Çıkış Yolu • 10.07.2024

Çıkış Yolu • 10.07.2024

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri ve Ulusal Radyo dinleyicileri, yepyeni bir “Çıkış Yolu” programıyla karşınızdayız. Gazeteci arkadaşım Kaan Aslan’la birlikte Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e sorularımızı yönelteceğiz. Türkiye ve dünya gündemini beraber değerlendireceğiz.

Bu sıcak siyasi gündemin öncesinde, Avrupa Futbol Şampiyonası’ndaki Türkiye A Millî Takımımızın bize yaşattığı büyük gurur ve heyecanı konuşarak başlamak istedik. Her ne kadar çeyrek finalde elense de, Türkiye beklentilerin ötesinde bir sonuçla şampiyonadan ayrıldı ve hem ülkemizde hem de dünyada büyük ses getirdi. Sizce bu şampiyonanın en önemli sonucu nedir?

Bakın, en önemli sonuç 2-1, 3-0 gibi skorlar değil; Türk milletinin duygudaşlığıdır, yani ortak duygudur. Bugün dünyada bu kadar kuvvetli bir duygu beraberliğine sahip olan kaç millet var? Benim tahminim iki ya da üçü geçmez. Bunu Avrupa Şampiyonası’nda gördük. Şırnak’tan Hakkari’ye, Edirne’den Trabzon’a, Antalya’dan Yozgat’a ve Nevşehir’e kadar bütün Anadolu’yu kucaklayan bu duygu birliğinin temelleri nedir? Birincisi; arkada muazzam bir imparatorluk, devlet ve ordu tarihi var. Bağımsız yaşama kültürü; bunun verdiği gurur, onur ve kendine güven duygusu… Aynı zamanda başka halklarla kardeşçe insani ilişkiler kurabilme yeteneği…

İkincisi, bu duygu birliğini besleyen tarihsel miras; son 200 yıllık devrim tarihimizdir. 1876’lardan, Namık Kemallerden gelen; arkasından 1908 Hürriyet Devrimi ve Atatürk’ün Kemalist Devrimi ile devam eden, emperyalizme karşı mücadele eden Türkiye gibi kaç devlet var? Bu süreç, bir ortak bilinç ve ortak sevinçler yumağı oluşturmuştur. Bu, başka milletleri aşağılayan değil; kendine güvenen ama başkalarına kin ve nefret beslemeyen büyük bir özgüvendir. Bunu futbolcularımızda da gördük. Yenilmeyi kabul etmeyen, isyan eden karakterlerini ortaya koydular ve hiçbir maçta çirkin görüntülere sebebiyet vermediler.

İkincisi, biz Avrupalı değiliz. Avrupa Şampiyonası’nda bunu bir kez daha öğrendik. Onlar bizi kendilerinden görmüyor. Birincisi; biz zenginler kulübü olan Avrupa Birliği’nde değiliz. İkincisi; Avrupa Birliği, bayraklarında da görüldüğü üzere bir Hristiyan birliğidir. Müslüman olduğumuz için bizi kabul etmiyorlar. Asya ise bizi bağrına basıyor. Çin, Hindistan, Kore gibi ülkeler Müslüman olmasa da bizleri yabancı gören bir kültürleri yok. Dolayısıyla iki şeyi öğrenmemiz lazım: Bir, bizi dize getiremeyecek bir tarihsel duygu birliğine sahibiz. İki, Avrupa’nın peşinden koşmayı bırakmalıyız.

Türkiye’nin önümüzdeki süreçte Milletler Ligi’nde ve Dünya Şampiyonası’nda çok büyük işler yapacağı görülüyor. Genç, karakterli, ahlaklı ve bireysel yetenekleri çok güçlü bir takımımız var. Onlarla gurur duyuyoruz.

İsterseniz sıcak gündemlerle devam edelim. Türkiye ve Suriye iş birliği meselesinde yeni bir döneme girdik. Kaan arkadaşımızın aktaracağı üzere, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçaktaki açıklamaları dikkat çekiciydi. Cumhurbaşkanı, Beşar Esad ile görüşme meselesine dair “Sayın Putin ile bir davetimiz olabilir” dedi. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu gelişme, Suriye’de yeni bir başlangıcın ötesinde; Batı Asya’da, Asya’da ve dünyada yeni bir başlangıçtır. Suriye’nin kuzeyindeki Amerika güdümlü PKK/PYD/YPG terör örgütlerini ve İslam maskesi takmış HTSH, DAEŞ gibi yapıları bitirmek, Amerika’nın bölgedeki zeminini ortadan kaldırır. Bu; Filistin davasına büyük bir dayanışma, Rusya’nın Ukrayna’daki mücadelesini rahatlatan bir hamle ve Türkiye’nin terörle mücadelesinde kesin sonuçtur.

Vatan Partisi olarak görüşümüz şudur: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Sayın Beşar Esad’ı doğrudan davet etmelidir. Putin elbette dostumuzdur, ancak Suriye bizim komşumuzdur. Suriye Arap Milleti ile bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşıyoruz. Aramızdaki ilişkileri geliştirmek için üçüncü bir ülkeye ihtiyaç duymadan, özgüvenle hareket etmeliyiz.

Geçmişte hükümetin “güvenli bölge” adı altında savunduğu politika ile Vatan Partisi’nin savunduğu Suriye ile iş birliği programı çarpıştı. Hükümetin 30-40 kilometre derinliğinde bir güvenlik şeridi kurma fikri, Amerika’nın Türkiye’yi Suriye ile karşı karşıya getirme planıydı. O politika artık gömüldü. Şimdi Vatan Partisi’nin programı galip geldi. İsterseniz bu konudaki üç yıl önceki değerlendirmelerimi içeren videoyu izleyelim. Çünkü o videonun sonrasında da size eleştiriler gelmişti. “Biz 90 kilometre eninde, 450 kilometre boyunda bir güvenli bölge kuracağız” dediğiniz zaman bu bir imha stratejisi değildir, bu PKK’yı sürme stratejisidir. Yani burada PKK’yı aşağıya atıyorsunuz ama aşağıya atarken aslında atmamış oluyorsunuz. Kendisi 90 kilometre aşağıya doğru indiği için yine PKK komşunuz oluyor. 90 kilometreden sonra sınırda kim var? Komşunuz yine PKK oluyor. Bu bir imha stratejisi değil, PKK’yı sürme stratejisidir.

İmha stratejisi Vatan Partisi’nin stratejisidir. O da nedir? Suriye ile birleşip imha etmektir. Yani PKK’yı yok etme stratejisi. Tabii o zaman 90 kilometre falan da ifade edildi. Ben demin 30, 40 kilometre dedim. Yani o güvenlik şeridinin derinliği için bazen 30, bazen 40, bazen 90 dediler. Boyu 900 kilometre, bütün Suriye sınırı boyunca ama 450 kilometre boyunda olduğunu da ifade ettikleri oldu. Ama burada anlayış şu: Türkiye’nin egemenlik sahasını 30, 40, 90 kilometre daha güneye doğru indiriyorsunuz. Ama ne oluyor? PKK ile komşu olmaya devam ediyorsunuz. PKK yine bu sefer 40 kilometre, 90 kilometre güneyinden size karşı eylemler yapmaya devam edecek. Üstelik bir de bugüne kadar egemen olmadığınız, halkı sizden olmayan çok geniş bir arazide güvenlik sağlama gibi büyük bir problemle de karşılaşıyorsunuz. Ve Suriye’ye güvensizlik veriyorsunuz, Rusya’ya güvensizlik veriyorsunuz. Dolayısıyla bu bir çıkmazdı, bunun olma şansı hiçbir şekilde yoktu.

Amerika ve İsrail bizi o güvenlik şeridine itmek istedi. Maalesef Cumhurbaşkanımız ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Amerika’dan esinlendikleri bu güvenlik koridorunu uzun süre, birkaç yıl savundular. Ama ne oldu? Vatan Partisi galip geldi. Bakın, Vatan Partisi bugün hükümette değil ama Suriye politikası, Vatan Partisi’nin politikasıdır. Bu, Vatan Partisi’nin Türkiye’de iktidara ilerlediğini gösteren önemli olaylardan biri. Hep birer birer Vatan Partisi’nin stratejileri, Vatan Partisi’nin siyasetleri Türkiye’nin gündemine geliyor.

Mesela Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ). Hatırladığıma göre Vatan Partisi’nin programının 14. maddesinde “Vatan Partisi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girecek” yazıyor. Başka bir partide var mı bu? Yok. Uzun süre herkes ŞİÖ’ye soğuk baktı; AK Parti dahil, Atlantikçi kuvvetler vs. Şimdi bizzat hükümette olan AK Parti, MHP falan ŞİÖ’nün kapısını çalıyor. Hatta en son Sayın Cumhurbaşkanımız “Biz gözlemci üye falan değil, hedefimiz üyelik; teşkilata girmek istiyoruz, teşkilatın kapısında bir konum kabul etmiyoruz” diyerek Vatan Partisi’nin programını AK Parti hükümeti benimsemiş oluyor. Bizim programda yazılı; onlar hiçbir zaman böyle bir programa sahip değillerdi. Hatta geçmişe baktığımız zaman AK Parti’nin Asya’ya, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne soğuk baktığı ve Atlantik politikalarını uyguladığı uzun bir dönem var. Yani 20 yıla yakın zamandır iktidardalar; 2002 sonbaharında geldiler, 22 yıl oluyor. Bunun en azından 18-19 yılında Şanghay İşbirliği Örgütü’ne soğuk, uzak bakan bir tavırları vardı.

Vatan Partisi neyi anlatıyordu? “Dünya ekonomisinin ağırlığı artık Asya’da, Pasifik’te. Dünya, Çin ve Hindistan sayesinde büyüyor. Çin, dünyanın en çok üreten ülkesi haline geliyor ve büyüme hızları herkesin ilerisinde.” Bunları uzun uzun savunuyordu. Şimdi hükümet de, Cumhurbaşkanımız da “Tarihin sarkacı Asya’ya saptı” diyor. Yani Vatan Partisi’nin analizlerini kabul etmeye başladılar. Bütün bunlar, Vatan Partisi’nin Türkiye’nin geleceğini tek başına gördüğünü kanıtlıyor. Bu konuştuğumuz konularda Vatan Partisi’nin bir rakibi yok. Vatan Partisi ile beraber ŞİÖ’yü savunan, Suriye’nin kuzeyinde silahlı işbirliğini savunan veya Asya’ya yönelişi, ikinci istiklal devrimini savunan ikinci bir parti yok. Vatan Partisi tek başına kamuoyunu adım adım ikna ederek, mevcut hükümeti de önüne katıp götürüyor. Bu, 2014’ten beri yaşanan olaydır. 2014’te Silivri duvarını yıkmamız da tek başına kazandığımız çok büyük bir başarıdır. FETÖ gladyosunun temizlenmesi hep Vatan Partisi önderliğinde yaşanıyor. Dolayısıyla Vatan Partisi, zamanı gelen partidir. Adım adım Türkiye’nin programlarını belirleyen partidir. Önümüzdeki 3-5 yıl içinde göreceksiniz; Vatan Partisi iktidar ortağı olacaktır.

Kökten çözüm açısından Türkiye-Suriye işbirliği ve bunun Asya’da yaratacağı etki konusunda hep parmak bastınız. Hatta Filistin’le ilgili İran’da yapılan bir toplantıda da Türkiye’nin Filistin’e yapacağı en büyük desteğin bu olacağını dile getirdiniz. İsterseniz o görüntüleri de bir izleyelim.

(Tahran’daki konferans hakkında)
Bizim Vatan Partisi olarak şu anda çalıştığımız çözüm şudur: Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Rusya devletleri; Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Amerikan ve İsrail güdümündeki terör örgütlerine karşı birlikte silahlı harekâtlarda bulunmalıdır. Böylece Amerika ve İsrail’e karşı yeni bir cephe açılır, Filistin cephesi rahatlar ve Ukrayna’da Rusya’nın savaşı hafifletilir. Savaşın önlenmesinde en etkili yöntem, Türkiye, Suriye, Rusya, İran ve Irak’ın silahlı işbirliğidir. Yakın tarihte Tahran’da bir Filistin’e Dayanışma Konferansı düzenlendi. O konferansta da başkonuşmacılardan biriydim. En çok ilgiyi ben çektim. Konuşmamdan sonra 12 İran Televizyonu ve Batı Asya Televizyonu benimle görüşmeler yaptı, dünya çapında bu konuşmamız yankı uyandırdı. Orada da Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Rusya silahlı işbirliği yapsın; buradaki terörü temizlesin dedik. Bu, Filistin’e yapılacak en büyük dayanışmadır.

Hazır Tahran konferansından bir kesit paylaşmışken, İran’daki Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonuçlandı ve Mesut Pezeşkiyan seçildi. Süreci ve ortaya çıkan sonucu nasıl değerlendirirsiniz?

Pezeşkiyan’ı kutluyoruz. Burada İran hakkındaki bütün ön yargıları yıkan bir süreç yaşandı. Adaylar çıkıyor, halkın önünde televizyon tartışmaları yapıyorlar. Mesut Pezeşkiyan, “Ben Türk oğlu Türk’üm, anam Türk, babam Türk” dedi ve İran’ın cumhurbaşkanı oldu. Ama bunu İranlı olduğu için söyledi; “İranlıyım” diyor ve İran devletini yönetiyor. İran’da devletin tepesinde iki önemli isim varsa, biri Hamaney diğeri Pezeşkiyan; ikisi de Türk kökenli ama bunlar İranlı ve İran devletine sadakat içindeler. Türkiye’deki bazı Atlantik televizyonları bunu “Türkçülük” yapmaya kalkarak çarpıtmaya çalıştı ama İran halkı onları benimsiyor. Bu durum, İran’da Türklere karşı bir endişe veya “bunlar İran’ı böler” gibi bir korkunun olmadığını kanıtladı. Biz Pezeşkiyan’ı da, Sayın Hamaney’i de İran’ın büyük liderleri olarak alkışlıyoruz. Onların Türk kökenli olması güzel bir şey ama bunu devamlı işlemeyi çok yanlış buluyoruz, çünkü gerçeğe dayanmıyor. Onlar İran’ın devlet adamlarıdır.

Sayın Pezeşkiyan ile ilgili “reformcu, batıya daha meyilli” ifadeleri kullanıldı. Bu bir gerçek, ancak bu İran için dış politika manevra alanlarını genişleten bir seçim olarak değerlendirilebilir. Devletin temel kararlarından ayrılıp bir batıcılık yapacak, batı işbirlikçiliği yapacak bir şahsiyet değildir. İran’daki iktidar yapısı, yani Ayetullahların oluşturduğu meclis, devletin omurgasıdır; Pezeşkiyan da o iktidarın bir parçasıdır. Onun iradesi dışında bir batıcı eğilimin yaşama şansı yok. Batı ile ilişkilerde yeni ufuklar açabilir ama bu yine İran devletinin menfaatleri gözetilerek yapılacaktır.

Türkiye-Suriye işbirliğinin, Türkiye-İran ilişkileri açısından da ileri bir noktaya gitmesinin önünü açar mı?

Bakın, Türkiye-Suriye işbirliğinin mimarı Vatan Partisi’dir. Bunu birçok belgeyle ortaya koymak mümkündür. Rus devleti ile bunu defalarca konuştuk; Sayın Ethem Sancak, Sayın Şule Perinçek, Moskova’da Mehmet Perinçek Rus yetkililerle görüştü. Ben, buraya beni ziyarete gelen Rus ve İranlı devlet adamlarıyla bunu defalarca konuştum. Başlangıçta ne Suriye’de, ne Rusya’da, ne de İran’da “Türkiye, Suriye, İran silahlı işbirliği yapsın” fikri yoktu. Bunu biz onların önüne getirdik ve onları ikna ettik. Türkiye devleti son derece soğuk bakıyordu; Suriye devleti ise “Türkiye önce bütün güçlerini çeksin” diye şart ileri sürüyordu. Biz ise “onları çekmek değil, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamadaki fedakarlıklarını bu süreçte değerlendirelim” dedik. Suriye’yi bu şekilde ikna ettik. Hatta Rusya ve İran, “sizin bu önerinizi Astana toplantısına taşıyacağız” dediler ve taşıdılar. Tam da öyle oldu. Projenin sahibi Vatan Partisi’dir; bunu herkes bilir.

Türkiye’nin sorunlarını Vatan Partisi hallediyor: Ermeni soykırımı yalanını bitiriyor, Ergenekon-Balyoz tertiplerini yok ediyor, Silivri duvarını yıkıyor, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni özgürleştiriyor. 15-16 Temmuz’da FETÖ gladyosuna karşı kararlı duruşuyla Türkiye’nin talihini açan bir kararlılık gösteriyor. Vatan Partisi, NATO’nun gladyosunun temizlendiği bir sürece giriyor. Dolayısıyla bütün bunları topladığımızda Vatan Partisi, yalnız söz söyleyen veya fikir açıklayan bir fikir merkezi değil; Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin eylemlerini ve pratiklerini belirleyen bir konumdadır. Bu da Vatan Partisi’ni iktidara ilerleten çok önemli bir gerçekliktir.

Türkiye’nin gündemi oldukça sıcak. Ekonomi alanı da bu açıdan çok önemli ancak şimdi kısa bir reklam arasına gidiyoruz. Reklam arasından sonra ekonomi konusuyla devam edeceğiz. Ardından NATO zirvesini diğer başlıklarımızla birlikte değerlendireceğiz.

Reklam arasının ardından “Çıkış Yolu” devam ediyor. Gazeteci arkadaşım Kaan Aslan ile birlikte Sayın Doğu Perinçek’e sorularımızı soruyoruz. Kayseri Şeker’de önemli gelişmeler var; Vatan Partisi bu süreci yakından takip ediyor. Türkiye genelindeki tüm emekçilerin durumunu takip ettiğimiz gibi, Kayseri Şeker’de de son yıllarda çok fazla gündeme gelen konular oldu. Orada çok sayıda usulsüzlük ve FETÖ iddiaları mevcut. En son Ticaret Bakanlığı müfettişleri, oradaki yolsuzluklara ve usulsüzlüklere ilişkin bir denetim yaptı ve bir rapor hazırladı. O rapor şu an savcılıkta ve bu durum, işin yavaş yavaş yargıya taşındığını gösteriyor. Siz de yıllardır yakından takip ediyorsunuz, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu bizim namus davamızdır. Kayseri Şeker’deki usulsüzlükler, yolsuzluk ve yağma… Pancar Kooperatifi Başkanı ve onun suç ortakları Kayseri Şeker’i yağmalamaktadır. Vatan Partisi, Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal, bu yağmalama olayını çeşitli kanıtlarla hep gündeme getirdi. Ticaret Bakanlığı müfettişleri, mücadelemiz sonucunda oraya gidip inceleme yaptılar ve bir rapor düzenleyerek Kayseri Başsavcılığı’na verdiler. Artık Başsavcılığın bu yolsuzluklar nedeniyle dava açması bir hukuki mecburiyettir. Burada sadece şahısların iddiaları veya bizim haberlerimiz değil; bakanlık müfettişlerinin gasp ve yağmayı saptayan resmi raporu söz konusudur.

Önümüzdeki günlerde Ulusal Kanal ve Aydınlık bu konularda yoğun haberler yayınlayacak. Kayseri Şeker’in ve Pancar Kooperatifi’nin başındaki yöneticiler ve onları koruyanlar, bu suça iştirak etmiş oluyorlar. Maalesef AK Parti yönetiminde bu isimleri koruyan bazı önemli şahıslar var. Sayın Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı ile birlikte yaptığımız görüşmelerde, bu yolsuzlukları kabul eden ancak adım atmayan bir anlayışla karşılaştık. Milyonlarca lira gasp ediliyor, seçimlerde hileler yapılıyor; Kayseri stadyumundaki seçimlerde rakiplerin girmesi engelleniyor ve pancar üreten çiftçiler muhalif oldukları için üretim yapamaz hale getiriliyor. Bu davayı takip etmeye devam edeceğiz; bu bizim namus meselemizdir. İşten atılan arkadaşlarımızın çoluğunun çocuğunun nafakasına sahip çıkacağız. Buradan AK Parti hükümetine ve Sayın Cumhurbaşkanımıza çağrıda bulunuyoruz: Yağmaya yer yok diyen Cumhurbaşkanımızın, Ticaret Bakanlığı’nın raporunu esas alarak bu yolsuzlukları himaye edenlere izin vermemesini talep ediyoruz.

Türkiye’de ciddi bir ekonomik bunalım yaşanıyor. Siz “Üretim Devrimi” programı ile çözümleri ifade ediyorsunuz. Bugün Türk-İş, DİSK ve Hak-İş; asgari ücretin güncellenmesi, vergide adalet ve en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması talebiyle ortak bir açıklama yaptı. Türkiye bu bunalımdan nasıl çıkar?

İşçi konfederasyonlarımızın bu üç talebini Vatan Partisi olarak paylaşıyoruz; onlarla beraber, ön cephedeyiz. Başarı kazanacağımızdan eminiz. Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay, Türkiye için bir şanstır; namuslu, dürüst ve hükümete sözünü geçirebilen bir sendikacıdır. Türk-İş bir konuyu ele alıyorsa orada başarı hedefi vardır.

Türkiye ekonomisine gelince; hükümetin dış borç ve bütçe açıkları karşısında halkın sırtına yük bindiren, Londra ve New York kapılarında borç dilenen bir siyaseti var. Bu, enflasyonu körükleyen bir “zamcılık” politikasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi de zamlara karşı çıkıyor gibi görünse de, aslında Atlantik sistemi içerisinde aynı ekonomik programı savunuyor; hatta “Biz daha iyi borç buluruz” diyerek krizi derinleştiren bir yaklaşım sergiliyor.

Türkiye’nin buradan tek çıkışı Üretim Devrimi’dir. Vatan Partisi olarak tasarrufu, üretimi ve istihdamı artıracak kaynakları biliyoruz. 500 milyar dolar civarında servetin yurt dışındaki bankalarda olduğu saptanıyor; bu paranın Türkiye’ye getirilmesi ekonomimizi kanatlandırır. Ayrıca banka kasalarında yatan 350 milyar dolar değerindeki altını, yatırım sermayesine dönüştüreceğiz. Güçlü bir hükümet otoritesiyle bu kaynakları milletin refahı, emekçiler ve üreticiler için kullanacağız. Bankaların aşırı karlarından alınacak vergilerle de yatırım sermayesi oluşturacağız. Tasarrufu artırmak demek; ücretleri kısarak halkın sırtına yük bindirmek değil, üretimi ve milli sermayeyi güçlendirmektir. Enflasyon yoluyla elde edilen tasarruflar değil, doğrudan doğruya Türkiye’nin büyük zenginliklerinin bir kısmını yatırıma dönüştürerek… Zaten yapılmış tasarruflar var; Türk milletinin alın teriyle üretilmiş değerler bunlar. O değerlerin sahiplerine ne diyeceğiz? Sadece söylemekle olmaz, onun kanunlarını çıkartacağız, emirleri vereceğiz ve disiplini uygulayacağız. Onları yatırıma çevirerek, üretimi artırarak ve o üreticilere kazanç sağlayarak Türkiye’nin sorunlarını çözeceğiz.

Sonuç itibarıyla, şimdi şunu sormak isterim: Bunun karşısındaki çözüm, sıcak para politikası. Yani bir şekilde borç alarak ekonominin çarkını çevirmek… Sıcak para dedikleri; kısa vadeli, yüksek faizli borçlarla yaşamak. Özellikle borç alıp borcu kapatmak. Borç aldıkça faizler yoluyla borç büyüyor. Dolayısıyla Türkiye’nin sırtındaki yük ağırlaşıyor, çıkmaz daha da derinleşiyor ve çıkış yolları kapanıyor.

Şimdi bu borç peşindesiniz; 10, 20, 30 milyar dolar bulduğunuz zaman sevinçten göbek atıyorsunuz. Ama dışarıdaki bankalarda Türkiye’de yaratılmış 500 milyar dolar servet, banka kasalarında da 300 milyar dolar altın var. Londra kapılarını çalmak, New York kapılarında dilenmek yerine; Türkiye’nin kendi ürettiği değerleri güçlü bir devletle, otoritesi sağlam, emekten ve halktan yana bir anlayışla kullanmalıyız. Emeklisini, emekçisini, çiftçisini, esnafını ve zanaatkarını destekleyecek, milli sermayeye kaynak sağlayacak kararlı politikalarla Türkiye o üretim devrimini başarır ve bu çıkış yolunu hayata geçirir.

Şu an pazarları dolaşıyoruz, “fasulyenin fiyatı bu, karnabahar şu oldu” diyerek şikayet etmek muhalefet değildir. Bu, sistemin içindeki bir muhalefettir; iktidara gelme şansı olmayan ama geldiği zaman da halkın acılarını büyütecek bir çizgidir. Vatan Partisi ise %40’a varan bir tasarruf oranıyla; yani Türkiye’nin üretiminin %40’ını yatırıma kanalize ederek, radikal ve kararlı önlemlerle istihdamı artırarak Türkiye’nin sorunlarını çözmeyi hedefler. Borç alarak çocuk düğünü yapmak ya da ihtiyaç gidermek bir çözüm değildir; bir müddet sonra tarlanıza, evinize haciz gelir. Bu, aile ekonomisi için çözüm olmadığı gibi ülke ekonomisi için de çözüm değildir.

Merkez Bankası faizleri %50’ye kadar artırıldı ve Türkiye’ye bir miktar sıcak para girişi olduğu söyleniyor. Hakan Topkurlu arkadaşımız, Genel Başkan Yardımcımız, televizyonlarda 40-50 milyar dolar civarında sıcak para girdiğini açıklıyor. Ancak önümüzdeki sonbaharda Türkiye bunun getirdiği problemlerle yüz yüze gelecek. Bu vergiler, zamlar… Sorunu nasıl çözüyorsunuz? Türkiye’nin borçlarını büyüterek! Kısa vadeli borçlar kapıya dayandığında, bunları zamlar ve artan vergiler yoluyla halktan topladıklarınızla ödemeye çalışıyorsunuz. Enflasyon da bir vergidir; adı konmamış bir vergidir çünkü cebinizdeki parayı eritir. Hükümetler enflasyon politikalarıyla zenginden, dar gelirliden ayrım yapmadan herkesten adil olmayan bir vergi toplamış oluyorlar.

Mehmet Şimşek geçenlerde “başardık” diye paylaşım yaptı; Türkiye’nin gri listeden çıkmasını bir başarı olarak sunuyor. Oysa gri listeden çıkmanın anlamı, Batılıların bize borç vermeye devam etmesidir. Bu bir başarı değil, Türkiye’nin girdiği çıkmazın derinleşmesidir. Biz diyoruz ki; dışarıda yaratılmış 500 milyar dolarlık serveti getirtmek, banka kasalarındaki altınları üretim süreçlerine yönlendirmek gerekir. Bunlar Türkiye ekonomisine yapılması gereken cerrahi müdahalelerdir; halkın refahını artırmak için zorunludur. Bunu başaracak olan, üreticilerin milli hükümetidir; Vatan Partisi bunun anahtarıdır.

Peki, üreticilerin milli hükümeti Türkiye’ye dışarıdan kaynak girmemesi mi demek? Hayır, girecek. Hem de daha fazla girecek. Nasıl? Türkiye’nin Asya’ya yönelişi, Türkiye’nin önüne çok büyük üretim imkanları açıyor. Sıcak parayla arasındaki fark şu: Bu, borçları kapatmaya yönelik değil, doğrudan projelere yönelik bir yatırımdır. Çin’le gelin küçük enerji santralleri kuralım; ilaç fabrikası, gübre fabrikası açalım. Türkiye’yi üretim üssü haline getiren, Çin’i de Akdeniz’e kıyı hale getiren bir modelden bahsediyoruz. Çin, dünyada ürettiği malları Türkiye’de beraber üretip gönderdiğimizde, dünya piyasalarında daha yüksek bir rekabet şansı yakalar. Çin’in elinde 4 trilyon dolarlık muazzam bir stok var; Vatan Partisi’nin iktidarında Türkiye, Çinlilerle birlikte birkaç yüz milyar dolarlık yatırımı hayata geçirebilir. Çin’i ikna edecek olan, iki ülkenin birbirine vereceği güvendir; sadece ekonomide değil, güvenlikte de. Türkiye başı dik, bağımsız olduğu zaman, Amerika karşısında da kuvvetlenir.

Emperyalizm sermaye ihracıdır ama Çin’in Türkiye’de ortak projelerde sermaye kullanmasının bundan farkı, Çin’in sosyalist bir ülke olmasıdır. 19. yüzyılın sonunda ortaya çıkan emperyalizm, ürettiklerini kendi halkına tükettiremeyen kapitalist ülkelerin, sermaye fazlasını silah zoruyla dünyaya yaymasıydı. Bu, dünyayı kana bulayan emperyalist hegemonya mücadelelerine yol açtı. Çin’in böyle bir sermaye fazlası sorunu yok; ürettiğini kendi emekçisinin ücretlerini yükselterek, çiftçisini destekleyerek iç piyasasında tüketebiliyor. Bugün Afrika ülkeleri, kendi ülkelerindeki emperyalist üsleri kovup Çin ve Rusya ile iş birliği yapmayı tercih ediyorsa, bunun sebebi emperyalist sömürünün dışına çıkma isteğidir.

Son olarak, NATO zirvesi meselesine gelirsek; NATO, Rusya’yı ve Çin’i tehdit kabul eden saldırgan bir ittifaktır. Türkiye’nin yeri NATO’da mı? NATO, Türkiye’ye 15-16 Temmuz’da darbe yaptı. Şu anda hapishanelerimizde bulunan FETÖ’cü generaller, NATO’nun generalleridir. Türkiye, NATO’nun içindeyken ne ekonomisini düzeltebilir ne de güvenliğini sağlayabilir. Yunanistan kıyılarına, Ege’ye kurulan üslerdeki namlular Türkiye’ye dönüktür. NATO bize düşmandır ancak biz onu müttefik olarak görüyoruz. Bu, Türkiye’nin en büyük çelişkisidir. Ondan sonra bizim Cumhurbaşkanımız da “NATO niye terörle mücadelede bizimle beraber değil?” diyor. Zaten sana karşı kurulmuş bir NATO, seninle nasıl beraber olacak? 1963 yılında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı General De Gaulle bunu çok güzel anlatmıştı: “Fransız milleti, görmüyor musunuz? NATO, ülkeleri Amerika adına kontrol etme örgütüdür. Amerika; NATO sayesinde Fransa’yı, İtalya’yı, Almanya’yı, Türkiye’yi ve diğerlerini kontrol ediyor.” De Gaulle’ün bu tespiti üzerine Fransa o dönem NATO’nun askerî kanadından çıkmıştı.

Bu durumu en kuvvetli yaşayan ülke ise Türkiye oldu. NATO darbeleri ve NATO operasyonları en çok Türkiye’de etkili oldu. Tek bir kurşun atmadan koskoca Türk ordusunu hapse attılar. Ergenekon-Balyoz süreçlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri tamamen felce uğratıldı; komutanlar, generaller hapse atıldı. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni o hapishaneden kurtardığımız 2014-2015 sonrasında Türkiye, Amerika’ya kafa tutmaya başladı. NATO’nun Türkiye karnesine ve tarihçesine baktığımızda, NATO’nun bir zincir olduğunu görüyoruz. Türkiye’nin yaşadığı tecrübeler, NATO’nun Türkiye düşmanlığının kâğıt üzerinde değil, tarihin acı bir gerçeği olduğunu kanıtlıyor. Türkiye; NATO’dan çıkmaksızın ekonomisini ve güvenliğini bağımsız bir şekilde belirleyemez. Bugün AK Parti’nin böyle bir siyaset içinde olmadığını görüyoruz ve bu durum dünyada güvensizlik yaratıyor.

Bir yandan Çin ve Rusya ile ilişkilerimiz gelişirken, diğer yandan bu ülkeler Türkiye’ye şüpheyle bakıyor. Çünkü İncirlik ve Kürecik üsleri üzerinden Amerika’ya sağlanan bilgiler, bölge ülkelerine karşı kullanılıyor. Türkiye’den kalkan uçaklar, Kıbrıs’ın güneyinde mühimmat yükleyip İsrail’e taşıyor. Bu gerçekler karşısında Türkiye güvenilmez bir ülke konumuna düşüyor. Türkiye’ye zaten düşman olan NATO’nun yanı sıra, NATO karşıtı ülkeler de Türkiye’ye şüpheyle yaklaştığında dış politika olanaklarımız iyice daralıyor. Türkiye’nin dünyada dostlarına güven vermesi için NATO zincirlerini kırması şarttır. Vatan Partisi bu konuda tek çözüm programını sunuyor ve halkın büyük bir kesiminin bu yönde irade gösterdiğine inanıyoruz. Türk milletine bir referandumda “NATO’dan çıkalım mı?” diye sorulsa, halkın en az %80 oranında “Evet” diyeceğini göreceğiz. Türkiye’nin NATO tecrübesi acı bir şekilde yaşanmış ve halk tarafından da bilinen bir gerçektir.

Şimdi daha pratik konuşalım: Karadeniz’de veya Doğu Akdeniz’de yaşanacak bir savaş, Türkiye’nin başına çok büyük belalar açar. Partimizin Merkez Karar Kurulu Üyesi komutanımız Halil Özselaç’ın yakın zamanda yaptığı incelemeler, Amerika’nın kapalı ve yarı kapalı denizlerde savaşa hazırlandığını gösteriyor. Amerikan tersanelerinde fırkateyn ve destroyer gibi deniz savaş gemilerinin tezgâha konması, bunun somut göstergesidir. Yunanistan kıyılarına kurulan üsler, Girit’te, Kıbrıs’ın güneyinde ve Suriye’nin kuzeyinde Amerikan-İngiliz-İsrail varlığı, Doğu Akdeniz’de bir savaş hazırlığının işaretidir.

Bu savaş kaçınılmaz değildir, caydırılabilir. Savaşın önlenmesi için Türkiye’nin iç cephesini güçlendirmesi gerekir. PKK’nın kazandığı belediyeler gibi “renkli devrim” provası niteliğindeki girişimlere karşı kararlı politikalar izlenmeli; Türkiye’deki bölücü faaliyetlere geçit verilmemelidir. Aynı zamanda Türkiye, dış cephede Rusya, Suriye, Irak, İran, Azerbaycan ve diğer Türk devletleriyle beraberliğini güçlendirmelidir. Ayrıca Avrupa’da yükselen “Avrupa Vatanseverliği” hareketine de dikkatle yaklaşılmalıdır. Türkiye’deki bazı medya organları Le Pen veya Alternatif Parti gibi oluşumları “faşist” veya “aşırı sağcı” olarak damgalıyor; oysa bunlar, Amerika’nın temsil ettiği küresel gericiliğe karşı direnen ve Asya ile iş birliğine açık olan kuvvetlerdir. Türkiye, NATO’nun Avrupa’daki kullarıyla değil, bu vatansever hareketlerle dostluk kurmalıdır. Avrupa’daki bu yükseliş, Türkiye’nin bağımsızlaşma ve üretim ekonomisine geçiş mücadelesi için olumlu bir etkendir. Reklam arasının ardından değerli Ulusal Kanal izleyicileri ve Ulusal Radyo dinleyicileri, yine karşınızdayız. Gazeteci arkadaşım, Aydınlık Gazetesi muhabiri Kaan Aslan ile birlikte Sayın Doğu Perinçek’e sorularımızı yöneltiyoruz.

Şimdi de Teori Dergimizin Temmuz 2024 sayısı… Çok önemli bir sayı. Yeni dünyanın habercisi; Filistin cephesinden yeni dünyanın haberini alıyoruz. Evet, bunu haftanın yayını olarak sunuyoruz. Çok özel bir sayı; içinde Filistin Büyükelçisi’nin ve Hamas yöneticilerinin çok önemli yazıları var. Aynı zamanda Vatan Partisi’nin 1973 yılı 21 Şubat günü Nahr el-Bared’de verdiği 9 şehidin hikâyesi de yer alıyor.

Ergenekon davasında tanık olarak Mehmet Eymür gelmişti. Eski Kontrterör Dairesi Başkanı, Mahir Çayanları katleden kişi… Eymür, Nahr el-Bared’de itirafta bulunmuştu. Bu, Ergenekon tutanaklarına da geçti. Şunu söyledi: “Biz, Doğu Perinçek’in ve Vatan Partisi’nin –o zamanki adıyla Türkiye İşçi Köylü Partisi– 9 kadrosunun Nahr el-Bared’de olduğunu İsrail istihbaratı Mossad’a bildirdik. Onlara operasyon yapılmasını sağladık.” Yani MİT içindeki Mossad-CIA ekibinin, Mossad ile nasıl iş birliği yaptığını ve Filistin’deki Türk gençlerini, Vatan Partisi kadrolarını İsrail Devleti’ne nasıl öldürttüklerini itiraf etti.

İsrail’in bir deniz piyadeleri çıkartması oldu Nahr el-Bared’e. O verilen bilgilerden sonra nöbet yerinde olan Bora Gözen ve Ali Kiraz arkadaşlarımız, mermileri bittikten sonra süngülenerek şehit edildiler. Diğer arkadaşlarımız ise bombalanarak şehit edildiler. Dokuz arkadaşımızı yitirdik; hepsini tek tek analım. Başta o dönemki Merkez Komitesi üyemiz Bora Gözen; Erzincanlı bir inşaat ustası ve hukuk fakültesi öğrencisi Cafer Topçu; Hukuk Fakültesi Devrimci Gençlik Birliği Başkanımız ve öğrenci hareketinin lideri Kerim Öztürk; İstanbul’da Deniz Gezmiş’in DÖP’ünden Ahmet Özdemir… Dokuzuncu şehidimizin adını tam olarak bilmiyoruz. Mezarlarda arkadaşlarımızın isimleri takma adlarıyla yazılı. Mezar taşlarını görüyoruz; isimler var ama soy isimleri yok. “El-Fatiha, Filistin devrim şehidi, kahraman Türk Mehmet Muhammed”, “kahraman Türk Faysal”, “kahraman Türk Hasan Ömer” gibi… Sadece Bora Gözen’in oradaki takma adını biliyoruz: Mustafa.

Birkaç mezar taşında soyadı olduğunu tahmin ediyoruz ama orası silinmiş. Kim oldukları bilinmesin diye Filistin Kurtuluş Örgütü veya Filistinli devrimci örgütler tarafından soyadlarının silindiğini tahmin ediyoruz. Dokuzuncu şehidimizin takma adını biliyoruz ama gerçek adını bilmiyoruz. Bize o zaman Faik Bulut olduğu söylenmişti; ancak Faik Bulut İsrail tarafından esir alınıp götürülmüştü. Fakat oraya bir cenaze gömüldü. O kampta bulunan bazı arkadaşlardan öğrenmeye çalışıyoruz.

Vatan Partisi’nin kanı, Filistin şehitlerinin kanıyla Filistin topraklarında karıştı. Bizim kanımızla Filistin davası için mücadele eden mücahitlerin kanı birbirine karıştı. Toprağın altında onlarla birlikte yatıyoruz; onları saygıyla anıyoruz. Bu, bizim için aynı zamanda bir namus senedidir. Onların varlığı, bizim Filistin dayanışmasına bağlılığımızın senedidir.

Bu sayımızda bütün bunları ele alıyoruz; aynı zamanda onlar için yazılmış şiirler de var. Cuma Dal’ın ve benim 1973’te yazdığımız şiirler… Ve devamında çok önemli makaleler: Filistin Büyükelçisi Faid Mustafa’nın “Bağımsız Filistin Muzaffer Olacak” yazısı, Cihat Yaycı Amiralimizin “Filistin Türkiye’nin Denizden Komşusudur” yazısı, Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı’nın “Dünya Dengelerini Değiştiren Filistin Cephesi” yazısı… Yine Hamas liderlerinden Dr. Basem Naim’in “Hamas’ın Diplomatik İlişkiler Prensipleri” başlıklı yazısı… Çok dolu bir sayı. Ayrıca Japonya’dan Prof. Dr. Okamura’nın “Gazze Yeniden Doğacak” başlıklı yazısı, Hüseyin Haydar’ın “Filistin Ağıtları” şiiri ve Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu’nun uluslararası hukuk ve soykırım suçu üzerine çok kıymetli yazısı… Hukukçularımız ve kamuoyumuz açısından bilinmesi gereken bir sayı. Haftanın yayını olarak Teori Dergimizin Temmuz 2024 tarihli 414. sayısını öneriyorum.

Haftanın müziğine gelince… Başbağlar köylülerimize, Kemaliyeli hemşerilerime buradan selam olsun. Kemaliye’nin “Ela Gözlü”sünü seçtim. Bu türküler gurbete gidip, kazandığıyla ailesinin nafakasını sağlayan, İstanbul’da kömürcülük, kasaplık yapan Kemaliyelilerin, geride bıraktıkları sevgililerine, yavuklularına yaktıkları türkülerdir. “Dolanaydım gözlerinin içine, ayrı düştüm, o gidiyor gücüme. Ela gözlerini sevdiğim yiğit, sığmadın mı bir Eğin’in içine?” Sosik (yeni adıyla Akçalı) köyünden Muzaffer Ertürk’ten dinleyelim. Bu, tamamen Kemaliye’ye özgü bir müzik formudur.

(Ekran görüntüleri eşliğinde) İşte Eğin’in manzaraları, taş yolu, dünyanın en derin kanyonlarından biri… Bu taş yolu, Eğinlilerin İstanbul’a daha kısa sürede ulaşma hayalidir. Kemaliye evleri ve mimarisi olağanüstüdür. Bakın, şu kayanın tepesindeki tek ev, bir Eğinlinin ruhunu yansıtır. Kartal yuvası gibi, ulaşılması çok zor ama kendi kararlılığıyla inşa edilmiş bir yer.

Sözlerimi bitirirken; Başbağlar, 5 Temmuz günü Madımak’tan sonra Gladio’nun ve PKK’nın saldırısına uğradı. 34 köylümüz kurşuna dizildi, köy yakıldı. O kurşunlar hâlâ yüreğimizde. PKK’ya karşı mücadelede bir köy 34 şehit verdi. Başbağlar köylülerimizin acılarını, özlemlerini ve umutlarını paylaşıyoruz. Bu Eğin türküsünü onlara armağan ediyoruz. Haftaya yeniden “Çıkış Yolu”nda buluşmak üzere, hepinize iyi akşamlar değerli Ulusal Kanal izleyicileri.

Paylaş