İzlediğiniz için teşekkür ederim. Merhabalar efendim, “Çıkış Yolu” programındayız. Ekranlarınızın başına hoş geldiniz. Bu programı merakla beklediğinizi biliyoruz. Bugün burada Vatan Partisi’nin önümüzdeki yıl hedeflerini, Türkiye siyasetine ilişkin planlarını ve programlarını konuşacağız; bunu günlerdir duyuruyoruz. Sizlerden de çok sayıda soru ve görüş geliyor, onları da yayın içerisinde mümkün mertebe aktaracağız.
Tarihi bir “Çıkış Yolu” programı olacak. Vatan Partisi’nin hem geçmiş dönemdeki faaliyetlerini hem de önümüzdeki dönemdeki planlarını tek tek soracağız. Öncelikle konuklarımızı takdim edeyim: Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek, hoş geldiniz. Özgür Bursalı, Vatan Partisi Genel Sekreteri, hoş geldiniz. Sayın Yıldırım Gencer, Vatan Partisi Genel Sayman Vekili, hoş geldiniz. Aydınlık Gazetesi Genel Yönetmeni İlker Yücel de bizlerle, soruları birlikte soracağız.
Tanıtımı da yaptıktan sonra… Kendinizi tanıtmadınız; beni alttan arkadaşlar tanıtıyor. Hakikaten 3-4 gündür heyecanla bekleniyordu bu yayın. İzleyicilerden de çok olumlu mesajlar alıyoruz. Vatan Partisi önümüzdeki süreçte hangi siyasi adımları atacak? Türkiye’yi nasıl görüyor? Bu konulara ilişkin çok fazla soru geliyordu. Şöyle genel bir girişle başlayalım: Türkiye’nin önümüzdeki takviminde ne görüyorsunuz ve buna ilişkin hangi planları yapıyorsunuz?
“Öncelikle Türk milletine ve bütün insanlığa 2022 yılında aydınlıklar, güzellikler ve mutluluklar diliyoruz. Gönlünüzce güzel geçsin değerli seyirciler.
Türkiye’nin önünde şu anda iki seçenek var: Bir ‘Amerika seçeneği’, bir de ‘Türkiye seçeneği’. Amerika seçeneğinden başlayalım. Amerika seçeneği Türkiye’ye kaos vadediyor. Bu seçeneğin siyaset alanındaki temsilcileri kim? Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, İYİ Parti yönetimi ve onlarla beraber olan HDP/PKK. HDP ve PKK tek bir yapıdır, ayrı partiler değildir. Saadet Partisi ve Fethullahçı Terör Örgütü de aynı seçeneği temsil ediyor.
Yani CHP’nin liderliğindeki bu blok; CHP ve İYİ Parti yönetimleri diyorum, dikkat ederseniz tabanlarında veya örgütlerinde bu isimlerle kader birliği etmeyen birçok kişi olsa da, yöneticileri ‘Biden tayfası’ kapsamında siyaset yapıyorlar. Babacan, Davutoğlu, Saadet Partisi… Bunların hepsi bir blok. ‘Millet İttifakı’ diyorlar ama gayrimilli bir çizgiyi temsil ediyorlar. Doğrudan doğruya Amerikan planları içindeler.
Bunların programı ve vaadi kaostur. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi sürekli vurguluyor: ‘Ben mağdurlarla iktidara geleceğim’ diyor. Türkiye’de bugün mağdur olan kim? Hapislere tıkılan, 15-16 Temmuz darbe girişimi sırasında Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk milleti tarafından ezilen FETÖ’cüler. Bunları hapisten çıkartacaklar. Bir de PKK’yı hapisten çıkaracaklar. İki tane ‘mağdur’ var. Biz bunları iftira mı atıyoruz? Hayır, kendileri açıkça söylüyorlar. ‘Selahattin Demirtaş’ı biz çıkartacağız, Türkiye’nin en masum adamıdır, onunla beraber Türkiye’yi yöneteceğiz’ diyorlar. Selahattin Demirtaş kim? PKK’nın en ağır suçlusu; örgütün yasal kolu olan HDP’nin lideri.
Dahası, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu 104 bin rakamını veriyor; KHK ile tasfiye edilmiş kamu görevlilerini tekrar görevlerine iade edeceğini söylüyor. Hatta CHP’nin Genel Başkan Yardımcısı, ‘Hüküm giymiş olsalar bile’ diyor. Yani ne yargı, ne kanun, ne de anayasa tanıyorlar. Tasfiye edilmiş 24 bin subayı, 30 bin polisi, binlerce savcıyı tekrar devletin içine alacaklar. Türkiye buna katlanır mı? Türkiye’ye kaos vadeden bu programı sandıktan çıkartamazsınız. Türkiye’nin bağımsızlık geleneği, toprak bütünlüğü ve verdiği şehitler var. Bu planın gerçekleşme şansı sıfır. Buradan bir hükümet çıkmaz, sadece kaos çıkar. Bu kaos planını ekonomik hoşnutsuzlukları kullanarak derinleştirmeye çalışıyorlar; adına da ‘yaratıcı yıkıcılık’ diyorlar.”
“Peki, kaos planı ile ilgili bir soru sorabilir miyim? Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan, il başkanları toplantısında ‘Sokağı hareketlendirmek isteyenler var, buna tenezzül edilirse 15 Temmuz’da olduğu gibi millet cevabını verir’ dedi. Sizin ‘kaos planı’ tespitinizle Cumhurbaşkanı’nın bu yaklaşımı örtüşüyor mu? Ayrıca, Türk Metal-İş Sendikası gibi yapılar hak arayışıyla meydana çıktığında, halk ‘Ben hakkımı nasıl savunacağım?’ diye düşünmez mi?”
“Sayın Cumhurbaşkanımızın bu cümlelerinden, karşı güçlerin bir kaos planı içinde olduğunu gördüğünü anlıyoruz. Ancak bu planı sadece sokağa dökülme olarak anlamak, önümüzdeki tabloyu eksik okumaktır. Biz bunu çok daha kapsamlı görüyoruz. Ege’deki hazırlıkları, Yunanistan’ın kara sularını genişletme planlarını, Kuzey Kıbrıs’taki demografik değişimi, NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan üzerinden kuşatmasını ve Türkiye’nin ekonomik zorluklarını birleştirdiğimizde, karşımızdaki kaos planı basit bir sokağa dökülme olayından ibaret değildir.
Türk ordusu ve polisi görevini yapacaktır ancak asıl önemli olan, Türk milletini seferber ederek Amerika’nın bu planlarını bozmaktır. Cumhurbaşkanımızın ‘zorluklar arkada kaldı’ şeklindeki ifadesi, önümüzdeki büyük zorlukları görmediğini gösteriyor. Oysa önümüzdeki süreçte kağıtla, hukukla değil, doğrudan bağımsızlık mücadelesi ve caydırıcı güçle hareket etmemiz gerekiyor.” Hukuku silah belirler. Bütün hukuk sistemleri silah tarafından belirlenmiştir; yani devleti hukuk kurallarını koyan merci kılan temel güç silahtır. Devlet nasıl tarif edilir? Silahlı gücü olan örgütlenme. Diğer örgütlerden tek farkı budur. Devlet kararlarını da hukukunu da silahla uygular; dolayısıyla silahsız hukuk olmaz. Bunu anlamayan bir sürecin içerisindeyiz. Toplam olarak bakarsak, Sayın Cumhurbaşkanımızın ve AK Parti’nin Türkiye ve dünya gündemine dair kapsamlı, çok boyutlu bir tahlilinin olmadığını görüyoruz. Her şeyin 2023 seçimleri ile belirleneceğini düşünüyorlar; ancak o seçimleri belirleyen etkenler var. Sandık Mars’ta kurulmuyor; gökyüzünde bir sandık kurulup da herkes her türlü etkinin dışında o sandığa gitmiyor.
O etkenler nelerdir? Türkiye ekonomisinin gidişatı; Ege ve Kıbrıs üzerinden yönelen tehditler; Karadeniz, Kırım ve Ukrayna-Rusya sınırındaki gelişmeler; PKK ve FETÖ’nün faaliyetleri; Amerika’nın elinde bulundurduğu çeşitli güçlerin sahneye sürülmesi gibi unsurlardır. Bu etkenlerin görülmediğini nereden çıkarıyoruz? Çünkü bunları gören bir yönetimin tavrı bugünkü gibi olmazdı. Bu etkenleri görseler Suriye politikasını değiştirir, derhal Suriye hükümeti ile iş birliği yaparlardı. Bu etkenleri görseler, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü adı altında Rusya karşıtı açıklamalar yapmazlardı. NATO’nun doğuya doğru yayılmasının Türkiye’ye yönelik bir tehdit olduğunu görüp “Veto ederim” derlerdi. Türkiye hükümeti bugün çıkıp şunu demeli: “Amerika ve NATO üyeleri, Ukrayna’yı ve Gürcistan’ı NATO’ya almaya kalkmayın; alırsanız veto ederim.” Bu, Türkiye’nin güvenliği açısından en etkin savunma araçlarından biridir.
NATO’yu Ukrayna ve Gürcistan’a doğru genişletiyorlar, zaten her tarafta üsler kurmuşsunuz; Dedeağaç’ta, Larissa’da, Selanik’te, Stefanoviç’te, Girit’in kuzeyinde, Kıbrıs’ın güneyinde, Suriye’nin kuzeyinde ve Irak’ın kuzeyinde kuşatılmış durumdayız. Buna bir de Gürcistan ve Ukrayna’yı ekliyorsunuz. Türkiye’nin bu tür inisiyatifler almaması, hükümetin süreci iyi okuyamadığını ve bir güvenlik zafiyeti yarattığını gösteriyor. Amerika’nın Ege ve Doğu Akdeniz’deki üs haritasını görmeyen bir hükümet var mı? Yunanistan neredeyse Amerika işgali altında ve oradaki ilerici partiler bile buna isyan etmeye başladı. Ege ve Doğu Akdeniz’de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir müdahale yapıldığında veya Libya’ya giden gemimiz taciz edildiğinde sessiz kalmak, bir hükümeti sandıkta kaybettirir. Türkiye’ye yönelik tehditlere cevap veremeyen bir hükümet sandıktan da çıkmaz.
Sandıkta iki seçenek var: Bir yanda CHP, İYİ Parti, PKK ve FETÖ’nün merkezinde bulunduğu bir kaos planı; diğer yanda Türk milletinin bağımsızlığı, egemenliği, bütünlüğü ve üretim devrimi seçeneği. Vatan Partisi, bu kaos planıyla savaşa savaşa hükümet olacaktır. AK Parti ve MHP için de süreç aynıdır; bu kaos planıyla savaşmak, sistemin dışına çıkıp devrimci bir programla hareket etmektir. Zorlukları görmezden gelerek bu plan göğüslenemez.
Türkiye’nin önünde üretim devrimi dışında bir seçenek yoktur; bütün yollar oraya çıkar. Biz, düşük maliyetle bu zorluklardan çıkılmasını savunuyoruz. Bugünden o kaos planını göğüsleyerek Türk milletini seferber etmeliyiz. Türkiye, üretim devrimiyle çıkış yapacaktır. Vatan Partisi, Türk milletinin özlemlerini temsil eden bir merkezdir ancak AK Parti, MHP, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer vatansever unsurların da bu zorlukları göğüslemesi gerekiyor.
AK Parti, eski yöntemlerle yüzde ellilerin üzerinde oy alan bir parti yaratma şansına sahip değildir. Eğer bu gerçekle yüzleşmezse Türkiye için çok yazık olur. AK Parti, “Türkiye’yi tek başıma yönetirim” iddiasından vazgeçmelidir. Ekonomi cephesinde; enerjide dağıtımı kamulaştırmalı, özel sektörün kâr etmesine değil, tüketicinin fiyatları düşürmesine odaklanmalıdır. Türkiye’nin dışarıdaki 300 milyar doları, güçlü bir hükümet eliyle Türkiye’ye getirilmelidir. Vatan Partisi hükümet olduğunda, yurt dışındaki dövizlerini Türkiye’ye getirmeyenlere karşı gerekli devlet tedbirlerini uygulayacaktır. Bu bir el koyma değil; kaynakları vatan ekonomisine kazandırma hamlesidir. Yani diğer vatandaşlara yaptığınız gibi; ama bunları getireceksiniz ve getirteceğiz. Bunu buradan Türk milletine vaat ediyoruz; getirteceğimiz kesindir. O paraları götürüp de Mars’a veya yeni bulunan yıldızlara yatıramayacaklarına göre, paralar dünyada olduğuna göre, mesafe bellidir. Uçakla okyanus aşmak zor değildir. Onlar getirtilir ve getirteceğiz. Şimdi mesela bu kararlılık olmalı; bunlar hep devrimci uygulamalardır. 300 milyar dolar geliyor, ben onun tamamına el koymuyorum; Türk lirasına çeviriyorum. “Al bu 300 milyar dolarla makine getir, fabrikanı genişlet, daha çok kazan,” diyorum. 300 milyar dolarla birkaç yüz bin işçiyi istihdam edeceğimiz yatırımlar yapalım, tarıma yatırım yapalım. Siz kazanmaya devam edin ama bu milletin alın terini dışarıda döviz olarak tutamazsınız; buna izin vermiyoruz ve izin verilmemeli. Bunları buradan şimdiden ilan ediyorum ve Türk milletinden Vatan Partisi olarak yetki istiyoruz. Biz bunları yapacağız, yaparız. Açık söylüyorum; bundan da kimse zarar görmez. O dövizleri getirenler de bizler gibi namuslu bir şekilde Türkiye’de yaşar, yeni yatırım yapar, fabrika açar, istihdam sağlarlar.
Örneğin, bu yıl bankaların 80 milyar Türk lirası civarında kârı var. Neden bankalar bu sene 80 milyar kâr etsin? Başka sene 800 milyar etsin ama Türkiye çok ağır bir tehditle karşı karşıyayken, insanlar fabrikadan, çarşıdan, pazardan evlerine boynu bükük dönüyorsa, çocuklar karşısında mahcupsa bankalar neden 80 milyar kâr etsin? Bir de önümüzdeki tehditleri düşünmemiz lazım. Türkiye tarımda yeniden üretime geçemiyor. Ben bu 80 milyarın 40-50 milyarıyla tarımın yeniden üretim yapmasının koşullarını sağlarım; ucuz mazotla, ucuz gübreyle, ucuz tarım ilacıyla. 80 milyarı nasıl alacaksın? Bir vergi kanunuyla, kurumlar vergisine eklemeler yaparak veya sırf bankalara ilişkin tek seferlik bir vergiyle; yüzde 10’u bu sene yeterlidir. Herkes kaybederken bankalar neden 80 milyar kazansın? Ben bu 80 milyarı Türkiye’nin gıda güvenliğini sağlamak, çarşıların ayakta kalmasını temin etmek ve esnafa, zanaatkâra, tarıma destek olmak için değerlendiririm.
Böylece üç örnek çıktı ortaya: Birincisi, elektrik dağıtımını kamulaştırarak bugün feryat eden üreticinin, sanayicinin borç sorununu çözmek. Devlet, elektrik şirketlerine hem sübvansiyon verip hem de kâr garantisi vererek kendi vatandaşını değil, üç beş dağıtım şirketini koruyor. Buna müdahale eder, kamulaştırır ve millete ucuz elektrik veririm. İkincisi, bankaların bu yıl kâr etmemesini veya sadece küçük bir miktar kâr etmesini sağlamak. Üçüncüsü ise yurt dışında yatan 300 milyar doları getirtmek. Hiç kimse bundan kaçamaz, Türk devletinin bu gücü vardır. Bir kısmını iyilikle; “Vatanı düşünmüyor musunuz? Fabrikanızı büyütün, tezgahınızı genişletin, ithal ikamesine hizmet edecek yatırımlar yapın” diyerek yapacağız.
Türkiye’nin gübrede %80 fosfat ithal etmesi gibi bağımlılıkları var. Oysa iki buçuk milyar dolar gibi küçük bir yatırımla Zonguldak’ı tekrar harekete geçirip yılda 10 milyar dolar tasarruf yapabilir, binlerce işçiye istihdam sağlayabiliriz. İthal ikamesi politikalarıyla Türkiye’yi döviz darboğazından çıkarır ve dengeleri sağlarız. Mülkiyete müdahale, banka kârlarına müdahale, dövizlerin Türkiye’ye getirilmesi veya kamulaştırma… Türkiye buraya geldi. AK Parti bunu yapacak cesareti gösterirse ne âlâ, ancak bu dönüşü yapacak kadro gücü, halktaki itibar ve zorlukları paylaştırma bilincini verecek olan hükümet Vatan Partisi hükümetidir.
Türkiye’nin en önemli enerji ortakları Rusya, Azerbaycan ve İran’dır. Türkiye, Rusya’dan doğalgazı ticari bir pazarlıktan ziyade; kendi güvenlik eksenini Rusya dostluğuyla güçlendirerek, Karadeniz’de ve Doğu Akdeniz’de mevzilerimizi ilerleterek daha uygun fiyata alabilir. Mazot fiyatları üreticinin canını yakıyor, traktörler çalışmıyor. İran’la yürüttüğümüz görüşmelerle mazotu çok daha uygun fiyatlara almamız mümkün. İran’ın menfaati, Amerika’ya karşı direnen kuvvetli bir Türkiye’dir. Suriye politikasındaki hatalardan dönüldüğü zaman bu durum, iç politikaya refah olarak yansıyacaktır. Vatan Partisi, üretim devrimi kurultaylarıyla yüzlerce köy gezdi; biz milletimizin sorunlarını ancak onlar gibi yaşayarak, tasarruf yaparak, lükse kaçmayarak, kendi üretimimizi ve ülkemizi önceleyerek paylaşıyoruz.
Belediye seçimleri, sistemin çıkmaza girdiği henüz milletin bilincine tam çıkmamışken yapıldı. O dönemde AK Parti’nin alternatifi olarak sistem içinden çözümler çıktı. Ancak şimdi sistemin içindeki çözümler bitti. O günlerde bir “kaos vaadi” yoktu, her şey güzel olacak deniyordu. Şimdi ise CHP’nin merkezinde bulunduğu Millet İttifakı; yanında HDP, PKK ve FETÖ ile açık bir kaos planını temsil ediyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2017’den beri bu anayasayı ve hükümeti “gayrimeşru” ilan etmesi, darbe çağrısı niteliğinde bir kaos hazırlığıydı. Türk ordusu ve polisi, PKK ve FETÖ ile mücadelede binlerce şehit vermişken; bu yapılarla hareket edenlerin sandıktan çıkması mümkün değildir. Türk milleti bu aşikâr gerçeği görmekte ve kaos vaatlerine itibar etmemektedir. Ama en önemlisi, bu evvelki belediye seçimleri sırasında bugünkü gibi etkili bir Vatan Partisi yoktu. Evet, Vatan Partisi vardı ama şimdi şahlanmaya başladı. Neden? Çünkü o sistem çıkmaza girdi. Sistem çıkmaza girince; yeni sistemi getirecek olan, yani üretim devrimini hayata geçirecek ve Türkiye’nin güvenliğini sağlayacak olan Vatan Partisi birdenbire tarih sahnesine çıktı ve yıldızı parlamaya başladı. Dolayısıyla bir seçenek oluşturdu. Bütün bunları topladığımız zaman; CHP’nin merkezinde olduğu, İYİ Parti’nin, FETÖ’nün, PKK’nın içinde bulunduğu kaos seçeneğinin Türkiye’de sandıktan çıkma şansını ben hiçbir şekilde tanımıyorum. Çünkü Türkiye’nin refleksleri, kendini savunma mekanizmaları hem seçmen katında hem de devlet katında; yani halkıyla, milletiyle, devletiyle bu mekanizmalar ayağa kalkacak. Biz onu Vatan Partisi olarak ayağa kaldıracağız. Bizim görevimiz bu.
O zaman 2022’yi biraz daha detaylı konuşmuş olalım. Bir sorum daha var aslında ona geçmeden önce; siz geçmiş dönemlerde bir hükümet modeli tarifi yapmıştınız. AK Parti, MHP ve Vatan Partisi’nin birlikte Türkiye’yi yönetmesine vurgu yapmıştınız. Şimdi bu yığınağa da vurgu yapıyorsunuz; bu kaos planlarına karşı yığınak. Bugün baktığınızda nasıl bir hükümet modeliyle buna karşı durulabilir? Ya da Vatan Partisi tek başına bir iktidar planı mı ortaya koyuyor?
“Üreticilerin Milli Hükümeti” diyoruz. Üreticilerin Milli Hükümeti her şeyi tanımlıyor; yani bu bir program. Üretici baş tacı, Üreticilerin Milli Hükümeti’nin birinci sloganıdır. Yani bütün ekonomik kararları üretimi artırmaya göre alacağız, istihdamı artırmaya göre; daha çok insanı üretim süreçlerine sokmak. Dolayısıyla daha çok insan çalışınca daha çok üreteceğiz ve ürettiğimizi de adil bir şekilde paylaştıracağız. Ekonomideki programımız bu sonuç itibariyle.
Güvenlikteki programımız ise tehdidi doğru saptamak. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi’nin merkezinde bulunduğu o Biden tayfası güvenlik tehdidini nerede görüyor? Rusya’ya, Çin’e, İran’a karşı; yani Türkiye’nin dostlarını düşman olarak ilan ediyorlar. “Türk dış politikası Putin’e emanet” diye açıklama yaptı. Türk politikası ne Putin’e emanet, ne Xi Jinping’e emanet, ne de Sayın Reisi’ye emanet. Türkiye’nin dış politikası Türk milletine, Türk devletine emanet olacak. Ama onlar “Putin’e emanet” diyerek aslında Amerika’nın piyonları olduklarını ifade ediyorlar. Çünkü Amerika bugün “ben Türkiye’nin sadık müttefikiyim” diyerek değil, Çin, İran ve Rusya düşmanlığıyla politikasını yürütüyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Meral Akşener’in işleri güçleri Rusya, İran ve Çin düşmanlığı. Dolayısıyla Türkiye’nin hem ekonomideki hem de güvenlikteki ortaklarını düşman ilan edip Türkiye’yi Amerika’nın karşısında yapayalnız bırakmaya çalışıyorlar. “Yüzde yüz değiştireceğiz” de diyorlar.
Değiştiremeyecekler kardeşim, değiştiremeyecekler! İstedikleri kadar ilan etsinler. Neden değiştiremeyecekler? Çünkü Türkiye’nin bugün Rusya’yla, Çin’le, İran’la, Arap ülkeleriyle, Suriye’yle beraber olması Türkiye’nin bağımsızlığının biricik denklemidir. Bunu Damat Ferit Paşa değiştirebildi mi? İngiliz-Fransız işbirlikçisiydi, Türkiye’yi o işbirlikçi hatta sokabildi mi? İstanbul’da dımdızlak kaldı. Sen Türkiye’yi diz çökertecek planların içerisinde hiçbir şekilde rol oynayamazsın, kimse buna müsaade etmez.
Bunlar bir tek kaos yapabilirler. Ama o kaosun içinden Türkiye yine devrimci çözümlerle çıkar. Onun için önümüzde Cumhuriyet Halk Partisi’nin merkezinde olduğu bir hükümet falan gözükmüyor. Onların Türkiye’nin önüne getirdiği seçenek hükümet seçeneği değil. Çünkü bir hükümetin en önemli vasfı; ülkede asayişi, can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Bir de milletin karnını doyuracak ekonomik refahı getirmektir. “PKK’yı, FETÖ’yü hapisten çıkartacağım, yetmeyecek, bunları tekrar devletin, ordunun, polisin içine koyacağım” diyorlar. 104 bin kişiyi tekrar oraya sokacağız diyorlar. Yargıyı dağıtacağız diyorlar. Bu kaos değil mi? Bu yapıldığı zaman Türkiye’nin tepkisi, refleksi bambaşka olur. Türk milleti ağır bir millettir. Zeybekler de ağırdır; patırtı, gürültülü değildir ama Türk milletinin sillesi çok ağır olur.
Halk artık Türkiye’de devrim isteme yoluna girmiştir, “bu sistem bitmiştir” diyor. Vatan Partisi’nin sınıfsal karakteri de değişiyor. Türkiye tarihinde ilk defa gerçekten fiilen emekçilere dayanan bir parti inşa oluyor. 1960’ların Türkiye İşçi Partisi’nde bilim kurulu üyeliği ve güvenlik komutanlığı yapmış biri olarak söylüyorum; o dönemdeki partinin sınıfsal karakteri esnafa, çiftçiye, işçi sınıfına bu kadar dayanmıyordu. Şimdi ise emekçilere, çiftçilere, işçilere, esnafa, zanaatkâra ve sanayiciye dayanan bir parti inşa oluyor. Bu, Türkiye tarihi açısından çok önemli. Genel sekreterlerimiz, yöneticilerimiz hep emekçi çocukları; tam parçası bu.
Türkiye’nin 40-80 yılını sigortalayan muhteşem bir gençliğimiz var. Türkiye Gençlik Birliği ve Vatan Partisi Öncü Gençliği, gençliğin kumandasını elinde tutuyor. Partide müthiş bir özgüven oluştu. Biz, güneş doğduğu zaman oy alacağız; bizim oy almamızın bir takvimi var, o da Türkiye’nin çözüm aradığı saattir. Şimdi oraya geldik ve Vatan Partisi hızla büyüyor. Üretim Devrimi Kurultaylarında bunu görüyoruz. Ayrıca CHP’den, AK Parti’den, MHP’den, İYİ Parti’den ve HDP’den çok yoğun katılımlar var. Güneydoğu teşkilatlarımıza çok sayıda HDP’li vatandaş katılıyor. Bu da iktidara yürüdüğümüzü gösteriyor.
Partimizde yeni bir eğlence kültürü de gelişiyor. Batıdan dayatılan çürüme değil; halayıyla, horonuyla, zeybeğiyle, bize yakışan el birliği, sevgi ve muhabbet temelli bir kültür. Sanat hayatına da bu devrimci gelişme yansıyor. Uyuşturucuya karşı “Analar Hareketi” de bir halk hareketi haline geldi. İçişleri Bakanlığı ile birlikte yürütülen bu çalışmalar da çok başarılı oldu. Türkiye, üreticisiyle; ayağı toprağa basan, bağrı yanık, elleri asırlık, yüzünde güneşin izleri olan emekçileriyle öyle bir noktaya dayandı ki, aynı zamanda zincirlerini kırmaya başladı. Genel Başkanımızın daha az önce ifade ettiği bütün “Üretim Devrimi Kurultayları”nda gördüğümüz “Bu böyle gitmez” feryadında büyük bir enerji var. O enerjiyi görmemiz lazım. Aslında bu kurultaylarda da o ışığı görüyoruz; bu çok önemli.
Sadece zorluğu ve yakınmayı değil; oralarda hayran kalınacak konuşmaları, hayran kalınacak çözümleri izliyoruz. Türkiye’nin en büyük ekonomi profesörleri bir araya gelse söyleyemeyeceği, bir araya getiremeyeceği berrak, pırıl pırıl çözümleri; Polatlı’da, Sarıoba’da, Kızıltepe’de, Türkiye’nin her yerinde, en ücra köylerde, damı aşağıda, sıvasız, boyasız yerlerde görüyoruz. Çözüm oralardan çıkıyor. O yüzden bu kurultaylardan büyük bir iyimserlikle ayrılıyoruz. Üreticilerimizle birlikte zorluğu tespit edip konuşuyoruz ama esas itibarıyla çözümü konuşuyoruz.
Bu kurultaylar, Türkiye’de başka hiçbir çalışmaya benzemeyen ve başka hiçbir siyasi partinin yapmasının mümkün olmadığı bir siyasi çalışmadır. Öyle bir takım popülist yaklaşımlarla, peşine kamera ve koruma takıp esnaf esnaf gezip ah vah etmekle, birtakım kurgularla veya sadece yakınmakla yürütülmüyor.
Burada üreticilerimizle birlikte fotoğraflarda da gözüktüğü gibi hep beraber oturuyoruz. Masaya dirseklerimizi, ellerimizi koyuyoruz; kâğıtlarımızı, kalemlerimizi çıkartıyoruz ve içimizi döküyoruz. Karşılıklı konuşuyoruz. Öyle kurultaylar oluyor ki iki, üç saat bitmiyor; insanların da gidesi gelmiyor. Çünkü konuştukça çözüm derinleşiyor. Partimiz, kozasından sıyrılan bir ipek böceği gibi çıktı, çok güzel bir kelebek oldu ve bütün yurdu karış karış bu Üretim Devrimi Kurultaylarıyla gezmeye başladık.
Sadece köylülerle mi buluştuk? Hayır. Şu ana kadar 72 Üretim Devrimi Kurultayını tamamladık. Bunlar Türkiye’nin yedi bölgesinde; Trakya, Karadeniz, Ege, Güneydoğu, Doğu ve İç Anadolu’nun tamamında gerçekleşti. Özellikle son altı ayda, Genel Başkanımız başta olmak üzere tüm parti yöneticilerimiz sahaya çıktı; çizmeleri giydik, kolları sıvadık. Son 46 kurultayımıza 5.114 üretici katıldı. Bunların ağırlıklı olarak çiftçi, sanayici ve işçi olduğunu söyleyebilirim.
Bu kurultayların bir de öncesi var. Vatan Partisi örgütleri, kurultay yapılacak bölgede 10-15 gün boyunca yoğun bir çalışma yürütüyor. İnsanların elini sıkıyor, evlere giriyor, muhtarlarla, yerel liderlerle konuşuyor, çevre köyleri ve ilçeleri ziyaret ediyor. Nakış gibi işlemenin sonucunda o kurultaylar çıkıyor. Sonrasında ise ifade edilen sorunların takibini yapıyoruz. Vatan Partisi, sadece üreticinin değil; taksicisinden futbol kulübüne, imar yasası mağdurundan 2B mağduruna kadar toplumun her kesiminin sorununu çözen parti haline geldi. “Bu partiye gittim, şu kuruma gittim, kapı duvar” diyenler, geldikleri Vatan Partisi’nde çözümü buluyorlar.
Bu kurultaylarda Türkiye’nin öncü birikimini bir araya getiriyoruz. Son 50 kurultayda 2.000’e yakın muhtarımızla temas ettik. Üretici birliklerinin başkanları; hayvancılık, seracılık, süt ve fındık birlikleri temsilcileri gibi alanında uzman, çok seçkin insanlarla buluşuyoruz. 400’e yakın köyü ziyaret ettik ve 20 bine yakın esnaf ve ev ziyareti gerçekleştirdik. Örneğin Bahçelievler İlçe Örgütümüz, üretim devrimi programımızla 5.000 esnafı tek tek ziyaret etti.
Bu kurultaylara ilgi neden bu kadar yüksek? Çünkü insanlar çözümü görüyor, ışığı görüyor. Kurultaylarda “Hükümet olun, önümüze düşün, arkanızdan gelelim” diyen bir talep yükseliyor. Biz de “Hep beraber hükümet olacağız, buradaki tahta, kırık sandalyeleri Ankara’daki koltuklardan daha önemli ve değerli hale getireceğiz” diyoruz.
2022 yılında bunun dört, beş katı bir çalışmayla devam edeceğiz. Tarım ve çiftçinin yanı sıra sanayici kurultaylarıyla yelpazemizi genişleteceğiz. 22 Ocak’ta OSTİM’de sanayicilerimizle, 29 Ocak’ta ise Zonguldak’ta Genel Maden İş Sendikası yönetimiyle birlikte kurultaylar yapacağız. Nisan-Mayıs aylarına geldiğimizde Türkiye haritasının tamamını kucaklamış olacağız.
Kurultaylarımızda “Bu program çözüm değil” gibi bir itirazdan ziyade, programı derinleştiren, geliştiren manzaralarla karşılaşıyoruz. Genel Başkanımızın “Üretim Devrimi” kitabının genişletilmiş baskısında, bu kurultaylardan topladığımız veriler ve çözümler yer alıyor. Her kurultaydan sonra bir rozet takma törenimiz oluyor; üreticilerimiz aydınlığı bağrına basıyor.
HDP dahil olmak üzere her partiden insanın üye olabildiği, Türkiye’nin bütün mahallelerinden katılımın olduğu bir yapımız var. Kurultaylarda farklı siyasi görüşlerden insanlar olsa da, tüm itirazlar ve tartışmalar en sonunda Vatan Partisi’nin üretim programında kucaklaşıyor. Yozgat’taki kurultayda yaşanan bir örnekte olduğu gibi; çok sert tartışmalar bile olsa, en sonunda “Bu memleketi siz kurtaracaksınız” diyerek rozetini takan insanlar oluyor. Kimse kimsenin sözünü kesmiyor, herkes efendice konuşuyor ve sözü üreticiye bırakıyoruz. Kürsüde; üretici temsilcileri, muhtarlar, sanayiciler, esnaf ve zanaatkârlar konuşmalar yapıyorlar. Ondan sonra söz kurultaya katılan delegelere geçiyor. Hepsinin ortak noktası, yıkıcı değil yapıcı olmaları. Hepsi Türkiye’nin bu sorunların üstesinden gelmesini ve zorlukları yenmesini isteyen, buna omuz veren konuşmalar yapıyorlar. Cumhuriyet Halk Partili, İYİ Partili, AK Partili, MHP’li vatandaşlar, muhtarlar, sendika yöneticileri ve çiftçi liderleri var. Yani Türkiye’nin özlemlerini paylaşan iyimser konuşmalar bunlar. Hedefi Türkiye’nin sorunlarını çözmek olan bu anlatımlardan bir bozgunculuk veya umutsuzluk değil; bir irade birliği, zorlukların üstesinden gelme kararı çıkıyor.
Ben de oradaydım, oradan birçok mesaj geliyor. Bir tanesinden örnek vereyim; Bursa’daki toplantıya katılan bir vatandaşımız mesaj göndermiş. Anamur’dan Mehmet Güzel, Muz Üreticileri Birlik Başkanı. “Sayın Özgür Bursalı, bizi ziyarete geldiniz, Anamur’da iki defa kurultay yaptık. Muz üreticileri sizi tekrar bekliyor” diyor. Yasin Öztürk de iki gün evvel beni aradı, Uğur Türesin Bey’in selamları var. “Sayın Başkan, CHP ve İYİ Parti tabanına yeni mesajlar verecek mi? Krizden etkilenen halka ne gibi bir çözüm önerisi var?” diye soruyorlar. Yunanistan’dan izleyenlerimiz de çok selam yollamışlar. Hayri Daşkıran Bey ise, “Hükümetin maaşlara yaptığı zam konusunda ne diyorsunuz? Ayrıca 10 Mart’ta kızımın nikâh töreni var, nikâh şahidi olarak bekliyoruz” diye Manisa’dan yazmış.
Bir de Silopi’den Abuzeyt Düzgün Bey’in çok selam ve saygıları var. Silopi halkının Özgür Bey’in gözlerindeki heyecanı gördüğünü, cesareti ve güzel hitabetiyle vatandaşın gönlünde taht kurduğunu, “Silopi halkının partisi biziz, buraları PKK’dan, HDP’den kurtaracağız” diye mesaj atmış. Okan Ertürk ise “Bir gün arayla Rus ve Çin büyükelçilerinin Sayın Genel Başkan’ı ziyaretleri çok önemliydi ve çok yankı buldu, bunu da konuşun lütfen” diye yazmış. Farklı fikirler de var; gayrimeşruluk konusunu tam anlamadığını, sistemi gayrimeşru ilan etme konularının biraz daha açılmasını isteyenler olmuş.
Üretim Devrimi Kurultayları esas itibarıyla bu şekilde. Tabii bu, Vatan Partisi’ni çığ gibi büyüten bir süreç. Genel Başkanımız yeni yıl yazısında bunu bir “kader yılı” olarak ifade etmişti. Vatan Partisi, Türkiye’nin kaderini değiştirecek partidir ve bu sürece büyük bir özgüvenle, iktidara yürüyen bir partinin eylem planıyla giriyor. Son 6 ayda 41 yeni örgüt kurduk. Zaten Türkiye’nin büyük çoğunluğunda örgütlü olan Vatan Partisi, örgütlenme hattını Güneydoğu ve Doğu’dan başlattı; Van, Siirt, Hakkâri, Şırnak, Batman, Mardin, Diyarbakır gibi illerde çalışmalarını derinleştirdi. Şimdi yeni il başkanımız Ferdi Tanhan’la birlikte Ağrı, Ardahan, Muş ve ilçelerini görüyoruz. Sadece Güneydoğu’da değil, Ankara, Yozgat, Trabzon, Bilecik, Kütahya, İzmir ve Manisa’da da çok kuvvetli örgütlerimiz var. Antalya ise 19 ilçesinin tamamını tamamlayarak şampiyonluğa koşuyor. Serdar Üsküplü çok özel bir çalışma yürütüyor. Ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de temsilciliğimizi kurduk.
Vatan Partisi’nin Doğu ve Güneydoğu’da bu kadar hızlı büyümesinin sırrı nedir? Birincisi; Vatan Partisi’nin PKK’ya karşı kararlı tavrıdır. “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz” diyoruz. Bölgede 30-40 yıldır çok ciddi bir etkimiz var. Genel Başkanımızın Nusaybin’de, Silopi’de, Cizre’de PKK barikatlarını yararak yaptığı mitingler, o dönemki Kürt vatandaşlarımızın üzerindeki baskılara karşı çok ciddi bir mücadeleydi. Bugün de “HDP kapatılsın” dediğimiz için Güneydoğu’da büyüyoruz. En çok HDP’den insanlarımız Vatan Partisi’ne katılıyor; hem de sadece üye olarak değil, yönetici düzeyinde. İkincisi ise üretimdir. Üretim Devrimi kurultayları en çok Güneydoğu’ya lazım; çünkü oraya fabrika, istihdam ve üretim alanı lazım. Başka seçeneği olmayan halk, Vatan Partisi’nde umudu görüyor.
Vatan Partisi sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada çığ gibi büyüyor. Ali Mercan liderliğindeki yurt dışı temsilciliklerimiz; Danimarka’dan Norveç’e, İngiltere’den Fransa’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden Arjantin’e, Cezayir’den Somali’ye, Rusya’dan Çin’e ve Avustralya’ya kadar dünyanın dört bir yanında örgütlüyüz. Avrupa’daki örgütlerimiz çok köklü ve güçlü. Ermeni soykırımı yalanına karşı 2005’ten 2015’e kadar süren, Genel Başkanımız Doğu Perinçek’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde emperyalist yalanları dize getirdiği o tarihi mücadeleyi hatırlayın. İsviçre davasında devletin sırtını yere yapıştırdık. En son Mehmet Perinçek, Meksika’daki 25. Uluslararası Partiler ve Yeni Toplum Konferansı’nda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki haklı davasını ilan etti ve 96 partinin katılımıyla oy birliğiyle kabul ettirdi.
Özetle Vatan Partisi; kadroları, örgütlenme birikimi, tarihi kökleri, gençliği, kadınları ve uluslararası ağırlığıyla Türkiye’nin önüne bu çözümü ve ufku koyabilecek tek partidir. Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi; bütün yollar Üretim Devrimi’ne ve Vatan Partisi’ne çıkıyor. Türkiye bu zorluklardan ancak Vatan Partisi ile çıkabilir. Çünkü zorluklarla mücadele etme ve zorluklara karşı çözüm getirme kabiliyeti bakımından Türkiye’de bir tek Vatan Partisi var. O yüzden Vatan Partisi merkezde olacak. Yani kendimize o anlamda çok güveniyoruz; bu çalışmalar da o özgüvenin bir ifadesi. Vatan Partisi gümbür gümbür iktidara yürüyor. Bu raporu böyle özetlemiş olayım.
Şimdi bir sorum var, izleyicilerden de çok sık geliyor. Bu arada arkadaşlar, bu görselleri daha büyük görebiliriz, izleyicilerin daha net görmesi açısından büyütebiliriz. Şimdi çeşitli anketler yaptırılıyor; “yaptırılıyor” ifadesinin altını çiziyorum. Bu anketlerin birçoğunda Vatan Partisi’ne karşı bir gizleme çabası olduğunu gözlemliyoruz. Yani kocaman bir “diğer” tablosu açılıyor ve Vatan Partisi, neredeyse Türkiye siyasetinde etkisi olmayan küçük partilerle bir tutuluyor. Vatan Partisi’ne yönelik bu gizleme çabası, genel olarak yaptırılan anketlerde mevcut. Peki, bu anket meselesine ne diyorsunuz?
Valla anket meselesine şöyle cevap verelim: Hz. Muhammed hangi ankette çıktı? Mustafa Kemal Atatürk’ü 1914’te, 1915’te, 1919’da kaç tane anket şirketi gösteriyordu? Ya da dünyanın bütün altüst oluşlarını inceleyelim; hangi devrimci partiyi ya da liderini anketler böyle “gümbür gümbür” veriyordu? Onların verilmemesi çok normal, çünkü Vatan Partisi sistemin dışında bir parti. Hatta 2018’de Sayın Genel Başkanımız Cumhurbaşkanı adayı olduğunda Türkiye’de altı aday vardı. İlk beşin ismi sayılıyordu, altıncıya Doğu Perinçek denmiyordu, “diğer” deniyordu. Bu, sistemin Vatan Partisi’ne olan korkusunun bir ifadesi. Yani Vatan Partisi Türkiye’nin önüne anketlerle çıkarak değil, anketlerin içinden çıkarak Türkiye’yi yönetmeyecek. Vatan Partisi, az önce konuştuğumuz Türkiye’nin Üretim Devrimi programına önderlik edecek ufka ve kabiliyete sahip olduğu için Türkiye’nin önüne gelecek. O anketler istediği kadar Vatan Partisi’ni çıkartmasın, o Türkiye’nin önündeki süreçte Vatan Partisi’nin nasıl yer alacağını hep birlikte göreceğiz. Çünkü Vatan Partililer sistemin içindeki o kara propagandaya ve psikolojik savaşa alışkındır, şerbetlidir. Ancak artık Vatan Partisi’nin görmezden gelinemeyeceği bir noktadayız. Türk milleti ve Türkiye’nin güçleri, milleti örgütleme çağına girdi ve bütün dünya Vatan Partisi’ni en başa, en merkeze oturtuyor. Anket şirketlerinin o anlamda bir kıymeti yok.
Özgür Bey’i dinlerken şunu düşündüm; anket şirketi sahipleri Sayın Perinçek’ten randevu alıp “Türkiye nereye gidiyor, ne olacak?” diye görüşmeler yapmaya çalışıyorlar. Yakın zamanda birkaç tanesini ziyaret ettiğini biliyorum. Yani bırakın görmezden gelmeyi, “Türkiye nereye gidiyor?” diye Vatan Partisi’nin kapısını çalmak durumunda kaldılar. Yeni durum bu. Ayrıca, İsviçre’nin sırtını yere getirdiğimiz dönemde Ermeni soykırımı yalanını çözer mi diye bir anket yapılsaydı, herhalde sonuç yüzde sıfır çıkardı. Burada o anketlere yönelik halkımızı uyarmak hepimizin görevi.
Önümüzdeki süreçte Özgür Bey’e şunu sormak istiyorum: Güçlü bir gençlik teşkilatınız var. Bence bu, Sayın Perinçek’in ilk bölümde söylediği “kaos stratejisinde” en önemli dalgakıranlardan birisi. Belki onu da ifade etmek lazım. Çünkü olası bir kışkırtmada ya da silahlı müdahalede Amerika’nın Türkiye’de sokağı hareketlendirme gücü yok aslında; HDP dışında pek bir kuvveti gözükmüyor. Ama Vatan Partisi alanda ve sahada hızlı organize olan bir yapıya sahip. Gençlik öyle, kadın teşkilatı öyle. Şimdi Vatan Partisi bir de meslek örgütleri kurmaya başladı; bu da bir örgütlenme atılımının bir parçası. Biraz da bundan bahsetmenizi rica edeceğim.
Tabii, bu Vatan Partisi için bir iktidar çağı ve bu aynı zamanda meslek örgütleri içinde de bir iktidar mücadelesi anlamına geliyor. Türkiye’nin temel olarak karşılaştığı ve Genel Başkanımızın ilk bölümde detaylıca izah ettiği üzere; Biden tayfasının ve Biden programının meslek örgütleri üzerinde çok ciddi bir planı var. Türkiye’de tertiplenmek istenen o kaos ve kışkırtma planları içerisinde meslek örgütlerinin önemli bir yeri var. Amerikan Rand Corporation raporlarında da o meslek örgütleri hep merkeze oturtuluyor. Siz “fonlar yasaklansın” diye bir açıklama yapmıştınız. Evet, yasa teklifi sunduk; fonlar yasaklansın dedik. Ama onun ötesinde, Vatan Partisi’ne gönül veren doktorlar, mühendisler, avukatlar; bütün meslek örgütlerinde o Biden programına ve Türkiye’nin önüne getirilecek senaryolara karşı çok güçlü bir mücadele vermeye başladı.
Zaten o mücadele vardı, şimdi o da bir iktidar sürecine girdi. Çünkü yarın öbür gün Türkiye’nin önüne bir tertip plan geldiği zaman; Vatan Partisi meslek örgütlerindeki kuvvetiyle, eşi benzeri olmayan gençlik örgütlenmesiyle (Türkiye’de Vatan Partisi’nin yanına yaklaşabilecek ikinci veya üçüncü bir parti yok) buna yanıt verecektir. Buraya gelmeden önce arkadaşlarımızla konuştuk, 115 üniversitede Vatan Partisi’nin gençliği ve Türkiye Gençlik Birliği (TGB) örgütlü. Bütün üniversitelerden o PKK’lılar ve sahte sol temizlendi. Özellikle o “açılım” dönemlerinde yakinen biliyorsunuz, çok mücadeleler verildi. Vatan Partisi gençliği ve TGB şimdi bütün üniversitelere hakim. Bunu Diyarbakır İl Başkanı Ferdi Tağan, Öncü Gençlik Başkanıyken; “Mehmetçik PKK’yı ezdikçe biz üniversitede güçleniyoruz” diyerek açıklamıştı. Hakikaten de öyle oldu. Mehmetçik dağda vurdukça üniversitede Atatürkçü gençliğin, vatansever gençliğin önü açılıyor. Bugün ODTÜ’de, Beyazıt’ta, Boğaziçi’nde; o neoliberalizmin kalesinde Genel Başkanımızın konuşmacı olduğu ve Gençlik Spor Bakanlığı’nın da mesaj yolladığı “Çalışan Gençlik Üreten Türkiye Kurultayı”nı yapmak başka bir partinin harcı değil. O yüzden Türkiye’nin geleceğini örgütleyen parti Vatan Partisi’dir. Hepimiz, yani biz genç kuşak; böyle büyük bir mirasa, birikime ve tecrübeye sahibiz. Genel Başkanımız gibi Türkiye’de gençlik hareketine liderlik eden başka bir genel başkan yok. Onun bağrından çıkmak bugün Türk gençliğinin en büyük şansı. Biz bugün tüm başarılarımızı o 50 yıllık köklü mirasa ve devamında gelen 150 yıllık Genç Türkler mirasına borçluyuz. Ne kadar Türkiye’nin önüne kaos planı gelirse gelsin, Vatan Partisi’nin bunları elinin tersiyle itecek gücü vardır.
İzninizle bir soru sormak istiyorum: Sanki Vatan Partisi’nde bir genelge yayınlanmış da herkes gülümseyerek zorlukları anlatacakmış gibi bir hava var. Siz de zorlukları hep gülümseyerek anlatıyorsunuz. Bütün yöneticiler böyle konuşuyor. Partilerin bir karakteri ve liderleriyle şekillenen kimlikleri vardır. Vatan Partisi’nin karakterini nasıl tanımlarsınız?
Vatan Partisi’nin karakteri zorlukları aşağılamaktır. İyimser, kararlı ve cesuruz. Zorluğu tespit ediyoruz, o zorluğu tespit etmeden olmaz; ama o zorlukları aşağılayacak bir birikime ve felsefeye sahibiz. O yüzden Vatan Partilinin yüzü hep gülüyor çünkü en sondaki ışığı, varacağı hedefi görüyor. Tarihin nereden gelip nereye akacağını biliyor. Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Biz tarihin nereden gelip nereye gittiğini bilenleriz.” Vatan Partili bunu bildiği için karşılaştığı zorluklar; tam tersine o güzelliğe, o çıkışa ve umuda gitmek için bir mutluluk vesilesidir. Çünkü zorluklar gelmeden Türkiye’de çözüm gelmeyecek.
Yıldırım Bey’den de bu soruya cevap alabilir miyiz?
Vatan Partili olmak mutlu olmaktır. Toplumda genç kalmanın, mutlu olmanın sırları diye reklamlar dönüyor; aslında Vatan Partili olmak, genç kalmanın ve sürekli mutlu olmanın sırrıdır. İnsanlar Vatan Partisi sayesinde tarihin erdemlerini, ahlakını, iyimserliğini ve cesaretini paylaşıyor. Milletiyle gülüyor, milletiyle üzülüyor ve milletini sevindirmek için çabalıyor. Bu vesileyle milletimizi Vatan Partisi’ne davet edelim. Vatan Partili olmanın ayrıcalığını, mutluluğunu herkesle paylaşalım.
Sıra sizde, bu programda bir ilk yapalım: Sinan’a soru sormuş olalım. Siz nasıl tanımlıyorsunuz?
Yıldırım Genç her şeyi yapınca psikologlar ve astrologlar işsiz kalacak! (Gülüşmeler) Amerikan sistemi devam ettiği sürece insanların psikolojisini bozuyor. Buraya katıldığımdan beri her gün, sabah uyandığımda ve akşam yatarken sahip olduğum en büyük kelime “umut”. Her şeye umutla yaklaşmak ve çözüm sunmak, Vatan Partili olmanın en güzel meziyetlerinden biridir.
Evet Sayın Başkan, hakikaten Vatan Partisi iyimserlerin ve umutluların partisidir. Zorlukların üzerine gülümseyerek gidiyorlar; kılıçla değil, gülümseyerek zorlukları yeniyorlar. O gülümsemenin arkasında yedi ateşten geçmiş, o bilinci ve kuvveti kazanmış bir güç var. Vatan Partisi 77 ateşten geçmeye de hazırdır. O yüzden hiçbir şeyden korkusu yok, cesur. Çünkü biraz evvel Özgür arkadaşımızın söylediği gibi, tarihin nereye gittiğini biliyor. Bu, Hz. Muhammed’in ve Mustafa Kemal Atatürk’ün hayatındaki o yılmaz dirence benzer. Onlar da kelleyi koltuğa alıp “Ya istiklal ya ölüm” diyen bir hayat yaşadılar.
Anketlere gelince; bakın ben de başka bir “anket”ten bahsedeyim. Bütün televizyonlara çağrılıyorum. Gittiğim her yerde bana şu söyleniyor: “Türkiye’de Vatan Partisi liderleri kadar izlenen başka bir insan yok.” Vatan Partisi’ni herkes merakla izliyor, çünkü çözümlerin oradan çıkacağını görüyor. İşte bu da bir anket; bu, geleceğin habercisidir. Karanlıkta çözüm yok ama televizyonlardaki izlenme oranları sabahı haber veriyor. Cumhurbaşkanı dahil kimse sizler kadar ilgiyle izlenmiyor diyorlar. Rakibiniz yok! Bu da bir anket. Artık çözüm oraya yöneldi. Mekke’de Hz. Muhammed’in kaç oyu vardı? Ama sonra bütün coğrafya onun açtığı bayrağın altında toplandı. Atatürk 15 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’na binerken kaç oyu vardı? Ama tarih onun önünü açıyordu. Vatan Partisi de bugün tarihin önünü açtığı partidir.
Efendim, bir diğer merak edilen kısım; Vatan Partisi bu kaynakları nereden buluyor? Bunca faaliyet, il-ilçe gezileri, örgütlenme ve propaganda… Bu çark nerede dönüyor?
Türkiye’de alışılmış sistem partileri kendilerini devlete, seçim yardımlarına veya belli sermaye gruplarına dayandırıyor. Ama Vatan Partisi milletten aldığını, yine milleti örgütlemek için harcıyor. Vatan Partisi bütün kaynaklarını ve enerjisini milletin fedakarlığıyla, alın teriyle elde ediyor. Vatan Partisi “vericilerin” partisidir. Diğer partilere üye olanlar “Bana ne veriyorsunuz?” diye sorar; Vatan Partisi’ne üye olanlar ise elini taşın altına koyar. Çünkü vermenin en büyük mutluluk kaynağı olduğunu biz öğütlüyoruz. Zaten dünyadaki bütün devrimci hareketlerin sırrı da budur. Ancak vererek o devrimin gerçekleştiğini görüyoruz. Vermeden bir devrim olmaz. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderlik ettiği Türk devrimine bakalım; orada en önemli şey vermektir. Tekalif-i Milliye emirleri doğrultusunda millet varını yoğunu vermiştir. Mustafa Kemal Atatürk, 1905 yılında Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’ni kurduğunda üye olmak için üç şart öne sürmüştü: Birincisi 18 veya 20 yaşından büyük olmak; ikincisi kötü ün, şöhret veya hırsızlık gibi suçlara bulaşmamış olmak; üçüncüsü ise ayda üç paradan az olmamak üzere üyelik aidatı vermektir.
İslamiyet’in Hazreti Muhammed ile gerçekleştirdiği büyük medeniyet devrimine bakıyoruz; orada da zekat vermek esastır. Müslüman olmayı kabul ettiysen zekat vereceksin. Dünya devrimci tarihine baktığımızda, bütün devrimci hareketlerde vermenin bir koşul, bir mecburiyet olduğunu ve bunun gönüllü bir emekle seferber edildiğini görüyoruz. Vatan Partisi de hem üyelerinin hem de milletimizin bu vericiliği ile örgütlenmesini gerçekleştiriyor.
Genel sekreterimizin anlattığı gibi, partimizin örgütlenme ve üyeleme faaliyetlerinde “harekette bereket vardır” ilkesiyle hareket ediyoruz. Vatan Partisi, harekete geçirdiği insan birikimiyle bereketi yaratıyor. Özellikle son altı ayda, salgın sürecinin hafiflemesiyle gerçekleştirdiğimiz 50 üretim devrimi kurultayı ile partimizin maliyesi; gelir ve giderleri beş kat arttı. Bütün örgütlerimize “giderleri artırıyoruz” diye genelgeler gönderdik. Bir işletme için koronavirüs döneminde giderleri artırmak mantıklı gelmeyebilir; ancak tablolarımıza baktığımızda Haziran-Temmuz ayından itibaren Vatan Partisi’nin gelir ve giderlerinde yükselen bir grafik görüyoruz.
Mali devrim nedir? Milletimizi örgütleme çağıdır. Vatan Partisi 50 yıllık tarihinde bugüne kadar esas olarak öncüyü örgütledi; bu süreçte milletle de bağlarını kurdu. Mali devrim, Türkiye’nin içinde bulunduğu zorunlulukların bir ürünüdür. 50 yılın sonunda “hadi bir mali devrim yapalım” denmedi; Türkiye’nin karşılaştığı zorluklar bizi buna mecbur kıldı. Vatan Partisi, mali devrim kararıyla giderlerini artırarak tüm örgütlenme faaliyetlerini karşıladı.
Peki, mali devrim pratikte nasıl işledi? Vatan Partisi “Evlerde, binalarda oturmak yok; bildirileri, broşürleri ofislerde bekletmek yok; sokağa çıkıyoruz, köylere gidiyoruz, sanayiciyle buluşuyoruz” dedi. Milletimizin sorunlarına, üretim devrimi programımızla çare üretiyoruz. Vatan Partisi, iktidar hedefiyle bir mali devrim başlatmıştır ve özünde bu, Vatan Partisi’nin iktidar atılımıdır.
Hüseyin Haydar, “Vericiler” şiirinde “Sizden istiyoruz iki öküzün birini, istiyoruz çorbalık, un, şeker” der. Biz de milletimizden emeğini, alın terini, aracını, yakıtını, tabelasını ve üye olmasını istiyoruz. İnsanlar evlerini, tarlalarını veriyorlar. Havran’da bir çiftçi arkadaşımız 15 milyon TL değerindeki tarlasını, rahmetli Hatice Gürsel Hanım 26 parça gayrimenkulünü, Yalova’da Muazzez Hanım 7-8 parça taşınmazını, Aydın Bey ve Ayşe Okşan Bostancı evlerini veriyor. İnsanlar hayatları boyunca yaptıkları tasarrufları Vatan Partisi’ne veriyor ve aslında vererek mutlu oluyorlar. Dijitürk’e geçme kampanyasında 3 milyon TL toplarız derken 21 milyon TL topladık. Bu, sistemin dayattığı kültürü yerle bir eden bir erdemdir; Yunus Emrelerin erdemini tekrar ayağa kaldırıyoruz. Biz, Türkiye’nin yağmalanmasına son vermek ve alın terini hakça paylaşmak için kurulan bir partiyiz.
Biz, İstiklal Savaşı’nda, Çanakkale’de, Galiçya’da, Yemen’de canını verenlerin geleneğini temsil ediyoruz. “Yedi ateşten geçtik” diyoruz ve “Feda olsun” diyoruz. Bu bizim birbirimize merhabamızdır, selamımızdır.
Şimdi net sorularınıza gelelim: Hazine yardımı almıyoruz ve almayı da doğru bulmuyoruz. Aidat meselesine gelince; iktidar partilerinin mali bilgilerine baktığınızda aidat gelirlerinin sıfır olduğunu görürsünüz. Onlar dağıtıyorlar, biz ise aidatı tüzük gereği zorunlu tutuyoruz. Vatan Partisi’nde aidat, ideolojik bir bilinçle işleyen en önemli gelir kaynağıdır.
Vatan Partisi’nin sade yaşamı bir zorunluluk değil, hayat felsefesidir. “Mal da yalan, mülk de yalan, var biraz da sen oyalan” diyen Yunus Emre geleneğinden geliyoruz. Bugün Türkiye’de emperyalist ideolojik hegemonya, insanları malla mülkle oyalıyor; ancak biz, üretimin ve alın terinin kutsal olduğuna inanıyoruz. Tasarruf bizim için yatırımdan başlıyor. Türkiye’nin tasarruf oranını %25-30’lara çıkarmamız, bu kaynakla istihdam yaratmamız ve üretimi şahlandırmamız gerekiyor.
Firdevsi, “Bu dünyada hiç kimse kendi vücudundan daha büyük bir yere sahip olamaz” der. Biz, 50 yıldır olduğu gibi gelecekte de aynı mütevazı yaşamı sürdüreceğiz. Hükümet olduğumuzda da halkın arasında, tarifeli uçaklarda, koridorda vatandaşla sohbet ederek yaşayacağız. Bir vatandaşımız “Her gelen cebini doldurmayacağını söylüyor” dediğinde, biz sadece “Geçmiş 50 yılımızı inceleyin” diyoruz. Biz, çıplak ayakla ateşin üzerinde yürüyerek, güle oynaya buraya geldik. Onun için bu bir kültür. Buna Yunus Emre kültürü diyelim. Gönül Emre kültürü. O kültürün içinden geliyoruz. Anadolu dervişlerinin, Anadolu’nun o mütevazı, alçakgönüllü erenlerinin yaşadığı kültür. O kültürün biz erenleriyiz, fedaileriyiz. Mutluluğumuz buradan geliyor. Bundan dolayı ne sıkıntı çektik ne de acı çektik.
Bakın, bana hiçbir Vatan Partili gösteremezsiniz; 50 yıldır hapislerde yatan, ateşi gömleğinden geçiren bir Vatan Partili. Ama bana bu 50 yıl içinde; 70’lerde, 80’lerde, 90’larda, 2000’lerde hapishanelerde yatmış bir tane Vatan Partili gösteremezsiniz ki şöyle desin: “Duvarların arasında şöyle yattık, fareler vardı, şu eziyeti çektik.” Tek bir cümle hatırasını dahi bulamazsınız. Çünkü o kültürü almıştır. Kimse de onlara “Aman hatıralarında bunları yazma” dememiştir. O kültürün içindedirler çünkü verdikleri şeyden mutludurlar. Çektikleri acıları niçin çektiklerini biliyorlar; onlara acı gelmiyor.
Onun için halktan alacaklı olmak, halkın önüne geçip “hapishane rantı” devşirmek—ben ona öyle diyorum—doğru değildir. “Ben şu kadar hapiste yattım, sen de bunun karşılığını ver bakalım” demek yakışık alır mı? Gördük o en son Silivri olayında; üç gün, beş gün hapishaneye düşüp de hatıralarında hücreyi, yedi odalı şeyleri anlatanları… Fotoğraf çektiriyoruz hapishanede; bir infaz memuru geliyor, fotoğraflarınızı çekiyor. Sonra infaz memuru, “İsim söylemeyeyim şimdi, üzmeyeyim kimseyi, falancanın pozunu vermeyecek misiniz?” dedi. “Ne demek falancanın pozu?” dedim. “Ya, ben dışarı çıkacağım; siz demir parmaklıklara sarılacaksınız, ben de o fotoğrafınızı çekeceğim. Ona biz falanca pozu diyoruz” dedi. Yani bir böyle milletten alacaklı olanlar var, bir de millete hep borçlu olanlar.
Biz millete gerçekten borçluyuz. Bu millet bize bu değerleri kazandırmış; Türk milletinin evladı olmak gibi erdemleri vermiş, bizi yedirmiş, içirmiş, okutmuş. Bu borcu hiçbir şekilde ödeyemeyiz, işte bu bilinçle hareket ediyoruz. Şehitlerimiz önümüze fatura çıkartıyor mu? Çanakkale’de, “Sizin için öldüm, bunun faturasını ödeyin” demiyorlar tabii. Gazimiz Ertan Acır da mesajında “Şehit aileleri ve gazilerden almıyoruz, onlar bizim onur üyelerimiz” diye yazdı. Bu gönüllü olan bir şey ve mutlulukla verilen bir şey. Vatan Partisi’ne geldiğim zaman ağır külfetler altında kalacağım düşüncesi yanlıştır. Herkes bunu içinden gelerek yapıyor, kimse kimseyi zorlamıyor. Bu çok önemli.
(Reklam arası)
Çıkış Yolu devam ediyor. Vatan Partisi’nin hedeflerini ve politikalarını konuşmaya devam ediyoruz. Sayın Perinçek, size gelen sorular var. Bir izleyicimiz “İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi tabanına ne vaat ediyorsunuz?” diye sormuş.
Bizim sadece CHP veya İYİ Parti değil; AK Parti tabanına, MHP tabanına, partisiz vatandaşlarımıza, bütün milletimize vaadimiz; bir üretim devrimiyle Türkiye’nin bereketinin artması ve bu bereketin adil bir şekilde paylaşılmasıdır. Şu partiye farklı, bu partiye farklı bir vaadimiz yok. Çünkü bütün partilerin tabanında çiftçi var, işçi var, esnaf, zanaatkar, sanayici, emekli, halk var. Dolayısıyla bütün vatandaşlarımıza eşitlik vaat ediyoruz. Kadrolarımız Türkiye’nin kadroları olacak; torpil, haksız kazanç, sömürü ve yağma vaat etmiyoruz. Herkesin alın teriyle, insanca yaşayacağı koşulları ve en önemlisi bağımsız, başı dik bir cumhuriyet vaat ediyoruz. Kardeşliğin olduğu bir vatan vaat ediyoruz.
Rus ve Çin büyükelçileri sizi peş peşe ziyaret ettiler, bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, Rus ve Çin büyükelçileri, başka ülkelerin temsilcileri sürekli bizi ziyaret ediyorlar. Hatta iki sene evvel İngiltere, Avustralya ve Kanada büyükelçileri peş peşe beni ziyaret ettiler ve “Devletlerimizin talimatıyla sizi ziyaret ediyoruz” dediler. Asansöre binerken dahi “Gidin Vatan Partisi’ne, bizim yönümüz Asya; bizi Amerika’nın güdümünde görmesinler, Vatan Partisi’ni Amerika kontrolünde görmesin” mesajını ilettiler.
Son zamanlarda Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Çin konferansına katıldım. Oraya Suudi Arabistan Prensi, Körfez emirliklerinin yöneticileri, Çin Halk Cumhuriyeti’nden önemli şahsiyetler katıldı. Körfez ve Arap dünyası dışından, Müslüman ülkelerden tek beni çağırdılar. Orada Doğu Akdeniz’i, Kıbrıs’ı, Karadeniz’i anlattım. İran’ın topladığı İslami Uyanış Konferansı’na Türkiye’den bir tek Vatan Partisi davet edildi. Çünkü Vatan Partisi emperyalizme ve siyonizme karşıdır; Amerika güdümündeki İslamcıları çağırmazlar tabii.
Çin Komünist Partisi’nin 100. yıl toplantılarına 300 parti katıldı, Vatan Partisi en yüksek katılım sağlayan ve en etkili parti olarak birinci seçildi. Çin Komünist Partisi’nin Dünya Marksizm Kongresi’nde açılış konuşmasını Sayın Xi Jinping, kapanış konuşmasını ise Vatan Partisi Genel Başkanı yaptı. Uluslararası planda Vatan Partisi’nin çok büyük bir ağırlığı var. Rusya, Çin, İran ve Türk Cumhuriyetleri bizimle temas kuruyor.
Önümüzdeki süreçte Türkiye’nin izlemesi gereken yol haritası nedir?
Doğru yol haritası belirlemek çok önemli. Türkiye, Rusya, Çin, İran ve Azerbaycan gibi devletlerin ortak çıkarlarını saptayıp bu temelde politikalar geliştirmeliyiz. Suriye konusu çok kritik. Görüşmeyi bırakın, derhal iş birliğine gitmemiz lazım. Askeri iş birliğiyle PKK’yı temizleriz, ekonomik iş birliğiyle de kalkınırız. İcraat bekliyoruz; laflar karın doyurmuyor.
Suriyeliler konusundaki çözümünüz nedir?
Çok basit; Suriye hükümetiyle iş birliği yapacağız. PKK’yı ve oradaki terör örgütlerini birlikte kısa zamanda temizleyeceğiz. Türkiye-Suriye iş birliği başladığı an PKK beyaz bayrak çekecektir. PKK’nın Suriye’den temizlenmesi demek, Irak’ın kuzeyindeki çöküşün de hızlanması demektir. Türkiye’deki Suriyelilerin %80’i tarlalarının, dükkanlarının, fabrikalarının başına dönecektir. Suriye Devleti’nin çıkardığı af kanunları bunun önünü açıyor.
Ancak Suriye’nin kuzeyindeki 40 kilometrelik güvenlik şeridi planları tehlikelidir. Bunlar Türkiye’yi bölge politikalarında yalnızlaştıracak, Amerika karşısında “yem” haline getirecek yanlış programlardır. Vatan Partisi Suriye’nin toprak bütünlüğünü sonuna kadar savunur. Çünkü Suriye’nin toprak bütünlüğü, Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Bizim hedefimiz Suriye’nin tamamında huzuru sağlayıp Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevini tamamlayıp çekilmesidir. Suriye’de evine ve yurduna dönenlerin geçmişteki eylemleriyle ilgili hiçbir soruşturma yapılmayacağını, bu konunun üzerinin kapatıldığını ifade ediyorlar. İnsanlar, yukarıdaki güvenlik bölgesinde barakalarda yaşamayı mı tercih eder yoksa Suriye’nin çeşitli bölgelerinde kendi evlerine ve yurtlarına dönmeyi mi ister? Ayrıca bu güvenlik şeridi politikası ne zamana kadar sürecek? Dünyada herkes şunu sorguluyor: Türkiye burada kalıcı mı? 5, 10, 15, 20 yıl mı kalacak? Sonra da “Ben buranın üzerine yattım” mı diyecek? Özellikle İdlib’den sonra bu çok yanlış bir siyaset. Bu siyasetlerin maliyeti çok yüksektir çünkü Rusya’da, İran’da ve Çin’de güvensizlik yaratıyor. Bu siyasetleri izlediğiniz sürece Türkiye’ye Çin’den yatırım sermayesi de getiremezsiniz.
Çok açık söyleyeyim; Çin Halk Cumhuriyeti’nin elinde dolar ve Amerikan tahvilleri olarak 4 trilyon dolarlık bir rezerv var. Türkiye’nin bir yatırım ve üretim üssü haline gelmesinde Çin, bizim için en büyük ortaktır. Vatan Partisi, Çin Devleti ve Çin Komünist Partisi ile bu konuları sürekli görüşüyor. Son olarak Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi beni ziyaret ettiğinde de yine bu konuları konuştuk. Türkiye için bu durum, Amerika’dan gelen baskılara direnmek ve üretim devrimini hızlandırmak adına büyük bir imkândır. Çin’den 100-200 milyar dolar yatırım sermayesi gelse, bu sermaye ile 300-500 bin insanımıza iş yaratsak, üretimimizi büyütsek ve Çin’in buradan ihracat yapmasına olanak sağlasak… Yani Türkiye’de birlikte üretsek; malları gemilere yükleyip uzaklara götürmek yerine Türkiye üzerinden Rusya’ya, Avrupa’ya, Afrika’ya, Orta Doğu’ya ve Batı Asya’ya ihraç etsek… Bu, her iki ülkenin de yararına olacaktır.
Ancak bu tür programların uygulanması için Türkiye’nin güven vermesi lazım. Suriye politikası, Doğu Akdeniz politikası ve başka ülkelerin güvenliğini tehdit etmemek bu güvenin parçasıdır. Amerika Birleşik Devletleri; Doğu Türkistan İslami Hareketi gibi Türkiye’nin de terör örgütü kabul ettiği yapıları Batı Asya’da bir terör fidanlığı gibi eğitiyor, yetiştiriyor. Tıpkı DAEŞ’e yaptığı gibi… Sonra bunları alıp Afganistan’a götürüp oradan Çin’e terör ihraç etmeye çalışıyorlar. Bunlar bertaraf edilmediği sürece siz nasıl Çin’le ekonomik iş birliğine girebilirsiniz? Birleşmiş Milletler’deki kararlarda Türkiye’nin, ABD’nin Çin’e yönelik asılsız suçlamalarını kınayan kararlara imza atması çok vahim bir durumdur. Ayrıca tüm bu patinajlar, Fırat’ın doğusuna yönelmemizi de engelliyor. PKK, şu anda Danimarka büyüklüğünde bir alanı kontrol ediyor ve petrol varillerinden kasasına para dolduruyor. Suriye’deki terörü, Suriye Devleti ile birlikte bitirebiliriz; Suriye Devleti’ne rağmen bitiremeyiz.
Ege Adaları konusunda ise en ciddi mesele, Yunanistan kıyılarında Dedeağaç’tan başlayarak Larissa, Selanik ve Girit’in kuzeyi gibi noktalara Amerika Birleşik Devletleri’nin kurduğu üslerdir. Öncelikle buradan gelen tehditleri önlememiz gerekiyor. NATO’nun bize karşı bir tehdit olduğunu görerek karşı koymalıyız. NATO, en az Rusya kadar, hatta Rusya’dan daha fazla Türkiye’yi tehdit ediyor. Bugün dünyada fiilen NATO ile karşı karşıya olan iki ülke var: Biri Türkiye, diğeri Suriye. Türkiye Cumhuriyeti, “Amerika Ukrayna’yı ve Gürcistan’ı NATO’ya almaya kalkarsa, Türkiye veto hakkını kullanacak” diyerek bunu ilan etmelidir. Bu, hem Türkiye’nin güvenliği hem de Ege ve Doğu Akdeniz’deki dengeler için çok önemlidir. Ayrıca Rusya’nın, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile birlikte hareket etmesini sağlamalıyız.
Gümrük Birliği konusunda da ciddi kayıplarımız var. Oturup yeni bir sözleşme yapmalıyız. Avrupa’nın Türkiye’ye ürünlerini gümrüksüz sokmasına karşı tedbir alacağımız, Türkiye’nin menfaatlerini gözeten bir anlaşmayı gündeme getirmeliyiz. Avrupa Birliği’ne “Yeter, bizi çok soydunuz, bu anlaşmadan zararlı çıktık, gelin yeni bir Gümrük Birliği yapalım” demeliyiz.
Can ve mal güvenliği meselesine gelince; “Türkiye’de can ve mal güvenliği kalmadı” diyenler aslında FETÖ ve PKK’yı kastediyor. Türkiye’de FETÖ ve PKK dışında kimin can güvenliği yok? Terör örgütlerine karşı yürütülen hukuki süreçler ve mülkiyetlerine el konulması kanunun gereğidir. Dağdaki teröristin Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında can güvenliği elbette olmayacaktır. Ancak PKK’dan kaçıp teslim olan çocuklara Türk ordusunun şefkatle yaklaştığı, onları okula yazdırdığı ve topluma kazandırdığı sayısız örnek mevcuttur. “Can ve mal güvenliği yok” demek vicdansızlıktır.
Biz hükümet ortağı değiliz, ancak Türkiye’yi savunma cephesinde kim varsa onlarla beraberiz. Amerikan emperyalizmiyle birleşip iktidarı devirme planlarına katılmak bizim için şerefsizliktir. Hükümetin doğru yaptığı işlerde, özellikle üretim devrimi ve güvenlik politikalarında Türkiye’nin önünü açıyoruz. Ama hiçbir zaman birilerinin kuyrukçusu olmayız.
Kadın hareketinde ise “Öncü Kadın” olarak çok önemli bir mücadele veriyoruz. Batı’dan Türkiye’ye dayatılan, aileyi ve toplumu çürüten o zehirli ideolojik iklimi yıktık. İstanbul Sözleşmesi ile dayatılan yaşam tarzına karşı durduk. Şimdi ise Cumhuriyet Kadınları Derneği ile birlikte uyuşturucu belasına karşı büyük bir toplumsal mücadele başlattık. Türkiye’nin her ilinde, her sokağında annelerle buluşuyoruz; uyuşturucuya bulaşmış gençleri ötekileştirmeden, onları ve ailelerini kazanarak bu büyük belayı hep birlikte defedeceğiz. İlerleteceğiz ve Türk gençliğini de bu beladan temizleyerek kurtaracağız. İşte Cumhuriyet Kadınları Derneği, esas itibarıyla bunun mücadelesini veriyor ve çok etkili ilerlediğini ifade etmeliyiz. Çünkü kadın hareketi burada yükseliyor. Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin bununla ilgilenmesi oldukça anlamlı; çünkü annelerimiz ve kadınlarımız, hakikaten bu acıyı yüreğinde en derinden hisseden insanlar. Onlar ve bizi izleyenler bunu çok iyi biliyor; gözlerindeki acıyı ve yaşı görüyoruz. Bu yüzden kadın hareketinin burada yükselmesi ve örgütlenmesi çok anlamlıdır.
Beyoğlu sokaklarında dayatılan ve yozlaşan feminizm burada çürümüyor; aksine Türk kadınıyla, Diyarbakır anneleriyle, uyuşturucuya karşı mücadeleyle, üreten kadınla ve üretim kooperatifleriyle birleşiyor. Genel başkanımızın da hatırlattığı üzere, Türkiye’de çok ciddi bir kadın üretici dinamiği ve birikimi var. Vatan Partisi üyeleri ve Cumhuriyet Kadınları Derneği ile yakın zamanda bir etkinlik gerçekleştirildi ve Genel Başkanımız konuşmacı oldu. Türkiye’nin her yerinden köyleri, kentleri ve ilçeleri temsil eden üreten kadınlar ve kooperatif başkanları bir aradaydı. Teröre karşı Diyarbakır’da, özellikle HDP önünde başlayan vatan savunmasındaki milli, devrimci ve çağdaş Türk kadını, bu mücadelenin önünde bayrağı yükseltiyor ve tüm Türk kadınlarını bu mücadelede birleştiriyor.
Bu arada, Sayın Şule Perinçek’in bu aralar Asya Çağı Üniversitesi çalışmalarına yoğunlaştığını hatırlatalım. Asya Çağı Üniversitesi Ulusal Strateji Merkezi ve Görev Vakfı, Türkiye’de Asya Çağı’nın kadrolarını yetiştirmek için büyük bir proje başlattı. Rusya, Çin, İran ve diğer Arap ülkeleriyle iş birliği yaparak bu çalışmaları sürdürüyoruz. Öncü Kadın Genel Başkanımız Meltem Ayvalı’yı ve tüm Öncü Kadın yöneticilerimizi selamlayalım. Aynı zamanda uyuşturucuya karşı mücadelenin merkezinde olan Prof. Dr. Tülin Oygur hocamıza da selam gönderelim; bu mücadele bütün Türk milletinin mücadelesidir.
Yıldırım Bey’in katıldığı 120 kooperatifin liderinin yer aldığı kurultayda, kadınlarımızın konuşma yeteneğine hayran kaldım. Emin olun, partimizin merkez karar kurulu toplantılarında veya Meclis’te bu kadar güzel Türkçe konuşulmuyor. Urfalı, Cizreli, Marmarisli, Bergamalı, Trabzonlu; Türkiye’nin dört bir yanından gelen kadınlarımız gerçekten çok etkileyiciydi.
Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) gençleri, çalışan gençlik ve üreten Türkiye kurultayında büyük bir heyecanla çalışıyorlar. Üniversitelerde geçmiş yıllarda PKK ve FETÖ ile mücadele yoğundu, şimdi ise bambaşka bir gündem var. TGB, üniversitelerdeki tartışmasız tek liderdir. Kadrolarının niteliği, çalışkanlığı, vatanına ve Atatürk’e bağlılığı; yangınlarda veya PKK ile mücadelede tavır alışları, Türkiye’nin geleceği için en büyük şanstır. TGB ve Türkiye Liseliler Birliği, kadro sayılarını her geçen gün artırıyor. Türkiye’nin önündeki istihdam ve üretim sorunlarını, gençliğin milli kimliğinden koparılma projelerine karşı birleştirerek masaya yatırıyorlar.
Türkiye’nin 40 yılını Vatan Partisi’nin sigortaladığı ifadesi, genç kuşağın omuzlarındaki sorumluluğu artırıyor. Vatan Partisi Öncü Gençlik ve TGB, bir fabrika gibi kadro yetiştiriyor. Yaz kampları ve üniversite çalışmalarıyla, geleceği inşa edecek binlerce genç Vatan Partisi’nde birleşiyor.
Aydınlık Gazetesi’nde bir yenilik yapıyor; Sesli Gazete projemiz hazır. Okurlarımız, gazetemizi yürüyüş yaparken veya ev işleriyle meşgulken sesli olarak dinleyebilecekler. E-abone olan okurlarımız, gazetenin 1. sayfasından 16. sayfasına kadar dinleme olanağına sahip olacaklar. Pazar günü hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Zorluklardan bahsettik; Türkiye’nin önünde önemli engeller var ama biz büyük umutlar taşıyoruz. Bir kaos cephesi, Türkiye’ye umutsuzluk ve karamsarlık aşılamaya çalışıyor. Ancak biz, Vatan Partisi iktidarıyla üretim çarklarının döndüğü refah dolu bir Türkiye’nin ışıklarını görüyoruz. Bu umut bize sorumluluk yüklüyor. Türkiye, bu zorlukları ancak Vatan Partisi ile aşabilir. Vatan Partisi’nin olmadığı denklemleri çöpe atın. Yapıcıyız ve yapmaya hazırız. Nazım Hikmet’in “Yapıcılar” şiirinde olduğu gibi, biz de büyük bir inançla Türkiye’yi bu süreçten çıkaracağız.
Bütün yurttaşlarımızı, emekçilerimizi göreve davet ediyoruz. Vatan Partisi’nin il ve ilçe örgütlerine gitsinler; üye olsunlar ve görev alsınlar. Buradan seyrederek çıkmak yok, hepimiz omuz vermeliyiz.
Son olarak kitap önerisi olarak Teori dergisinin yeni sayısını tavsiye ediyoruz. Semih Koray, Şule Perinçek, Doğu Perinçek ve İrfan Erdoğan gibi değerli isimlerin katkıda bulunduğu bu sayı; dijital ortamlarda özgürlük ve denetim sorununu teorik düzeyde inceliyor. Müziğe gelince; karakteri, onuru ve dik duruşu temsil eden “Koca Arap Zeybeği” ile kapatalım.

