumunda değil. Bu süreci iyi anlamış ve nasıl yürütülebileceği konusunda taktik planda da, hem stratejisini iyi anlamış, taktik planda da etkin görevler yapan bir şahsiyet. Bir de meclisimizin genel başkan vekili tabii. O bakımdan önemli ve tabii biz de insani olarak da bizi ziyaretten, diyelim 5-6 saat sonra, bizden kaçta ayrıldı, diyelim 5’e doğru ayrıldı. Yani 10’da galiba rahatsızlık geçiriyor. O da insana ayrı bir üzüntü veriyor. Yani bir saat evvel gördüğünüz ve Türkiye’nin geleceği açısından, milletimizin ve Türkiye devriminin geleceği açısından, olumlu bir rol oynayan, etkin bir rol oynayan ve başarılı bir rol oynayan bir şahsiyet. Böyle 5-6 saat evvel görmüşsünüz, ondan sonra haber alıyorsunuz. Tabii bu ayrıca insanı üzüyor. Saat 19’da da Ethem Sancağı aramış. Bizden ayrıldıktan sonra. Fakat Ethem arkadaşımız da telefonunu kapatmışmış o sırada. O konuşma olmaması da bizi duygulandırdı. Ziyaret ettiler Ethem arkadaşımızla, İstanbul İl Başkanımız, Merkez Karar Kurulu üyemiz Okan arkadaşımız. Ondan sonra İlker Bey de o ziyarette vardı. Pervin Hanım karşılığı, Pervin Molla. İlker Bey vardı. Gülistan Hanım. Nuray Hanım. Nuray Hanım, Vatan Partisi Öneticisi Nuray Kaya. Evet, Merkez Karar Kurulu üyemiz Nuray Kaya da vardı. Ziyaret ettiler ve hepimizin şifa dileklerini, iyilik dileklerini ve onun sağlığıyla dayanışma duygularımızı bildirdiler. Bu şöyle bir eleştiriye yol açtı. Vatan Partisi, DEM Parti’ye karşı en kararlı parti. Niye ziyaret etti eleştirisine yol açtığını? Bugün şimdi DEM Partisi, PKK, kendisinin milliyetçi falan filan, roller biçenlerden çok daha bildiği bir görev yapıyor. Yani PKK’nın silah bırakmasını ve kendini feshetmesini istiyor. İstemeyenin ötesinde bu konuda aktif bir tavır alıyor. Cephe bu cephe. Yani cephede son derece olumlu bir görev yapıyor. Ama diyelim kendisine milliyetçi diyen, kendisine solcu diyen, o sahte solcu, sahte milliyetçiler de Amerika ve İsrail’in cephesinde. Yani biz burada neye değer vereceğiz? Bugün PKK’nın olsun, DEM Parti’nin olsun silah bırakma yönündeki gayretleri çok olumlu. Bu bizim milletimizin, halkımızın, insanlarımızın geleceği açısından çok değerli faaliyetler. Buralarda bunu böyle tespit etmekte cesur olacağız, kararlı olacağız. Çünkü gerçek bu. Ve Türkiye’ye nasıl hizmet edilir? Bu gerçek görmeden Türkiye’nin çok önemli bir meselesi haline geldi ve çözüm sürecine girdi. Orada üzerimize düşen sorumlulukları, görevleri yerine getirmeden hangi milliyetçilik yapacağız, hangi solculuk yapacağız? Evet. Bu konuyu o zaman bağlamış olduk. Komisyonun çalışmalarını… Komisyon, evet o çok önemli. Komisyon kuruyoruz. Ama ilk önce bir danışma toplantısı yaptık. Bu danışma toplantısından söylüyorum 50’nin üzerinde bu konularda birikim sahibi olan… Eski HDP yöneticileri de vardı. Vardı. Ondan sonra… Ve Sayın Turgut Okyay, yani Abdullah Öcalan hakkında idam kararı veren, Ağır ceza reisi, ki benim sınıf arkadaşımdır, hakikaten Türk yargısının medarı iftiharıdır, gururudur Sayın Turgut Okyay. O da komisyonda, o gün bir işi olduğu için danışma toplantısına katılmadı ama bu konuda kesinlikle PKK’nın silah bırakması ve feshedilmesi sürecinin desteklenmesi gerektiğini söylüyor. Ve üzerime düşen bu bir milli görevdir diyor ve yerine getiririm diyor. Ben de kendisiyle konuştum. Zaten partimizdeydi. 10 gün evvel de böyle bir parti toplantısına da beraber katıldık. Turgut Okyay, tabi bu da çok önemli. İdam kararı veren Turgut Okyay, şimdi PKK’nın kendini feshetmesi ve silah bırakması sürecinde kararlı bir tavır alıyor. Ve burada da aynı zamanda bu feshiyi şey yapacak, hayata geçirecek, kararlı. Sonuç itibariyle bu silah bırakan unsurları da topluma kazandıracak, devlete kazandıracak kararlı uygulamalarında yerinde olacağını ve mutlaka şart olduğunu da ifade etti. Bunu söyleyeyim. Bu da çok dikkat çekeceği. İdam kararı veren Turgut Okyay, şu anda PKK’nın feshedilmesi ve silah bırakması yönündeki çabalara katkıda bulunan, diyelim daha önce PKK’da şu veya bu suçu işlemiş terör faaliyetlerine katılmış olan insanları da topluma ve devlete kazanma yönünde cesur tavırlar alınması gerektiğini de ifade etti sayın Turgut Okyay. Evet. 23 Nisan yarın. Bu 23 Nisan’ın, şimdi sizin genelde böyle tarihi günlerde hep bir günceli atıfla kutluyorsunuz. Yani hep güncel oluyor. Genel geçer tarihi cümlelerden bir alıntı değil de, bu dönemin ihtiyacı bu ve 23 Nisan’ın anlamı da bu diye genelde her sene böyle açıklamalar yapıyorsunuz. Biz şimdi 23 Nisan devriminin taclandırılması sürecini yaşıyoruz. Yani 23 Nisan ne? 23 Nisan 1920’de Ankara’da, Anadolu’nun baharında bir devrimci meclis açılıyor ve bir devrimci hükümet kuruluyor. İstanbul hükümetini reddeden, yani ben Türkiye’yi yönetirim diyen ve İstanbul hükümetine de artık sen Türkiye’yi yönetemezsin. İstiklal Savaşı’nın başına geçmiyorsun. Türkiye’nin bugünkü meselesi İstiklal Savaşı’nın, Kurtuluş Savaşı’nı tamamlamaktır. Sen burada yoksun, öyleyse iradeyi ben ele alıyorum. O milli iradenin temsilcisi benim. Ve senin de iktidar ve otorite olanaklarını tanımıyorum. 23 Nisan bu. O bakımdan 23 Nisan bizim devrim günümüz. Yani diyelim 200 yıllık Türk devrimi sürecinde, devrimin son aşaması olan Kemalist devrimde doruk noktası. İstanbul’un iradesini ve iktidarını reddedip Anadolu’da bir yeni iktidar kurmak, bir devrim yapmak, hükümet kurmak. Devrim yapmak, hükümet kurmak, meclis kurmak demek devrimli. Bu bakımdan bugün için çok anlamlı. Yani Türkiye o devrimin şimdi bir aşamasında, bu terörsüz Türkiye o devrimin bir aşaması. Vatanı bütünleştirme, o devrim ne? Bir milli demokratik devrim. Yani 23 Nisan 1920 milli demokratik devrimimizin odağındaki gün, merkezi günü diyelim. Ve o devrim neydi? Bir milli demokratik devrimdi. Yani namık kemallerle 1876 birinci meşrutiyetiyle başlayan, 1908’de ikinci meşrutiyetle devam eden. Yani buralarda hep böyle padişahın iktidarını sınırlayan, ondan sonra padişahı kontrol altına alan ve onu tek iktidar sahibi olmaktan çıkartan ve anayasayla onu sınırlayan birinci, ikinci meşrutiyet. Ondan sonra da biraz evvel bahsettiğimiz gibi Ankara’da meclisin açılması, devrimci hükümetin kurulmasıyla padişah hükümetini tamamen elemine eden, tasfiye eden o büyük atılım. Neydi bu devrim? Bir milli demokratik devrimdi. Yani bağımsız bir Türkiye olacak, ondan sonra demokratik bir Türkiye olacak. Yani ne demek? Ağalar, beyler, paşalar, şeyhler falan filan bu tür bağımlılıklar olmayacak. İnsanlar özgür olacak, halk özgür olacak ve ortaçağ bağımlılıklarından Türkiye’miz kurtulacak. Milli demokratik devrim bu demek. Şimdi geldiğimiz noktada işte PKK’nın silah bırakması falan o milli demokratik devrimin çok önemli bir aşaması. Çünkü emperyalizmin milli devletimizi altına oyma ve aynı zamanda milletimizi bölme, etnik kimlikler yaratma, dolayısıyla Türkiye’nin milli demokratik devrimini tasfiye etme, yıkmak yönündeki girişimlere karşı şimdi yeni bir mücadele başladı. O da nedir? PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi. Değil mi? Evet. Yani MPZ’nin bu yöndeki girişimini tasfiye eden, ondan sonra bertaraf eden bir devrimci atılım bu. Sonuç itibariyle PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi. Ve burada özne kim? Bunu yapan kim? Evet, PKK kendini silahları bırakıyor ve kendini feshediyor ama burada esas tarih yazan özne nedir? Türkiye’nin mücadelesi. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk Polisi’nin teröre karşı mücadelesinin sonuçlarını alıyoruz. Ve tarihsel sürecin sonuçlarını alıyoruz. Abdullah Özel Han da buna işaret ediyor. Yani PKK tükenmiştir, bitmiştir, hayatı sona ermiştir derken bunu tarihsel, nesnel yaşadığımız sürece dayandırıyor. Yani onun bir zemini falan kalmamıştır. Sonuç itibariyle farklı ifadelerle biraz evvel söylediklerimizi Özel Han’da ifade etmiş oldu. Şimdi yönetmenimiz uyarıyor. Çok kısa bir reklam arası vereceğiz sonra çıkış yoluna devam edeceğiz.

Programına tekrar hoş geldiniz. Vatan partisi genel başkanı sayın doktor doğu perinçeye terörsüz türkiye mücadelesinde pkk’nın silah bırakması sürecinde dikkat edilmesi gereken noktaları sorduk ve bir komisyon kurulduğunu vatan partisinin bir komisyonla. Hatta eski edp yöneticilerinin katıldığı vatan partisinin 40 yıllık bu katılma katılıp yani danışma toplantısına katıldık. Ama komisyona teklif edeceğiz tabi. Yani geniş bir heyet şu anda bu sürecin sağlıklı ilerlemesi için önemli bir çalışma yürütüyor. Bu bilgiyi kamuoyuna açıklamış olduğumuz. Bir kanun tasarısı hazırlıyoruz. Yani böyle yalnız fikirler çözüm programı değil o çözümü bir kanun tasarısı halinde kamuoyunu açıklayacağız ve türkiye devletine de sunacağız. Hatta onun başlığını da kararlaştırdık. Başlık şöyle pkk mensuplarının türkiye cumhuriyeti devletine ve millete bütünleşmeleri için af kanunu diye bir kanun tasarısı atıyoruz. Bir daha söylüyorum pkk mensuplarının türkiye devletine türkiye cumhuriyeti devletine ve milletine türk milletine bütünleşmesi için ki bu topluma ve devlete bütünleşme formülü özalanın mektubunda da var. Bu amaçla bir af kanunu yani silah bırakan ve toplumla bir bütünleşme devletle bütünleşme iradesini ifade ederek başvuran kamu makamlarına başvuranların da affedilmesine dair bir kanun çalışmasına başladık. Burada ilk başta şey müzakere edildi. Yani bir pişmanlık hükümleri mi ceza kanundaki uygulansın bu silahı bırakanlara bunun amaca hizmet etmediğini geçmişe dönük bir şey olduğunu. Çünkü ben pişmanım dediğin zaman geçmişteki bir eyleminden diyelim işlediği suçtan dolayı pişmanlığını ifade ediyor. Halbuki bize o değil esas ne lazım? Geleceği kurmak lazım. Hangi geleceği? Yani millet halinde birlik ondan sonra devletle birleşmek ve üretim devrimini başarmak empeyizmin türkiyeye olan müdahaleleri tehditleri vesaire bunları savuşturmak bu amaçla milletle ve devletle bütünleştirmek ve türkiye’nin geleceğini el birliğiyle vandan edirneye kadar bütün millet olarak halk olarak yaratmak. Burada bu bir pişmanlık hükümlerinin uygulanmasıyla bu amaca ulaşmak mümkün değil. Ben pişmanım pişmansam burada ama öbürü ne? Öbürü devlet ve toplumla bütünleşme stratejik bir şey. Dolayısıyla o strateji de aslında devlet ve toplumla bütünleşme biraz evvel ifade ettiğimiz gibi 200 yıllık türk devriminin program ve stratejisi alt başlı. Yani şimdi 23 Nisan burada bir iç ve dış çapıyı kuvvetlendiren tarihi bir devrim değil mi? Ankara’da bir meclis açılıyor, Ankara’da bir devrimci hükümet kuruluyor. Bu devrimci hükümet diyor ki ben Türk vatanını düşmandan temizleyeceğim. Yani Sevil Muadesini reddediyor ve Türkiye Cumhuriyeti vatanını temizleyeceğim. Bağımsız egemen bir devlet kuracağım. Aslında 23 Nisan’da cumhuriyet kuruluyor. Bakın bu çok önemli. 23 Nisan’da cumhuriyetin ilanı 29 Ekim’de, ilan başka ama kuruluş 23 Nisan’da. Ve o kuruluş padişahın yapamadığını yapıyor. Yani iç çepeyi bütün milleti bütünleştiriyor ve dış çepeye karşı da sağlam bir konumlanma üretiyor, yaratıyor. O bakımdan 23 Nisan bir devrim. O devrim iç ve dış çepeyi de sağlamlaştıran, pekiştiren ve bizi zafere götürecek olan bütün adımların başlangıç noktası veyahut da doruk noktası. Yani 19 Mayıs’ta işte Samsun’a çıktı falan ama yani asıl önemli olay nedir? 23 Nisan’da Ankara’da bir devrimci hükümet ve meclisin kurulmasıdır. Ve onun kurulması Türkiye’nin bütününü toparlıyor, bir iktidar odağı yaratıyor. Yani bütün milletin azim ve kararını seferber edecek, harekete geçirecek bir merkezi iktidar, bir devrimci irade yaratıyor. Bu bakımdan da bugün onun devamıyız. Yani nedir? Amerikan emperyazmı ve İsrail siyonizminin Türkiye’ye karşı tehditleri, ekonomimizi boğmaya kalkmaları, 1980’den beri dayattıkları ekonomik program ve Türkiye’yi bölmek için yaptıkları faaliyetler ve en son şimdi hepimizin gözü önünde Ege kıyılarından kurulan Amerikan Üsteri, Kıbrıs’taki Amerika İğnası, İsrail ile Güney Kıbrıs arasındaki ittifaklar, İsrail-Yunanistan, Amerika ve Güney Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de oluşturdukları Türkiye’ye de falan, ittifak namluların Türkiye’ye çevrili olması. Buna karşı nedir? İç cephenin sağlam olması lazım, iç cephe belirleyicidir ve dış cephede de bölge ülkeleri, komşularımızla ittifak yaparak bu tehditleri bertaraf etmek ve 200 yıllık Türk devrimini tamamlamak. 23 Nisan bu. Bugün 23 Nisan, işte bugün de 23 Nisan’ın izinden gitmek, bakın daha basit konuşayım. Bugün 23 Nisan’ın yolundan gitmek demek PKK’nın silah bırakması ve kendilerini feshetmesi mücadelesinde mevzilenmek ve aktif bir şekilde mücadele etmek demek. 23 Nisan’ın yoksa bu şey havaya yapılan konuşmalar, nutuklar falan değil. Çünkü bu somut dış ve iç cepheyi güçlendirecek bugün eylemle PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi cephesinde doğru olumlu bir tavır almak. Suriye cephesi var bir de bu sürece. Evet doğru, farklı bir ses geldi. Geçebilirim. Bugünkü aydınlıkta olan haber değil mi? Siz soruyu sorun muhtemelen bugün yayınlanacak. Suriye’nin kuzeydoğusunda da bir takım gelişmeler var biliyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri’nin ara bulguluğunda bir takım müzakereler yürüyor. Bu işin bir de Şam ayağı, Suriye ayağı var. PYD’li İlham Ahmet, Barzani Yalnız ENKS ve PYD’nin Şam’a ileteceği talepler konusunda anlaştığını söyledi. Bu taleplerin ayrıntılarını açıklarken bir takım şeyler de söyledi. Şunu söylüyor, yalnızca kuzeydoğu Suriye için değil, Suriye’nin farklı bölgelerinde de bölgesel yönetimler olmalı. Bu, Şam’ın işini kolaylaştırır, her şey merkezi olmamalı diyor. Suriye’de işler daha mı tersi yönde ilerliyor acaba? Tersi yönde ilerlemiyor ama bakın şöyle, Suriye’de iki program çarpışıyor. Bir program Suriye’nin bir milli devlet olarak bütünlüğünün sağlanması ve bir milli devlet olması ve onun otoritesinin bölünmemesi, yani etnik gruplara göre, mezheplere, dinlere göre bölünmemesi. Amerika ve İsrail’in programı ise Suriye’de, Alevilerin bir devletçiyi olacak, Kürtlerin bir devletçiyi olacak, Düzilerin bir devletçiyi olacak, bir de Sünni Arapların bir devletçiyi olacak. Bu da Amerika ve İsrail’in programı, yani Suriye’yi bölme programı. Biraz evvel de söyledik ya, 1990’lardan sonra Sovyet Devletleri’ni dağıldıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri, milli devletleri, mazlumlar dünyasındaki gelişen, dünyadaki devletleri çeşitli kimliklerle bölmeye çalışmak değil mi? 90’dan bu yana 35 yılda yaşadığımız süreç bu. Aynı şey Suriye için geçerli. Bu zaten vardı ama sizin bahsettiğiniz, diyelim P7 örgütünün liderlerinden bahsettiğiniz zatın da bu programa ayak uydurması, onlar açısından son derece olumsuz. Yani sonuç itibariyle Amerika ve İsrail’in planına evet demiş oluyor, Öcalan’ın planına veyahut da Öcalan’ın meclisine katılmıyor. Öcalan ne diyor? Biz devlet istemiyoruz, federe devlet istemiyoruz, bağımsız devlet istemiyoruz, idari özellik istemiyoruz. Hatta özellik, bir takım kültürel özellik taleplerimiz de söz konusu değil diyor. Ve PKK’nın feshedilmesini de bu stratejik amaçlara bağlıyor. PKK’nın silah bırakmasını yine bu stratejiye bağlıyor. Ama sizin bahsettiğiniz şahıs, PKK’nın bir Suriye’nin kuzey doğusundaki, İlham Ahmet, Suriye 10’un oradaki örgütlenmesinin liderlerinden, o ise sonuç itibariyle Öcalan’ın stratejik hedeflerine karşı bir konumlanma içindi. Karşı bir konumlanma içinde. Biraz evvel de konuştuk, Öcalan ne diyor? Bu silah bırakması sürecinde ve kendini feshetmesi sürecinde PKK’nın aktif tavır alanları İsrail ve Amerika hedef alır, öldürür hatta diyor. Abdullah Öcalan. KJK’nın açıklamasında da var. Abdullah Öcalan, İsrail ve Amerika’nın bu silah bırakma sürecine karşı olduğunu açıkça ifade ediyor. Hatta Sırrı Süreyya Önder için ve yine onunla beraber Abdullah Öcalan ile görüşen Pervin Buldan için sizi İsrail ve Amerika öldürebilir, öldürmek ister diyor değil mi? Öte yandan Suriye’nin kuzeyindeki İlham Ahmet konumlanması, mevzilenmesi Öcalan’ın tam karşısında olan bir mevzi. Tam demesek bile sonuç itibariyle Öcalan’ın açıklamasını anlamayan veya onun talimatlarına tam uymayan bir tavır sergilemiş oluyor. 1 Mayıs da geliyor. Ama bu şimdi o orayı da belirleyici mi o? Yani Suriye’nin kuzeyindeki örgütlenmeyi belirleyen bir tavır mı o? Benim aldığım bilgiler Suriye’nin kuzeyindeki PKK örgütünün Abdullah Öcalan’ın açıklamasına, çağrısına tam uyum halinde olduğu yönünde. Bana gelen bilgiler öyle. Yani sağlıklı, sağlam güvenilir kaynaklardan gelen bilgiler. Ama tabii böyle her süreçte taş koyanlar, baltalayanlar veya süreci anlamayanlar oluyor. Yani hiçbir örgütün %100 o aynı safta olduğu dünya tarihinde görülmüş değil. Tabii. Siz ilk bu konuyu yorumlarken şöyle bir uyarıda bulunmuştunuz. Bu sürecin zehirlenmemesi için olabildiğince hızlı olması gerekiyor demiştiniz. Sayın Hakan Fidan da bir televizyon programındaki konuşmasında önceki deneyimlerinden hareketle süreç uzadıkça dış kuvvetlerin özellikle müdahaleleri artıyor ve engeller çıkıyor. Bu süreci hızlı götürmeliyiz dedi yakın zamanda. Hızlı gidiyor. Ben şimdi burada ayrıntı, niçin hızlı gittiğini söylemeyeceğim. O da sürecin hızlı gitmesi için. Yani söylediğim zaman diyelim onu baltalayanlar olacak. Ama süreç hızlı gidiyor onu söyleyeyim. Bugün yine resmi bir açıklama vardı. Adalet Bakanı’nın, yani hükümetten bir açıklama vardı. Çok kısa zamanda önemli sonuçları ilan edeceğiz şeklinde. Bu doğru. Sayın Ömer Çelik’in, AK Parti Sözcüsü’nün açıklaması. Bu ay bitmeden yeni gelişmeler olacak gibi bir açıklaması oldu. Benim de aldığım bilgiler bu yönde. Yani şimdi 23 Nisan’dayız bir hafta içinde diyor. Evet benim de aldığım bilgiler bu ayın içerisinde ve Mayıs’ın ilk 10 günü içerisinde çok önemli gelişmeler olacak. Bu süreç hızlı gidiyor. Bakın Ömer Çelik de hangi gelişmeler olacağını söylemiyor. Söylememesi gerektiği için. Ben de söylemiyorum. Çünkü söylediğimiz zaman diyelim karşı taraf buna karşı bir takım sabotaj faaliyetlerine girecektir. Ama süreç hızlı gidiyor. Ve hızlı gitmesi lazım zaten. Değerlendirmenizi merak ettiğim bir konu daha var. Amerika, Suriye’de, Trump’lı Amerika, Suriye’de nerede konumlanıyor tam olarak? Çünkü şöyle şeyler de oldu. Pentagon bir takım açıklamalar yaptı. Artık biz işte 2000 asker gücünün bir miktarını kaydırıyoruz dedi. Fakat aynı zamanda PYD’nin oradaki yöneticileri dedi ki Amerika, Fırat’ın doğusuna iki üs daha açacak dedi. 400 askere en az kalacak dedi. Trump’la ABD burada nerede konumlanıyor? Trump’la ABD Doğu Akdeniz’de odaklanma stratejisini uyguluyor. Yani Ukrayna cephesinden çekiliyor. Çin halk cumhuriyetiyle karşı karşıya olduğu Tayvan cephesinde geri duruyor. Ama Doğu Akdeniz’de odaklanıyor. Onun için biz Vatan Partisi olarak dikkat ederseniz her böyle Trump Amerikan askerini çekiyor falan gibi açıklamalar geldiği zaman hep ihtiyatla karşıladık ve bunların pek inandırıcı olmadığını, mümkün olmadığını ifade ettik. Yine aynı kanaatteyiz. Asker sayısı indirilebilir. O başka bir şey. 2000’den 1000’e indirebilir. Askeri stratejik bakımdan öyle bir değerlendirme yapılabilir. Ama şunu görmemiz lazım. Doğu Akdeniz’de ABD yoğun olarak ve ağırlık koyarak var. Yani burada bin asker oradan çekildi, oraya geldi falan onlar taktik plandaki uygulamalardır sonuçta. Ama hayır ABD Doğu Akdeniz ve Suriye’den kesinlikle çekilmiyor. Burada böyle basit bir asker nakli işte. Askeri ikiye yarı yarıya indirmek. Oradaki bin kişiyi kaldırır öbür taraftan başka bir yere koyar. Veya o bin kişi oradaki odaklanma açısından çok anlamlı değildir. Bunlar Amerika’nın takdirleri, değerlendirmeleri. Ama şu kesin ABD Doğu Akdeniz’de odaklanıyor. Şunlar da olabilir. Amerika’nın İsrail üzerinde de bazı tehdit ve baskıları var. Yani İsrail’deki Netanyahu rejimi, hükümeti ABD’nin politikasıyla tam uyum halinde değil. Amerika bazen bu tür haberlerle o Netanyahu’yu falan da baskılıyor. Veya da tehdit ediliyor. Diyor ki bak eğer sen dediğimi yapmazsan biz bırakırız seni burada yapayalnız çekilir gideriz gibi. Bu baskıya yönelik, propaganda’ya yönelik uygulama tarafı da var bu çekilme haberlerin. 1 Mayıs yaklaşıyor. Vatan Partisi’nin 1 Mayıs planı nedir? Mesajları nelerdir? 1 Mayıs yine işçi sınıfımız Kartal’da, İstanbul’da Türk İş Konfederasyonu ve biz de Vatan Partisi olarak işçi sınıfımızla beraberiz. Emekçilerimizle, bütün emekçi halkımızla ve Türk milletiyle beraberiz. Kartal’da olacak Türkiye İşçi Sınıfı, Türkiye emekçileri ve Türk milleti Kartal’da olacak İstanbul’da. Ve işçi sınıfımızın en büyük örgütü olan Türk İş Konfederasyonu Kartal’da olacak. Yine emekçi halkımızın, işçi sınıfımızın siyasi önderi olan Vatan Partisi Kartal’da olacak. Ve onlarla beraber Türkiye’mizin esas halkını, milletini oluşturan örgütler orada olacak. Kartal’dayız ve tabii Türkiye ekonomik bakımdan çok zor bir döneme girdi. Halkın yoksullaştığını, sıkıntılar içinde olduğunu herkes gündük hayatında yaşıyor zaten. Yoksa bir köşe yazarının falan saptaması değil. Herkes gündük hayatındaki zorlukları biliyor. O bakımdan bunu uzatmaya gerek yok. Buradan ancak artık radikal, köktenci, devrimci, üretim devrimine yönelik uygulamalarla çıkılabilir. Bence 1 Mayıs’ın en önemli görevi bu. Yani devrimle emekçinin, işçi sınıfının ve halkın yaşam koşullarını düzeltebileceğimiz bir döneme girdik. Yani bir takım palyatif dedikleri yabancı dillerde, köktenci olmayan sıradan tedbirlerle, önlemlerle, halledilebilecek sorunlarla karşı karşıya değiliz. Çünkü bir karşı devrimci programla Türkiye buraya geldi. O karşı devrimci program 1980 yılında Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme diye adlandırıldı. Amerika tarafından, Avrupa tarafından Türkiye’ye dayatıldı. Turgut Özal’ların programıydı ve sopayla uygulandı. Bakın 1980, 24 Ocak kararları, o karşı devrimci programın kararlarıydı. Ama 12 Eylül 1980’deki Amerikanca askeri darbede, o programın, yani Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme programının sopasıydı. Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme, yani Türkiye’nin sınırlarını, kapılarını, bacalarını, ondan sonra pencerelerini açmak ve Dünya Ekonomisi’nin çiğnediği bir alan haline getirmek, Türkiye’yi, programı 24 Ocak’ta ilan edildi. O program doğrudan doğruya Amerika ve Avrupa tarafından Türkiye’ye dayatılmıştı. Ama tabii Türkiye İşçi Sınıfı buna karşı, özellikle 89-90, İşçi Baharı, Büyük İşçi Hareketleri, özelleştirmelere karşı mücadeleler, buralarda hep vatanpahası en ön cephede olmuştur. Ve bu mücadelenin hem programını hem stratejisini hem taktiklerini üretmiştir. Ve fiilen bu mücadelelere önderlik etmiştir. 1980’den sonraki işçi hareketlerine, özellikle 1989-90, İşçi Baharı’na. Şimdi gene öyle bir, bu programın tamamen reddi, bu karşı devrinci programın bertaraf edilmesi ve bir üretim devrimiyle Türkiye’nin bu zorluklardan kurtulması gündemi var Türkiye’nin önünde. Yani 1980’de Türkiye’ye dayatılan bu dünya ekonomisiyle bütünleşme programını Türk halkının, işçi sınıfımızın, emekçilerin ve bütün Türk milletinin şöpe atacağı ve bir üretim devrimi programında Türkiye’nin önünü açacağı, geleceğini kuracağı bir tarihsel sürece girdik. Bu bakımdan 1 Mayıs çok çok önemli. 1 Mayıs devrimci olmak zorunda olan bir işçi sınıfının ve emekçilerin bir mücadele günü. Yani her toplumda öyle değil. Mesela şimdi Türkiye’yle diyelim Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg vs. bunlar aynı konumda değiller. Yani o gelişmiş kapitalist ülkelerde, işçi sınıfı esas olarak sistem tarafından kontrol altına alındı. Bundan sonra bunun tarihi tabi çok eski, ta 1860-1870’lere kadar uzanan bir geçmişi var. Ama Türkiye öyle değil. Türkiye’de işçi sınıfı, emekçi halk, empezim tarafından kontrol altına alınmış değil. Alınması da mümkün değil. Çünkü Türkiye devrime mecbur olan bir ülke. Biz devrime bugün mecburuz ve sorunlarımızı ancak devrimle çözmek durumundayız. Dolayısıyla değerli arkadaşlar… Emekçilerin mücadelesini anlatınca editör arkadaşımız hemen bugünkü aydınlığı manşetini getirdi. Güzel, evet. Yumrukçu Başkanı Grevli Yanıt. Tabii enerji işçilerimiz, Çayırhan, ondan sonra Polonez Gıda’daki işçi mücadelelerimiz, belediyelerdeki işçi mücadelelerimiz, Cumhuriyet Akbasi Belediyeleri ve Altındağ’da da AK Parti belediyelerindeki işçi mücadelelerimiz, bunların hepsi esnaf mücadeleriyle, Dağrende’deki esnaf mücadeleleri, İzmir’de Salepçi Anı’ndaki esnaf mücadeleleri vs. onlarla da bütünleşiyor. Yani işçinin, esnafın, çiftçilerimizin mücadelelerinin hızla aynı cephede toplandığını görüyoruz. 1 Mayıs’ta bu mücadelelerin günü ve devrimle Türkiye’yi aydınlığa çıkaracağımız bir sürecin 1 Mayıs’ını bugün yaşıyoruz. 2025 yılında. Evet. Onun için bütün vatandaşlarımızı, bütün emekçilerimizi, bütün işçi sınıfımızı kartala davet ediyoruz 1 Mayıs günü. Aynı zamanda orada başı dik, kararlı, vakur, ondan sonra provokasyonlara, kışkırtmalara, tertiplere tamamen kapalı, akıllı bir önderliğin mücadelesi yaşanacak 1 Mayıs’ta. Yani hem Türk iş hem de vatanpazisi bu bakımdan bir güvencedir. Yani Türk işinin olduğu yerde kışkırtma tertip hayat bulamaz. Vatanpazisinin olduğu yerde kışkırtma ve tertip boğulur. Hiçbir şekilde etkili olamaz. O bakımdan vatandaş açısından da 1 Mayıs’ın ruhuna, bilimsel karakterine ve doğru eylem çizgisine uygun 1 Mayıs’a katılmalarını buradan vatandaşlarımızdan istiyoruz. Çağrıda bulunuyoruz. 1 Mayıs’ta kartala diyoruz. 1 Mayıs’ta emekçilerimiz, işçi sınıfımız ve Türk milletinin geleceği için 1 Mayıs’ta kartalda hep beraber buluşalım. Başka soru var mı 1 Mayıs’la ilgili? 1 Mayıs’a ilgili kalmadığı bir şey bilmem. Peki. Haftanın kitabını merak ediyoruz. Haftanın? Atatürk Devrimi 23 Nisan’la. Şimdi 23 Nisan’la bağlantılı bir kitap belirledik. O da benim Kemalist Devrim 8 kitaptan oluşuyor. Ama Kemalist Devrim’in birinci kitabı, tarihsel ve sınıfsal karakteri aslında bu 8 kitaplık külliyatın ana kitabıdır, anahtar kitabıdır. 23 Nisan günü dolayısıyla bu hafta haftanın kitabı olarak Doğu Perinçek’in birinci kitabını, Kemalist Devrim dizisinin birinci kitabını öneriyoruz. Bu kitap Kemalist Devrim’in tarihsel ve sınıfsal karakterini veriyor. Kapağa da köy enstitülleri de iki öğrencinin motosiklette fotoğraflarını koyduk. Motosiklet mi bisiklet pardon. Motosiklet. Motosiklet mi? Evet. Bu şu bakımdan güzel. Yani o Kemalist Devrim’in yarattığı yeni toplum. Yani kadın erkek eşitliği, ondan sonra aydınlanmış bir Türkiye, feodal bağlılıklardan, despotluklardan, zorbalıklardan kurtulmuş bir Türkiye. Onun bir fotoğrafı olarak onu seçtik. Bunu öneriyoruz. Müzik olarak da Ahmet Aydin Adnan Saygu’nun, bu Türk Beşikler’in, bizim çok büyük bestecimizdir. Onun Atatürk oratoryosu var. Gerçekten müzik olarak da. Sözler de Cahit Külebi’nindir. Ondan sonra Atatürk oratoryosunu da bu haftanın müziği olarak. Ondan tabii bir bölüm, üç dakikalık bir bölüm sunuyoruz. Adnan Saygu’ndan sözleri Cahit Külebi’ye, şiir Cahit Külebi’ye ait olan. Cahit Külebi de benim babamın Sivaslıca’sından sınıf arkadaşıdır. Ben de rahmetli Cahit Külebi, o büyük bir şairimiz tabii. Beraberliklerim vardır, çok güzel anılarım da var. Hakikaten büyük bir şairdir Cahit Külebi. Babam da onun pehlivanıymış Sivas’ta. Babam pehlivan Sadık Meşhur, onun pehlivanıymış. Çok iyi arkadaşlardı. Cahit Külebi’yi de saygıyla anıyoruz. O hakikaten davullar zurnalar dövende biz seni hatırlarız. Binip trene gezende biz seni hatırlarız diye başlar. Mustafa Kemal Paşa falan diye. O sözleri Cahit Külebi’nin Kurtuluş Savaşı şiiri olan Ahmet Adnan Saygu’nun Atatürk oratoryosu. Dinleyelim onu. Çok teşekkürler Sayın Genel Başkan. Bir Mayıs kutlu olsun, 23 Nisan kutlu olsun. Bir Mayıs da Kartal’da buluşuyoruz. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, Sayın Doğu Perinç yayın görüşmeleri yoğun programı sebebiyle bugün çıkış yolunu biraz kısa tuttuk. Haftaya tekrar çıkış yolunda buluşmak üzere. Herkese iyi akşamlar diliyoruz. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler.

Paylaş