Çıkış Yolu | 12.08.2025

Çıkış Yolu | 12.08.2025

Efendim çıkış yolu programına hoş geldiniz. Vatan parisi genel başkanı sayın doktor doğu perinçeye son gelişmelere ilişkin sorularımızı yönelteceğiz. Aydınlık gazetesi yöneticisi sayın özlem konur ustayla birlikte bugün tabi bir konuğumuz daha var. Bir sürprizimiz var. Sayın çayıl çayırda stüdyomuzda efendim hoş geldiniz. Asadan gördüğünüz gibi çok hazırlıklı geldi. Çayıl çayır bugün kendisinden yepyeni bilgiler edineceğiz. Sayın doğu perinçeyin de yorumlamasını isteyeceğiz. Tabi önce bir güncel gelişmeleri biraz konuşalım. İzninizle sayın genel başkan hemen arkasından da çayıl beyle birlikte sohbetimizi derinleştirelim. İlk önce bugün yaptığınız basın açıklamasıyla başlayalım. Aslında sert bir açıklamayla zengözür koridorunun trump yolu olmasının eşkıyanın oraya gelmesi diye tanımladınız. Eşkıya yolu haline geldi dediniz. Eşkıya yolu haline gelmedi de yolun bekçiliğini eşkıya veriyor. Yol bizim ama eşkıyadan kurtaracağız. Aslında yola karşı değiliz. Yola karşı değiliz. Eşkıya karşı şimdi burada sizin basın açıklamanızın da aslında çok önemli bir şey. Aslında çok önemli ayrıntılar vardı. Birincisi bu bir mutafakat deklarasyon yani bir anlaşma yok diye türk basınında da bu hatayı herkes yaptı. Ulusal kanal ve aydınlık dışında neredeyse bir anlaşma bitmiş ve yarın sanki hemen icraya girişilecekmiş gibi bir rüzgar estirildi. İkincisi bir kampanya başlayacağınızı ilan ettiniz. Üçüncüsü de aslında siyasi partiler içerisinde vatan partisi ilk yolun bu mutafakatın içeriğine yönelik bir çıkış yaptı. Diğer siyasi partiler sessiz. Bir de bu sessizliği yorumlamanızı isteyeceğiz. Evvela bir neden eşkıya yolu dediniz. Bir onu açmanızı rica edeceğim. Bakın zengezur koridoru sonuç itibariyle asya ile anadolu’yu asya ile avrupayı hatta güneyden kuzeye düşünürsek iranla kuzey kafkaseyi birleştiren bir coğrafya ve yol ve o bizim yolumuz. Yani kimin yolu türklerin yolu, iranlıların yolu, azarbaycanlıların yolu, ermenilerin yolu, rusların yolu, çinlilerin yolu, kazakistanın yolu, hintlerin yolu, bütün asyanın yolu. Bizim yolumuz. Ama ne oluyor? Ta okyanusun ötesinden. Kafkaslar nereye? Okyanusun ötesi Amerika Birleşik Devletleri nereye? O yola bir bekçi gerektiği zaman orada oturan insanlar, o yolun sahipleri, o coğrafyada ekenler, biçenler falan onların içinden bir tane bekçi bulamıyor muyuz da ta Amerika’yı getirip o yolun tepesine bekçi dikiyoruz. Onun için biz bugün vatan faysalı olarak açıkladık. Yol zengezur koridoru yolu o bizim yolumuz. O yola biz muhtaçız. Çünkü türkiye elbette asya ile bağlantısı olacak. İran’ın elbette hem kuzeyi ile hem doğusu ile hem batısıyla bağlantıları olacak. Elbette çin halk cumhuriyetinin kuşak yol girişimi oradan geçecek. Ondan sonra rusya’nın aynı zamanda güneyle bağlantı yollarından biri. O yol hepimizin yolu ama o yolun başına getirip de eşkıyayı güvenlik hem de ne yapıyorsun eşkıya güvenlik veriyorsun. Bekçi hırsıza bekçilik veriyorsun. Yolsuza bekçilik veriyorsun. Değil mi? Onun için zaten manzara burada bakın. Şu manzara bütün tabloyu anlatıyor. El sıkışıyorlar. Trump efendi o kibirli. Bakın bizim Ermenistan başbakanı Paşanyan ayakta. Bizim cumhurbaşkanımız Azerbaycan cumhurbaşkanı Aliyev ayakta. O beyefendi Trump efendi ayağı bile kalkmaya tenezzül etmiyor. Şu manzaraya bakın. Şu manzara bile bu yolun kimliğini ortaya koyuyor. Bir de bu yol Zengezür koridoruydu. Bir baktık 8 Ağustos günü çağıl. Buluştular Beyaz Saray’da. Beyaz Saray’da birden yolun adı değişti. Trump yolu oldu. Adın üstünde Trump yolu. Yani Türk yolu değil. İvran yolu değil. Turan yolu değil. Müslüman yolu değil. Ne yolu? Trump yolu. Trump kim? Amerikan Birleşik Devletleri emperyalizminin başındaki adam. Yani adam utanmadan bir de bu. Yani Amerika açısından da çok akılsızca bir şey. Trump yolu diyerek herkesin karşısına ağlıyor. Trump yolu. Ama reklam yapacak. Yani bireyci ve çıkarcı reklam yapacak. Dolayısıyla iyi ki Trump yolu adını verdi. Böylece hepimizi ve bütün alkışlayanları da uyandıran bir ad bu. Türkçülerimiz var alkışlıyor. Efendim, İslamcılarımız var alkışlıyor. Ya sen neyi alkışlıyorsun arkadaş? Trump yolundan alkışlıyorsun ya. Böyle bir Türkçülük var mı? O yollarda, Alparslan, Alparslan o yolları eşkıyaya vermiş mi? Temizlemiş oradan eşkıyaları. Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, eşkıyaya vermiş mi o yolları? Değil mi? Yani bütün imparatorluk şeyi, yol haritası nedir? Ticaret yollarına hakim olmak, ticaret yollarından eşkıyayı temizlemektir. Bütün Türk imparatorluklarının yollarına baktığımız zaman, ticaret yollarına egemenliktir. Ve eşkıyayı o yollardan temizlemektir. Şimdi biz o imparatorluk kültürünün ve Türkçülüğün, Türk milli kültürünün, devlet kültürünün mirasçıları olarak kalkıyoruz. Ondan sonra dedelerimizin, babalarımızın eşkıyadan temizlediği yolları götürüyoruz, Amerika eşkıyasına veriyoruz. İşin olayı bu. Sayın Perinçek, biz bazı Azerbaycanlı dostlarımızla konuştuğumuzda Zengözur Koridoru meselesinde, diyorlar ki aslında bu Azerbaycan’ın bir başarısı, kesin barış sağlandı, Azerbaycan aslında Ermenistan’ı alt etti ve bu bizim başarımız, siz de mutlu olun gibi bir tavırları da var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Başka, biz burada, Washington’da işte Azerbaycan ve Ermenistan barıştı. Zaten savaşla o barış kazanıldı. Yani süngüsüyle, Azerbaycan ve Türk askerinin süngüsü ve Rusya’nın da desteğiyle o barış sağlandı. Tamam. Ama burada ne? Ermenistan, 99 yıllığına Amerika’ya kiralıyor. Ermenistan, ya Ermenistan’a karşı Karabağ Savaşı’nı kazanmışız, Karabağ Savaşı’nın kazanımlarını bir anlamda tekrar çöpe atmış oluyoruz. Ermenistan orayı 99 yıllığına Amerika Birleşik Devletleri’ne kiralıyor. Ermenistan kiralıyor. Hatta Sayın Aliyev’in orada açıklaması da çok önemli. Diyor ki, Ermenistan’ın maddi durumu müsait değil, o yüzden o kiraladı. Bizim açımızdan böyle bir şey yok. Yani o kiraladı diyor, onun üzerine atıyor. Ve zaten şu anda da Azerbaycan Devleti bu mutabakatı daha tam benimsemiş değil, kuşkularını, bir takım çekincelerini falan ifade ediyor. Türk Hükümeti de ifade ediyor. Daha sizin de belirttiğiniz gibi imzalar atılmadı. Ama Amerika tarafından bir mutabakat ilan edildi. İşte mutabakatın fotoğrafı da bu. Patron, ondan sonra bekçi oturuyor. Ondan sonra iki tane, o şeyin, coğrafyanın, iki halkının, iki devletinin temsilcisi ise onun yanında ayağa kalkmışlar. Ya sen de lütfen minderden kaldır ya gövdeni. Yani oturduğun koltuktan lütfet de sen de bir ayağa kalk. Beraber bir manzara ver, değil mi? Yani o bakımdan bu onur kırıcı bir tablo, şu tablo. Yani Türklük adına da, mesela ben olsam orada Trump’a derim ki, Sayın Başkan sizden ayağa kalkın bu mutlu günde. Öyle demesi lazım. Sizden ayağa kalkın diyecek. Oturmayın diyecek. Nasıl o zaman ayağa kalkın? Ayağa kaldıracak onu. Bu Azerbaycan açısından baktığınızda bu Karadeğ olmasının özel sebepleri var mı? Yani orada yorumunuzda… Ben oralara girmek istemiyorum. Azerbaycan bizim canımız, kardeşimiz. Azerbaycan devletiyle ilgili Türkiye’den ben, hariçten gazel okumayı şahsen doğru bulmuyorum. Ondan sonra. Ama Azerbaycan adına yapılan açıklamalar ve bizzat Sayın Aliyev’in açıklamasında bu 99 yıllığına Ermenistan kiralıyor. Bizim maddi gücümüz var. Bizim böyle bir ihtiyacımız yok. Yani Amerikan şirketini Ermenistan’ın maddi güçsüzlüğü nedeniyle çağırıldığını ifade etti. O dikkat çekeceği. Bir de Azerbaycan adına yapılan açıklamalarda böyle bir çekinceler, ondan sonra teleddütler, kaygılar var. Bizim kendi Dışişleri Bakanlığımızın ve Türkiye tarafından yapılan açıklamalarda da kaygılar var. Evet. Çünkü şu, nasıl kaygı duyulmaz? Yok sanırım. Amerika ne alakası var? Türk devletleriyle bizim aramıza yol açılıyormuş. Amerika’nın burada ne işi var? O yolun bekçiliğini, o yolun güvenliğini biz Kafkasyalılar, Türkler, Farslar, ondan sonra Gürcüler, Ermeniler, Azerbaycanlılar yapamayacaklar mı? Bunların böyle bekçilik yapacak bir gücü yok mu? Bir düdük çalacak güçleri yok mu? Türkiye’nin burada tavrı ne olmalıydı? Benim tavrım, Vatan Partisi’nin tavrı olmalıydı. Şunu söyleyeyim, bekçi, okyanus ötesinden bekçi olmaz. Bu kadar. Bu kadar, bir cümle. Zeng-i Zur koridoruna, okyanus ötesinden veya dışarıdan bekçi olmaz. Zeng-i Zur, hani devlet terbiyesiz dolayısıyla eşkıya diyemiyor diyelim. Biz Vatan Partisi olarak diyoruz ki, halkı uyandırmak için böyle söylemek zorundayız. Eşkıya koridorun güvenliğini veriyorsun. Yani yolu kesen eşkıyalar var ya, o yolu kesen eşkıyaları temizleyeceğine diyorsun ki, tamam bu yolun güvenliğini sana veriyorum, geçenden 3 akçe, geçmeyenden 5 akçe alabilirsin. O Deli Dubrol var ya, meşhur dede Korkut destanında geçenden 1 akçe, geçmeyenden 2 akçe almamış. Amerika’da niye oraya geliyor? Geçenden 1 akçe alacak, geçmeyenden 2 akçe alacak. Aslında şöyle Sayın Başkanım, Amerikan ABD Büyükelçisi Tom Barrak şunu söyledi, bu iki ülke, Ermenistan ve Türkiye, affedersiniz düzeltiyorum, Ermenistan ve Azerbaycan, yıllar, Azerbaycan yıllardır bu konuda bir anlaşma sağlayamadı. Öyleyse biz gidelim, bu anlaşmayı sağlayalım dedi. Siz Vatan Partisi olarak burada nasıl bir anlaşma öngörüyorsunuz? Zaten o anlaşma Karabahar Savaşı ile sağlandı. Azerbaycan vatan toprakları kurtarıldı, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü sağlandı. Böylece Ermenistan’da bir beladan kurtarıldı. Ve Ermenistan’da sonuç itibariyle orada yalnızlıktan kurtuluyor. Çünkü Ermenistan’da nerede? Etrafına bakalım. Gürcistan, Rusya, Türkiye, Kazakistan, ondan sonra Azerbaycan, İran, komşuları, o bölgenin ülkeleri. O bölgenin ülkeler arasında Amerikan piyonu olarak yaşayabilir mi? Aç kalır. Yani Kafkaslar’da ben Amerikan’ın piyonu olarak yaşayacağım diyen bir Ermenistan aç kalır. O kadar basit, aç kalır, yaşayamaz. Ne ekonomisi, ne güvenliği hiçbir şey sağlanamaz. O bakımdan mevcut Karabahar Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan tablo Ermenistan için de bir çözüm. O çözüm oldu. Ermenistan’ı Azerbaycan topraklarının üzerine sürmüşlerdi ve o düzeltildi. Böylece Ermenistan’da kurtulmuş oldu. Basın açıklamanızda dikkat çekici bir nokta daha var. Türk milleti bize yetki versin diyorsunuz. Biz bu işi çözeceğiz diyorsunuz. Mutabakatın kesinleşmemesi için ayrıca diyorsunuz ki uluslararası düzende ve Türkiye’de mücadele yürüteceğiz diyorsunuz. Ne tür bir mücadele yürüteceksiniz? Bunun ayrıntıları neler? Mesela 4-5 gün önce Rusya’dan çok yüksek düzeyde devlet adamları geldi, onlarla oturdu, görüşmeler yaptık. Gündemim bir maddesi de bu koridordu. Zeng-i Zür koridoruydu. Diğer İran’la görüşüyoruz, Çinlilerle görüşüyoruz. Bu toplantıyı şimdi Ulusal Kanal’da yapıyoruz. Sabahleyin basın toplantısı yapıyoruz. Milletimizi aydınlatıyoruz. Türkçülük adına, İslamcılık adına diyoruz ki ne yapıyorsunuz ya? Türkçülük adını Alparslan sizin gibi mi yaptı? Alparslan buraların koridorlarına eşkıyaları mı bıraktı? Eşkıyaları temizledi. Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim hep bu arazideki eşkıyaları temizlediler. İmparatorluk kültürü bu zaten. Türkçülüğe bu yakışır mı? Türkçüyüz. Nerede kalıyor onu getiriyoruz. Ta okyanusun ötesinde kendi vatan topraklarımıza bekçi getiriyoruz. Sonuç itibariyle o topraklar, Zeng-i Zür, Azerbaycan’ın toprağı, Ermenistan’ın toprağı, bölge halklarının toprağı. Yani bölge topraklarında, bölgemizin vatan topraklarında kendimiz güvenliği sağlayamıyoruz. Bu şeye benziyor, Türkiye’de polisin başına Amerika’dan adam ithal ediyoruz gibi. Bir şey sorabilir miyim bu konuda? Amerikasız bu yolu anlaşmaya yapılamaz mıydı? Yapıldı. Niye yapılmasın? Niye böyle bir şey? Amerika burnunu soktu ve maalesef ona da razı olanlar var. Ama zaten Ermenistan ile Azerbaycan ilişkileri düzeliyor. Türkiye ile Ermenistan ilişkileri düzeliyor. Paşinyan son derece olumlu tavırlar alıyor. Mesela Paşinyan ne dedi? Ermeni soykırımı. Bizim böyle bir davamız mı var dedi. 1945’ten sonra getirdiler dedi. Bize bu gündemi dayattılar dedi Batı’dan. Bu kadar cesur bizim Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinde söylediğimiz, savunmalarımızda söylediğimizi bizzat Paşinyan söyledi. Bizim böyle bir davamız yok dedi Ermeni soykırımı. Bunu dedi Batı’dan bize 1945 sonrasında dayatmadılar mı diye Ermeni halkına hitap etti. Yani Paşinyan’da da çok önemli değişiklikler vardı. Ama o değişikliği sağlayan ne? Azerbaycan halkının süngüsü, Azerbaycan ordusunun süngüsü ve savaşta kazandığı başarı. O başarı herkesi bir yere getiriyor. Yani yaparlardı bunda bir şey yok ve aralarında zaten barış var. Zengözur koridorunda da niye anlaşmazlık olsun? Çok basit. O koridorda doğudan batıya geçişte serbest, kuzeyden güneye geçişte serbest. Burası özgür bir koridor dedin mi? Buna itiraz edecek kim var? Buna ne İran itiraz eder, ne Ermenistan itiraz eder, ne Azerbaycan itiraz eder, ne Türkiye itiraz eder, ne Asya ülkeleri, Çin itiraz eder, Hindistan itiraz eder. Hiç kimse itiraz etmez. Şimdi bir Amerika’dan otorite getirmeye lüzum yok. Bütün mesele şimdi o Zengözur koridorunun tekrar özgürleştirilmesi. Mesela başka yollar var değil mi? Türkiye’den geçen E5 karayolu, bilmem ne karayolu falan. Onun başına Amerika’yı getiriyor muyuz? Yani Boğaz Köprüsü’nün başına bilet kesen kulübeler var ya, bir bakmışsın orada Trump’ın adama oturuyor. Bir de 100 yıl dediniz, 99 yıl. 99 yıl değil, 99 hafta sürmeyecek göreceksiniz. 99 yıl sonra Amerika’da, bırak 99 yılı, 9 yıl içinde Amerika’da devrim olacak. Yani Amerika’da da halk uyanmaya başladı. O kızıl enseliler, eski kovboy kültürü, Washington’un, Jefferson’ın, Abraham Lincoln’un o devrimci demokrat geleneğini savunan unsurlar Amerika’da da yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı. Onun için bırak 99 yılı, 9 yıl sonra Trump, Brump kalmayacak Amerika’da. İkinci konuya geçebilir misiniz? Geçelim. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yeni komuta akademisine karşı Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı ve Genel Merkez Yöneticilerinin sistematik bir söylemi oluşturuyor. Hem yaştan önce hem de Yüksek Askeri Şura kararlarından sonra. Bu yeni komuta akademisine yönelik CHP liderliğinin hücumunu neye bağlıyorsunuz? Amerika’ya bağlıyorum. Türk Silahlı Kuvvetleri bugün bölgemizde, Doğu Akdeniz’de Amerika ve İsrail’e karşı en büyük güvence, direnen en büyük kuvvet kaynağı. Ve onu yıpratmadan Amerika ve İsrail bölgede mesafe alamaz. Yıpratılması gereken silahlı güç Amerika açısından. PKK’da silah bırakıyor, değil mi o koşullarda? Ve şu ne konuşuluyor, demir yumruk. Yani Suriye’nin kuzeydoğusundaki SDG PKK’nın ondan sonra devlet kurmasına kim izin vermeyecek? Türkiye’nin silahlı güçleri izin vermeyecek oraya müdahale ederek. Eee? Onun yıpratılması lazım. Onun komuta akademisine karşı güvensizlik yaymak lazım. Halkın, halkla ordunun arasını açmak lazım. Amerika bunu istiyor. Dolayısıyla bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı kim olursa olsun, Mehmet olsun, Ahmet olsun, Zehra olsun, Fatma olsun, Ayşe olsun, kim olursa olsun, artık komutan oluyor ya kadınlarımız da, kim olursa olsun, biz onun etrafında çelik gibi durmamız lazım. Kaldı ki mevcut komuta akademisi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin geleneklerine bağlı, Cumhuriyet’in geleneklerine bağlı, Mustafa Kemal’in askeri dediğimiz, sonra son teröre karşı mücadele içerisinde falan yetişmiş, çok kaliteli, seçkin komutanlar. Genelkurmay Başkanımız da öyle, Yeni Karakuvvetleri Komutanımız da, Deniz Kuvvetleri Komutanımız devam ediyor, Hava Kuvvetleri Komutanımız devam ediyor, hepsi seçkin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin onurlu, şerefli, bilgili ve güvendiğimiz komutanları. Yani kaldı ki kim olursa olsun, diyelim ki bu son Yüksek Askeri Şura’da böyle bir komuta akademisi gelmedi de başka bir komuta akademisi geldi, diyelim eski Genelkurmay Başkanımız görevde kaldı, biz gene onun etrafında sapasağlam durmak zorundayız. Yani burada kuruma güven söz konusu. Yani biz partiler olarak, siyaset alanındaki çeşitli unsurlar olarak, Cumhuriyet Halk Partisi falan olarak, ben ordunun başındaki Ahmet’i beğenmedim, Mehmet’i beğenmedim, falanca olsa daha iyiydi falan, bunlar ne? Bunlar bizim geleneksel Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bakış açımıza, Cumhuriyet’in ve hatta Türk Devlet Kültürü’nün bakış açısına uymayan, sonuç itibariyle düşmanı sevindiren tavırlar. Kim ona alet oluyor? Sahte sol dediğimiz, ordu düşmanlığı, polis düşmanlığı hastalığına muzdarip olan, yıllardan beri, aklı fikri ordu düşmanlığında, polis düşmanlığında olan unsurlar. Bunlar alet oluyor. Zaten onlara baktığın zaman yürütülen kampanyanın ne kadar uğursuz, menhus bir kampanya olduğunu oradan da anlayabiliriz. Milli devlet düşmanı bir siyasi çizgi, kaçınılmaz olarak ordu komut akademisinde… O tabii, siz teoriden geliyorsunuz, programdan geliyorsunuz, doğru. Sizin dediğiniz de doğru ama daha pratik ve güncel bakarsak, şu anda nedir? Amerika Birleşik Devletleri daha yeni, Mayıs ayında, değil mi? Edirne’nin hemen karşısında, Dede Ağaç’ta, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Türkiye’nin sınırlarını, Meriş Nehri’ni geçmek için daha yeni tatbikat yaptı. Bütün Yunanistan’ın Ege kıyılarında Amerikan üsleri var. Kıbrıs’a yığınak yapıyorlar. Suriye’nin kuzey doğusundaki SEDEG, YPG silahlı gücünü Amerika ve İsrail destekliyor. Bu ortamda bir vatanseverin Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı ve onun komuta kademesine karşı tutumu ne olur? Kim olursa olsun başında. Yani herhalde bu Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına da bu ülkeye ihanet edecek insanlar gelmez. Ama bunun ötesinde şunu da kuvvetle vurguluyoruz. Bu komutanlar gerçekten Türk Silahlı Kuvvetleri’nin seçkin, güvenilir komutanlar. Onu da söyleyeyim. Genelkurmay Başkanımız, Yeni Karakuvvetleri Komutanımız, Deniz Kuvvetleri Komutanımız devam ediyor. Hava Kuvvetleri Komutanımız devam ediyor. Bunların hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin seçile seçile gelmiş ve savaşların içinde, teröre karşı mücadelelerin içerisinde gelmiş ve birikimleri, iradeleri, disiplinleriyle, komuta kabiliyetleriyle seçkinleşmiş komutanlarımız. Peki Trump geldikten sonra, yani Trump dostumuz gibi bir algı var. Trump dostumuz olduğuna göre orduyu neden yıpratmak istesin Amerika? Olur mu Trump dostumuz, olur mu? Trump’ın bugün Türk Devleti’nin ordusunu zaafa uğratmak diye bir sorunu var. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri, Trump için, Amerika Birleşik Devletleri için bölgedeki en ciddi tehdit. En ciddi tehdit, Suriye’nin kuzey doğusunda kim o devletçik teşebbüsünü Amerika ve İsrail’in, o PKK’nın unsurlarını kim oradan temizleyecek veyahut da kim orayı uslandıracak? Türk Silahlı Kuvvetleri. Onun için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yıpratılması lazım. Ona karşı güvensizlik lazım Amerika açısından baktığınız zaman. Türk halkına yapmak istedikleri ne? Özgür Özel’in konuşmaları falan. Bu komutanlara güvenmeyin. Bunu kim yapar? Amerika’nın psikolojik savaş merkezleri yapar. Yapıyor zaten. Rubin’in falan, o Amerikacıya, ondan sonra Pentagon adamlarının, elemanlarının yaptıkları yayınlarda, Özgür Özel’in konuşmalarında ne fark var? Ordu konusunda, Türk ordusu konusunda aynı konuşmalar. Burada tabii TSK komuta hedef alınma sürecinin Suriye’nin kuzeyine bir olasılık harekatın arifesini doldurmak lazım. Onun için pratik bakıyoruz. Tam o sırada. Onun için diyorum, diyelim Mehmet değil de şu sırada Genelkurmay Başkanı Ahmet olsaydı, gene onun etrafında hepimizin kilitlenmemiz, çelik bir disiplinle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güveni yerleştirmemiz ve yaymamız lazım. Yoksa komutanı ben beğenmiyorum. Sen istediğin kadar beğenme. O Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanı. Yani Özgür Özel onları beğenmiyor diye, onlar komutanlıktan çıkacak mı? Amerika onları beğenmiyor. Neden? Çünkü sağlam duruyorlar. Evet. Sayın Genel Başkan, MHP lideri Devlet Bahçeli bir açıklama yaptı. Uzun bir açıklama, çeşitli konulara değiniyor ama şu cümle dikkatimizi çekti. Türkiye’nin ağırlaşan belediyeler başta olmak üzere pek çok alana yayılan ve yoğunlaşan hukuki davalardan süratle kurtulması, sonuçta adaletin eksitsiz tecellisi sağlanmalıdır. Yani bu belediyelere yönelik operasyonların hemen iddianamesinin hazırlanması ve sonuca bağlanması yönünde daha önce de yaklaşık bir ay önce de böyle bir vurgu yapmıştı. Bugün Sayın Bahçeli’nin bu açıklamasını Sözcü Gazetesi de manşetine taşıdı. Bu çıkışı nasıl değerlendiriyorsunuz? Kim alkışlıyor? Sözcü Gazetesi alkışladı. Cumhuriyet Halk Partisi. Ama esas Cumhuriyet Halk Partisi alkışlıyor. Özgür Özel alkışlıyor. Tabii. Yani bu çok çok çarpıcı. Şimdi belediyeler ne sebeple soruşturmaya uğruyor? Yolsuzluk nedenleriyle değil mi? Rüşvet, ondan sonra zimmet vesaire gibi yolsuzluklar nedeniyle. Türkiye bunu çözmek zorunda. Burada bakın hızlansın bir an evvel çözülsün gibi son derece haklı gözüken bir perdenin arkasında başka bir şey var. Çünkü bütün vatandaşlar, herkes ister ki savcılarda ister ki bu sorun bir an evvel karara bağlansın, hüküm verilsin ve sorun bitsin. Ama burada daha çok, herkes de böyle anlamıştır, başta da Özgür Özel öyle anlıyor. Yani sonuç itibariyle bu soruşturmalardan hoşnut olmayan bir sinsi tavır sergileniyor. Çok açık söyleyeyim. Bu çok tehlikeli. Bu çok tehlikeli. Bu aynı zamanda yargıya müdahale tarafı da var. Burada samimi bir bu iş hızlansın bir an evvel çözülsün yok. Sonuç itibariyle o soruşturma ve konuşturmaya uğrayanlara arka çıkan bir tavır var. O bakımdan burada aynı zamanda Cumhur İttifakı’nın içine atılan bir bomba var. Onu da görmemiz lazım. Ve Türkiye için çok tehlikeli bir süreci ifade ediyor. Yani Türkiye bir karara giderken birdenbire ondan sonra Atlantik Sistemi’nin tarafına doğru meyleden MHP’nin başında bir tavır görüyoruz. Bunu görmek zorundayız. Bunu görmeden önündeki sorunları Türkiye’nin çözemeyiz. Herhalde bunu yalnız biz görmüyoruz. En başta da Türkiye’yi yönetenler bunu mutlaka görüyorlardır. Şimdi burada da rahat olalım biraz bakalım beraklaşsın. Ama ilk alkış Özgür Özel’den geldi. Yani o yolsuzlukları işleyen belediyelerin genel başkanından geldi. Bunun da bir anlamı var. Herhalde Özgür Özel bu açıklamaları yanlış anlamadı. Hatta biraz överek Sayın Bahçeli’yi de överek, aklın yolu birdir diyerek aktardı. Bu konuyla ilgili soru var mı Özlem? Acaba şuradan da bakabilir miyiz? Komisyon şu an çalışmalarına devam ediyor. Bu Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu, Demokrasi Komisyonu. Komisyonda bir takım öneriler içerisinde, şurada var CHP kanadından, işte belediyelerdeki soruşturmaların bağlanması ve bir takım gözaltındaki tutuklu olanların yeniden sağlıcılık yapılması gibi. Ama bu komisyonun konusu bu değil ki. Bu komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla kuruldu. Türkiye Büyük Millet Meclisi PKK’nın silah bırakması ve kendilerini feshetmesiyle ilgili kanuni yasal görevleri, yasama görevlerini saptamak için bir komisyon kurdu. Yoksa yolsuzluklarla ilgili bir komisyon kurmadık ki. O zaman gelin pazarlık yapalım. Ben PKK’ya karşı hükümetin politikalarını destekleyeyim. Hükümet de benim hırsızlıklarıma, yolsuzluklarıma göz yumuşsunu vazgeçsin. Yani böyle bir pazarlık olabilir mi? Biz burada hırsızlık, yolsuzluk yapıldı da demiyoruz ama bu iddialar var. Bunlar savcılar tarafından dile getirildi. Bir iddia, iki iddia, üç beş iddia falan değil. Çok ciddi deliller olduğu da gözüküyor apaçık ortada. Dolayısıyla bunları bir an evvel bu işi kapatın demeye getiren açıklamalar ki öyle olduğu için Özgür Özel’den alkış geliyor ve Devlet Bahçeli’ye övgü geliyor. Tayyip Erdoğan’dan Devlet Bahçeli’ye bravo biz de aynı fikirdeyiz diye bir açıklama geliyor mu? Gelmeyecek. Gelmesine en küçük bir ihtimal vermiyorum. Bu da Atlantik Sistemi’nin bir hamlesi. Atlantik Sistemi de kendi adamlarını kurtarmaya çalışıyor. Evet bir yönetmenimiz uyarıyor, reklam arasına girmemiz gerekiyor diye. Güncel gelişmeleri ilişkin sorularımızı sorduk. Kısa bir reklam arası verelim. Evet Çağla ile konuşalım. Çok kısa bir ara değerli izleyenler. Tekrar birlikte olacağız.

Çıkış yoluna tekrar merhaba değerli Ulusal Kanal izleyenleri. Sayın Çağıl Çayır bize Orhun yazıtlarından bazı paragrafları okuyarak günümüzde bağlarını da kuruyordu. Sayın Doğu Perinçek’le reklam arasına sohbet ederken Atatürk’ün gençliğe itabesi ile de benzerliğe odaklandık bir an. Kendimize oraya da bulduk. Yani Bilge Kağan’daki doğrudan doğru Türk boduna yani Türk Boylar Birliği’ne Türk halkına o zaman Törük seslenmesi. Türk bodunu diye doğrudan doğru bak ben seni zengin kıldım, fakirdin, yoksuldun, açtın, donsuzdun, giydirdin falan hitabı ile Atatürk’ün Türk gençliği hitabı arasında böyle bir söylem biçim şeyi var. Benzerliği var. Mesela ilk defa Çağıl’dan duydum bunu ama tamam hakikaten öyle. Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’nı gezerken Gençliği Hitabeyi gördüğünüzde. Cumhuriyet Anıtı’nı değil de müzeyi gezmiş. Müzede Gençliği Hitabesi değil de onu önceden biliyordum. Sanırım Anıtkabir’de de bir Atatürk’ün notlarında da bulunuyor herhalde ya da Gençliği Hitabeyi’nin metinlerinde. Bunu araştırdım. Bazı yayınlar var bu konuda, yazılar var. Ama evet dikkate değer. Şimdi çok ciddi de bir uyarılar da var bu yazıda. Ben şimdi güzel taraflarını okudum hemen hemen. Ama işte örneğin, yani Türk erkeklerin çocuklarının kurtuluşu aslında bu. Erkeklerin değil kızların da kurtuluşu. Yani Türklerin mücadelesi sadece Hakan’ın hakim olması için, devlet sahibi olması için değil, Türk çocuklarının köle olmaması için, cariye olmaması için çalıştı, mücadele ettiler. Ve bu tehlike tabii her zaman var. Türkler de millet olarak devlet olarak birbirini korumuşlar. Bugüne kadar gelmişler. O açıdan boşuna keyfine yazmamışlar bu yazıtları. Bizim için de her açıdan ibretlik hem kültür alfebe olarak hem de içerik olarak çok etkileyici ve önemli. Kendisi de öyle demiş. Şimdi efendim Wilhelm Schmidt’le başladık bu konuya. Wilhelm Schmidt bu kaynaklardan alıntı yapıyor. Ben şimdi Wilhelm Schmidt’in bin sayfayı görmediğim için hep başka yerlerden Wilhelm Schmidt’in kitabı hakkında bilgileri okudum. Bu bin sayfa sonuç itibariyle Hirten, Föker falan yani çoban halkları adlı çoban kültürü vesaire sosyal ekonomiyle olan bağlantılar üzerinde şeyler var mı? Önemli teorik yazılar, tezler. Yani Schmidt özellikle işte tanrı fikrinin kökenine gidiyor. Ben tabii hepsini okumadığım için daha bütün ciltlerinin. Tüm açıklamaları daha okuyamadım. Çünkü değerli buldum. Önce bir kaynak toplantısı topluyor yorum yapmadan sonra onlara yorum yapıyor ama asıl aradığı şey de tanrı düşüncesi var mıydı? Yani tek tanrı düşüncesi ve bunu da Orhun yazıtlarında görüyor. Diyor ki bunlar yüzde yüz gökten de üstün olan yani gökten söz ediliyor ama materyal gökün üzerinde bir güçten konuşuldu. O tanrının devlet verdiği, talih verdiği, uyardığı, bilgi verdiği, koruduğu yani böyle bir tanrı anlayışına rastlıyoruz Türk tarihinde. Ama bunu da atlı çobanlara bağlıyor. Yani bunun değişmesini başka yaşam tarzlarına sürüyor. Ve açıkçası atlı çoban göçebe hayatı dediğimiz, göçebe tarzı hayatı yaz-kış, yazlık-kışlık yerlere göç etmelerinden dolayı. O da tabii hep gökyüzünle de ilgili. Ben Moğolistan’a gitme şansım oldu. Diyor ki işte Altaylara gidebilecek miyiz? Çünkü Moğolistan ortasında başkentteydik. Altaylara gidebilecek miyiz? Diyor ki onu gök bilir diyor. Niye? Bu sefer ama gerçekten materyal olarak, madde olarak diyor. Çünkü kar mı fırtına mı çıkacak bilmiyoruz. Burada hiç belli olmaz diyor. Yani tanrı izin verirse gideriz. Evet. Yani. İnşallah. Tanrı hem gök, maddi olarak örneğin demin resimlerde gördük. Düzeyden çıktığımızda her yer bembeyaz kar kaplamıştı. Burada tabii insan… Az önce o karlı yolu tekrar gösterebilir miyiz Atay? Evet. Orada görüyor insan yani bir gökyüzü, gökyüzünden yağan kar her yeri bir anda bembeyaz yapıyor. Şurası mı? Evet. Ve Moğolistan’da yaşadığım insanlar, bunu da söyleyeyim, onların muhafaza ettiği ve modern çağa kadar getirdiği hayat anlayışı bizim için de güzel bir örnek aslında. Çünkü onlar bunu güzel öğrenmişler. Sağlıklı bir şekilde bunu yaşıyorlar bence. Hem bir tanrı anlayışına, yani gök tanrı her insan için yani hiç kimse kaçamaz, herkes göğün altında yaşıyor. Birleştirici bir, hoşgörülü bir anlayış. Ama aynı zamanda doğaya da saygı duyan, örneğin besleyen toprağa saygı duyarlar, hayvanlara, dağlara, ağaçlara. Moğolların Müslüman nüfus çoğunluk değil mi? Moğollar da pek Müslüman yok. Kazaklar var Moğolistan’da onlar Müslüman. Budist var, Hristiyan var. İşte daha çok şimdi de bu tengri anlayışı yükseliyor. Benim de şansım oldu hem Türk, Moğolistan’da Türk kökenli insanlarla görüştüm, hem de Moğol kökenli insanlarla. Bunlar da bu işin kanları diyebilirim. Birisi bu dediğim Galizan Çinak, herkese kitaplarını tavsiye ederim. Hangi yayın evinden o? Farklı yayın evlerinden. Bu Nobel Yaşam, bu vakıf bank kültür yayınları, adı üstünde, Mavi Gökyüzü. Bu çok dikkate değer bir yazar. Türkiye’de pek tanınmıyor ama dünyaca ünlü. Yazılı kitapları onca dile çevrildi. Devlet ödülleri de aldı Almanya’dan vs. Alman dilini geliştirdiği için. Almanca yazıyor aslında. Çok ilginç bir kişi, bu Tuva halkının reisi. Şimdi oğluna verdi reisliği ama aynı zamanda 5 yaşından beri şaman. Şimdi 80 yaşında. Yani bize Altay Türk kültürünü dağlardan aktarıyor bu kitaplarda. Başka bir yerden pek karışmadı. Ben de onun misafiri oldum. Yani ben araştırma yaparken onunla tanıştım. Dedi ki niye Türkler gelmiyor Moğolistan’a, bizi görmüyor, Türkler mirasını biz yaşatıyoruz, daha kaç yıl buna dayanabiliriz bu yaşam tarzına diye. Benim de içimde yankılandı o davet. Sordum işte gelmek istiyorum, nasıl olur diye. Bizde kalabilirsin dedi. Bir ay, Galizan Çinak’ın asıl ismi Şınık Bayoğlu. Curugua, o da onların dilinde. Ama Şınık Beyoğlu yani. Beyoğlu, onun asıl ismi. Bay Zengin demek. Evet aynen. Misafiri olduğu için. Evet bu bey, Galizan Çinak. Kendisi ödülleriyle. Moğol kendisi. Tuva. Tuva Türkü. Ama Moğol kimliği, Moğol devletinde yaşayan. Ama Tuva Türk dili. Tuva kültürüne sahip çıkıyorlar. Diyor ki ben Türk ve Moğol kimliğimi her yerde gururla taşırım diyor. Herkes kendi kimliğinde ne düşünüyorsa odur zaten. Ama şimdi Moğolistan’da yaşadıkları için azınlık olarak kavga çıkarmak istemiyorlar. Çıkarmasınlar zaten. Evet ve aksine entegre olmak istiyorlar. Ama Moğollar kabul etmedi uzun zaman. Uzun zaman orada Moğollar da bugün halen de, bugün halen Moğolistan’da biraz sorun var. Ama çok şükür artık o kadar sorun değil. Hatta belki de hiç sorun değil. Öyle isterim. Çünkü Gaysen Çınarkaya yeni devlet ödülü de verdi Moğolistan’da emek devlet ödülü verdi. Çünkü azınlık olarak tanılmazken, Almanya’da kitaplar yazarken bir vakıf kurdu Moğolistan’da. Yazarlık olarak kazandığı paraları vakıfta topladı ve orada bir ağaç dikme seferberliği başlattı. Bugün de Türkiye’de bunu istiyor halkımız. Ağaç dikme seferberliği başlatılsın diye. Ve bu Gaysen Bey kendisi de GT diyor. Burada var ağaç dikiyor. Evet, ağaç dikiyorlar. Bir milyon ağaç diktiler Moğolistan’da. Okullarla beraber, vesaire halkla, askerlerle beraber resimler getirdim. Ve neticede kitap yazdıkları için ve ağaç diktikleri için, yani halka azınlık olarak düşman olmadılar. Entegre olmak istediler, bizi de kabul edin. Biz de faydalı işler yapıyoruz diye çalıştılar. Ve Moğolistan’ı her yerde tanıttılar. Ve sonunda dediler ki siz Moğolistan’ı her yerde tanıttınız. Biz yazmıyorduk, siz yazdınız. Çok sağ olun. Öyle Gaysen Çinak’a ödüller verdiler. Bence azınlık politikası için de, örnek olarak ben şahsen Almanya’da da azınlığım. Türk azınlığı Almanya’da yaşıyorum. Ama Almanlara yardım etmeye çalışıyorum. Siz de gelin doğru yola diye. Bilimde hizmet ediyorum. O açıdan azınlık olarak devlete düşman olmak gerek değil, şükür etmek gerek. Ve halkla her zaman barış içinde yaşamaya çalışmak gerek efendim. Evet, o yüzden bugüne kadar hep diyememiştim. Gaysen Çinak misafiri oldum. Çok ona minnettarım. Beni sevenlerden de tavsiye ederim. Ona da destek oluyor, kitapları da ağaca dönüyor. O da ilginç. Güzel. Bir gün çocuklar soracak, bu ağaçlar hep var mıydı burada? Diyecekler ki bir adam vardı, kitap yazdı. Ağaçlardan kitap yaptı, sonra kitapları ağaca çevirdi diye yine. Böyle ve devam ediyor ağaç projeleri. Başka resimleri de isterseniz geçebiliriz bu klasörden. Tabii. Zamanımızı da fazla uzatmamak için. Schmidt’iyle ilgili söylemek isterim ki, Schmidt Göktürk, Orhun yazıtlarında bir öz Türk dini buluyor. Sonra şamanizm ve farklı görüşlerde karışımlar keşfediyor. Bin sayfada bunları didik didik kaynaklardan alıntı yaparak açıklıyor. Çok büyük bir eser, kaynak. Onun için bu tavsiye için size çok teşekkür ederim. Rica ederim. Yani çok güzel bir çalışma. Bunun üzerine devam araştırıp konuşmamız gerekir. Efendim burada ağaç dikme olaylarını görüyoruz. Çok güzel bence, değil mi? Tabii, öğrenciler. Evet. Birlikten güç gelir, başarı gelir efendim. Güzel. Bu resimleri vakıf sayfasından aldım. Gaizen vakıfı diye. Bu da Gaizen Çinak’ın oğlu Galtay. Adı ne? Galtay, Moğolca isimleri. Altay var mı? Altay torunu sayılır şimdi. Bir bebek doğdu, Bilge Altay ismini koydular. Ama Moğolistan’da da Moğol isimler kullandılar. Çoğu çocuk Tuva dilini, Türk dilini bilmiyor artık. Moğol dilinle yetişti. Nasıl ki Almanya’da Türk azınlığı kendi ana dilini unutmak tehlikesinde bulunuyor bazen, alışkanlık olarak da. Ancak bu Türk halkları, Tuva halkı da daha pek bilmiyor Türklerle akrabalığını. Yani büyükleri biliyor, bazı küçükleri de biliyor. Ama çok şükür Türkiye’de orada işte bizi Orhun yazıtlarına yol yaparak, müze yaparak bize de gönderdiler. Bize de ulaşım sağladı ve Tuva halkında, yani Moğolistan’da yaşayan Türk soylu insanların da Türkiye ilişkisini güçlendirmesi için Türkiye burslar verdi. Çoğu genç Türkiye’de okudu, Türkiye Türkçesini öğrendi. Onlarla da söyleşiler de yaptım YouTube’da. Bazı arkadaşla söyleşi yaptım, onları daha iyi tanımak için. Şimdi onlara Tengri ve Şamanları sordum. Onlar o kadar saf insan ki göğe güveniyorlar. O herkesi besliyor, herkesi taşıyor diyor. Ve biz insanoğlu yanlış iş yaparsa diyor, toplumun içinde en iyi insana, sadece iyi işler yapan insana gökyüzü bir ruh gönderiyor. Aslında bakın bu Türklerin İslamiyeti böyle barışçı yoldan kabul etmeleri. Yani Satuklu Uğur Ağa’nın zamanında, işte Bulgar Ağanı, Satuklu Uğur Ağa’nın Selçuklu hükümdarları, Tuğrul Bey, onlarla İslamiyete geçtiler. Ama mesela sizin anlattığınız o eski Türklerdeki inançlar, o tek tanrı fikri zaten Türkleri hazırlamış şeye, İslami devreye Türkler hazırlanmış. Onun için hani Türkler kılıç zoruyla Müslüman oldu falan gibi iddialar tamamen yersiz ve gerçek değil. Bence Türkler çok sabır gösterdi. Önce izin verdi öbürleri bakalım ne yapacak bu dinle, tanrıyla. Bugün bir şey okudum, tanrıyı kurtarın diye. Çünkü bazıları tanrıya sahipleniyor, bu tanrı böyledir, şöyledir diyor. Türkler de uzun zaman seyirci kaldı. Biliyorsunuz İslam tarihinde Türkler önce askerdi. İzlediler halifelerin ne yaptıklarını. Sonra dediler artık böyle olmayacak, biz başa geçelim. Ve bu birikimden, tanrı devleti birikiminden gelen Türkler sonunda İslamiyet’in de başına geçti. Ve çok teşekkür ederim hatırlattığınız için tanrı gibi unvanları da devam etti. Örneğin Selçuklu döneminde Küdüs’ü kurtarmak için çaba gösteren Türk beyleri, Türk önderleri de öyle unvanlar aldı. Örneğin İmadettin Zengi, tanrının hediyesi olarak Müslümanlar adlandırdı onu. Yani tanrı gibi Türk kanundan tanrı hediyesi atabeylerine. Bu Türk tarihinde hep devam etmiş efendim. Bunu da devam izleyeceğiz. Belki bugün bunları konuşuyoruz yeniden. Ne olacağını öğreneceğiz. Burada da kısa boylu atlar var, eski Türk atları. Çok dayanıklı bunlar. Çok hızlı koşmuyorlar ama en uzun mesafeleri alan atlar bu kısa boylu atlar. Burada bir kurban bayramı hazırlıyorlar. At mı kurban edilecekler? At kurban edilecek ama burada ilginç bir şey var. Bu canlı kurban. Yani bu at tanrıya atfedilecek. Kimse ellemeyecek. Yani mavi bir kurda sarıyorlar sonra o özgür dolaşacak. Kimse onu evcilleştirmeyecek, bezlemeyecek, karışmayacak. Yani kesmiyor. Serbest dolaşıyor o at. Kimse de çalmayacak o atı. O da önemli. Örneğin bu kitapta buna inanmayan bir kişinin hikayesini de anlatıyor. Diyor ki sen inanmadın bu kurban atımıza gittin onu çaldın diyor. Tanrı da seninle şöyle yaptı böyle yaptı diyor. Yani orada böyle hikayeler de var. Atın özgürleştirilmesi ilginç. Kesmiyor etini yemek için. Onu özgürleştiriyor. Onlar da tabii yılkı oluyorlar, çoğalıyorlar falan filan. Yani Türklerin Tanrı ile ilişkisi kurbanları aslında bir o ilişkiyi pekiştirme durumunda. Ve görüyoruz sen bize at veriyorsun biz de sana bir at geri veriyoruz ama senin elinde değil. Yani çok canlı bir kültür. Efendim birkaç eşya daha getirdim. Program bitmeden önce onları da anlatmak istiyorum. Resimler tabii de çok dikkate değer. Şimdi burada o wo dedikleri o taş yığını. Şimdi bunları da söyleyeyim. Bu kültür belki taş devrinden geliyor. Yani Etruskları araştıranlar, Etruskları araştıranlar İtalya’da diyorlar ki Etruskların kültürünü anlamak için Altaylara bakmamız lazım. Çünkü onlar, şimdi Wilhelmschmidt da onu diyor. İran kültürü yani büyük devletler, gelişmiş devletler bozdu diyorlar öz kültürü. Öz kültürü bu atlı çobanlarda buluyoruz. Ve bugün de devletin temellerini, kültürlerin, dinlerin temelini burada görüyoruz. Hatta şamanlar demişken İslam ensiklopedisinde yazıyor. Şamanlar Sami peygamberlerin öncüleri diye tarihte. Yani peygamberler daha kitaplara geçmemişken şamanlar bu rolü aracılığı yapmaya çalışıyordu. Ancak herkes kendine şaman diyebilir ama işi gerçekten faydaya getirmek başka bir şey. Yani bunların dediği insanlar kendilerini halkın hizmetine adıyor. Ama çoğu yanlış işler de yapılabiliyor o yüzden kimsenin yani hocalık sarıkta hırkada değildir. Dimağdadır diye Atatürk’ün bir sözü var. Yunus Emre o. Yunus Emre. Yunus Emre. Atatürk de söylüyor. Atatürk aktörmüş. Bilgelik bizim tarihimiz. Kaanlarda da görüyoruz. Zenginim demiyor, bilgeyim diyor. Efendim böyle taş yığınları yani kültürü Etrüsler’den Mısır’dan bütün kültürlerde belki görebiliriz. Yani bu Türk kültürünün medeniyetin beşiği aslında. Tarih medeniyet tarihinin beşiği olarak ben demiyorum bugün bilimde bu öyle görünüyor. Ancak şöyle bir durum var. Batılılarda geliyor ki diyor ki Türkler yoktu Altaylarda önce biz vardık sonra Türkler geldi diye yeni teoriler çıktı. Biz onlarla da mücadele ediyoruz. Yani Türk düşmanlığı şimdi Tanrı’dan söz ediyoruz ama Tanrı bir rakibi de var tarihte. Affedersiniz burada erlik olarak geçiyor. İslamiyet adını anmak istemeyiz de şeytan olarak geçiyor. Yani insanları kandırmak isteyen ve ben de tabii görüyorum Türk düşmanlığı da öyle bir şey. Besvese dedikleri ödüne haset düşmüş düşüncesiyle Türklere yaklaşanlar onları Altaylarda da yok saymaya çalışıyor. Ama kültür olarak bunu yaşatıyor Türkler hala ve gidip onlardan öğrenmemiz gerekiyor. Öğrenmeyi başka kültürleri de anlamak istiyorsak efendim. Şimdi Kaz Dağları’nda da benzer bir yapımız var. Sarı Kız Türbesi var. Onun da çaput bağlıyoruz ya. Evet. Çaput bağlamışlar ya. Evet. Yani çok zengin ve heyecanlandırıcı bir kültür. Yemek kültürü, süt ürünleri, peynir ürünleri vesaire. Biz resimlere hızlı devam geçebiliriz. Çünkü heyecanla size paylaşmak istediğim bir iki şey daha var. Şimdi ben ne getirdim size eşya olarak? Çalgı getirdim. Bu ağız kopuzlarından. Onu programın sonunda anlatmak istiyorum. Ama fazla da uzatmak istemiyorum. Hem size hem seyircilere. Çünkü konu çok konuşabiliriz saatlerce. Şimdi bu Kaz Dağları’nın Sarı Kız Türbesi. Demin adlı… Birbirine ne kadar benziyor. Evet. Yani Moğolistan’daki şeyle Kaz Dağları’ndaki birbirine ne kadar çok benziyor. Şimdi buna bağlı olarak da Tahta Kuşlar Etnografya Galerisi var. Kaz Dağları’nda. Onları da tavsiye ederim o bölgenin insanlarının kurduğu bir galeri. Müze dememek için. Şimdi efendim atlardan söz ettik. Atlan gezenlerden. Bunlarda atlan göğe çıkma hikayeleri de var. Yani İslamiyet’te Miraç. Hatta İslamiyet tarihine de dıştan gelmiş diyorlar Miraç hikayesi. Farzlarla vesaire. Ama bu Miraç olayı Türkler de bir pratik olarak görülüyor. Ve o yüzden örneğin bu eşyaları da getirdim. Bu bir Moğol Şaman Birliğinden. Şaman değil mi demeyeyim. Tengrici. Moğolistan’ın en büyük tengri bugünün en büyük tengri birliğinin tesadüfen başkanıyla tanıştım bayan. Onun da resmi var da onu başka zaman yine konuşuruz. O bana böyle bir şey verdi. Hatta beni de bu yola. Yolda değil pardon şöyle söyleyeyim. Dedi ki ben Bilge Kağan’ı araştırıyorum dedim. Sizce bunlar var mı bizi görüyor mu dedim. Niye bende bu kadar güçlü bir ilham var. Araştırdı ettim büyük bir heyecanla bir şey söyledi. Kendi soyumla ilgili. Ama bu İslamiyet’le ilgili. O da dedi ki ben senin atalarının dilini dinini bilmiyorum ama bir şey var dedi. Sen onları öğren dedi. Yani demedi ki biz kim gibi Şaman ol. Dedi ki sizde başka bir gelenek var ona sahip çıkın. Bu Şaman var mı hala orada? İşte evet. Şaman çünkü büyücülük yani o Tengri’den önce daha ilkel. Ormanlarda kenarlarda köşelerde büyücülük döneminin şey inancı. Din de değil Şamanizm. Ya bunlar daha şu an daha tartışma durumunda. Ama benim bu tanıştığım kişiler kendilerine Tengrici diyor. Şaman da diyor. Tengrici ve Şaman ve Göçebe halkı yaşamı da ayrılmaz bir bütündür diyor. Çünkü bu Şamanlar aslında fazla kafayı karıştırmak gerek yok diyor. Yani onlar pek büyüyle sihirle falan benim tanıdığım kişiler çalışmıyor. Hatta onlar bu piyasada yanlış kişileri eleştiriyor. Diyorlar ki siz fazla sihiri. Diyorlar ki sihir nedir bilgidir diyorlar. Yani bilgi üzerine duran kişiler. Ama onların kültürü tarihi. Bana da bu hediyeyi verdi. Şimdi burada niye bunu paylaşmak istiyorum. Bu insanlar dürüst olmaya çalışıyor. Bilgili olmaya çalışıyor ama modern bilimin reddettiği bazı şeyleri de çalışıyor. Şimdi o gruptan bir şey tanıdım. Bu kitap At Çocuk ismi. Otizmli bir çocuk. Avustralya’dan babası çocuğunu Moğolistan’a getiriyor. Diyor ki Batı bilimi bize yardım edemedi diyor. Bu bayan paylaştı bu kişinin hikayesini internette diyor. Bu adam kitap yazdı. Oğlunu iyileştirmiş bu şamanlar. Ne yaptılar? Onlar biliyor. Ama iyileştirmişler çocuk. Şimdi evliymiş, ev varmış, işi varmış. Yani bununla ilgili bir şey daha söylemek istiyorum. Şu an Almanya’da yüksek lisans felsefe okumaya başladım. Ve bilim teorisinde yeni gelişmeler var. Burada Paul Feyerabend adlı bir bilim insanının bir kitabı var. Yönteme karşı diyor ki modern bilim aslında bir din gibi ortaya çıktı. Yarım bilgiyle bu bilimdir dedi. Başkası bilim değildir dedi. Nasıl ki eski Hristiyanlar ya da başkaları başka dinlere düşman olduysa modern bilim de başka düşünenlere düşman olmuş. Paul Feyerabend diyor buna hakkınız yok. Çünkü zaten çoğu bilimsel gelişme bilim dışı kuramlardan bilime giriyor. Yani bilim dışı düşüncelere de izin verin ki onları da bir derleyip görelim. Hemen yok saymayın. Hatta zaten bilimsel yöntem her şeyi açıklayamaz ki diyor. Bilime varana kadar neler olması gerekiyor? Bir teorinin yazılmasına kadar. Ama insanlar özgür araştırmaya hakkı olması gerekiyor diyor. Aslında her şeyin bir oyunla başlıyor. Bir deneyerek başlıyor. Bunu da bilime yeniden katıyor. Yani bu gördüğümüz Türk tarihi, tengri, ondan sonra ilham, fayda, doğayla bir bütün olarak yaşamak, doğayla bir türlü canlı olmak yeni bir ufuk açıyor bize. Yeni bir canlılık getiriyor. Burada fayda da buluyor insanlar. Ta Avustralya’dan gelip çocuğunu iyileştirebiliyor. O yüzden daha önümüzde açılacak, aydınlanacak belki çok karanlıklar var. Ama dikkatli olmak gerekiyor tabii. Kaptırmamak gerekiyor kendini yanlış bilime, yanlış dine, yanlış söylentilere. Özünde doğruluk ve iyilik üzerinde durmak gerekiyor. Bu açıdan da çok minnettarım. Hem bu araştırma şansımız oldu, hem sizinle tanışma, buluşma, paylaşma şansımız oldu. Hem de Moğolistan’da insanlarla birleştik, buluştuk. Şimdi tarihin böyle bir noktasındayız. Bakalım yolumuz daha nerelere gidecek efendim. İzleyeceğiniz bir şey var mı? Benim bu Wilhelm Koppers’in ön Türk ve ön Cermen’li kitabını öneriyorum. Haftanın kitabını önermiş oluyoruz. Haftanın kitabı olarak. Yani burada bu kitapta Koppers diyor ki, Türklerin dünya tarihindeki rolü eşsizdir. Başka hiçbir halkla kıyaslanmayacak bir rolleri olmuştur. Çünkü kurdukları atlı çoban kültürü aynı zamanda devlet kuruculuğunun dünyadaki ilk şeyleridir. Onların tarım zenginliği olan alanlara inip nehir boylarına o tarım zenginlikleriyle buluşmasıyla büyük devletler oluşturuldu. O bakımdan atlı çoban kültürü Türklerin eşsiz bir rol oynamıştır dünya tarihinde, devlet kuruculuğunda, ilk medeniyetlerin çıkmasında. Bizi izleyenler şu anda cep telefonlarından bilgisayarlarından kaynak yayınlarından internet sitesine girip sipariş verirlerse hemen yarın ellerinde oluyor kitap. Tabii tabii. Yani mesela bu bütün hepimizin okuması lazım bu kitabı. Yani sonuç itibariyle 1930’larda Avusturya’da Vien Schule, Viyana Okulu denen bilim adamlarının, dünya çapında bunlar etnologlar, dünya çapında halk bilimcileri, onların yazdığı kitaplar. Dolayısıyla hani yani bunu Türk propagandası yapmak için falan yazmamışlar, gerçek bilim adamları. Hem de Hristiyan ve Cermen oldukları halde hakikati, tarihsel hakikatleri namuslu bir şekilde saptamışlar. Bir de Nazi döneminde yapıyor, yani Nazi Düzesi’nde de karşılığı çıkıyorlar bununla beraber. O da çok enteresan. Nazi döneminde. Efendim bir şeyler de aklıma geldi, bunu eklemek paylaşmak istiyorum bu vakitte. Resim de getirdim de, şimdi önce demin bu atı anlatmamın sebebi aslında benim hayatımla ilgili değildi. Kitapta şu Sibirya Arkeoloji kitabında, yakından alabilirsek bunları, Sibirya Arkeoloji Tarihi kitabında buna benzer bir at figürü bulunuyor efendim. Ona da bez bağlı. Bu at figürü 2000 yıl önce Altaylar’da bulunmuş, Hun dönemine ait. Şimdi araştırmacılar anlamıyor bu atta niye bez bağlı. Ben ama saye onlarla tanıştığımsa diye anladım yani bu aynı kültür. Şimdi ben ona çok şaşırdım yani gerçekten binlerce yılın mirasını orada rastlayabiliyoruz. Bu bez bağı nereden geliyor acaba? Bez medeniyeti mi temsil ediyor? Yani dokumacılık falan. Doğrudur, hepsi içinde vardır. Diyoruz çöplük bağlıyoruz değil mi şeylere, türbelere falan. Evet, bezin kıymeti, evet çok doğru. Sonuç itibariyle bez nedir? Hayvanların küplerini falan filan şey giyerken dokumacılık başlayınca bez bir medeniyet tabii, bir büyük bir atılım. Evet çok çok güzel bir tespit. Ben bunu… Emek istiyor evet bezi hazırlamak. Yani bunu bir şeyle, muhakemeyle çıkartıyorum yoksa tarihi bir hakikat olduğu için değil. Ama çok doğru yaklaşıyorsunuz. Çünkü bütün kültür değerli şeylere saygı göstermeye dayanıyor. Birisi emek verdi ona saygı gösteriyorlar. Bir bezin ortaya çıkması bir emek eseri. O yüzden mesela bez nereden çıkıyor? Alıyoruz koyunun yününü eğiriyoruz değil mi? Bizim bilmiyoruz siz o zamanlara yetiştiniz ve o şeyler köy güverimizde falan vardır. İplik yapıyoruz koyunun yününden, o zaman o iplikten örüyoruz. Mesela kazak yapıyoruz, memleğe yapıyoruz, bez yapıyoruz. Çok süper bunu demeniz. Çünkü bunun içinde de koyun, onu sarmışlar öyle kalın koyun yünlü var. Öyle bir şeyler var ama dediğimiz gibi bugün yeni şeylerde çok eski bir kadim kültür, Moğolistan topraklarında Türkler arasında ve Moğollarla da farklar da olsa ortak eski yönler var. Sadece Türkler ve Moğollar için, bütün dünya için önemli olan şeyler. Ve ibretlik olan bugün Çin felsefecilerden önerilen tengri yani gökyüzü felsefesi. Hepimizi birleştiren, buluşturan, besleyen. Onların da Tien. Türkler işte bu Zhou hanedanı döneminde yani milattan önce 1300’den başlıyor. Tien, tengriyi Çin’e götürüyorlar ve Çin’in şanların tanrısının yanına Türk tanrısını dikiyorlar. Ve onun adı da, re sesi Çince’de yok, Tien diyorlar. O da gök manasının gibi Tien. Şimdi onlar göğün oğlu diye vs. konuşmuş. Türkler daha bir zengin bir felsefe geliştirmiş bunda. Ama Konfucius var, o da herhalde bu gök felsefesinde. O filozofan mı? O din değil mi? Ama işte bu gök felsefesinde konuşuyorlar. Örneğin Bruce Lee’ye soruyorlar Amerikan televizyonunda. Sen kendini Amerikan mı Çin olarak mı görüyorsun? Kime? Bruce Lee, eski sporcu. Ama felsefe de yapmış. Diyor ki ben kendimi insan olarak görüyorum. Konfucius gibi demek istemiyorum da ama hepimiz gökyüzünün altında insanız diye. Yani sen Amerikan’ı, Çin’i diye ayırmak yapmıyor. Yani bu gökyüzü felsefesinde asıl İslamiyet’in ya da öbür dinlerin de anlatmak istediği insanların kardeşliği. İşte Adem’le Hava ya da topraktan yaratılmış insan. Hepimizin aynı kökeni olduğu hatırlatması. Efendim iki şey eklemek istiyorum. Sizin dediğiniz gibi Türkler medeniyet taşıcısı olmuş dünyada. Bunun iki örneği var müzik dünyasında. En eskisi belki ağız kopusudur. En yenisi de belki diyeceğim zil. Yeniçerilerin çaldığı ziller. Zilde davul da. Yani bütün Avrupa’ya davulu götüren Türkler. Şimdi Reçiden rica edebilirsem. Aynen. Ağız kopusları ben de getirdim. Ben fazla çalamıyorum da belki ses gelir. Böyle bir şey efendim. Şimdi ilginç olanı nerede sanırsınız? Hangi coğrafyada bunlar var diye düşünürsünüz? Yani ben hiç tahmin edemedim. Asya’da sanıyordum. Altaylar’da, Moğolistan’da. Almanya’da buldum. Avusturya’da bakın bütün dünyada araştırma yapılmış ağız kopusları. Şimdi Türkiye’de bu büyük kopusa geçmiş. Saza bağlamaya. Ama başka kültürlerde daha bulunuyor. Eskiden beri. Hatta kazılarda da çıkıyor bu. Şimdi ilginç olan Avusturya’da 400 yıllık bir demirci şeyi var. Bu ağız kopusu yapanlar. Onların da resmi getirdim. Onların da ilginç bir efsanesi var. Onu da şimdi efsaneye kaçıyor da. İşte o cadılar vaktinde bir bayanı öldürmek istemişler. Ama o bayan o yakılacak odunlarından bir ağız kopusu yapmış. Ve orada ağız kopusu çalınca halk hayran olmuş. Onu öldürmemiş, yaşatmış. Ve şehrin koruyucusu olarak anılıyor. 400 yıldır orada ağız kopusu yapılıyor. Yani Alman Türk ilişkileri aslında benim bu Cermen Türk tarihi olduğu için sadece yazıda benzerlik değil, eski mitoloji de, din de değil, pratik hayatta da, müzikte. Ve Sondra’da eski Türklerden gelen o zilde, Osmanlı’yla da Avrupa’ya taşınıyor bugün bütün dünyada. Bütün orkestralarda. Bunlar komuz mu diyorlar? O da enteresan. Kopuza benziyor. Zaten Bm yani biz ben deriz, onlar men der. O yüzden biz kopuz deriz, onlar komuz der. Bu da İngiliz bir albüm. Sibirya ve Orta Asya, Uğra Türk halklarının müzikleri kopuz çalıyor, bayanlar da. Yani Türk coğrafyası, dünyası, resimler çok getirdim, haritada getirdim. Yani bugünkü Türk dillerinin nerede yayıldığını ta bu kıtanın, Avrasya kıtasının dünyanın en kuzeydoğu ucundan, Sibirya. Ta en güney batısına kadar, Türkiye’ye kadar bir Türk dünyası var. Şeye kadar, Balkanları da kıtarsın. Doğu Avrupa, evet. Bu Almanya’daki işte bu ağız kopusu yapan insanlar. Alman kendileri. Bu da işte Ermeni kökenli zil cihanı, zil cihanı, ünlü. 400 yıldır da onlar da zil yapıyormuş. Tabii o eski Türk yeniçeri şeylerinde. Evet. Zil ve davulu Türkler götürüyor Avrupa’ya. Bu çok büyük de bir ustalık istiyor. Bu da ilginç bir şey var. Bunların ilk örnekleri Sümer’de bulunuyor, sonra kayboluyor. Çin’de eski Türklerde bulunuyor, sonra Osmanlılar Avrupa’ya getiriyor. Ve kolay değil bunun yapımı. Yani ne gördük, Türkler de çok bulunacak şeyler var. Din alanında, kültür alanında, dil alanında, müzik alanında. Benim de yeni araştırmak istediğim bu süt ürünleri. Yani tereyağı, peynir tüketimi ve üretimi. Almanlarda da çok ünlü tereyağı vs. süt ürünleri. Yani ayrımcılığa karşı ortak kökenli. Tarihteki sorun Türk düşmanlığı. Yani kim ki Türklere karşı olumsuz bir duyguyla hareket ediyorsa, kendini önce kontrol etsin. Çünkü tarihte bağlarımız Türksüz olmaz, Türksüz tarih yazılmaz diye. Eğer bunu yapabilirsek, Türk olarak da övünecek şeyimiz, doğruluğumuz ve iyiliğimiz. Yoksa övünecek bir şeyimiz olmaz. Yani faydalı, iyi insan olursak, Türklüğün hakkını vermiş oluruz diye düşünüyorum. Çok güzel. Çok teşekkür ediyoruz. Bu sohbetler dinlendiriyor aslında bizi bambaşka bir yerlere götürüyor. Ve keşke daha fazla zaman arayabilsek. O Schmidt’in kitabını falan, tabii o 12 cilt de, bu Tengri 9. cilt diyorsun sen, onun 3. kısmı. O Tengri kitabını bir özetlerse, tabii bunu nereden aldın? Bu Schmidt’in bu şeyini. Şimdi internete girince şey buldum, bir bölümü Türklerin… Bu TüTarih Kurumu’nun falan bastığı bir şey mi acaba? Çünkü nereden aldın? Ya tam dergi kaynağına bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiş, Saadettin Buluç hocamızdan. Ama onun tercümesinde örneğin Tanrı kelemesini gök olarak çeviriyor. Yanlış. O Talat Tekin hocamız… Tengri diye çevirmek lazım. Evet. O özel bir at o yani, gök değil. Bunu Talat Tekin hocamız çok güzel değerlendiriyor, yorumlar da yapıyor çevresini ya da güncelleşmesini. Ve Buluç hocamız da Wilhelm Schmidt’in kitabından bir bölümünü çevirmiş. Yani sadece 20 sayfalık bir şey. Onu internette buldum, hangi dergide yayınlandı bilmiyorum ama size gösteririm. Bulurum ben, internetten girince bulunuyorum. Onu da gönderebilirim. Şu anda elimizde bu kopyasını Öntürklü ve Önintçi Ermenlik var. Bunu 100 küsur sayfa, çok… Bir de ön söz, bana ben bir sunuş yazdım. 100 sayfa. O kadar bir elinize aldınız mı bırakamayacaksınız onu söyleyeyim. Bu kitap ele alındığı zaman bırakılmayacak. Bana gelmedi o kitap. Öyle mi? Çok teşekkür ederim, hemen istedim. Hatta iki tane vereyim, belki bir arkadaşına verirsen. Sizde var, tamam. Bulurum ben. Çok sağ olun. Yani bunlar çok önemli kişiler, Wilhelm Koppas bunlar mücadele etmiş. Bak, naz ideolojisi Alman halkını da kandırdı. Mesela Schmidt, İsviçre’ye kaçıyor nazilerden. Yani naziler Avusturya’ya gelip ilhak edince, Anshelos diyorlar. Ondan sonra o papaz İsviçre’ye kaçıyor. Orada hayatını sürdürüyor. Ama bunlar Viyana Üniversitesi’nin etnoloji halk bilimi bölümünü kuran, dünya çapında büyük etnologlar. Evet, gerçekten sayenizde bunları hatırlıyoruz yine. Bunlar da zaten bizim savunduğumuz şey de hep savunmuş. Biz sadece bir hatırlatma yapıyoruz aslında. Yani bunlar hep ortada olmuş. Aslında o yüzden de benim o tanrısal boyut düşüncem nereden çıktı? Çünkü tarihte şöyle bir anlatım var. İspat ve delil ile bir şey açıklandığı vakit halk da onu inkar ederse, yani ispatlı delilli şey inkar ederse sonucu ne olacak? Yani asıl o bize Kur’an’ı Kerim’i anlatmak istediği de o, şimdi o dini boyutuna fazla girmek istemiyorum da ama asıl özünde şu söyleniyor. Size bir doğru bir şey, yani dini savunmak, yani her sözü, her yorumu savunmak için bunu demiyorum. Kimse yanlış anlamasın lütfen. Ama özünde böyle bir, siz de bunu bilirsiniz. Tarihin bir şey, dialektiği var. Tarihin bir gidişatı var. Ben de tarihte baktım. Hangi halk yükseliyor, hangi halk felakete uğruyor ve neden? Görüyoruz ki Naziler ispatlı delilli şeyi inkar etmiş. Kaç bilim insanı, Wilhelm Kopperschmidt, ondan önce Stralenberg, örneğin burada Stralenberg’in resmi de var. Bunlar hep Avrupa’yı uyarmış, yine de onlar o bilimin peşinde gitmemiş, sahte bir bilim yapmış. Yani bilim de sadece ünvanda değil, gördüğümüz gibi diplomalar konusunda. Diploma da kurtarmıyor. Yani bilim, ispat ve delili dayalı olmalı. Ünvana ya da gösterişe değil. O zaman da doğru başarıya gidebiliyoruz, yoksa felakete gidebiliyoruz. Yani bizim de bunları hatırlatmamızın sebebi, kaçırmış önceki nesiller bu şansı. Yani Türk tarihinin yükselişi şimdi bize nasip oluyor. Konuşabiliyoruz burada rahatça bunları efendim. Çok teşekkür ediyoruz. Bu şey de, kitabı söyledik, yani bu Koppers’in işte orada da gözüküyor, Ön Türklik ve Ön Hint Cermenlik. Herkese öneriyoruz, bütün gençlerimize, öğretmenlerimize, entelektüellerimize, aydınlarımıza, siyasetçilerimize, bütün halkımıza öneriyoruz. Türklerin, adlı çoban kültürüyle devlet kuruculuğunda dünyada oynadıkları eşsiz rol. Yani ben Koppers’ten aktarıyorum bunları. 20 sayfa kadar da bir sunuş yazdım ben. Aynı zamanda orada Ovyana Okulu hakkında bilgiler verdim, Koppers hakkında bilgiler verdim. Bu kitabı öneriyoruz. Bir de Çağıl Çayır arkadaşımızın Cermen Rulik yazısının Türk kökeni, onu da gösterelim orada. Bu da çok önemli, daha çok Alman kaynaklarıyla. Ve yani bu Almanların Türk inkarcılığına karşı, sonuç itibariyle Cermenlilerin Rulik yazısı da bizim Orhan yazıtlarına son derece benzeyen bir yazı. Gerçi onlar hala okumadık falan filan diyorlar. Çarpışmadı onların okunuşları. Okursalar belki hidayete erecekler. Okumaktan korkuyorlar mı yoksa? Vallahi bir işim var. Şimdi bilmiyorum onları. Altından belki Çapanoğlu çıkacak, Türklük çıkacak falan diye. Yani mutlaka sıra dışı bir durum. Normal bir araştırma yapılmıyor. Hatta ben bu konuda bir makale yayınladım. Hakemli bir dergide. Almanca mı Türkçe? Almanca. Tanrı oyunu konusunu da koydum. Dedim ki bu kadar inkardan ve olağanüstü olaydan, felaketlerden sonra artık bu Tanrı’yı da bir düşünün dedim. Çünkü Şmit de kendisini, beni Tanrı bu kitabı yazdırmaya yönlendirdi diyor. Şmit de öyle diyor. Bilge Kağan da öyle diyor. Hatta Bilge Kağan ilk Türk yazıtlarını bulan Mesa Şmit, Daniel Gottlieb Mesa Şmit diyor ki, en gerçek ibadet çalışmaktır diyor. Ve çalışarak gece gündüz Türk tarihini, coğrafyasını ortaya çıkarıyor. Bunlar hep bir tanrısal düşünceden gelmiş. Ama tanrısal düşünceyi sadece bir dini taklidi değil, çalışmaya, bilime yönlendirmişler. Bilim yolunda emek vermişler. Haftanın müziği olarak da, bizim eski Türkçe’de türküye ırlamak, türkü Farsça biliyorsunuz. Yani türkü, türke ait demek türkü. Farslar bizim türkülerimizi dinliyorlar. Bunu diyorlar, türkü yani türkü, türklere aittir diyorlar. Bizim Türkçe’deki türkünün karşılığı eski türklerde ır. Ama o şey yapmış, kalkmış biz Farslardan, kendi şarkılarımızı Farslardan türkü demeyi öğrenmişiz. Efendim bunu da aslında bugün programda söylemek istiyorum. Çok teşekkür ederim hatırlattığınız için. Şimdi Farsça’da Farsi, Türki söyleniyor. Biz ama Türk diyoruz, Fars diyoruz. Şimdi bugünkü Türkiye ile tartışmasında da düşündüm, niye insanlar buna vurgulu yapıyor? Çünkü Türkiye’de yaşayan herkes Türki’dir, Türktür. Hangi kökenden gelse hangi yani Türklerle yaşayan herkes Türklerden etkilenmiştir. Türkiye’nin kuruluşunun da açıklaması da budur. Burada yaşayan halklar hangi etnik altyapıdan, hangi kökten gelmiş olsa olsa da yüzyıllarca Türk devletlerinde yaşadı. Bu işte ta Selçuklulardan en geç bugüne kadar uzanan bir tarih. Ve burada yaşayan her halk Türk devlet geleneğinde yetişti. Şimdi örneğin Selahattin Eyyubi’yi de anca o da Türk devlet geleneğinde yetişti. İmadettin Zengi’nin oğlu Nurettin Zengi’nin yanında yetişti. Ve onlara sadık olarak, Türk devlet geleneğine sadık olarak da kudusu aldı sonunda. Yani Türk olmak sadece etnik bir köken değil, Türkiye olmak, Türk devletinde yetişmiş olmak, Türk kültürüne alakalı sahip olmak. Türk kavramı o zaten. Yani Göktürklerden Türk kavramı yayılmış ama Göktürk zamanında işte Kırgızlar, ondan sonra diğer Tatarlar vs. Onlar kendilerini Türk diye anmıyordu ama dışarıdan bakanlar o Göktürk devletini hepsini Türk olarak görmüşler. Dilleri de zaten bugün Türkçe dediğimiz dil. Hatta övgü. Türk bir siyasi bağı ifade ediyor sonuç itibariyle. Bir ırk değil yani bir etnik. Bir de övünç meselesi olmuş. Ne mutlu Türk’üm diyene. Çünkü bir değeri var Türklüğün. Evet dediğiniz gibi etnik, siyasi ama sadece siyasi de değil, hayati bir şey olmuş. Yani Türklerin insanları kurtarması, düzenleştirmesi. Şimdi şuradan geldik. Eski Türkçe’de Türkiye ır diyorlar. Irlama. Yani şimdi bu eski Türklerden falan, Göktürklerden bahsedince onların ırlamalarına bir örnek bulduk. Haftanın müziği olarak da onu çalalım. Yani o gırtlaktan gelen sen yapabiliyor musun? Yapamıyorum da o zaman öyle bir şey. Çok güzel. Böyle bir ırlama, ır şey yapalım mı? Müzik olarak sunalım. Görebilecek miyiz ses işlemi arkadaşlar? İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. İzlediğiniz için teşekkürler. Müzik Teşekkür ediyoruz efendim. Ağzınızı yüreğinizle sağlık. Değerli uluslararası kanal izleyenlere haftaya tekrar birlikte olacağız. Çıkış yolu programında hepinize iyi geceler diliyoruz.

Paylaş