İzlediğiniz için teşekkür ederim. Değerli ulusal kanal izleyicileri ve ulusal radyo dinleyicileri, “Çıkış Yolu” akşamında sizlerin evine misafir olduk. Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ile beraberiz. Hoş geldiniz.
Hoş bulduk. Koltuklara terfi ettik, güzel koltuklarda bir yayın yapacağız. Özel bir yayın yapıyoruz. Tabii çok dinamik, hararetli bir sürecin içindeyiz. Türkiye dinamik bir ülke; vatandaşın da en önemli konusu ekonomi. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bir televizyon kanalında canlı yayında soruları cevapladı. Biz de bu akşam söylediklerinden, yani ekonomiden başlayalım istedik. Kendisinin açıklamasında manşetlere çıkan sözü, “En zor dönemi geride bıraktık.” şeklindeydi. Ancak bunu açıklarken, “Enflasyon 2025’in ikinci yarısında %20’lere kadar düşecek” gibi tarifler yapıyor. Benim özellikle dikkatimi çeken şu oldu: En fazla övündüğü nokta, gri listeden çıktık ve borçlanma kapasitemizi çok yukarıya taşıdık şeklinde. Sayın Bakan’ın konuştuklarını siz nasıl yorumlarsınız?
Sonuç itibarıyla “borçlanma kapasitemiz arttı” dediği an; “en zor dönem arkada” değil, “zorun da zoru olan dönem önümüzde” demektir. Yani zaten bir borçlanma ekonomisiyle buraya geldik, battık. Şimdi millet borçlu, devlet borçlu. Toplam 500 milyar dolar Türkiye’nin dış borcu var, iç borçlar ise ayrı. Türkiye bu borç batağında çırpınıyor. Şimdi bu borç batağında çırpınırken, “daha da fazla borç alacağız” demek, “biz burada boğulacağız” demektir. Ama boğulmayacağız çünkü Türkiye’nin çok büyük bir tasarruf kabiliyeti var.
Tasarruf şudur: Köylü harmanı kaldırdığı zaman ilk yaptığı şey tohumluğu ayırmaktır. Tohumluktan tasarruf olmaz; o, gelecek senenin üretimini garantiye almaktır. Hatta İrlanda’daki patates kıtlığı ve ölümlerin büyük sebebinin, tohumluk olarak ayırılan patateslerin yenmek zorunda kalınması olduğu söylenir. Tohumluğu yersen aç kalırsın, ölümün sebebi budur. Bir ülkenin ekonomisi de sonuç itibarıyla tohumluğu ayırarak üretim yapar. Çiftçinin ekonomisinde bu buğdaydır, arpadır, pamuktur. Bir ülke ekonomisinde ise üretimi artırmak ve yatırım yapabilmek için tasarruf yapmalısınız. Ülkenin ürettiği değerlerin bir kısmını tasarrufa ayırmalısınız. Vatan Partisi olarak “tasarruf oranını %40’a yükselteceğiz” diyoruz. Yani 100 ürettiysek bunun 60’ını tüketeceğiz, 40’ını tohumluk olarak ayırıp yatırım yapacağız. Tasarruf, eşittir yatırımdır.
Sayın Maliye Bakanı’nın bize verdiği kara habere rağmen, o haberin korkusu içinde değiliz. Özetle “daha da çok borçlanacağız” diyor ama Türkiye’nin olağanüstü bir tasarruf kabiliyeti var. Bunu nereden biliyoruz? Yurt dışına götürülüp Londra, İsviçre, Hollanda ve Amerika bankalarına yatırılan 500 milyar dolardan biliyoruz. Bu, tohumluğa ayrılan bir değerdir. Ama o tohumu tarlaya atmıyorsun, götürüp yabancıya veriyorsun. Başkaları o tohumu kendi tarlasına atıyor, hatta bize kredi olarak verip faiz geliri bile elde ediyorlar. Mehmet Şimşek gibi bakanlarımız sayesinde kendi ayırdığımız tasarrufları yabancı bankalara yatırdığımızda, o bize yüksek faizle kredi olarak geri dönüyor. Yani kendi paramızla ötülüyoruz.
Cumhurbaşkanı Yardımcımız Cevdet Yılmaz, üç ay kadar önce çok önemli bir açıklama yaptı. Bankalarda 300 milyar dolar değerinde altın saklandığını söyledi. Vatandaşın küçük birikimleriyle bu kadar büyük bir altın olmaz; esasında büyük kaynaklar bunlar. Türkiye’nin büyük gelir sahipleri elde ettikleri kaynakları yatırmıyorlar; banka kasalarına kilitliyorlar veya yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırıyorlar. Ben dikkatleri buraya çekiyorum: Bunlar Türkiye’nin ürettiği değerler içinden tasarruf edilenlerdir. Demek ki ekonominin çok yüksek bir kar kabiliyeti var. Bu karlar ve kazançlar götürülüp yabancı bankalara yatırılıyor ya da kasa içlerinde kilitleniyor. Bu bize bir gelecek vaat ediyor. Türkiye bu kadar tasarruf yapabildiğine göre yapmamız gereken, bu tasarrufu yatırıma yönlendirmektir. Tohumu ayırdık ama tarlaya ekmedik; banka kasalarına hapsettik. O tohumlar orada çürüyecek.
Bir milli hükümet, yani üreticilerin milli hükümeti iş başına geldiği zaman, bu tasarruf kabiliyetini yatırıma yönlendirdiğinde Türkiye’deki tüm taleplere cevap verilecektir. Asgari ücreti, emekli maaşlarını, memur aylıklarını, esnaf kredisini ve sanayicinin kredi imkanlarını artıracağız. Türkiye’nin, tüm talepleri karşılayacak bir üretime yönelme kabiliyeti var.
Bankalardaki altınları yatırıma dönüştürmenin koşulları kolay olabilir ama yurt dışına çıkan 500 milyar doları nasıl getireceğiz? Bunun kanununu hazırlıyoruz, dün onun toplantısını yaptık. Hakan Topkurul arkadaşımız görevlendirilmişti, çalışmalarımız devam ediyor. Vatan Partisi olarak bir kanun tasarısı hazırladık. Kimsenin malına dokunmuyoruz ama diyoruz ki: “Arkadaş, bu değer Türkiye’nin emekçisinin alın teriyle üretilmiştir. Sen onu yabancı bankalarda tutamazsın, Türkiye’ye getireceksin.” İster kendi işinde yatırım yap, istihdam yarat, ister bankaya yatır; oradan zaten yatırıma yönlendirilir. Sana teşvikler de vereceğiz. O parayı getirtecek yöntemlerimiz var, getirteceğiz.
Mehmet Şimşek’in kara haberinin Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Mehmet Şimşekler gidici. Türkiye daha çok borca batmayacak; bir üretim ekonomisi kuracak. Bütün tasarruf yeteneğini yatırıma sevk edecek. O yatırım sayesinde milyonlarca insanımıza iş bulacağız. İşsizlik en büyük sorun; işçi sınıfının en önemli talebi iş güvencesidir. Vatan Partisi olarak “Kaynak var” kampanyasıyla bu kaynakları göstereceğiz ve halktan yetki istiyoruz. Vatan Partisi’nin programı hızla büyüyor; bir süre sonra birçok parti bu programa gelmek zorunda kalacak. Türkiye, Vatan Partisi’ni 5-10 sene arkadan izliyor ama biz halkın ihtiyaçlarını doğru görüyoruz.
1980’de kurulan bu ekonomi sistemi, Türkiye’yi 500 milyar dolar borca batırdı. İşçimizin, çiftçimizin halini görüyoruz; üretmekten imtina eder noktadalar çünkü üretim giderleri çok yüksek. Bunları aşmanın tek çaresi yatırımdır. Dış kaynak, gelecek kuşakların sırtına yük bindirmek demektir. Liberal tezleri savunanlar “borçlanma kapasitesi ne kadar büyükse ülke o kadar gelişir” diyor. Bunda bir hakikat payı var ama eğer aldığın krediyi yatırıma yönlendirip bir şey üretirsen borcunu ödeyebilirsin. AK Parti ve önceki iktidarların tecrübesinde, dış kaynakların yatırıma değil, tüketime ve yandaş zenginleştirmeye gittiğini gördük. Batı, Türkiye’nin üretim ekonomisi kurması için değil, israf etmesi ve borçlanması için o kredileri verdi.
Hükümet tasarrufu, “kemer sıkmak” ve harcamaları kısmak olarak tanımlıyor. Ekonomi kitaplarındaki tasarruf tanımı ile toplumun anladığı farklıdır. Bizde tasarruf, israfı önlemek olarak algılanıyor; bu da doğru bir şeydir ama yeterli değildir. Bir diğer tarafta Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, “sıfır atacağız” diyerek kaynak ifade etmeden popülist vaatlerde bulunuyor. Sıfırları atarken rakamları “atmosyon” (atmasyon) şeklinde füze gibi yükseltmek, ekonomiden hiçbir haberi olmadığını gösterir. Sıradan insanların bunlara kanması mümkün değildir. Yani sonuç itibarıyla siz bu ülkenin ihtiyacı olan malları… Tabii burada rakıyı falan saymasını da ben ayıplıyorum. Yani bu milletin şu anda gıda sıkıntısı çektiği ortamda bir rakı vurgusu, onların kafasındaki şeyleri gösteriyor. Yani nedir? “Size daha çok besin sağlayacağız, sağlıklı gıda sağlayacağız, vatandaş dengeli bir şekilde beslenecek, bunlar ucuzlayacak” falan demiyor da rakı vurgusu yapıyor. Ama bunların fiyatlarının düşmesi, sen böyle narlar koyarak, eline sopayı alarak yapabileceğin bir şey değil. Bu, ekonomi bilmemekten veya ekonomi bilmekle beraber yalan söyleme mecburiyetinden, halkı kandırma geleneğinden kaynaklanıyor. Şunu söylüyorlar: Topluma bir şey verebilmen için üretmen lazım. Üretmekle ilgili, Atlantik sistemine bağlı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin topluma sunduğu hiçbir şey yok. Neyle üreteceksin ki? “Daha çok et yedireceksin, daha ucuz et, daha ucuz gıda, sebze, meyve suyu içireceksin.” Yani “rakı” değil de “meyve suyu” dese… Yani meyhanelere seslenen bir Cumhuriyet Halk Partisi mi olacak? Biz vatandaşlarımıza bir şey demiyoruz ama seçilen ürün, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ve bugünkü yöneticilerinin kimliğini ortaya koyuyor.
Tabii onlar da şöyle söylüyorlar: “Türkiye’de adalet yok, hukuk sıkıntılı, o yüzden dışarıdan kaynak getiremiyor bu hükümet. Biz gelince Atlantik, o merkezler kaynak getirecek, oradan para akacak. Biz de devleti daha az harcatıp bu parayı vatandaşa vereceğiz, her türlü tüketim malzemesini daha rahat alacaksınız.” İktidarlarını kabaca böyle tarif ediyorlar. Sonuç itibarıyla Mehmet Şimşek’in ekonomik programıyla Özgür Özel’in ekonomik programı arasında bir fark yok. İkisi de bu topluma daha çok borçlanmayı vaat ediyor. “Türkiye’nin hukuk düzenlemeleriyle borç alma kabiliyetini yükseltiriz” diyorlar.
Daha çok Batı’ya, Atlantik’e, Amerika’ya ve Avrupa’ya bakıyorlar. Ama oraya bakınca da şu itirafları görüyoruz: Atlantik sistemi çatırdıyor, ekonomik anlamda ciddi bir bunalım var. Almanya şimdi kapılarını kapatıyor. ABD ekonomisinde iki başkan adayı da devletçi müdahaleler yapacağını söylüyor; “vergiyi şöyle düzenleyeceğiz, ithalatı kısıtlayacağız” diyorlar. Batıya bakınca olumlu bir tablo gözükmüyor. Bakın, 2-3 gündür Avrupa Birliği’nden gelen haberler; Almanya, Avrupa Birliği’nin en önemli ve en büyük ülkesi. Almanya’da Volkswagen kapatılıyor, 30 bin işçi işten atılıyor. Fos’a, Mannesmann’a ve diğer büyük Alman fabrikalarına baktığımızda hepsinde çok büyük bir bunalım var; fabrikalar kapanıyor, işsizlik büyüyor. En çarpıcı olanı, Almanya sınırları tutmaya başladı. Eskiden Avrupa Birliği’nde sınırlar yoktu; Almanya’dan Fransa’ya, Hollanda’dan Belçika’ya herkes istediği gibi gidiyordu. Serbest dolaşım vardı; emek de, sermaye de, mallar da serbest dolaşıyordu. Şimdi birdenbire Almanya sınırları kapatmaya, Schengen vizesi olmasına rağmen tekrar vize koymaya başladı. Serbest geçişi kaldırdı. Bu, Avrupa Birliği’nin çatırdaması ve yıkılması demektir. Avrupa Birliği yıkılıyor. Yıkılan Avrupa Birliği’ne gireceğiz diye de Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi çırpınıyor. Nereye gireceksin? Yıkıntıya gireceksin. Avrupa Birliği bir refah vaadi, bir umut değil artık.
Doğudan güneş doğuyor, Asya yükseliyor, Asya ekonomileri büyüyor, ekonominin ağırlığı Asya’ya kayıyor. Bunu sadece biz değil, en son ABD’nin en büyük bankası J.P. Morgan’ın yöneticisi bile bir nevi itiraf etti. Şule Perinçek’in Aydınlık’taki yazısında da vardı; Amerikan finans dünyasının merkezindeki adamlar, “Amerikan ekonomisi çöküyor” diyor. 5 Kasım’da seçim var; bu çöküş ortamında Amerika’da bir seçim yapılıyor ve o seçim de karakolda bitecek gibi gözüküyor. İlk canlı yayın sonunda bile taraftarlar birbirine girdi, kaosla sonlandı. Amerikan halkında çok büyük bir karamsarlık var; ne Trump’ı ne de Harris’i bir çözüm olarak görüyorlar.
Anayasa tartışmalarına gelince; biliyorsunuz HÜDAPAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, “Anayasanın dördüncü maddesine karşıyız” dedi. Ben burada HÜDAPAR’ı değil, doğrudan AK Parti ve MHP’yi eleştiriyorum. Neden? Siz kalktınız; Türk milletinin birliğine, devletin ve vatanın bütünlüğüne karşı olan, açıkça bölücü ve PKK ile beraber hareket eden bir partiyi kolunuza taktınız, meclise soktunuz. AK Parti ve onun ortağı MHP, bu büyük suçun ortağı oluyor. Malazgirt’te, Ahlat’ta, seçimlerde fotoğraflar veriyorsunuz. Hatta inadına Devlet Bahçeli’nin yanında görüntüler veriyorlar. AK Parti bundan sorumlu; bu nedenle batıyor, iniş halinde ve artık Türkiye’ye hiçbir umut vermiyor. Yeniden Refah Partisi gibi, HÜDAPAR gibi partilerle beraber olursan Türkiye’yi yönetemezsin, halkı kaybedersin. Halk da zaten Vatan Partisi’ne yöneliyor.
Dünya çok büyük bir krizin eşiğinde. Amerikan ekonomisi batıyor, Avrupa ekonomisi batıyor, Avrupa Birliği sallanıyor. Türkiye ekonomisi çok ciddi alarmlar veriyor. Büyük çözümler daima büyük krizlerden sonra gelir. Bir sistem çöküyorsa, o sistemin çöpe atılıp yerine yenisinin kurulması tarihin gündemindedir. Vatan Partisi bu zamanın partisidir. 1980 yılında Turgut Özal ile başlayan, Türkiye’yi 500 milyar dolar borca batıran, halkımızı fakirleştiren, alım gücünü düşüren bu sistemin sonuna geldik. Buradan büyük bir çözümle çıkacağız. Türk destanlarında darboğazlardan dağları eriterek çıkan bir gelenek vardır; bu Türk hakikatinin ifadesidir. Dağların yarılmasında Türk kavmine önderlik eden o demirci kimdir? Demirci Vatan Partisi’dir. Demirci Vatan Partisi’nin önderliğinde bu dağları yaracağız ve çıkacağız. Bütün halkımızı Vatan Partisi’nde görev almaya, sorumluluk üstlenmeye davet ediyorum. Gelin Türkiye’yi beraber bu darboğazdan çıkartalım, Türkiye’yi birlikte yönetelim.

