Çıkış Yolu | 06.08.2025

Çıkış Yolu | 06.08.2025

Efendim iyi akşamlar çıkış yolu programındayız. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye güncel gelişmelere ilişkin sorularımızı yönelteceğiz. Aydınlık Gazetesi yazı işleri müdürü Sayın Nadir Temelov’la birlikte efendim hoş geldiniz. Merhaba hoş bulduk. Bugün Sayın Genel Başkanla birlikte önce ekonomiye bir büyüteç tutacağız. Hem türkiye ekonomisi bir de avrupa ekonomisinin türkiye ekonomisi nasıl etkileyeceğine büyüteç tutacağız. Bunun arkasından Yüksek Askeri Şura kararları açıklandı. Komuta kademesi belirlendi. Önümüzdeki sürecin zorluklarıyla mücadele edecek komutanlarımızın atanmasını duyuracağız ve yorumlamasını isteyeceğiz. Sayın Doğu Perinçe’nin üçüncüsü bugün hükümetin terörsüz türkiye diye adlandırdığı süreç komisyonla birlikte çalışmalarını hızlandırma. Ya başladı ilk toplantısını yaptı. Yine bir uman kurtulmuş bir konuşmayla komisyon çalışmasının çerçevesini çizdi. Bu komisyonla neler bekleniyor, neler yapacak? Sayın Doğu Perinçek’ten yorumlamasını rica edeceğiz. Buradan hareketle de Suriye’nin kuzeyine bir yönelicez. Suriye’nin kuzeyinde pkk’nın kolu ypg silah bırakacak mı bırakmayacak mı orada neler oluyor? Bir de oraya bir göz atacağız. Oradaki son gelişmeleri yorumlamasını isteyeceğiz. Sayın Doğu Perinçek’ten bunun arkasından da sahte diploma sistemin çürümüşlüğü en son maalesef akademi dünyasını da sarsan çok önemli bir olay yaşadık. Bu konuyla ilgili Sayın Doğu Perinçek’in analizlerini rica edeceğiz. Efendim dilerseniz hiç hız kesmeden ilk sorumla girelim konuya. Şimdi 6 ayda 50 milyar dolar dış ticaret açığımız var. Şimdi bu yani yıllık 100 milyar dolar. Şimdi bu sürdürülebilir mi? Bu şekilde Türkiye ekonomisi devam edebilir mi? Buradan başlayalım isterseniz. Bir yere dayandı Türkiye ekonomisi. Rekor oluyor bu. 50 milyar dolarlık dış ticaret açığı. Yılda 100 milyar oluyor. Tabii 50 milyar dolar değil 6 ay değil. Fakat niye bunlar manşet olmuyor? Mesela enflasyon değil gidiyor enflasyon oranları şu oldu bu oldu falan ama bence esas ekonomiyi etkileyen olay bu 100 milyar dolar bir yıllık dış ticaret açığı. Bu olağanüstü bir durum. Zaten Türkiye’nin 500 milyar dolar bu iç ve dış borcu var. Dolayısıyla sürdürülemeyen ve bir nevi bir devrim etkeni bu. Yani Türkiye böyle devam edemeyeceğine göre. Peki bunun dış ticaret açığı ne demek? Çok alıyorsun az satıyorsun. Yani evet ihracatında da Türkiye’nin artışı var ama ithalatta öyle bir patlama var ki o ihracat artışı onun arkasından yetişemiyor. Bir de ihracatımızın içinde de ithal ettiğimiz mallar var. Yani sonuç itibariyle diyelim şu kağıdı yaparken içine bazı malları diyelim seliloz ithal ediyoruz. Başka şeyle ithal ediyoruz. Şu kalemi yaparken içinde ithal ettiğimiz ürünler de var. Dolayısıyla bu 1980’de kurulan ekonominin sonuçları yani şöyle oldu. Tamam ya biz Zonguldak’ın altındaki kömürü çıkartmayalım. Güney Afrika’dan gelsin, Ukrayna’dan gelsin, Rusya’dan gelsin kömür. Ucuz bak ucuz olduğu için onu sanayide kullanırız. Demirçelik üretiminde o kömürü kullanırız. Dış piyasalarda rekabet gücü kazanırız falan. Bu mantığa girdiğiniz zaman dünya piyasalarındaki fiyatlara göre bütün kapıları açıyorsunuz. Sonuç itibariyle de yerli üreticiyi korumayan ve yıkıma uğratan bir ekonomik sistem kuruluyor. Yerli üreticiyi korumadığınız zaman da ne oluyor? İthalat dış ticaret açığı oluyor. Peki bu açığı neyle kapatacaksınız? Bir süre vücudunu satarak Türkiye kapatmaya çalıştı. Kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilmesi gibi şeyler. Ama bu yığıldı yığıldı. 500 milyar dolarlık bir açığa geldi. Ve Türkiye ekonomisinin devam edemeyeceği bir sürece giriyoruz. Bu da Türkiye’de bir üretim devrimi etkeni. Üretim devrimini hayat zorluyor, devam edemiyor. Ama Türkiye’nin acı olanı, Türkiye’nin tasarruf kabiliyeti çok yüksek olduğu halde dış ticaretinin bu kadar açık vermesi. Tasarruf kabiliyeti ne demek? Türkiye’nin yatırım kabiliyeti demek. Türkiye o kadar büyük bir tasarruf kabiliyetine sahip ki yurt dışında 500 milyar dolar, zenginlerimizin New York bankalarına, Londra bankalarına, İsviçre bankalarına yatırdığı 500 milyar dolar var. Ülke dağılımı yok değil mi elimizde Sayın Genel Başkan? Bu 500 milyar doların yoğunlaştığı ülkeler, ülke dağılımı var mı? New York bankaları, Londra, bir de İsviçre var. Ama yani nerede ne kadar onu tam kestiremiyoruz. Ama bu 500 milyar dolarlık tespit aynı zamanda Masak’ın ondan sonra Maliye Bakanlığı’nın falan da tespitleri. Yani onu biliyoruz. Yastık altında altınlardan da mı? Bir de altın var. Yastık altından çok şey önemli. Bankalardaki altın. Yani onu da Sayın Cumhurbaşkanı yardımcımız 4 ay kadar önce açıkladı. Ondan sonra 350 milyar dolar değerinde altın banka kasalarında dedi. Yani o da tasarruf. Tasarruf ediyor, götürüyor banka kasasına kitliyor. Şimdi o 350 milyar dolar, 500 milyar dolar oldu altın fiyatların artışı sebebiyle. Yani 500 milyar dolar tasarruf yapmışız. Yurt dışı bankalarına yatırmışız. 500 milyar dolar tasarruf yapmışız, altın olarak götürmüşüz. Türkiye’deki bankaların kasalarına kilitlemişiz. Yani ikisini topladığınız zaman 1 trilyon dolar gibi olağanüstü bir tasarruf. Yani tabii bu 10-15 yıllık bir birikim falan. Ama hangi ülkenin 1 trilyon dolarlık böyle bir tasarrufu yatıyor? Şimdi ama ben daha önemli bir noktaya geliyorum. Hep söylüyorduk bu dışarıdaki 500 milyar dolar sahipleri üstüne soğuk su içecekler eğer onları çekmez derse diye. Şimdi şunu açıklayabilirim. Bu yılın sonuna doğru çok kuvvetli bir batı ekonomilerinde ciddi bir kriz. Zaten kriz halindeler de yani patlak veren bir noktaya gelmiş durumda. Yani o krizde çok ciddi bir yükseliş olacak. Ekim, Kasım, Aralık bu yılın sonlarına doğru. Ve açık söyleyeyim bizim bu zenginlerimize yatırdıkları paraları bankaya gittiği zaman Londra Bankası’na, İspişre Bankası’na, New York Bankası’na falan gittiği zaman arkadaş diyecekler ben sana bir kağıt verelim mesela. Sana bir kağıt verelim işte 10 yılda taksitle falan al veya 5 yıl sonra gel al gibi. Bu oldu mu? Oldu. Mesela Ruslar, Rus oligarkları ve Rus büyük sermaye sahipleri bir süre hala alamadılar. Yani Batı bankalarında onların paraları battı. Onun için buradan hep bu çağrıyı yapıyorduk ama şimdi vurgulayarak vurgulayarak altını çize çize siyah siyah büyük harflerle yazarak buradan o çağrıyı yapıyoruz. O paralarınızı inşallah verirler size. Ey zenginlerimiz bir an evvel o Batı bankalarından çekin getirin Ziraat Bankası’na, Vakıf Bankası’na, Halk Bankası’na falan yatırın. Londra Bankaları güvenli değil ama Ziraat Bankası, Halk Bankası, Vakıf Bank artık sizin için güvenlidir. Ve bakın bir müddet sonra manşetler atacak Türkiye’de basın. Paraları bizim zenginlerimiz çekemiyorlar diye. Belki şimdi gitseler alamayacaklar. Yani küçük miktarları alacaklardır ama mesela diyelim adamın 10 milyar doları var, 5 milyar doları var gidip bankaya bana 1 milyar dolarımı ver dese banka yarın gel öbür gün gel diyecek. Yarın da değil, bir yıl sonra gel diyecek mesela. Onun için Türkiye’de kimse bu çareyi yapmıyor. Burada Türkiye için yapıyoruz bu çareyi. Yani çünkü sonuç itibariyle bu bizim ülkemizin tasarrufudur, alın teridir. Yani bizim emekçilerimizin alın teri götürülmüş, o Batı bankalarına yatırılmıştır. Ama bu Türkiye’nin yatırım sermayesi, tasarruf eşit yatırımdır aslında. Tasarrufun o keyneste, o keynesin çok önemli formülü, tasarruf eşittir, yatırımdır. Ondan sonra o tasarrufların Türkiye’de yatırıma dönüştürülmesi için bir kanun da hazırladık Vatan Partisi olarak. Ve devletin bu işe girişmesi lazım. Ve bu 500 milyar doların o bankalardan, ben artık o 500 milyar doları kurtarabileceğimize ihtimal vermiyorum, onu da söyleyeyim. Onun 80-100 milyar dolarını kurtarsak kardır ve üstüne yatacak. Yani emperyalist kapitalist sistem bizim alın terimizin, Batı bankalarındaki alın terimizin üstüne maalesef yatacak. Buradan alarmı veriyoruz, çağrıları yapıyoruz. Batı bankalarındaki 500 milyar doları çekip Türk bankalarına yatırın diyoruz ama esas devlete kanun teklifimizi veriyoruz. Yani devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti o 500 milyar doların derhal Türkiye’ye getirilmesi için gerekli kanunun uygulamalarına geçmelidir. Yani kimsenin servetine el konacak değildir ama getirecekler, Türk bankalarına yatıracaklar ve onların da çıkarına. Bu tabii Türkiye’deki bankalara yatırıldığı zaman o bir yatırım sermayesine dönüşüyor, oradan kredi olarak. Veyahut da getirsin, devlet de onu teşvik etsin. Herhangi bir şekilde iş yapsın. Şimdi nereden geldik buraya? 50 milyar dolar 6 aylık dış ticaret açığından. O açık nasıl kapanacak? O açık diyelim, birkaç yıl öncesinin rakamları 19,5 milyar dolar motorlu taşıt ithal ediyorduk. Motorlu taşıt yapacağız diyelim. Ondan sonra… Yüksek teknoloji ürünler. Diyelim 4 milyar dolar gübre ithal ediyoruz, gübre fabrikası yapacağız. İlaç ithal ediyoruz, milyarlarca dolarlık ilaç fabrikası açacağız. Dolayısıyla o 50 milyar dolarlık dış ticaret açığını nasıl kapayacağız? Türkiye’de üreterek kapayacağız. Yani dışarıdan satın aldığımız malları Türkiye’de üreterek, o da yatırımdan. Türkiye’nin dış ticaret açığının kapatılması yöntemine geçmeden önce bu cümlenizle ilgili bir soru yöneltmek istiyorum. Buyurun. Şimdi siz çıkış yolu programında da, diğer televizyon yayınlarında da, Türk ekonomisinin yönetimini de sert eleştiriyorsunuz. Batıya bağımlı bir şekilde devam etmeyecek bir üretim devrimi öneriyorsunuz. Şimdi burada Batı bankalarında parası olan kesimler, Sayın Doğu Perinçek hem Türkiye ekonomisinin yönetilmesini çok sert eleştiriyor, bir yandan da Batı bankalarındaki parayı çekin buraya getirin diyor. Dolayısıyla burada ki bir garantisi var mı? Buraya getirdiğimizde paramızı burada kurtarmanın bir garantisi var mı? Çünkü bir yandan da dış ticaret açığı aldı başını gidiyor. Ama işte şu garantisi var, yatırım sermayesi olacak o. Yani Türkiye’de kimsenin malına el konmaz ki. Yani Türkiye’de hiç kimsenin malına el konmuyor. Garantisi var. Getirip ziraat, var mı? Türkiye’de ziraat bankasına yatırdığım parayı çekemedim diyen, vakıf banka, halk bankasına yatırdığım parayı çekemedim diyen, hiçbir şikayet var mı? Olması da mümkün değil. Yani sonuç itibariyle, onun için Türkiye’ye güvenilir şeydir, limandır. Birikimler için, tasarruflar için. Türkiye’de öyle bir soru yok. Türkiye’deki bankadan ben paramı geri alamam diye bir soru yok. Hatta bayağı yüksek faizler de ödeniyor. Öyle bir problem yok. Nasıl bir kanunla yapmalı bunu peki? Devlet kanunla mı? Biz kanunu yaptık. Hakan Topkur’la arkadaş çalıştı. Hepimiz çalıştık ve devlet bunlara 3 ay diyelim süre verecek. Getirmeyi mecbur edecek. Getirmeyenlerle ilgili bir takım yaptırımlar kararlaştırılacak. Bir de esas olarak Türkiye’ye getirildiği zaman bu kaynaklar kar edecek yatırım imkanları içinde devlet onlara bir takım teşvikler, öneriler sunacak sonuç itibariyle. Bunların çoğu da iş adamıdır zaten. Kendi işlerini genişletmek, tevzih etmek için, kendi sanayilerinin yatırımlarını veyahut da hizmet alanındaki yürüttükleri işleri büyütmek için de o kaynakları değerlendirebilirler. Yani dışarı niye kaçırıyor? Yani dışarılarda bunların kapağı dışarı atıp hayatlarını orada sürdürme gibi bazı anlayışları da var benim gördüğüm. Ama şimdi o güvenilir olmuyor. Özellikle büyük paralar için. Adamın 5 milyar doları var. Onu uyarıyorum buradan. Üstüne soğuk su içecek. O parasını çekip Türkiye’ye getirmezse üstüne soğuk su içecek. Onun için ama burada tabi esas devleti uyarıyoruz. Devlet bu süreci seyredemez. Yani hükümet diyelim, Tayyip Erdoğan hükümeti. Biz onlara kanun teklifimizi yolladık ama bir daha yollayalım. Bunun devlet tarafından yapılması lazım. Devlet diyecek ki o paraları getireceksiniz. Size diyelim 3 ay veyahut 6 ay süre tanıyoruz o paraları getireceksiniz. Size yaptığımız planlar içerisinde dış ticaret açığımızı da azaltacak. Ondan sonra üretim ekonomisine katkıda bulunacak yatırım olanakları sunuyoruz şeklinde. O paraların veyahut da bankalara yatırıldığı zaman zaten bankalardan kredi yoluyla yatırıma o servetler yönelecektir. Onun için o tasarrufları yatırıma dönüştürmemiz lazım. O dış ticaret açığı 50 milyar dolar, 6 ayda yılda 100 milyar dolar oluyor. Hatta bu hazirana kadar ki 6 ay esas açığın büyüdüğü aylar galiba önümüzdeki aylar. Yani o 100 milyar doları bile aşabilir. Ama diyelim 6 ay 2 x 2’ye çarpalım 100 milyar dolar. 100 milyar dolar Türkiye tarihinde dış ticaret açığında rekor oluyor. Yani bu ekonominin battığını ve hızla batağın içinde aşağı doğru indiğini gösteren çok önemli veri. Ama Türkiye’de enflasyon, enflasyon, o enflasyon ücretini yaratan da IMF. Yani bizi hep böyle enflasyona bağlıyor. Halbuki kalkınan bir ekonomide biraz enflasyon olacak. Yani bütün kalkınan ekonomilerde biraz enflasyon olur. Yani dikkatleri enflasyondan bizim üretime çevirmemiz lazım. Türkiye ne kadar üretiyor? İstihdam artıyor mu? Dış ticaret açığımız kapanıyor mu? Esas üretimle ilgili verilere bakmamız lazım. Tabii en sonunda enflasyonun aşağı çekilmesi de üretimle halledilecek bir olay. O da tabii iki tür enflasyon oluyor. Biri maliyet enflasyonu, biri de talep enflasyonu. Türkiye’de arızda yani talebi karşılayacak bir arz olmaması dolayısıyla enflasyon söz konusu değil, daha çok bir maliyet enflasyonu var. Yani ithalata dayalı bir ekonomi olduğu için maliyetlerde yükseliş enflasyonu kırbaçlıyor. Ama bunun da çaresi üretim. Dolayısıyla üretim nasıl olur? Yatırım da olur. Yatırım yapabilmek için de kaynak değil mi? İşte kaynağı gösteriyoruz. 500 milyar dolar yurt dışında, 500 milyar dolar bankalardaki altın. Ve ondan sonra bunların üçte birini yatırıma yöneltecek Türkiye uçar. Hiç Mehmet Şimşek’in zahmet edip de gidip Londra’da şurada burada para aramasına da lüzum yok. Başkanım şimdi son dönemde şöyle bir şey de gelişti. Para çıkarmaktan ziyade artık fabrikalarda, örneğin tekstilde daha ucuzluya Mısır’a gidiyor. Böyle bir tehdit de var. Fabrikayı taşıyor. Fabrikayı taşıyor. Birkaç yıl önce de AK Parti bu sistemi aslında sistem değiştiriyoruz dedi. Ne dedi? Üretim yatırım istihdama geçiyoruz. Çin modelleri konuşuldu. Bu model niye başarısız oldu? Bir 2017’de biraz böyle eğilimler oldu. Berat Albayrak zamanında. 2017 yılında bir üretim ekonomisiyle geçme falan şu günde böyle bir şeyler, adımlar atılır gibi oldu. Ama o arkası gelmedi. Tekrar Turgut Özal ekonomisiyle dönüldü. Zaten Turgut Özal’ı pir olarak kabul ediyorlar. Turgut Özal bizim büyüğümüz diyor. Biz onun yolundan gidiyoruz diyorlar. İşte al yolundan git. Turgut Özal’ın yolundan gidersen 50 milyar dolar, 6 ayda dış ticaret açığını olur. Yıllık dış ticaret açığı 100 milyar dolar olur Turgut Özal yolunda. Ve Türkiye’de üretilen servetler de, alın terleri de götürülür. Batı bankalarına yatırılır. Ondan sonra Batı bankasına yatırdığımız kendi paramızı oradan ne yapıyoruz? Bize boş ver abi falan filan diye yüksek bir para bizim kendi paramızı yüksek faiz ödeyerek almaya çalışıyoruz. Mehmet İmşeklerin yaptığı da bundan ibaret. Bir izleyicimiz Sayın Metin Aktaş diyor ki bu tasarruf konusunda 8,5 milyon civarında boş duran ev var. Ne? 8,5 milyon civarında boş duran ev var. O büyük şey o kadar değil. Daha düşük. Rakamı şimdi ben de 2-3 gün önce… 8-8,5 milyon civarında. Hayır hayır 8,5 o kadar yüksek değil. Ama var boş ev var. Tam metin şu Sayın Metin Aktaş’ın yolladığı bu 8,5 milyon. 8,5 milyon değil boş ev. Boş ev var ama birkaç yüz milyon. Metin Bey bir baksın rakama. Ama şey şöyle o da ciddi bir şey tabi. Kira konusunda da Vatan Partisi’nin çok kapsamlı bir çözüm önerisi vardı. Orada da bu atıldığınız evlerin… Bir kere 3 yıl için kiraları donduruyoruz. Vatan Partisi’nin önerisini getirdiği kanun. Orada da kanun olarak hazırladık. 3 yıl kiraları donduruyoruz. 3 yıl kiralarda hiçbir artış olmayacak. Mesela Mehmet Şimşek demişti ki kiralarda sorun yok abartılıyor bu sorun. %50’si %60’ı Türkiye’nin ev sahibi zaten demişti. Ama bizim ev sahibi oranımız düşük o yanlış. İkincisi kiralarla ilgili de kiracılara sormak lazım. Mehmet Şimşek’e değil de kiracılara sorarak cevabı alsak çok doğru olur. Şimdi asgari ücretle kiraların ödenemediği bir ülkede yaşıyoruz. Ve işçilerimizin çok büyük kısmını da asgari ücret aldığını görüyoruz. Peki eve kirayı verdi asgari ücret ondan sonra ne yiyecek ne içecek? Ondan sonra çocuğunu nasıl eğitecek? Hani sinemaya gidecek tiyatroya gidecek. Onların kültürel şeylerin hepsinden vazgeçtim. Kirayı verdi. Bir eve bir tek asgari ücret giriyor diye düşünelim. Ya bir emekli maaşı giriyor. Hadi iki emekli maaşı. Bizim eve iki emekli maaşı giriyor. Ama iki emekli maaşıyla da çok mütevazı bir hayat karşılanması çok zor oluyor. Şimdi rakama baktım. Pardon Naliçin sorunu istersen sorayım. Aydınlıkta yaptık. Yarın çıkacak da İstanbul Planlama Ajansı bile İstanbul’da bir ailenin yaşam maliyetini 100 bin lira olarak hesaplıyor. Yani %44’ü iki asgari ücret girse %44 gibi bir oran oluyor. Yani bu ayrım Türkiye’nin sosyal yapısını da bozmuyor mu biraz? Bir evde bir kişi çalışmıyor artık. Çoğu evlerde birden fazla insan çalışıyor ama sonuç itibariyle geçim derdi olağanüstü tabii. Yani devlet borçlanıyor ama millet de borçlanıyor. Millet de borçlu. Yani herkes borçlanarak hayatını sürdürmeye çalışıyor. Şimdi Anadolu Ajansı’nın açıklamasına baktım Sayın Genel Başkan. Rakam doğru mu? Konut olarak mı? Türkiye’de konut sayısı 36 milyonu bağımsız birim olmak üzere 31 milyon civarında. Yani kat mülkiyeti veya irtifakı kurulmuş ana taşınmazın ayrı ayrı bölümlerini ifade ediyor. TÜİK’in rakamına göre 2024 sonu itibariyle 86 milyon nüfusun 3,11 kişi olan ortalama hane büyüklüğü baz alındığında ikamette olan toplam konut sayısı 27,5 milyon hesaplanıyor. Konut sayısının aynı kaldığı varsayılsa bile 2025’teki rakamı da ekliyorlar. Yaklaşık 8,5 milyon konutta şu anda ikamet edilmiyor. Ben şimdi çıkan haberlerde baktım. Fakat ben birkaç yüz bin tip benziyorum. Naki Bakır’ın ki Dünya Gazetesi’nde bir habere gerçekten Naki Bey de iyi çalışır. O da şimdi yaptığı habere bir kez daha baktım. 8,5 milyon gözüküyor yani. Evet. Bunu da tabii tasarruf aslında yani o kadar çok tasarruf yöntemi var. Bir tasarruf devrimine de ihtiyacımız var belli ki yani. Üretim devrimi gibi. Tasarruf yatırım yapmak ve üretim yapmak için tasarruf yapacaksınız. Ama Türkiye’nin tasarruf kabiliyetinin yüksek olduğu çok büyük tasarruf yaptığını deminki rakamlarla yurt dışındaki 500 milyon diğer yatırımları falan hesabe katmıyorum. Sırf bankalardaki kasalardaki altın ve yurt dışı bankaların yatıranı topladığım zaman 1 trilyon dolar. Tabii bu bir yıllık tasarruf değil. Diyelim bu 15, 20, 30 yıllık bir tasarruf ama 1 trilyon dolar büyük bir tasarruf. Bunun dışındaki tabii bir Türkiye’de sanayi yatırımları, ticaret yatırımları ve hizmetlere yapılan yatırımlar o rakamlardan ayrı. Sırf bugün bankalardaki, yurt dışındaki bankalardaki ve mevcut Türkiye bankalarındaki altın topladığımız zaman 1 trilyon dolar. Evet. Yeni konuya geçelim mi Sayın Genel Başkan? Geçelim. Önemli bir konuyu düşündük. Ama şuradan şöyle yani Türkiye’de tasarruf var. Mesela bu tasarrufu yatırıma dönüştürmek. Ha yatırıma dönüşmüyor mu? Evet Londra Bankası’na yatırdığınız zaman Londra Bankası üzerinden bir yatırıma dönüşüyor. İngiltere’de yatırım olur. Londra Bankaları kime kredi veriyorsa o yatırıma dönüşüyor ama bizim tasarrufumuz bizim ülkemizde yatırıma dönüşmüyor. Evet. Diğer kasalarındaki Türkiye’deki Cumhurbaşkanı yardımcımızın söylediği 500 milyar dolar değerindeki kasalardaki altın duyunca biz ne yapıyoruz? Buz ağayı götürüyoruz. Şimdi şapasalılar öldü diye üzülüyoruz falan ama biz kendimize bu zaayı götürüyoruz. Bankanın kasasına kilitliyoruz. Orada süt verecek sütünü almıyorsun veya tavuğu götürüyorsun, yumurtasını almıyorsun, banka kasasını kilitliyorsun. Sayın Cevdet Yılmaz peki hiç buzağıdan bahsetmedi o konuşmasından sonra. Ama o da bunu, sayın Cevdet Yılmaz da bunu bir tasarruf kabiliyeti olarak ve bunları yatırıma dönüştürmemiz lazım diye söyledi. Hatta o yastık altındaki mücevher olarak taşınanları falan da katarak söyledi. O 350 milyar doları sırf banka kasaları için söyledi. Onun ötesinde de tabii onlardan da bahsetti. Bir bahsetti ve sonra geri çekildi. Neye bağlıyorsunuz o geri çekilmeyi? Yani sen milletin boynundaki beşi birliği mi alacaksın? Kolundaki bileziye mi gözünü diktin falan diye saldırılardan korktu. Yani kimsenin bileziye veya beşi birliği göz düktüğü ya şeydeki parmağındaki yüzüğü alacağı falan yok. Banka kasalarında kilitli duruyor altın. Külçeler halinde diyelim kilolarla. Götürüyor mesela 30 kilo altını kilitliyor. Büyük servetler yani. Şimdi Sayın Genel Başkan bugün yüksek askeri şura… Ama Türkiye oraya gidiyor. Şimdi tekrar oraya dönelim. Yani siz dediniz ki sürdürülebilir mi bu 50 milyar dolar? 6 ayda dış ticaret açılı bir yılda 100 milyar dolar. Sürdürülebilir mi? Sürdürülemez. Peki sürdürülemeyince ne yapacak Türkiye? Vatan Partisi’nin programlarına yönelecek. Vatan Partisi’nin tasarrufu yatırma yönlendirme, mevcut tasarrufları yatırma yönlendirme şeklinde köktenci, devrimci o kararlara yönelecek. Yani mülkiyet ilişkilerine falan müdahale etmeden, neoliberal falan seyreden bir devletin seyrettiği bir ekonomiyle Türkiye’nin sorunlarını çözemezsiniz. Tam batarsınız. Şimdi diyeceksiniz ki 100 milyar dolar dış ticaret açı. 110 milyar dolara çıksın çıkamaz. Onun da bir sınırı var. Yani dış ticaret açıklarının da bir sınırı var. Ödemediğin zaman, borçlarını ödemediğin zaman, karşılayamadığın zaman sonuç itibariyle batarsın yani. Herkes sana karşılıksız olarak mal verecek değil. Dış ticaret açının tabii bir şekilde kapatılması lazım. Evet, Sayın Genel Başkan bugün Yüksek Askeri Üç Vurağ Toplantısı vardı. Yeni Komuta Akademesi belirlendi. Genelkurmay Başkanı Metin Gürak emekliye sevk edildi. Yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Sayın Selçuk Bayraktaroğlu getirildi. İzninizle Deniz Kuvvetleri Komutanını da aktarayım. Oral Emiral Ercundan Tatlıoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı da Organel Ziyar Cemal Kadıoğlu’nun görev süreleri bir yıl uzatıldı. 32 General ve Amiral bir üst rütbeye çıkarıldı. 61 Albay General ve Amiralliğe yükseltildi. 29 General’in görev süreleri bir yıl, 478 Albay’ın görev süreleri ise iki yıl uzatıldı. Nasıl buluyorsunuz kararları? Şimdi bakın savaşan bir ordu. Belki terörle mücadele şimdi o bir yıl iki yıl evvelki kadar hararetli değil. Yani PKK silah bırakma sürecine girdiği için bir orada diyelim ısıda biraz düşme var. Ama geçen yıla evvelki yıla kadar yıllarca savaşan bir Türk ordusu var. Ve bunlar sayın komutanlarımız savaşan ordunun komutanları. Dolayısıyla güvenilir bir komuta kademesine sahibiz. Ve o güvenilir komuta kademesinin güçlendiğini söyleyebiliriz. Bu bize güven veriyor Türk Silahlı Kuvvetleri. Gelen komutanlarımız kara kuvvetleri, deniz kuvvetleri. Gelen demeyelim de kara kuvvetleri komutanımız genelkurmay başkanı oldu. Deniz kuvvetleri komutanımız, ondan sonra hava kuvvetleri komutanımız. Yani komuta kadememiz o savaşan ordunun komuta kademesi. Ve Türk ordusunun kurmay yeteneklerinin ne olduğu bütün dünyaca bilinir. Yani dünya standartlarında en üst düzeydedir Türk ordusunun komuta kabiliyetleri. O bakımdan kutluyoruz komutanlarımızı. Bütün komutanlarımızı terfi eden, emekliye ayrılanları da tabii millet olarak şükran borçluyuz. Ömürlerini, vatanımızın savunmasına güvenliğine verdiler komutanlarımız. Onlara da şükran borçluyuz. Ve onlar da yine sivil hayatlarında görevler yapacaklardır. Güvenlik alanında olsun, başka alanlarda olsun. Tebrik ediyoruz yani. Savaşan ordunun komuta kademesi diyelim. Yine yakın zamanda bu savaşan ordudan bahsediyorsunuz ama her böyle dönemlerde şu oluyor. İşte Atatürkçüler tasviye ediliyor, şunlar oluyor. Gene Sözcü gibi bazı gazetelerde bunları gördük. Birkaç isme şey yaptılar. Karar bugün alındığı için yarın bahçede çıkabilir. Ben şunu söyleyeyim. Bu ülkenin, bu vatanın Türk Silahlı Kuvvetler geleneğinin komutanları diyelim. Komutanlarımız ve Mustafa Kemal’in tabii ki komutanları, askerleri. Yani Türk Silahlı Kuvvetlerinden Mustafa Kemal’i kimsenin söküp atma gücü yetmiyor yani. Ama FETÖ temizlendiği zaman, şimdi Atatürkçü komutanlar temizlendi falan diyenlere şunu söyleyeyim. Türk ordusundan FETÖ’yü temizlediğin zaman geriye ne kalır? Bu vatana, bu millete ömrünü adamış, Türk Silahlı Kuvvetler geleneğine bağlı, ölümden korkmayan komuta kademesi kalır. Rakamlar da, Millis Orman Bakanlığı’nın 4-5 gün önce, 5-6 gün önce açıkladığı rakamlar vardı. 24 bin Silahlı Kuvvetlerden personel 15-16 Temmuz’dan sonra temizlendi. Çok yüksek bir rakam. Ondan sonra, 144 bin de bütün komudan temizlenen ama Silahlı Kuvvetlerden baya önemli. Bunun dışında jandarmadan tasfiye edilen 11 bin diye aklımda kalmış. Ondan sonra, sahil güvenlikten yine 1.700 mi falan toplam olarak baktığımız zaman 36 bin civarında ki bunun 200’e yakını generaldi. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri FETÖ’den arındırıldı, Amerika’dan, Gladio’dan arındırıldı. NATO’cu subaylar, Amerikan’cı subaylar büyük ölçüde tasfiye edildi. Dolayısıyla Atatürk’ü subaylar tasfiye ediliyor falan iddiası kesinlikle doğru değil. Komutanlarımızı da biliyoruz, yaptıkları görevler, tavırları dolayısıyla biliyoruz. Vatanı savunmada, Türk ordusunun ve Cumhuriyet Devrimi’nin geleneklerine bağlı komutanlar hepsi. O bakımdan bu tür tezviratları son derece zararlı buluyoruz ve mahkum ediyoruz. Fırsat kollayanlar var, Türk ordusuna karşı bir karalama kampanyası yürütmek için fırsat kollayanlar var. Bugün bu atamadan sonra Özgür Özel’in eski açıklamaları gündeme geldi. Selçuk Bayraktar’a, Bayraktaroğlu’na ne yaptığınızı biliyorum, Ercüment Tatlıoğlu’na da isim vererek. Ne yaptığınızı, ne manada? Ordu’da neler yaptığınızı, döndürdüğünüzü biliyoruz manasında bazı sözleri vardı eskiye yönelik. Çok çirkin. Yani CHP’de de sürekli böyle bir ordu konusunda… Yani şunu söyleyeyim, komuta akademimiz komutanlarımız savaşan ordunun komutanları. Ve arınmış Gladio’dan, Amerika’dan ondan sonra FETÖ’den arınmış bir ordunun komutanları. Onun için sonuna kadar güveniyoruz, Vatan Partisi olarak da biz de tabi dikkatli izliyoruz. Ama biz vatansever olduğumuz için ve ordumuzu incitmeme, yani onun geleneklerini, özelliklerini korumada sorumluluk taşıdığımız için daha dikkatli izliyoruz. Ve buradan milletimize de şunu söyleyebiliriz, savaşan ordunun komutanları görevin başındadır. Ordumuza sonuna kadar, bu komuta akademimize sonuna kadar güveniyoruz. Evet. Sayın Genel Başkan bugün önemli bir toplantı yapıldı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde. Komisyon kuruldu. Önce bir isimle ilgili yorgunuzu almak istiyorum. İsmi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu oldu. Nasıl buldunuz ismi? Havanda Su Dövme Komisyonu koysalardı bu isimler daha otururdu yerine. Bu da Havanda Su Dövme Komisyonu olduğunu görüyoruz. Başlığı böyle atabiliyorsunuz yani. Neden Havanda Su Dövme dediniz? Şunun için, komisyonun önünde bir program yok. Mesela böyle bir komisyon kurulduğu zaman hükümetin görevi nedir? O komisyona bir şey götürür, bir öneri koyar önüne ve komisyon o öneri üzerinde çalışır. Ama hadi toplandım, siz konuşun, sırayla konuşun. Bir gruba olanlar 10 dakika konuşsun, gruba olmayanlar 5 dakika konuşsun falan filan. Böyle bir komisyon olmaz ki Havanda Su Dövülür bu komisyon. Göreceksiniz Havanda Su Dövülecek. Ama Vatan Partisi’nin bir af kanunu var değil mi bu konuyla ilgili? Onu götürüp komisyonun önüne koysalar hükümet böyle yönetilir, devlet böyle yönetilir. Vatan Partisi devleti yönetmeye aday bir parti olduğu için af kanunu hazırlıyor, aylarca çalışıyor. Var mı bu partilerin böyle bir çalışması? Bazı hükümet çevrelerinde şu var, biz hazırladık falan, göreceksiniz, birer birer çıkacak falan filan. Olmaz öyle şey. Siz eğer bir programınız varsa bunu millete mi halledeceksiniz, çıkaracaksınız? Birinci aşama, ikinci aşama, üçüncü aşama falan. Yok programları. Yok programları. Ne muhalefetin, ne iktidarın bu terörle mücadele konusunda bir program. Bir kere şeyleri bozuk. Sloganları, yani hedefleri, stratejik hedef tarifleri yok. Bakın terörsüz Türkiye, terörsüz Türkiye. Terörsüz Türkiye değil. Hedef nedir? Bütünleşen Türkiye. Türkiye Cumhuriyeti devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşme diye koymak lazım hedefi. Bunun kısaltılmış adı da bütünleşen Türkiye. Mesela komisyonun adı ne olmalıydı? Bütünleşen Türkiye komisyonu. Şimdi bir daha söyler misiniz? Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu. Falavra. Yani çözeceği sorunu, bunlar genel laflar. Yaşasın Türkiye gibi bir şey. Yaşasın Türkiye komisyonu. Bunlar genel laflar. Süreci anlatmak. Sürece yönelik bir görev. Sürece yönelik, özel. Özel bir şey değil. Evet. Özel bir şey değil. Anladığıma göre komisyonda olanlar, bir şey yapıp, dayanışma, milli dayanışma, kardeşlik ve demokrasi. Demokrasi de olsun demiştir bir tanesi. Kardeşlik olsun da Kürtlere de bir selam gönderelim demiştir. Veya da Dem partileri tatmin etmek için söylenmiştir. Yani bu süreç ne? Bu süreç işte bütünleşen Türkiye. Yani şeyin özeti, Türkiye devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşme. Hedef bu. Değil mi? Silahları bırakacak ama yanlı silahları bırakmakla kalmayacak. Devletle bütünleşecek, milletle bütünleşmek. Zaten bizzat Abdullah Öcalan’ın çağrısında da bu bütünleşme vardı. Değil mi? Evet. Onun için bu komisyonun adı ne olmalıydı? Bütünleşen Türkiye komisyonu. Bak bu tamamen bu sürece ilişkin özgün bir ad. Bütünleşen Türkiye. Şimdi söylüyorsunuz demokrasi, dayanışma, milli dayanışma ve kardeşlik. Bu sürecin özünü ortaya koyan değil. Genel böyle laflar bunlar. Sayın Numan Kurtulmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı konuşmasında bugün bir 20 dakikalık bir konuşma yaptı bu komisyonun toplantısından önce. Küresel emperyalizmin diyor sayın Kurtulmuş, böl parçalı yönet politikalarının terör aparatlarıyla uygulanmak istendiğini belirtti. Çevremizdeki çoğu ülkede bu yapılar eliyle bölgemiz istikrarsızlaştırılmaya çalışıldı. Bugün FETÖ dahil darbe girişimlerini boşa çıkaran ve terör örgütünün etkisini kıran kararlı adımlarla birlikte yeni bir dönemin eşiğindeyiz dedi. Ben şunu sorarım. Küresel emperyalizm diyorsunuz. Niye NATO’ya bağlısınız? Küresel emperyalizm ne? Amerikan emperyalizmi ve NATO dışında küresel emperyalizm ne? Avrupa emperyalizmi bir de, o da NATO’da, Atlantik emperyalizmi. Siz böyle küresel emperyalizm falan diyerek bu milleti aldatmaya çalışıyorsunuz. Küresel olmayan emperyalizm var mı? Neyse, ben onu tartışmıyorum. Küresel olmayan bir emperyalizm yok. Ayrı onu tartışmıyorum ama sonuç itibariyle, hani diyelim o tür tüccar hataların üzerinde durmuyorum ama emperyalizmin adını niye koymuyorsunuz? Niye Amerikan emperyalizmiyle ve İsrail’le birlikte bölgede şimdi düzenlemeler ve kumpaslar peşindesiniz sonuç itibariyle? Yani bu konuşma, havada herkes bugün Türkiye’ye çıkıyor, ben emperyalizme karşıyım, ben küreselliğe karşıyım falan filan. Ya da İsrail’i sövüyor, sayıyor falan. Ama bir bakıyorsunuz altından eşelediğiniz zaman İsrail’le ilişkiler çıkıyor, İsrail’den madalya almalar çıkıyor, İsrail’e destekler, yardımlar çıkıyor. Amerikan emperyalizm ile ilişkiler zaten ortada. NATO’ya bağlılıklar, NATO ile yapılan şeyler. Amerika bütün Türkiye’nin Ege kıyılarına karşısına üstlerini koymuş, Namlular Türkiye’ye dönüp Doğu Akdeniz’de Amerika, İsrail, Yunanistan ittifak yapmış. Bakın şimdi çok tehlikeli bir süreç. Doğu Akdeniz’de Amerika, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs ittifakı var değil mi? Kime karşı? Türkiye’ye karşı. Bunu bile söyleyemeyen, bunu bile görmekten korkan, bunun milletine açıklayamayan bir iktidar terör meselesini çözebilir mi? İşte böyle yuvarlak yuvarlak genel laflar ederek millet aldatılır. Yönetmenimiz uyarıyor. Çok kısa bir ara vereceğiz değerli izleyenler. Hep birlikte olacağız.

Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz. Değerli ulusal kanal izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’e en son bugün ilk toplantısını yapan Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’yla ilgili sorularımızı yöneltiyorduk. Sayın Perinçek komisyonu bütünleşen Türkiye komisyonu olması gerektiğini söyledi. Bir de manşetlik bir başlık attı bizim için. Havanda su dövme komisyonu diyerek. Yani bu komisyon bütünleşen Türkiye komisyonu olmalıydı ama kurulan komisyon havanda su dövme. Bakın havanda su dövmeye bugün başladılar. Göreceksiniz her gün havanda su dövecekler. Çünkü havanın içinde bir şey yok. Bakın havanda su dövme nereden geliyor? Siz havanın içine dediğim biberi korsanız biberi döversiniz, biberi ezersiniz ve toz biber olur değil mi? Ama havam boşsa havanda su dövme olur. Havam boş. Havam boş ne demek? Bir bu terör meselesini kökten çözmek bütünleşen Türkiye için bu partilerin bir hazırlığı yok, bir önerileri yok. Hani göstersinler bana. AK Parti’nin yok, CHP’nin yok, Milliyetçi Hareket Partisi’nin yok, diğerlerinin yok, hiçbirinin yok. Dem Partisi’nin de yok bozgunculuktan ondan sonra mızıkçılıktan başka. Onun için havanda su dövme komisyonu. Mesela biz o komisyona Vatan Partisi’nin af kanunu 15 maddelik bir kanunu hazırladık. Çok ince elekten geçirdik titiz bir şekilde ondan sonra ve arkasına da çok uzun bir gerekçe yazdık. Bir emek ve bunu bilen insanlar hem siyasette uzman, asker ondan sonra o şeyi hazırladık. Hani bu partilerin havanda su dövmeleri için hani hiç olmasa şunu yapabilirlerdi. Vatan Partisi’nin alırlar o af kanunu önerisini 15 maddeyi. Buyurun arkadaşlar bunu tartışalım derler. O zaman o komisyon ciddi bir çalışma içerisine girmiş olur. Şu anda havanda su dövüyor. Evet komisyonun çalışmaları ile ilgili bazı gazetecilere bazı bilgiler yazdırıldı. 10 maddelik bir yol haritası ile yola başlayacağız. Orada bir şeyler çıkmaya başladı. Milliyet gazetesinde çıkan 10 maddelik yol haritasını soracaktım. Yani orada Vatan Partisi’nin önerilerini çağrıştıran makteler de vardı. Okumuşlar tabi. Yani biraz böyle çağrıştıran var ama son derece tutarsız birbirini yani hem pişmanlık var, infaz indirimi var ondan sonra. Ama ciddi bir şekilde düşünülmediği görülüyor. Neden? Çünkü infaz indirimi ve pişmanlıkla bu işi çözeceğim derseniz yıllar yani infaz indirimi içinde pişmanlık içinde yargılaman lazım. Yargıladığın zaman yıllarda diyelim 15 bin insan silah bıraktı geldi. O güney sınırlarımızda 20-30 bine kadar PKK mensubu var silahlı işte SGD’si, diğeri vs. falan. Hadi bunun yarısı geldi. 10-15 bin. Bu 10-15 bin kişi bir de hala yargılamaları devam edenler var. Kaç yılda yargılayacaksın, hüküm vereceksin ondan sonra infaz indirimi yapacaksın. O zaman bu süreci yokuşa sürüyorsun. Yani o Milliyet gazetesinde çıkan yol haritası kavramı da yanlış. Yol haritası bir yolu anlatır. Burada yoldaki çözüm söz konusu. Yol haritası diyorlar altına bir bakıyorsun çözümle ilgili laflar var. Türkçeyi de bilmiyorlar. Türkçenin de bilinmediği ortaya çıkıyor. Bakalım şimdi izleyeceğiz bu komisyon çalışmalarını. Bir kişi hani hükümet kamuoyuna oyalıyor, diğer partileri de oyalıyor. Hükümetin bir sorumluluğu var. Bazı şeyler söylüyorlar. Efendim biz hazırladık ama açıklamıyoruz. Öyle hükümet mi olur? Açıklayacaksın ki millet ikna olsun. Vatan Partisi ne için açıklıyor? Milleti seferber etmek, millete anlatmak, milletin bilincine çözümü taşımak ve milletin tepkilerini ve eleştirilerini değerlendirmelerini alarak mükemmelleştirmek. Bunu yapmayan bir hükümet başarılı olamaz. Zaten terörist Türkiye hedefiyle çıkmazlığı olduğunu gösterdi. Terörist Türkiye dediler ama komisyonda bakıyorsunuz bütünleşmeye ilişkin laflar da edilmeye başlandı. Yani sen demek ki terörist Türkiye hedefi yetersiz artık. Taktik bir hedef o, stratejik bir hedef değil. MHP’den de bu komisyonda konuşan Fethi Yıldız şöyle bir şey dedi. Çözüm sürecinde bir dört maddelik kanun çıkarılmıştı. Bu aynı süreç değil, yasaya ihtiyaç yok. Yeni bir anayasaya da ihtiyaç yok demişlerdi. Peki o zaman ne vaat ediyor MHP? Ya da siz af diyorsunuz. Bir de meclis kanun yapar. Meclis tüzük yapmaz ki. Meclis kanun yapar. Mecliste komisyon ne için kurulur? Meclis yasama organıdır, kanun yapar. Kanun yapmayacaksa niye mecliste komisyon kuruyorsun? Hükümet toplanır, bir takım ideali tedbirlerle süreci götürür. Bu da ciddi bir bilgisizlik olayı. Yani mecliste bu konuyu ele aldığınıza göre kanunla çözeceksiniz. Yasama faaliyeti kapsamında meclis komisyonu kuruyorsunuz. Sonuç itibariyle o komisyondan bir kanun önünesi çıkması lazım. Ya da getirilen kanun önerilerini işleyip, son halini verip, yasama organına sunması lazım. Meclisin genel kuruluna sunması lazım. Onun için anayasa tamam. Bu bir anayasa konusu değil. Orada haklı Sayın Fethi Yıldız ama bu iş kanun konusu değil dediğiniz zaman niye o zaman komisyon toplanıyor ve niye o komisyona katılıyorsunuz? Bugün Yücel Bulut’un, Milliyetçi Hareket Partisi Milletvekili Yücel Bulut’un açış konuşması dikkat çekeceğiydi Sayın Genel Başkan. Nerede açış konuşması yaptı? Komisyon açılışına ilişkin konuşmasında. Türkiye Cumhuriyeti hem kuruluş mücadelesinde hem de sonrasında çeşitli gerekçelerle karşı karşıya geldiği hiçbir zümreye, aileye, mezhebe, düşünceye karşı sonsuz bir kin ve öfkeyle hareket etmemiştir. Vatana ihanetle suçlanan ve yurt dışına sürgüne gönderilen yüz ellilikler dahi 1938 yılında affedildi ve aile efratlarına karşı devletin gaddarca bir yaklaşımı olmamıştır. Geride bıraktığımız bir asır doğrular, doğrulara kadar hataları da görebileceğimiz, onaracak tecrübeyi bulabileceğimiz, tekrar yaşanmasını asla temenni etmeyeceğimiz, onlarca olayı gözlemleyebileceğimiz hadiselerle doludur diyor ve konuşmasının genelinde de hep etrafında dolansa bile hep bir af fikrini örüyor aslında Yüce Ebu Beytur konuşması. Hayır şimdi mesela ben öyle diyorsanız çok güzel ama bunlar genel sözler. Benim gördüğüm bunlar genel sözler. Eğer hakikaten bir af için ona bir giriş olarak bu fikirler savunuluyorsa o sizin bence ilimser yorumunuz. Ben onu temenni ederim, onu söyleyeyim. İnşallah öyledir. Ama bunlar genel sözler. Bakın yani bunlarda hiçbir ciddi, yani burada soru şu. Besoğuzat diyor ki ben geldim sınırı geçtim silahı da verdim bana ne yapacaksınız? Evet direkt sordu. Bu kadar basit. Bu laflarda hiç onun cevabı yok. Yani siz 15-20 bin silah bırakan veya PKK’da şu veya bu şekilde görev almış, üye olmuş ondan sonra silah bırakma, yani diyelim silahlı olmasa bile PKK’da yöneticilik yapmış falan filan sırf sınır dışını düşünmeyelim. Ülkenin içinde de PKK üyeleri var değil mi? Şu anda vardır. Peki o insanlarla ilgili bir uygulama yapmak zorundasınız. Sadece gelelim, konuya gelelim. Genel sözler çok kolay. Bu genel sözleri bırakalım. Sadece gelelim. Çok basit. Bize ne yapacaksınız diyor. Beni hapse mi atacaksın? Beni zindanda çürütecek misin? Yoksa beni dövecek misin? Öldürecek misin? Buna cevap ver diyor. Bir olayla karşı karşıya Türkiye, terör örgütü silah bırakma kararı aldı ve kendini feshetti. Peki kendini feshetti ama suç ortada duruyor. Yani işlenmiş bir suç var. O terör örgütüne mensubiyet bir suç. Terör örgütüne üye olmak bir suç. Terör örgütünün faaliyetlerinde şunu bunu yapmak bunların hepsi suç. Suçlar duruyor. O terör örgütü feshedilse de o suçlar işlenmiş. Siz bu bir ceza hukuku meselesi olarak bunun durumunda ne yapacaksınız? Biz diyorlar örgütümüze feshettik. Silahları da bırakıyoruz. Peki bunun bir anlamı var mı? Ve hükümet olarak, devlet olarak ne yapacağız? Bu bir ceza hukuku meselesi. İşlenmiş bir suç var ve işlenmiş suç konusunda ne yapacağız? Onları yargılayıp hapse mi atacağız? Ondan sonra veyahut da başka ne yapacağız? Bu süreci Suriye’nin kuzeyinde bir ayak diriltme. Siz geçen başka bir televizyon kanalında şöyle bir açıklamada bulundunuz. Örgütü feshediyor. Ediyorsunuz da bölücülüğü, ayrılıkçılığı feshediyor musunuz? Evet, Helin Ümit PKK’nın yöneticilerinden Helin Ümit’in konuşması. Asıl bütün konuşmalar öyle. Yani PKK örgütü adına yapılan konuşmalarda hep şunu görüyoruz. Evet biz örgütü feshettik diyorlar, silah bıraktık diyorlar, bu bizim kongre kararımız diyorlar. Fakat bakıyoruz ayrılıkçılık feshedilmemiş. Örgüt feshedilmiş, silahlar bırakılmış ama ayrılıkçılık, ayrılıkçı fikirler zihinlerde onlar feshedilmemiş, onlar dağıtılmamış. Dem Parti de bugün hemen yerinden yönetimi, ana dilde eğitimi, demokratik entegrasyonu dile getirdi. Onlar tabii şey, Türkiye’nin terör bağlamında düşünmemek lazım onlar. Yani sonuçta böyle Türkiye’nin eğitim sistemiyle falan filan bu öneriler yapılır. O ayrı mesele. Ama örgütü devam ettirme şeyi var. Yani biz daha güçlü örgütleneceğiz. Mesela feshiz kararında dahi bu vardı PKK’nın. Biz bundan sonra daha güçlü örgüt yapacağız diyor. Hem feshedilmiş hem daha güçlü yapacağız diyorsun. Veyahut da bir takım örgütü devam ettirmekle ilgili formüller, stratejiler kuruyorsun. Diyorsun ki biz örgütü gençlik önderliğinde, kadınlar önderliğinde sürdüreceğiz. Hani feshedilmişti? Feshedilmeyen örgütün nasıl devam edecek? Veyahut da diyorsun ki bizim örgütümüz bir takım komünal programlar uygulayacak. Hatta devletsiz, yani öyle bazı şeyler var ki devletsiz bir dünya. Artık o kutupla mı gidip o devletsiz dünyada yaşayacaklar? Kutupla bile devletler var artık. Ondan sonra ne? Devletsiz dünya. Mars’a giderlerse orada devlet olup olmadığını bilmiyoruz en azından. Ama Mars’a mı gidecekler orada devletsiz bir dünya kuracaklar? Evet. Burada şunu söylüyorum, o devletsiz dünya kurma falanında bile bir devam eden bir örgüt var. Onu bir bireysel fikir olarak söylemiyorlar, biz diyorlar. Böyle devam edeceğiz bu işe. Evet. Mazlum Abdi’ye bugün bir gazeteci soru soruyor Suriye’yle ilgili. Ne yapacaksınız diye. Bir defa merkezi olmayan bir Suriye gerekli. Adem’in merkeziyetçi bir Suriye istiyoruz. 10 Mart anlaşması, biliyorsunuz Şehrali’ye imzaladıkları anlaşma. Biz burada Kürt halkının haklarının Suriye Anayasası’nda tanımlanmasını istiyoruz. Buraya odaklanıyoruz. Temel önceliğimiz bu. Arkasından da devletin isminden Arap kelimesini de kaldırmaları lazım, diyor. Yani Suriye Arap Cumhuriyeti. Konuşmasının içerisinde beni, işte Fransa’daki görüşmelerle ilgili Fransa Dışişleri Bakanı beni doğrudan aradı. Bu toplantıyla ilgili Suriye, Şam yönetimi katılmıyor ve zorluk çıkarıyor, dedi. Neden Paris diye soruyor gazeteci. Neden Paris’te toplantı yapıyorsunuz? Bizim isteğimiz çünkü üçüncü tarafların bulunması iyi bir şey. Yanıtını veriyor. Yani Tahran’da da yapabilirler veyahut da ben ne bileyim Moskova’da yapabilirler. Peki’nde yapabilirler. Kazakistan’da yapabilirler. Hindistan’da yapabilirler. Tabi’ de burada Şam’a giden bir YPG vardı. Hani başkente, merkeze giden bir YPG vardı. Şimdi her iki kuvveti de Fransa ikinizi de ben ayağıma çağırıyorum ve burada anlaşacaksınız demiş. Aslında iki kuvveti de karşısına oturtmuşlar. Şimdi bakın, benim püf nokta şu. Yani Suriye’yle ilgili püf nokta şu. Orada silahlı bir PKK, silahlı bir YPG olacak mı olmayacak mı? Bir tek ben ona bakarım. Bir tek orduya, Mazlum Abdel Oğlan’a da şöyle yanıt veriyor. Biz tek devlet ve tek ordu konusunda mutabıkız. Ama o ordu içerisinde benim öz savunma kuvvetimi dağıtmayın, diyor. Yani özeti şu. Diyorlar ki, evet diyorlar biz Suriye ordusuna katılacağız ama Suriye ordusuna Kürt tümenleri veyahut da işte SEDEGE tümenleri, SEDEGE alayları, yani kendi ordumuzu koruyacağız, diyor. Bunu dediği zaman o ayrılıkçılığın ve ayrı bir devlet kurmanın silahlı gücünü koruyor. Zaten devletin temel gücü nedir? Askeri güç, silahlı güçtür. Yani devlet dediğiniz zaman tarifi şudur. Diğer bütün örgütler ve derden farkı devletin askeri bir güce sahip olması, bir yaptırım gücüne sahip olması. Derim, Kanarya Sevenler Cemiyeti’nin bir yaptırım gücü yok. Palata Saray Kulübü’nün, Fenerbahçe Kulübü’nün silahlı bir gücü yok. Veya Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin, TÜRK’ün falan filan. Yani, değil mi? Demokratik kitle örgütlerinin bir silahlı gücü yok. Ama devletin farkı ne? Silahlı güç tekeline sahip. Ona da itiraz ediyor, Mazlumat diyor ki, hangi orduya katılayım ben diyor. Ordu yok ki, devlet de. Yani bize şunu dayatmayın diyor, onun izahı. Laskiye’de yaşanılanlar, Süreyya’da yaşanılanlar, Dürzile’nin yaşadıkları. Dolayısıyla burada karşımızda bir devlet yapılanması daha yok. Hatta bizim yapımız daha devlet. Yani biz daha örgütlü ve daha disiplinli bir konu mevcut. Demek, ben Suriye’yi bölmekte kararlıyım demek. Ve bunun mantığını ve gerekçelerini açıklıyor. Devlet yok ki diyor. O zaman ben olmam lazım, benim silahlı gücüm var, ben onlardan daha devletim diyor. Ve demin söylediğiniz gibi, Ademî Merkeziyet. Yani bir merkezi, ulusal devletten yana değil, zaten Arap kelimesine karşı çıkması da o. Diyelim ki Suriye Arap Cumhuriyeti demek, bir milli devlet tanımı bu. Milli devlet tanımı. O Arap’ı oradan çıkarttığınız zaman, o milli devlet kalmıyor. Sonuç itibariyle. Yani Arap olmayanlar ne olacak o zaman? O Suriye devleti, Suriyelilerin devleti mi olacak? Ve tam bu sırada Türkiye’nin himayesinde, yani biz HTA’ya bağlı kalacağımıza, cihatçı grupların ağırlıkta bulunduğu bir yapıya entegre olacağımıza, Türkiye’nin himayesinde, Türkiye ile bütünleşebiliriz fikrini başka bir yönden tedaviyle sokmaya başladılar. Şimdi bakın, bence bu, şimdi üzerinde durmamız gereken bu. Neden? Ben gazete yazarları, Barak falan filan, onların hepsini bir kenara koyuyorum. Büyükelçi Hidem’e. Evet. Neden? Sayın Cumhurbaşkanımız evvelsi gün dedi ki, şimdi dediği 100 yıl önceki Güney’deki kardeşlerimizle kucaklaşmaya doğru gidiyoruz. Şimdi 100 yıl ne? Birinci Dünya Savaşı. Yani 1925 yılındayız. 100 yıl öncemiz 1920’ler falan. Birinci Dünya Savaşı’nı kastediyor. Çünkü Birinci Dünya Savaşı’nda ne oldu? Osmanlı Devleti parçalandı. Ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra biz Güney’deki, Cumhurbaşkanımızın tarifiyle kardeşlerimizi, diyelim Halep’teki, ondan sonra Kerkük’teki, Mosul’daki, Yemen’deki, Suudi Arabistan’daki, ta Mısır’a kadarki kardeşlerimizi ne yaptık? Kaybettik değil mi? Onlar başka devletlerin egemenlikleri altında kaldılar. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız diyor ki, 100 yıl önceki terk ettiğimiz kardeşlerimizle kucaklaşmaya doğru gidiyoruz. Bu Türkiye’nin sınırlarını, egemenlik alanını, Güney’e doğru sarkıtma yönünde bir fikir. Çok açık yani. Ben buna kıymet veririm. Yani kıymet veririm derken bunu önemserim. Ve bu çok tehlikeli bir fikir. Ama, şimdi bu, hani diyelim ki bu platonik, gönlünden kopan bir değerlendirmeydi Sayın Cumhurbaşkanımızın. Ama başka unsurlarla yan yana ki, Nadir Temel’i oğlunu kutluyorum. Dünkü yazınız mıydı? Çok güzel, medyanın hallerinde bu konuyu çok güzel yazdı, cesur, esaslı ve tamamen gerçeklere dayanan bir yazıyı da kutluyorum. Şimdi başka veriler ve olgular var. Nedir? Barak dedi ki, aynı Cumhurbaşkanımızın söylediğini, o 4-5 gün önce, 1 hafta önce dedi ki, Osmanlı misyonu, Osmanlı millet sisteminden bahsediyor. Osmanlı millet sistemi, onun misyonu gündemdedir gibi bir şey söyledi. Yani aslında Cumhurbaşkanımızın söylediğiyle aşağı yukarı aynı şey. O da kendi ifade yöntemlerini bulmuş ve o şekilde söylüyor. Sonra yazılar çıkmaya başladı, şeyde, iktidar basınında. Mesela, Mercan Tutar’ın dünkü yazısı. Ondan sonra, evvelsi günkü, Nedret Ersen’in, Ersen Ağalın, Yeni Şafak’ta yazısı. Ondan sonra, iktidar çevrelerinde de, Misak-ı Millî adı altında, Türkiye’nin güney sınırlarının ötesinde kaybedilmiş topraklara yönelen şeyler. Bu arada, Devlet Bahçeli’nin yine bir hafta kadar önce bir tweet’i vardı, çok dikkat çekiciydi. Tebriz’deki, Urumçı’daki, Kerkük’teki, Arakan fazla önemli değil, Malezya, ıztırap çeken gönüldeşlerimizi falan. Ya arkadaş sen ne yapıyorsun? Tebriz, İran’ın bir parçası. Ondan sonra sen ne yapıyorsun? Urumçı Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir parçası. Kerkük, Irak’ın bir parçası. Sonuç itibariyle. Yani bu vurgular, sonuç itibariyle, Türkiye topraklarının ötesinde bir takım konuları gündeme getiriyor. İki ay kadar önceydi, değil mi? Sayın Devlet Bahçeli şunu da söylemişti, PKK’nın silahlı güçleri Irak’ın kuzeyinden, Suriye’nin kuzeyine doğru gidiyorlar, nakroluyorlar, intikal ediyorlar dedi. Ondan sonra bunu dedi, bunun eşküdümünü, koordinasyonunu birlikte yapalım. Yani PKK’nın silah bırakmasını savunmuyor Sayın Bahçeli, onların Suriye’nin kuzeyinde yığınak yapmasını, geldi mi o? Evet, bu Bahçeli’nin açıklaması. Türkiye’nin var oluşu geniş bir coğrafi ve jeopolitik eksende zorda kalanlar için umut ve neyse o çok kapalı bir şey ama şu Kerkük’ün, Gazze’nin, Urumçı’nın, Kudüs’ün, Tebriz’in, Arakan’ın, Trablus’un, Şam’ın ve daha nice nice hatıraatımızda mühim ve müstesna mevkii bulunan gönül coğrafyalarımızdaki şehirlerin ve buralarda yaşayan kardeşlerimizin ızdırapları milli yüreklerde bir tebiye hissedilmektedir. Yani sen niye kalkıyorsun Çin’i karşına alıyorsun, Irak’ı karşına alıyorsun, ondan sonra İran’ı karşına alıyorsun, Libya’yı karşına alıyorsun? Bunu karşına aldığın zaman Amerika’nın avucunun içinden çıkamazsın. Yani şunu söylediğin zaman Çin Halk Cumhuriyeti’ni, İran’ı, Irak’ı, Libya’yı, bunları karşına aldığın zaman, Şam ne diyor onu da tam anlayamadım, bunları karşına aldığın zaman senin için tek bir siyaset kalır, o da Amerika ve İsrail’in el ele yürümek. O da sonuç itibariyle bu demin söylediğimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın 100 yıl önceki, ondan sonra kardeşlerimizin coğrafyalarına doğru eğilim gösteren sözleriyle buluşan sözler. Bunların hepsini topladığımız zaman ki en tepesine Sayın Cumhurbaşkanımızı koyuyoruz, buradan bir tek bir şey çıkıyor, Türkiye imaisinde Kürdistan planı. Yani Güney coğrafyamızdaki kardeşlerimizle buluşacağımız dediğiniz zaman, o zaman buradan şu da çıkıyor, Türkiye’nin Şam politikasının bugün, Suriye politikasının aldatmaca mı oluyor, gerçek mi oluyor? Ya Türkiye imaisinde Kürdistan planını savunabilirsiniz, ya da Suriye’nin toprak bütünlüğünü. İkisi birbiriyle çelişiyor. Bir yandan diyorsunuz ki Ahmet Şahraya’ya gidiyorsunuz, diyorsunuz ki aman diyorsun, Suriye’nin bütünlüğünü hep beraber koruyalım tavrı var. Doğru olan politika o. Ama bir yandan da Güney sınırlarımızdaki gönüllü deşlerimizle veyahut da kardeşlerimizle falan filan bütünleşmeye, kucaklaşmaya yönelik bir döneme giriyoruz falan gibi yeni bir politikayı biraz üstü kapalı ve çekingen bir şekilde kamuoyuna götürüyorsun. Ama bunu açıkça söyleyenler var. Diyelim yazarlarınız, yani mevcut iktidarın yazarları, biraz da Bercan Tutar, değerli insanlar, Bercan Tutar, Nedret Bey de değerli bir insan, işte Ersan Alp, ondan sonra işte Mehmet Metiner falan. Bunlar da daha açık bir şekilde Türkiye imaisinde Kürdistan planı diyebileceğimiz planı açık bir şekilde bir yerden demek ki yönlendiriliyorlar. Bunları yazın deniyor ve yazıyorlar. Ben cümleye baktım Sayın Yelbaşkan, arkadaşlarımdan da rica ettim. Çünkü nasıl kaçırtılabileceğimiz… Barak’la da birleşiyor bu. Şimdi Barak’ın söyledikleriyle birleşiyor, bir de Türkiye’nin ekonomik çıkmazıyla birleşiyor. Bakın toplantıya neyle başladık? Türkiye’nin 50 milyar dolar dış ticaret açığıyla başladık. Yani 100 milyar dolar. 6 ayda 50 milyar dolar. Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın önünde bu rakam var. Yani ne var? Türkiye’nin dış ticareti 100 milyar dolar açık veriyor. Nasıl kapayacaksınız bunu? Bunu ya bir üretim ekonomisiyle ve Avrasya coğrafyasıyla ekonomik ilişkilerinizi Türkiye’nin milli egemenliği kapsamında geliştirerek yaparsınız veya Mehmet Şimşek politikalarıyla işte Londra Bankalarından falan borç isteyerek, hani dilenerek demeyeyim de üzmeyelim kimseyi, borç isteyerek yaparsınız falan filan. O 100 milyar dolarlık yıllık açık da Cumhurbaşkanı’nın önünde duruyor. Ve o zaman ne oluyor? Yani bu plana zorla yaetken. Batıcı bir çözüm ekonomide de. Çünkü ben ekonomide batıcı çözümü seçeyim, ondan sonra güvenlikte doğucu çözümü seçeyim veya ekonomide doğucu çözümü seçeyim. Güvenlikte batıncı böyle bir şey olmaz. Yani bu ya Avrasya’cı bir çözümü benimseyeceksiniz, yükselen Asya uygarlığında Türkiye yerini alacak veya Atlantikçi çözümleri içerisinde, Turgut Ozan’ın çizgisinde, boş batağında Türkiye’yi batıracaksınız. Tabii batıramayacaklar, ona izin verilecek ayrı mesele. Ama girdikleri yol bu. Onun için bu Türkiye imajında Kürdistan planının böyle dillendirilmeye başlanması kenarından köşesinden, ben burada tamam devlet buna karar verdi diye bir hüküm vermek istemiyorum. İstemiyorum. Yani bundan Türkiye’nin vazgeçmesi lazım. Onun için istemiyorum. Ama şunu hatırlatmak lazım. Türkiye imajında Kürdistan demek, Türkiye’nin kucağına bir bomba bırakılıyor, Kürdistan bombası. Sayın Tayyip Erdoğan’ın kucağına bırakılıyor. Kürdistan’ı kucağında taşıyacak. Buraya koysa koyamaz, patlar. Elinden düşürse patlar. Birisine emanet edemez. Peki, bu bombayı aldığınız Türkiye imajında Kürdistan yapmaya kalktığınız zaman, Türkiye’nin sınırlarını, egemenlik alanlarını güneye doğru sarkıttığınız zaman, Arap dünyasını karşınıza alacaksınız. Ahmet Şahra sizin o zaman düşmanınız olacak. Değil mi? Ahmet Şahra ile beraber Suriye’nin bütünlüğünü savunalım derken, birden Ahmet Şahra ile değil, SDG ile birleşiyorsunuz Türkiye imajında Kürdistan için. Irak’ın kuzeyinde birdenbire kimle birleşiyorsunuz? Barzani ile veya İran’da Pejak ile birleşiyorsunuz. Tebriz diyorsun. Devlet Bahçeli’nin yaptığı gibi. Yani İran’ı bölen Amerika planlarının içine giriyorsun. Bir MIT raporu da vardı. İsrail gözüyle. MIT raporunun gözlüğü İsrail. Gözlük demeyeceğim çünkü gözlük de çıkartabilirsin. Ama göz, göz. İsrail gözüyle yazılmış. 72 sayfa galiba. Tabii, tabii. 72 sayfa. Baştan sona İsrail gözüyle yazılmış. Yani MIT, Sayın MIT Müsteşarımızda İbrahim Kalın, inşallah bizi dinliyordur. Veya götürüp rapor etsinler. O rapor İsrail gözüyle yazılmış bir rapor. Daha yeni bir savaş oldu. Değil mi? İran-İsrail savaşı oldu. İsrail’in tarafında mısın? İran’ın. O rapor tamamen İsrail’in yanında. İsrail’in yanında olan bir rapor ve İran karşılığı bir rapor. Şimdi bunu da tabloya koymak lazım. Açıkça şunu diyorlar. İran’ın teknik kabiliyetleri, askeri kabiliyetleri Türkiye için tehdit. İsrail de demiyorlar yani. Türkiye için tehdit dediğiniz zaman İsrail’in İran’ın yenmesini istersiniz. Ama becerememişsiniz. Ama bu soru da çok haklı çünkü kürecik de uyuşturuyorsa siz İsrail’le berabersiniz. Ama aynı raporda sizin o denge diye eleştirdiğiniz kendini kurtarma cümleleri de çok. Mesela Kıbrıs’taki İsrail’in Kıbrıs’a gözünü dikmesi, oraya yılanak yapması, oradaki rahatsızlıkları da rapor edilmiş. Ama işte zaten bakın maalesef hükümetimiz bu tutarsızlıklar, bocalamalar ve denge adı altında tamamen net bir tavır alamıyor. Halbuki savaşlarda net tavır alamazsanız yenilirsiniz. Evet. Sen gel başkanım yönetmenimiz uyarıyor. Bu konu ile ilgili 2-3 soru soralım, burayı açalım. Devam edelim. Bu konu önemli. Evet önemli bir yere geldik. O kucaktaki bombayı konuşacağız. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri çok kısa bir ara tekrar birlikte olacağız.

Değerli Ulusal Kanal izleyenler, biz Sayın Genel Başkan reklam orasını da rahat bırakmıyoruz sorularla devam ederken eee şuraya da derinleşelim dedik. Çünkü çok önemli bir yere geldi program. Eee Türkiye himayesinde Kürdistan planı eee Sayın Genel Başkan çok çarpıcı bir örnekle kucağa bırakılan bomba. Hani bir yere bıraktığınız anda bırakamazsınız da o kucağınızda kalır diye. Şimdi eee izninizle şöyle açmak istiyorum. Ötesinde Amerika’nın sizde kucak girmesini kullanmayacağım. Siz de Amerika’nın denetimine gidersiniz. Şimdi sayın genel kucağınızda ancak Amerika ve İsrail’le birlikte taşıyabilirsiniz. Evet. Şimdi eee Dışişleri Bakanı’mız Sayın Hakan Fidan eee son eee neredeyse bir senedir şu fikri bütün programlarda dile getiriyor, işliyor. Bölgeye dışarıdan müdahaleleri bölge ülkeli olarak engelleyelim. Bölge inisiyatifi. Hatta Filistin meselesinde bile bir bölgesel müdahale eee siyasi anlamda müdahale gücü oluşturalım. Mısır’da Katarak demişti. Şimdi burada da eee özellikle Balkan Türkleri, Türkmenler, Kürtler, Irak’ın eee Türkleri ve Kürtleri bu bölgede Türkiye bir bu huzuru ve barışı tesis edecek büyük bir kuvvet ve bize karşı hasmane bir tutum alınmaktansa eee o kuvvetlerle ya da oradaki dinamiklerle eee çeşitli eee dış müdahaleleri engelleyebiliriz fikri var. Şimdi İsrail evet siz kürsü de ki eee konuşmalar ötesinde sahada bir adım atılmamasını sert eleştirdiniz daha önceki programlarda da. Az önce Sayın Numan Kurtulmuş’un da eee genel cümlelerinden ziyade daha pratik ve somut konuşmasını istediniz. Gerektiğini söylediniz. Buradan hareketle. İsrail şimdi eee son iki senedir çok saldırgan bir tutum içerisinde en son eee Dürzi bölgesine neredeyse Suriye ordusunun müdahale etmesini engelledi. Genelkurmay binasında. Topraklarının kısmını aldı. Evet aldı. Eee bunu şundan da engelledi dedim. Eee Dürzi bölgesine Suriye ordusu müdahale edecekti. Genelkurmay binasını bombaladı ve müdahale edemezsin dedi. Bir sınır çekti. Fiilen böldü aslında o bölgeye eee girmesini engelledi. Suriye Dışişleri Bakanı da çok açık bir şekilde şunu söyledi. Savaşacak durumumuz İsrail’le şu anda yok ve biz de geri çekilmek zorunda kaldık dedi. Şimdi burada Türkiye’yi yönetenler eee AK Parti hükümeti bütün eleştirilerinizin eee yanında şöyle eee bir politika güdüyü olamaz mı? Madem İsrail eee burada bu kadar baskın bir kuvvet olarak Kürtlerle de üstelik Öcalan da bunu defalarca söyledi. Bizim üzerimizden plan yapıyor İsrail diye kendi örgütünü uyarıyor. O eee açıklamalarla madem İsrail etkili olacağına, İsrail’in güdümünde olacağına biz etkili olalım, bizim imayemizde olsun, bizim kontrolümüzde olsun, bu süreci biz götürelim diyemez mi hükümet? Özgürlük var, kimsenin ağzına fermuar takılabilir de eee burada şunu meraklaştırmak lazım. Yani bu Suriye bağlamında konuşalım. Yani eee orada Amerika Birleşik Devletleri eee diyelim Suriye’yi böleceğine bunun karşısında iki tane tavır olabilir. Hayır, Suriye’nin toprak bütünlüğünün yanındayız. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail Suriye’yi bölmesin. Ondan sonra eee İsrail’in merkezi hükümeti, milli hükümeti eee Suriye Arap Cumhuriyeti kendi toprak bütünlüğünü sağlasın. Biz de o onu destekleyelim. Şahra’yı yalnız bırakmayacağız dedi Cumhurbaşkanı Erdoğan. Tam bu mücadeleyle. Öyle o politik yakın zamana kadar politika buydu. Yani Ahmet Şahra’yla birlikte Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlayalım. Bu doğru politika. Bu Vatan Partisi’nin politikası. Diğeri de ne? Ya bu zaten bu şey ııı bölünüyor veya bölünmese bile aşağı doğru sarkalım. Eee bunlar da dile getirildi. Devlet Bahçeli yüz bir, yüz iki Halep bilmem falan diye saymadım. Değil mi? Bunlar sayıldı yani açık bir şekilde. Ondan sonra eee bir de o var. Yani eee oralar bizim himayemizde olsun. İsrail’e kaptırmayalım. Eee İsrail’den eee İsrail kapmasın, biz orayı kapalım. Bu çok tehlikeli. Hı. Şu çok doğru. Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunacağız. Suriye Devleti’nin bakın Ahmet Eşşar’a ne oldu? Eee biz eee İdlib’den çıktı eee diyelim eee Amerika ve İsrail şeyiyle projesiyle geldi falan. Ama artık o Şam’ın tepesine oturup eee Suriye’nin eee meşru hükümeti haline gelince biz ne yaptık vatan parçası olarak? Artık Suriye hükümeti odur. Bunun devletini birleştirmesi, topraklarını birleştirmesini destekledim. Çünkü bir başka bir alternatif yok. O da öyle bir pozisyona girdi. Ama şimdi Türkiye Devleti de böyleydi. Ama şimdi birdenbire başka belirtiler çıkmaya başladı. Bu bu eee Tebrizler, Urumçiler, ondan sonra eee Halepler, ondan sonra işte eee sınırların ötesinde eee Türkiye’nin hakimiyet alanlarını genişletme yönünde eee bazı şeyler işte bu Bercan Tutar’ın yazıları, misakı milliğini yeniden tanımlamaları. Yani eee değil mi şimdi eee Yani bu o iktidar basını kendiliğinden mi yazıyor? Misakı milliği aslında şu andaki Türkiye’nin sınırları değildir. O misakı milliği daha da büyük eee bir coğrafyaydı. Fakat Atatürk yüzünden veyahut da eee Atatürk ve Kemalist devrimin hataları yüzünden oraları verdik. Hatta on iki adayı bile verdik diyenler var. Evet. On iki adadı zaten eee İtalyanların elinde sen vermedin, İtalyanlar Yunanistan’a bin dokuz yüz kırk yedi de verdi. Yani ta Trabluskarşı Savaşı’nda hatta bin sekiz yüz yirmi dörtte Yunanistan eee harbi sırasında o iki adayı kaybetmişsin. Neyse onları bir sakın milli konuşuruz. Yani burada eee ben eee sizin dediğiniz gibi olmasını isterim. Ve eee durumu da berrak görmüyorum. Yani tamam bunlar ki eee Kürdistan eee Türkiye’yi maalesef Kürdistan politikasına girdiler diye de kesin bir şey söyleyemiyorum. Onu söyleyeyim. Biraz da gönlüm istemediği aslında biraz satır arasında kaldı ama çok önemli bir vurgu yaptınız. Ekonomik zorluklar sebebiyle batı ile birlikte ek. Bir de o var. Ha bir de Fatih olmak. Oy ihtiyacı. Bakın başka şeyler de var. Yani ııı AK Parti oyları düştü. Yani şu anda ııı oy durumu pek parlak değil. Değil evet. Ha onun da bir şey yapması lazım. Ya bir atakla halka kazanması lazım. E kafalarda böyle Fatih olmak ondan sonra fethetmek eee falan o yollardan oyları büyütme falan gibi fikirler de var. Onu da söyleyeyim. Bunları birleştirdiğimiz zaman bir de bu eee basında gördüğümüz şeyler, Barak’ın sözleri, devlet bahçeninin sözleri. Mesela şimdi aradık benim televizyonda duyduğumuz sayın misak-ı millidir, Türk askerinin olmadığı yer bir başka bir coğrafya. Yani başka bir devletin egemenliği altındadır. Misak-ı milli bu. Ha onun eee Sivas Kongresi ondan evvel Erzurum Kongresi, Amasya, ondan sonra eee şeyi eee protokolü tutanağı oralarda yazılmış eee İslami ana anası, uslu unsurlar, Türkler ve Kürtler falan diye de tanımları vardır. Ama en son eee misak-ı milli eee bin dokuz yüz yirmi eee yarı yirmi sekiz Ocak günü ondan sonra meclis-i Mebusan’da alınan misak-ı milli kararı ondan sonra eee Türk askerinin Atatürk’ün yolladığı şey karar tasarısıdır zaten o. Sonradan da büyük milletvekili onu benimsedi. Ha şimdi eee efendim eee misak-ı milliye Mustafa Kemal kaybetti. Lozan’da misak-ı milliden eee feragat ettiler, bazı yerleri verdiler. Bu hiç gerçek değil. Hatta mesela on iki adaya götürüyor bir cahiller. Ya on iki ada bin sekiz yüz yirmi dört yılında Yunan isyanı sırasında zaten senin elinden gitmiş. Ondan sonra ııı İtalyanlar oraya almış. Ve ııı senin orayı ııı Türk askeri yok orada. Senin orayı alman için donanman olması lazım. O donanmayı da çürüttü Abdülhamit şeye çekip değil mi? Kızağı çekip falan. Yani ııı Türk askeri yok ki on iki adada o misak-ı milli içinde olsun. O sırada İtalyanımdı. Hatta İngilizlerin eline geçti. Eee birralık Almanların eline geçti. Iıı şey Lozan öncesinde de İngilizlerin eline geçmişti. Yani on iki ada Türk ordusunun elinde veya Türkiye’nin elinde değildi ki. Şimdi tutturdular on iki adaya Atatürk verdi. Tabii. Ha bin bin dokuz yüz kırk yedi yılında eee Paris’te yapılan anlaşmayla İtalyanlardan Yunanlara geçti. Hani orada belki eleştirilebilir yani niye İtalyanlar eee Yunanlara verdi kırk yedi de biz niye almadık? Eee sen alamazsın çünkü Yunanistan Almanya’yla ve İtalya’yla savaştı. Sen savaşmadın ki. Savaşmayana vermezler ki. Kim savaştıysa ona verirler. Doğru. Yani İtalya kaybetti. Aldı on iki adayı. Yunanlılar aldı. Neden? Çünkü Yunanlar savaşmışlardı. O cümle Sayın Genel Başkan arkadaşlar buldu. Ha şöyle geçiyor. Eee bir asır diye geçiyor. Evet. Filistin halkının kalbindeki Türkiye sevdasını Tayyip Erdoğan sevdasını söküp atamayacaksınız. Türk milletinin bir asır sonra kardeşleriyle yeniden kucaklaşmasına engel olamayacaksınız. Yani kucaklaşma kardeş ve bir asır kelimelerinin geçtiği eee konuşma bu. O zaman ben benim dinlediğim televizyondaki o ilk cümle yani Filistinli ben duymadan eee şey yaptım. Evet. O zaman eee yani Cumhurbaşkanımızın böyle Türkiye imanisinde Kürdistan planını çağrıştıran eee bu cümlesi eee düzeltiyoruz onu. Evet. Evet. Bir de benim dinlediğim buydu ama Filistin benim dinlediğim haber programında Filistin yoktu. Evet. Eee ama biz şimdi buradan yine şuraya dönüyorum. Peki eee Bercan Tutar niye o yazıyı yazıyor? Nedret Ersanal niye o yazıyı yazıyor? Devlet Bahçeli niye eee kalkıyor? Işte Tebrizli ondan sonra ııı şeydi, Urumçiydi falan. Eee bunları dile getiriyor. Ondan sonra eee Bunlar biraz eee başkanım Hakan Fidan’ın dışarıya durdukları yerde mi mesela Bercan Tutar, Nedret Ersanal falan? Ben hani eee yani Nedret Bey’in eee konuşmalarında da onun televizyon programında da daha önceki vurgularında da bir defa eee Sayın Hakan Fidan’ın eee faaliyetlerinin alt okumalarını hep yazan eee bir tarzı var. Yani hep orada eee fikir eee tiyatrisinde bulunuyor. Şimdi biraz eee Hakan Fidan özellikle Süheyda’daki olaydan sonra şöyle bir açıklama yaptı. Sakın ha dedi. Aman ha dedi. Yani PKK’ya silaha sarılırsan biz de hareket etmek, harekete geçmek zorundayız. Vatan Partisi’nin politikası. Evet. Evet. Eee orada biraz ben burada eee Hakan Fidan’ın yaptığı eee bütün özellikle Şam’a, Şağır’a geldikten sonraki temel faaliyetinin eee YPG’yi Şam’a itmek, Şam’la masaya oturtmak eee hatta on Mart eee sizin dediğiniz bütünüyle doğru. Hakikaten üç gün öncesine kadar yani diyelim Habertürk’te benim Medet Ersenal’da yaptığım programdan öncesine kadar Türkiye’nin bütün gayreti neydi? Eee şey eee SEDEG’inin eee silahlı gücünü tasfiye etmek ve SEDEG’inin eee birey askerler olarak Suriye Ordusu’na katılması ve tasfiyesiydi ve kesinlikle federi eee devlet kurulmaması yönündeydi. Bu eee bölücülükte doğru. Doğru. Ama şu son eee birkaç gün içerisinde böyle bir şeyler çıkmaya başladı. Yani böyle işte o Barak’ın eee açıklamalarıyla o Osmanlı misyonu işte Osmanlı millet bilmem nesiyle. Ibrahim Anlaşmaları dedi. Mesela beş gün önce yaptığı açıklamada mazlum Abdi Türkiye için tehdit değil diyor. Ha bir de şey de düşündürdü bunu. Mazlum Abdi kalktı dedi ki eğer dedi Suriye’ye sen dedi benim istediğim özelliği falan filan vermezsen ben de gider Türkiye’ye. Mazlum Abdi demedi. Eee o Rudav’ın Rudav’ın bir eee nasıl söyleyeyim? Bir kaynağı belirsiz bir Suriye Gözlem Evi diye bir şey var. Bunun İngiliz istihbaratına yakın olduğu söyleniyor. Orada peki o zaman şöyle diyelim. Iyi oldu bu aydınlatmalar. Çok teşekkür ediyorum. Şöyle diyelim. Bundan mutlu oldum ben. Ama böyle eee bir Türkiye’nin güney sınırlarına doğru sarkması yönünde bazı projeler ve bazı düşünceler var. Var. Eee bunun çok tehlikeli olduğunu saptıyalım. Evet. Ama şu anda Sayın Cumhurbaşkanımızın veya Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin böyle bir plan içinde olduğunu ııı şey yapıp berrak bir şekilde tespit edemiyoruz. Ama bu tür eğilimler var. Evet. Şey de beni şey yaptı. Hı. Kuşkulandırdı. İran şok olacak demesi Abdullah Hocaların. O o da başkanım. Sonra geri alınmış. Evet. Yani o da ııı çarpıtılmış bir metin. Dem parti de kabul etmedi. O zaman düzeltiyoruz. Bu ııı bu konuşmamız görüşmemiz çok çok iyi oldu. Ya bu tür ııı şüphelerin ııı şu anda gerçek olmadığını söyleyebiliriz ve gönlümüzde bundan yana ama böyle tehlikeler olduğunu da saptamamız lazım. Neden? Çünkü Türkiye Amerika ve Amerika’yla birlikte bazı ııı çözümler ııı üretmeye çalışıyor. Yani Amerika tarafını seçti Tayyip Erdoğan. Orada berraz yani. Evet. Yani Suriye’de Amerika’yla anlaşarak olan bir çözüm üretmek. Amerika’yla anlaşarak çözüm ürettiğiniz zaman o ııı SDG’nin varlığını kabul edersiniz. Suriye’nin bürünmesini ııı kabul edersiniz ama bir de Türkiye halkını memnun etmek için buraya alıyoruz dersiniz ve oylarınızı böyle yükselteceğinizi düşünürsünüz. Onun için bu şüpheleri ııı masaya getirip bugünden bunu önleyici ııı tavırları da şey yapmak, koymakta fayda var. Eee Sayın Yüce Başkan iki ben şuraya gideyim. Şu anda Türkiye Türkiye ima etse Kürdistan planını Türkiye Cumhuriyeti devleti benimsemiştir diyemiyoruz. Diyemiyoruz ama bu eee tehlikenin de altını çiziyoruz. Çünkü bu gerçek haline geldikten sonra önlemek zorlaşır. Yani bunun da altını çiziyoruz. Eee ve eee diyoruz ki Türkiye ima etse Kürdistan Türkiye’yi bütün komşularıyla Arap dünyasıyla, İran’la, Rusya’yla, Çin’le karşı karşıya getirir ve tamamen Amerika’nın denetimine sürükler ve İsrail’i de dostu haline getirir. Zaten bizim kürecik falan üzerinden bir ııı devletimizin İsrail’le bir şeyi var. Yani bir takım ııı dayanışmaları, işbirlikleri var ve ve NATO üyesi Amerika’yla beraber ekonomide de Amerika’yla çözüm aramaktadır falan. Eee dolayısıyla Türkiye ima etse Kürdistan planı için bir zemin var ve Barak’ta zaten bu planı açıkta ortaya koymuş o. Yani o eee Osmanlı Millet Sistemi diyerek Barak o planı açağa koydu. Sayın Genel Başkan burada eee bir PKK’nın eee bölücülükte ısrar eden kesimi eee Suriye sahasında eee Paris’teki toplantının yapılamama sebebi olarak ki eee Mazlum Abdi gitti oraya. Ferhat Abdüşahin oradaydı. Yapılan üstelik Fransız Dışişleri Bakanlığı’nın da çabasına rağmen Suriye tarafına oturtamamalarını Türkiye’nin müdahalesine yoruyorlar ve bütün çizdikleri çerçeve Suriye’nin kuzeyiyle ilgili Türkiye Şara’yı baskı altında tutuyor, denetim altında tutuyor. Hatta körfez ülkelerine parayı kesme yani Şara’ya eğer boyun eğersem paran da kesilir diyerek sopada gösteriyor. Yani körfezden gelen para. Dolayısıyla burada Türkiye’nin iradesini kırmak Şam’dan çıkarmaya bağlıydı Şara’yı. Nitekim çıkardık ve Paris’e getirdik. Çizdikleri şey bu. Şimdi eee üç dört gün öncesine kadar bu dediğiniz doğru. Türkiye’nin politikası Şara’yla iş birliği yaparak Suriye’nin toprak bütünlüğünü devlet bütünlüğünü sağlamak da bütün gayretler bu yönde gözüküyordu. Fakat her şeye rağmen ben ııı Türk Devleti Türkiye maalesef Kürdistan planına yöneldi diyemiyorum ama o yolda bazı belirtiler ııı bazı hevesler ııı iktidar çevrelerinde var. Yani en azından bunu saplamak ve bunun önünü kesmemiz lazım. Yani yok böyle yapmıyorlar. Iıı kesinlikle diyerek ııı rahat ııı bir tavır almak yerine yani bu gerçekleri de görmek lazım. Yazılanları, çizilenleri, devlet bahçenin tutumlarını falan. Öcalan’ın o metniyle ilgili ben bugün ııı yirmi sekiz sayfa hepsini okudum bütün metni. Iıı o çarpıtılan bazı bölümler de var. İran’la ilgili özellikle onu hangi bağlamda neden söylüyor diyerek bir defa öyle bir cümle o yirmi sekiz sayfalık metnini İran’ın geçtiği yeri izninizle bir hem ııı izleyenlerimize de bilgi vermek bakımından aktarmak isterim. Iıı Pejaku soruyor. Iıı görüşmenin bir bölümünde. Iıı ziyaretçi heyet askeri güçleri var. Önderlik paradigmasına bağlıdırlar. Halk içerisinde etkileri var. Örgütlenme çalışmaları yürütüyorlar. Bilgimiz bu temeldedir diyor. Iıı o heyetteki kişiler Öcalan’a bilgi veriyor. Öcalan ııı yeni bir soru soruyor. İran nasıl görüyor süreci? Iıı şey İran nasıl görüyor Pejak’ı? Kendini tehdit olarak görüyor. Bir ateşkes var değil mi? Diyor Öcalan. Evet var. Sürüyor. Fakat idam siyaseti devam ediyor. Örgütlü yapıdan değil ama Kürtlerden idam edilenler oluyor. Diyerek yanıt veriyor. Gerçekten de PKK’nın gazetesi şöyle ayda bir kez falan İran’la ilgili böyle haberler. Fars’ta idam ediliyor. Kürt’te idam ediliyor. Türk’te idam ediliyor. Yani Kürtlerden idam ediliyor. Kürtlerden idamları söyleyeyim. Mosad ajanı olduğu için. Evet. Mosad ajanları ilan edildi ama Mosad ajanlarının hepsi Kürt değildi. Tabii. Kürt’te vardı işlerinde. Şu bölüm ilginç Sayın Genel Başkan. Iıı sıkışmış durumdalar diyor Öcalan’a bilgi veren kişi heyetteki. Iıı Öcalan şu bu cümlenin üzeri ııı kelimenin üzerine şu yanıt veriyor. Daha da sıkışabilirler. Yeni bir süreçte karşılıklı daha stratejik bir müzakere var mı? Kendilerine desin ki sizin aleyhinize değil Öcalan oradaki sorunu Türkiye’yle böyle çözüyor. Sizin de böyle çözmeniz faydanızadır. İran ile siyasi çözüm gündem olmalı. Pejaka söyleyin. İran ile görüşmelerini yükseltmeli ve düzeyi büyütmeliler. Manifesto bakacaklar. İran ile çözüm geliştirsinler. Hem bu çerçevede hem selam iletin hem de ileride Türkiye’de onay verirse görüşmek isteriz. Yeniden bir görüşme süreci olabilir. Onlar ile görüşme yapacağım Irak ve İran ile demokratik çözüm geliştirmemiz gerekir diyor. Evet. Bu nereden çıktı? Efendim? Benim okuduğum yirmi sekiz sayfalık metinde yok. Ama doğru. Bak şimdi ben buna güveniyorum ve bugün de teksim edildi değil mi o şok? Evet. Dem parti de ııı çarpıtıldı. Ama peki bu bak bu şokun çıkması da bir kuvvet sızdırıyor. Sızdırmak mı yoksa ııı olmayan bir şeyi mi koyuyor? Sızdırıyorsa yine o söylemiş demektir. Yani Apo bunu söyledi de ııı sonradan ya bunu söylememiş olalım mı dendi? Yoksa hiç söylemediği halde ııı dışarı çıkanlar ııı onu oraya o İran’a şok falan koydular ve onlar başka bir planın içinde mi? Çünkü giden insan ııı Apo’yla giden görüşenler de ııı batıyla ilişkili unsurlar. Onu görmemiz lazım. Yani ııı Sıra Süreyya Önder gibi ııı eyette şey kaldı mı? Pervin buldu. Var. Pervin Hanım hala eyette. Iıı ama bu hani İran çok ııı bugün ııı çok da sosyal medyada ııı dolaştı. Biz bu yirmi sekiz sayfalık metinde benim esas gördüğüm o ilk söylediği ııı her kuvvet kendi ülkesiyle bütünleşme sürecine girsin yönündeki vurgulara devam ediyor. Tabii güzel. Apo’dan beklenen o yani İran şok demesi de ııı şey olur. Bir de eee Türkiye imajda Kürdistan planına yatması da çok büyük tehdit eee ciddi tehdit olur. Ama şunu da unutmayalım. Abdullah Öcalan sonuç itibariyle eee Türk Devleti’nin hakim olduğu duvarların arasında yani onları da unutmamak. Tabii. Evet. Eee. Ama şimdi şöyle bağlayalım. Eee bir Türkiye Devleti’nin şu anda Türkiye himayesinde Kürdistan planına eee teslim olduğunu söyleyemeyiz. Ama bu yönde bazı çabalar olduğu da kesin. Onu onu kesinlikle söyleyebiliriz. Onun için eee o çabaların önünü kesmek eee çok çok önemli ve şu bakımdan uyarmamız lazım. Türkiye imajda Kürdistan planına girdiği zaman girecek olursa Türkiye bütün Arap dünyasını karşısına alır. İran’ı karşısına alır. Rusya’yı karşısına alır. Çin Halk Cumhuriyeti’ni karşısına alır ve Amerika ve İsrail’le eee el ele gitmeye mecbur kalır. Zaten o ve ekonomisi de ekonomisini de ona göre şekillendirir. Eee dolayısıyla o bir seçimdir. Yani Türkiye himayesinde Kürdistan planı Atlantik sistemine Türkiye’nin kendini orada kaza bağlaması anlamına gelir. Onu kesinlikle eee önlememiz lazım. Bu tür düşünenlerin olduğunu da görmemiz lazım. Ve eee Tayyip Erdoğan’ın o ihtiyacını eee bu tür eee yani büyüterek Türkiye’yi güneyi doğru genişleterek çözme gibi eee etrafında ona öğüt verenler varsa bu öğütlerin de tamamen Amerika’dan geldiğini ve hatta eee Amerikan planlarına hizmet ettiğini net olarak söylemek lazım. Evet. Yönetmenimiz uyarıyor. Eee kısa bir ara var. Sonra yeni bir konuya geçeceğiz Sayın Genel Başkan’la birlikte. Hı hı. Işık Otomotiv tamir, ahşap, metal, kompozit, inşaat ve dekorasyon sektörlerine özel ürünler. Zımpara makineleri, toz emiciler ve aksesuarlar, aşındırıcılar, parlatma ürünleri, özel çözümler. KB Zımpara çözüm ortağınız. Kemal Başaran nokta.com.tr. Sıfır iki yüz altmış altı iki yüz seksen bir on elli. Evet tekrar çıkış yolunda birlikteyiz. Değerli Ulusal Diyariler. Yani Suriye’deki İsrail’in alternatifi Türkiye’nin ııı oraları fethetmesi değildir. Alternatif Suriye’nin evet. Devlet bütünlüğünün sağlanmasıdır. Türk askerinin Türk ordusunu da gerektiği zaman ona yardımcı olmasıdır. Mesela Türk Silahlı Kuvvetleri girer, SDG’yi silahsızlandırır. Ondan sonra bir süre sonra çıkar bu Suriye’yi. Ha mesela bakın Suriye’yle bir anlaşma oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bir yetki verdi falan. Evet. Ha bunlar güzel şeyler. Tabii. Ama bunu ben oraya gideceğim orada kalacağım derseniz o başka bir şey. Tabii. Lojistik destek sağlanıyor. Danışmanlık hizmeti. Evet. Şimdi bu programda değil ama ııı Nadir arkadaşımla bir sonraki programı bugün pek açamadık. Biraz bizim de hazırlanmamız lazım. Benim esas gördüğüm ııı Sayın Genel Başkan ııı İran’a yönelik AK Parti hükümeti ııı yetkililerin burası hain fidan da dahil olmak üzere ne zaman bir İran geçse ııı orada Batı planlarına eklemlenme ve Batı ile birlikte reaksiyon gösterme eğiliminin daha kuvvetli olduğuna yönelik işaretler daha çok. Ama işte bu konusu biliyor musun? Iıı bu toplam bir şeydir yani. İran’da şöyle bilmem burada yani siz İran’a tavır alırsanız Suriye’nin yanına şey İsrail’in yanına düşersiniz. Evet. Bakın yani ben İran’ın İran’a tavır alacağım ama aynı zamanda İsrail’le mücadele edeceğim. Bu ikisi beraber olmaz. Evet. İran’a tavır alırsanız yani ayrıntılardaki tavırları söylemiyorum. Yani genel cephelerinde İran’a karşı bir cephe tutarsanız o cephede İsrail’le ve Amerika’yla beraber olursanız. Çünkü İran orada başat ve önemli bir ülke. On iki günlük savaşta tavır nasıldı? Bizim ilk başlarda şey gibiydi tavırsız gibiydi. Ama ben orada ölçüyü yine Kürecik diye alırım. Lafla desteklemek tamam lafla destekledi Türkiye Cumhuriyeti İran’ı. Ama niye Kürecik’ten bilgiler İsrail’e gitti? Acaba Kürecik’ten acaba demeyeyim. Kürecik’ten giden bilgiler yüzünden ııı kaç yüz İranlı öldü? Ben insan ölümcülü de çok bakmıyorum. Ondan sonra ııı İran’a karşı hangi askeri başarıları kazandı? Ya da İran füzelerini ııı havada nasıl ima ettiler? Yani siz orada ııı tarafsız bile değilsiniz. Iıı İran’a bir atmosferde savaş olurken en kıymetli şey o istihbarat. Uçan füzelerin adreslerini veriyorsunuz siz Kürecik’ten sonuç itibariyle. Ve Milli Savunma Bakanı da bunu itiraf ediyor değil mi? Yalan söyleyemez Milli Savunma Bakanı diyor ki evet diyor biz diyor notöyü veriyoruz. Onlar da diyor oraya veriyorlardır diyor. Uzun zaman önce bir sete rapor da yazılmıştır. Türkiye’nin bölgede İran’la çatış. Yani buralarda bizim ııı bunları hoş karşılamamak lazım. Hoş karşılarsak milletimize, vatanımıza, sadakatimizde zaaflar olur. Hoş karşılamamak lazım. Kürecik, İncil’lik, üstelik ııı Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tamamen eline geçmelidir, kontrolüne geçmelidir. Buralarda net olmamız lazım. Bir ikincisi ııı Türkiye’nin güneye doğru sınırlarını geliştiren düşünceler en sonunda Amerika ve İsrail’de kaçılmaz olarak birleşir. Yapılacak şey bizim güneyimizde kardeş ülkelerin toprak bütünlükleri ve devlet egemenliklerini gerekirse askerle de destekleyelim. Ama orayı fethetmek için değil. Gerekirse onları askerle destekleyelim. Diyelim ııı biz kaç kere önerdik değil mi? Iıı birkaç defa Türkiye’nin fırsat geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri eee Suriye’nin kuzey doğusunda SEDEKE’yi silahsızlandırabilirdi. Tabii. Bunu yapmadı. Şimdi de yapmıyor. Gelsin silahsızlandırsın. Ama fethetmek için değil. Zaten orada silahlı bir SEDEKE kaldığı sürece hiç federe devlet bilmem eee şeye karşıyız falan laflarına bir kıymeti yok. Silahlı bir SEDEKE federe devlettir. Silahlı bir SEDEKE eşittir. Orada bir federe devleti. Niçin silahlı? Evet. Devletin silah devletin temel unsuru. Şimdi Sayın Genel Başkan son konuya izninizle geçelim. Daha bir başka soru yoksa bu konuyla ilgili. Yok. Bir ücretli öğretmenlerin eee sevgi ve saygıları var sizlere. Sağ olsunlar. Eee mağdur durumdayız diyorlar. Özlük hakları olmadan eğitim vermeye çalışıyoruz. Bu mağduriyetimiz ne zaman giderilecek? Ücretli öğretmenler kadroya geçirilmeyecek. Vatan Partisi hükümette olduğu zaman giderecek. O da çok uzak değil. Onu gidermenin yolu biraz evvel söyledik. Üretim devrimi, üretim ekonomisi. Yani eee Türkiye üretecek, devletin gelirleri de artacak ve o artan gelirlerinden öğretmenlerine insanca yaşayacağı ve eee evlatlarımızı yetiştireceği koşulları sağlamak. Evet. Biz diyorlar başka programlardan da şahit olduk, izledik. Eee Sayın Perinçek derdi olanların sorunlarını çözmek için hemen bakanların yetkililerin peşine düşür. Lütfen bizim için de ücretli öğretmenler için de bir çaba sarfetsin. O bizim görevimiz. Diyorlar. Evet. Bizim görevimiz. Biz de öğretmenlerimize, ücretli öğretmenlerimize selamlarımızı iletelim. Mücadelelerine yanlarındayız. Ama işte şimdi şöyle yani devletin diyelim kamuda çalışanlara, öğretmenlerine, memurlarına eee bir refah sağlaması için eee o devlet gelirlerinin de buna uygun bir şekilde artması lazım. Dolayısıyla eee memur maaşlarını, işçi ücretlerini yükseltmenin, arttırmanın biricik yolu Türkiye’nin eee bir üretim kapasitesinin büyümesi, daha çok üretmesi ve devlet gelirlerinin artması ve eee tasarruflarının yatırıma yönlendirilmesi, devletin kaynaklarını da emekçiden yana kullanması. E bu bir program. Evet. O o programı Türkiye’de Vatan Partisi savunuyor ve Vatan Partisi önümüzdeki bir kaç yıl içinde Türkiye’nin geleceğini belirleyen hükümetin içinde eee etkin bir konumda olacak. Evet. Onun için bütün gücümüzle hep beraber Vatan Partisi’ne üye olalım, katılalım, yönetici olalım ve eee Türkiye’de de şimdi bu anda çok hızlı böyle bir eğilim var. Afyon’un sandıklısında da var. Kızıltıpesi’nde Mardin’in de var, Diyarbakır’ın da var. Her tarafında bu eğilim var. Evet. Eee Sayın Genel Başkan Ankara’da eee kamu kurumlarının yöneticilerinin elektörü imzalarının kopyalanarak bir sahte diploma ve sürücü belgesi düzenleyen bir çete ortaya çıktı. Eee tam da eee Profesör Doktor Cüneyt Akalı’nın eee vefat ettiği gün bu eee çürümüşlük ortaya serdi. Siz de akalını dağanarken ve genel olarak da konuşmalarınızda bir bilim ahlakı Türkiye’nin birikimi, cumhuriyet değerlerine hep vurgu yapıyorsunuz. Bu sahte diploma olayını nasıl ele alıyorsunuz? Ya bu bilim ahlakıyla ilgili değil çünkü bilim ahlakı bilim adamının bir sorudur. Bunlar bu yalnız benim gördüğüm bu eğitimde değil, yalnız sağlıkta değil, devletin bütün adliyede de yani eee bayağı eee şeyler oluşmuş, kurumlar oluşmuş sahte eee diploma satar. Evet. Ve sosyal medyada satılıyor. Dört yüz kişi falan değil eee gördüğüm çok daha kapsamlı büyük bir şey ve bu eee Türkiye’de çok eee kurumların çürüdüğünü, devlette çok güçlü bir çürüme olduğunu gösteriyor. Yani burada yalnız başı başına bir vatandaşın üzerine yıkamayız bunu. Sonuç itibariyle bu devletin kurumları içerisinde bu yaşanıyor. O sahte diplomalar verilirken devlet niçin bu kadar gecikiyor? Niçin bunu göremiyor, tespit edemiyor? Değil mi? Yani burada eee Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de eee çok ciddi bir eee çürüme, çözülme eee dönemi yaşadığını gösteriyor. Bu bin dokuz yüz seksende başladı. Turgut Özal’la başladı ve biz Turgut Özal’ın yolundan gidiyoruz diyerek hiç kimse bu çürümenin altından kalkamaz. Kendisi çürüyordur yani. Ben Turgut Özal’ın arkasından gidiyorum diyenlerin kendileri çürüyordur. E o çürüyenler de çürümeyle mücadele edemez. Dolayısıyla bu çok vahim bir durum. Dört yüz tane öğretim üyesi falan filan değil. Türkiye’nin bütün kurumlarında var ve burada cesur olmamız lazım. Binlerce misafir diploması olan kaç binlerceyse hepsini kesinlikle temizlemek lazım. Ondan sonra eee suç işleyenleri kesinlikle eee yargılamak ve cezalandırmak gerekir. Ve hiçbir şekilde buna tahammül edemeyiz. Düşünün sahte diploma ile savcı oluyor. Sahte diploma ile eee yani gazetelerden okuduğumuza göre. Tergüç oluyor. Sahte diploma ile doktor olan, sağlık personeli olanlar var. Yani sonuçta böyle diyelim. Belki de cerrah oluyor. Sahte diploma ile eee ameliyat yapıyor falan. Eee dolayısıyla eee devletin burada hiçbir şekilde üstünü kapatan bu olayın bir tavrı olmamalı. Üzerine gitmeli. Ne kadar derindeyse yani bu bir şey gibi kanserli yapı gibi yani bu çağa bütün kanserli yapıyı eee temizleyip atmamız lazım. Evet. Ve daha kapsamlı düşünmemiz lazım. Yani eee bu bir tane çete çıktı. Bu aylaksızlık yapıyor falan değil. Yani çürüme eee toplumumuzun ve devlet kurumlarımızın çok geniş alanlarında var. Onu görmemiz lazım. Yani bireycilik, menfaatçılık, bencillik eee ondan sonra eee yozlaşmalar eee kadınlar üzerinde haksızlıklar, maskular, eşitsizlikler eee kadını erkek yapmak, erkeği kadın yapmak falan dahil ondan sonra doğa doğayla kavga etmek insanın cinsel doğasıyla falan kavga etmek falan böyle bir çürümeyle Türkiye karşı karşıya batıdan gelen. Eee bu görüyoruz intiharlar ondan sonra uyuşturucu değil mi? Bayis. Tabii. Bayis olayı. Şimdi mesela eee şu bilgileri alıyoruz. Bu bayis olayıyla eee devletimizin personeli eee bayis oynuyor sonra intihar ediyor. Yani bayis oynamanın kendisi de bir çürüme. Yani sonuç için de var havadan para kazanma. Değil mi? Bayis oynama. Bir takım ruletler falan dönüyor. Maçlar oluyor sen. Işte altı bir mi oldu? Üç bir mi oldu? Biliyorsun falan. Oradan para kazanıyorsun. Bayis oynamak. At yarışında bayis oynamak falan. Ya bunlar eee hani bir tane milli piyango olur. Onun kamu bir kamu geliri olur. O da bir tasarruf diyelim aracıdır falan anlarım ama işte bayisler, milli piyangolar, at yarışları, başka şeyler, ruletler, eee sonra kumarhaneler. Yani toplumda havadan para kazanmayı kışkırtan bir eee sistemin egemeni olduğunu görüyoruz uzun yıllardan beri. Bu çok tehlikeli. Ve toplumun çok önemli bir kısmının buna yöneldiği gözüküyor. Bu sahte diploma da bunun bir parçası. Yani sonuç itibari nedir? Orada eee sahte diploma niçin? Ünvan sahibi olacağım, meslek sahibi olacağım. Eee karanlık yoldan para para kazanacağım falan. E bunun bayis, bayisle aynı kafa. Milli piyangodan bana para çıksın. At yarışından para kazanacağım. Ruletten para kazanacağım. Kumarhaneden para kazanacağım. Bayisten para kazanacağım. Sahte diploma ile eee mevki ve para sahibi olacağım. Bunların hepsi aynı. Sonuç itibariyle. Yani alın teri dışı kazançlar. Aynı zamanda mesela kar da alın teri dışı bir kazançtır ama o o meşru bir kazanç. Kar etmek. Meşru bir kazanç. Bayis gibi değil. Yani bir işletme kurarsınız. Ondan sonra atölye bir fabrika açarsınız. Sermaye sahibisinizdir. Kar edersiniz. O diyelim alın teriyle kazandınız değil ama sonuç itibariyle eee sistemin meşru gördüğü bir kazanç kar bu. Hatta faiz de sistemin meşru gördüğü bir kazanç. Ama o tabii o faiz şeye bayise falan biraz yaklaşıyor. Daha da yaklaşıyor. Kar gibi değil tam. Evet. Kar da yine bir organizasyon var. Bir yatırım var. Bilmem ne falan. Şurada dikkat çekiyor. Artık eee sahte diploma isteyen insanlar bile diplomayı alamıyor. İnternetten şikayet ediyor. Hı hı. Ben sahte diploma başvurusu yaptım. Ama bana diplomamı vermediler diye şikayet sitelerine şikayet yazıyorlar. Yani bu nasıl bir tablo ki bu kadar açıktan yapılabiliyor artık insanlarda. Parasını ödedim. Iıı sahte diplomumu vermediler. Yani mesela bakkal bana bir kilo helva yerine yedi yüz elli gram verdi gibi bir şey oluyor yani. Evet. Çok teşekkürler sayın genel başkan. Çok güzel bir yayın oldu. Şey kısmı sizlerin katkısıyla çok iyi oldu bu Türkiye’yi maalesef Kürdistan meselesini belaklaştırdık. Orada bir daha söyleyelim. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Türkiye Yema Yasası’nın Kürdistan planına teslim olduğunu söyleyemiyoruz. Ama eee Türkiye Devleti’nin içinde eee bu plana eee yönelmiş olan unsurlar gözüküyor. Iktidar çevrelerinde gözüküyor. Eee bizim de görevimiz bu planın Türkiye için çok büyük bir tehdidi içeridedir. Ve ama şurada netiz mevcut Tayyip Erdoğan iktidarının ııı Amerika yanlısı, NATO yanlısı bazı konularda bazı yerlerde de söz dışında Kürecik’te olduğu gibi İncilik’te olduğu gibi İsrail’le de işbirliği eden tutumlarını hiçbir şekilde hoş görmüyoruz, doğru bulmuyoruz ve bu tutumların değişmesi için mücadele edeceğiz. Bir de iktidar iktidara talibiz. Evet. Haftanın kitabı haftanın kitabı eee şey. Bu ııı bunu da Umur Tugay Yücel’in eee bu Biriks’le ilgili yaptığı Asya’nın eee yükselen güçlerini anlatan kitabı. Evet. Biz Yeni Şafak gazetesinde nadir arkadaşım da hatırlar. Umur Tugay Yücel’in makalelerini okuyorduk. Evet. Kendisine de eee bağ kurduk. Sonra dedi ki aydınlıkta da bu fikirlerinizi yazın diye. Arkasından bir eser çalışmasında ııı çalışması yürüttüğünü söyledi. Amerikan gücünün gerilemesi ve yükselen güçler başlığıyla. Kaynak yayınları yöneticileriyle tanıştı ve çok güzel bir kitabı oldu. Bir de eee teori çok önemli bir sayı çıkarttı. Yani Umur eee Umur Tugay yazısıyla beraber Umur Tugay Yücel’in kitabıyla birlikte teorinin bu sayısı eee İran’ın Abedevi İsrail’e karşı füzeler savaşını işliyor. Çok da esaslı bir başlık eee verdi. Eee Teori Dergisi atmosferdeki ilk savaş. Hakikaten bu zamana kadar ki savaşlar karada ceryan ediyordu. Denizde ceryan ediyordu. Ama ilk defa yalnız atmosferde ceryan eden kara ve deniz unsuru olmayan ama füzeler diyelim karadan atılıyor ayrı mesele. Denizden atılıyor. Havadan atılıyor ayrı mesele. Ama savaş esas olarak eee uçaklarla, füzelerle ve hava savunma sistemleriyle oldu. Bu dünya tarihinde bunu araştırdık. Bunun eşi yok yani. Atmosferde ilk savaş oluyor. Bunu çok güzel işledi. Teori dergisi çok esaslı yazılarla eee bu sayıyı da eee tavsiye ediyoruz. Evet. Okumalarını ve eee biraz evvel yine şeyi Umur Yücel Bey’in eee Biriks’le ilgili yazdığı en yükselen Asya’yı yazdı. Güzel bir kitap. Onu da tavsiye ediyoruz. Evet. Haftanın müziği. Haftanın müziği bugün üzüntüyle eee şey yaptık. Eee Selçuk eee Alagöz’ün vefat ettiğini öğrendik İzmir’de. Hani belki yeni kuşaklar çok iyi tanımıyorlar ama eee bizim kuşaklar bizden sonraki eee ilk kuşaklar falan onu çok iyi bilirler. Rana’nın Selçuk Alagöz iki kardeş. Selçuk Alagöz’ün eee Malabadi Köprüsü vardı. Eee onu bu haftanın müziği eee ona da saygıyla anıyoruz onun hatırasını, Türk sanatına, Türk müziğine eee yaptığı hizmetleri hiçbir zaman unutmayacağız. Şarkılarını eee dinlemeye devam edeceğiz. Eserlerini, bestelerini dinlemeye. Malabadi Köprüsü. Evet. Selçuk Alagöz’den eee Allah rahmet eylesin diyoruz aynı zamanda. Çok teşekkürler. Biz teşekkür ederiz. Çok teşekkürler. Değerli Ulusal Kanalı izleyenleri çok yoğun bir program yaptık. Birçok eee konuya eee büyüteç tuttuk. Haftaya yine ülkemizin sorunlarına çözümleri aktarmaya çıkış yolunu göstermeye devam edeceğiz. Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Paylaş