Çıkış Yolu | 06.05.2025

Çıkış Yolu | 06.05.2025

Efendim çıkış yolu programına hoş geldiniz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e gündemdeki konuları soracağız. Hareketli bir haftaya haftaya girdik. Cumartesi günü Sırrı Süreyya Önder’in vefatıyla bütün Türkiye bir olaya kilitlendi. PKK’nın silahsızlandırılma süreci bundan nasıl etkilenecek? Sırrı Süreyya Önder’in bu süreçteki çabaları ve en son hastaneye kaldırılmadan önceki son ziyareti, son görüşmesi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’le olmuştu. O görüşmeden ayrıntılar soracağız kendisine Sayın Doğu Perinçek’e. Özgür Özel’e saldırı Türkiye’nin en önemli gündemi oldu son iki gün. İki gündür bu saldırının amacı neydi? Neden yapıldı? Sayın Doğu Perinçek’in analizlerini rica edeceğiz. Arkasından bugün 6 Mayıs Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesinin yıl dönümü 1972 yılında idam edilmişti. Deniz Gezmiş üzerine kitabı da olan ve yargılandığı ve mücadele döneminde çok yakınında hatta bütün kurumlarının içerisinde yer alan yani o devrimci dev gençin içerisinde genel başkanlık yapan Sayın Doğu Perinçek’in o süreçten çıkan dersleri ve Deniz Gezmiş’le ilgili ayrıntılar, bilgiler genç nesilden nesilin öğrenmesi için rica edeceğiz. Bir de siyaset arenasında müstesna isimlerden birisi Servet Bora o Vatan Partisi liderlerinden birisiydi. Ben de yakından tanıma fırsatı buldum. Aynı partide mücadele içerisinde bulunduk Servet Bora. Bir de Servet Bora’yı bir anımsatmak hatırlatmak istiyoruz. Sorularımızı Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Tevfik Adam’la birlikte soracağız. Tevfik Bey hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Evet Sayın Genel Başkan Sırrı Süreyya Önder vefat etti. Maalesef kurtaramadık. Siz son görüşmenizden bazı ayrıntılar paylaştınız ama bir daha bir o görüşmeyi anlatırsanız seviniriz. Bütün Türkiye’nin bilgisine sunalım. Çok teşekkür ederim. Tabii Sayın Sırrı Süreyya Önder’in kaybı Türkiye’nin kaybı oldu. Çünkü çok önemli bir süreçte tarihi bir görev yapıyordu. Tarihi bir sorumluluk üstlenmişti. Tarihi bir sorumluluğun altına girmişti ve onu başarıyla yürütüyordu. Yani bu PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecinde yeri doldurulmayan bir bu süreci çok iyi anlamış. O bakımdan yeri doldurulmayan ama bu sürecin sorunlarını problemlerini çok iyi gören ve bunların üstesinden gelmek konusunda çok üstün bir iradeye sahip ve Abdullah Öcalan’la da bu bakımdan çok uyum içinde bir tavır vardı ve o bağlamda zaten bizi ziyaret etti. Yani bu binada Vatan Partisi’nin İstanbul İl Başkanlığı’na 40 dakika öncesinden geldi buluşmamızın yani sözleşmemizin. Üçte gelecekti, ikiyi yirmi geçe geldi. Ondan sonra son derece keyifli. İlk başta kendi ailesinin babası ve amcasının o töz geleneğinde. Şimdi babası mı amcası mı onlardan biri töz de fakir baykurtluğun ekibinde ve bizlerle beraber onu anlattı yani babam ve amcam. Her ikisi de bizim Aydınlık Hareketi’yle Vatan Partisi’yle dolu sıcak iyi ilişkileri olan şahsiyetler. Onu söyledi. Ondan sonra şimdi babası mı amcası mı onu tam hatırlayamıyorum. Onlardan biri aynı zamanda fakir baykurtluğun tözdeki hareketinde idi ve çok iyi ilişkilerimiz vardı. Biraz onlardan aldı ve kendisinin de bizlerle yakın tarihte beraber olduğu süreçlerden bahsetti. Böyle bir güzel sıcak bir ortam. Ondan sonra birden şeye geçti yani ölümle ilgili. Tabii oraya şöyle geçti. Öcalan dedi bana ve Pervin Buldan’a sizi İsrail ve Amerika öldürebilir. Onların hedefisiniz. Çünkü bu süreç Amerika ve İsrail’e karşı onun planlarını bozan bir süreç. Bunu belirtti. Ben bunun kamuoyu tarafından bilinmesine çok önem veriyorum. Yani Sayın Suresire Önder’le görüşmemizde birçok konuda bize sağ olsun önemli bilgiler verdi. O bilgileri o yürüşmede bulunan Ethem Sancak arkadaşımızda, Yıldırım Gençer arkadaşımızda kamuoyuyla paylaşmadı. Kamuoyunda paylaşılmasına gerek olmayan önemli bilgiler ama o sürecin başarısı için önemli bilgiler. Bu arada sürecin karşısında da önemli güçler olduğu konusunda bir mutabakata vardık. O da Amerika ve İsrail’di. Onlar da altını çizdi ve Öcalan’ın da zaten dikkat ederseniz Amerika ve İsrail sizi öldürebilir diyor ama KCK’da Sayın Suresire Önder’in kalp krizinden sonra bir açıklama yaptı. Kuşkuyla. Kuşku. İç ve dış düşmanlardan bahsetti. Yani dış ve iç düşmanlar bir takım suikast yapmış olabilir diye hatırlıyorum. Ama dış ve dış düşman kavramını çok iyi hatırlıyorum. Dış ve iç düşman kavramını. Yani onların da bunun farkında olduğu gözüküyor. Bu şu bakımdan önemli. Niye bunu söylüyoruz? Niye kamuoyuna o görüşmeyi bütün yönleriyle anlatmaya gerek yok? Ama niçin bunu özellikle vurguluyoruz? Yani Türkiye kamuoyunda bilsin ki sonuç itibariyle bu PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi süreci Amerika ve İsrail’in planlarını bozan bir süreç. Ve Abdullah Öcalan da bunun bilincinde. Zaten yine Abdullah Öcalan’ın bu dürzülerle ilgili o konuda da bize bilgi verdi. Bu dürzülerin arkasında İsrail’in olmasına dikkat çekiyor. Ve İsrail’le beraber olan hiçbir şeyin yanında olmayacaksınız şeklinde söylüyor. Bunlar çok önemli. Kamuoyu bunları bilmeli. Çünkü bu PKK’nın silah bırakması bugün bölge çapında bir olay. Bölge çapında bir anlamda cepheleşmeyi belirliyor. Türkiye’deki cepheleşmeyi belirliyor. Yani şu anda Türkiye’deki cepheler şu. PKK’nın silah bırakmasını isteyen ve buna uygun tavırlar alan, pratik yürüten güçlerle hayır PKK’nın silah bırakmasını istemeyen, kendini feshetmesini istemeyen Amerika-İsrail bağlantılı güçler. Burada da iki grup çok göze çarpıyor. Biri bu sahte milliyetçiler. Yani Zafer Partisi’nin tepesinde bulunan ve İYİ Parti de kısmen tepede bulunan unsurlar. Bunlar bu sahte milliyetçiler ve gladyoartıkları. Amerika-İsrail ilişkileri tarihsel olan. Aynı şey sahte solcular için de geçerli. Onlar da gladyoartığı. Yani iki gladyoartığı güç sahte solcular ve yine gladyoartığı bir güç. Bu Zafer Partisi’nin tepesi ve aynı şekilde İYİ Parti’nin tepesindeki bir kısım unsurlar. Bunlar Amerika ve İsrail ile birlikte bu süreci baltalamaya çalışıyorlar. Bu safları bu belirliyor. Ama burada cesur olan bir tavır var. O da Abdullah Öcalan’ın tavrı. Cesaretin odaklandığı stratejik bir bakış açısı var. Abdullah Öcalan çağrısında bunu bin kere söylesek yeri çok önemli. İşin esası bu, anahtarı bu. Çünkü stratejik. Abdullah Öcalan o Barış ve Demokratik Toplum çağrısında ne diyor? Silah bırakmayı ve PKK’nın feshedilmesini devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla yapacağız. Yani PKK kongresine diyor ki devletle ve toplumla bütünleşmek için silah bırakma ve PKK’yı feshetme kararı alın. Tabi buradaki devlet ne Türkiye Cumhuriyeti devleti, toplum ne Türk Milleti. Yani burada Türk devriminin tamamlanmasına ilişkin stratejik bir tavır var. Yoksa basit bir silah bırakma, dünyada terör örgütlerinin silah bıraktığı örnekleri var. Silahlar bırakılıyor vs. Şimdi onları burada belirtmeye gerek yok. Ama silah bırakıyorlar. Ama burada başka bir şey var. PKK’nın silah bırakmasında ve PKK’nın kendini feshetmesinde, hayatına son vermesinde başka bir şey var. Ne var? Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk Milletiyle bütünleşme. Bu ne? Bu Türkiye’nin 200 yıllık milli demokratik devriminin millet halinde kaynaşma. Türk Milleti’nde kaynaşma, bütünleşme. Evet Türk var, Kürdümüz var, Türkümüz var. Ama bunlar ne oluyor? Bir millet halinde 200 yıldır kaynaşıyorlar. Hatta 1000 yıldır kaynaşıyorlar. Ama son 200 yılda da devrimle kaynaşıyorlar. Atatürk bunu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir diye tanımlamıştı. Yani devrim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ne demek? Devrim. Kim kurdu? Türkiye halkı. Atatürk’ten aktarıyorum. Ve o Türk Milleti’ni oluşturuyor. Sağ olsunlar bu Atatürk’ün kendi el yazısı. Millet diyor. Bu nerede diyor bunu? O zamanki yurttaşlık bilgisi kitabı olan, ortaokullarda yurttaşlık bilgisi olarak okutulan, Medeni Bilgiler kitabına kendi eliyle yazdığı millet tarifi. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türk halkı demiyor, Türkiye halkı diyor. Bu çok önemli. Neden Türkiye halkı diyor? Çünkü o coğrafyanın üzerinde yaşayan bütün çeşitli etnik köklerden, gruplardan falan herkesi kucaklayan bir tanım bu. Ama o kucaklama ve kaynaşma süreci ne? Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, devrim süreci. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması da 23 Nisan 1920’de veya 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş bir günde olan bir olay değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, ta Namık Kemallerden gelen sürecin sonucu. Yani 100 yıllık bir devrim süreci. Bu bakımdan Abdullah Öcalan’ın çağrısındaki devletle ve toplumla bütünleşme çağrısı bir devrimci çağrısı. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletiyle bütünleşmesi, bu ülkemizde yaşayan diyelim Kürtlerin, PKK unsurlarının falan filan bir devrim. O devrimin tamamlanmasının çok önemli bir başlığı. Ve milletle birleşmekle de çok önemli bir başlık. Yani bu Türkiye’nin milli demokratik devriminin tamamlanmasına omuz veren bir stratejik çağrı oluyor. Bu çok çok önemli. Bunları konuştuk Sayın Sarı Süreyya Önder’le ve bunun karşısındaki kuvvetleri konuştuk. Amerika, İsrail. Bunları Abdullah Öcalan’ın da kendilerine net bir şekilde söylediğini ifade etti. Tabii zaten o görüşmelerde bulunan Pervin Buldan da var. Başka Demir Parti yöneticileri de var. Ondan sonra. Yani dolayısıyla bu bir sır da değil artık onu söyleyeyim. Ayrıca bunun toplum tarafından bilinmesi lazım. Yani gizli tutulmasına hiçbir anlam yok. Çünkü bu süreci baltalayacak güçleri bilirsek bu sürecin üstesinden gelebiliriz. Çünkü son zamanlarda görüyoruz çeşitli şeyler var, sabotajlar var. Mesela hani sizi de soracağız diye biraz evvel belirttiniz. Ona da buradan geçmiş olsun demeyelim. Ben kendisini de aradım Sayın Özgür Özel’i. Dedim ben size geçmiş olsun demiyorum. Çetin bir sürece girdik. Bunlarla ilgili dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz. Yani Türkiye böyle cebelleşerek bu sürecin üstesinden gelecek. Fakat benim şu dikkatimi çekti. Bu olay bir takım televizyonlar ve basın tarafından… Siz Özgür Özel’e geçtiniz. Sıra Süreyya ile ilgili anlatacaklarınız… Ama bu da Süreyya ile ilgili… Tamam tekrar döneriz o zaman. Çünkü Sayın Süreyya Önder’in töreninde saldırı oldu değil mi Özgür Özel’e. Yani bu süreçle ilgili. Şimdi anlatacağım nedenle. Sayın Özgür Özel’e atılan bir yumruk değil. Bu yumruk PKK’nın silah bırakmasına atılan bir yumruk. Bu yumruk PKK’nın kendini feshetmesine atılan bir yumruk. Onu belki yumruk atıldığı gün ben de anlamamıştım. Ama ondan sonra baktım televizyonlar, gazeteler falan… İşte özellikle yumruğu atan şahsın kişiliği… İki çocuğunu katletmiş, öldürmüş. Ondan sonra bir tanesi balkondan atlamış çocuklardan biri. Bir tanesi yaralanmış falan filan. Ve bir kampanya başladı. Vay! Ondan sonra biz caniler aramızda dolaşıyor. Bu adam bırakılmış. Adamın bırakıldığı falan bir şey yok. Adam cezasını çekmiş. Meşruten tahliye olmuş. Meşruten tahliye oldu, meşruten tahliye oldu. Yani hukuktan anlamayan insanlar televizyonlarda konuşup duruyor. Meşruten tahliye infaz kanunumuzdaki bir hükümdür. Ve ceza kanunumuzdaki bir hükümdür. Herkese uygulanan bir hüküm. Yani cezaevinde tekrar suç işlemeyen herkes için meşruten tahliye söz konusu. Onun için yatarı ne diye sormaz mıyız? Ha bu da meşruten tahliye oldu. Vay! Meşruten tahliye oldu. Ve ne? Bir af çıkmasına karşı kamuoyunda bir hava yaratmak. Ve anladık ki, meğerse Sayın Özgür Özel’e atılan yumruk aslında Türkiye’de bir af ihtimaline karşı, yani PKK mensuplarının, ondan sonra silah bırakanların affedilmesi ihtimaline karşı bir kamuoyu yaratma. Yani caniler aramızda dolaşıyor. Caniler aramızda dolaşıyor. Devamlı bu. Bu işleniyor. Oradan da anlaşılıyor ki o adam seçilmiş bir adam. Yani sıradan bir adam değil. Yani bir tane diyelim bir çakalı buldular, o yumruğu attı. Öyle bir şey değil. Çocuklarını katletmiş, özel seçilmiş bir adam. Zaten belli oluyor getirmişler, lüks bir otele oturtmuşlar. Ama niçin seçilmiş? Çocuklarını öldürmüş. Ve ondan sonra çıkmış dışarı. Afla çıkmamış ama hani, aa bak çocuklarını öldüren adamlar bile aramızda dolaşıyor. Aa dikkat edelim. Değil mi? Yani affa karşı bir kamuoyu yaratma olayı. Yani onunla ilgili olarak bu yumruk atma saldırısının düzenlendiği apaçık ortaya çıktı. Çünkü bütün düğmesine basılmış gibi, sabahtan akşama kadar caniler aramızda dolaşıyor, katiller aramızda dolaşıyor. Bak bu meşruten tahliye olmuş. Meşruten herkes tahliye oldu. Meşruten tahliye olmayan 15-20 yıl yatmış mesela falan. Sıra Süreyya Önder bu süreçte bütün bunları görebilen ve onun Türk bayrağıyla bize veda etmesi de bence çok çok güzel. Çok iyi bir mesaj oldu. Yani onun üzerine İslami bir örtü de örtülebilirdi. Onun üzerine ben ne bileyim Dem Partisi’nin bayrağı da örtülebilirdi. Ama meclis başkan vekili olarak ve milletvekili olarak zaten kanunlara göre Türk bayrağı ile örtülebiliyor. Herkes Türk bayrağı ile burada bu dünyadan gidemiyor. Ama orada da o bayrağı örtenlerin olumlu ve sıra Süreyya Önder’in kişiliğine sadakat ve vefa gösterdikleri gözüktü. Çünkü o da Türk bayrağı ile bu dünyadan gidecek bir adam ve Allı Turnağım türküsü ile gitti. O da güzel. Yani bizim türkümüz, Anadolu’nun türküsü, Türkçe bir türkü. Dolayısıyla sıra Süreyya Önder bizi terk ederken veya bu dünyayı terk ederken bile kişiliği ile mesajlarıyla o sürece PKK’nın silah bırakması ve Türkiye’ye barış huzur gelmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme sürecine son demeyeyim. Neden son demeyeyim? Çünkü onun hatırası hep katkıda bulunacak. Hep böyle anılacak. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bütünleşme ve Türk milleti ile bütünleşme sürecinin kahramanlarından biri olarak anılacak. Bizim görüşmemizde böyle çok sıcak, esprili, dostane bir şekilde geçti. Bir de tabi orada çok çarpıcı bir şekilde birden ölüm meselesine girdi. Ben dedi, bu İsrail’in ve Amerika Birleşik Devletleri’nin onu öldürme ihtimaline bağlayarak, zaten ben hazırım buna dedi. Ve benim için suikastler de hazırlandı dedi. Bakın dedi, cebinden telefonunu çıkarttı. Ondan sonra işte buldu ve video, ya ben dedim ki biz sana güveniyoruz falan, bize videosunu göstermene lüzum yok falan. Arabasına, evinin şeyinde, garajında, ondan sonra arabasına bir suikast düzeneyi kurmuşlar. Ondan sonra onu çıkarttı, gösterdi o düzeneyi falan. Bunu emniyette verdik dedi, araştırıyorlar dedi kim koymuş olabilir falan. Ama ben bunlara hazırım dedi, hatta mezar taşımı bile belirledim dedi. Nasıl belirledin falan, ne yaptın mezar taşına? Dedi ki Niyazi Mısri’nin, bu Niyazi Mısri 17. yüzyılda, meşhur bizim 4. Mehmet, 1. Ahmet’in oğullarından biridir. 4. Mehmet, Avcı Mehmet diye tarihte bilinen, 4. Mehmet döneminde bir melami şeyhi var Niyazi Mısri diye. Mısır’da eğitim görmüş falan. O Niyazi Mısri’nin Bir Haber, Habersiz diye bir şiirinden bir dörtlüğü mezar taşına konması için vaziyet etmiş. Dedim ya merak ettim, şu dörtlüğü bir okur musun dedim. Ondan sonra o dörtlüğü okudu, hakikaten çok güzel bir şiir. Ama böyle biraz bugünkü Türkçe ile söyleyeyim. Ölüm Sefer Davulunu Çaldı Fakat Henüz Can Habersiz Titreme Düştü Ağza Askerlerine Sultan Habersiz Günde Ömür Binamın Bir Taşı Yeri Düştü Yani hep ölümle ilgili. Günde Ömür Binamın Bir Taşı Yeri Düştü Binası Harap Oldu Ama Can Bundan Habersiz Gafil Yatar Ten Mülkünün Gönül Bekasını Dost İse Fenasını İstedi Devası Olmayan Bir Derde Düştüm Ki Lokmanın Haberi Yok Ben Bir Ticaret Kılmadım Ömür Sermayesi Oldu Heba Yola Çıktım Lakin Bütün Arkadaşlar Göçmüş Habersiz Ne Zaman Gel Oldu Yalnız Girdim Yola Tenha Garip Gözyaşlı Göğsüm Kebap Akıl Hayran Habersiz Azığım Yok Yazığım Yok Yolda Türlü Korku Var Yolum Alırsa Nola Gerdi Vuuu Şeytan Bi Haber Yani Azığım Yok Üzüntüm Yok Çok Yolda Türlü Korku Var Yolum Alırsa Nola Şayet Dev Ve Şeytan Habersiz Yani Beni Yol Alır Öldürürse Dev Ve Şeytan Habersiz Bu Zaman Yol Eri Çıplak Mezar Taşındaki Bu Kası Çıplak Yol Eri Olarak Kendisini Tanımlıyor Bu Da Çok Güzel Aç Ve Tok Olsun Yolda Gerektirir Ya Mısri Sana Gel Dedi Çünkü Canan Habersiz Böyle Güzel O Niyazi Mısri Den Niyazi Mısri’yi De Limle Adasına Sürmüş Sultan Asi Ruhlu Bir İnsan Ondan Sonra O Ayağına Zinciri Bağlamışlar Ondan Sonra Fakat Bir Beddua Ediyor Osmanlıya Ondan Sonra Savaşta Yeniliyor Osmanlı Falan Padişah’a Diyorlar Ki Bu Niyazi Mısri’nin Bedduası Ondan Sonra Çok Tutar Allah’ın Sevdiği Bir Kuldur Onun İçin Sen Gel Bunun Ağzında Ayağındaki Prangaları Demirleri Falan Çöz Bedduası Kalksın Falan Diye Ve Bir Af Oluyor O Sayede Bunlar Da Nereden Aktarıyorum Birden Bir Tasavvuf Muhabbetine Girdik Ondan Sonra İşte Niyazi Mısri Konusunda Bizim Etem Sancak Zaten Tasavvufa Derindir O Da Daldı Ondan Sonra Sayın Sırı Süreyya Önder De Daldı Bizde İşte Bildiğimiz Kadar Tasavvufla Olan Dervişçe Bilgilerimizi Falan Yıldırım Arkadaşımla Beraber Konuştuk Bir Tasavvuf Muhabbeti Oldu Ama Ölüm Üzerine Ama Ölümden Korkmadığını Kendisine Suikastler Falan Da Yapıldığını Amerika’dan İsrail’den De Korkmadığını Bunları Aynı Zamanda Konuştuk Bir De Tabi Bu Süleyci’nin Başarısı İçin Çok Önemli Bilgiler Verdi Yani Bunu Beraber Götüreceğiz Ondan Sonra O Bilgileri Verdi Ondan Sonra Çıktı Yol Şeye Ben Koridorun Sonuna Kadar Yolcu Ettim Ondan Sonra Yıldırım Ve Etem Arkadaşlar Onu 400-500 Metre Öteye Bırakmış Arabasını Yani Aşağı Yukarı Yarım Kilometre Falan Beraber Yolda Yürümüşler Sohbet Etmişler Arabasına Bindirip Geldiler Şeyde Yanında Koruma Yok Yalnız Gelmişti Ondan Sonra Arkadaşlarımız Onun Arabasına Bindirilen Yolcu Etti Tabi O Gün Görmüş Olmamız Yani Gördüğümüz Akşam Gece Diyelim Onda Bu Kalp Krizinin Gelmesi Ayrı Bir Hüzün Veriyor İnsana Yani 5 Saat Evvel 3 Buçuk Saat Konuşmuşuz 3 Buçuk Saat Çok Uzun Konuştuk Hatta Daha Önce Hayrettin Belli Ziyaretimize Gelmişti Onunla Sohbet Ediyorduk Daha 20 Dakika Olmuştu O 40 Dakika Erken Gelince Hayrettin Kardeşimize De Biraz Ayıp Oldu Falan Neyse Onu Telafi Ederiz Yani Yeni Görmüşüz 3 Buçuk Saat Sohbet Etmişiz Muhabbet Etmişiz Falan O İnsanı Ayrı Bir Sarsıyor Yani O Tarafıda Var Akşamda 19’da Etemi Aramış Bizden Ayrıldıktan Sonra Fakat Etem’de Telefonunu Sessize Almışmış Sessize Aldığı İçin Aradığını Görmemiş Sonra Görmüş Ama O Sırada Kalp Krizini Gelmiş Yani Orada 19’da Niye Aradı Ne Diyecekti Falan Oda İçimize Dert Oldu Yani Böyle Ama Nedir O Şeyde Onun Kararlılığını Gördük Azmini Gördük O Kararlılık Abdullah Öcalan’la Paylaştığı Bir Kararlılık Onu Gördük Amerika İsrail’e Tavır Aldıklarını Gördük Türkiye Devletiyle Milletiyle Bütünleşme Konusunda İş Başka Türlü Çözülmez Bu Stratejik Bir Plandır Böyle Çözülür Bunu Gördük O Tabi Bizi Çok Mutlu Etti O Bıraktığı Anı Bıraktığı Şeyler Bu Yadigar Diyelim Bize Bıraktığı Şeyler Hep Bu Sürecin Çözümüne İlişkin Yapıcı Olumlu Onu Belirttim Onun İçin Hani Böyle İnsanlar Ölmüyor Yani Öldükten Sonra Da Yaşıyor Hatıralarıyla Örnek Tavırlarıyla Birleştirici Kaynaştırıcı Tavırlarıyla Yaşıyor Buna Da Sadakat Gösterdiler Onu Defneden Dostlar Diyelim Türk Bayrağıyla Ondan Sonra Allah Turnağın Türküleriyle Uğurlandı Onlarda Tabi Zihinlerde Berrak İzler Bıraktı Ve Berrak Çağrılar Aynı Zamanda Kararlı Çağrılar Oldu Sayın Özel’e Saldırı Üzerine Siz Bu Bir Sürece Müdahale Sürece Yumruktur Aslında Diye Çünkü Mesela O Kampanya Olmasa Sayın Özel’e Saldırıdan Sonra Kamuoyunun Ne Konuşması Lazım Nasıl Ana Muhalefet Partisine Böyle Bir Saldırı Olur Nasıl Korunmuyor Falan Bunu Konuşması Lazım Ama Birdenbire Sayın Özel, Özgür Özel Değil Saldırının Bir Cani Olduğu Çocuklarını Öldürdüğü Ve Buradan Da Bu Canilerin Aramızda Dolaştığı Ondan Sonra Yani Doğrudan Doğruya Bu PKK’nın Silah Bırakması Ve Feshetmesiyle Birlikte Diyelim O Silah Bırakanları Ne Yapacaksın? Kurşuna mı Dizeceksin? Hapisler Atıp Çürüttecek Misin? Öyle Bir Devlet Silah Bıraktırtabilir mi? Yani Silah Bırakmanın Karşılığında Devlet Şefkatli Kucağını Açacak Yoksa Ondan Sonra Amerika Ve İsrail’in Telkinleriyle Hiçbir Şekilde Bu Sürecin İlerlemesine Yapıcı Bir Tavır mı Almayacak? Bu Sorularla Türkiye Karşı Karşıyayken Birdenbire Af Aleyhtarı Bir Kampanya Başladı Televizyonlarda Özgür Özel Olmaktan Çıktı O Yumruk. O Yumruk Doğrudan Doğruya PKK’nın Silah Bırakmasına Ve PKK’nın Kendini Feshetmesine Atılan Bir Yumruk Oldu. Aslında Sayın Genel Başkan Tek Olay Değildi Bu. Önce Konya’nın Bir İlçesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bir Otobüsüne Silahlı Saldırı Çumurada Kadıköy’de Masada Bir Bıçaklı Saldırı Hemen Arkasından Bu Yumruk Geldi. Yani Gladio Siz Zaten Hep Onların Çalışma Ve Müdahale Süreçlerine Şahit Ediyorsunuz. Türkiye Ne Zaman Böyle Önemli Bir Karar Alsa Kışkırtıcılar Sahneye Çıkıyor Ve Süreci Etkilemeye Döndürmeye Çalışıyor. Kışkırtıcılar Sahneye Çıkıyor Diyelim Sahneye İtiliyor. Yani Çok Açık Ki Burada Çok Kurnazca Bir Şey Var. Bugün Gelen Bir Haberi De Değerlendirelim. Berlin’de Ondan Sonra Şimdi Birdenbire Dersim Cemiyeti Falan Gibi Bir Takım Kuruluşlar Dersim’de Soykırım Anıtı. Ya Sen Türkiye’de Tam PKK Silahı Bırakacak PKK Kendini Feshedecek Birdenbire Dersimlilik Adına Ne Yapılıyor? Berlin’de Bir Soykırım Anıtı. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti Soykırım Yaptı. Kime Karşı? Kürtlere Karşı Soykırım Yaptı. Bir Yandan Abdullah Öcalan Diyor Ki Devletle Bütünleşelim Milletle Bütünleşelim Derken Orada Diyor Ki Ne Bileşeceksin Ya Bu Devlet Soykırım Yaptı. Bu Millet Sana Düşman Değil Mi? Berlin’de Bu Çıkıyor. Bu Da Kanınca Doğrudan Doğruya Amerika Ve İsrail’in Bir Tertibi. Birden Aniden Bu Olaydan Sonra Bu Soykırım Anıtının Getirilmesi. Bu Bir Amerika İsrail Tertibi. Yani Çünkü Türkiye’de Dersim’de Soykırım Yapıldı Dendiği An Bu PKK’nın Silah Bırakması Sürecine Bombayı Atmış Oluyorlar. Dinamiti Atmış Oluyorlar. Bu Bir Anıt Değil Bu Bir Dinamit. Bu Da Bir Yumruk. Bu Da Taşla Taş Atıyor. Yani Bu Taş Nereye Atılıyor? Türk Ve Kürtlerin Kardeşliğine Ve Ondan Sonra PKK’nın Silah Bırakmasına Ondan Sonra Dersim Üzerinden Bu Taşı Atıyorlar. Bu Kayayı Atıyorlar. Yumruk Atılıyor. Taş Atılıyor. Olay Böyle. Ama Ne Oluyor? Vatan Partisi Almanya Teşkilatı Şimdi Bu Konuda Girişimde Bulunuyoruz. Bu Taşın Oradan Türkiye’ye Türk Kardeşliğimize Atılan Taşın Oradan Kaldırılması İçin Gerekli Çabalara Çalışmalara Berlin’de Başlıyoruz. Ve Buralarda Bizim Hep Geçmişte Başarılarımız Vardır. Şimdi Anlattıklarınızdan Bir Tablo Çıkıyor. Yani Bir Yandan PKK’nın Silah Bırakma Sürecini Sabot Etmeye Yönelik Her Yandan Taşlar Geliyor. Berlin’den Geliyor. Suriye’nin Kuzeyinden Geliyor. Özgür Özel’e Atılan Yumruk’tan Geliyor. Bir Yandan da Sırrı Süreyya Önder’in Önder’e Abdullah Hücalan’ın Yaptığı Uyarılardan Suikast Düzeneklerinden Bahsediyoruz. Yan Yana Koyunca Yani Bunun Araştırılması Gerektiğini Düşünüyor Musunuz? Bir Yandan Bunun Araştırılmasından Çok Buna Cevap Üretmemiz Lazım. Bakın Mesela Bunu Araştırmaya Gerek Yok. Araştırmanın Sonucunu Ben Size Söylüyorum. Bu Taşı Oraya Diken De Amerika Ve İsrail. Yani PKK’nın Silah Bırakmasını İstemeyen Güçler. Ve Diyelim Avrupa Onlarla Beraber Olan Avrupalı Güçler. Ondan Sonra Yumruğu Atan Da Amerika Ve İsrail. Araştırılacak Bir Şey Yok. Şunu Soruyorum Sırrı Süreyya Öldüren De Mi Amerika İsrail? Yok Onu Bilmiyoruz. İşte Oradan Bir Çıkarım Yaparak Soruyor. Yok Hayır Onu Söyleyemem. Onun Bir Şey Yok. Elimizde Bir Kanıtı Vesaire. Ama Onu Öldürmek İsteyen Amerika İsrail. Onu Abdullah Öcalan Da Söylemiş. Sırrı Süreyya Kendisi De. KCK Da Söylüyor. KCK Da Söylüyor. Diyor Ki İç Ve Dış Düşmanlar Bu Suikastı Yapmış Olabilir. Öcalan Eşref Bittisi Hatırlatarak Söylüyor Bir De. Ha? Öcalan Eşref Bittisi Hatırlatarak. Öcalan Mı? Evet. Onu Bilmiyorum. Onu Sizden Önce. Onu Yeni Yaşam Gazetesi. Ha. Yani Bu Hatta Tam Cümle Şu. Turgut Özal Da Katıyor. Eşref Bittis. Bir Kaç İsim Daha Söylüyor. Eşref Bittis Döneminde Yeni Bir Asker Bir İsmin Söylüyor. Diyarbakır’da Komutanlık Yapmış. Ha Tabi O Dönem. Şule Hanım Sayılmadım. Doğru Şey Asayiş Komutanı. Evet Asayiş Komutanı. Ve Diyor Ki. Bunları Yapanlar Size Ne Yapmaz. Yani Bunları Yapanlar Size Ne Yapmaz. O Yüzden Dikkatli Olun Diye İfade Veriyor. Eşref Bittis’de Kürt Sorununun Kardeşlikle Çözülmesi Yönünde. Yani Vatan Partisiyle Aynı Planın İçindeydi. Tabi. Eşref Bittis Ve Onu Katlettiler. Onu Katlettiklerini Herkes Kazamaz Ha Dedi. Biz Kaza Almadan Katledildiğini Açık Açık Söyledik. Yani Onun İçin Yumruğu Atan Belli. Ondan Sonra Taşı Atan Belli. Ama Burada Biz Bunların Kimin Yaptığını Bularak Bu Süreci Götüremeyiz. Nasıl Yanıt Üreteceğiz O Zaman? Yanıt Şu. Kararlılığımızı Bozmayacağız. Yani Bakın Şimdi Süreç Nereye Geldi Dayandı. Bir Kere PKK’dan Bir İrade Çıktı. O İrade Nedir? Abdullah Öcalan Açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle Ve Türk Milletiyle Bütünleşmek İçin Silah Bırakıyoruz Ve Fes Ediyoruz PKK’yı. Değil mi? Bu İrade Çıktı. Peki Burada Türk Devleti’nin Bir Sorumluluğu Yok Mu? Yani Bu PKK’nın Kendilerini Fes Etmesi Ve Silah Bırakması Sürecinde Türk Devleti’nin Payına Düşen Bir Görev, Bir İş, Bir Sorumluluk Yok Mu? Bence Soru Bu. Esas Bunu Araştırmamız Lazım. Neden Bunu Atıyoruz? Çünkü Burada Bir Hazırlık Görmüyorum Ben. Tam Tersine O Şey Yani Silah Bırakmayı Kolaylaştıran Birşeyler Değil. Ama Bir Şey Sessizlik Ve Şey Diyelim Seyreden Ama Devletin Seyretmemesi Lazım. Yani Şu Soruların Cevabını Üretmemiz Lazım. Peki Bu Silahı Bırakan İnsanlar, Örgütle Bağı Sona Ermiş İnsanlar Değil Mi? Silahı Bıraktığı An. Ha Bir De Şunu Söyleyeyim. PKK Kongresi İşte Toplanacak Falan Filan Deniyor. Ama Öyle Değil. PKK Kongresi Daha 14 Nisan’dan Falan Beri Toplantı Halinde. 14 Nisan’da Toplantı Halindeydi. Bugün Ne? Kaç Mayıs? 6 Mayıs. 17-23 Gün Diyelim Mesela. Toplanacak Değil. Toplandı Ve Kendini Feshetme Ve Silah Bırakma Kararını Aldı. Ama Dikkat Ederseniz Oradan Da Sesler Yükseliyor. Diyorlar Ki Tamam Ama Adımlar Atılmayacak mı? Yani Diyelim Silahı Bırakanlar Ne Olacak? Silahı Bırakanlar Ne Olacak? Kasap mı Olacak? Bakka mı Olacak? Manav mı Olacak? Hapishaneye Atılacak Kurşunlar mı Dizilecek? Değil mi? Ne Olacak? Türk Devletinin Bunu Çözmesi Lazım. Yani Burada Da Cesur Ve Kararlı Tavırlara İhtiyaç Var. Yani Mesela İşte Laflar Dolaşıyor. İşte İnfaz Yasasıyla Çözelim. İnfaz Yasasıyla Çözemezsin. Çünkü İnfaz Nedir? Hükmün İnfazıdır. Bir Hüküm Olacak Ki. Yani Diyelim 10-15 Bin İnsan Var. Geldi Silahı Bıraktı Teslim Oldu. O 10-15 Bin İnsanı Yargılayacaksın. İstinaf Mahkemesine Gidecek, Yargıtaya Gidecek. Şu Olacak Bu Olacak. Zaten 15 Bin İnsanı Yargılayacak. Türkiye’nin Ağır Ceza Kapasitesi De Yok Diyelim. Hani Yargılayacaksın, Hükümler Vereceksin. O Hükümler Kesinleşecek Ki İnfazı Olsun. Dolayısıyla Bu Sorunu İnfaz Yoluyla Hallederim Demek, Halletmem Demek. Bazı Bilgiler Sızıyor Kamuoyuna Veya Basında Okuyoruz. Efendim Devlet İnfaz Yasasıyla Bunları Çözecek. İnfaz Yasasıyla Çözelim Demek, Çözmeyeceğim Demek. Veya Pişmanlık, Pişmanlık Yasası Da İnfaz Yasasıyla Aynı. Neden? Çünkü Pişmanlık İnfazda Uygulanan Bir İndirim Sebebi Oluyor. Dolayısıyla Hükmü Vereceksin. Hükmü Verdikten Sonra Diyeceksin Ya Bu Pişman Oldu. Bunlar İşte 6’da 1 İndireceğiz Veya 3’de 1 İndireceğiz Veya Mühibbeti Bilmem Ne Yapacağız Falan. Bu Birinci Açılım Sürecinde Çadır Mahkemeleri Kurmuşlardı Sınırlarda. Gelip Teslim Olan Orada Çadır Mahkemesinde Hemen Hızlıca Yargılama Yapılmıyordu Bile Sanırım. Ama Öyle Bir Mekanizma Kurmuşlardı. Ya Bence Bu İş Öyle Olmaz Ama Bu İş Kanınca Pişmanlık Aynı Zamanda Onur Kırmaya Yönelik, Burun Sürtmeye Yönelik Bir Tavır O Da Başarıyı Hedefleyen Bir Şey Değil. Ama Çok Önemli Bir İpucunu İpucu Da Demeyelim Yani Stratejik Bir Hedefi Abdullah Öcalan O Çağrıda Koyuyor. Diyor Ki Biz Kongreye Diyor Ki PKK Kongresine Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Ha Bu Çok Önemli. Mesela Bir Af Kanunu Da Bunu Af Kanunun Merkezine Oturtman Gerekir. Yani Ben Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Silahı Bırakıyorum Bitti. Böyle Bir Metni İmzalayacaklar. Bu Ne Bu Şerefli Bir Tavır. Onur Kırıcı Bir Taraf Değil. Yani Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Kardeşlik Türk Ve Kürdün Kardeşliği Birbirine Kaynaşması Batıya Emperyalizme Falan Filan Karşı Vatanı Savurmak Beraberlik Hepsini İçeren Bir Şey. Devletle Ve Toplumla Bütünleşme. Bu Amacı Bu İradiyi Gösteren Herkesin Diyelim Bütün Sonuçlarıyla Birlikte Suçların Affedilmesi. Bunun Dışında Bir Çözüm Yok. Onu Açık Söyleyeyim. İnfaz Bir Çözüm Değil. İnfaz Bu İşi Zehirlemek Ve Şeye Sürmek. Yani Silah Bırakan Bir Tavır Alan Kişiye Silah Bırakan Ve Ben Abdullah Öcalan’ın Çağrısındaki Gibi Yani Demeye De Lüzum Yok. Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Silahı Bırakıyorum Ve Af Kanununda Yararlanmak İstiyorum. Bu İradiyi Ortaya Koyması Bir Kanunda Düzenlenebilir. Ve Bu İradiyi Ortaya Koyan İnsanlar Devlet Onlara Şefkat Kucağını Açar. Zaten Mil Savunma Bakanlığının Açıklamasında Vardı Ne Diyordu? Devlet Size Şefkat Kucağını Açıyor. Zaten Çeşitli Teslim Olanlara Yapılan Bu. Değil Mi? Yıllardan Biri Seslim Olanlar. Peki Böyle Bir Özel Hafta Diğer Hükümlüler Özel Hafta Demeyelim. Ona Özel Hafta Değil. Bu Bir Genel Haftır Ama Şöyle. Sonuçları Tamamen Ortadan Kaldırdığı İçin Bir Genel Haftır. Ama Nedir? Belli Bir Kesime Bunu Uyguluyorsun. Cetuyu Nasıl Orada Ayrılacağız? Cetuyu Nasıl Orada Ayrılacağız? Kanunda PKK Mensuplardan Yani PKK’nın Yöneticileri, Üyeleri Ondan Sonra Silahlı Unsurları, Yardım Yataklık Yapan Bu Tür Suçların Hepsi Sayıdır. Terörle Mücadele Kanunda Sayılan Bütün Ceza Kanundaki Maddeler Bu Suçları İşleyenler Devlet ve Toplumda Bütünleşme İradesini İfade Ettikleri Zaman Ondan Sonra Bütün Sonuçları İle Suçları Bütün Sonuçları İle Affedilir Diye. Bunu Zaten Tarihte Hep Yapmışız. Ne Zaman? Mesela Bakın Şimdi Getirdim Onu. Koçkiri İsyanı Biliyorsunuz 1921 Yılı Şubatında Başladı. Ve Haziran’ın Ortasına Kadar 5 Buçuk Ay Devam Etti. Sayın Genel Başkan Çok Önemli Bir Yeni Bir Bölüm Açtınız. Reklamlardan Sonu İsterseniz Başlayalım. Çok Kısa Bir Reklam Aramız Var Değerli İzleyenler Tekrar Birlikte Olacağız.Efendim çıkış yolu programına hoş geldiniz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e gündemdeki konuları soracağız. Hareketli bir haftaya haftaya girdik. Cumartesi günü Sırrı Süreyya Önder’in vefatıyla bütün Türkiye bir olaya kilitlendi. PKK’nın silahsızlandırılma süreci bundan nasıl etkilenecek? Sırrı Süreyya Önder’in bu süreçteki çabaları ve en son hastaneye kaldırılmadan önceki son ziyareti, son görüşmesi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’le olmuştu. O görüşmeden ayrıntılar soracağız kendisine Sayın Doğu Perinçek’e. Özgür Özel’e saldırı Türkiye’nin en önemli gündemi oldu son iki gün. İki gündür bu saldırının amacı neydi? Neden yapıldı? Sayın Doğu Perinçek’in analizlerini rica edeceğiz. Arkasından bugün 6 Mayıs Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesinin yıl dönümü 1972 yılında idam edilmişti. Deniz Gezmiş üzerine kitabı da olan ve yargılandığı ve mücadele döneminde çok yakınında hatta bütün kurumlarının içerisinde yer alan yani o devrimci dev gençin içerisinde genel başkanlık yapan Sayın Doğu Perinçek’in o süreçten çıkan dersleri ve Deniz Gezmiş’le ilgili ayrıntılar, bilgiler genç nesilden nesilin öğrenmesi için rica edeceğiz. Bir de siyaset arenasında müstesna isimlerden birisi Servet Bora o Vatan Partisi liderlerinden birisiydi. Ben de yakından tanıma fırsatı buldum. Aynı partide mücadele içerisinde bulunduk Servet Bora. Bir de Servet Bora’yı bir anımsatmak hatırlatmak istiyoruz. Sorularımızı Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Tevfik Adam’la birlikte soracağız. Tevfik Bey hoş geldiniz. Teşekkür ederim. Evet Sayın Genel Başkan Sırrı Süreyya Önder vefat etti. Maalesef kurtaramadık. Siz son görüşmenizden bazı ayrıntılar paylaştınız ama bir daha bir o görüşmeyi anlatırsanız seviniriz. Bütün Türkiye’nin bilgisine sunalım. Çok teşekkür ederim. Tabii Sayın Sırrı Süreyya Önder’in kaybı Türkiye’nin kaybı oldu. Çünkü çok önemli bir süreçte tarihi bir görev yapıyordu. Tarihi bir sorumluluk üstlenmişti. Tarihi bir sorumluluğun altına girmişti ve onu başarıyla yürütüyordu. Yani bu PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi sürecinde yeri doldurulmayan bir bu süreci çok iyi anlamış. O bakımdan yeri doldurulmayan ama bu sürecin sorunlarını problemlerini çok iyi gören ve bunların üstesinden gelmek konusunda çok üstün bir iradeye sahip ve Abdullah Öcalan’la da bu bakımdan çok uyum içinde bir tavır vardı ve o bağlamda zaten bizi ziyaret etti. Yani bu binada Vatan Partisi’nin İstanbul İl Başkanlığı’na 40 dakika öncesinden geldi buluşmamızın yani sözleşmemizin. Üçte gelecekti, ikiyi yirmi geçe geldi. Ondan sonra son derece keyifli. İlk başta kendi ailesinin babası ve amcasının o töz geleneğinde. Şimdi babası mı amcası mı onlardan biri töz de fakir baykurtluğun ekibinde ve bizlerle beraber onu anlattı yani babam ve amcam. Her ikisi de bizim Aydınlık Hareketi’yle Vatan Partisi’yle dolu sıcak iyi ilişkileri olan şahsiyetler. Onu söyledi. Ondan sonra şimdi babası mı amcası mı onu tam hatırlayamıyorum. Onlardan biri aynı zamanda fakir baykurtluğun tözdeki hareketinde idi ve çok iyi ilişkilerimiz vardı. Biraz onlardan aldı ve kendisinin de bizlerle yakın tarihte beraber olduğu süreçlerden bahsetti. Böyle bir güzel sıcak bir ortam. Ondan sonra birden şeye geçti yani ölümle ilgili. Tabii oraya şöyle geçti. Öcalan dedi bana ve Pervin Buldan’a sizi İsrail ve Amerika öldürebilir. Onların hedefisiniz. Çünkü bu süreç Amerika ve İsrail’e karşı onun planlarını bozan bir süreç. Bunu belirtti. Ben bunun kamuoyu tarafından bilinmesine çok önem veriyorum. Yani Sayın Suresire Önder’le görüşmemizde birçok konuda bize sağ olsun önemli bilgiler verdi. O bilgileri o yürüşmede bulunan Ethem Sancak arkadaşımızda, Yıldırım Gençer arkadaşımızda kamuoyuyla paylaşmadı. Kamuoyunda paylaşılmasına gerek olmayan önemli bilgiler ama o sürecin başarısı için önemli bilgiler. Bu arada sürecin karşısında da önemli güçler olduğu konusunda bir mutabakata vardık. O da Amerika ve İsrail’di. Onlar da altını çizdi ve Öcalan’ın da zaten dikkat ederseniz Amerika ve İsrail sizi öldürebilir diyor ama KCK’da Sayın Suresire Önder’in kalp krizinden sonra bir açıklama yaptı. Kuşkuyla. Kuşku. İç ve dış düşmanlardan bahsetti. Yani dış ve iç düşmanlar bir takım suikast yapmış olabilir diye hatırlıyorum. Ama dış ve dış düşman kavramını çok iyi hatırlıyorum. Dış ve iç düşman kavramını. Yani onların da bunun farkında olduğu gözüküyor. Bu şu bakımdan önemli. Niye bunu söylüyoruz? Niye kamuoyuna o görüşmeyi bütün yönleriyle anlatmaya gerek yok? Ama niçin bunu özellikle vurguluyoruz? Yani Türkiye kamuoyunda bilsin ki sonuç itibariyle bu PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi süreci Amerika ve İsrail’in planlarını bozan bir süreç. Ve Abdullah Öcalan da bunun bilincinde. Zaten yine Abdullah Öcalan’ın bu dürzülerle ilgili o konuda da bize bilgi verdi. Bu dürzülerin arkasında İsrail’in olmasına dikkat çekiyor. Ve İsrail’le beraber olan hiçbir şeyin yanında olmayacaksınız şeklinde söylüyor. Bunlar çok önemli. Kamuoyu bunları bilmeli. Çünkü bu PKK’nın silah bırakması bugün bölge çapında bir olay. Bölge çapında bir anlamda cepheleşmeyi belirliyor. Türkiye’deki cepheleşmeyi belirliyor. Yani şu anda Türkiye’deki cepheler şu. PKK’nın silah bırakmasını isteyen ve buna uygun tavırlar alan, pratik yürüten güçlerle hayır PKK’nın silah bırakmasını istemeyen, kendini feshetmesini istemeyen Amerika-İsrail bağlantılı güçler. Burada da iki grup çok göze çarpıyor. Biri bu sahte milliyetçiler. Yani Zafer Partisi’nin tepesinde bulunan ve İYİ Parti de kısmen tepede bulunan unsurlar. Bunlar bu sahte milliyetçiler ve gladyoartıkları. Amerika-İsrail ilişkileri tarihsel olan. Aynı şey sahte solcular için de geçerli. Onlar da gladyoartığı. Yani iki gladyoartığı güç sahte solcular ve yine gladyoartığı bir güç. Bu Zafer Partisi’nin tepesi ve aynı şekilde İYİ Parti’nin tepesindeki bir kısım unsurlar. Bunlar Amerika ve İsrail ile birlikte bu süreci baltalamaya çalışıyorlar. Bu safları bu belirliyor. Ama burada cesur olan bir tavır var. O da Abdullah Öcalan’ın tavrı. Cesaretin odaklandığı stratejik bir bakış açısı var. Abdullah Öcalan çağrısında bunu bin kere söylesek yeri çok önemli. İşin esası bu, anahtarı bu. Çünkü stratejik. Abdullah Öcalan o Barış ve Demokratik Toplum çağrısında ne diyor? Silah bırakmayı ve PKK’nın feshedilmesini devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla yapacağız. Yani PKK kongresine diyor ki devletle ve toplumla bütünleşmek için silah bırakma ve PKK’yı feshetme kararı alın. Tabi buradaki devlet ne Türkiye Cumhuriyeti devleti, toplum ne Türk Milleti. Yani burada Türk devriminin tamamlanmasına ilişkin stratejik bir tavır var. Yoksa basit bir silah bırakma, dünyada terör örgütlerinin silah bıraktığı örnekleri var. Silahlar bırakılıyor vs. Şimdi onları burada belirtmeye gerek yok. Ama silah bırakıyorlar. Ama burada başka bir şey var. PKK’nın silah bırakmasında ve PKK’nın kendini feshetmesinde, hayatına son vermesinde başka bir şey var. Ne var? Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk Milletiyle bütünleşme. Bu ne? Bu Türkiye’nin 200 yıllık milli demokratik devriminin millet halinde kaynaşma. Türk Milleti’nde kaynaşma, bütünleşme. Evet Türk var, Kürdümüz var, Türkümüz var. Ama bunlar ne oluyor? Bir millet halinde 200 yıldır kaynaşıyorlar. Hatta 1000 yıldır kaynaşıyorlar. Ama son 200 yılda da devrimle kaynaşıyorlar. Atatürk bunu Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir diye tanımlamıştı. Yani devrim, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ne demek? Devrim. Kim kurdu? Türkiye halkı. Atatürk’ten aktarıyorum. Ve o Türk Milleti’ni oluşturuyor. Sağ olsunlar bu Atatürk’ün kendi el yazısı. Millet diyor. Bu nerede diyor bunu? O zamanki yurttaşlık bilgisi kitabı olan, ortaokullarda yurttaşlık bilgisi olarak okutulan, Medeni Bilgiler kitabına kendi eliyle yazdığı millet tarifi. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türk halkı demiyor, Türkiye halkı diyor. Bu çok önemli. Neden Türkiye halkı diyor? Çünkü o coğrafyanın üzerinde yaşayan bütün çeşitli etnik köklerden, gruplardan falan herkesi kucaklayan bir tanım bu. Ama o kucaklama ve kaynaşma süreci ne? Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, devrim süreci. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması da 23 Nisan 1920’de veya 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş bir günde olan bir olay değil. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması, ta Namık Kemallerden gelen sürecin sonucu. Yani 100 yıllık bir devrim süreci. Bu bakımdan Abdullah Öcalan’ın çağrısındaki devletle ve toplumla bütünleşme çağrısı bir devrimci çağrısı. Yani Türkiye Cumhuriyeti devletiyle bütünleşmesi, bu ülkemizde yaşayan diyelim Kürtlerin, PKK unsurlarının falan filan bir devrim. O devrimin tamamlanmasının çok önemli bir başlığı. Ve milletle birleşmekle de çok önemli bir başlık. Yani bu Türkiye’nin milli demokratik devriminin tamamlanmasına omuz veren bir stratejik çağrı oluyor. Bu çok çok önemli. Bunları konuştuk Sayın Sarı Süreyya Önder’le ve bunun karşısındaki kuvvetleri konuştuk. Amerika, İsrail. Bunları Abdullah Öcalan’ın da kendilerine net bir şekilde söylediğini ifade etti. Tabii zaten o görüşmelerde bulunan Pervin Buldan da var. Başka Demir Parti yöneticileri de var. Ondan sonra. Yani dolayısıyla bu bir sır da değil artık onu söyleyeyim. Ayrıca bunun toplum tarafından bilinmesi lazım. Yani gizli tutulmasına hiçbir anlam yok. Çünkü bu süreci baltalayacak güçleri bilirsek bu sürecin üstesinden gelebiliriz. Çünkü son zamanlarda görüyoruz çeşitli şeyler var, sabotajlar var. Mesela hani sizi de soracağız diye biraz evvel belirttiniz. Ona da buradan geçmiş olsun demeyelim. Ben kendisini de aradım Sayın Özgür Özel’i. Dedim ben size geçmiş olsun demiyorum. Çetin bir sürece girdik. Bunlarla ilgili dayanışma duygularımızı ifade ediyoruz. Yani Türkiye böyle cebelleşerek bu sürecin üstesinden gelecek. Fakat benim şu dikkatimi çekti. Bu olay bir takım televizyonlar ve basın tarafından… Siz Özgür Özel’e geçtiniz. Sıra Süreyya ile ilgili anlatacaklarınız… Ama bu da Süreyya ile ilgili… Tamam tekrar döneriz o zaman. Çünkü Sayın Süreyya Önder’in töreninde saldırı oldu değil mi Özgür Özel’e. Yani bu süreçle ilgili. Şimdi anlatacağım nedenle. Sayın Özgür Özel’e atılan bir yumruk değil. Bu yumruk PKK’nın silah bırakmasına atılan bir yumruk. Bu yumruk PKK’nın kendini feshetmesine atılan bir yumruk. Onu belki yumruk atıldığı gün ben de anlamamıştım. Ama ondan sonra baktım televizyonlar, gazeteler falan… İşte özellikle yumruğu atan şahsın kişiliği… İki çocuğunu katletmiş, öldürmüş. Ondan sonra bir tanesi balkondan atlamış çocuklardan biri. Bir tanesi yaralanmış falan filan. Ve bir kampanya başladı. Vay! Ondan sonra biz caniler aramızda dolaşıyor. Bu adam bırakılmış. Adamın bırakıldığı falan bir şey yok. Adam cezasını çekmiş. Meşruten tahliye olmuş. Meşruten tahliye oldu, meşruten tahliye oldu. Yani hukuktan anlamayan insanlar televizyonlarda konuşup duruyor. Meşruten tahliye infaz kanunumuzdaki bir hükümdür. Ve ceza kanunumuzdaki bir hükümdür. Herkese uygulanan bir hüküm. Yani cezaevinde tekrar suç işlemeyen herkes için meşruten tahliye söz konusu. Onun için yatarı ne diye sormaz mıyız? Ha bu da meşruten tahliye oldu. Vay! Meşruten tahliye oldu. Ve ne? Bir af çıkmasına karşı kamuoyunda bir hava yaratmak. Ve anladık ki, meğerse Sayın Özgür Özel’e atılan yumruk aslında Türkiye’de bir af ihtimaline karşı, yani PKK mensuplarının, ondan sonra silah bırakanların affedilmesi ihtimaline karşı bir kamuoyu yaratma. Yani caniler aramızda dolaşıyor. Caniler aramızda dolaşıyor. Devamlı bu. Bu işleniyor. Oradan da anlaşılıyor ki o adam seçilmiş bir adam. Yani sıradan bir adam değil. Yani bir tane diyelim bir çakalı buldular, o yumruğu attı. Öyle bir şey değil. Çocuklarını katletmiş, özel seçilmiş bir adam. Zaten belli oluyor getirmişler, lüks bir otele oturtmuşlar. Ama niçin seçilmiş? Çocuklarını öldürmüş. Ve ondan sonra çıkmış dışarı. Afla çıkmamış ama hani, aa bak çocuklarını öldüren adamlar bile aramızda dolaşıyor. Aa dikkat edelim. Değil mi? Yani affa karşı bir kamuoyu yaratma olayı. Yani onunla ilgili olarak bu yumruk atma saldırısının düzenlendiği apaçık ortaya çıktı. Çünkü bütün düğmesine basılmış gibi, sabahtan akşama kadar caniler aramızda dolaşıyor, katiller aramızda dolaşıyor. Bak bu meşruten tahliye olmuş. Meşruten herkes tahliye oldu. Meşruten tahliye olmayan 15-20 yıl yatmış mesela falan. Sıra Süreyya Önder bu süreçte bütün bunları görebilen ve onun Türk bayrağıyla bize veda etmesi de bence çok çok güzel. Çok iyi bir mesaj oldu. Yani onun üzerine İslami bir örtü de örtülebilirdi. Onun üzerine ben ne bileyim Dem Partisi’nin bayrağı da örtülebilirdi. Ama meclis başkan vekili olarak ve milletvekili olarak zaten kanunlara göre Türk bayrağı ile örtülebiliyor. Herkes Türk bayrağı ile burada bu dünyadan gidemiyor. Ama orada da o bayrağı örtenlerin olumlu ve sıra Süreyya Önder’in kişiliğine sadakat ve vefa gösterdikleri gözüktü. Çünkü o da Türk bayrağı ile bu dünyadan gidecek bir adam ve Allı Turnağım türküsü ile gitti. O da güzel. Yani bizim türkümüz, Anadolu’nun türküsü, Türkçe bir türkü. Dolayısıyla sıra Süreyya Önder bizi terk ederken veya bu dünyayı terk ederken bile kişiliği ile mesajlarıyla o sürece PKK’nın silah bırakması ve Türkiye’ye barış huzur gelmesi ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde ve Türk milletinde bütünleşme sürecine son demeyeyim. Neden son demeyeyim? Çünkü onun hatırası hep katkıda bulunacak. Hep böyle anılacak. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile bütünleşme ve Türk milleti ile bütünleşme sürecinin kahramanlarından biri olarak anılacak. Bizim görüşmemizde böyle çok sıcak, esprili, dostane bir şekilde geçti. Bir de tabi orada çok çarpıcı bir şekilde birden ölüm meselesine girdi. Ben dedi, bu İsrail’in ve Amerika Birleşik Devletleri’nin onu öldürme ihtimaline bağlayarak, zaten ben hazırım buna dedi. Ve benim için suikastler de hazırlandı dedi. Bakın dedi, cebinden telefonunu çıkarttı. Ondan sonra işte buldu ve video, ya ben dedim ki biz sana güveniyoruz falan, bize videosunu göstermene lüzum yok falan. Arabasına, evinin şeyinde, garajında, ondan sonra arabasına bir suikast düzeneyi kurmuşlar. Ondan sonra onu çıkarttı, gösterdi o düzeneyi falan. Bunu emniyette verdik dedi, araştırıyorlar dedi kim koymuş olabilir falan. Ama ben bunlara hazırım dedi, hatta mezar taşımı bile belirledim dedi. Nasıl belirledin falan, ne yaptın mezar taşına? Dedi ki Niyazi Mısri’nin, bu Niyazi Mısri 17. yüzyılda, meşhur bizim 4. Mehmet, 1. Ahmet’in oğullarından biridir. 4. Mehmet, Avcı Mehmet diye tarihte bilinen, 4. Mehmet döneminde bir melami şeyhi var Niyazi Mısri diye. Mısır’da eğitim görmüş falan. O Niyazi Mısri’nin Bir Haber, Habersiz diye bir şiirinden bir dörtlüğü mezar taşına konması için vaziyet etmiş. Dedim ya merak ettim, şu dörtlüğü bir okur musun dedim. Ondan sonra o dörtlüğü okudu, hakikaten çok güzel bir şiir. Ama böyle biraz bugünkü Türkçe ile söyleyeyim. Ölüm Sefer Davulunu Çaldı Fakat Henüz Can Habersiz Titreme Düştü Ağza Askerlerine Sultan Habersiz Günde Ömür Binamın Bir Taşı Yeri Düştü Yani hep ölümle ilgili. Günde Ömür Binamın Bir Taşı Yeri Düştü Binası Harap Oldu Ama Can Bundan Habersiz Gafil Yatar Ten Mülkünün Gönül Bekasını Dost İse Fenasını İstedi Devası Olmayan Bir Derde Düştüm Ki Lokmanın Haberi Yok Ben Bir Ticaret Kılmadım Ömür Sermayesi Oldu Heba Yola Çıktım Lakin Bütün Arkadaşlar Göçmüş Habersiz Ne Zaman Gel Oldu Yalnız Girdim Yola Tenha Garip Gözyaşlı Göğsüm Kebap Akıl Hayran Habersiz Azığım Yok Yazığım Yok Yolda Türlü Korku Var Yolum Alırsa Nola Gerdi Vuuu Şeytan Bi Haber Yani Azığım Yok Üzüntüm Yok Çok Yolda Türlü Korku Var Yolum Alırsa Nola Şayet Dev Ve Şeytan Habersiz Yani Beni Yol Alır Öldürürse Dev Ve Şeytan Habersiz Bu Zaman Yol Eri Çıplak Mezar Taşındaki Bu Kası Çıplak Yol Eri Olarak Kendisini Tanımlıyor Bu Da Çok Güzel Aç Ve Tok Olsun Yolda Gerektirir Ya Mısri Sana Gel Dedi Çünkü Canan Habersiz Böyle Güzel O Niyazi Mısri Den Niyazi Mısri’yi De Limle Adasına Sürmüş Sultan Asi Ruhlu Bir İnsan Ondan Sonra O Ayağına Zinciri Bağlamışlar Ondan Sonra Fakat Bir Beddua Ediyor Osmanlıya Ondan Sonra Savaşta Yeniliyor Osmanlı Falan Padişah’a Diyorlar Ki Bu Niyazi Mısri’nin Bedduası Ondan Sonra Çok Tutar Allah’ın Sevdiği Bir Kuldur Onun İçin Sen Gel Bunun Ağzında Ayağındaki Prangaları Demirleri Falan Çöz Bedduası Kalksın Falan Diye Ve Bir Af Oluyor O Sayede Bunlar Da Nereden Aktarıyorum Birden Bir Tasavvuf Muhabbetine Girdik Ondan Sonra İşte Niyazi Mısri Konusunda Bizim Etem Sancak Zaten Tasavvufa Derindir O Da Daldı Ondan Sonra Sayın Sırı Süreyya Önder De Daldı Bizde İşte Bildiğimiz Kadar Tasavvufla Olan Dervişçe Bilgilerimizi Falan Yıldırım Arkadaşımla Beraber Konuştuk Bir Tasavvuf Muhabbeti Oldu Ama Ölüm Üzerine Ama Ölümden Korkmadığını Kendisine Suikastler Falan Da Yapıldığını Amerika’dan İsrail’den De Korkmadığını Bunları Aynı Zamanda Konuştuk Bir De Tabi Bu Süleyci’nin Başarısı İçin Çok Önemli Bilgiler Verdi Yani Bunu Beraber Götüreceğiz Ondan Sonra O Bilgileri Verdi Ondan Sonra Çıktı Yol Şeye Ben Koridorun Sonuna Kadar Yolcu Ettim Ondan Sonra Yıldırım Ve Etem Arkadaşlar Onu 400-500 Metre Öteye Bırakmış Arabasını Yani Aşağı Yukarı Yarım Kilometre Falan Beraber Yolda Yürümüşler Sohbet Etmişler Arabasına Bindirip Geldiler Şeyde Yanında Koruma Yok Yalnız Gelmişti Ondan Sonra Arkadaşlarımız Onun Arabasına Bindirilen Yolcu Etti Tabi O Gün Görmüş Olmamız Yani Gördüğümüz Akşam Gece Diyelim Onda Bu Kalp Krizinin Gelmesi Ayrı Bir Hüzün Veriyor İnsana Yani 5 Saat Evvel 3 Buçuk Saat Konuşmuşuz 3 Buçuk Saat Çok Uzun Konuştuk Hatta Daha Önce Hayrettin Belli Ziyaretimize Gelmişti Onunla Sohbet Ediyorduk Daha 20 Dakika Olmuştu O 40 Dakika Erken Gelince Hayrettin Kardeşimize De Biraz Ayıp Oldu Falan Neyse Onu Telafi Ederiz Yani Yeni Görmüşüz 3 Buçuk Saat Sohbet Etmişiz Muhabbet Etmişiz Falan O İnsanı Ayrı Bir Sarsıyor Yani O Tarafıda Var Akşamda 19’da Etemi Aramış Bizden Ayrıldıktan Sonra Fakat Etem’de Telefonunu Sessize Almışmış Sessize Aldığı İçin Aradığını Görmemiş Sonra Görmüş Ama O Sırada Kalp Krizini Gelmiş Yani Orada 19’da Niye Aradı Ne Diyecekti Falan Oda İçimize Dert Oldu Yani Böyle Ama Nedir O Şeyde Onun Kararlılığını Gördük Azmini Gördük O Kararlılık Abdullah Öcalan’la Paylaştığı Bir Kararlılık Onu Gördük Amerika İsrail’e Tavır Aldıklarını Gördük Türkiye Devletiyle Milletiyle Bütünleşme Konusunda İş Başka Türlü Çözülmez Bu Stratejik Bir Plandır Böyle Çözülür Bunu Gördük O Tabi Bizi Çok Mutlu Etti O Bıraktığı Anı Bıraktığı Şeyler Bu Yadigar Diyelim Bize Bıraktığı Şeyler Hep Bu Sürecin Çözümüne İlişkin Yapıcı Olumlu Onu Belirttim Onun İçin Hani Böyle İnsanlar Ölmüyor Yani Öldükten Sonra Da Yaşıyor Hatıralarıyla Örnek Tavırlarıyla Birleştirici Kaynaştırıcı Tavırlarıyla Yaşıyor Buna Da Sadakat Gösterdiler Onu Defneden Dostlar Diyelim Türk Bayrağıyla Ondan Sonra Allah Turnağın Türküleriyle Uğurlandı Onlarda Tabi Zihinlerde Berrak İzler Bıraktı Ve Berrak Çağrılar Aynı Zamanda Kararlı Çağrılar Oldu Sayın Özel’e Saldırı Üzerine Siz Bu Bir Sürece Müdahale Sürece Yumruktur Aslında Diye Çünkü Mesela O Kampanya Olmasa Sayın Özel’e Saldırıdan Sonra Kamuoyunun Ne Konuşması Lazım Nasıl Ana Muhalefet Partisine Böyle Bir Saldırı Olur Nasıl Korunmuyor Falan Bunu Konuşması Lazım Ama Birdenbire Sayın Özel, Özgür Özel Değil Saldırının Bir Cani Olduğu Çocuklarını Öldürdüğü Ve Buradan Da Bu Canilerin Aramızda Dolaştığı Ondan Sonra Yani Doğrudan Doğruya Bu PKK’nın Silah Bırakması Ve Feshetmesiyle Birlikte Diyelim O Silah Bırakanları Ne Yapacaksın? Kurşuna mı Dizeceksin? Hapisler Atıp Çürüttecek Misin? Öyle Bir Devlet Silah Bıraktırtabilir mi? Yani Silah Bırakmanın Karşılığında Devlet Şefkatli Kucağını Açacak Yoksa Ondan Sonra Amerika Ve İsrail’in Telkinleriyle Hiçbir Şekilde Bu Sürecin İlerlemesine Yapıcı Bir Tavır mı Almayacak? Bu Sorularla Türkiye Karşı Karşıyayken Birdenbire Af Aleyhtarı Bir Kampanya Başladı Televizyonlarda Özgür Özel Olmaktan Çıktı O Yumruk. O Yumruk Doğrudan Doğruya PKK’nın Silah Bırakmasına Ve PKK’nın Kendini Feshetmesine Atılan Bir Yumruk Oldu. Aslında Sayın Genel Başkan Tek Olay Değildi Bu. Önce Konya’nın Bir İlçesinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Bir Otobüsüne Silahlı Saldırı Çumurada Kadıköy’de Masada Bir Bıçaklı Saldırı Hemen Arkasından Bu Yumruk Geldi. Yani Gladio Siz Zaten Hep Onların Çalışma Ve Müdahale Süreçlerine Şahit Ediyorsunuz. Türkiye Ne Zaman Böyle Önemli Bir Karar Alsa Kışkırtıcılar Sahneye Çıkıyor Ve Süreci Etkilemeye Döndürmeye Çalışıyor. Kışkırtıcılar Sahneye Çıkıyor Diyelim Sahneye İtiliyor. Yani Çok Açık Ki Burada Çok Kurnazca Bir Şey Var. Bugün Gelen Bir Haberi De Değerlendirelim. Berlin’de Ondan Sonra Şimdi Birdenbire Dersim Cemiyeti Falan Gibi Bir Takım Kuruluşlar Dersim’de Soykırım Anıtı. Ya Sen Türkiye’de Tam PKK Silahı Bırakacak PKK Kendini Feshedecek Birdenbire Dersimlilik Adına Ne Yapılıyor? Berlin’de Bir Soykırım Anıtı. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti Soykırım Yaptı. Kime Karşı? Kürtlere Karşı Soykırım Yaptı. Bir Yandan Abdullah Öcalan Diyor Ki Devletle Bütünleşelim Milletle Bütünleşelim Derken Orada Diyor Ki Ne Bileşeceksin Ya Bu Devlet Soykırım Yaptı. Bu Millet Sana Düşman Değil Mi? Berlin’de Bu Çıkıyor. Bu Da Kanınca Doğrudan Doğruya Amerika Ve İsrail’in Bir Tertibi. Birden Aniden Bu Olaydan Sonra Bu Soykırım Anıtının Getirilmesi. Bu Bir Amerika İsrail Tertibi. Yani Çünkü Türkiye’de Dersim’de Soykırım Yapıldı Dendiği An Bu PKK’nın Silah Bırakması Sürecine Bombayı Atmış Oluyorlar. Dinamiti Atmış Oluyorlar. Bu Bir Anıt Değil Bu Bir Dinamit. Bu Da Bir Yumruk. Bu Da Taşla Taş Atıyor. Yani Bu Taş Nereye Atılıyor? Türk Ve Kürtlerin Kardeşliğine Ve Ondan Sonra PKK’nın Silah Bırakmasına Ondan Sonra Dersim Üzerinden Bu Taşı Atıyorlar. Bu Kayayı Atıyorlar. Yumruk Atılıyor. Taş Atılıyor. Olay Böyle. Ama Ne Oluyor? Vatan Partisi Almanya Teşkilatı Şimdi Bu Konuda Girişimde Bulunuyoruz. Bu Taşın Oradan Türkiye’ye Türk Kardeşliğimize Atılan Taşın Oradan Kaldırılması İçin Gerekli Çabalara Çalışmalara Berlin’de Başlıyoruz. Ve Buralarda Bizim Hep Geçmişte Başarılarımız Vardır. Şimdi Anlattıklarınızdan Bir Tablo Çıkıyor. Yani Bir Yandan PKK’nın Silah Bırakma Sürecini Sabot Etmeye Yönelik Her Yandan Taşlar Geliyor. Berlin’den Geliyor. Suriye’nin Kuzeyinden Geliyor. Özgür Özel’e Atılan Yumruk’tan Geliyor. Bir Yandan da Sırrı Süreyya Önder’in Önder’e Abdullah Hücalan’ın Yaptığı Uyarılardan Suikast Düzeneklerinden Bahsediyoruz. Yan Yana Koyunca Yani Bunun Araştırılması Gerektiğini Düşünüyor Musunuz? Bir Yandan Bunun Araştırılmasından Çok Buna Cevap Üretmemiz Lazım. Bakın Mesela Bunu Araştırmaya Gerek Yok. Araştırmanın Sonucunu Ben Size Söylüyorum. Bu Taşı Oraya Diken De Amerika Ve İsrail. Yani PKK’nın Silah Bırakmasını İstemeyen Güçler. Ve Diyelim Avrupa Onlarla Beraber Olan Avrupalı Güçler. Ondan Sonra Yumruğu Atan Da Amerika Ve İsrail. Araştırılacak Bir Şey Yok. Şunu Soruyorum Sırrı Süreyya Öldüren De Mi Amerika İsrail? Yok Onu Bilmiyoruz. İşte Oradan Bir Çıkarım Yaparak Soruyor. Yok Hayır Onu Söyleyemem. Onun Bir Şey Yok. Elimizde Bir Kanıtı Vesaire. Ama Onu Öldürmek İsteyen Amerika İsrail. Onu Abdullah Öcalan Da Söylemiş. Sırrı Süreyya Kendisi De. KCK Da Söylüyor. KCK Da Söylüyor. Diyor Ki İç Ve Dış Düşmanlar Bu Suikastı Yapmış Olabilir. Öcalan Eşref Bittisi Hatırlatarak Söylüyor Bir De. Ha? Öcalan Eşref Bittisi Hatırlatarak. Öcalan Mı? Evet. Onu Bilmiyorum. Onu Sizden Önce. Onu Yeni Yaşam Gazetesi. Ha. Yani Bu Hatta Tam Cümle Şu. Turgut Özal Da Katıyor. Eşref Bittis. Bir Kaç İsim Daha Söylüyor. Eşref Bittis Döneminde Yeni Bir Asker Bir İsmin Söylüyor. Diyarbakır’da Komutanlık Yapmış. Ha Tabi O Dönem. Şule Hanım Sayılmadım. Doğru Şey Asayiş Komutanı. Evet Asayiş Komutanı. Ve Diyor Ki. Bunları Yapanlar Size Ne Yapmaz. Yani Bunları Yapanlar Size Ne Yapmaz. O Yüzden Dikkatli Olun Diye İfade Veriyor. Eşref Bittis’de Kürt Sorununun Kardeşlikle Çözülmesi Yönünde. Yani Vatan Partisiyle Aynı Planın İçindeydi. Tabi. Eşref Bittis Ve Onu Katlettiler. Onu Katlettiklerini Herkes Kazamaz Ha Dedi. Biz Kaza Almadan Katledildiğini Açık Açık Söyledik. Yani Onun İçin Yumruğu Atan Belli. Ondan Sonra Taşı Atan Belli. Ama Burada Biz Bunların Kimin Yaptığını Bularak Bu Süreci Götüremeyiz. Nasıl Yanıt Üreteceğiz O Zaman? Yanıt Şu. Kararlılığımızı Bozmayacağız. Yani Bakın Şimdi Süreç Nereye Geldi Dayandı. Bir Kere PKK’dan Bir İrade Çıktı. O İrade Nedir? Abdullah Öcalan Açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle Ve Türk Milletiyle Bütünleşmek İçin Silah Bırakıyoruz Ve Fes Ediyoruz PKK’yı. Değil mi? Bu İrade Çıktı. Peki Burada Türk Devleti’nin Bir Sorumluluğu Yok Mu? Yani Bu PKK’nın Kendilerini Fes Etmesi Ve Silah Bırakması Sürecinde Türk Devleti’nin Payına Düşen Bir Görev, Bir İş, Bir Sorumluluk Yok Mu? Bence Soru Bu. Esas Bunu Araştırmamız Lazım. Neden Bunu Atıyoruz? Çünkü Burada Bir Hazırlık Görmüyorum Ben. Tam Tersine O Şey Yani Silah Bırakmayı Kolaylaştıran Birşeyler Değil. Ama Bir Şey Sessizlik Ve Şey Diyelim Seyreden Ama Devletin Seyretmemesi Lazım. Yani Şu Soruların Cevabını Üretmemiz Lazım. Peki Bu Silahı Bırakan İnsanlar, Örgütle Bağı Sona Ermiş İnsanlar Değil Mi? Silahı Bıraktığı An. Ha Bir De Şunu Söyleyeyim. PKK Kongresi İşte Toplanacak Falan Filan Deniyor. Ama Öyle Değil. PKK Kongresi Daha 14 Nisan’dan Falan Beri Toplantı Halinde. 14 Nisan’da Toplantı Halindeydi. Bugün Ne? Kaç Mayıs? 6 Mayıs. 17-23 Gün Diyelim Mesela. Toplanacak Değil. Toplandı Ve Kendini Feshetme Ve Silah Bırakma Kararını Aldı. Ama Dikkat Ederseniz Oradan Da Sesler Yükseliyor. Diyorlar Ki Tamam Ama Adımlar Atılmayacak mı? Yani Diyelim Silahı Bırakanlar Ne Olacak? Silahı Bırakanlar Ne Olacak? Kasap mı Olacak? Bakka mı Olacak? Manav mı Olacak? Hapishaneye Atılacak Kurşunlar mı Dizilecek? Değil mi? Ne Olacak? Türk Devletinin Bunu Çözmesi Lazım. Yani Burada Da Cesur Ve Kararlı Tavırlara İhtiyaç Var. Yani Mesela İşte Laflar Dolaşıyor. İşte İnfaz Yasasıyla Çözelim. İnfaz Yasasıyla Çözemezsin. Çünkü İnfaz Nedir? Hükmün İnfazıdır. Bir Hüküm Olacak Ki. Yani Diyelim 10-15 Bin İnsan Var. Geldi Silahı Bıraktı Teslim Oldu. O 10-15 Bin İnsanı Yargılayacaksın. İstinaf Mahkemesine Gidecek, Yargıtaya Gidecek. Şu Olacak Bu Olacak. Zaten 15 Bin İnsanı Yargılayacak. Türkiye’nin Ağır Ceza Kapasitesi De Yok Diyelim. Hani Yargılayacaksın, Hükümler Vereceksin. O Hükümler Kesinleşecek Ki İnfazı Olsun. Dolayısıyla Bu Sorunu İnfaz Yoluyla Hallederim Demek, Halletmem Demek. Bazı Bilgiler Sızıyor Kamuoyuna Veya Basında Okuyoruz. Efendim Devlet İnfaz Yasasıyla Bunları Çözecek. İnfaz Yasasıyla Çözelim Demek, Çözmeyeceğim Demek. Veya Pişmanlık, Pişmanlık Yasası Da İnfaz Yasasıyla Aynı. Neden? Çünkü Pişmanlık İnfazda Uygulanan Bir İndirim Sebebi Oluyor. Dolayısıyla Hükmü Vereceksin. Hükmü Verdikten Sonra Diyeceksin Ya Bu Pişman Oldu. Bunlar İşte 6’da 1 İndireceğiz Veya 3’de 1 İndireceğiz Veya Mühibbeti Bilmem Ne Yapacağız Falan. Bu Birinci Açılım Sürecinde Çadır Mahkemeleri Kurmuşlardı Sınırlarda. Gelip Teslim Olan Orada Çadır Mahkemesinde Hemen Hızlıca Yargılama Yapılmıyordu Bile Sanırım. Ama Öyle Bir Mekanizma Kurmuşlardı. Ya Bence Bu İş Öyle Olmaz Ama Bu İş Kanınca Pişmanlık Aynı Zamanda Onur Kırmaya Yönelik, Burun Sürtmeye Yönelik Bir Tavır O Da Başarıyı Hedefleyen Bir Şey Değil. Ama Çok Önemli Bir İpucunu İpucu Da Demeyelim Yani Stratejik Bir Hedefi Abdullah Öcalan O Çağrıda Koyuyor. Diyor Ki Biz Kongreye Diyor Ki PKK Kongresine Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Ha Bu Çok Önemli. Mesela Bir Af Kanunu Da Bunu Af Kanunun Merkezine Oturtman Gerekir. Yani Ben Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Silahı Bırakıyorum Bitti. Böyle Bir Metni İmzalayacaklar. Bu Ne Bu Şerefli Bir Tavır. Onur Kırıcı Bir Taraf Değil. Yani Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Kardeşlik Türk Ve Kürdün Kardeşliği Birbirine Kaynaşması Batıya Emperyalizme Falan Filan Karşı Vatanı Savurmak Beraberlik Hepsini İçeren Bir Şey. Devletle Ve Toplumla Bütünleşme. Bu Amacı Bu İradiyi Gösteren Herkesin Diyelim Bütün Sonuçlarıyla Birlikte Suçların Affedilmesi. Bunun Dışında Bir Çözüm Yok. Onu Açık Söyleyeyim. İnfaz Bir Çözüm Değil. İnfaz Bu İşi Zehirlemek Ve Şeye Sürmek. Yani Silah Bırakan Bir Tavır Alan Kişiye Silah Bırakan Ve Ben Abdullah Öcalan’ın Çağrısındaki Gibi Yani Demeye De Lüzum Yok. Devletle Ve Toplumla Bütünleşme Amacıyla Silahı Bırakıyorum Ve Af Kanununda Yararlanmak İstiyorum. Bu İradiyi Ortaya Koyması Bir Kanunda Düzenlenebilir. Ve Bu İradiyi Ortaya Koyan İnsanlar Devlet Onlara Şefkat Kucağını Açar. Zaten Mil Savunma Bakanlığının Açıklamasında Vardı Ne Diyordu? Devlet Size Şefkat Kucağını Açıyor. Zaten Çeşitli Teslim Olanlara Yapılan Bu. Değil Mi? Yıllardan Biri Seslim Olanlar. Peki Böyle Bir Özel Hafta Diğer Hükümlüler Özel Hafta Demeyelim. Ona Özel Hafta Değil. Bu Bir Genel Haftır Ama Şöyle. Sonuçları Tamamen Ortadan Kaldırdığı İçin Bir Genel Haftır. Ama Nedir? Belli Bir Kesime Bunu Uyguluyorsun. Cetuyu Nasıl Orada Ayrılacağız? Cetuyu Nasıl Orada Ayrılacağız? Kanunda PKK Mensuplardan Yani PKK’nın Yöneticileri, Üyeleri Ondan Sonra Silahlı Unsurları, Yardım Yataklık Yapan Bu Tür Suçların Hepsi Sayıdır. Terörle Mücadele Kanunda Sayılan Bütün Ceza Kanundaki Maddeler Bu Suçları İşleyenler Devlet ve Toplumda Bütünleşme İradesini İfade Ettikleri Zaman Ondan Sonra Bütün Sonuçları İle Suçları Bütün Sonuçları İle Affedilir Diye. Bunu Zaten Tarihte Hep Yapmışız. Ne Zaman? Mesela Bakın Şimdi Getirdim Onu. Koçkiri İsyanı Biliyorsunuz 1921 Yılı Şubatında Başladı. Ve Haziran’ın Ortasına Kadar 5 Buçuk Ay Devam Etti. Sayın Genel Başkan Çok Önemli Bir Yeni Bir Bölüm Açtınız. Reklamlardan Sonu İsterseniz Başlayalım. Çok Kısa Bir Reklam Aramız Var Değerli İzleyenler Tekrar Birlikte Olacağız.

Çıkış yolu problemine tekrar hoş geldiniz. Değerli ulusal kanal izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e güncel gelişimlerle ilişkin sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Aydın gazetesi genel yayın yönetmeni sayın tevfik adamla birlikte sayın genel başkan PKK’nın silah bırakma sürecinde cesur adımlar atma zamanı geldi. Bakın Atatürk’ü örnek alalım. Buyurun oradan devam edelim. Biliyorsunuz Kurtuluş Savaşı yıllarında yani 1921 yılı Şubat’ında Azeri Anı’nın ortasına kadar Koşkili isyanı oldu. Yani 23 Nisan 1920’de meclisi açmışız. Bu Eylül ayında Sakarya Savaşı oldu. Sakarya Savaşı’nın arifesinde değil mi? Sakarya Savaşı’na giden 6 aylık süreçte Koşkili isyanı oldu. Koşkili isyanı ne yapıyor? Batı cephesine yüklenen Türk Silahlı Kuvvetleri’ni doğuda meşgul eden ve arkadan vuran bir isyan sonuç itibariyle. O zaman oralarda kıpırtılar var. Mustafa Kemal Paşa dönerken yani Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya gelirken onlarla konuşuyor. Koşkili isyanın liderleri işte Alişan, bunlar işte Koşkili isyanının, Alişir, Haydar Bey. Diyor ki gelin millet mebusya olun diyor. Mesela Diyarbakır’ı kabul ediyor Dersim liderlerinden. Bunlar ama mebusluğu kabul etmiyorlar. Milletvekiliğini kabul etmiyorlar. Daha sonra Şubat ayında isyan başlıyor. İşte Kürdistan, ona da ayrı bir devlet kuracağız falan şeklinde. Bu özellikle Sivas’ın İmranlı ilçesi civarı, Zara İmranlı falan. Bugün Tunceli dediğimiz o zaman Tunceli değil Dersim’di. Oraya kadar uzanan topraklarda ve bu isyan çeşitli dalgalar halinde Koşkili isyanı Haziran’ın ortasına kadar sürüyor. Aşağı yukarı 5,5 ay sürüyor. Bu isyandan sonra ben onu Kemalist devrim 4. kitabında Kurtuluş Savcı’da Kürt politikasında bütün meclis zabıtlarını okudum. Gizli celsi zabıtlarında o. Mustafa Kemal Paşa bir isyan edenlerin affedilmesi teklifini meclise getiriyor. Bakın o bugün de uğur arkadaşımız buldu. 2 tane af kanunu çıkıyor. Bu 2 tane aklının mesela okuyayım. 19 Aralık 1921’de çıkan hıyaneti vataniye cürmünden suçundan dolayı istiklal mahkemeleri ile mahakimi nizamiye divanı harpler tarafından yani nizami mahkemeler ve harp divanları tarafından idama mahkum edilen şahısların cezaları müebbet küreği ve müebbet kürek cezaları 15 sene. Yani idama mahkum edenler müebbet hapse. Müebbet hapse olanlar 15 seneye indirilir. Bu Aralık ayı isyanın bastırılmasından 5 ay sonra. Ama daha önce de çıkarılıyor mesela daha önce eski Türkçe belgesini de. İşte bu eski Türkçe belgesini hatta şey 19 arkadaşlar 1920 diye getirdiler. Dedim ya 20’de olamaz bunun 21’de olması lazım. Eski Türkçesine baktık oradan 1921 olduğunu bulduk. Dediğim gibi. Bakın Mustafa Kemal’in imzaladığı bu. Mustafa Kemal’in imzası var orada. Şu aşağıda bakanlar kurulu o zamanki heyeti vekile imzası. Ama en üstte de Mustafa Kemal Paşa’nın imzası var. Dersim aşağıyarı içinde dolaşarak yektiyarlarıyla muhassım aşiretleri teylif ve hükümeti Osmaniye aleyhine yani birbirine karşı olan aşiretleri birleştirip anlaştırıp Osmanlı hükümeti aleyhine teşvik ve tahrik ve dahili bir ihtilal ihtiyasına çıkarılmasına çalışan daha sonra hükümeti Seniye’ye, Osmanlı hükümetine arz-ı dehalet ve istimân eden Koçgir ile Ali Şirm hakkındaki takibatı kanuniyenin, yasal soruşturmanın tecil ertelenmesi ve affı heyeti vekilece kararlaştırılmıştır. Ali Şerm isyanın lideri. Büyük Meclis Reisi Mustafa Kemal. Şu bu yani eski Türkçe, eski Türkçesi bu. İzzet Mustafa Kemal’in imzasıyla bu tarih yine 24 Aralık 1921. 24 Aralık 1921’de Bakanlar Kurulu bu şeyi yapıyor. Ne derler? Kararı alıyor ve yine 19 Aralık 1921’de de af kanunu çıkıyor. Koçgir isyanının da dahil olduğu bir af kanunu çıkıyor. Ama şimdi orayı, bu af kanunlarını inceledim. O dönem yani Sakarya Savaşı ile Dumlupınar bizim büyük taarruz arasında yani Eylül 1921’den 30 Ağustos yani 26 Ağustos 1922’ye kadarki aşağı yukarı 11 aylık süreç içinde 7-8 tane af kanunu çıkmış. Hatta belki 10’un üzerinde 14 tane mi ne. Saymadım ama böyle af kanunu, af kanunu, af kanunu. Fakat bu kanunların gerekçeleri çok çok önemli. Gerekçelerin hepsinde şunu söylüyor. Ülkenin birliğini sağlamak ve iç cepheyi tahkim etmek, kuvvetlendirmek ve ülkenin bağımsızlığını, düşmanı def ederek bağımsızlığını sağlamak gerekçesiyle. Yani Doğu’yu emniyet altına almak, yani arkada Doğu’da Türk Silahlı Kuvvetleri ve devrimci hükümeti meşgul eden bir bölünme, bir zaaf olmaması topyekun milletçe ondan sonra bütün Türkiye’nin bütün halkı olarak düşmana karşı birliği sağlamak. Bütün af kanunlarında da gerekçi bu. Çok önemli. Zaten şurada da demin okudum, Heyaneti Vataniye ile ilgili şeydi. Af kanunu, şimdi buraya bir şeyini getirmemişim gerekçesini. Ama gerekçesinde de demin söylediğim gibi iç cepheyi güçlendirmek. Bunun meclis tabutlarını ben incelemiştim. Bu Kemalist devrim 4. kitabı yazarken, bütün o zaman gizli celse zabıtları bu koşkülü isyanı ile ilgili, Ekim 21’den itibaren, işte Kasım ayı içerisinde gizli celse zabıtlarında bu koşkülü afları ve isyanı konuşuluyor. İki tane af kanunu çıkıyor. Mesela orada çok cesur milletvekilleri var. Geçen çıkış yolunda da söylemiştim, Eminekilli, Erzincan milletvekili. Çok cesur milletvekilleri var. Yani bizim hükümetimizin de büyük yanlışları oldu falan filan. Ama esas iç cepheyi güçlendirmemiz lazım. Ondan sonra bu afın çıkması şarttır falan diye gümbür gümbür. Zaten Mustafa Kemal de o cesurların başında. Af kanununun altında imzası. Demin okudu işte burada biraz evvel vardı. Bakın, oradaki 1336 yılında, 1921 yılında Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal. Altında da Şeriye vekili Fehmi, Müdafaa-yı Milliye vekili Fevzi. Bizim Fevzi Çakmak yani. Bizim genelkurmay uzun bütün öyle 1940’lara kadar genelkurmay başkanlığı yaptı. Ahmet Muhtar Maliye Dağiliye Vekili Adnan Adıvar. İşte Muhammed Muhtar Hariciye Vekili, Maliye Vekili vs. Bütün bakanların imzaladıkları bir af kanunu. Tabi savaşanlar cesur oluyor. Savaşı kazanmak isteyenler cesur oluyor. Bugün de işte görüyoruz Ege kıyılarına Amerika üsler kurmuş. Kıbrıs’ta İsrail ile Güney Kıbrıs değil mi? Devamlı birbirlerine gidiyorlar, geliyorlar, anlaşmalar, imzalıyorlar, Türkiye’ye hedef alıyorlar. Doğu Akdeniz’de 6. Filo demir atmış, ondan sonra Türkiye’ye namlularını çevirmiş. İsrail, Amerika ve Yunanistan ve Güney Kıbrıs bu dördü Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye karşı nemesiz tatbikatları, ondan sonra Nöbledin’e tatbikatları yapıyorlar, Tevrat’tan intikam hikayeleri, Yunan Tanrıçası’nın adını veriyorlar, intikam Tanrıçası’nın nemesisinin adını verdikleri tatbikatlar yapıyorlar. Bu haritaya bakarak siyaset üreteceksiniz. Bu haritaya bir cevap üretecek Türkiye. PKK’nın silah bırakması bu haritaya bir cevap. Yani bu Amerika’nın ve İsrail’in Türkiye’ye yönelik tehditlerine bir cevap. Suriye’de görüyoruz, her gün Suriye’den gelen haberler, Eşşaray’ı İsrail ve Amerika devirmeye çalışıyor. Suriye’de yine, Suriye’nin kuzey doğusunda PKK unsurları, PYD, YPG değil mi, onlar ne olacak? Abdullah Öcalan’ın sözünü dinlerlerse o Türkiye’nin lehin olacak, dinlemezlerse… Suriye’nin kuzeyine dair, Sıra Süreyya Önder’le görüşmeniz de bir… Orada, onlar çok iyi dedi. Yani silah bırakmak, silah almak süreci. Abdullah Öcalan’ın çağrısı konusunda Suriye’nin kuzey doğusundaki YPG, YPG de, onlar dedi, bu Abdullah Öcalan’ın çağrısına tamamen uyum gösteriyorlar, gösterecekler. Onu da ifade etti. Bu af konusunda bir ters örnek aklıma geliyor. Verdiğiniz örneğin dünyada benzeri çok fazla var. Sovyetlerde de var, Çin’de de var, başka ülkelerde de var. Bence bir kendi tarihimizden bakalım. Bütün İstiklal Savaşı’nda, ben baktım af kanunlarının İstiklal Savaşı’nda, demin söylediğim gibi Sakarya Savaşı’ndan sonra, büyük taarruza kadar geçen 11 ay içerisinde, 10 civarında, şimdi sayısını unuttum ama yani 14’te olabilir, 9 falan da olabilir, devamlı af çıkartmışlar. Ve afların hepsi, komünist partisi kuranları, halka iştirakiyonun partisinin kuranları affetmişler, idam cezaları vermişler, onları affetmişler vs. Onun için hiç Çin’e, Min’e gitmeye lüzum yok, Rusya’ya gitmeye lüzum yok. Bir tane tersten bir örnek hatırlıyorum son yıllarda. Beşar Esad da devrilmeden önce 14 tane af çıkarmıştı. Bunda kıspi başarılar da elde etti. Genel af çıkarıyordu dönem dönem. Yalnızca af çıkardığı, cezaevinden bıraktığı bir grup, Ahrar-ı Şam, daha sonra 8 Aralık’ta Şam’a girip Esad’ı deviren ekibin içindeydi. Ama şimdi onların arkasında ne vardı? Amerika vardı, İsrail vardı. Yani sen Amerika ve İsrail’e karşı tahkimatını doğru yaparsan, o Ahrar-ı Şam onu yapamaz. Ama af çıkardıktan sonra da bazı görevler var sanırım. Yani o insanları topluma entegre etme, iş verme, aç verme, onu yapmayınca bir daha örgütleniyor sonuçta. Yani bakın bunu da böyle söylemeyelim. Bu da tereddüte yol açacak, zaafı yaratacak, şüpheler yaratacak. Afganlı’dan sonra da yine gelir bunlar bilmem ne yapar falan. Bence onları bertaraf etmeye yönelik bir muhakeme yürütelim. Yani devamlı böyle caniler aramızda olacak, bebek katilleri aramızda yürüyecek, Mehmetçi’mizi şehit edenler bilmem ne olacak falan. Bunu düşündüğün zaman Amerika ve İsrail planlarına yenilirsin. Yani onun gerçeğini görelim. Burada büyük bir şans oldu Türkiye için. Yani Abdullah Öcalan’ın o çağrısına Türkiye Devleti’yle ve milletiyle bütünleşme amacını koyması son derece önemlidir. Ve diyelim Süreyya Önder’in Türk bayrağı ile gönderilmesi o da önemli bir olaydır. Bir türkü ile gönderilmesi, Türkçe ile gönderilmesi o da önemli bir olaydır. Yani burada olumlu, yapıcı unsurları hep öne çıkararak bu süreci yürütmek lazım. Bir de karşı tarafta ne var? Yumruk atıyor ve canileri affederseniz işte böyle olur dedirtiyor. Veya bilmiyorum Berlin’de birdenbire bir grup çıkıyor Dersimliler adına. Mesela ben şundan eminim yüzde yüz. Abdullah Öcalan o Dersim’de o soykırım anıtı dikenlerin üzerini çizmiştir yani. Ondan eminim. Çünkü sonuç itibariyle bunun durup dururken Dersim’deki soykırım durdun durdun durdun da tam PKK silah bırakacakken mi o taşı dikiyorsun oraya? Yani bunun arkasında Amerika ve İsrail veya Alman Devleti’nin, işte Amerika ile Atlantik Kuvvetleri ile beraber hareket eden Alman Devleti’nin olduğu çok açık. Aslında DemParty bu konuda hassasta davranmıştı. Saraçhane eylemlerine katılmama karar almışlardı. Evet, mesela bir seçenek o. Saraçhane eylemlerine katılırsan o bir program, ne programı o? Türk Devleti’ni sarsmak, ortalığı karıştırmak, ondan sonra Türk Devleti’nin otoritesini diyelim zaafa uğratmak, oradan da bir diyelim Kürdistan’da bir özellik çıkartmak veya bilmem ne, bir bağımsız Kürdistan çıkartmak. Elinde federe bir devlet, Türkiye’yi federasyon yapıp oradan bir federe devlet çıkartmak. O bir seçenek. Bir de başka bir seçenek var. O ortalığın karıştırılmasına falan filan hiçbir şekilde katılmamak. Orada Cumhuriyet Halk Partisi’nin biz kitlesi değiliz diye açıklama yaptı DemParty. O çok isabetli. Biz de onlara onu söyledik zaten. Biz de onlara, yani bu ilişki nerede başladı? Burada başladı. Dedi ki aman bu çok yanlış bir şey olur. Bu Saraçhane falan filan bu eylemlere katılmak, ondan sonra büyük bir hata olur. O sizi bu PKK’nın silah bırakması ve kendilerini feshetmesi sürecinde beraber olacağınız ve bu konuyu birlikte çözeceğiniz kuvvetlerle karşı karşıya getirip öbür tarafa savrulursunuz. Kimle bu süreci yürüteceksin? Türk Devleti’yle yürüteceksin. Sayın Genel Başkan az önce Öcalan’ın çıkışıyla ilgili, milli demokratik devrim yönünde atılmış devrimci bir adım diyerek. O süreci omuz veren bir şey. Evet omuz veren. Devlet ve milletle bütünleşme dediğimiz o. O milli demokratik devrim programının bir parçası. Yani onu Abdullah Öcalan benim ifade ettiğim gibi ifade etmeyebilir ama pratikte Türk Devleti ve Milleti ile bütünleşmek, Türkiye’nin milli demokratik devrimini tamamlama yani demokratik devrimin milli ayağının tamamlanmasına yönelik ona omuz veren bir pratik. Dolayısıyla bu Türkiye’deki demokrasinin de gelişmesine bir anlamda katkı. Milletleşen, yani Türk milletinin demokrasisine bir katkı. Şimdi burada siz birkaç hafta önce hep dil konusunda uyarıda bulunuyordunuz. Yani bu yeni süreçte dilimize dikkat ederek bu süreçte götürmemiz lazım diye. Az önce Ali Murat arkadaşımız, editörümüz şimdi, rejiden mesaj yolladı. Dedi ki, Öcalan’ın Sırrı Süreyya taziye mesajında bir ayrıntı var, onu ekrana yansıtalım. O ayrıntıyı da şöyle, burada yer alıyor. Ben özel olarak okuyayım. Anadolu ve Türkmen gelineği büyük bir evladını yitirdi. Coğrafyamızın bütün toplulukları ve halklarımız büyük bir yoldaşını kaybetti diyerek söylüyor. Şimdi bakın burada ben olsam Türkmen demem. İlk Türk derim. Efendim? Yani burada, yani bunlar önemli bir şey değil. Önemli değil ama mesela Abdullah Öcalan’ın Türk kelimesi varken Türkmen demesi, Türkiye’deki Türkleri de bir etnik grup olarak ifade eden bir anlayış. Yani bunlar hep eski, madem sorduğunuz için söylüyorum, bunu söylemeyi düşünmüyordum ama siz sorunca söylüyorum. Yani bu ne? PKK’nın eski fikirlerinden kalan tortular. Yani Türkmen kavramı ne? Bir etnik kavram. Türk kavramı etnik kavram değil. Türk kavramı bir milletin adı. Türkmen ise bir etnik grubun adı. Yani Türkiye’de Türkmen etnik grubu ile Kürt etnik grubu yaşıyor mesela gibi. Türkmen adı da ilginçtir. Mesela Memlükler, Mısır’daki 1250 yılında kurulan, 1450 yılında kurulan Yavuz Sultan Selim’in gidip fethettiği, ailedeki o devlet, kendilerini devleti Türkiye diyorlardı. Yani Mısır’daki kölemen devleti, kendisini devleti, tarihte kendisini Türk devleti diye adlandıran ilk devlet. Göktürkler de Türk adını kullanıyor ama o Bilge Kağan’ın, ondan sonra Kültigin’in, Bumin Kağan’ın, İslami Kağan’ın falan soyunun adı ve Bodun’un adı. O zaman zaten devletin pek adı yok ama devleti Türkiye, Türk devleti diyordu kendisine ve Osmanlıya da Türkmen diyordu. İlginç şeyler. Yani Türkmen adı biraz etnik bir isim. Olabilir yani şimdi bu süreçte herkes birbirinin burnundan düşer gibi aynı şeyleri söyleyecek falan bunları beklemek çok yalnız. Bence burada bir tane ölçü önemli, tek ölçü. O da şu, PKK’nın silah bırakması ve kendilerini fethetmesinden yana olmak karşısında olmak. Bu yasasıyla ilgili duruma isterseniz devam edelim. Tarihe bir geldik. Bu anlattığınız örneği günümüzde taşırsak. Bu esas olarak yani sırrı Süreyya’nın arkasından şey, zaten Abdullah Öcalan çok cesur gidiyor. Yani Türk devleti ve milleti bütünleşme formülünü attığı an cesaretin ucu ileri sınırı o. Yani PKK lideri açısından en ileri sınır değil mi? Ama herkesin cesur olması lazım. Yasaya ilişkin tarihten örnekleri verdiniz. Şimdi o örneklerden günümüze nasıl bir formül üretiyorsunuz? Yani şimdi şu var, sonuç itibariyle silahı bırakacak unsurlar değil mi? İnsanlar sonuç itibariyle, gel ben seni silahı bırakıp hapse atacağım, yargılayacağım. Ondan sonra yargının sonunda da infaz kanunundan yararlanırsın dedi mi? O silah bırakma demektir. Veyahut da pişmanlık duyuyorsan ve ben seni yargılarım, işlediğin suçlar zaten ya müebbettir ya 30 yıldır falan değil mi ağır suçlar, eline silah almış falan filan. Ondan sonra ben seni yargılarım işte 30 yıllık gün veririm, ya da müebbet tabisi veririm, ya da diyelim 15 yıl veririm, 10 yıl veririm falan. Orada da bir indirim yaparım. Arada o da pişmansan eğer mesela. Böyle dediğin zaman bu süreci devam ettirmek istemediğini ifade etmiş olsun, pratik olarak. Orada nedir? Sıradan tavırlara bir mağlubiyet söz konusu. Sıradan tavırlara. Yani intikam, geçmişin içinde kalan, geleceğe bakmayan, ondan sonra bu kaynaşma ülkeye bir terörist, Türkiye’de falan kafasında bunlar olmayan. Bu sıradan insanların tavırları. Burada sıradanlıkın ötesinde bir öncü tavırlara ihtiyaç var. Yani tarih öncü tavırlarla yapılıyor. Fatih Sultan Mehmet sıradan bir tavırla İstanbul’u almadı değil mi? Yani diyelim Cengiz de sıradan değildi. Kültigin de, Bilge Kağan da. Osman Gazi de sıradan değildi. Orhan Gazi de sıradan değildi. Yani tarihe baktığımız zaman büyük adamlar, Mustafa Kemal Hissi, Hazreti Muhammed. Mesela ondan da çok önemli örnekler var değil mi? Kendi amcası Hazreti Hamza’yı öldüren vahşiyi diyor ki hayır diyor öldüremezsiniz diyor artık o bizdendir. Bunu ne zaman söylüyor? 7. yüzyılın başlarında söylüyor. Biz şimdi 21. yüzyılın başlarındayız. Bunu 14 yüzyıl önce söylüyor Hazreti Muhammed. Büyük insan tabii. Hazreti Peygamber büyük bir insan. Yani büyük bir lider, büyük bir devrim önderi aynı zamanda. Değil mi? Veyahut da kendi düşmanı olan Ebu Cehil’in oğlu İkrimi Mekke’de vali, Mekke’yi aldığı zaman, yakalayıp getirdikleri zaman onu öldürmüyor, Mekke valisi yapıyor. Hazreti Ebubekir kulağına eğilip ya Resulallah sen bu adamın daha Müslüman bile olmadı nasıl vali yaparsın dediniz ama ehlini vereceksin diyor yönetimi diyor. Onun aklı, Hazreti Muhammed’in aklı nerede? Ben bu ülkeyi nasıl yöneteceğim? İslamiyet’i nasıl geliştireceğim? Nasıl devletleştireceğim? Aklı burada. Yoksa intikam yapayım, bilmem ne bunlar bana kılıç sallamıştı veya bunlar benim amcamı öldürmüştü falan değil. Veyahut kendisine kılıç sallamıştı, kendisini yaralamıştı Uhud Savaşı’nda. Bunları düşünmüyor. Buradan şuraya geleceğim. Sıradan tavırlarla Türkiye’nin sorunlarını çözemeyeceğimiz bir yere geldik. Vatan bütünlüğünde de terörsüz Türkiye amacında da terörü temizlemekte de, ekonomide de, bağımsızlıkta da Türk ve Kürt’ü kaynaştırmak, birleştirmek, huzuru, barışı getirmekte de bu sorunların hiçbirisi sıradan tavırlarla, alışkanlıklarla çözülecek sorunlar değil. Ancak devrimci tavırlarla. Devrimci tavırın tarih sahnesine çıktığı bir dönemdeyiz. Devrimci olmayan tavırların da tarihin kenarına itildiği bir döneme girmiş bulunur. Bunu herkesin anlaması lazım. Mesela bugün ben bunu şeyde görmüyorum, hükümette. Hükümette bunu görmüyorum. Yani bu dikkat ederseniz bu sürece cevap veren değil bir şey. Halktan korkan, anketlere bakan, sıradanlığa mağlup olan, anketlerle Türkiye’yi yönetirseniz Türkiye’nin hiçbir sorununu çözemezsiniz bugün. Anketlere bakalım işte halk ne diyor, uymuyor ne falan. Gerçi orada da yanlışlar var. Yani bu Türkiye halkı bütünüyle ne istiyor? Huzur istiyor, barış istiyor, bu iş bitsin istiyor. Çocukları askerden dönsün istiyor. Askeri gönderirken cenazesi gelecek mi diye huzursuzluklar, acılar içinde yaşamasın istiyor. Veya şehit olduğu zaman yıllarca onun acısını çeksin istemiyor. Acısını çekenler, benden sonraki anneler o acıyı çekmesin diyor. Onlar da çeksin oh olsun mu diyor. Var mı öyle bir şehit anası? Komisyon toplanmıştı, Vatan Partisi hukuk komisyonu çalışmalar yapıyordu. Onların sonuçlarını, çok iyi çalışmalar yaptık. Bütün bu konuları konuştuk. Ve Vatan Partisi olarak şeyi kilitlendik. PKK’nın silah bırakması ve PKK’nın kendini feshetmesini nasıl sağlarız? Bizim üzerimize düşen ne? Mesela Abdullah Öcalan kendi üzerine düşenin bence azami sınırında bir tavır aldı. Türk Devleti ve milletiyle bütünleşme hedefini koyarak azami bir tavır aldı. Ve kendi başında olduğu örgütün feshi ve silahları bırakması çok cesur bir karar. Biz Türk Devleti olarak, Vatan Partisi olarak ondan sonra bizim üzerimize düşen ne? Bunları konuştuk. Ve şunu gördük, bu iş bir kere daha tekrar ederek söylüyorum, infaz kanunları ile çözülemez. Hukukçular otursun, pratik baksınlar ama. İnfaz kanunu ne demek? Hüküm vereceksin, hüküm verdikten sonra cezayı indireceksin. Veya sizin dediğiniz gibi çadır mahkemeleri mi kuracaksın? O da bir komik bir şey. Çadır mahkemeleri kuracaksın, çadır mahkemesine gelecek. Ondan sonra nasıl ağır ceza mahkemesi olacak, hangi hukukla yapacaksın onu? Tabi burada iki tane önemli konu var. Bir, PKK bir fark yaptı. Nedir? Ben silah bırakıyorum ve kendimi feshi diyorum dedi. Diğer terör örgütlerinden farklılaştı. Ve o farklılaşmanın sonucunda insanlar, diyelim PKK’ya mensup olan veya silahlı olan unsurları, Türk Devleti ve Milletiyle bütünleşme iradesiyle karar alıp ondan sonra bunun pratiğine girdiler. Bu bir fark. Dolayısıyla onlara uygulanması gerekir. Mesela hakikaten şu endişeler var ki haklıdır. Ya bu af kanunu sonra anayasa mahkemesi tarafından eşitlik gerekçesiyle bütün terör örgütlerine yayılır. Ondan sonra aynı ceza kanunu, aynı suçu işlemiş olan diyelim, hapisteki bütün FETÖ’cüler de çıkartılır. Bunu da halledecek cesareti göstermek lazım. Bunu halledecek çareler de var. Tabi burada anayasa mahkemesiyle bir güvensizlik var. Yani anayasa mahkemesinin yakın tarihteki birçok kararlarında anayasa mahkemesi şoğunluğunun şeyi olduğunu gördük. Batı’nın etkisinde olduğunu, Atlantik’in etkisinde olduğunu, Türkiye’nin milli bağımsızlığı, milli devleti anayasanın temel hükümleri konusunda hassas olmadığını gördük. Dolayısıyla böyle bir af kanundan yararlanarak hadi FETÖ’cüleri de çıkarttık diyebilir. Bunun da çaresi bulunur. AK Parti, MHP, DEM Partisi bu PKK’nın silah bırakmasını isteyen partiler olarak anlaşır. Mesela anayasada bir değişiklik yapar, mevcut anayasa mahkemesini lağveder, yerine yeniden bir anayasa mahkemesi kurar, anayasaya koyar. Ondan sonra bu meseleyi çözer. Mesela aklıma gelen. Hemen izleyicilerimiz zaten şeyi soruyor, Cumhuriyet Halk Partisi anayasa mahkemesine giderse bu süreci engelleyebilir mi? Ben de ama söyledim, anayasayı değiştirirsin. Herkesin de aynı anda aklına o geliyor. Yani anayasa mahkemesinde bu döner mi? Devrimci çözümler diyorum, sıradan çözümler yok. Bakın onun anayasayı değiştirecek çoğunluğu da söylüyorum. AK Parti, MHP, DEM Partisi toplayın, anayasayı değiştirir. Bu üçü de affın PKK mensuplarıyla sınırlı olmasını sağlar. Mesela diyorum. Kısa bir ara vermemiz gerekiyormuş. Tamam. Yönetmenimiz uyardı. Kaç dakika? Bir bakayım. Evet, şimdi girmemiz gerekiyor. Çok kısa bir ara, tekrar birlikte olacağız. Tuvalete gidip geldim.

Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz değerli izleyenler. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’e PKK’nın silahsızlandırılma sürecinde hukuki önlemler, hukuki adımlar nasıl atılacak? Cesur adımlar atalım dedi Sayın Perinçek. Peki hükümetin şu an daha doğrusu bakın cesur da değil. Tek bir adım var. Tek bir çözüm var. 2 tane çözüm yok. Yani bazen öyle durumlar vardır ki oradan tek bir çıkış yolu vardır. 2. bir çıkış yolu yoktur. Kayaları delip çıkarsın. Ergenekon destanında olduğu gibi değil mi? Kayaların arasına hapsolmuşsun. Oradan bir tek çıkış var. Kayaların arasındaki madenleri eritip o dağları delip oradan çıkmak. Onun dışında hiçbir çıkış yolu yok. Burada da eğer PKK’nın silah bırakmasını ve feshetmesini kendisinin istiyorsak ki o diyelim açıklamıştır. Hatta o kararın ben alındığını bile sanıyorum. Zaten karar alınmış durumda. Yani herkes o kararın ama şekil olarak da alındığını sanıyorum. Yani kongrenin toplanıp o kararı aldığını sanıyorum. Onlar da nedir görelim diyor. Biz ne olacağız? Dolayısıyla burada cesur mesur adıma da ihtiyaç yok. Tek bir çare, tek bir adım var. 2. bir adım yok. Daha doğrusu tek bir çözüm var. Kayaları yarıp çıkmak. O kayaları yarıp çıkmakta bakın pişmanlık yasası, infaz kanunu. Bunların lafları geçiyor. Hadi pişmanlık pek geçmiyor da daha çok infaz. Adalet Bakanlığı infaz kanunu falan. Bir kere infaz kanunu yaptığın an Abdullah Öcalan çıkar. Neden çıkar? Çünkü 1998 Şubat’tan beri 27, 26 yıldır hapiste değil mi Öcalan? Şimdi çıkarttığın kanunda idam cezasını diyelim 20 yıla indirdin çıkar. Zaten idam cezasını 20 yıla indirmezsen. Tek idam cezası mı var? Yani birden çok idam cezası verilince de yine çıkabiliyor mu? Çıkardığın kanuna bağlı. Çıkardığın kanuna bağlı. Ama o kanun Abdullah Öcalan’ı çıkartır. Abdullah Öcalan’ı çıkartır. Hapishanedeki PKK’dan hüküm giymiş olanların tahminim hemen hemen hepsini çıkartır. İnfaz kanunu. O onun yarattığı iklimde arkasından da diyelim silah bırakanların da yararlanacağı bir memaf kanunu gelir. Ama o hep böyle süreci zehirleyen ertelemelerdir sonuç itibariyle. Ne olur o bir sene sonra ya iki sene sonra. Ama bir sene senin, iki sene vaktin yok. Yani Orta Doğu’ya, Batı Asya’ya baktığımız zaman, gelişmelere baktığımız zaman bu ertelenerek çözülecek bir süreç değil. Bu 28 yılında harf kanunu çıktığı zaman, Latin harfleriyle ilgili kanun, Atatürk o zaman Başbakanı olan İsmet Paşa’ya diyor ki, ondan sonra bu şey kanunu diyor ne kadar zamanda uygularız. Yani Arap harflerinden Latin harflerine ne kadar zamanda geçilebilir. Şimdi unuttum ama işte o 10 yıl, 15 yıl falan gibi bir şey yok diyor Atatürk. Bu diyor ya bir yılda olur ya hiç olmaz. Çok doğru. 3 ayda geçeceğiz diyor Atatürk. 3 ayda geçeceğiz. 3 ayda yani o şeyleri unutmuşum. Yani ya 3 ayda olur ya hiç olmaz. Ama 3 ayda olduğu zaman ne oluyor? Benim annem Malatya’da benim annem, teyzem, Turgut Ozan’ın annesi Hafıza Hanım hepsi işte millet mektepleri falan gidip yine Latin harfleriyle oradaki çocukları, insanları, büyükleri, 60-70 yaşında insanları eğitiyor. Ve çok büyük başarılı bir Türkiye. Ne oluyor? Bir süre sonra okuma-yazma oranı yükseliyor. Okuma-yazma oranı düşmeye yükseliyor mesela. Yani Atatürk’ün o tavrı ben 3 ay diye unutmuşum ama siz söylüyorsunuz. Ondan sonra devrimci tavır. Yani 10 yılda olur, 10 yılda olur dersen olmaz yani. O 10 yılda olacak bir şey değil. 3 yılda, 3 ayda olacak bir şey. Bazı şeyler vardır. E uzattığın zaman olma ihtimalini yok edersin. Siz sürecin hızlandırılması gerekiyor. Şu andan itibaren hızlandırılması gerekiyor. Böyle ya hızlı olur ya hiç olmaz. Yani böyle erteleyelim, 3 yılda olur, 5 yılda olur aşamalar, şunlar bunlar falan değil. Çünkü bakın hiç kimsenin beklemediği bir tavır oldu. Nedir? Türk devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşme amacıyla silah bırakıyoruz ve feshediyoruz PKK’yı. Bu beklenen bir şey. Ama bu tarihi bakımdan son derece önemli bir olay yani. Bu fırsatı Türkiye çok iyi değerlendirmeli. Buralarda hükümete düşen büyük görevler var. Ben mesela şu anda AK Parti iktidarını bu konuda şey görüyorum, aktif ve bu sürecin farkında değil görüyorum. Bu sürecin gerektirdiği kararlılık, irade, cesaret, liderlik vasfı diyelim, cesaret de değil, cesaretten herkes korkuyor. Cesaret kelimesi yerine liderlik niteliği desek daha iyi. Liderlik niteliği sıradanlıktan kurtulan tavır çözer. Sıradan tavırlar, anketlere bakayım, anketleri sorayım, o ne der, bu ne der dersen bu işi çözemezsin. Evet. Hem aslında o… Yani Hazreti Muhammed gibi olacaksın, Mustafa Kemal Atatürk gibi olacaksın. Tarihteki büyük devrimci adamlar falan, kanuni, Hati Sultan Mehmet gibi olacaksın. O sıradanlığa mahkum olmayan isimlerden biri hiç de bugün aramızdan ayrıldı. Bugün 6 Mayıs, çok önemli bir tarih. Sizin yakın dostunuz, arkadaşınız, bir kitabınız da var, arkadaşım Deniz Gezmiş’te. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan Hüseyin İnan’ı da anıyoruz. Onunla hem hikayelerinizi biraz anlatmanızı rica edeceğiz. Şimdi bir kere şunu söyleyeyim. Deniz Gezmiş hakkında yazılmış tek doğru kitap, benim arkadaşım Deniz Gezmiş kitabıdır. Bu kitap da sıradan olmayan bir kitap. Sıradan kitaplar ne? Kitabı gösterebiliriz, arkadaş. Duygusal. Evet. Yani tabii Deniz Gezmiş’in idamı ondan sonra ben Söke’de Menderes Nehri’ni salla geçerken öğrenmiştim. Hiç onu unutmuyorum. O Menderes Nehri’ni salla geçerken o salın küreklerin şıpırtıları bizim gözyaşlarımızla karıştı. Yani o anı hiç unutmuyorum. Tabii hepimizin duygulandığı bir olan Deniz Gezmiş ama Deniz Gezmiş olayına da sıradan tavırlarla baktığımız zaman tarih yapamayız. Bu kitap, bu arkadaşım Deniz Gezmiş kitabı, Deniz Gezmiş’i sıradan değil bir öncü tavrıyla, yani nedir? Deniz Gezmiş bir gençlik lideri, ondan sonra Yıldırım gibi yaşadı. Bakın bu kitabın arkasını buraya gelirken okudum, onu okumak isterim. Arkadaşım Deniz Gezmiş bir kahramandı. Yıldırım gibi yaşadı, Yıldırım gibi gitti. Rüzgar gibi değil, Yıldırım gibi geçti Cumhuriyet tarihimizden. Bu iklimde bir an gözüktü, şimşek gibi parladı. Ama unutulmaz bir ışık kaldı ondan. Bir cesaret ışığı, bir isyan ışığı, bir vicdan ışığı. Ateşi yıllardır yanıyor, yüreklerdeki yangındır ve aydınlatıyor. Denizin bıraktığı pratik her yönüyle incelenmelidir. Aramızdan ayrılırken bizden bunu istemiştir. Bu kitapla arkadaşım Deniz Gezmiş’in kişiliğinde 1968 tecrübesini genç devrimci kuşaklara bir rapor olarak sunmuş oluyorum. Bu rapor 68’e emek veren bütün gençlik önderlerinin ortak raporudur. Şimdi burada ne var? Deniz Gezmiş bir gençlik lideri, bir isyan, bir vicdan tamam. Ama bir hesapsızlık. Yani Türkiye 1969-70 yıllarında silaha sarılmak, silahla devrim yapmak falan öyle bir yerde değil. Yani Mustafa Kemal silaha sarıldı ama hakikaten arkasından düşmanı denize döktü. Tamam doğru yerde sarıldı ama 1970 yılında silaha sarılmak çok büyük bir yanlış. Banka soymak büyük bir yanlış. Peki Deniz Gezmiş bunların farkında mıydı? Evet bunların farkındaydı. Nasıl farkındaydı? Deniz Gezmiş yakalandıktan sonra bana hemen bir, ben daha o zaman aranmıyordum. İki ay sonra ben de aranmaya başladım. Bana bir vekâletname yolladılar. Onu gösterebilirsiniz. Deniz Gezmiş Hüseyin İnan, Yusuf şeyde olduğu için, hastanede olduğu için yakalandıktan hemen sonra, bakın ben o tarihleri de kitabın arkasında. 25 Mart 71’de. Deniz 17 Mart’ta tutuklanıyor, Ankara Merkez Cezaevine konuyor, 8 gün sonra bana vekâletnameyi yolluyor. Avukat olmanız için. Görüşmek için aslında. Ben o zaman aranmıyorum. Vekâletnameyi yolluyor. İşte vekâletname burada. Ve vekâletnameden birkaç gün sonra da Deniz Gezmiş’e tam yakışan bir telgraf, kırmızıdır bu aslında da. Acele Gel, Deniz Gezmiş. İki kelime. İki kelime. Acele Gel, Deniz Gezmiş. Deniz öyle bir adam. Acele Gel, Deniz Gezmiş. Kırmızı bir telgraftır bu, Yıldırım. Yıldırım telgrafı. Gittim 3 buçuk saat. Telgraf bana akşam geldi, 16.30’da teslim edilmiş. Burada yazıyor, teslim tarihi 16.30. Pardon, 17.15. Saat 15.15 geçi geldiği için cezaevine gitsem kapıdan almayacaklar. Ertesi sabah gittim 3 buçuk saat Deniz Gezmiş’le konuştum. İlk konuşan insanım. Ondan sonra 3 buçuk saat konuştum. Ve bana Hüseyin Rana’da konuştum. Yani Deniz’de 3 saat, Hüseyin’le de yarım saat konuştum. Ve bana dediler ki bizim adımıza bir basın toplantısı yap. Biz beraber aynı hücrelere konmak için bir açlık grevi yapıyoruz. Ondan sonra bunu kamuoyuna duyur. O zaman yüzlerce devrimci avukat var falan filan. Bana güvendikleri için. Ondan sonra, ve ben o basın toplantısını da yaptım. O basın toplantısını bakın bugün bütün basın Deniz Gezmiş falan filan diye hüngür hüngür ağlıyorlar. Hiçbiri vermedi. Bir tek bizim proleter devrimci aydınlık verdi. Basın toplantısını. Şimdi o 3 buçuk saatte ne konuştuk? Orada o konuştuklarımı da ben yazdım ve yayınladım. Aslında bana söylediklerini o babasına mektubunda bir cümleyle ifade ediyor. Ne diyor? O babasına yazdığım mektubun sonunda, Kardeşim bilim adamı olsun. Bakın o kardeşim bilim adamı olsun sözü, Kardeşim ondan sonra doktor olsun, hakim olsun, avukat olsun, mühendis olsun gibi bir şey değil. Yani bu oradaki bilim vurgusu çok önemli. Nedir? Yani hesapsız kitapsız işler yapmasın. Bilimi kendine rehber alsın. Deniz Gezmiş’in o yaşadığı süreçten çıkarttığı büyük ders odur. Kardeşim bilim adamı olsun. Bilim ışığında, bilimsel sosyalizmin ışığında. Yani hesapsız kitapsız silaha sarılmak, maceraya atmak bunlar olmaz. Bunları biz açık açık konuştuk. Açık açık konuştuğum için yayınladık da. Mesela yine sonra tabii bir ay sonra bu insan ayında ben de aranmaya başladım. Ondan sonra ama Deniz Gezmiş’in o süreçte, yargılama sürecinde, avukatlarının anlattığı, daha sonra İstanbul Baro Başkanı da oldu. Mesela şunu söylüyor, aman diyor, arkadaşlara söyle diyor, bizim için eğlenmeyi yapmasınlar, bizi astıracaklar. Kazım Kolcuoğlu bunu çeşitli toplantılarda söylemiştir. Deniz’in o zaman, ben çöke dağlarındayım falan filan, bizi astıracaklar. Şimdi hesapsız kitapsız hareketler devam ediyor. İşte Banka Soybalar, bilmem neler, Kemalettin Ekenes suikastler için jandarma komutanına, ondan sonra İngiliz teknisyenlerini Maher Çayan’ın kaçırması. Mesela Maher Çayan ne diyor İngiliz teknisyenlerini kaçırmaya giderken? Bunun diyor Maksizm, Leninizm’de bunun yeri yok diyor, biz yanlış yapıyoruz. Ama yanındaki arkadaşlara da ne yazıyorlar? Hepimiz bunun yanlış olduğunu biliyorduk ama korkudan bunun yanlış olduğunu söyleyemiyorduk. Biz yanlış yapıyoruz, denizi bu şekilde kurtaramayız. Türk Devleti biz gidip İngiliz teknisyenlerini kaçırdık diye deniz gezmişleri asmaktan vazgeçmez. Tam tersine ne oluyor? O eylemlerin hepsi asılmaya hizmet etti. Mesela orada da, benim kitapta da var, Necdet Uğur o zaman Cumhuriyet Halk Partisi’nin, İsmet Paşa’dan sonraki en önemli lideri, genel sekreteriydi. Onunla yemek yedik bir akşam, ondan sonra onun anlattığı. Bir de Supik Araman, o da o zaman tabi senatör, onun anlattığı. Meclisten infazın onaylanması kararı çıkıyor ama senatoya geliyor. Senatoda imza toplanıyor, senatoda infazın onaylanmaması durumunda tekrar mecliste gidecek. Tekrar mecliste görüşülecek, ondan sonra iş uzayacak. Ama ne oluyor? İmzalar toplanıyor senatoda, yeterli imzaya ulaşıyorlar. O sırada Kemalettin Eken’e suikast, diğer bir takım eylemler falan filan, onun üzerine geliyorlar imzaları çekiyorlar. Deniz’in söylediği olan, bunlar eylem meylem yapmasınlar, bizi astıracaklar. Deniz Gezmiş’in iki tane mektubu var, biri babasına yazdığı mektup, biri de bana yazdığı mektup. O da 1969 yılında, yani onun ideolojik olgunluğunu gösteren bir mektup. Onu da gösterelim, zarfı burada. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Asistanı diye bana yolladığı hapishaneden mektup. Tarihi yanlış atmış, 7 Şubat 1968 diyor ama bunu 1969’da yazmış. Ama hani yeni yılın başında hep insan unutur bile. 7 Şubat 1969’da yazdığı mektup, işte orada fek kafaya bizim çocukları kat, onların da şunu yap, bunu yap falan gibi. Fakat bu mektupta çok önemli bir şey var. Bu diyor, Çekoslovakya’daki olanlara bakıyorum, burada revizyonizm görüyorum diyor. Hatta ne dehşetli bir revizyonizm falan gibi. Yani bir yandan da onun çok erken bir şekilde Sovyet revizyonizmini, Türkiye’de en erken kavrayan arkadaşlardan biriydi. Yani bilimsel sosyalizm, ondan sonra da tarihe yönelişleri açısından da ve Mao’nun katkılarıyla bilimsel sosyalizmin artık ilerleyebileceğini gören anlayışlar vs. Bu da bana yazdığı mektuplar vs. Yani şimdi Deniz Gezmişi bütün bu tecrübelerin içinde, yani tamam bir vicdan, bir isyam, bir cesaret, bir kahramanlık, yıldırım gibi falan ama bir yandan o silahlı mücadeleye bir erken bir şekilde kalkışarak yapılan yanlışlar, bunun bedellerinin ödenmesi, onun sırf idamıyla ödenmedi o bedel. Yani sonuç itibariyle 1971 öncesinde çok büyük bir birikim vardı. O büyük birikim ne oldu? Sıkı yönetimler, cezalar, bilmem neler, mahkemelerle falan önemli ölçüde ezildi. Bir kısmı öldürüldü, yıllarca hapis yatıldı. Biz de o hapiste yatanlar arasındaydık vs. Yani büyük bir birikim erken bir şeyle, maceracı erken bir çıkışla harcandı. Bunlar da var. Mesela yine o ortamda Hakan Bulguç, Otu Talebesi’ydi. Mahir Çayan onun evinde saklanıyor. İşte o sıralarda o gidecekler İngiliz teknisyenlerini kaçıracaklar falan, o planları yaptıkları sırada Hakan Bulguç hatıralarında yazıyor. Mahir Çayan diyor ki doğu pirinçeyi bulun onu da görüşelim diyor. Tabii benim nerede olduğumu bilmiyorlar, ben de aranan bir konumdayım ondan sonra. Fakat bulamıyorlar. Biz bunu kendi aramızda da çok konuştuk yani Mahir’i tanıyan arkadaşları olarak. Yani niye beni arıyor? Çünkü etrafındaki arkadaşların hepsi korkak diyorlar. Hiçbiri biz yanlış yapıyoruz diyemiyor. Ama ona yanlış yapıyorsun diyecek bir adam var. Kim? Doğu pirinci. Yanlış yapıyorsunuz. Siz gidip teknisyenleri bilmem neye kaçırarak Deniz Gezmiş’i kurtaramazsınız. Tam tersine ne yapacağız? İşte sanatöre yükleneceğiz, meclise yükleneceğiz falan filan. Zaten kendisi de Deniz Gezmiş bunu böyle istiyor. Kazım Kolcuoğlu’nun o zaman avukat olarak anlattıklarında. Aman diyor inönüyle konuşsunlar, mecliste çalışsınlar falan. Ama sakın silahlı eylemler falan bizi kurtarmak için yapmasınlar, bizi astıracaklar. Dolayısıyla bütün bu tecrübelerden sonra Deniz Gezmiş de kendi tecrübelerinden çok iyi sonuçlar çıkardı. Ve babasına mektupta da kardeşim bilim adamı olsun diyerek yani bilimi rehber edinmek. Evet. Tabii şey de şunu söyleyeyim, Deniz teorik bakımdan da çalışan, okuyan, Türkiye’de Milli Demokratik Devrimi’ni ilk savunanlardandır. Yani bizimle beraber. Ondan sonra gençlik lideri, kitleleri kucaklayan, birleştiren. Mesela İslam Üniversitesi’ndeki hareketlerde muhafazakar gençleri de toplamaya çalışan, İslam gençleri de toplamaya çalışan bir tavırları olmuştur. O birleştirici tavırları çok çok önemli. Cesareti çok çok önemli. Ve bizim kendi içimizde yaptığımız toplantılarda bir parti kurmamız lazım. Partisiz bu işler olmaz. O konularda da çok doğru tavırları olmuştur. Ama o öyle bir rüzgar esti ki o 71 eşiğinde. Yani bu iş böyle olmuyor, halkla olmuyor, işçiyle olmuyor, köylüyle olmuyor. Ondan sonra biz silaha sarılalım. Ondan sonra o halk silahla bizim silahla mücadele yaptığımızı görünce arkamıza takılacaktır falan gibi. Son dirici ham, tarihten, tarihsel birikimden bir şey öğrenmemiş olan, heyecanlı bir çizgi çıktı. O bir rüzgar oldu. Onu göğüslemek çok zordu o zaman. Göğüsleyen hemen damga yapıştırılıyordu. Sen pasifistsin bilmem ne falan. Ve o rüzgara kapılındı. O rüzgara kapılındığı için birçok genç o rüzgarın etkisiyle ondan sonra o maceracı çizginin peşine düştü. İşte orada bir tek Vatan Partisi dedi. Bugün bizim partimiz bunun yanlış olduğu konusunda kararlı tavır aldı. O tavır nedeniyle Deniz Gezmiş işte bana o telgrafı çekti ve beni çağırdı. Ve onlar adına benim o basın toplantısını, basın açıklamasını yapmamı istedi. Bana güvendi çünkü ben ona bunların yanlış olduğunu, o yaptıkları zamanlar, silahlı mücadeleye yönelmenin falan yanlış olduğunu omuzlarından tutup söyleyen insanım. Herkes de bunu bilir. O süreçleri yaşayanlar. Bugün Sayın Genel Başkan sanki özellikle denk getirilmiş gibi geldi bana mütala. Türkiye Gençlik Birliği üyeleri ABD askerlerinin başına çoğal geçirmişti. En son eylemlerden biri. 14 tanık yargılanmıştı, 14 vatansever genç yargılanmıştı. Bugün o davada mütala verildi. Mütala’nın 4 polis tanık olarak dinlenmişti. Onun ifadeleri de yer alıyor. Bir defa şunu söylemeden geçemeyeceğim. Sanki Türk polisi gençlere dokunmayın dercesine ifade, tanıklık yapmış. Çok böyle şey, koruma kollama isteği çok belli oluyor ifadelerinde. Ama o gün o Türk polisi vatansever çünkü. Gençler bize hatta izninizle bir iki cümlelerini okuyayım. Bir tane tanık polis diyor ki, gençler, olayı gerçekleştiren grup bize zorluk çıkarmadı. Kendiliğinden dağıldılar. Bir tanesi slogan duymadık diyor. Bir tanesi karakola davet ettiklerine zorluk çıkarmadan hemen geldiler diyor. Ve orada tanık polislerin de bütün beyanları, Türkiye Gençlik Birliği’nin, Amerikan askerinin başına çuval geçiren gençleri böyle kollamaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Şimdi telefon hattımızda Samet Kunt var, Öncü Gençlik Genel Başkanı. Sayın Kunt sesiniz geliyor mu size? O arkadan çuvalı geçiren arkadaşımız. Hatta görüntüleri, Ali Murat görüntüleri bilmiyorum, gösterebilecek miyiz? Samet’in sesi stüdyoya girmedi. Yayına girdim, bilmiyorum. Geldi, geldi. Evet. Samet Bey hoş geldiniz yayınımıza. Hoş bulduk, teşekkürler. İyi yayınlar diliyorum. Nasıl değerlendirdiniz mütealayı? Evet, mütealayı biz de okuduk. Açıkçası sizin de ifade ettiğiniz gibi, hoş bir tesadüf olmuş oldu. Yani 68 Gençlik Halk Partisi liderlerinin idam edildiği bir günde çuval davasının, mütealasının açıklanması, duruşmasının olması bizim açımızdan da hoş bir tesadüf olmuş oldu. Ancak tabii tesadüften öte bir anlam kazanıyor şu açıdan. Çünkü biz şu anda 1971’in, 72’nin, 73’ün mevzilerinde değiliz. Yani 2025’in Türkiye koşullarında yaşıyoruz. Bugün 6 Mayıs mevzisinde olmak, bugün 68 mevzisinde olmak Deniz Gezmişler’in, 68 Hareketler’in liderlerinin, başta Sayın Genel Başkanımız Doğu Perinçek olmak üzere onların mevzisinde olmak, Amerikan Emperyalizmine ve İsrail Siyonizmine karşı bugün Doğu Akdeniz’den Suriye’nin kuzeyine kadar Türkiye’ye yönelik tehditlerde cephe almak, mevzu tutmak, Türkiye’yi savunmak, en başta PKK’nın silahsızlandırılması ya da teröristli Türkiye diye ifadelen süreçte de en önde yer almak anlamına geliyor. Bu açıdan çuval eylemi öyle anlam kazanıyor. Sonuçta bu çuval eylemi, Türkiye’nin, Türk Milleti’nin Amerikan Emperyalizmine karşı çıkarlarını, bağımsızlığını, birlik beraberliğini, milli devletini savunan çizgisindeki bir eylemdi ve tamamen 68 Gençliği’nin, Türk Gençliği’nin tarihindeki, birikimindeki doğru eylem çizgisine de uygun, Türkiye’yi birleştiren, bütün gençlik kitlelerini birleştiren bir eylem oldu. Şimdi tabii Genel Başkanımız da anlattı, biz partimizden öğrendik. 68 Hareketi’nin o bütün gençliği birleştiren, o Milli Demokratik Devrimci çizgisi en sonunda nereye dayandı? İşte Kemalist ya da kendine Sosyal Demokrat, hatta Milliyetçi Muhafazakar Gençlik bile gitti o çizgide buluştu. Bugün açısından 6 Mayıs aslında Sosyalist Gençliğin değil, sadece aynı zamanda Milliyetçi ve Atatürkçü Gençliğin de günüdür. 68 onların da günüdür. Belki bizim Türkiye Gençlik Hareketi’ne katkımız da bu noktada başlıyor. Deniz Gezmiş deyince bakın 3 Mayıs’ta sokağa çıkan gençlerle 6 Mayıs’ta sokağa çıkan gençleri karşı karşıya getiriyorlar. Karşı mevzilerde konumlandırıyorlar. Bugün Türkiye’nin bağımsızlığından yana olan, Amerikan Emperyalizmine, İsrail Siyonizmine karşı olan gençler, ister kendine Sosyalist desin, ister Atatürkçü desin, ister Milliyetçi desin, hatta isterse İslamcı desin, anti-emperyalist mevzilerde bulunduğu sürece Deniz Gezmiş’in yanındadır. 6 Mayıs çizgisindedir. O yüzden Vatan Partisi Öncü Gençliği, tabii Vatan Partisi’nin 60 yıllık gereğine de sırtını yaslayarak yaptığı katkı Türkiye Gençlik Hareketi’ne dair yaptığı katkı budur. Başka türlü zaten Türkiye Gençliği’ni birleştiremezsiniz. Yoksa sadece sosyalist gençliğe hitap eden, sadece dar Atatürkçü gençliğe hitap eden ya da Milliyetçi gençliğe hitap eden bir konumda olursunuz ve emperyalizme karşı iç cepheyi birleştiren, Türk Gençliğini birleştiren bir konumda olamazsınız. Bu açıdan çuval eylemi aslında Türk Gençliğini de birleştirmiş oldu. Ben şimdi Samet Arkadaş’ı destekleyen diyeyim, birkaç bilgiyi hatırladım, vereyim. 1968 yılı 10 Haziran’da biz bir üniversite, Demokratik Üniversite İşgal Hareketi başlattık. O zaman Devrimci Gençlik Federasyonu, adımız daha dev genç olmamıştı ama FKF Genel Başkanı olarak, bütün gençlik kitlesinin lider örgütü olarak, onun genel başkanı olarak Ankara’da hukuk fakültesi belli bir tarihten başlayarak üniversiteleri işgal ettik. Bir kurye gönderdim Deniz Gezmiş’e. Bizden iki gün sonra da Ankara’da önce Hukuk Fakültesi Dil Tarih, ertesi gün FEN Fakültesi Ömer Özer Turgut, ondan sonra diğer Ankara üniversite fakülteleri, Deniz Gezmişler’de bizden iki gün sonra İstanbul Üniversitesi’ni işgal ettiler. Mesela orada bilmiyorum, ben hatırlıyorum fotoğrafı vardı, Deniz Gezmiş çıkıyor, Hukuk Fakültesi amfisinde, o kara tahtaya tebeşir alıyor, sağ sol yok boykot var yazıyor. O bulurlarsa… Ali Murat bir bakalım, sağ sol yok boykot var. O tamamen Deniz Gezmiş’in tebeşirle yazdığı bir yazıdır o. Sağ sol yok boykot var. Yani hepimiz üniversite işgali boykot hareketine, sağ sol, hep beraber bütün milletin gençliği olarak katılacağız. Birleştirici tutum. İkincisi o Mustafa Kemal yürüyüşü. 1968 Kasım, 10 Kasım’ında Samsun’dan başladı. Onun da bir fotoğrafı bulduk. O yürüyüşün, ben Kırıkkale’den Ankara’ya kadar yürüdüm, o zaman Hukuk Fakültesi’nde… Bu resim işte, Hukuk Fakültesi’nde o zaman asistanım, onun için Kırıkkale’de katıldım. Kırıkkale’den Ankara’ya kadar yürüdüm. Ve Deniz Gezmiş’le beraber en önde yürüdük. Bu da Ankara’ya girdikten sonra bakın, orada şu bıyıklı adam, bağımsız Türkiye için iyi Ç harflerinin arkasındaki kravatlı adam benim. Ondan sonra şu öndeki bayrak taşıyan, boy boy Mustafa, Mustafa karşılayan, hala yaşıyor, Kadıköy’de oturuyor sanıyorum. Ondan sonra Deniz Gezmiş, bu fotoğrafta yok ama arkadan o da geliyor. Bu tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşü. Yani Mustafa Kemal adıyla yürüyen adamdı. Ve hakikaten Deniz Gezmiş için Mustafa Kemal bir destandı. Yani büyük bir devrimciydi. Onu da yani Atatürk’ü anlamış, Mustafa Kemal’i anlamış, Kemalist devrimi tamamlama sürecinde olduğumuzu anlamış. Savunmalarında da bunları gümbür gümbür dile getirmiş. Ve bütün mücadelesini de dile getirmiş. Türk bayrağı arkasında yürüyen bir insandı. Sonra işte böyle buradan yürüdük. Bir Türkiye İşçi Partisi kongresine bir girdik hep beraber. Orada Deniz Gezmiş’i bıçaklıyorlardı falan. Neyse onlara girmeyeyim. Ondan sonra Anıtkabir’e geldik. Bana dedi ki, hep beni önde yürü falan. Bu gençlik hareketi. Ben onların biraz abisi durumunda olduğum için gençlerin önde olmasını istiyorum. Atatürk’ün hatıra defteri, anı defteri var ya Atatürk’e yazılan. Oraya bir şey yazalım sen. Yazar mısın? Ben yazmayayım dedim. Öyleyse sen yaz ver. Ondan sonra bir arkadaşa verelim. Ondan sonra ben onlara bir şey yazdım, verdim. Cevat Ercişli, o yürüyüşe katılanlardan. Deniz dedi ki, Cevat sen dedi, Doğu Perinçe’nin verdiği şu yazıyı git yazı yaz. Hakikaten gittik. O yazı da burada. Şöyle yazmışız o zaman. 10 Kasım 68. Milli Kurtuluş Şolunda Amerikan emperyazmına karşı gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş mücadelesi yok edilemez. Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir. Tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşçüleri diye. O zaman hemen bir şey çiziktirdim, verdim. Böyle bir şey. Bunu da şunun için anlatıyorum. Sağ sol yok boykot var diyen, bütün yürüyüşlerde Türk bayrağını açan, Mustafa Kemal adını her zaman yücelten ve onun izinden giden, milli demokratik devrim aşamasında Türkiye’nin olduğunu gören, özellikle bu sosyalist devrim diyen kardeşlerimize buradan sesleniyorum. Yani her toplum kendi önündeki sorunları çözer. Onun önüne daha ilerideki bir aşamayı koyamazsınız. İşte bu gene Deniz Gezmiş, tam bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal yürüyüşçü. En iyisi Samsun’dan gelen yürüyüşün bir aşaması. Diyelim neresiyse bu. Ben Kırıkkale’de katıldım. Kırıkkale’den sonra ayakları patlamıştı denizin. İşte beraber bir 20-25 kilometre falan yürüdük. Ondan sonra otobüse bindi, biz devam ettik Elmadağ’a falan kadar. O zaman da kritik bir şey oldu. Haberler geliyor, işte provokasyonlar olacak. Ondan sonra Ankara’da yürüyüşler, saldırılar olacak falan filan. Çok dikkatli, çok akıllı bir şekilde Ankara’ya girdik. Oraları da böyle planladık, Elmadağ’da oturduk vesaire. Milli demokratik devrim hedefine Türkiye’de ilk defa o mücadelesini veren, yani önümüzdeki mesele milli demokratik devrimdir, sosyalist devrim değildir, tavrında da çok şeydi, Deniz Gezmiş’in çok kararlı olduğunu söyleyeyim. Onun mücadelesini yürüttü. Zaten bana yazdığı mektupta da yine onlar var. Onun için yani Deniz Gezmiş, riyakar bir şekilde, ikiyüzlü bir şekilde Deniz Gezmiş’i anmak değil, bir kere tabii devrimci ve öncü yönleriyle anmak ama yapılan, herkesin ortak olduğu hatalar konusunda da kararlı bir tavır almak çok çok önemli. Ve Deniz Gezmiş’in orada aşamalı devrim, milli demokratik devrim, kesintisiz olarak sosyalizme ilerleme konusundaki kararlılığı çok çok önemli. Samet Bey, son cümlelerinizi alabilir miyiz? Yok aslında ifade etmiş oldum. Sayın Genel Başkanımızın katkıları çok önemli bizim açımızdan da ders niteliğinde. Bizim tabii en önemli üstünlüğümüz 68’i aşan bir partinin gençlik örgütü olmamız. Yani Genel Başkanımız çok üstüne durdu bu konunun. Yani 68 gençliğinin bir partisi yoktu. Onlara işte o Filistin’e gitme diyen, bu silahlı eylemleri yapmayın diyen bir partisi yoktu. O açıdan Vatan Partisi 68 hareketinin içerisinden çıktı. Ve onun gençlik örgütü 60 yıllık partili bir mücadele sayesinde Türkiye gerçekleriyle birleşen, doğru evlenmesinden kopmayan ve Türkiye gençliğinin en geliş kesimlerini bir araya getiren bir birikime bu çizgi sayesinde hakim olduk. Bugün birçok örgüt, kendine sol diyen, sosyalist diyen örgüt 6 Mayıs deniz gezmiş anmaları yaptı. Ancak hepsinin tek bir ortak noktası var. Aslında o eylemlerin hepsi bir kuru alışkanlıktan ibaret. 68’in ruhunu ve 6 Mayıs’ta idam edilen deniz gezmişlerin hedeflerinin ruhunu anlamayan eylemler. Amerika’nın iktidar projelerinde rol alanlar, sokaklara çıkıp Amerika’yı ve Avrupa’yı, Türkiye’yi müdahaleye çağıranlar, Amerika’yı arkasına alıp Türkiye’nin milli devletine düşmanlık yapanlar ve PKK’nın eline yapışıp silah bırakmayın diye yalvaranlar bugün ne 68’i anabilirler ne deniz gezmişi anabilirler. Hiçbir şey yapamazlar. O yüzden 68 en iyi Amerikan askerinin kafasına çuval geçirilerek anılır. Biz de onu yaptık. Bu kadar ifade edecekler. Deniz gezmişin vatan, millet, cumhuriyet, Mustafa Kemal, Atatürk bu milletin değerleri konusundaki kararlılığı, aynı zamanda teoriye, okumaya merakı çok çok önemli ve birleştirici tavrı gençlik hareketinde çok çok önemli. Bunlar bizim için bugün de anlamı olan, yol gösteren milli demokratik devrimi önümüze koyması, o ilk milli demokratik devrimi savunanlar arasında olması bunlar tabii onun öncü tavırlarını ifade ediyor. Evet. Samet Bey teşekkürler. Kolaylıkla. Ben teşekkür ederim. Aldığım bir yayınlar gerek. Şimdi aslında bir ismi daha anarken tam söylediklerinizi birleştiren bir isim daha var. Servet Bora. Servet Bora da Milliyetçi Hareket Partisi’nin senatörü. Deniz Gezmiş ile de tam bağlanıyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nin senatörlüğünü yapmış. Eski bir ağır cezareyi ise ondan sonra yıllarca milliyetçi kesimde çalışmış. Ama o da çok başı dik. Deniz Gezmiş’e benzeyen karakter olarak da böyle heyecanlı, başı dik bir insandı. Ve diyelim bir gün ne oldu? Geldi dedi ki ben vatan partisine katılmak istiyorum. Çok önemli. Vatan partisine katılmak istiyorum dedi. Yani o milliyetçi kimliğiyle. Yozgatlı ne çavuş? Sami Çavuş. Sami Çavuş’un oğlu. Hep onu da iftihar ederdi. Babası Yozgat’ta direklere tırmanıp ondan sonra ekmeğini o direklere tırmanarak kazanan Sami Çavuş. Ben Sami Çavuş’un oğluyum diye gurur duyardı. Bir emekçinin oğlu. Direklere tırmanarak hayatını kazanan bir emekçinin oğlu olmakla ve diyelim o emekçinin oğlu olarak hukuk fakültesini bitirmiş, ağır ceza reisi olmuş, senatör olmuş. Ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi’nde de hep doğruları savunmuş Servet Bora abimiz. Onu da saygıyla anıyoruz. O da vatan partisine katıldı. Deniz Gezmiş’in demin parti meselesini Samet arkadaş anlatırken, 68’de gençliğin partisi yoktu. Türkiye İşçi Partisi’nin üyesiydi Deniz Gezmiş. Üsküdar üyesiydi İstanbul’da. Ama Türkiye İşçi Partisi’nin içinde Milli Demokratik Devrimi savunan, bizlerle beraber, Milhri abi, sonra Hikmet Kıvılcım’da, bizlerle Doğu Perinçek falan beraber olan bir arkadaşımızdı. Ama o Türkiye İşçi Partisi daha sonra girdiği çizgi tartışmalara girmeyelim. Bizim parti ihtiyacımızı, Önder Parti, Öncü Parti ihtiyacını o zaman gençliğin karşılamadı ve gençlik Türkiye İşçi Partisi’den koptu benim FKF Genel Başkanlığı’nı kazanmamdan sonra. Tabii çok hüzünlü resimler bunlar, şu resimler. Yani insan Deniz Gezmiş’i şu hüzünlü bakışlarıyla anmak içinden gelmiyor. Deniz Gezmiş bu hüzünlü adam değil, hep coşkulu adam, hep şakacı bir adam. Şimdi mavraları vardı onlara, mavra diyorlardı falan. TMGT’de, Tımgıt diyorlardı, TMGT’de buluşurlar, orada şakalar yaparlar falan filan. O tarafı da var, şen şen, şakacı, ondan sonra hep ıhimser, hayata umutla bakan bir arkadaşımız. Çok teşekkürler. Sunu Bey, Yusuf Hüseyin İnan’ı, Üçünü de saygıyla, sevgiyle anıyoruz. Onları hiçbir şekilde unutmuyoruz. Onların heyecanı, cesareti, o cumhuriyet tarihinin birkaç yılına girip oradan yıldırım gibi bir geçmeleri, bıraktığı o şimşek, şimşeğin bıraktığı izler gibi. Ondan sonra Türk devrim tarihinde ve Gençlik Hareketi tarihinde unutulmaz arkadaşlarımız. Evet, haftanın kitabı ve müziği konuyla ilgili mi olacak? Haftanın kitabı, Arkadaşım Deniz Gezmişi, şey yapalım, yani tekrar ediyorum bu kitap Deniz Gezmişi doğru yazan tek kitaptır. Yani sıradan değil, heyecan ve duygusal bir kitap değil, yani bilimsel. Onun istediği gibi yazmıştır Deniz Gezmişi ve onunla en son konuşan, 3,5 saat Ulucanlar Cezaevi’nde konuşan bir arkadaşı olarak, onun istediği gibi. Deniz Gezmiş nasıl istiyorsa onu istediği gibi yazdım, onu ifade edeyim. Kitapta hep belgeler var, onun bana yazdığı mektup, fikirleri, ondan sonra yazıları, eylemleri, yakalandıktan sonra bana çektiği telgraf, yolladığı, çünkü ben onu arayıp da bana vekâletname yolladı demedim. O kendisi Hüseyin İnan’la birlikte vekâletnameyi yolladı, bana güvendiler. Tek vekâletname yolladıkları insanım o sırada. Ben avukatlık da yapmıyordum ama bir avukatlık ruhsatım, hukuk fakültesi öğretim kadrosu olarak bir avukatlık ruhsatım vardı ve benden istedikleri de, avukatlık olmadı, benden istedikleri bizim adımıza bir basın toplantısı yap, bizim sözcümüz ol. Bizi savun dediler kamuoyu önünde ve o basın toplantısını o zaman yaptım ve o 3,5 saat görüşmede ki Deniz Gezmiş’i ben bu kitapta yazdım, bütün geçmişiyle birlikte ama son geldiği o yer, olgunluk noktası, yaşadığı, yani diyelim onun heyecanına ve yanlışlarına teslim olan ve onu yaldızlayan değil, bir öncü tavrıyla o kitabı yazdım. Onun için tek doğru kitaptır, onu da söyleyeyim. Arkadaşım Deniz Gezmiş, bu müzik olarak da Rodrigo’nun Gitar Concertos’unu çok seviyor, sever ondan sonra ve o müziği onu anarak Rodrigo’nun Gitar Concertos. Değerli Ulusal Kanalı izleyenlere, arkadaşım Aydın Kadirsesi Genel Yeni Yönetmeni Tevfik Kalan’la birlikte ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğup Erinşe’ye gündeme ilişkin sorularımızı sorduk. Haftaya, salı yine çıkış yolunda buluşmak üzere, herkese iyi akşamlar diliyoruz. İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Paylaş