Çıkış Yolu • 13.05.2019

Çıkış Yolu • 13.05.2019

Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi ama… Türk milletinin bahtının açıldığı önem… Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bölgedeki bu yangın, Irak’taki… Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler üretecek. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu programıyla karşınızdayız. Bugün, değerli gazeteci Rafet Ballı mazereti nedeniyle programda değil. Sayın Doğu Perinçek’e, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e soruları ben ve Aydınlık Gazetesi’nden Nadir Temiroğlu soracak. Sayın Perinçek, hoş geldiniz.

Hoş bulduk, merhabalar. Sayın Rafet Ballı, Antalya’ya gidiyor. Ona da iyi uçuşlar diliyoruz buradan, selamlar iletiyoruz. Değerli izleyiciler, Sayın Perinçek’e gündemle ilgili sorularınızı iletmek istiyoruz. Arkadaşlarımız iletişim bilgilerini veriyorlar; 0212 251 5090 numaralı telefondan arayarak ya da ulusal.com.tr adresine e-posta atarak veya Twitter’dan #ÇıkışYolu etiketiyle sorularınızı, değerlendirmelerinizi aktarabilirsiniz. Biz de burada sizden gelen soruları Sayın Perinçek’e soracağız.

Önce sıcak gelişmeyle başlayalım. Mavi Vatan tatbikatından sonra şimdi de Deniz Kurdu 2019 başladı. Siz hep Doğu Akdeniz’deki gelişmelere dikkat çektiniz. Bu Deniz Kurdu 2019 tatbikatını değerlendirmenizle başlayalım.

Doğu Akdeniz artık sadece Batı Asya’nın bir odağı değil, dünya çelişkilerinin bir odağı haline geldi. Hatta çıkacak bir büyük savaşın Doğu Akdeniz’den başlayacağı yönünde tahliller yapılıyor. O bakımdan olağanüstü önemli. Tabii bizim için çok önemli; çünkü bu Deniz Kurdu tatbikatımız, Mavi Vatanımıza yönelik tehditlere karşı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk donanmasının kararlılığını gösteriyor.

Peş peşe yapılan tatbikatlar bunlar. Bir yandan Amerika, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs “Nemesis”, “Nabuldina” gibi tatbikatlar yapıyorlar; bizim Deniz Kuvvetlerimiz de bunlara cevap veren tatbikatlar yapıyor. Burada Türkiye haklı konumda, vatanını savunuyor; vatan savaşı veriyor. Amerika ve İsrail ise Türkiye’nin Mavi Vatanına, deniz kaynaklarına göz dikmiş emperyalist saldırgan kuvvetler durumunda. Yunanistan ve Güney Kıbrıs da ne yazık ki tıpkı Birinci Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi o zaman İngiliz emperyalizmine alet olmuşlardı, şimdi de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in aleti olarak karanlık ve utanılacak bir rol oynuyorlar.

Donanmamızın yanındayız, kalbimiz onlarla çarpıyor. Sayın amirallerimizle de görüşüyorum. Sayın Tümamiral Mustafa Özbey, birkaç gün önce Ulusal Kanal ekranlarında Türk donanmasının Doğu Akdeniz’deki bütün tehditlere karşı koyacak yeteneğe ve güce sahip olduğunu ifade etti. Hem Sayın Komutanımızdan öğrendiklerimiz hem diğer amirallerimizle yaptığımız görüşmelerden aynı tespiti duymak beni mutlu etti ve Silahlı Kuvvetlerimize olan güvenim daha da pekişti.

**Sayın Perinçek, Doğu Akdeniz’de bir savaş çıkma durumundan bahsettiniz.**

Ben “savaş çıkacak” demiyorum ama bölge odak haline geldi ve dünyadaki savaş öngörüleri Doğu Akdeniz merkezli. Onu anlatmaya çalıştım. Türkiye sondaja da başladı, ancak karşımızda bir tablo var: Amerika ve İsrail’i arkasına alan Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Mısır… Mısır’ı tam katmayalım; o, Tayyip Erdoğan yönetiminin yanlışları yüzünden yaşanan bir olay. Mısır’ı bu cepheleşmede pek anmıyoruz, çünkü kazanılacak bir kuvvet olarak görüyoruz.

Türkiye burada sanki tek başına gibi. Akdeniz’e kıyıdaş ülkeleri bir araya getirmede biraz yalnız kalıyor sanki. Türkiye ne gibi adımlar atmalı?

Çok güzel bir noktaya değindiniz. Türkiye karşısında Amerika ve İsrail var. Burada yapılacak iş; Doğu Akdeniz’de kıyısı olan Suriye, Mısır ve Libya ile iş birliğidir. Özellikle Suriye hemen bizim komşumuz ve Doğu Akdeniz’de en geniş kıyısı olan ülkelerden biri. Mısır da öyle. Bunlar yanımıza çekilmesi gereken ülkeler, çünkü normal konumları Türkiye ile beraber Amerika’ya karşı olmaktır. Mısır’da da anti-emperyalist bir gelenek vardır; her halükarda mazlum bir ülkedir.

Ne yazık ki mevcut hükümet, Tayyip Erdoğan yönetimi bu konuda çok aymaz bir tutum içinde. Genel Başkan Yardımcımız Tümamiral Soner Polat başkanlığında bir heyet Mısır’a gitmişti; hem oradaki vatansever partilerle hem de devlet yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Bizim çalışmalarımız var tabii, ama iktidarı paylaşmayan bir parti olarak bu girişimlerimiz tek başına yetmiyor. Bu adımların Türkiye hükümetinden beklenmesi gerekir.

Suriye’den gelen açıklamalarda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu konuda ciddi tutum içinde olduğu, Suriye dostluğuna değer verdiği, Türk ve Suriye Silahlı Kuvvetleri komutanlarının iş birliği yaptığı ifade ediliyor. Bunu hükümetin resmileştirmesi lazım. Türkiye’nin derhal Suriye ve Mısır ile iyi ilişkiler kurması; aynı zamanda Rusya, İran ve Çin ile de birlikte hareket etmesi gerekiyor. Çünkü enerji kaynaklarının önemli bir kısmını Hürmüz Boğazı’ndan sağlayan Çin ve o coğrafyayı tehdit altında gören İran da bizim potansiyel dostlarımızdır.

**Deniz Kurdu tatbikatında milli silahların kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?**

Ergenekon-Balyoz kumpaslarında kaybettiğimiz, Deniz Kuvvetleri eski komutanımız Sayın Oramiral Özden Örnek’i saygıyla anıyorum. MİLGEM projesi ve milli silahlar konusundaki kararlılığıyla hala saygıyla andığımız bir komutanımızdır. Dayım emekli Tümgeneral Turan Olcaytu da ASELSAN Genel Müdürlüğü yaptığı dönemde gece görüş dürbünleri, telsizler gibi konularda çok önemli adımlar atmıştı; onu da saygıyla anıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri, arkada kalan on yıllarda milli silahların üretilmesi konusunda büyük başarılar kazandı ve bu devam ediyor.

**İzleyicilerimizden sorular gelmeye başladı. İstanbul seçimlerinde nasıl bir yol izleyeceğiz? Genç adayımızı nasıl tanıtacağız?**

Seçimlere geçeceğiz ama bugün Henry Barkey’den kritik bir değerlendirme geldi. Nadir, sen aktar istersen.

Henry Barkey yazdığı bir yazıda, sandıktan ümitlerini kesen muhalefetin yeni bir biçim kuracağını ve bunun sonucunda da bir “Türk Baharı” yaşanacağını söylüyor.

“Bahar” sözcüğüne ve Arap Baharı’na herkes başka anlamlar yükledi. Barkey’in bahsettiği “Türk Baharı” aslında Amerika’nın baharıdır. Yani Amerika’nın kışkırttığı, pususuna yattığı, Türkiye’de kargaşa yaratma ve iç cepheyi zayıflatma planıdır. Bu, Doğu Akdeniz ve Suriye-Irak kuzeyindeki Türkiye-Amerika cepheleşmesiyle bağlantılıdır.

Barkey, Amerikan istihbaratının Türkiye masasında şef olarak uzun yıllar görev yapmış bir isimdir. “Türk Baharı geldiğinde Erdoğan yalnızca kendini suçlayacak” diyor. Yani Türkiye’de bir halk hareketi, ardından karışıklıklar olacağını öngörüyor. Bu, Amerika’nın planını ifşa etmesidir. Muhalefete yol gösteriyor; “seçimler meşru değil, faşist bir yönetim var, ayaklanın” diyor. Aslında seçim dışı yöntemlerden söz ediyor.

**Siz, “seçim bile yapılamayacak bir Türkiye var” demiştiniz.**

Zaten ekonomik iflas nedeniyle AK Parti yönetiminin Türkiye’yi tek başına yönetemeyeceğini iki yıl önceden ifade etmiştik. Türkiye’de artık eskiden olan o “seçimle iktidar belirlenir, herkes kabul eder” konsensüsü ortadan kalktı. CHP de, AK Parti de birbirini gayrimeşru görüyor. Ortak zemin sarsıldı.

Ahmet Şık’ın açıklamaları da bu yönde; Erdoğan sonrası yeni bir iktidar bloğundan bahsediyor. Abdullah Gül, FETÖ, CHP, PKK, HDP ve İYİ Parti’den oluşan bir blok var. Bunlar, 23 Haziran’dan sonra yeni bir düzen kurma arayışındalar. Ahmet Şık, bu bloğun dört seneden önce iktidara geleceğini öngörüyor. “Yeniden bir masa kurulacak ve Kürt açılımı yapılacak” diyor. Yani Erdoğan gidecek; CHP’den HDP, PKK ve FETÖ’ye kadar, Abdullah Gül’leri de kucaklayan iktidar bloğu Türkiye’yi Kürt açılımına götürecek şeklinde bir öngörüde bulunuyor. Bu da ilginç; Henry Barkey’in görüşleriyle örtüşüyor. Zaten Ahmet Şık, Henry Barkey ile her zaman aynı cephede, aynı safta bulunan bir kimlik göstermiştir ve o kimliğini sürdürüyor.

Bugün HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli de CHP’ye yönelik bir açıklama yaptı. Açıkçası CHP’yi; Öcalan’a uygulanan tecride karşı çıkmaya ve “savaş politikaları” diye adlandırdıkları politikalara karşı durmaya davet ediyorlar. Açıkça şunu diyorlar: “Artık ittifaktan kaçınmayın, ittifakın adını koyalım; bunu da Demokrasi Bloğu, Demokrasi İttifakı yapalım.”

Böyle bir ittifakın oluşması Türkiye’de söz konusu mu? İttifak zaten oluşmuş durumda. Adını koyalım diyorlar. HDP, PKK ile Cumhuriyet Halk Partisi, FETÖ ve İYİ Parti arasında bir ittifak var; buna Millet İttifakı diyorlar. Millet İttifakı’nın görünmeyen ama apaçık olan ortağı HDP. HDP liderleri de bunu söylüyor. Kandil de açıklamalar yapıyor. Seçimlerde CHP’yi desteklediklerini ve önümüzdeki İstanbul seçiminde de destekleyeceklerini hem Sezai Temelli hem de Kandil yöneticileri son 3-4 gün içinde peş peşe açıkladılar. Sezai Temelli’nin açıklamaları da bununla buluşuyor. “Biz bu ittifakın içindeyiz, bizim sayemizde seçildiniz” diyorlar.

Bunu niye gizliyorsunuz? Bunun adını koyalım ve “savaşa karşı” bir ittifak, yani “Mehmetçiğe karşı” bir ittifakın adını koyalım diyorlar. Burada en önemlisi “savaşa karşı” meselesi. Hangi savaşa karşı? Vatan Savaşı’na karşı. Türkiye bugün hangi savaşı veriyor? Yarınki Aydınlık gazetesi bunu etraflıca veriyor. Aslında burada çağrıdan çok, “adını koyalım” meselesi var. Yani HDP, CHP’ye “Mehmetçiğe karşı bir ittifak içindeyiz, Demokrasi İttifakı evet, içindeyiz, bunu Türk kamuoyuna açıkça ifade edelim” diyorlar.

“Savaşa karşı” denilen şey şirin bir ifade tabii. Hangi savaşa karşılar? Türkiye’nin Vatan Savaşı’na, İkinci İstiklal Savaşı’na, PKK’ya karşı verdiği savaşa karşılar. Yani PKK’yı kurtarmak için “Mehmetçiğe karşı ittifakımızın adını koyalım” diyorlar. Sezai Temelli açıkça kendi destekleriyle CHP’nin kazandığını söylüyor. “Biz sizi destekledik, bizim desteğimizle bu seçimi kazandınız, 23 Haziran’da da sizi destekleyeceğiz ama artık bunun adını koyalım” diyor.

Temelli’nin açıklamalarında bir şey dikkatimizi çekiyor: “AKP-MHP faşist bloğuna karşı bunları geriletmek adına…” AKP faşist mi, MHP faşist mi? Faşizmin ne olduğunu bilmeyen, faşizmi yaşamamış kişilerin söylediği şeyler bunlar. Faşizm daima emperyalizm eksenli tanımlanır. Komünist Enternasyonal Kongresi’nde Dimitrov, faşizmi “emperyalizmin en ırkçı, en gerici, en saldırgan kesimi” diye tanımlamıştır. Bizim gibi ülkelerde faşizm, emperyalizme en bağımlı, onun en çok kontrolünde olan kesimlerin iktidarıdır.

Şu anki Türkiye iktidarı, PKK ve FETÖ’nün üzerine yürüyen bir iktidardır. 15-16 Temmuz gecesi Türkiye’de bir Türk-Amerikan savaşı oldu. O savaşta Türk ordusu Amerika’ya karşı savaştı; Vatan Partisi siyasi merkezindeydi. AK Parti yönetimi de Amerika’nın kuvvetlerine, FETÖ’ye ve ordudaki Gladio kuvvetlerine karşı bir güç olarak ortaya çıktı. Faşizmi arayacaksak, Amerikan Gladio’su ile saf tutanlar arasında aramalıyız. Eğer o gece o darbe başarılı olsaydı, işte o zaman faşizmi görecektik. Şimdi yapılan ise Amerika’yı temize çıkaran bir faşizm tarifidir. Kimi arkadaşlar “İslami faşizm” gibi tanımlar getiriyorlar. PKK’nın faşizm tarifine katılıyorlar. PKK, kendisine karşı mücadele eden AK Parti, MHP ve Vatan Partisi’ni psikolojik bir savaşla “faşist” diye suçluyor.

Emperyalizm çağında yaşıyoruz, dünya gericiliğinin merkezi emperyalizmdir. Dolayısıyla en gerici iktidarlar, emperyalizme en çok bağlanmış, onunla iş birliği yapan iktidarlardır. 12 Mart, 12 Eylül iktidarları Amerikancı darbelerle yaşadığımız iktidarlardı. 15-16 Temmuz’daki FETÖ darbecilerine faşist denebilir. O gece darbeyi övenler, “yarın bayrakları alın çıkın” diye FETÖ darbesini destekleyenler oldu. Faşizmi orada aramak lazım.

***

Seçim hatasından kim sorumlu? Çok az sayıda oyların sayılmasıyla 28.000 olan fark 13.000’e düştü. Demek ki 15.000 oyda sahtekarlık var. Birincisi o sahtekarlığı yapanlar sorumlu. İkincisi, bu seçimler AK Parti hükümeti zamanında yapıldı; emniyeti sağlamakla görevliydiler. YSK kararı, hükümetin bu görevini tam yapamadığını gösteriyor.

YSK kararı, Henry Barkey’in fırsat kolladığı ortamlara imkan sağladı. Amerika hemen tavrını aldı, Erdoğan yönetimini devirecek ayaklanmalara yöneldi. Kararın gerekçesi kanunlara rağmen birtakım devlet memurlarının bulunması gereken sandık kurullarında bulunmamasıdır. Bu ispatlanmış durumda.

Vatan Partisi, “Türkiye’nin çözümünü temsil ediyor.” Türkiye, AK Parti’nin ekonomideki çıkmazıyla, diğer tarafta ise Henry Barkey’lerin ve Amerika’nın desteklediği CHP-İYİ Parti-HDP-PKK-FETÖ ittifakının çıkmazı arasında sıkışmış durumda. Türkiye’yi bu iki çıkmaza teslim etmeyeceğiz. Türkiye buradan bir üretim devrimiyle, PKK’yı bitirerek ve FETÖ’yü temizleyerek çıkacak. Vatan Partisi’ni Türkiye’nin yakın tarihinden çıkarttığınız zaman Türkiye çözümsüz kalıyor. Biz Türkiye’yi çözümsüz bırakamayız. Seçime girmemiz tarihi bir tavırdır. AK Parti’ye karşı eleştirilerimiz milli cepheye çekmek amaçlı, CHP’ye karşı olanlar ise bu ittifakın niteliği gereği daha keskin. Ama çok dikkat ediyoruz. Ama şu doğru: AK Parti bugün PKK’nın üzerine yürüyor. Geçmişte şu oldu, bugün bugündür; zaman bugünkü zamandır. Biz “5-10 sene evvel Çanakkale Savaşı’nda cepheler şöyleydi, 10 sene evvel Silivri şöyleydi” diye bakmıyoruz. Savaşlarda bugüne bakılır, geçmişte kimse yargılanmaz. Ayrıca geçmişteki cepheleşmeler de değişiyor. Hatta savaşlar da o anda… Yıldırım Beyazıt’ın ordusundaki Anadolu beyliklerinin askerleri, Timur tarafına geçtiği zaman kimse onları “Siz efendim daha önce Yıldırım Beyazıt’ın tarafındaydınız” diye yargılamıyor. Hangi cephede yer alıyorlarsa herkes ona göre savaşa devam ediyor.

Bugünkü durumda AK Parti PKK’nın üzerine yürüyor, CHP ise PKK’yı kolluyor. O zaman AK Parti’ye güvenlik konularında yaptığımız eleştiriler daha yumuşak, ancak CHP’ye karşı daha cepheden ve sert uyarılar yapıyoruz. Ekonomi konuları konuşulurken ise durum farklı; gerçi Cumhuriyet Halk Partisi’nin ekonomik çözümleri de AK Parti ile aynı, yani dünya ekonomisiyle bütünleşme programı denilen neoliberal siyasetleri Cumhuriyet Halk Partisi de savunuyor. Ancak iktidarda olmadığı için, AK Parti sorumlu olduğu için ekonomiden söz ederken AK Parti ekonomisinin iflas ettiğini, artık Tayyip Erdoğan’ın tek başına Türkiye’yi yönetemeyeceğini söylüyoruz. Suriye meselesiyle ilgili konuştuğumuzda da AK Parti’ye karşı daha sert ifadeler kullanıyoruz. Yani ifadelerimizi gerçeklere göre seçiyor, ölçülerini de yine gerçeklere göre belirliyoruz.

En azından beni anlayan bir okuyucuya teşekkür ederim. Seçimlerden önce “Türkiye İttifakı” konuşulurken siz “AK Parti, MHP ve bunun yanı sıra CHP tabanındaki vatanseverler” dediniz. Hayır, CHP tabanı değil, CHP yönetimi. Yani Türkiye İttifakı hükümetinde Sayın Kılıçdaroğlu ve CHP yönetimine de yer olması lazım; onları mutlaka kazanmak lazım.

Bugün Vatan Partisi hükümeti kuracak konumda olsa yapacağımız şey şudur: “Ey siyasi partiler; ey AK Parti, ey Cumhuriyet Halk Partisi, ey Milliyetçi Hareket Partisi… Türkiye’nin önünde büyük zorluklar var. Gelin bu zorluklara karşı birlikte bir hükümet kuralım. Bu hükümetin programı üretim ekonomisini kurmak, güvenliği sağlamak, huzuru ve barışı tesis etmek, PKK’yı ve FETÖ’yü bitirmek olsun. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de, Suriye ve Irak’ın kuzeyinden gelen tehditlere kararlı bir şekilde göğüs gerelim; Batı Asya ülkeleriyle iş birliği yaparak Türkiye’yi Avrasya’daki konumuna yerleştirelim.” Gelin Türkiye’yi buradan çıkaralım. Yani biz Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken de bunları ifade ettik. Ne dedik? “Biz Cumhurbaşkanı olduğumuz zaman Sayın Tayyip Erdoğan’ı, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Sayın Devlet Bahçeli’yi Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayacağız. Gelin Türkiye’yi birlikte yönetelim.”

Bugün de AK Parti durumun farkındaysa -ki maalesef şu anda farkında gözükmüyor- yapacağı tek şey vardır: Cumhuriyet Halk Partisi dahil bir hükümet kurmak. Türkiye’yi birleştirmek gereken zorlukların üzerine hep birlikte yürümek gereken bir koşulda Cumhuriyet Halk Partisi’ni dışlamak yanlış olur. O gelmezse, o zaman gelmemesine göre siyasetler belirlenir.

“Yeniden Türkiye İttifakı” gibi bir tablo gündeme gelecek mi sizce? Gelecek tabii, o kaçınılmaz bir şey. Hiç kimse Türkiye’nin bu süreçte bir milli hükümet kurmasını önleyemez. Çünkü Türkiye’nin ekonomik koşulları ve ülkeye yönelik tehditler böyle bir milli hükümeti gerekli kılıyor. Yani Henry Barkey’e kullanacağı bir güç bırakmamak lazım. Milli hükümet, Henry Barkey’e kullanacağı bir güç bırakmaz. Barkey ne diyor? “Muhaliflerin yeni biçimlerle, tarzlarla ortaya çıkması lazım; seçim yoluyla değil, başka yollardan Tayyip Erdoğan hükümetine karşı mücadele etmesi lazım.” Ayaklanma, “Türk Baharı” diye tarif ediyor. Biz bu durumda Henry Barkey’in bu siyasetini nasıl boşa çıkartabiliriz? Onun ümit ettiği, kendi kuvveti olarak kullanmak istediği güçlere deriz ki: “Gelin Türkiye’yi birlikte yönetelim.”

Böylece Henry Barkey’e kullanacağı bir muhalefet bırakmayız. HDP zaten Türkiye’ye düşman. Henry Barkey’in elinde bir tek HDP ve FETÖ kalır. Zaten bu kuvvetlerle de Türkiye yönetilmez. Henry Barkey de FETÖ’süyle, PKK’sıyla baş başa kalsın; ne halt yiyebiliyorsa yesin bakalım. Sayın Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti yöneticilerini özellikle uyarıyorum; Henry Barkey’in bu açıklaması bizim bir milli hükümet kurmamızı zorunlu kılıyor. “Yeni mücadele biçimleri” diyor, seçim dışı yollar diyor. Bunu nasıl boşa çıkartırsınız? Kullanabileceği bir muhalefet bırakmayarak. O da milli hükümetle olur. Henry Barkey’e “Aslanım, zaten kullanıyorsun; FETÖ’yü darbede kullandın, hapislere tıktık; PKK’yı kullanıyorsun, hendeklere gömdük, gömmeye devam edeceğiz” dersin. Ancak Türkiye İttifakı’nda yer alabilecek Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir gücü kesinlikle Henry Barkey’e bırakmamak lazım.

Cumhuriyet Halk Partisi, sonuç itibarıyla bir Türkiye partisidir. Onu hükümete dahil edersiniz ve Henry Barkey’in planını bozarsınız. Bunu HDP veya FETÖ için yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Çünkü HDP’yi hükümete alırsanız o hükümet zaten Henry Barkey’in istediği hükümet olur. Bunlar Amerika’ya bağlanmış, stratejik piyonlar ve saf değiştirmeleri mümkün değil. Ama Kürt vatandaşlarımızı kazanabiliriz; PKK’yı bastırarak, ezerek, sorunlarını çözerek, onlara iş, eğitim ve güvenlik sağlayarak bu şekilde kazanılır. HDP’nin tabanının altı boşaltılır ama HDP’nin kendisini, PKK’nın ve FETÖ’nün kendisini Türkiye’nin içine çekemezsiniz. PKK Amerika’nın stratejik piyonudur, Amerika olmadığı zaman PKK biter. FETÖ de Amerika’nın Gladyo’sunun gücüdür. Öyleyse onlar dışındaki muhalefeti biz hükümetin içine çekerek Henry Barkey’i kullanacağı güçten yoksun bırakırız.

(Soru ve Yanıt Bölümü)
“Sizi 20 yıldır takip ediyorum, bu görüşleri halka nasıl benimseteceğiz?” Hayat benimsetecek. Bu görüşler hayata, gerçeklere uygun olduğu için halk yaşayarak öğrenecek. Mesela biz 1970’lerin arifesinde Sovyetler Birliği’nin sosyalist değil, emperyalist bir ülke olduğunu söyledik, sol kesimde infial oldu. 1990’da Sovyetler Birliği yöneticileri çıkıp “Biz kapitalizme geçtik” dediklerinde herkes bize gelip “Siz haklıymışsınız” dedi. Vatan Partisi hiçbir zaman günlük dalgalanmalara göre hareket etmez; ufku geniştir, analizini yapar, doğruları saptar ve hayat onu doğrular.

Şimdi ne diyor Vatan Partisi? “Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, HDP, PKK ve FETÖ ile iş birliği halinde bir cephe kurdular.” Her gün PKK’nın bir lideri çıkıp “Biz Cumhuriyet Halk Partisi’ni destekliyoruz” diyor. Bütün hayat, Vatan Partisi’nin tespitlerini doğruluyor. Gerçeklerin safında sağlam durmak çok önemlidir.

Öcalan’ın mektubu meselesine gelince; o mektup yayınlandığında birtakım çevreler “Hükümet PKK ile iş birliği yapıyor, açılım başladı” dediler. Biz “Hayır, bu yorum doğru değil” dedik. İki gün sonra Kandil’den, ardından Bese Hozat’tan gelen açıklamalarla bu girişimin PKK’yı zayıflatmak için yapıldığı, PKK tarafından bizzat açıklandı. PKK, Abdullah Öcalan’ı Türk devletinin enstrümanı olmakla suçladı. Bu ortamda “hükümet Kürt açılımına başladı” değerlendirmeleri tamamen gerçek dışıdır. Yeniden açılım olmaz; çünkü Türkiye PKK ile savaşıyor, Doğu Akdeniz’de Amerika ile cephe cepheye geldi. Açılımın olması için Türk ordusunun yenilmesi lazım, öyle bir ihtimal de gözükmüyor. PKK temizlendikten sonra yaraları saran kanunlar çıkarılabilir, ona da açılım denmez; o bambaşka bir şeydir. “Açılım” ise devletin Amerika dayatmasıyla PKK ile anlaşmasıdır. Şimdi öyle bir ortam yok, tam tersine savaş var. Buna ne Türk milleti müsaade eder ne de Türk Silahlı Kuvvetleri razı olur. Henry Barkey, “Hükümetle açılım olur” dedi; “AK Parti ile açılım olmaz” dedi. Aynı şekilde AK Parti ve MHP’ye faşist suçlaması yapan Kandil de aynı şeyi söylemiş oluyor. Yani AK Parti ve MHP ile artık açılım olmayacağını bizzat PKK da görüyor. Gördüğü için onlara “faşist” diye suçlama yapıyor. Tabii bu bağlamda arkadaşımız Suriye’ye dikkat çekti. Orada Türkiye; Esad’la anlaşmayarak, Batı’yla da anlaşarak bir federasyona mı razı oluyor? Erdoğan yönetimiyle ilgili böyle bir soru da var. Ancak Türkiye PKK ile savaşırsa federasyona razı olmaz. Çünkü federasyonu nasıl kuracaksınız? Federasyon masa başında, kâğıt üzerinde kurulmaz; silahlı güçle kurulur. Federasyon bir devlettir, devletçiklerdir. O devletçiklerin olması için silahlı gücün olması lazım. PKK’yı ezerseniz federasyon ihtimali sıfıra iner. Ama PKK silahlı gücünü korursa o zaman federasyon ihtimali doğar. Onun için buradaki kıstas şudur: PKK’nın üzerine gidiliyor mu, gidilmiyor mu? Gidiliyorsa federasyon olmayacak demektir.

Türkiye bugün PKK’nın üzerine silahla gidiyor. Sayın Savunma Bakanı, Genelkurmay Başkanı ve komutanlarımız, “Son terörist kalana kadar bitireceğiz” diyorlar. Orada bir kararlılık görüyoruz. Şu anda bir savaş var. Eğer federasyon kuracaksanız neden savaşıyorsunuz? 2011’deki olayda olduğu gibi çözüm süreci dersiniz, silahlar susturulur ve PKK kendi silahlı gücünü muhafaza eder. O zaman federasyon olur. Ama PKK’nın üzerine gidildiği zaman federasyon yolları kapanıyor, federasyon çözümü bombalanıyor demektir ki bugün yaşanan süreç budur. Basında bazı dostlarımız, örneğin Sabahattin Önkibar, sürekli “federasyon kuruluyor” diye yazıyor. Bu arkadaşlarımız, kendilerinin PKK ve CHP’nin yanındaki konumlarını hoş göstermek ve kendilerini kurtarmak için Yeniçağ Gazetesi’nde sürekli bu tür çözümleri icat ediyorlar. Hâlbuki mevcut hükümetle böyle bir şey şu anda gözükmüyor.

Amerika ile uzlaşır, PKK’nın üzerine yürümekten vazgeçerse o zaman federasyon olur. Fakat şöyle ihtimaller de söz konusu: PKK’nın bittiğini gören Amerika, Türkiye’yi elinden kaybetmemek ve Türkiye ile ilişkilerini koruyabilmek için Türkiye’nin PKK’yı ezmesine katlanabilir mi? Öyle ihtimaller de son kertede ortaya çıkabilir. Peki, PKK’nın olmadığı bir Suriye denkleminde, özellikle kuzey açısından, yine federasyon olabilir mi? PKK yoksa federasyon olmaz. ÖSO var, İdlib operasyonu başladı; bunlar bir paket. Suriye’de federasyon üç ayağa dayanıyor: Alevi devleti, Kürt devleti ve Sünni devleti. Bu ayaklardan birini, örneğin Kürt federe devletini yok ettiğiniz zaman federasyon olmaz. Amerika hem Kürt federe devletinin temellerini hem de Alevi-Sünni bölünmesini koruyarak orada federasyon kurmaya çalışıyor. Yani Alevi-Sünni kavgasını kışkırtarak bunların aynı Suriye milli devleti içinde birlikte yaşayamayacaklarını savunuyor. Ancak bu ayaklardan birinden vazgeçtiğiniz zaman kuvvet dengeleri federasyon kurmanıza izin vermez. Federasyon olması için bir kuvvetinizin olması gerekir.

Aydınlık gazetesi yazarı Mehmet Yuva önemli bir bilgi aktardı. Esad, bir basın toplantısında Türkiye ile Erdoğan’la görüşülebileceğini ifade etti. Bu gelişmeden sonra iki önemli açıklama yapıldı: Erdoğan, Esad’a karşı sert sözler söyledi; Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ise Batı’nın Suriye ile ilgili yalanlarını dillendirdi. Erdoğan’ın görüşme mesajını daha olumlu değerlendirmek yerine İbrahim Kalın, New York Times’ın Suriye ile ilgili yalan haberini paylaşarak durumu sabote etti. Aydınlık gazetesini kutluyoruz; Mehmet Yuva gibi kaynakları sayesinde başka hiçbir yerde olmayan çok önemli bilgileri kamuoyuyla paylaşıyorlar. Suriye yönetimi kendi vatanı için ciddi ve sorumlu bir tutum sergiliyor çünkü Türkiye ile beraber olmak istiyor. Suriye’nin, Türkiye’nin, Irak’ın ve İran’ın güvenliği birbirine bağlı. Ama Türkiye’de, Erdoğan yönetiminde bu gerçeği görmeyen ve Türkiye’nin güvenliğini Suriye dostluğundan koparan çok büyük bir yanlış var.

Türkiye şu an Atlantik sisteminden kopuyor ve Avrasya’ya yerleşiyor. Türkiye’nin güvenliği ve ekonomik gelişmesi buradadır. Erdoğan yönetimi ise bu süreci göremiyor, zikzaklar çiziyor ve günlük bocalamalar yaşıyor. Suriye’nin kuzeyinde Türkiye, İran, Irak ve Suriye iş birliği yaparsa PKK’nın kökü kazınır. Barzani’nin girişimi nasıl bozguna uğratıldıysa, aynı şey Suriye için de geçerlidir. Türk ordusu ile Suriye ordusu iş birliği yapmalı, terör örgütleri temizlenmelidir. Vatan Partisi iktidarda olsa bunu iki günde bitirir. Bu tür yanlış açıklamalar hem içeride hem dışarıda güvensizlik yaratıyor; Çinliler, Ruslar ve İranlılar Türkiye’ye güvenmiyor. Suriye’de net bir tavır almayan bir Türkiye yalnızlaşıyor.

(İzleyici sorusuna cevap): YSK kararları konusundaki saflaşma, Türkiye’nin temel cepheleşmesini belirlemiyor. Yunan destroyerleri, İsrail ve Amerika’nın 6. filosu YSK kararına göre namlularını Türkiye’ye çevirmiş değil. Biz Vatan Partisi olarak Henry Barkey’e, Amerika’ya ve Yunan donanmasına karşı cephe tutuyoruz. YSK kararı tartışması tali bir unsurdur. Bizim yerimizi veya cephemizi bu karar belirlemiyor. Önemli olan esas saflaşmaya, yani vatan mücadelesine odaklanmaktır. Amerika, FETÖ, PKK, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs karşınızda cephe tutuyor. Bu tarafta ise Türkiye cephesi var. Donanmamızın komutanlarına sorun bakalım; YSK kararına göre mi namluları çevirmiyorsunuz? Çevirin namluları YSK’ya doğru. Çevirtebilir misiniz? Veyahut Yunan orduları, Yunan donanması, Amerikan ve İsrail donanması, Henry Barkey; hepsi YSK kararı üzerinden bir tavır takınıyor. Hepsi stratejik cephesini tutuyor ama bu arada küçük olaylarda, ayrıntılarda da bunu değerlendirmeye çalışıyor. Mesela Henry Barkey ne yapıyor? Türkiye düşmanı cephede yerini almış; YSK kararını da bu cepheleşme içerisinde eline geçen bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Buradan şuraya geliyorum: YSK kararını soran arkadaşlarımıza şunu söylemeliyim; YSK kararı yasaldır veya yasal değildir, bunu hukukçular da ben de tartışabilirim. “Yasal değildir” de denebilir. Ama cephenizi buna göre tutmayın. Burada stratejik bir cepheleşme var. Türkiye’yi ekonomide boğmak isteyen, programını dayatan bir Amerika var. O zaman sizin stratejik cepheniz, Amerika’nın ekonomide dayattığı bu programa karşı olmalıdır. Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden, içeride PKK ve FETÖ’yü destekleyerek ülkeyi istikrarsızlaştırmak ve bölmek isteyen bir Amerika var. Yine Doğu Akdeniz’de “Mavi Vatan”ımıza göz diken, kıyılarındaki enerji kaynaklarına el koymak isteyen bir Amerika, İsrail ve Yunanistan var. Karadeniz’de, Ukrayna ile birlikte “Türk Akımı’nın yolunu keseceğiz” diyen yine Amerika var.

Dolayısıyla bizim cephemizi YSK kararı belirlemiyor. YSK kararı diyelim ki yasa dışı veya yanlış; yanlış diye biz Amerika’nın tarafına geçmiyoruz. Bunu anlayın sayın izleyicilerimiz. Cephenizi stratejik planda; Amerika’ya, İsrail’e, PKK’ya ve FETÖ’ye karşı belirleyin. Bu cepheleşme içerisinde Türkiye cephesinden birtakım yanlışlar yapıldığı zaman, onlara dönüp “Yanlış yapıyorsunuz” dersiniz. Ama YSK kararına göre bölünmek, tam da Henry Barkey’in istediği şeydir. Yani vatanınızı, ekonominizi bırakıp “YSK kararı doğru mu yanlış mı?” diye birbirinize girin istiyorlar. Buyurun size Henry Barkey.

Anlaşıldı mı? Henry Barkey halk ayaklanmasından bahsediyor; geçen programda da sokağa çağırma meselesine değinmiştik, “Siz bizim de meydanlarımız var demiştiniz, 19 Mayıs’lar var.” Evet. Ben Henry Barkey’in istikbalini hiç parlak görmüyorum. İstediği kadar çabalasın, düş kırıklığına uğrayacak. Hiç kimseyi sokağa dökemeyecekler. PKK’dan başka sokağa dökebilecekleri bir güç yok; onların da eli kolu kırılmış durumda, sokağa çıkacak halleri yok, perişan vaziyetteler. Kendisiyle ilgili konularda bile en küçük bir kuvvet toplayamıyorlar. Bu yüzden Henry Barkey’in sokak umudu kesinlikle düş kırıklığıyla sonuçlanacak.

Amerika’nın Türkiye’de sokak planlarıyla önemli bir kuvvet toplayabileceğini sanmıyorum. Önümüzde ekonomik huzursuzluklar ve emekçi hareketleri olacak; ancak bu durum Henry Barkey’den yana olmaz. O emekçi hareketlerinin başında Vatan Partisi olur. O hareketler Henry Barkey’in arzu ettiği sokak değildir; Türkiye’nin Amerika’ya ve emperyalizme karşı temel güçleri olan emekçilerin kuvvetlenmesi, büyümesi ve Türkiye’nin geleceğine el koymasıyla sonuçlanır. Bu da Henry Barkey’in bütün umutlarını yerle bir eder.

Bakın, 19 Mayıs geliyor. Hadi bakalım Henry Barkey çıksın meydanlara! Türkiye Gençlik Birliği, Vatan Partisi Öncü Gençlik ve onlarla birlikte hareket eden ülkücüler, Osmanlı Ocakları, diğer muhafazakâr milliyetçiler ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatansever gençleri 19 Mayıs’ta Beşiktaş İskele Meydanı’nda toplanıyor. Oradan bir yürüyüşle Çiftlik Park’a geçilecek ve büyük bir şölen gerçekleşecek. Sloganımız: “100 Yıl Sonra Yeniden Türkiye İçin Kenetlen”. Hepimiz orada olacağız. Türk gençliği birleşiyor; milliyetçisiyle, solcusuyla, devrimcisiyle, muhafazakârıyla el ele veriyor. Barkeylerin umutları önümüzdeki dönemde kırılacak.

Türkiye Gençlik Birliği şu anda Türkiye’nin en büyük, en yaygın ve halkın umudu olan gençlik örgütüdür. Yürüyüşün 460 bin liralık bir bütçesi var ve şu ana kadar bunun 370 bin lirası toplanmış durumda. 90 bin liralık bir açık kaldı; buradan vatandaşlarımıza sesleniyorum, bu açığı el birliğiyle kapatalım. Destek olmak isteyenler telefon numaralarını veya e-posta adreslerini bize iletirlerse, görevli arkadaşlarımız kendileriyle bağ kuracaklardır.

Türkiye Gençlik Birliği, yakın tarihimizdeki en büyük kitlesel hareketlere önderlik etmiştir. Gezi’nin de Türk bayrağı altında toplanmasını, “Mustafa Kemal’in askerleri” sloganı etrafında birleşmesini sağlayan onlardır. Bugün AK Parti’nin binasına Atatürk posteri asılıyor, söylemlerinde Atatürk vurgusu güçleniyor. Dünya basını da Tayyip Erdoğan yönetiminin “Yeşil Kemalist” olduğunu, Atatürk’e ve Vatan Partisi’nin çizgisine yaklaştığını yazıyor. Atatürk Türkiye’de büyüyor ve biz O’nun etrafında toplanıyoruz. Çünkü şu anda yaptığımız iş, Atatürk’ün işidir; yani bir İstiklal Savaşı veriyoruz. Mehmetçik de manevi gücünü Çanakkale’den, Sakarya’dan, o tarihsel birikimden alıyor.

19 Mayıs, Samsun’a çıkışla başlayan, Anadolu’da bir devrimci hükümet kurma projesinin ilk adımıdır. İstanbul’daki padişah hükümetiyle İstiklal Savaşı başarılamazdı. Atatürk’ün rotası Samsun’dan Erzurum’a, Sivas’a ve Ankara’ya uzanan bir örgütlenme ve hükümet kurma rotasıdır. İstiklal Savaşı ise 1919’da değil, 1914’te başlamıştır. 1919-19 Mayıs, bu büyük savaşın içerisinde bir devrimci hükümete doğru atılmış çok önemli bir adımdır.

*Teori* dergisinin 19 Mayıs sayısı, tüm bu süreçleri ve Atatürk’ün Arap dünyasına bakışını aydınlatıyor. Şule Perinçek’in, Prof. Dr. Mustafa Budak’ın ve Prof. Dr. Sina Akşin’in yazıları, Atatürk’ün Arap düşmanı olduğu şeklindeki hurafeleri çürüten çok önemli metinlerdir. İzleyicilerimize ve dinleyicilerimize bu sayıyı mutlaka okumalarını öneririm. Kısa bir reklam arasından sonra Çıkış Yolu devam edecek. Evet, Çıkış Yolu programına devam ediyoruz. Yine sizden gelen soruları yönelteceğiz. Enver Paşa’yla ilgili bir soru vardı, sen onu sor.

Bir izleyicimiz, “Enver Paşa kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?” diye sormuş. Valla benim şu an önümde yazmayı planladığım ve önemli kısımlarını yazdığım 20 kadar kitap tasarımı var; ancak zaman bulmam lazım. Zaman buldukça bu kitapları çıkartıyorum. Bunların arasında Enver Paşa yok, bunu söyleyeyim. Ben daha çok Atatürk devrimi üzerinde yoğunlaştım; Kemalist devrim, Birinci Dünya Savaşı ve Türklerin Orta Asya’da devlet kurma süreçleri üzerinde… “Oktan Uğur”a kitabım, Orta Asya Uygarlığı, Bozkurt Efsaneleri ve Gerçek, Toplum ve Devlet kitaplarımda Türklerin devlet kurma süreçlerini milattan önce binden sonraki bine kadar oralarda işledim. Enver Paşa ile ilgili; Kemalist Devrim 8. kitabımda, yani Birinci Dünya Savaşı ve Türk Devrimi kitabımda bazı değerlendirmeler var ama bu kapsamlı bir Enver Paşa incelemesi değil. Yine Jön Türk Hareketi ve İttihat ve Terakki hakkında Toplum ve Devlet kitabında da bazı bölümler mevcut, ancak o da kapsamlı bir Enver Paşa değerlendirmesi değil.

Şunu söyleyeyim; mesela Altay Cengizer, UNESCO Büyükelçimiz, “Osmanlı’nın Son Savaşı” kitabında çok güzel bir Enver Paşa portresi çizer. Tavsiye ederim, orada aynı zamanda çok esaslı İttihat ve Terakki değerlendirmeleri de var. Feroz Ahmad’ın, Sina Akşin’in İttihat ve Terakki kitapları ve bir de Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik Enver Paşa eseri var. Benim kendi açımdan bir Enver Paşa kitabı yapma tasarımım şu anda yok. Ama şunu belirteyim; Talat Paşa, Enver Paşa, İttihat ve Terakki liderleri ve Resneli Niyazi —Feyzi Özberk’in de Resneli Niyazi kitabı çıktı, onu da burada belirteyim— bunlar büyük fedailer ve devrimcilerdir. Aynı zamanda Atatürk’ün arkadaşları ve kökleridir. Namık Kemallerden başlayan Türkiye’nin yakın tarihindeki Jön Türk, devrimci, genç Türk sürecinin çok önemli insanlarıdır. 1912’de İttihat ve Terakki’nin Bâb-ı Âli Baskını ile hükümeti ele alması sayesinde o büyük direniş gerçekleşti. Biz Talat Paşalara, Enver Paşalara çok şey borçluyuz; onlar örgütçü, fedai ruhlu kahraman insanlardır. Atatürk devriminin köklerini ve birikimini oluşturmuşlardır; devrimci tarihimizde unutmayacağımız insanlardır.

İzleyici soruları ile devam edelim. Balıkesir’den Muharrem Öz ve Üsküdar’dan Ünal Şahin benzer bir soru sormuş: “Henry Barkey’in açıklamalarından yola çıkarak Türkiye’deki durum Venezuela’ya benziyor mu?” Henry Barkey, Türkiye’de bir “Guaido” hazırlığı içerisinde olduklarını ilan ediyor. Sayın Prof. Dr. Sencer İmer, geçen gün Başkent Kulisi programınızda çok güzel bir değerlendirme yaptı; aynen Venezuela’daki gibi Türkiye’de de Amerika’nın bir Guaido hazırlama peşinde olduğunu söyledi. Henry Barkey’in açıklaması da Sencer İmer’in saptamasıyla birleşiyor. Amerikalılar, Ekrem İmamoğlu’nu çok açıkça desteklediklerini ifade ediyorlar.

Bu durum, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları açısından da anlamlı. Onun için diyorum; YSK kararının doğruluğu veya yanlışlığı temelinde Türkiye’de saflar oluşmuyor. Amerikan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü üç gün önce çıktı ve “YSK kararı Türkiye’de yasa dışı, hukuka aykırı; not ediyoruz” dedi. “Not ediyoruz” demek bir tehdittir. Tehditlerinden korkmuyoruz ama bu uyarıcıdır. YSK kararı yasa dışı, öyleyse ben ona göre saf tutayım dediğiniz zaman Henry Barkey ile beraber oluyorsunuz. Çünkü asıl safı belirleyen başka bir olay var. Türk donanması YSK kararına göre namlularını doğrultmuyor; Afrin’deki, Zeytin Dalı Harekatı’ndaki Mehmetçik, teröre karşı mücadele eden askerimiz YSK’nın kararına bakarak mevzilerini belirlemiyor. Biz mevzimizi stratejik gerçek cepheleşmeye göre yaparız.

Peki Türkiye’deki durum Venezuela’ya benziyor mu? Benzeşen taraflarını konuştuk, ancak benzemeyen tarafları da var. Tabii Venezuela’da da bir Bolivar devrimciliği var, ancak Türkiye; Hunlardan, Göktürklerden, Osmanlı’dan, Selçuklu’dan gelen büyük bir devlet kurma ve ordu geleneğine sahip, çok güçlü direnç birikimleri olan bir ülkedir. Venezuela’yı küçümsemiyoruz; Maduro’yu tebrik ediyoruz ve onlarla beraberiz. Aslında Türkiye’deki saflaşmayla Venezuela’daki saflaşma aynıdır. Venezuela’da Maduro’ya “katil” diyenler Türkiye’de de Amerika’yla beraberdir. Venezuela’da emperyalizme karşı direnen Maduro ile beraber olan Vatan Partisi gibi ülkeler, Türkiye’de de Amerika’ya karşıdır. Bu gerçek cepheleşmedir ve iki ülke arasında bir kader birliği söz konusudur.

Amerika kimi hedef alıyorsa ona “diktatör”, “faşist” diyor. Henry Barkey’in yazısı, Türkiye’de bir “Arap Baharı” ya da “Türk Baharı” adı altında bir darbe tezgahladıklarını, muhalefetin seçim dışı yöntemlerle sahneye çıkacağını söylüyor. Ahmet Şık’ın açıklaması da Henry Barkey ile buluşuyor: “Önümüzdeki dönem blok olarak iktidara geleceğiz” diyorlar. Yani PKK iktidara gelecekmiş… Türk ordusunu yenerlerse veya Amerika bir darbe yapabilirse, PKK da o darbenin içinde yer alıp hükümet olacakmış. Olamaz, olamayacaklar.

Bu süreçte medyanın durumu da benziyor. Chavez bütün medya Amerikancı/Batıcı olduğu için tek başına bir televizyon programı yapıp süreci anlatmaya çalışıyordu. Türkiye’de de durum biraz böyle. Ulusal Kanal bu zorluklar içerisinde mücadele ederken izleyicimize hep çağrı yapıyoruz. Önümüzdeki dönemde toplumu aydınlatmak çok önemli. Hatırlayalım; Saddam Hüseyin zamanında ördek resimleri, penguen belgeselleri yayınlayarak halkı aldatıyorlardı. Önümüzdeki dönemde de çeşitli yalanlarla toplumu yönlendirmeye çalışacaklar. Vatan Partisi hakkında, Türk Ordusu hakkında sürekli yalanlar üretiliyor. Bunu bozan kim? Ulusal Kanal ve Aydınlık. Türkiye’de doğru bilgi almak, aydınlanmak açısından Ulusal Kanal ve Aydınlık dışında güvenilir bir mecra yok. Türksat taksitleri gelince halka başvuruyoruz; tıpkı Atatürk’ün iki öküzü olandan birini, her evden bir çift çorap, evdeki demirleri, çivileri toplaması gibi… Ulusal Kanal da halktan destek istiyor. Biz de bu çağrıya yürekten katılıyoruz.

S-400’ler konusuna gelirsek; “S-400’ler ertelenecek, gelmeyecek” diyorlar. Ancak Aydınlık bugünkü sürmanşetinde duyurdu; Rusya Ulusal Muhafız Heyeti beş gün boyunca burada kalacak, Orgeneral Arif Çetin onları karşıladı ve Jandarma ile bir anlaşma imzalayacaklar. Dış güvenlikteki iş birliği iç güvenliğe taşınıyor. Bu çok önemli bir haber; Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkiler pekişiyor. Türkiye S-400’leri alacak çünkü bir strateji benimsiyor. Amerika’nın tehditlerine karşı hava savunma sistemi kuruyor.

Çıkış Yolu programının sonuna geldik. Türk milletine, polisimize, askerimize, ordumuza güveniyoruz. Yarın Denizkurdu Tatbikatı’nda donanmamıza başarılar diliyoruz; kıyılarımızı, Mavi Vatan’ımızı, deniz kaynaklarımızı koruyacaklarından şüphemiz yok. Bütün izleyicilerimizin Ramazan’ını kutluyoruz, oruçlu olan kardeşlerimizin oruçlarının kabul olmasını diliyoruz. Üreten Türkiye’yi kuracağız, söz veriyoruz!

Paylaş