Çıkış Yolu • 09.05.2018

Çıkış Yolu • 09.05.2018

Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Halkın yüzde elli, elli ikiye bölündüğü bir durum tasarrufundaydı. Türk milletinin malta açtığı yönü… Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Gölgedeki bu yangın, Irak’taki bir… Hayır da birleşmek… Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Değerli izleyiciler merhaba. Yüzler gülüyor. Yeni bir “Çıkış Yolu” programıyla birlikteyiz. Hepinizi sevgiyle selamlıyoruz. Konuğum, Vatan Partisi lideri ve Cumhurbaşkanı adayı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Önce kendisine iki kere hoş geldiniz diyoruz; bir Çin’den hoş geldiniz, iki programa hoş geldiniz.

— Sağ olun.

Çin seyahatinizi konuşacağız ama bugün esas olarak tabii seçimleri konuşacağız. İmza sürecinin kendisini, sonrasını ve bundan sonra ne yapacağınızı konuşacağız. Şimdi sabah indiniz, ayağınızın tozuyla önce Halk TV’ye çıktınız…

— Gittim, ilk önce biraz uyudum.

Öyle mi? Uyudunuz yani. Buradan yalan söylemek yok!

— Gittim, önce uyudum. Çünkü gerçekten turşum çıkmıştı. Çok uzun bir Amerika yolculuğu… Çin zor çünkü uyku saatleri değişiyor. İlk iki gün hiç uyumuyordum orada. Evet, fakat vücutta böyle bir direnç oluyor. Ertesi gün bir görev varsa benim vücudum öyledir; “görev var” diyorum, hiç uyumadım ama bakıyorum hiç teklemiyor falan. Ama iki gün üst üste olunca, bir de dönüşte uçak da çok yorucuydu. 11 saat yolculuk ve uyumayınca, sıfırlanma olunca tabii yorucu oluyor. Ondan sonra bir gideyim uyuyayım, kendimi toplayayım dedim.

İzleyiciler merak eder, onunla ilgili konuları geçeyim ama önce bu imza sayısıyla ilgili bilgi vereyim. Biz programa girmeden beş dakika evvel yani şu anda 93.923 imza toplandı. Biz buna 94.000 diyebiliriz. Bugün bayağı rekor düzeyde bir katılım oldu. Yarın bu, öyleye kalmaz biter gibi gözüküyor. Bugün sistemin çökertilmesine rağmen… Telekom’un, internet sisteminin çökmesine; yalnız İstanbul’da değil, her yerde olmuş. İstanbul, Aydın, Elazığ, Tekirdağ, Muğla, İzmir… Tam da günün en verimli saatindeydi. Sistem çöküyor. Bakmayın, çöken telekom sistemi değil; Tayyip Erdoğan’ların tepesinde olduğu sistem çöküyor. Benim gündemimin ortasından girdiniz. Yalnız şöyle; “telekom sistemi çökmüyor, Tayyip Erdoğan iktidarı gidiyor” falan demiyorum. Bugün öyle bir konuşma yapmış; “Milletim devam et derse bırakırım” falan gibi. Bunun üzerine sosyal medyada 500 bin tweet atılmış. Bakın şimdi buna kilitlenmiş durum. Türkiye’de bir kesim Tayyip Erdoğan’ın gidişine kilitlenmiş, ben de diyorum ki “neyi getireceğiz, buna kilitlenelim”.

Mesela Tayyip Erdoğan’ın gitmesi değil; halkçı, cumhuriyetçi, milliyetçi bir hükümet…

— Zaten gidecek mi diyorsunuz?

Gidecek, onu biz bir iki sene evvelden söyledik. Onun yerine vatan bütünlüğünü sağlayacak, üretim ekonomisini inşa edecek, laikliği ve aydınlanmayı tekrar toplumda ve devlette temeli oturtacak, aynı zamanda Avrasya’daki yerini alacak, komşularla iş birliğini sağlayacak bir milli hükümetin kurulmasına odaklanmamız lazım. Yoksa o gitsin, gittikten sonra eğer onun yerine Amerikan projesi bir hükümet getirirsek, o “ikinci Tayyip Erdoğan” devri olur ve o daha beter bir şey olur. Turgut Özal’ın yerine Tansu Çiller, Çiller’in yerine Tayyip Erdoğan; ne oldu? Daha beter. Gittikçe daha betere doğru götürdüler. Şimdi o dönem bitiyor. Borçlanma ekonomisi dönemi, Türkiye’nin bölünme süreci bitiyor. Şimdi Türkiye bir milli hükümet, Atatürk devrimi rotasına girmenin sancılarını yaşıyor.

Ben kendi programımı bozmak istemiyorum. İmza süreci öncesinde siz her şeyi bıraktınız, Çin’e gittiniz. Bizim partideki arkadaşlarımız da “Çok esaslı arkadaşlarımız burada, mücadele var, onu bırakıp gitme” dedi. Ama o da önemli bir olay. Neden? Çünkü Türkiye’nin geleceğini inşa ediyoruz. Çin bizim hem güvenlikte hem ekonomide çok önemli bir ortağımız.

— Mao’nun ülkesi olduğu için mi gittiniz?

Ben hep geleceğe bakarım. 21. yüzyılda Türkiye’nin stratejik ortağı hem güvenlikte hem ekonomide en başta Çin’dir. Sonra Rusya’dır. Diğer komşularımız Irak, İran, Suriye’dir; Orta Asya Türk Cumhuriyetleridir. Çin’in elinde 4 trilyon dolarlık Amerikan doları ve kağıtları var, muazzam bir rezervi var. Bizim Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirmemiz şart. Burada tabii Türkiye ekonomisi de Çin’le ve Rusya’yla bütünleşiyor. Birinci ticaret ortağımız Çin, ikincisi Rusya. Çin’le önümüzde Türkiye’yi üretim üssü yaparak önemli ortak işlerimiz olacak. Bu hem Türkiye’de tam istihdamı sağlamak, yani herkesin iş sahibi olduğu bir ekonomik ortam yaratmak bakımından, refahı artırmak bakımından, dış ticaret açığımızı kapatmak ve ihracatımızı yükseltmek bakımından son derece önemli. Onun için hem Çin devlet ve hükümetiyle konuştuk, aynı zamanda Marx’ın 200. doğum yıl dönümü nedeniyle Çin’de düzenlenen İkinci Dünya Kongresi’nde konuşma yaptım.

Pazartesi günü Çin Komünist Partisi ile partiler arası bir görüşme yaptık, sonra bizi yemeğe davet ettiler. Sonra uçağa bindik geldik.

— Çin’in ihtiyacı mı var Doğu Perinçek’in gelip “Türkiye’ye yatırım yapın” demesine? AKP hükümeti de benim bildiğim kadarıyla aynı sizin yaptığınız tespiti yapıyor. 4 trilyon doları bana AKP’nin çok üst düzey bir ismi söyledi, “Biz Çin’den yatırım çekmeye çalışıyoruz” dedi. Çalıştılar. Sizin farkınız ne?

Şu fark var: Bir yandan onu çalışırlar, bir yandan da Suriye’ye atılan Amerikan füzesini alkışladığın zaman Çinliler der ki “ya biz bunlarla nasıl iş yapacağız?”. Evet yatırım yapacağız diyorlar ama Çin’den füze almışlardı, sonra anlaşmayı bozdular. Çin diyor ki “bunlara güvenilmez; benimle anlaşmışlardı, NATO bunları bir posta attı, anlaşmayı bozdular, biz bunlara güvenmiyoruz”. Ama bize güveniyorlar. Aynı zamanda Uygur bölgesindeki terör hareketleri konusundaki yalpalamaları, AKP hükümetinin bu konudaki zaafları; hâlâ Türkiye’de barınan, IŞİD üyesi, “Doğu Türkistanlı” veya “Doğu İslamcı” geçinen epey bir kesim var. 10 bine yakın insan getirdi ve Suriye’de savaştırıldı bunlar. Şimdi bunları Türk pasaportu ile Çin’e sokuyor. Bunu bana dün Çin Komünist Partisi’nin liderlerinden biri söyledi. Dedi ki: “Bu teröristleri, Doğu Türkistan adı altında İslamcı teröristleri Türkiye’ye Türk pasaportu ile AKP hükümeti sokuyor.”

— Çin’e mi sokuyor, Türkiye’ye mi?

Çin’e. “Türk pasaportu veriyor bunlara” dedi. Çin’in güvenliği noktasında en hassas olduğu konu bu. Türk pasaportlu insanlar saatlerce kuyrukta bekletiliyor, muayeneler yapılıyor falan. Biz birçok Türk’ten bu şikayetleri duyuyoruz. AKP de “yatırım” diyor ama sen Çinlilere onu söyledin diye Çinliler koşa koşa gelip seninle iş birliği yapmaz. Yani iş birliği için bir istikrar ortamı olacak, karşılıklı güvene dayanacak. Vatan Partisi, Çin’in güvendiği bir parti. Çünkü Vatan Partisi, Çin ve Türkiye’nin ortak çıkarlarını iyi anlayan, bilen parti. Bunu Barzani referandumu sürecinde de ispatladık.

Şimdi ne oldu? Tayyip Erdoğanlar tam o referandumun arifesinde İran’a “İran milliyetçisi, Fars milliyetçisi” diye hücum ediyordu. Biz koştuk; İran’da Sayın Ali Ekber Velayeti ile görüştük, İran’ın fiilen tepesindeki liderlerle, Devrim Muhafızları komutanlarıyla buluştuk. Oradan bütün dünyaya, “Bu Barzani referandumuyla bir ikinci İsrail devleti kurma girişimine izin vermeyeceğiz” diye ilan ettik. Bakın, İran İslam Cumhuriyeti ve Vatan Partisi… O bütün dengeleri değiştirdi. Sonuç itibarıyla Tayyip Erdoğanlar da o çizgiye gelmek zorunda kaldılar. Türk ordusu, Irak ordusunu destekledi ve tek bir kurşun atılmadan peşmergeler Kerkük’ten kaçtı. Bu Vatan Partisi’nin başarısıdır; Rusya’da, İran’da, Çin’de, Suriye’de kazandığımız güven hep bu ilişkilerle sağlandı.

Siz diyorsunuz ki “oraya niçin gittin?”. Çünkü Türkiye’yi yönetmeye hazırlanıyoruz. Türkiye’yi nasıl yöneteceğiz? Atatürk de böyle yaptı. 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktı, 16 Haziran’da Havza’ya gitti. Havza’da kimlerle buluştu? Bolşevik Partisi’nin yolladığı heyetle buluştu ve Anadolu’da kurulacak devrimci hükümetle yeni Sovyet Rusya hükümeti arasındaki ilk iş birliği Havza’da başladı. Çünkü o savaşlar öyle kazanılıyor. 26 Ağustos’ta Kocatepe’ye baktığımız zaman; o meşhur, eğilmiş, dürbünle bakan kalpaklı Atatürk’ün arkasında yan yatmış, yerde yatan kaputlu ve Rus subay şapkalı insanlar vardır. Yani bizim Kocatepe’de Atatürk’ün yanında Rus komutanlar vardı. Mehmet Perinçek’in “Atatürk’ün Sovyetlerle Görüşmeleri” kitabında bu belgelerin hepsi var. İstiklal Savaşı’nın dengesini kuruyor Mustafa Kemal Paşa. Karşıda İngiltere, Fransa ve üzerimize sürdükleri Yunan-Ermeni askerleri var. İngilizlerin Kafkaslar’da kurduğu Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan cumhuriyetlerine “İngiliz seddi” deniyor. O seddi yıkmadan Yunan’ı denize dökemezsiniz. O da nasıl yıkılacak? Ruslarla anlaşarak.

Bugüne gelelim. Türkiye’nin önünde hem güvenlik açısından hem üretim ekonomisinin inşası açısından Çin’le dostluk şart. Zaten bunu Sayın TÜSİAD yöneticileri de çok net olarak görüyorlar. Bütün milli sermayemiz Çin’le dostluğun şart olduğunu görüyor. Çin’in bir “Bir Kuşak, Bir Yol” projesi var. Dedik ki: “Sizin İpek Yolunuzu ne kesiyor? Kürdistan planı kesiyor.” Sizin trilyonlarca dolar tahsis ettiğiniz projenin üstüne Kürdistan’ı oturtuyorlar. Sizin enerji kaynaklarınızın %60’ı İran-Arap Körfezi’nden geliyor; orayı kontrol eden bir yapı, Çin’in enerji güvenliğini tehdit ediyor. Amerika’nın Kürdistan projesini bozmak için Türkiye ve İran ile beraber olmak zorundasınız. Bunu biz Aralık ayındaki Dünya Partiler Konferansı’nda anlattık. Çinliler bunu maalesef düşünememişlerdi, bu sefer daha iyi anladılar.

Son bir senede ikinci kez gittim. Şimdi Mayıs sonunda bir daha var ama oraya ben gitmiyorum; Avrupa temsilcimiz Beyhan Yıldırım arkadaşımız benim yerime gidiyor. Yine Haziran başında bir teorik buluşma var, oraya 3-4 arkadaşımızı davet ettiler. Oraya da başka arkadaşlar gönderilmiş. Yani Çin için Türkiye ile iş birliği, öncelikle bir güvenlik meselesidir. Öncelikle güvenlik; ama ekonomik boyutu da var. Onların prensibi, Xi Jinping’in getirdiği “paylaşarak gelişme” ilkesidir. Bu, hem Çin’in kendi içinde hem de Çin ile diğer ülkeler arasında uygulanan bir modeldir. “Kazan-kazan” (win-win) dedikleri durum budur. Yani “biz yüksek faizle sıcak para verelim, siz yüksek faizle geri ödeyin” şeklinde bir borçlanma değil; tam tersine müşterek yatırım yapma prensibidir.

Partimizin lider kadrosundan olan, genel müdürlük yapmış ve bankacılık, maliye konularında uzman Ünsal Aysun arkadaşımız, Türkiye’nin ithalat kalemlerini kapsayan çok güzel bir çalışma yaptı. Türkiye’nin ithalatını daraltmak ve dış ödemeler açığımızı kapatmak için hangi alanlarda müşterek yatırımlar yapabileceğimize dair bir döküm çıkardık. Bu çalışma, Çin seyahatimizle de doğrudan ilgiliydi. Örneğin, Türkiye’de çok yüksek miktarda ithal ettiğimiz yassı demir ve sac üretimi konusu. Eski Demir-Çelik Fabrikaları Genel Müdürü Profesör Sencer İmer, bu konuda çok önemli bir rapor hazırladı. Kendisini ta lise yıllarından, o Kurtuluş Lisesi’ndeyken kültür başkanı olduğu dönemlerden tanırım; ben de Deneme Lisesi’nin kültür kolu başkanıydım. Bu üretimleri Çinlilerle birlikte Türkiye’de yapabiliriz ve bu durum ithalat kalemlerimizi büyük ölçüde azaltacaktır.

***

(Aradan sonra)

Çin’de gündeme getirdiğimiz meseleleri iki başlıkta toplayabiliriz: Birincisi, Türkiye’nin, Çin’in ve Asya’nın müşterek güvenlik ihtiyacı; ikincisi, ortak ekonomik çıkarlar. Türkiye’yi bir üretim üssü haline getirerek hem iç piyasanın ihtiyaçlarını karşılamak hem de dış satım yapmak temel hedefimiz. Bu, Türkiye ve Rusya’nın birlikte kazanacağı stratejik bir siyasettir.

Türkiye şu an ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya; dolar kuru oldukça yüksek. Rusya, İran ve Türkiye, Suriye bağlamında bölgesel bir iş birliği yürütüyor ancak bu üç ülkede de ciddi bir finansal operasyonla karşı karşıyayız; son birkaç ay içinde para birimlerinde %20 ile %30 arasında değer kayıpları yaşandı. Bu kriz, Tayyip Erdoğan’ın iddia ettiği gibi sadece dış operasyonlara mı dayanıyor yoksa yapısal bir sorun mu?

Ekonomi operasyonlarla yönlendirilmez, kendi kuralları vardır. Ancak sağlam bir ekonominiz varsa operasyonların bir değeri kalmaz. Örneğin Çin ekonomisi… Amerika Birleşik Devletleri operasyon yapsa da o operasyonun altında kalır. Atatürk dönemi (1930-1940) Türkiye’sine bakın; devletçi, halkçı ve bağımsız bir ekonomi kurulmuştu. Dünya genelinde büyük bir kriz varken, en hızlı gelişen iki ülke Sovyetler Birliği ve Türkiye idi.

Bugün gelinen noktada, Türkiye’nin dış ticaret açığı Ocak ayında 9,1 milyar dolar, bir yıllık ödemeler açığı ise 70 milyar dolar civarında. Toplam 430 milyar dolar borcumuz var ve bunun 230 milyar doları bir yıl içinde ödenmesi gereken acil borç. 230 artı 70, eder 300 milyar dolar. Tayyip Erdoğan bu parayı nereden bulacak? Bulamayacağını bildiği için “deprem geliyor” diyor. Bu depremden çıkış, ancak Vatan Partisi’nin programı ile mümkündür. Diğer partilerin bir hükümet olma iddiası yok, onlar bu sistemin bir parçası. 38 yıldır bu sistemin içindeler ve Türkiye’yi borç batağına sürüklediler. Vatan Partisi, 1980’den beri bu borçlanma ekonomisinin Türkiye’yi batıracağını savundu; şimdi kaçınılmaz olarak o noktaya geldik.

Krizin en derin noktasına henüz gelmedik, “deprem” dedikleri o patlama noktasına doğru gidiyoruz. Sistemin çarkı dönmüyor. İthalat daraldığında, sanayinin çarkları duracak, işten atmalar ve fabrika kapatmalar başlayacak. Tarım, tohumdan gübreye kadar dışa bağımlı hale getirildi.

Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Fırat Kalkanı ve Afrin harekatlarıyla bölgede direniş göstermesi, PKK ve FETÖ ile mücadele etmesi nedeniyle bu operasyonları yürütüyor. Ancak bu krizin çözümü, Rusya, İran ve Çin ile milli paralarla ticaret yapmaktan geçer. Doların dolaşım alanını daralttığınız an, Amerika kendi operasyonunu yemiş olur. Vatan Partisi olarak iktidara geldiğimizde, bu ülkelerle aramızdaki ticarette dolar kullanmayacağız.

Seçimler yaklaşıyor ve herkes bol keseden vaatlerde bulunuyor. Emekçiye ne vereceksiniz? Kaynak nerede? Yalan söylüyorlar. Ama Vatan Partisi gerçekçi programıyla, üretim ekonomisiyle bu darboğazdan çıkışın tek yolunu sunuyor. Suriye’ye düşman olan, Beşşar Esad’a düşman olan bir Türkiye’ye İran ucuz mazot verir mi? Dünya fiyatlarından daha ucuza mazot verir mi? Veya füzeyi alkışlayan, Amerika’nın attığı füzeyi alkışlayan bir yönetimin altındaki Türkiye’ye İran o mazotu verir mi?

İran, “Siz güvenilir bir müttefik olun, Amerika’nın kontrolünde olmayın; böylece benim güvenliğime en büyük katkıyı yapmış olursunuz. O zaman benim size ucuz mazot vermem ekonomik olarak da çok isabetli bir karar olur” diyor. Yani bu bir bağış değil. Kendi güvenliğimden büyük ölçüde tasarruf yaparım ve aynı zamanda kendi güvenliğimi sağlarım. Türkiye’nin dış politikası, güvenlik politikası ve ekonomi politikaları birbirleriyle çok bağlantılı hale gelmiş durumda.

Şimdi konuya devam edeceğiz ama ara vermemiz gerekiyor. Değerli izleyiciler, kısa bir aramız olacak. Trump’ın İran Nükleer Anlaşması konusundaki açıklaması ve Çinlilerin “füzeleri unutun” sözüyle ilgili yorumlarınızı dönüşte alacağız. Ayrılmayın.

(Aradan sonra)

Sevgili izleyiciler, tekrar merhaba. Programın önceki bölümünde Sayın Perinçek’e Çin seyahatiyle ilgili bir soru sormuştum. Çinlilerle görüşürken mesele AKP hükümetinin durumuna geldi. Malum, Türkiye Amerika’nın Suriye’yi vurduğu füzeleri alkışlamıştı. “Çin ile füze anlaşması yapılmıştı, sonra NATO baskısıyla iptal edildi; Çinliler bunu unutmamıştır” demiştim.

Doğrudur, Türkiye Çin’den çok üstün füzeler alıyordu. İran’ı ve Arap Körfezi’ni bile kontrol altına alan, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye büyük üstünlük sağlayan füzelerdi bunlar. Ancak Türkiye anlaşmaları iptal edince Çin’de büyük bir güvensizlik oluştu. Obama ve Erdoğan görüşmelerinde bu tepkiler ortaya kondu.

Biz Çinlilere şunları anlattık: Türkiye, Doğu Akdeniz’den ve Ege’den tehdit ediliyor. Bugün İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs liderleri buluşuyor. Dün Pekin’de Yunan gazetecilerle yaptığım röportajda, bu üçlü ittifakın Yunanistan açısından da büyük bir tehdit olduğunu, İngiltere’nin bir aleti olarak tarihte uğradıkları felaketlerin tekrarından korkmaları gerektiğini anlattım.

Çinlilere, Türkiye’nin NATO’dan koptuğunu; NATO manevralarında Türkiye’nin hedef ülke olarak konduğunu, Atatürk ve Erdoğan’ın düşman olarak gösterildiğini söyledik. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde Çin üretimi milli savunma sanayisi ürünlerine talip olacağını belirttik. Onlar ise bu hükümete güvenmediklerini, füze anlaşmasının iptalini unutmadıklarını belirttiler. Biz de onlara, “Burada saplanıp kalarak bu hükümetin üzerini çizmek Çin’in menfaatine değil. Doğu Akdeniz’de Amerika hakim olursa, sizin İpek Yolunuz ve enerji kaynağınız olan İran-Arap Körfezi de tehdit altındadır. Bu durum ‘Kürdistan’ projesinin gerçekleşmesine yol açar ve Çin için tehlikeli süreçler başlatır; o yüzden bunu unutun” dedik.

Önümüze bakmalıyız. Biz bir yandan yakın gelecekte kuracağımız milli hükümetin dış ilişkilerini örerken, diğer yandan Türkiye’nin bugünkü ihtiyaçlarına cevap veriyoruz. Erdoğan yönetimi ise telaş içinde, hazırlıksız ve plansız şekilde Çin’e koşuyor; bu da Türkiye’nin itibarını sarsıyor ve pazarlık kabiliyetini düşürüyor. Çin’in, Türkiye’nin yaptığı hatalar yüzünden seyirci kalmasını istemiyoruz; bu yüzden onları Türkiye ile dayanışmaya ikna etmeye çalışıyoruz.

Çin, son kongresinden sonra uluslararası siyasette daha aktif, enternasyonalizme daha ağırlık veren bir tavır benimseyeceğini açıkladı. Amerika bize hangi müeyyideyi uygularsa, Çin Halk Cumhuriyeti olarak ona misliyle karşılık vereceklerini taahhüt ediyorlar.

Kore konusuna gelince; Kuzey ve Güney Kore liderlerinin bir araya gelmesi, bölgede istikrarın sağlanması ve Amerika’nın etki alanının daraltılması açısından çok önemli. Güney Kore’yi Amerika’nın kuklası olarak görmek büyük bir hata; onlar devletçilik ve bağımsızlıkçı siyasetlerle, kendi milli teknolojilerini geliştirerek başarılı olmuşlardır.

Milletimize şunu söylemek istiyorum: Seçimlerde sadece yüzeysel konuları değil, Türkiye’nin güvenliğini, ekonomisini, Rusya ve Çin ile ilişkilerini, Doğu Akdeniz’deki Amerikan tehdidini konuşmalıyız. Vatan Partisi dışında bunu gündeme getiren başka bir parti yok. Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi Suriye düşmanlığıyla savunamazsınız; çünkü bu Rusya’yı, İran’ı ve Çin’i itmek demektir. Türkiye, Vatan Partisi’nin Suriye ve Irak’ın kuzeyinde oluşturduğu ittifakı Ege ve Doğu Akdeniz’e taşımalıdır. Çin tarafına da Doğu Akdeniz’in önemini anlattık, çünkü Kıbrıs batmayan bir uçak gemisidir; oradan yapılacak bir müdahale Çin’in enerji kaynaklarını da tehdit eder. Çin’in ekonomisinin yüzde altmışını kestiği zaman ne yapacaksınız? Çin, Amerika ile o zaman nasıl baş edecek? Veya Çin ekonomisi çarkını nasıl döndürecek? Çinlilerin bunu kendiliğinden görmemesi biraz tuhaf değil mi? Biraz uzaktaki meseleler… Yani şöyle; tabii bence tuhaf. Fakat şöyle şeyler de olabiliyor: “Benim başımdan uzak olsun. Kore’de falan gürültü kopmasın. Buralarda barışı koruyalım da, bir şeyler oluyorsa bize uzak olsun.” Hayır, size uzak değil. Onu anlatayım; İran ve Arap Körfezi’nden petrolünüzü ve doğal gazınızı büyük ölçüde alıyorsunuz. Size uzak değil.

İkincisi; Çandarlı’da değil de Pire’de liman kuruyorsunuz. Neden Türkiye değil? Yunanistan’ı seçtiler. Bunu Vatan Partisi yapar, Tayyip Erdoğanlar yapamaz. Neden Çandarlı Limanı değil de Pire Limanı? Bunu Sayın Amiral Cem Gürdeniz ve Sayın Amiralimiz Soner Polat defalarca yazdılar. Bir Amerikan 6. Filosu kuşatsa ne yapacak? Zaten Yunanistan’ı kuşatmaya lüzum yok; tamamen Almanya’nın avucunda ve ekonomik bakımdan batmış durumda. Bunu Yunanlar da söylüyor: “Bizi Türkiye gibi bir devlet sanmayın; çok bağımlı ve mecbur durumdayız.” Yunanistan’ın kafa tutacak hali yok.

Bunları bir bütün olarak gördüğümüz zaman sonuç itibarıyla Çin’in güvenliği Türkiye’den, yani Doğu Akdeniz’den başlıyor. Hem Doğu Türkistan’daki terör hareketleri hem de İran-Arap Körfezi’nin Çin’in enerji kaynağı olması bakımından güvenliği buradan başlıyor. Onun için diyoruz ki: Çin’in güvenliği Türkiye’den başlar, Türkiye’nin güvenliği Çin’den başlar.

Çin’in en büyük projesi olan Kuşak ve Yol Projesi muazzam bir proje. Yani 500 yıl önceki dünya düzeni bir anlamda ihya ediliyor. Çin’i dünyaya bağlayan ve Çin’in enerji kaynaklarını boğma projelerine karşı bir hamle. Çin, dünya tarihinin görmediği bir hızla ve istikrarla gelişiyor. Sizin anlattıklarınızdan üç tane kuşak gözümün önünde canlandı: Orta Asya’da Pakistan, Afganistan ve Fergana Vadisi’ne doğru uzanan bir El-Kaide/IŞİD terör kuşağı; Türkiye, İran ve Azerbaycan arasında Basra Körfezi’ne kadar uzanan bir kukla devlet kuşağı; Ege’de de İsrail-Yunanistan üzerinden bir kuşak. Amerika da boş durmuyor; Netanyahu, Çipras ve diğerlerinin buluşmasıyla 1880 kilometrelik bir doğal gaz boru hattı projesi geliştirdiler.

Bunlar Türkiye’nin dış politikasına yönelik gelişmeler. Türkiye’nin de bu enerji yollarıyla ilgili iddiaları var ve olmalı. Çünkü Türkiye kadar güvenli, sağlam ve maliyeti uygun başka bir rota yok. Doğu Akdeniz’de en büyük kıyısı olan Türkiye, güçlü ordusuyla bu konularla çok ciddi bir şekilde ilgilenmek zorundadır. Ancak birdenbire Türkiye’ye alternatif bir projeye girişiliyor. Bu projede Amerika, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs var. Bu, Türkiye’nin “Mavi Vatan”ını işgal etme projesidir. Yani burada sadece iyi niyetli bir enerji projesi yok; aynı zamanda Türkiye’yi karaya hapsetme tehdidi var.

2002 yılındaki Millennium Challenge Türkiye İşgal Tatbikatı Kıbrıs’tan başlıyordu. Senaryo şuydu: Türkiye Kıbrıs’ta bir adım atar, Amerika 6. Filosu ile Kıbrıs’ı kuşatır ve 96 saat içinde Türkiye’yi işgal eder. Bu, Amerika’nın tarihinin en büyük askeri tatbikatıydı ve ciddiye alınması gereken bir durumdur. Ancak ben bu politikaların başarı kazanacağını söylemiyorum. Vatan Partisi iktidarında, Amerika’nın Doğu Akdeniz ve Ege’deki Yunanistan’ı kışkırtan siyasetlerini; Rusya, İran, Irak, Suriye ve Çin ile yan yana gelerek bozacağız. Suriye burada anahtar ülkedir; Türkiye’ye güvenilmesi için mihenk taşıdır. Eğer Suriye’ye karşı dostça bir siyaset izlenirse Türkiye’ye güvenilir. AKP, Suriye konusundaki takıntılarıyla ülke yönetemez.

Doğu Akdeniz’de yalnız Suriye’yi değil; İran, Rusya ve Çin’i yanımıza alırken Mısır’ı da kazanmamız lazım. Ancak bu inatlar sürdükçe mevcut iktidarın gidici olduğu görülüyor.

*(Reji haberi üzerine)*

Amerika, İran ile yaptığı nükleer anlaşmadan çekildi. 14 Temmuz 2015’te yapılan bu anlaşmanın özü; İran’ın nükleer çalışmalarını sınırlaması, karşılığında da ambargoların kaldırılmasıydı. Trump’ın çekilmesi bölgede yeni bir kriz demektir. Vatan Partisi iktidarı derhal şu açıklamayı yapar: Amerika’nın bu anlaşmadan çekilmesini protesto ediyoruz, bunu bölge ve dünya barışına zararlı bir tehdit olarak görüyoruz. İran ile dayanışma halindeyiz. İran’ı yanımızda tutmamız; Ege’de ve Doğu Akdeniz’de ittifak derinliğimizi korumamız açısından şarttır. Türkiye, bir oraya bir buraya kaçan “oynak” bir siyaset izleyemez.

Artık tehdidi iyi saptamamız lazım. Doğu Akdeniz ve Ege’de tehdit Amerika ve İsrail’den; Suriye ve Irak’ın kuzeyinde ise Amerika, İsrail ve piyonları olan PKK’dan geliyor. Türkiye; Çin, Orta Asya, Hindistan, İran, Rusya, Irak ve Suriye hattıyla kuracağı Avrasya bloğu içerisinde yer almalıdır. Bu blok içerisinde, Almanya ve İngiltere gibi Avrupa ülkeleriyle de iş birliği mümkündür. Vatan Partisi bunu yaptığı zaman, Türkiye hem dış baskılardan kurtulur hem de enerji maliyetlerini düşürerek tarım ve sanayide devrim yapar.

*(İzleyici sorusu üzerine)*

Yüksek Seçim Kurulu’nun saat 20.15 itibarıyla açıkladığı resmi rakam 94 bin küsurdur. Tele1’in 63 bin demesi kötü niyetli bir yaklaşımdır. Çin halkına gelince; Çin halkı çok mutlu. Çünkü 20 yıl öncesine göre büyük bir kalkınma yaşadı, ihtiyaçlarını karşılıyor, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşıyor. 1975’ten beri Çin’e gidiyorum; her gidişimde büyük bir canlılık görüyorum. İnsanların giyiminden bile bu refah artışı anlaşılıyor. Şangay’a gittiğimde kendi seyahatim aklıma geldi. Pekin Üniversitesi’ndeydik; şu an dünyanın en önemli üniversitelerinden biri. Oradaki öğrenciyi görüyorsunuz. Hava meydanına girdiğinizde adım başı bedava su olduğunu fark ediyorsunuz. Yani Pekin Havalimanı’nda yüz binlerce insan inip kalkıyor; insanları ille de para verip su almak zorunda bırakmıyorlar, aksine düşünüyorlar. Yaşlılar, engelliler ve ihtiyarlar için özel alanlar mevcut; hemen ilgileniliyor, bekletilmiyorlar. Yani insanı merkeze alan bir sistem kurmuşlar.

Başka bir gözün nasıl gördüğünü size anlatayım, izleyicilerimize bilgi olsun. 2016 sonunda eski Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ, Orgeneral Bilgin Balanlı ve Koramiral Kadir Sağdıç’la birlikte Çin’e gitmiştik. Donanma komutanı da yanımızdaydı. Dönüşte havaalanında onlardan Çin’de en beğendikleri ve en beğenmedikleri üç şeyi yazmalarını istedim. Üçü de birbirinden habersiz olarak en beğendikleri şeyin başına neyi yazdılar biliyor musunuz? Çin halkının rahatlığı, gelecekten umutlu olması ve mutluluğu. Bu durum bizi çok şaşırtmıştı. NATO’nun yetiştirdiği bu komutanlarımızın tecrübeleri böyleydi. Ben bunu o gün gazetede de yazdım, merak edenler bakabilir.

Mesele sadece dünya ekonomisindeki ağırlıkları değil. Bugün dünya büyüyorsa Çin ve Hindistan sayesinde büyüyor. Çin’in dünya ekonomisinin büyümesine katkısı %39, Hindistan’ın %19, Amerika’nın ise %16. Hatta Amerika, Hindistan’ın gerisine düşmüş durumda. Avrupa’nın katkısı ise %5,6; yani yok hükmünde. Almanya’yı çıkarırsanız Avrupa’dan geriye pek bir şey kalmıyor. Üretebilenlerin kafası dik olur, kendi politikasını uygular. Hindistan’da da eğitimde ve icatlarda güzel bir gidişat var.

Aralık ayında Çin’de son beş yılın başarılarını anlatan bir sergi gezdim. Sergi dört saatte ancak dolaşılabiliyor, neredeyse buradaki Harbiye’ye kadar bir alana yayılmış. Saatte 4000 kilometre hızla giden bir tren üzerinde çalışıyorlar. 4000 kilometre ne demek biliyor musunuz? Uçağın beş katı hız demek. Şu anda zaten uçaktan iki kat hızlı giden manyetik raylı trenler (maglev) kullanılıyor. Bunlar sürtünmesiz ortamda havada gidiyor. Şimdi ise bunun çok daha hızlısını yapıyorlar.

Diğer yandan, Amerika İran’la olan nükleer anlaşmadan çekilince belli sonuçları olacağı açıktı. Benzer bir sertliği İsrail’de de görüyoruz. İsrail, Esad’ı tehdit etti ve “Suriye’yi İran operasyonları için açarsan seni deviririm” dedi. Bu rastgele söylenmiş bir söz gibi durmuyor. Dünya tarihinde devlet başkanlarına yönelik komplolar ve suikastlar hep olmuştur ancak “açıktan seni öldürürüm” demek kural tanımaz bir haydutluktur.

Türkiye olarak biz neredeyiz? Türkiye bağımsızlığını, bütünlüğünü, Mavi Vatan’ını ve kara vatanını hangi ittifak zinciri içinde koruyabilir? Türkiye’nin buralarda net kararlar vermesi lazım. Türkiye’nin kararlı duruşu, Almanya ve İngiltere gibi ülkelerin de duruşunu kuvvetlendirecektir. Türkiye’nin kararlı tavrı bütün dengeleri, hatta Ege dengelerini dahi değiştirecektir. Amerika’nın aldığı bu karar, sadece nükleer anlaşmadan çekilme değil, gerektiğinde silah kullanma kararıdır. Türkiye burada adam gibi tavır almalıdır.

Türkiye şu anda ne Tayyip Erdoğan’a bırakılabilir ne de muhalefet adı altında hiçbir programı olmayan, bir tarafına PKK’yı diğer tarafına FETÖ’yü takmış unsurlara. Vatan Partisi dışında Türkiye’nin gerçek bir çözümü yoktur. Buradan Türkiye’nin devrimcilerine, vatanseverlerine, milliyetçi ve halkçı güçlerine sesleniyorum: Kolaya kaçmayacaksınız. “Kararlı bir duruş sergilersem başıma bela gelir mi?” diye düşünürseniz o bela sizi bulur. Türkiye’nin zorluklardan kaçma şansı yok. Tıpkı İstiklal Savaşı’ndaki gibi; o zaman da Amerikan veya İngiliz mandasını savunanlar vardı. Atatürk zoru seçti ve en kolay yol o oldu. Bugün de en kolay yol zoru seçmektir.

Amerika kendi dışındaki güçlerin yükseldiğini görüyor ve barışçı yoldan çekilmeyi tercih etmeyip çatışmayı seçiyor. Türkiye, Amerika’ya “Dur arkadaş, ben İran’ın, Suriye’nin, Rusya’nın ve Çin’in yanındayım” diyerek dik durursa, Amerika bölgede huzursuzluk çıkaramaz. İsrail bile bu çatışma ortamında varlığını sürdüremez; daracık alanda İran gibi 1.400.000 kilometrekarelik bir ülkeye saldırmanın sonucuna katlanamaz. Türkiye bu tavrıyla hem barışı korur hem de Amerika’yı dizginler.

Vatan Partisi olarak, Türkiye’yi bu tehdit ortamından ve ekonomik depremden ancak biz çıkarabiliriz. Çözüm prompter’da değil; çözüm beyindedir, çalışmadadır ve geçmiş birikimdedir. Türkiye’nin vatan bütünlüğünü sağlamak, PKK ve FETÖ’yü temizlemek, Suriye ile düşmanlığı bitirmek ve İran’a uygulanan yaptırımlara katılmamak… İşte gerçek çözüm budur. Eğer biz İran’a uygulanan yaptırımlara karşı çıkarsak, Amerika’nın yaptırımlarına kendisi maruz kalır. Türkiye, İran ve Rusya birleştiğinde ise Amerika kaybeder. Mesele basit bir yaptırım meselesi değil, Türkiye’nin güvenliği ve bekası meselesidir. Üçüncüsü, Suriye ve İran ile birleştiğim zaman Doğu Akdeniz ve Ege’deki Amerikan tehditlerinin karşısına gücü yığarım ve onları bertaraf ederim. Dördüncüsü, zaten bu şekilde Çin’e kadar uzanan muazzam bir pazar var. Türkiye’nin birinci ticaret ortağı Çin, ikincisi Rusya. Hadi bakalım, bana yaptırım uygulasınlar. Amerika ile doğru dürüst bir ticaretim yok ki. Türkiye, Vatan Partisi iktidarı ile sağlam bir tavır alırsa Amerika mahvolur, Amerika çöker. O yaptırım Amerika’yı çökertir, İran’ı çökertmez. Ama Türkiye kalleşlik ederse… Tayyip Erdoğan yönetimi veya muhalif adıyla çıkan Amerikan projeleri kalleşlik yaparsa Türkiye büyük tehlikelere yuvarlanır. Onun için bu seçim çok önemli. Başka çare yok, yarın bu programa koşacağız. Bakın buradan ilan ediyorum; Vatan Partisi hükümet olduğu zaman -ki 24 Haziran’da da olabiliriz- Türk milleti, sesleniyorum: Türkiye, İran’a yapılan yaptırımlara kesinlikle uymayacaktır. O zaman görün ne oluyor? Nasıl Türkiye’nin önü açılıyor? Nasıl hem Ege’de hem Akdeniz’de hem sanayimizde hem tarımımızda Türkiye’nin önü açılıyor? Sonuç itibarıyla sen Türkiye, Rusya, İran, Çin gibi ülkelere yaptırım uygularsan, ey Amerika, kendine yaptırım uygulamış olursun.

Almanya falan da buna boyun eğmez. Bir savaş ihtimali var ama İran’a yapılan yaptırıma boyun eğerek değil, Amerika’nın karşısına dikilerek savaşı önleyebilir ve barışı koruyabiliriz. Amerika’ya bugün teslim olursak savaş çıkar. Savaştan kaçınmanın yolu, savaşın kaynağı olan Amerika’yı dizginlemektir. “İmza attığım nükleer anlaşmadan çekiliyorum” diyen Amerika’ya “Götüremezsin” demek lazım. Karşısına dikilmediğiniz zaman çok pişman olursunuz ey Türk milleti. Çok ararsınız Vatan Partisi’ni ve Doğu Perinçek’i ama o aradığınız zamana kadar kayıplarımız büyük olur. Bugünden doğru seçimi yapalım, yarın herkes ilçe seçim kurullarına koşsun ve imzayı atsın. Bu sadece demokrasi için değil; Türkiye’nin vatan bütünlüğünü sağlayacak, üretim ekonomisini kuracak bir hükümete ihtiyacı var. Onun için Vatan Partisi lazım, onun için Doğu Perinçek lazım.

Trump, “İran böyle devam ederse daha önce karşılaştığı bütün sorunlardan çok daha büyükleriyle karşılaşacak” diyor. Ne yapıyor İran? “Terörü destekliyor” diyor. Hangi terörü? Amerika IŞİD’i, El-Kaide’yi destekliyor; füze çalışmalarını sürdüren ve Orta Doğu’daki terör örgütlerini destekleyen Amerika’dır. İran’ın desteklediği örgütler ise vatanını savunan Hizbullah ve Hamas gibi örgütlerdir. Lübnan’daki Hizbullah, İsrail’e karşı aslanlar gibi savaşmış ve onu geri çekilmek zorunda bırakmıştır. Bunlar mı terörist? Hayır, asıl teröristleri destekleyen Amerika’dır. Buralarda net olmamız lazım. Artık iki ara bir derede dans eden Tayyip Erdoğan politikaları bitmiştir. Amerika ile Rusya, İran, Çin ve Suriye arasında oynayan, Amerikan füzelerini alkışlayan yönetim bitmiştir. Aynı şekilde “muhalifim” diye çıkıp Amerikan projeleriyle FETÖ’yü ve PKK’yı HDP üzerinden hükümetin ve meclisin içine katmaya kalkanların da Türkiye’nin geleceğinde yeri yoktur. Bunlar bu koşullarda Türkiye’yi iki gün bile yönetemezler.

Bahattin Çevik Bey sormuş; seçimlerden sonra Avrupa ve Amerika Türkiye’ye ambargo uygulayacak mı? Amerika ve Avrupa diye birleşik bir yapı yok; Amerika’ya kafa tutan bir Almanya var. İngiltere ve Fransa da bazı konularda yalpalamalar yaşasa da Amerika’nın Türkiye’ye ambargo uygulaması diye bir durum yoktur. Ancak Amerika’nın İran’a uyguladığı yaptırımlar, Türkiye’yi bir tavra zorluyor. “Ben İran’a yaptırım uyguluyorum, katılmazsanız size de uygularım” diyor. Hadi uygula! Zaten Zarrab ve Hakan Atilla davalarıyla bu süreci başlattılar. Vatan Partisi olarak Amerika ile ilişkileri devam ettireceğiz ama başımızı dik tutacağız. “Arkadaş, sen kendine yaptırım uygulamaya başlıyorsun” diyeceğiz. Biz İran’a yaptırımı kesinlikle kabul etmiyoruz; o bizim komşumuz. Oradan ucuz petrolü ve mazotu alır, çiftçimizin traktörüne koyarız. İran’da senin “Kürdistan” adı altında ikinci bir İsrail kurmana da izin vermiyoruz. Buna Rusya da, Çin de boyun eğmez. Dünyanın büyük çoğunluğunu karşısına alan bir Amerika var. Türkiye, Çin, Rusya, İran ve Suriye birbirine yeter.

Herkes krizin Pasifik’te Çin ile olacağını düşünürken Trump, Kuzey Kore ile uzlaşma yoluna gitti. Ancak nesnel olarak Amerika’nın gelişmesini istemediği asıl güç Çin’dir. Bu yaptırımlar, Çin’i kuşatma politikasının bir parçasıdır çünkü Çin’in enerji kaynağı Batı Asya’dadır. Amerika burada yenildi. Biz köşe yazarı değiliz, Türkiye’nin geleceğini düşünüyoruz. Vatan Partisi olarak söylüyoruz; Amerika’nın karşısında dik durmak dışında Türkiye’nin bir seçeneği yoktur. Doğu Akdeniz ve Ege’de yapılan tatbikatlar doğrudan Türkiye’ye yöneliktir. Buna karşı çaremiz var mı? Evet, boyun eğmemek.

Bütün parti liderlerine ve Tayyip Erdoğan’a soruyorum: Prompterınızda yarın ne yazacak? Ben bilgimle, birikimimle, tecrübemle cevap veriyorum. Prompterlardan okuyan liderlerle Türkiye önünü açamaz. Yeni dönemin liderleri; Atatürkler, Leninler, Mao’lar gibi ciddi, otoriter ve sağlam olmalıdır. Televizyonlara çağrılırsak, bütün adaylarla bu konuları, mazotu, sanayi kentlerini ve Türkiye’nin çıkış yolunu konuşmaya hazırım. İmza veren bütün devrimcilere, milliyetçilere ve halkçılara teşekkür ediyorum. Biz sadece Vatan Partisi’ne oy verenlerin değil, bu vatanı düşünen herkesin desteğini kazanacağız. Kimse bizi herhangi bir borç altına sokamaz; biz onlarla beraber iktidara geleceğiz. Son olarak; Batı Asya’daki bu baskı, İran’ı tecrit edip aslında Türkiye’yi hedef almaktadır. Bu tehdit Türkiye’ye yöneliktir ve dengeleri değiştirecek anahtar ülke Türkiye’dir. Yani cepheyi Kıbrıs’tan, Ege’den başlatalım. Öyle bir cephe oluştu ki; son 10-15 yıl içinde Ege ve Kıbrıs’tan başlıyor; Suriye’nin kuzeyinden, Irak’ın kuzeyinden Hakkari’ye, oradan İran’a kadar uzanan bir cephe bu. Bu cephede, “Ben şu olayda bu taraftayım, bu olayda bu taraftayım” diyerek Tayyip Erdoğan gibi hareket edemezsiniz. Yönetemez Tayyip Erdoğan.

Soru şu: Bu olayda, İran konusunda hangi tarafta olacak Tayyip Erdoğan? İnşallah zirvelerde, Astana zirvelerinde falan buluşuyorlar, yan yana fotoğraf veriyorlar. İran’la fotoğraf çektirmek için mi yan yana geliyor? Vatan Partisi fotoğraf çektirmek için değil, hakiki bir dost olarak İran’la beraberdir. Çünkü Türkiye’nin İran’a, İran’ın da Türkiye’ye ihtiyacı var. İran, Suriye ve Türkiye dostluğu, başarı kazanmış bir dostluktur. Irak’ta Amerika’nın “İkinci İsrail” planını bozmuş olan bir dostluk bu.

Önümüzde şöyle bir tablo var: “Efendim, Irak’ın kuzeyinde Vatan Partisi’nin gayretleri sonucunda size geldim. İşte Barzani’yi bozduk tamam ama şimdi İran’a yaptırım konusunda öbür tarafa geçiyorum.” Böyle bir iktidar Türkiye’nin başında duramaz; devrilir, gider, gidecektir. Onun için yarın daha görüş açıklamadan buradan Tayyip Erdoğan yönetimini ve Binali Yıldırım hükümetini uyarıyorum. Bu programı seyredenlerden ricam; lütfen YouTube gibi mecralara da koyacaklar, kopyasını da almışlardır onların propaganda büroları, lütfen Binali Yıldırım’a ve Tayyip Erdoğan’a da seyrettirsinler. Böyle bir İran politikasındaki tereddüt, Türkiye’nin bütün duruşunu mahveder. Afrin’i de, Fırat Kalkanı’nı da, Türkiye ekonomisini de berbat eder. Buralarda dik durmak dışında hiçbir çaremiz yok.

Muhalefete de aynı çağrıyı yapıyorum: Onlar da buralardaki PKK’ya yönelik, HDP üzerinden FETÖ’ye yönelik esnemeleri, el uzatmaları bıraksınlar. Bunlar Türkiye için çok tehlikelidir. İran konusunda net bir şekilde Amerika’ya karşı duruş alsınlar. Bakın, ben yarın buna bakacağım. Amerika’ya karşı; Tayyip Erdoğanlar olsun, Muharrem İnce, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve diğerleri hangi tavrı alıyorlar? Bu İran’a yapılan yaptırımı kabul ediyorlar mı, etmiyorlar mı? Benim yarınki ölçüm bu. İran’a yaptırımı kabul edenler Türkiye’nin karşısındadır. Ölçü budur, oraya göre değerlendirme yapacağım. İran’a yaptırıma karşı çıkanlar Türkiye’nin vatanseverleridir, Türkiye ekonomisini ayağa kaldıracak tavrın içine girmiş olurlar.

Bütün Türk milletini ve Türkiye’de hiçbir ayrım yapmadan ne kadar örgüt, parti varsa hepsini burada tavır almaya çağırıyorum. HDP de dahil mi? Ona da o fırsatı verelim. Yani kimseye Türkiye vatanseverliğini yasaklayacak değiliz. HDP çıksa dese ki; “Biz İran’a yaptırıma karşıyız, yaptırım uygulanmasını doğru bulmuyoruz”, o zaman “Müslüman tarafında mı yer alıyorlar?” diye seviniriz.

Şimdi efendim, programın başından beri dikkat ediyorum; iki tespitiniz ya da iki iddianız birbirini bütünlüyor: Bir, Vatan Partisi’nin dönemi geldi. Türkiye, önündeki güvenlik sorununu, savaş risklerini ve ekonomik deprem riskini ancak Vatan Partisi’nin içinde olacağı bir yönetimle çözer diyorsunuz. Seçimi kazanamazsanız ne olacak? Eninde sonunda döner dolaşır, sallanır, yuvarlanır; Türkiye Vatan Partisi’ni keşfeder.

Nasıl bu kadar eminsiniz? Türkiye parçalanmayacak ve dağılmayacak. Dağılmayacağına göre Vatan Partisi dışında bir seçeneği yok. Bakın Türkiye Mustafa Kemal’i keşfetti değil mi? İşte aynı Mustafa Kemal’i keşfettiği gibi 1919 sonrasında Türkiye, Vatan Partisi’ni keşfedecek. Çünkü orada da Mustafa Kemal tek seçenekti, burada da Vatan Partisi tek seçenek.

Bu kibirli olmak değil mi? Hayır efendim, ben programlara bakıyorum, siyasete bakıyorum. Kibirdir yorulup yollarda kalan. Herkes beni tanır; hayatımda kibir yoktur. Bu partimize, Türkiye’ye, Türk milletine güvenden gelen bir şey. Atatürk de böyleydi. Bütün büyük devrimciler, büyük çözümler üreten insanlar böyleydi. Kendime de Vatan Partisi’ne de Türk milletine de güveniyorum. Çünkü ben “yaparım” dediğini yapmış bir adamım. Ermeni soykırımı yalanını yerle bir ederiz demişiz, yapmışız. PKK’nın üzerine silahla yürünecek demişiz, bunu başarmışız. Uçaklar uçarken, bombalar meclisin üzerine atılırken, Ankara’da helikopterler miti tararken çıkmışız televizyon ekranlarına, “Bu Amerika’nın Fethullah darbesidir ve Türk ordusu bu darbeyi ezecek” demişiz; 12 saat sonra ezmiş.

Benim teorim bilimseldir; Türkiye’nin mecburiyetleri, Tayyip Erdoğan’a bile bunu yaptıracak. “BOP Eşbaşkanıyım” diye ortaya çıkan ve uzun yıllar bunu uygulayan politikacılar dahi rota değiştirdi. Aynı mecburiyetler diğer partileri ve liderleri de etkilemez mi? İnşallah.

Cumhurbaşkanı adayı olmak şu demek: Ben tavrımı açıkladım. Türkiye’nin hükümetinin başında olacağım ve şu andan itibaren açıklıyorum; Amerika’nın İran’a uyguladığı yaptırımlara kesinlikle katılmayacağım. Türkiye bağımsız bir ülkedir; Amerika’nın dayatmalarını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. Hem güvenlikte hem ekonomide İran’la beraber olmaya mecburuz. Washington’dan kimse Türkiye’yi yönetemez, o devir bitmiştir.

Bugün ister iktidar ister muhalefet, bol keseden vaatlerde bulunuyor; bunların hepsi yalan. Para basarak maaşları artırırsanız enflasyon yaratırsınız. Vatan Partisi olarak bizim vaadimiz; üretimi artıracağız, Türkiye’nin kaynaklarını zenginleştireceğiz, tasarrufu artıracağız ve yatırıma yöneleceğiz. Halkın gıda güvenliğini, eğitimini ve sağlığını asgari olarak sağlayacağız ve bu kaynakları adil bir şekilde paylaştıracağız. Bizim Türkiye’ye vaadimiz; işsizliği ortadan kaldırmak ve büyük bir üretim seferberliği yapmaktır.

Yarın sabah 07.00’den itibaren bütün vatandaşlarımı, bütün milliyetçileri, halkçıları; üretim ekonomisinden yana olan herkesi ilçe seçim kurullarına giderek, cumhurbaşkanı adayı olarak Doğu Perinçek’e öneride bulunmalarını talep ediyorum. Ne yapmak istediğimizi ve Türkiye’yi nasıl yöneteceğimizi herhalde bütün vatandaşlarım anlamıştır. Bu tavrımıza, bu programımıza, bu siyasetlerimize katılmak için hep beraber bunları başarıyoruz, başaracağız. Vatandaşlarımı aktif bir tavır almaya çağırıyorum. Köyde ise minibüsleri doldursunlar, mahallede ise mahalleliyi örgütlesinler. “Yüz bini aştık” gibi söylemleri de bırakalım; yüz bini çok aşalım, katbekat aşalım. Vatan Partisi bugün çok gayretli bir çalışma yürüttü, yarın bunu iki misli, üç misli artıralım ve ilçe seçim kurullarına giderek Cumhurbaşkanı adaylığı için önerimizi yapalım.

Sevgili izleyiciler, programımızın sonuna geldik. Haftaya ne yapacağımızı henüz bilmiyoruz; Sayın Perinçek’in programı da netleşmedi. İstanbul’da mı, Ankara’da mı yoksa başka bir yerde mi olacağız, belli değil. Bizi izlediğiniz için teşekkür ederiz, takdir sizindir.

Bugünkü buluşmamız çok yararlı oldu. Çünkü içine girdiğimiz süreçte bütün sorunlar gelip önümüze dikilmeye başladı. Amerika’nın Doğu Akdeniz’den ve Ege’den gelen tehdidi, Netanyahu’nun Yunanistan ve Kıbrıs Rum yönetimiyle gerçekleştirdiği buluşmalar, Amerika ve İsrail’in bölgede yaptığı tatbikatlar… En son olarak da Trump’ın İran’a yönelik yaptırım tehditleri ve diğer ülkelere dayatmaları… İşte Türkiye’nin konuşması gereken sorunlar bunlardır. Cumhurbaşkanı adaylarından birisi görüşlerini burada açıkladı; diğer beş adayımız da bu konulardaki görüşlerini mutlaka ortaya koymalıdır.

Hoşça kalın efendim, görüşmek dileğiyle, saygılar.

Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir halkın yüzde elli-elli ikiye bölündüğü bir durum tasviri kabul edilemez. Türk milletinin maşeri vicdanına aykırı olan her türlü bölücülüğü yere atar ve çiğnerim; burada da çiğniyorum. Bölgedeki bu yangını, Irak’taki sorunları ancak birleşerek aşabiliriz. Birleşmek güzeldir; birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız, söz veriyoruz.

Paylaş