Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Halkın %50-52’ye bölündüğü bir durum tasarımında, Türk milletinin ayağa kalktığı yönü… Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bırak! Bölgedeki bu yangın, Irak’taki… Hayır, birleşmek; birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.
İzmir’imizin değerli öncüleri, değerli aydınlarımız, değerli emekçilerimiz, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Değerli arkadaşlar, Türkiye’miz bir karar dönemine girmiştir. “Giriyor” demiyorum, “Girecek” de demiyorum; bir karar dönemine Türkiye girmiştir. Bu karar dönemi 2014 bağrında, Silivri duvarının yıkılmasıyla başladı. Karar derken olgulara, eyleme ve hayata dayanıyoruz. Silivri duvarını yıkmak bir kararın eylemiydi. O duvarı kim kurmuştu? Amerika Birleşik Devletleri ve Fethullahçı Gladyo. Sizler o Silivri kapılarına, Silivri kalesine dayandınız. 50 binler, 80 binler halinde; içeride o kaleye hapsedilen Vatan Partisi önderleri ve ordumuzun komutanları, dışarıdan gelen güçlerle o kale yıkıldı. Kimin kalesi, kimin duvarı yıkıldı? Amerika’nın. Bakın bu basit bir hapishaneden insan kurtarma olayı değil; bu, Türkiye’nin özgürleşmesi olayıydı. Amerika Birleşik Devletleri niçin o Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, İzmir Casusluk davası gibi tertipleri kurdu? Türkiye’yi bölmek için. Hepimiz o planı biliyoruz; Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyük Orta Doğu Projesi. Türkiye siyasetini de buna göre düzenlemişlerdi, yani dizayn etmek diyor onlar.
Türkiye’nin tepesine 2002 Kasım’ında Tayyip Erdoğan yönetimini, Amerika’nın savaş takvimine göre getirip oturtmuşlardı. 2003 baharında Amerika Irak’a saldırdı. 1990’dan beri bir plan uygulanıyor: Türkiye’yi, İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi, hatta Kuzey Afrika’dan başlayıp Orta Asya’ya kadar 22 Müslüman ülkeyi bölme ve rejimlerini değiştirme planı. O proje kapsamında Tayyip Erdoğan yönetimini göreve getirmişlerdi.
Silivri duvarının yıkılması, o planın yıkılmasıdır. Niçin Türk ordusunu hapsettiler? Emekli Hava Pilot Tümgeneral ve Genel Başkan Yardımcımız Beyazıt Karataş da burada. Niçin o komutanlarımızı Silivri duvarının içine atmışlardı? Türkiye’yi bölebilmek için o bölünmenin karşısındaki silahlı gücü etkisiz hale getirmek gerekiyordu. Niçin Vatan Partisi önderleri Silivri duvarlarının içine atılmıştı? Çünkü Amerikan planının karşısında stratejisiyle, programıyla, planlarıyla ve önder kadrolarıyla kararlı olarak duran Vatan Partisi vardı. Onun da etkisiz hale getirilmesi gerekiyordu. O bakımdan Silivri duvarının yıkılması, Amerika’nın Büyük Orta Doğu Projesi’nin bozguna uğratılmasında bir başlangıç tarihidir. Türkiye’nin kararı orada başladı; yani Amerika denetiminden ve Atlantik sisteminden çıkma kararı.
Ve o karar devamını getirdi. Bir karar verdiğiniz zaman tabii bir sürece giriyorsunuz. Onun devamı neydi? Fethullahçı Gladyo’nun üzerine yüründü; ordudan, yargıdan, polisten temizleniyor, büyük ölçüde de temizlendi. Bu da tarihi büyük bir olay. Yıllarca “Kontrgerilla kahrolsun, Fethullahçı Gladyo temizlensin” diye eylemler yaptık, yürüdük, toplandık, bağırdık, yazdık, çizdik. Amerika Birleşik Devletleri, Türk devletinin içine; ordusunun, polisinin, yargısının içine bir cihaz, bir aygıt yerleştirmişti. NATO ülkelerinde var bu. Bu cihazla o ülkeleri denetliyor, yönetiyor. İşte o cihaz kırıldı; bu da büyük kararın parçasıdır. Yani Silivri duvarı yıkılıyor, Türkiye özgürleşiyor ve Fethullahçı Gladyo’nun üzerine yürüyor.
Üçüncü önemli olay ne? Bir karar dönemine girdik diyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nin “Kara gücüm” dediği PKK, hendeklere gömüldü. O da Silivri duvarının yıkılmasının bir sonucudur. Çünkü Amerikan planı; PKK ile Türkiye’yi masaya oturtmak, Güneydoğu illerimize özerklik getirmek, belediyeleri PKK’ya vermek, PKK’yı meclise sokmaktı. Vatan Partisi ne dedi? “Olmaz” dedi. Bize soruyorlardı; “Efendim Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?” Ne cevabı veriyorduk? “Silahla çözeceğiz.” Bakın, silahla çözüldü. Türk silahıyla, İran silahıyla, Amerika silahına karşı; Rusya, Irak, Suriye silahıyla sorun çözülüyor. Böyle sorunlar silahlı kalkışmalar ve bölme hareketleri karşısında silahla çözülür. Çünkü PKK, beyanname ile afiş yapıştırarak bölmeye kalkmıyor; silaha davranmış ve arkasında Amerikan silahı var. Bunu Vatan Partisi gördü. Başka partiler “Efendim küstürürüz, kızdırırız” diyordu. Hayır, bu Kürt halkına karşı bir silah değil; bu, Amerika’nın piyonu olan ve Kürt halkını ikinci İsrail’in esiri yapmak isteyen, Türk milletini Türk ve Kürt diye bölmek isteyen büyük planın aleti olanlara karşı bir silahtır. Madem silaha davrandı, silahla bastırılacak, uslandırılacak. 24 Temmuz 2015’te hava kuvvetlerimizin harekâtıyla başladı ve Türk Silahlı Kuvvetleri sonuç itibarıyla PKK’yı hendeklere gömdü.
Üçüncü olay; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ile 24 Ağustos 2016’da Amerikan-İsrail koridoruna girmesidir. Tabii ondan evvel bu koşulları yaratacak çok önemli bir hesaplaşma yaşadık. 15 Temmuz 2016 günü ABD baktı ki Türkiye elinden kaçıyor, Türkiye denetiminden kurtuluyor; 15 Temmuz darbesini tezgâhladı. Vatan Partisi’nin kararlı merkezde olduğu tavırla Türk milleti ve ordusu darbeyi ezdi. Bir Türk-Amerikan savaşı yaşadık. Vatan Partisi Genel Başkanı’nın ağzından neyi açıkladık? “Türk yargısı altın devrini yaşıyor” dedik. Niçin altın devrini yaşıyor? Çünkü bugün 12 Mart’taki gibi Deniz Gezmişler asılmıyor; Mümtaz Soysallar, Doğu Perinçekler, Muammer Aksoylar gibi Türkiye’nin ilerici insanları hapislere atılmıyor. Kim hapse atılıyor bugün? FETÖ’cüler ve PKK’lılar.
Yine Genel Başkanımız önderliğinde Suriye’ye gittik, Beşar Esad’la görüştük. İran’a gittik, İran devletinin yetkilileriyle, Genelkurmay Başkanı’nın da üzerindeki komutanlarla buluştuk. Çin’e gittik ve hep şunu söyledik: “Türkiye, Amerikan emperyalizmine karşı ön cephede. Bırakın birtakım önyargıları, güvensizlikleri. Hepimizin çıkarı, bağımsızlığı, bütünlüğü, refahı ve üretim ekonomisi burada.” O dostlukları adım adım kurduk. Sonuç itibarıyla Astana süreci başladı. Türkiye, Rusya ve İran el ele verdi. Kerkük’te Amerika’ya alet olanlar, tek bir kurşun atamadan silahlarını bırakıp kaçmak zorunda kaldılar. Bu, Türkiye’nin, Irak’ın, İran’ın ve Rusya’nın birleştiği zaman neler yapabileceğini gösteriyor. Karşıda Amerika ve İsrail bu büyük atağa cevap verecek halde değil. Saha artık Türkiye’nin, Rusya’nın, İran’ın ve Irak’ın inisiyatifine geçmiştir.
Bütün bunlar; Silivri duvarının yıkılması, PKK’nın ve FETÖ’nün temizlenmesi, bölge ülkelerinin iş birliği ve Amerika’nın Kürdistan/ikinci İsrail planının bozguna uğratılması, büyük bir karara gidildiğini gösteriyor. Türkiye, 1945’ten beri girdiği Atlantik sisteminden kopuyor. 1980’den sonra Turgut Özal’la “dünya ekonomisiyle bütünleşme” adı altında Türkiye borç batağına batırılmıştı. Şimdi Türkiye’nin dinamikleri bu sürece isyan etti. Asya’yla birleşmek, FETÖ ve PKK’yı temizlemek, Batı Asya ülkeleriyle iş birliği yapmak; bu, Vatan Partisi’nin ve Kemalist devrimi tamamlama programıdır.
Şimdi bu koşullarda ilerici, Atatürkçü, solcu dediğimiz çevrelerde muazzam bir karamsarlık var. “Mahvoluyoruz, yıkılıyoruz” diyorlar. Niçin mahvoluyoruz? PKK yıkıldığı için mi, FETÖ temizlendiği için mi, Rusya ve İran ile el ele verip Amerika’nın kukla devlet planını bozduğumuz için mi? Gerçeklere bakacağız. Mahvolan biz değiliz; mahvolan Amerika, FETÖ ve PKK’dır.
Dünya dengeleri değişiyor. Almanya bile PKK’nın Amerika’nın piyonu olduğunu söylemeye başladı. Alman devlet televizyonu ARD yayınlar yapıyor, Alman Dışişleri Bakanı Gabriel “Orta Doğu’nun Trump’laşmasına izin vermeyeceğiz” diyor. Orta Doğu’nun Trump’laşması demek, Kürdistan’ın kurulması demek. Dünya dengeleri, ağırlıkları yerlerinden oynuyor. Almanya, Avrasya ile bütünleşiyor, Amerika’yı terk ediyor.
Yeni bir dünya kuruluyor. Batı Asya burada öncülük yaptı; Hindistan ve Çin de bunun ekonomik öncülüğünü yürütüyor. 2016 yılında Çin Halk Cumhuriyeti, üretim ve toplam hasıla olarak Amerika’yı geçti. Atlantik dönemi bitti, dünya Avrasya çağına girdi. Bu çağ Atatürk ile, Lenin ile, Mao ile başladı. Türk devrimini yapan ülkelerden biriyiz; Asya çağının başta gelen lideri Mustafa Kemal Atatürk’tür.
1945’ten bu yana Atlantik içinde biz Kemalist devrimimizi kaybettik, kurumlarımız tahrip edildi. Fakat şimdi her yerden Atatürk çıkıyor, her yerden Atatürk yükseliyor. Atatürk, kendisini yıkmaya kalkanlara bile kendisini eze eze kabul ettirdi. Çünkü o bir kişi değil, Türkiye gerçeğidir. Türkiye var olacaksa, üretecekse, bağımsız yaşayacaksa Atatürk’le yaşayacaktır. Vatan Partisi, Kemalist devrimi tamamlama görevini üstlenmiştir. 1876’larda başlayan, Mustafa Kemal ile doruğa ulaşan Türk devrimi bu yüzyılın ilk çeyreğinde tamamlanacak. Karamsarlık yanlıştır, düşmanın değerlendirmesidir. Amerika karamsar ve çaresizdir; çılgınlıklara yöneliyor. Ama biz gerçekçiyiz; kararlıyız ve kazanıyoruz. O girişim şimdi yeniden gündeme getirildi. Burada şu çok önemli, değerli arkadaşlar: Tayyip Erdoğan yolsuz, hırsız, diktatör, faşist diktatör olduğu için hedef alınmıyor. Zaten Amerika dünyayı o faşist diktatörlerle hep yönetti. Yani Amerika faşist diktatörlerle mi mücadele ediyor? Amerika’nın işi Türkiye’de yolsuzluk, hırsızlık bitsin mi? Amerika’nın derdi ne bugün?
Türkiye Sincar’a girecek, Kandil’e girecek. İran’la, Irak’la, Suriye’yle, Rusya’yla el birliği halinde Suriye’nin kuzeyindeki o PKK yuvalanmalarını temizleyecek. Kandil beyaz bayrak çekecek. Ne dedik yıllarca? “Türkiye ile İran bir olsun, Kandil beyaz bayrak çeker” dedik. Hatırlıyorsunuz; işte şimdi o Kandil’in beyaz bayrak çekeceği bir sürece girmiş bulunuyoruz. Onun bilgilerini de öğreniyoruz.
Şimdi değerli arkadaşlar, işte Amerika’nın derdi bu. Orta Doğu’da kaybetti, Batı Asya’da kaybetti. Piyonları yeniliyor, piyonları eziliyor. Piyonlarını kim eziyor? Başta Türk ordusu. El-Bab’a kadar gitti. IŞİD’i de Türk ordusu, Mehmetçiğin kanıyla, canıyla ezdi. Hani bütün dünya güya IŞİD’e karşı vesaireydi? Ama şimdi nedir? O IŞİD’i temizlemeye kimse giremedi, kimse evladını kurban etmek istemiyor. Ama Türk ordusu Fırat Kalkanı ile girdi ve IŞİD’e en ağır darbeleri indirdi. İşte Amerika şimdi bu derdin içinde. IŞİD’i gidiyor, PKK’sı gidiyor. Oraya bir sürü silahı yığdı. O silahlar Türk ordusunun eline geçecek, Amerika bize silah yardımı yapmış olacak. Kaç bin tır oldu? 3 bin tırdı artık hesabı yapılamıyor, 4 bin mi oldu, 5 bin mi oldu? Daha da arttırsın; o tırların, silahların hepsi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eline geçecek, Türk ordusunun silahı olacak. O nedenle Amerika Türkiye’de karışıklıklar çıkartmak, Türkiye’nin kararlılığını zaafa uğratmak peşinde. Onun için hedefler belirliyor.
Şuna dikkat edeceğiz: Tayyip Erdoğan’ın BOP Eş Başkanı olduğunu Türkiye’ye biz öğrettik, değil mi? O zamanlar mitingler yapıyorduk, yürüyüşler yapıyorduk, “BOP Eş Başkanı” diyorduk. 34 yerde Eş Başkan olduğunu ilan ettiğini belirtiyor, belgelerini yayınlıyorduk. “Hayır canım, olamaz” diyorlardı. Ama 2014’ten sonra bir olay yaşıyoruz. O olay nedir? Tayyip Erdoğan sayesinde değil, Tayyip Erdoğan’ın programı değil; Türkiye’nin mecburiyetleri, dinamikleri, Türk milleti, Türk ordusu, Türk polisi, Türk çiftçisi, Türk işçisi, Türk tüccarı, Türk sanayicisi… Bak, tarihi insanlar yazmaz. Türkiye’nin geleceği Tayyip Erdoğan’ın dudaklarının ucunda değildir. Koskoca 80 milyonluk Türk milleti var. Binlerce yıllık imparatorluklar, devlet kurma, ordu kurma, uygarlık kurma tecrübesi olan koskoca bir Türk milleti var. Hiç biz analizlerimizde, tahlillerimizde o Türk milletinin varlığını hesaba katmıyoruz. Onu kenara itiyoruz. “Tayyip Erdoğan başımızda, o istediğini yapar, Türkiye’yi karanlıklara götürür.” Götüremez, götüremedi, götüremeyecek.
Gördüğünüz gibi ben şimdi sizin beyninizi yıkıyorum. Beyninizi yıkıyorum, farkındayım. Beyninizi yıkıyorum çünkü hepimizin kafasında bunlar var. Türkiye’nin içine girdiği süreci, Tayyip Erdoğan düşmanlığına kilitlendiğimiz için anlayamıyoruz. Göremediğimiz için de bu tarihi sürecin başına geçip Türkiye’nin bağımsızlaşması, bütünleşmesi, üretim ekonomisine geçmesi mücadelesinde elimiz ayağımız birbirine dolaşıyor. Vatan Partisi açısından da bu böyle.
Değerli arkadaşlar, Atatürk gibi olacağız. Önce doğru program, doğru strateji. Türkiye’nin önündeki programı koyuyoruz: Kemalist devrimi tamamlamak. Peki, bizim Kemalist devrimi tamamlama amacımızın karşısındaki düşman kim? Amerika Birleşik Devletleri. Bizi bölmek istedi, PKK’yı üzerimize sürdü, FETÖ’yü üzerimize sürdü. Bunlar gerçek mi? Gerçek. Öyleyse biz Vatan Partisi olarak baş düşmanı, Türkiye’nin önündeki düşmanı doğru saptıyoruz: Amerika Birleşik Devletleri ve onun işbirlikçileri. Eğer biz bu büyük devlete, “Dünyanın ağasıyım, efendisiyim, dünya benden sorulur” diyen bu büyük kabadayıya karşı milletimizin en geniş güçlerini birleştirirsek hedefimize ulaşacağız. Milleti bölerek bu hedefe ulaşmak mümkün değil. Onun için kim varsa, kim Amerikan emperyalizmine karşı mevzileniyorsa onunla birleşeceğiz. “Efendim sen geçmişte şunu yaptın” derseniz tarih böyle yazılmaz. Timur’a bakın; Yıldırım Bayezid’in ordusundaki Anadolu Beyliği askerleri Ankara Meydan Savaşı’nda Timur’un tarafına geçtiği zaman, Timur “Siz biraz evvel benim askerlerimi öldürdünüz” deyip adamları kurşuna mı dizdi? “Gelin arkadaşlar, zaten biz Orta Asya’dan beri kardeşiz” dedi. Atatürk de böyle kazandı. Fevzi Çakmak, Ankara’ya 1920’de geldiğinde, İstanbul Hükümeti’nin Mustafa Kemal Paşa hakkındaki idam kararlarında imzası olan adamdı. Ali Fuat Paşa, Mustafa Kemal Paşa’ya “Fevzi Paşa geldi, bize katılmak istiyor” dediğinde Atatürk, “Koskoca Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisi bize lazım, biz bu savaşı bu katılımlarla kazanacağız” diyerek onu karşıladı.
İşte onun için, “Sen dün şunu yaptın” derseniz hiçbir kuvveti toplayamazsınız. Kılıçdaroğlu’nu da kazanamazsınız, başkasını da. Kim bu İstiklal Savaşı’na, bu vatan savaşına geliyorsa, katılıyorsa ve yararlı oluyorsa tarih bu şekilde yazılır. Tayyip Erdoğan düşmanlığına kilitlenmek büyük bir yanlıştır. Biz Tayyip Erdoğan’la nerede mücadele ediyoruz? Okulların içine medrese, abdesthane yapmaya kalktığı, laikliğe karşı girişimlerde bulunduğu, Suriye’ye elini uzatamadığı, Rus uçağını düşürdüğü, Çin’le beraberlik konusunda adım atamadığı zamanlarda eleştiriyor, mücadele ediyoruz. Ama bugün onu Amerika’yla beraber yıkma planı, vatana ihanet planıdır. Amerika ile birleşerek hükümet olmayacağız. Amerika’nın iktidar projelerinde hiçbir şekilde Vatan Partisi’nin yeri yok. Ama o Amerikan projelerini Türk milletiyle ve milletin güçleriyle birleşerek yıkmakta Vatan Partisi en önde olacak.
Ankara-İstanbul yürüyüşünde kimlerin kol kola yürüdüğünü gördünüz; Kılıçdaroğlu, bir tarafında FETÖ, bir tarafında HDP, PKK… O Amerikan projesi birkaç ay geçti yerle bir oldu. Şimdi göreceksiniz; HDP’de, PKK’da insanlar çıkacak. “Amerika’ya alet olduk” diyecekler. Bir, Amerika’ya alet olmaya son vereceğiz. İki, kardeş kanı dökmeye son vereceğiz. Bu sesler çıkacak. Türk ordusunun silahı, polisinin kararlılığı, milletin duruşu ve Vatan Partisi’nin stratejileriyle Amerikan planı yerle bir olmuştur. FETÖ’ye, PKK’ya dayanarak hükümet kurma planları artık geçersizdir.
Vatan Partisi, Kürt yurttaşlarımız da dahil olmak üzere bütün Türk milletini kucaklayacak. Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk milletiyiz. HDP’de görev almış, PKK’ya alet olmuş insanların da büyük bir uyanış içinde olduğunu göreceğiz. Evvelsi gün Ankara’da “Milli Hükümet Öncüleri” toplantısı yaptık. Güneydoğu’nun kanaat önderleri, aşiret reisleri Vatan Partisi’ne katılıyor. Diyarbakır’da yeni bir yönetim kurduk. Telefonlar Şırnak’tan, Van’dan, Hakkari’den, Mardin’den geliyor. Türkiye birleşiyor, bütünleşiyor. Bu çok tarihi bir olaydır.
Arkadaşlar önümüzde beş maddelik bir iş var:
1. Vatanımızın bütünlüğünü sağlıyoruz, ülkemize huzur getireceğiz. Terörün olmadığı, mayınların patlamadığı bir Türkiye kuruyoruz.
2. Üretim ekonomisine geçeceğiz. Borçlanma ekonomisi bizi nereye getirdi? Türkiye büyük cari açıklar yüzünden derin zaaflar içerisindedir. Madenciler ayağa kalktı, “Üretelim” diyorlar. Dağlarımızın altındaki kömürü, samanı, tarımı kendi imkanlarımızla üreteceğiz. Üreteni hapisle cezalandıran ekonomi anlayışı 1980’den bu yana bitti.
3. Bütün bunları ancak bir milli hükümetle yapabiliriz. Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’yi yönettiği dönem bitmiştir.
4. Silivri duvarını nasıl yıktıysak, PKK hendeklere nasıl gömüldüyse, FETÖ nasıl temizlendiyse; şimdi de üretim ekonomisine geçiş ve milli hükümet gerçekleşecektir.
5. Laiklik, aydınlanma, Kemalist devrimin çağdaş toplumunu kurmak.
Devleti dini esaslara göre değil, dünyevi esaslara göre yöneteceğiz. Bunun ispatı şudur: Trump’la görüşen Erdoğan için “Sünni blok kurdu” dediler. Ne oldu? Türkiye o Sünni blokun içinde yer almadı. Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Rusya ile birleşti; Katar’ı da yanına çekti. Amerika’nın o Sünni blok planı yerle bir oldu. Türkiye Atlantik’ten kopuyor, Avrasya’ya yerleşiyor. Bu, bir buğday başağının topraktan filizlenmesi gibidir. Mesele bunu görmek ve buna önderlik etmektir. Sünni blok planının Amerika Birleşik Devletleri’nin yerle bir olduğu bir süreçte, siz Türkiye’de Sünni yobazlığına dayanan dinci, gerici bir hükümetçilik yapamazsınız. Yapamayacaksınız. Yapamayacaksınız, göreceksiniz. Ama değerli arkadaşlar; ben şimdi size konuşuyorum. İzmir’in önderlerine, aydınlarına, öncülerine konuşuyorum, size söylüyorum: Biz Türkiye’de laiklik düşmanı bir rejimin ve yönetimin yürümeyeceğini bileceğiz. Bilincimizde bunu perçinleyeceğiz ki önderlik edelim ve Türkiye hakikaten aydınlanmış, laik, Atatürk’ün tanımladığı bir devlet ve toplum düzenine kavuşsun. Biz bileceğiz bunu ilk önce.
“Efendim, Türkiye’de din devleti kuruluyor. Anıtkabir’in bahçesine bilmem ne yapılıyor, Atatürk heykellerine şu oluyor, bu oluyor…” Heykel bekçiliğini bırakacağız. Atatürkçülük heykel bekçiliği değildir; yani “aman birileri Atatürk heykeline bir taş atsın da biz de Atatürkçülük yapalım” demek çok yanlıştır. Atatürkçülük; vatan bütünlüğünü sağlamak, üretim ekonomisine geçmek, İran’la, Irak’la, Suriye’yle, Rusya’yla, Çin’le ve Almanya’yla el ele vermek, Avrasya bloğunu hayata geçirmek ve o iklimde Türkiye’nin Kemalist devrimi tamamlamasını sağlamaktır.
Değerli arkadaşlar, bizim programımız önümüzdedir demiyorum, Türkiye o programın içine girmiştir. Silivri duvarlarının yıkılmasıyla birlikte Türkiye o programın içine girmiştir. Hiçbir güç, Amerika da dahil, Türkiye’yi buradan geri çeviremez. Geri çevirebilecek güçleri yok. Batı Asya’ya bakın; Amerika’nın hangi gücü var? Türkiye’deki güçlerine bakın; PKK, FETÖ, bir de onlarla işbirliği yapanlar; bunlar tam Amerika’nın gücü değil. Ama o PKK’nın, HDP’nin içinde bile göreceksiniz, önümüzdeki günlerde Amerika’dan büyük bir kopuş başlıyor. Onun için Amerika Türkiye’de kaybetti. Programını hayata geçirecek gücü yok. Batı Asya’ya geçiyoruz; nerede Amerika’nın güçleri? Amerika’nın karşısında büyük bir kuvvet oluştu: Türkiye, Rusya, İran, Irak, Suriye, Mısır. Mısır da buraya katılıyor, Astana sürecine şimdi Mısır katılıyor. Bu çok önemli. Sünnisi, Şiisi, Alevisi, Hristiyan’ı, Yahudisi… Batı Asya’da hepsi birleşiyor. Değerli arkadaşlar, onun için Amerikan planları hem Türkiye’mizde hem bölgemizde kuvvet kaybetmiştir, hayata geçirecek dinamiği yoktur. Bu çok önemli; çünkü isteklerle tarih yazılmıyor. Kuvvetin olacak, arkasında milli kuvvetler, sınıfsal kuvvetler olacak. Amerika kaybetti, onun için değerli arkadaşlar, bizim programımızın hayata geçeceği bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Burada cesur olacağız, kararlı olacağız, “yaparız” diyeceğiz. Elimize, ayağımıza, arkaya bakıp bazı şeyleri dolaştırmayacağız. “Efendim biz çok az oy aldık…” O zaman ne diyoruz? Hz. Muhammed’in Mekke’de kaç oyu vardı? Bana sayın bakalım. Hz. Muhammed’in Medine’ye gitmeden önce Mekke’de kaç tane oyu vardı? Hepsi sayılıydı. Orada oyu olsaydı, gidip Hira Dağları’nda mağaraların içine saklanmayacaktı, Medine’ye gitmeyecekti. Oyu olmadığı için Medine’ye gitti. Ama Hz. Muhammed’in nesi vardı? Arabistan Yarımadası’nı iç kavgalardan, aşiret kavgalarından, kervan soygunlarından kurtaracak, ticaret uygarlığına geçirecek bir programı vardı. Ve o büyük insan, o büyük Hz. Muhammed o programa başını koymuş; kahraman, cesur, büyük bir insan. O davadaki kararlılığı nedeniyle arkasına, yanına insanları topladı, Medine’de birleşti ve devenin üzerinde tekrar Mekke’ye geldi. Amcasını öldürenleri bile kucakladı, Müslümanlığını kabul etti. Bakın bunlar çok büyük öğretiler; tarih böyle yazılıyor, büyük davalar böyle gerçekleştiriliyor.
Mustafa Kemal Paşa’nın 15 Mayıs 1919 günü, yani İzmir’e düşmanın girdiği gün Bandırma Vapuru’na binerken İstanbul’da kaç oyu vardı? Eğer İstanbul’da bir sürü oyu olsaydı, İstanbul’u terk edip de yollara düşüp; Samsun, Havza, Sivas, Erzurum, Ankara’ya yönelir miydi? Milleti toplayacağı o yerlere gitti. Oralarda da öyle muazzam oyları yoktu ama öncü kuvvetleri topladı ve bir programı vardı. Şimdi Vatan Partisi’nin programı da ispatlanmış bir programdır. Türkiye, Silivri duvarlarının yıkıldığı günden itibaren Vatan Partisi’nin programına girmiştir. Ama Türkiye’yi o programı tutarlı ve kararlı uygulayacak bir hükümete kavuşturma sorunu var. Bugünkü yönetim, Türkiye’nin mecburiyetlerini ve dinamiklerini önüne katıp sürüklediği için o programı kısmen tutarsız olarak, yalpalayarak uyguluyor. Avrupa’dan, Amerika’dan bakanlar ne diyor? “Tayyip Erdoğan İslami Kemalist oldu”, “Tayyip Erdoğan Yeşil Kemalist oldu.” Biz itiraz ediyoruz; yani kendi başarımıza itiraz ediyoruz. “Aman Kemalizmi lekeler” diye… Daha ne istiyorsun? Teslim alıyorsun! Bütün dünya Türkiye’ye bakıyor ve Kemalizmin geldiğini görüyor. Kendi düşmanlarına dahi kendisini kabul ettirmeye başladığını görüyor. Daha ne istiyoruz? Niye bundan şikayetçiyiz, niye bunlardan rahatsız oluyoruz? Yani Atatürkçülük üç beş kişinin elinde mi kalsın? Bir azınlık diktatörlüğü mü kuracağız? Atatürk onları kucaklar, Atatürk onları affeder, herkesi bağışlar. O, Türkiye’nin birleşmesinde büyük bir simgedir, gerçekliktir ve Türkiye’nin geleceğindedir. Atatürk dününde değildir, yarınındadır, önümüzdeki günlerdedir ve bunun sahibi Vatan Partisi’dir.
Onun için değerli arkadaşlar, kendimize güveneceğiz, partimize güveneceğiz. Partimizin başarılarını, bu tecrübelerle ispatladığı başarılarını göreceğiz. Vatan Partisi kendisini ispatlamıştır. Bugün dünya Vatan Partisi’ni konuşuyor. Açın Alman gazetelerini, Amerikan gazetelerini, Rus gazetelerini, Çin gazetelerini; bakın Çin Komünist Partisi tarihi bir kongre yaptı, Çin Devlet Televizyonu dünyadan iki üç partinin mesajını ve röportajını yayınladı; birisi Vatan Partisi Genel Başkanı. Yani dünyanın her yerinde… Rusya RIA Novosti Ajansı üç gün önce bizimle bir söyleşi yaptı, evvelsi gün o Moskova’da en çok tıklanan haber oldu. Alman gazeteleri; Frankfurter Rundschau, Die Zeit, Berliner Zeitung… Neyi yazıyorlar? “Türkiye’de artık Avrasya sürecine girilmiştir ve bu sürecin sahibi Vatan Partisi’dir. On yıllardan beri bunu savunuyordu ve Türkiye şimdi Vatan Partisi’nin dediği yere gitmektedir.” Onların gördüğünü, onların saptadığını önce Vatan Partililerin kendi bilincine çıkartması lazım. Kendimizin kim olduğunu bilelim, kendimizi tanıyalım. Ey Vatan Partililer; Vatan Partisi’ni tanıyacaksınız, ne olduğunu bileceksiniz. Tarih sahnesine Türk milletiyle birlikte bugün Vatan Partisi’nin çıktığını, Türkiye’nin çizgisini ve yönünü belirlediğini önce biz bileceğiz ki onu gerçekleştirelim. Biz bilemezsek kim gerçekleştirecek?
Onun için çalışmalara başladık; bu programın sahibi olan Türk milletinin öncülerini birleştirecek çalışmalara başladık. Bu sürecin adını koyduk: Vatan Savaşı’ndan Milli Hükümet’e. Çocuğun ismi doğru konmuş; hakikaten Türkiye Vatan Savaşı içinde Milli Hükümet’e gidiyor. Bu Vatan Savaşı’na “Saray Savaşı” diyenler iflas etti. Bakın şimdi Türkiye Amerika ile karşı karşıya gelmiş durumda; Amerika PKK’yı silahlandırıyor, FETÖ’yü tertipliyor, İsrail ile birlikte… Ve daha çetin mücadelelerin olabileceği bir sürecin başındayız. Kandil’e beyaz bayrak çektireceğiz, Afrin’e gireceğiz, Suriye’nin kuzeyini temizleyeceğiz, üretim ekonomisine geçeceğiz. Bunlar devrim denilebilecek olaylardır. O “Saray Savaşı” diyenler şimdi ne yapacak? Onlara da davet yapıyoruz; o “Saray Savaşı” tezleri bitti. Türkiye Tayyip Erdoğan’ın sarayı için savaşmıyor; Türkiye PKK’yı ve FETÖ’yü ezmek, vatan bütünlüğünü sağlamak ve Amerika’dan bağımsız olmak için bu mücadeleye girdi. Peki, şu soruyu soruyoruz: Rusya Tayyip Erdoğan’ın sarayı için mi savaşıyor? İran, Irak Tayyip Erdoğan’ın sarayı için mi Kerkük’e girdi? Saçma sapan! “Saray Savaşı” tezi artık uydurmadır. Bu tezi savunanlar, yanlış Tayyip Erdoğan düşmanlığı yüzünden oralara savruldular; ama bundan sonra bu artık yanlış değil, ihanet olur. Türk ordusunun, Türk polisinin, köy korucusunun, Türk milletinin yürüttüğü bu istiklal savaşına hâlâ “Saray Savaşı” çamurunu atmak, artık çamura atmanın ötesine geçmiştir. Önümüzdeki dönem bunun adı ihanet olur. Onun için iyi niyetle, samimiyetle o yanlışı dile getirenleri de buradan uyarıyoruz: Bu yanlışınızdan vazgeçin. Bunda ayıp yok, günah yok, hiçbir şey olmaz; Vatan Savaşı’nda sizin de yeriniz var. Gelin, sizi kucaklamaya, alnınızdan öpmeye hazırız.
Sizi Vatan Partisi olarak bu döneme uyan tavırlara çağırıyorum. Bu bir devrim sürecidir. Karar dediğimiz olay bir devrimdir. Silivri duvarının yıkılması bir devrimin başlangıcıdır. FETÖ’nün temizlenmesi, PKK’nın hendeklere gömülmesi, Irak ordusunun Kerkük’e girmesi, Kürdistan planının bozulması; bunlar hep devrimin adımlarıdır. Önümüzdeki üretim ekonomisi, o devrimin ekonomik cephedeki en önemli atılımı olacaktır. Biz bir devrimin içindeyiz; o devrim kendi yönetimini omuzlarında getirir, getirecektir. Nasıl Türkiye 1914’te İstiklal Savaşı’na padişahlık hükümetiyle başladıysa; 1918’de o istiklal savaşımızı kesin zafere götüremedik ama 23 Nisan 1920’de o istiklal savaşı kendi Milli Hükümeti’ni yarattı. Demek ki 1914’ten 20’ye kadar padişahlıkla ama arkasından o Milli Hükümeti kurarak zaferi ulaştırdık. Bu sefer doğru olacak. Bu tarihsel süreçler kendi hükümetlerini yaratırlar değerli arkadaşlar. Görevimizin ve önümüzdeki büyük sorumlulukların bilincinde olalım, kararlı olalım. Varlığımız Türk varlığına ve önümüzdeki Kemalist devrimi tamamlama görevine feda olsun.
Şimdi değerli arkadaşlar, bir kitap okuma kampanyası açıyoruz. Elimde Türk Devrimi’nin büyük düşünürü, teorisyeni ve eylem adamı Yusuf Akçura’nın, Ziya Gökalp ile birlikte “Türk Devrimi’nin Programı” kitabı var. Bu kitabı ben derledim. 1925 yılında verilmiş olan konferanslar ve yazılar bugün hâlâ ne kadar gerçek; hâlâ aynı Kemalist devrim sürecindeyiz. Bu, aynı zamanda Türk milliyetçilerini, Türkiye’nin halkçılarını, devrimcilerini, sosyalistlerini; herkesi birleştiren programdır. Bu kitabı Devlet Bahçeli de okusun, Meral Akşener de okusun, Tayyip Erdoğan da okusun, Kemal Kılıçdaroğlu da okusun. Ama herkesten önce bizler okuyalım. Şimdi bu kitabı okuma kampanyasını, Kurtuluş Savaşımızın zafere ulaştığı İzmir’de açıyorum. Onu da değerlendirmenize sunuyorum. Devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Bir halkın yüzde elli-elli diye bölündüğü bir durum tasarlanmasın. Türk milletinin yönü; birleşen, üreten Türkiye’yi kurmaktır. Söz veriyoruz.

