Ulusal kanaldan mutlu akşamlar sayın seyirciler. Bir Çıkış Yolu programıyla daha karşınızdayız. Konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek.
Esasında Sayın Perinçek bu akşam bir başka televizyon kanalında olacaktı, bizler de izleyecektik. Ben örneğin bu programı sunmayacaktım, izleyecektim. Ama bu akşam bizlerle birlikte oldunuz; iyi ettiniz, geldiniz efendim. Hoş geldiniz.
Programımıza başlamadan şunu sormak isterim: Sosyal medyada son birkaç gündür görüyorduk; bu akşam Fox televizyonunda olacaktınız. Canlı yayına katılacaktınız lakin orada olmadınız. Biz de bu fırsatı değerlendirdik; yani bu akşamı bir televizyon kanalına ayırmışsınız, o biz olalım dedik ve sizi aldık. Neler yaşandı?
Çıkış Yolu, her hafta düzenli yaptığımız bir programdı. Fakat 1 Haziran akşamı için Fox televizyon yöneticileri, siyasi parti genel başkanlarını ağırladıkları “Liderler Fox’ta” adlı programları için bizden talepte bulundular ve bunu kesinleştirdiler. Fakat bugün aniden özel kalem müdürümüzün telefonlarına çıkmadılar ve programı iptal ettiklerini öğrendik. Niçin iptal ettiklerini de biliyoruz; bir açıklama gelmedi ama baskılar karşısında yapıldı. Bu çok ayıp, çok utanılacak bir durum ve Türk basını adına kara bir lekedir. İptal eden arkadaşlar adına da çok üzüldük çünkü hepsini değerli, namuslu gazeteciler olarak biliyoruz. Birdenbire Cumhuriyet Halk Partisi’nden gelen baskılarla bu program iptal edildi.
Bize tabii söylemiyorlar ama biz öğrendik. Çünkü 4-5 gündür Vatan Partisi’ne büyük bir yöneliş başladı. Kararsız oyların çok önemli bir kısmı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yaptığı araştırmalarda dahi Vatan Partisi’ne gidiyor. Toplam oylar içinde Türkiye’nin %5,7’si çok yakın bir süre içerisinde Vatan Partisi’ne yöneldi. Bunu saptadılar ve büyük bir telaşa düştüler. Seçim yasakları nedeniyle oran vermekten imtina ediyorum ama kararsız oylar Vatan Partisi’ne kayıyor.
O zaman şöyle başlayalım: Cumhuriyet Halk Partisi’nin HDP ile kucak kucağa yürümesi, hatta Kılıçdaroğlu’nun adeta HDP’nin propagandacısı gibi oy toplamaya başlaması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bir parti genel başkanının başka bir siyasi parti için, üstelik PKK çizgisindeki bir parti için oy istemesi… Türkiye’nin geldiği durum bu. Seçmen bunu kabul etmiyor; ne CHP seçmeni ne de bütün Türk milleti kabul ediyor. Bunun sonuçları; televizyonlara müdahale etme, Vatan Partisi’ne karşı dosyalar hazırlama gibi çalışmalar. CHP Genel Başkanı bir kasetle göreve geldiği için, başka partileri de kendileri gibi sanıyorlar.
Efendim, Fox TV’ye çıkamamanızın gerekçesi olarak CHP baskısını söylediniz. Bu seçimler iki cepheli bir savaş gibi mi? Yarın Yüksekova’dasınız, orada neler yaşanıyor?
Evet, AKP ne yapacağını şaşırdı. Adana’da çok uğraştılar ama “Adana Meydan Savaşı”nı kazandık, Tayyip Erdoğan’ı orada sırtını yere yapıştırdık. Yüksekova’da ise kaymakamı, valisi, Türk Hava Yolları; türlü bahanelerle bizi engellemeye çalıştılar. “Uçak seferi yok, pilot yok” dediler. Halbuki oraya 164 yolcu taşıyan uçak daha yeni inmişti. Davutoğlu’nu götürdüler ama bize gelince “inemeyiz, kalkamayız” dediler. Yapmadıkları rezillik kalmadı.
Bizim amacımız Edirne’den Hakkari’ye kucaklaşmaktı. Ankara’dan, İstanbul’dan, İzmir’den simgesel olarak bir grup insanımız gidip oradaki yurttaşlarımızı kucaklayacaktı. AKP iktidarı bunu önlemek için uçaklarımızı kaldırmadı, oraya gidecek insan sayısını kesmeye çalıştı. Buna rağmen arkadaşlarımız karayollarıyla Hakkari’ye, Yüksekova’ya ulaştılar. Yarın saat 14.00’te mitingimiz gerçekleşecek.
Seçimin kaderini bu kararsız oylar mı belirleyecek?
Gidip gelme diye bir şey yok, oylar doğrudan Vatan Partisi’ne geliyor. Son 6 gün içinde çok büyük bir yöneliş oldu. Bu durum Cumhuriyet Halk Partisi’nde büyük telaş yarattı. Çünkü 7 Haziran’dan sonra kurmak istedikleri hükümet planları yerle bir oluyor. Bir partinin genel başkanının başka bir parti için oy istemesi ne kadar masum? Gürsel Tekin, “AKP’nin güvencesi CHP’dir” dedi; ilk defa doğru bir şey söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi olmasa AKP hiçbir zaman iktidarda kalamazdı. Her konuda birleşiyorlar; açılımı destekliyorlar, ekonomi politikasında, Seyit Rıza’da, Dersim’de, türban konusunda birleşiyorlar. O zaman ana muhalefet iktidarla bu kadar bütünleşirse, o iktidar her seçimden başarıyla çıkar. Ama şimdi Vatan Partisi hapishane duvarlarını yıktı, Türk siyasetinin merkezine oturdu ve bu oyunları bozuyoruz.
HDP ile ilgili süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? “Mecliste çoğunluğu sağlaması için HDP’yi destekleyelim, böylece AKP’den kurtuluruz” deniliyor.
HDP, AKP’nin suç ortağıdır. Türkiye’yi birlikte bölmüyorlar mı? Yıllardır birlikte anayasa belirlemiyorlar mı? “Türk milletini anayasadan çıkartacağız, özerklik yapacağız” diyorlar. HDP’ye giden oylarla AKP’nin suç ortağını meclise sokmuş oluyoruz. Türk milletini anayasadan çıkartmak büyük bir hıyanettir. Türk milleti, Türkiye’nin temelidir. Onu kaldırdığınız zaman toplum kuru bir kalabalığa döner. Yugoslavya’da, Irak’ta, Suriye’de yaşanan tam da budur. Etnik grupları ayırıp “sen ötekisin” dediğiniz an iç çatışmalar başlar. Vatan Partisi olarak buna izin vermeyeceğiz.
Peki, MHP bu tabloda nerede duruyor?
Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milletinin anayasadan silinmesine tabii ki evet demez. Ama sistemin partisi olarak bu konuda bir mücadele yürütmüyor, sistemin içinde duruyor ve sistemin sigortası görevini yapıyor. AKP’yi 2002 yılında iktidara taşıyan da, Kemal Derviş ve Bahçeli’nin o dönemki ortak operasyonlarıdır. Ondan 3-5 gün sonra, 7 Temmuz 2002 günü Devlet Bahçeli çıktı. Bursa’da böyle bir otağda; bakın tarihini söylüyorum, 7 Temmuz 2002 günü Devlet Bahçeli çıktı ve dedi ki: “3 Kasım’da erken seçim.” Hükümetin üyesiydi. Hükümette olan arkadaşlarımız anlatıyor; o zaman Tayfun İçli, Yaşar Okuyan, şu anda bizim partimizin genel başkan yardımcısı olan o bakanlar anlatıyor. Evet, hükümet beraberlikte kararlı, ekonomik sıkıntıların aşılabileceği bir sürece girilmek üzereyken; hükümet beraberlik kararı aldığı halde Devlet Bahçeli, Atlantik ötesi projeler içerisinde üstlendiği işi yapıyor ve Kemal Derviş’le birlikte ülkeyi erken seçime sürüklüyor.
Şimdi bakın, AKP hükümetini iktidara getiren süreçte Kemal Derviş var. Şimdi birdenbire yine Kemal Derviş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin ekonomisinin patronu olarak sahne alıyor. Kılıçdaroğlu, “Ekonomimizi Kemal Derviş yönetecek” diyor. Hepsi Kemal Derviş’in tayfası, aynı ekip; neoliberal. Türkiye’yi borç batağına batıran, bugünkü bütün yoksullukların, taşeronlaştırmanın, işsizliğin, fabrikaların kapanmasının sebebi olan Kemal Derviş, şimdi tekrar AKP-CHP hükümetinin mimarı olarak sahne aldı. Kemal Derviş, AKP-CHP hükümeti kurulacağını televizyondan açıkladı. Onu bozacağız, o ayrı mesele. Yani onların planı, Amerika’nın planı bir AKP-CHP hükümeti. Ama onu bozacağız çünkü bu bir hıyanet hükümeti. Bunun programı belli: Türk milletini anayasadan çıkartmak. Kucaklarında da PKK, dolayısıyla HDP var. Türk milletini anayasadan çıkartma ihanetinde üç ortak var: AKP, CHP ve HDP. AKP, “Türk milletini anayasadan çıkartacağız” diye açıkladı; Davutoğlu bunu söyledi. Kılıçdaroğlu da “Türk kavramı etnik kavramdır, anayasada etnik kavramlara yer vermeyeceğiz” diyor. Yani “Türk milleti” birdenbire etnik kavram oldu; aşağı itildi, alt kimlik haline getirildi.
“Anayasal vatandaşlık” deniyor, ne demek bu? “Sen kimsin?” diye sorduğun zaman “Anayasal vatandaşım mı?” diyeceksin? Fransız “Fransızım” diyor, İngiliz “İngilizim” diyor, Amerikalı “Amerika Birleşik Devletleri vatandaşıyım” diyor. Yani biz ne diyeceğiz? Devletimize bağlı olduğumuzu mu söyleyeceğiz? Ne diyeceğiz kendimize? Bu milletin bir adı var. Bunların buna gücü yetmez. Buradan meydan okuyoruz; AKP’ye de, CHP’ye de, HDP’ye de meydan okuyoruz. Güçleri varsa gelsinler.
Peki, bu plan karşısında AKP ve HDP birbirlerini suçlamıyorlar mı? Hiçbir tartışma yok, kayıkçı kavgası mı yani? Açılımı bunlar beraber yapmadılar mı? Hakan Fidan ile Abdullah Öcalan kan kardeşi değil mi? Türkiye’yi bu açılım sürecine, bölünme sürecine AKP ile HDP ve PKK birlikte sürüklemediler mi? Bütün planları birlikte uygulamıyorlar mı? O Tayyip Erdoğan’a mektubu Abdullah Öcalan yazmadı mı? Türkiye’yi bölme programını birlikte uygulamıyorlar mı? Gezi hareketi başladığı zaman, Vatan Partisi, o zamanki İşçi Partisi ve TGB gençlerinin önderliğinde AKP hükümetini hedef alan bir yönde gelişirken, o hareketi Demirtaşlar suçlamadı mı? “Darbeci” dediler, mesafeli durdular. Yani bunlar HDP ile AKP bugüne kadar el ele geldi. Amerikan projesinde beraberler, ikisi de enstrüman. Abdullah Öcalan kendisinden “enstrümanım” diye bahsediyor. Tayyip Erdoğan kendisinden “Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” diye bahsediyor. Yani siz ABD’nin projesinde görev aldığınız zaman o devletin memurusunuz demektir. Bunlar hep Türkiye’nin başına belaları birlikte açtılar.
Şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı AKP-CHP hükümeti projesi… Aynı şeyi Bekaroğlu da açıkladı. Başka CHP yöneticileri de seçimden sonra AKP ile koalisyon kuracaklarını üstü kapalı veya açık ifade ettiler. Oraya doğru götürmek istiyorlar. Burada AKP-CHP-HDP ortaklığı şimdiden oluşmuş durumda ve sistem, HDP’yi merkeze koydu. Türkiye’nin para babaları, mafyası, ABD ve işbirlikçileri HDP’yi parlatıyor. Sistemin içinde olanlar da, mesela Bekir Coşkun gibiler, utanılacak yazılar yazdılar. Emin benim arkadaşım, Bekir çok değer verdiğim bir yazarımız. Bakın, o sistemin içindeyseniz ve CHP’ye bağlılığınız, Atatürk’e bağlılığınızdan daha güçlüyse, Atatürk devrimini önemsemiyorsanız baldırı çıplak PKK’yı reklam eden noktaya düşüyorsunuz.
Peki bu maya tutar mı? Bu maya tutmaz. Türk milleti var. Türk milletine savaş açanlar, Türk milletinin ayakları altında kalacak. Türk milletini anayasadan çıkartacak bir babayiğit bu dünyaya gelmedi. Onların Türk milletini anayasadan çıkartmaları intihardır. Çünkü Türk milletiyle savaşa girdiği zaman kimin galip çıkacağı bellidir. Türk milletiyle savaşa kalkışan Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu, Abdullah Öcalan ve Selahattin Demirtaş üçlüsü Türk milletinin ayağı altında kalır. O savaştan galip çıkma şansları yok. İkincisi “özerklik yapacağız” diyorlar. O da mümkün değil, Kürtlere yaptıkları en büyük kötülük. Özerklik dediğin an “Sen benden değilsin” diyorsun. Türkiye’nin Hakkâri’den Edirne’ye, Iğdır’dan Trakya’ya kadar bütün halkını bölmüş oluyorsun. Bu bir ihanet projesidir ve kesinlikle yenilgiye uğrayacaktır.
Vatan Partisi de bunu bozmak için var ve şu anda büyük bir hızla güçleniyor. Vatan Partisi meclise girdiği an AKP-CHP koalisyonu planları bozulacak. Çünkü o zaman milli bir hükümetin kurulması için AKP’yi dışlayan bir seçenek doğacak. Biz çağrıda bulunduk: “AKP ile hiçbir zaman koalisyon ortağı olmayacağız” dedik. Onları yan yana görmek hiçbir zaman mümkün değil. Biz AKP’yi kapatan iddianameyi yazan ve AKP’nin hapse attığı partiyiz. MHP’ye ve CHP’ye de “Siz de çıkın söz verin, 8 Haziran’dan sonra AKP ile hükümet kurmayacağız deyin” dedik. Vermediler. Çünkü o hükümeti kuracaklar. MHP de pusuda bekliyor; “CHP ile olmazsa benimle olur” diye. Ama MHP ile de olmaz, çünkü Türk milletini kaldıramazlar. CHP ile, HDP ile olacak ki Türk milletini anayasadan kaldırabilsinler.
Sistem bugün dört partili bir yapı kurdu: AKP, CHP, MHP, HDP. Vatan Partisi’ni bu sistemi yıkacak parti olarak dışlamaya çalışıyorlar. Ama o sistem yıkılıyor. Cumhuriyet Halk Partisi altı oku inkâr etti mi? Etti. Atatürk’ün 1930’larını “cinayet, katliam, faşizm” diye suçladı mı? Kılıçdaroğlu, AKP’yi “1930’lardan daha beter” diye suçladı. 1930’lar Türkiye’nin en devrimci dönemi; sanayileşme, tarımda atılım ve Türk mucizesinin dönemiydi. Atatürk devrimlerinin en etkin olduğu dönem hedef alındı. Dersim üzerinden Atatürk’ü vurmaya kalktı CHP. Seyit Rıza’nın heykelinin altında basın toplantısı yapıyorlar. Kılıçdaroğlu’nun AKP’den farklı bir program maddesi var mı? Ekonomide mi, kültür hayatında mı, Atatürk devrimine karşı tutumda mı? Aksine, bazı konularda AKP’den daha sağda ve daha emperyalist güdümündeler. Tam bir Atlantik bekçisi konumunda duruyorlar.
Bunların senaryosu bozulacak. 7 Haziran seçiminde Vatan Partisi meclise girdiği an bu senaryo bozulur. Vatan Partisi o zaman “AKP ile hükümet kuramazsınız, gelin milli bir hükümet kuralım” diyecek. MHP tabanı da, CHP tabanı da vatanseverdir; AKP ile hükümet kurmalarını istemiyorlar. Vatan Partisi mecliste bu görevi yapar ve CHP’yi, MHP’yi AKP’nin elinden kurtarır. 7 Haziran sonrası Türkiye’de çok derin bir ekonomik kriz var, o kriz artık başladı. Bankalar bugün çok ciddi açıklar veriyor. Ancak 7 Haziran’a kadar bunu toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. 7 Haziran’dan sonra bu durumu sürdüremeyecekler; bankacılık sisteminde büyük bir bunalım ve iflaslar yaşanacak. Bankalar alacaklarını toplayamıyor, büyük açıklar veriyor ve bu durum tüm sistemi tetikleyen bir sürece dönüşüyor.
Diğer taraftan, iş yerlerinin kapandığını görüyoruz. Bursa’da başlayan Römero, Tofaş ve Mako işçilerinin eylemleri, ardından İzmit’teki Ford işçileri ve Ankara’daki traktör fabrikası çalışanları; Türkiye’nin dört bir yanında on binlerce işçi birdenbire ayağa kalktı. Bunlar yeni bir “Haziran hareketi”dir. 2013’teki Haziran hareketi de emekçi karakterdeydi ancak bu seferki hareket, fabrika ve iş yeri temelli olduğu için üretim süreçlerini doğrudan etkileyen çok daha güçlü bir niteliğe sahip.
Türkiye derin bir bunalım yaşıyor ve 7 Haziran seçimlerinden sonra bu bunalım daha da derinleşecek. Batı güçleri; Amerika ve Avrupa, halkın emekçi temelinde birleşmesini istemiyor. Bu yüzden halkı Kürt, Çerkez, Alevi, Sünni, Roman, Boşnak gibi etnik ve mezhepsel kimlikler üzerinden birbirine düşürmeye, Türk milletini parçalayarak Türkiye’yi bölmeye çalışıyorlar. Ancak bu, sadece kağıt üzerindeki bir niyetten ibaret. Ne Cumhuriyet Halk Partisi ne AKP ne de HDP’nin bu vatanla bir bağı kalmıştır. HDP ve PKK, tamamen Amerika’nın piyonudur. Amerikan desteğiyle kurulan bir devlet, Orta Doğu’da Kürtlere insanca bir yaşam getiremez; Barzani örneğinde olduğu gibi, Orta Doğu ülkeleri birleştiğinde bu tür girişimler bertaraf edilecektir. Türk’ü Kürt’ten, Kürt’ü Türk’ten ayıran her politika hem Türkiye’ye hem de halkımıza düşmandır.
Fethullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) gelince; bu yapı CHP ile iç içe geçmiştir. CHP, cemaatin geçmişteki bütün suçlarına kalkan olmuştur. Cemaati korumak aslında Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ü korumaktır, çünkü bu suçlar birlikte işlenmiştir. Cemaate yönelik soruşturmalar en sonunda Tayyip Erdoğan’ın yakasına yapışacaktır. Bugün hapiste olan polis şefleri ve yargıçlar, zaten açıklamalarında suçu beraber işlediklerini itiraf ediyorlar.
Vatan Partisi, AKP ve HDP ile kesinlikle koalisyon kurmaz. Ancak CHP ve MHP ile Türkiye’nin bağımsızlığı, bütünlüğü ve üretim ekonomisine geçişi temel alan “Altı Ok” programı doğrultusunda hükümet kurulabilir.
Adana’daki mitingimiz bir meydan savaşıydı ve Tayyip Erdoğan bu savaşı kaybetti. Propaganda döneminde hukuk dışı yollarla elimizden alınmaya çalışılan meydanlarda, halkın büyük desteğiyle çok görkemli bir yürüyüş gerçekleştirdik. Silivri’de olduğu gibi Adana’da da hukuku çiğneyen zihniyeti yendik.
Suriyeli sığınmacılar sorununa gelince; çözüm Vatan Partisi’nin Suriye devletiyle yaptığı anlaşmalardadır. Beşar Esad ve Suriye yönetimiyle vardığımız mutabakatlar sonucunda, terör ihracını sonlandıracak, sınırları barış ve ticaret geçişlerine açacağız. Suriye’de barış sağlandığında, sığınmacılar vatanlarına dönecektir. Ayrıca İran, Irak ve Rusya gibi komşularımızla kuracağımız iş birlikleriyle, Türkiye’nin dış ticaretini ve enerji güvenliğini sağlayacağız. Bölge ülkelerinin birliği, Amerika’nın bölgedeki tüm terör örgütlerini (IŞİD, PKK vb.) besleyen zeminini yok edecektir.
Kürt yurttaşlarımız neden Vatan Partisi’ne oy vermeli? Çünkü barışı, birliği ve ekonomik refahı biz getireceğiz. Çarşıların yakılmadığı, yolların kesilmediği, can güvenliğinin olduğu, hayvancılığın ve tarımın geliştiği bir Türkiye’yi vadediyoruz. Bizim komşularımızla yürüttüğümüz diplomasi, en çok Kürt yurttaşlarımızın ekonomik olarak kalkınmasını sağlayacak; nakliye ve ticaret yeniden canlanacaktır. Traktörler yeniden işlemeye başlayacak. Bölgeden güney komşularımıza mal satışı, tarım ürünü satışı olacak. Ticaret dolayısıyla Hatay’ın, Gaziantep’in, Urfa’nın, Diyarbakır’ın ve Mardin’in çarşıları tekrar şenlenecek. O bakımdan Kürt yurttaşlarımız; hem bölge politikamızdan, hem tarım politikamızdan, hem sanayi politikamızdan, hem de güvenlik politikamızdan çok büyük kazançlar elde edecekler.
Biraz o zaman ekonomiyle ilgili gelen soruları size yönelteyim. Örneğin İzmir’den bir izleyicimiz, “Vatan Partisi işçi haklarıyla ilgili ne vaat ediyor? Kıdem tazminatlarının kaldırılması hakkında ne düşünüyor?” diye soruyor. Kıdem tazminatlarının kaldırılması meselesi biliyorsunuz seçim sonrasında hükümet tarafından ötelendi. Bir de emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili bir planınız var mı?
Vatan Partisi geçmişte bu konularda kendini ispatladı. 1989 İşçi Baharı’ndan bu yana kamu iktisadi teşebbüslerini savunan, özelleştirmeye, taşeronlaştırmaya ve sendikasızlaştırmaya karşı mücadele eden, iş güvenliğini ve sendika özgürlüğünü savunan bütün mücadelelerde biz vardık. SEKA’dan başladım; Telekom, Sümerbank, TEKEL, şeker fabrikalarındaki mücadeleler… İstanbul’da, Gaziantep’te, Trabzon’da, Trakya’da; her yerde Vatan Partisi vardı. Onun için işçiler bizi o mücadelelerin içinde tanıyor. Özelleştirmeye karşı bir tek biz çıktık. Bazı sol partiler, ÖDP şudur budur, onlar bile özelleştirme taraftarıydı. Bir tek Vatan Partisi kamu ekonomisini, işçilerin hakkını ve hukukunu savundu.
İkincisi, bugün de Renault’da, Tofaş’ta, Ford’da başarılar kazanıldı. Mako’da, Ankara Traktör’de o işçinin hakkını savunan Vatan Partisi’dir. Vatan Partisi bir üretim ekonomisi kurduğu zaman kaynakları büyütür, zenginliği artırır. O zenginliğin içinden tabii ki emekçilere öncelikle bir pay verilecek. Neden? Çünkü emekçinin şevkini artıracaksınız ki ekonomi daha verimli olsun, daha çok ürün kaldıralım ve Türkiye zenginleşsin. Türkiye zenginleştikçe emekçi de daha müreffeh, daha huzurlu yaşayacaktır.
Kıdem tazminatlarının kaldırılmasına karşı mücadele yeni değil ki! Bu hikaye yıllardan beri var ve işçi sınıfı ile bizim partimiz dik durduğu için kaldıramadılar. “Türk milleti” kavramını anayasadan kaldırdıkları zaman bu programlar da beraberinde gelecek. Çünkü etnik grupları birbirine çatıştırırken işçiyi ve emekçiyi bölmeyi amaçlıyorlar. Planlarına göre; o zaman bütün bu işçiyi köleleştiren ve ücretleri aşağı çeken, Kemal Derviş’in kemer sıkma politikalarını uygulamak daha kolay olacak. Vatan Partisi bunlara karşı kararlı olarak mücadele ediyor.
Üretim ekonomisini biraz açalım istiyorum; örneğin çiftçinin üretmesi, Türkiye’nin tarım alanında tekrar kendi kendine yetiyor olması çok önemli. Biz çocukluğumuzda böyleydik ama şimdi Türkiye maalesef samanı dahi dışarıdan ithal eder duruma düştü. Seçim meydanlarında mazot fiyatının bir buçuk liraya düşürülmesi ifade ediliyor, bu yeterli mi?
Bu üretim ekonomisini nasıl çökerttiler? Dışa açılma 1980’de, 12 Eylül’ün sopası olarak geldi. “Dışa açılacağız” dediler. Dışa açıldığınız zaman, sizden önce teknolojisini geliştirmiş ülkelerin karşısında rekabet gücünüz olmadığı için pamuğu, susamı, samanı, patatesi ve eti dışarıdan alıyorsunuz. Kendiniz üretemiyorsunuz. Aynı şekilde dışarıdan çeşitli küçük ve orta ölçekli sanayi ürünleri alıyorsunuz; o zaman Bursa, Denizli, Diyarbakır, Çorum, Kayseri ve Gaziantep’teki sanayiniz yok oluyor. Türkiye gibi ülkeler, gümrüklerini kullanarak kendi üreticisini, sanayisini ve tarımını korumak zorundadır. Kapıları açtığınız zaman ayakta durma şansınız yok.
Örneğin Amerika, kendi pamukçusuna kilo başına 50 cent destek veriyor. Sizin Söke’deki, Bakırçay Havzası’ndaki, Adıyaman’daki veya Çukurova’daki pamuk üreticinizin; bugünün parasıyla 1,5 lira civarında destek alan Amerikalı pamukçuyla rekabet etme şansı yok. Zaten pamuğun kilosu 2 liranın biraz üstünde. Amerikalı, kendi pamukçusunun cebine bir kilo pamuk ürettiği zaman 1,5 lirayı koyuyor. Siz ancak gümrüklerinizi yükselterek kendi pamuk üreticinizi, Kayseri’nizdeki ve Bursa’nızdaki küçük sanayicinizi koruyabilirsiniz.
“Köylü milletin sırtında kambur” diyorlardı. Niye kambur? Çünkü köylüye Atatürk ekonomisinden gelen devlet destekleri vardı. Bu destekleri kaldırdığınız zaman saman ithal eder duruma düştük. Biz köylüye ucuz mazot sağlayacağız. Mazottan çok büyük vergi alındığı için maliyetler artıyor; sulamada ve traktörde kullanılan bu girdi maliyetiyle üreticimiz yabancıyla rekabet edemez. İran’dan ucuz mazot alacağız, ayrıca mazot üzerindeki ÖTV ve vergileri kaldıracağız. Üreticiye mazotu bugünkü fiyatların çok altında vereceğiz. “Üret, üretebildiğin kadar” diyoruz. Ürettikten sonra da onu İran’a, Irak’a, Suriye’ye ve Mısır’a satacaksınız. AKP iktidarı bütün bu imkanları ortadan kaldırdı.
Bizim üretim ekonomimiz; üreticiyi destekleyen, ona şans veren, devlet imkanlarını tahsis eden ve AR-GE faaliyetlerini destekleyen bir ekonomidir. Mesela Tayyip Erdoğan’ın Aksaray’ı var ya; biz orayı Bilimler Akademisi’nin merkezi yapacağız. Bu, Türkiye’de teknolojiyi ilerletme ve bilimsel faaliyetlere destek vereceğimizin bir mesajıdır. Bunu yaptığınızda Türkiye sanayisi ve tarımı yabancı ülkelerle rekabet edecek güce kavuşabilir.
Türkiye’de veterinerler ve ziraat mühendisleri sürekli mesaj yolluyorlar. On binlerce veteriner ve ziraat mühendisi işsiz. Türkiye’ye bunlar lazım; hemen işbaşı yapmalılar. Bu meslek alanlarında yapılacak bir seferberlik, Türkiye’yi bir anda rahatlatır. Tabii onlara verdiğiniz maaş boşa gitmiyor, fazlasıyla geri dönüyor çünkü verimli tarım ve hayvancılık yapıyorsunuz. Ege’yi dolaşıyorum, Hollanda’dan getirilen ineklerden bahsediyorlar; hastalıkla mücadele edecek, teşhis koyacak, tedavi edecek yeterli veteriner yok. İneğin altına yatacak, ondan verimli süt elde edilmesini sağlayacak uzmanlar lazım.
Hasan Başoğlu, İstanbul Kurtköy’den Vatan Partisi’nin adalet ve eğitim programını soruyor. Türkiye’de adalete erişemiyorsunuz. Çok büyük adalet sarayları yapılıyor ama sarayların duvarları yüksek olur. Bir şeyi halktan koparmak istiyorsanız onu sarayın içine alacaksınız. Adaletin sarayları yüksek duvarların arasına alınınca siz o adaletten yararlanamazsınız. 15-20 sene devam eden davalar var. Programımızın özeti; erişilebilir, hızlı ve parasız adalet.
Eğitimde ise 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu uygulayacağız. Tek bir eğitim sistemi olacak. Cemaat eğitimi, tarikat eğitimi, zenginlere ayrı eğitim; bunlar olmayacak. Laik, bilimsel ve Cumhuriyet yurttaşı yetiştiren bir sistem kuracağız. 400 bin öğretmeni hemen işe alacağız. Köylerde okulları yeniden açacağız; taşımalı eğitim sistemi doğru bir sistem değil. O meşhur Cumhuriyet öğretmeni tipini, köylerde halk evlerini, spor ve tiyatro salonlarını yeniden hayata geçireceğiz. Bugünkü iktidarın elinde 1 milyon 30 bin konut stoku var, boş duruyor. Oraya yatırım yapacağımıza, her mahalleye bir halk evi ve spor salonu yapsak; gençlerimiz uyuşturucuya düşmez, zinde bir gençlik olur. Tevfik Fikret’in dediği gibi fikri hür, irfanı hür, özgür gençler yetiştireceğiz.
Gelen sorulardan Kutlu Barutçu, MHP ve CHP tabanında oyların bölündüğünü ve herkesin birbirine kime oy vereceğini sorduğunu anlatıyor. “Oylar bölünüyor” sözü çok yanlış. “Oylar bölünüyor” demek, AKP ile aynı programı savunan Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuyruğuna takılmak demektir. CHP hangi konuda AKP’den farklı? Dersim diyorsa ikisi de Dersim diyor, Şeyh Said diyorsa ikisi de Şeyh Said diyor, Kemal Derviş ekonomisi diyorsa ikisi de onu savunuyor. CHP altı oka hıyanet etti. CHP’yi bugünkü yönetimi bölüyor, Atatürkçüleri dışlıyor. Biz vatanı bölmüyoruz, aksine vatanı savunan programımızla birleştiriyoruz. Kemal Derviş, hem AKP’yi iktidar yaptı hem de bugünkü CHP’nin ekonomi patronu. CHP, AKP’ye yamanmış durumdadır.
Hayvan hakları konusunda soranlar var; biz diyoruz ki derelerin, denizlerin balıkları, yırtıcı hayvanlar bile Vatan Partisi’ne oy versin. Biz doğayla insan arasındaki dengeyi, ırmaklarımızı, ormanlarımızı savunuyoruz. Türkiye’nin denizlerini, dağlarını ve ormanlarını korursanız, hayvanları da korumuş olursunuz.
Mardin Yeniköy Muhtarı Nurettin Koç, “Toprak Mahsulleri Ofisi buğday fiyatlarını açıklamıyor, taahhütname imzalatıyor” diyor. Üreticinin bu sıkıntısı çok önemli. Vatan Partisi programında tarım ürünlerine değerinde fiyat verileceği, bunun çok önceden ilan edileceği ve ödemelerin peşin yapılacağı esasını vurguluyoruz. Bu fiyatların önceden ilan edilmesi çok önemlidir. Çiftçilerimizin tefecinin, tüccarın eline düşmemesi bakımından bu şarttır. İkinci olarak; tarım ürünlerine değerinde fiyat vereceğiz ve peşin ödeme yapacağız. Toprak Mahsulleri Ofisi, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu gibi köylüyü ayakta tutan ve ekonomisine büyük hizmetler sunan kamu iktisadi kuruluşlarını yeniden örgütleyip canlandıracağız.
Mardin’deki Nurettin Koç Yeniköy Muhtarımız ve diğer muhtarlarımızla tanıştık, görüştük. Çok önemli sorunları var; özellikle elektrik sorunu. Elektrik özelleştirildikten sonra köylü devamlı kesintilerle karşı karşıya kalıyor, arazisini sulayamadığı için üretemiyor. Bütün bu sorunları Vatan Partisi yönetimi çözecek. Nurettin Koçlar da zaten bu sorunları çözecek liderlerimiz arasındadır.
Murat Ünal, “Sayın Başkan, son günlerde aleyhinize kampanyalar yürütüleceği söylentilerini duyuyoruz” demiş. Engellemeler oluyor ancak hiçbir önemi yok. Çünkü Vatan Partisi, insanıyla kale gibi bir partidir. Benim geçmişimde utanacağım, sıkılacağım tek bir olay yoktur. O yüzden istedikleri kadar kampanya yürütsünler, onlara hodri meydan diyoruz. Vatan Partisi kasetlerle düzenlenecek bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanını bir kasetle değiştirdiler. Bakın, bu kasetler son günlerde tekrar basına çıkıyor. Yeni kasetler mi olacak acaba? Biz geçmişteki uygulamalara gönderme yapıyoruz. Türkiye’nin menfaati gerektiren konular ayrıdır; gerçekleri açıklarız. Kılıçdaroğlu, bir kasetle genel başkan yapıldı. O kasetleri hazırlayanlarla Kılıçdaroğlu arasındaki ilişkiyi Onur Öymen de çok güzel açıklıyor. Çünkü o kasetler çıkmadan bir sene evvel, “Silk Road” denen çeşitli kurumlar ve CIA’ya bağlı kuruluşlar, CHP’de genel başkanın değişeceğini, Deniz Baykal’ın gideceğini, Kılıçdaroğlu’nun geleceğini yazmaya başlamışlardı. O merkezlerden üretilen kasetlerle Kılıçdaroğlu’nu CHP’nin başına getirdiler. Bu, hepimizin gözleri önünde yaşanan bir olaydır. CHP’nin oturup kendisine bakması lazım; bir kasete direnemeyen bir parti Türkiye’yi nasıl kurtaracak? Aynı şey MHP için de geçerli. Vatan Partisi’ne milyon kaset getirseler işlemez. Çünkü Vatan Partisi geçmişte direnen, dik duran, barikatları yıkmış, barajları aşmış bir partidir.
Kasetlerle partilerin yönetildiği bir ülkede demokrasi olmaz. Çünkü bugünkü demokrasinin adı partiler demokrasisidir. Siz o partiler içerisinde parti içi demokrasiyi ortadan kaldırıp, kasetlerle yönetmeye başladığınız zaman o ülkede demokrasi kalmaz. Milletvekillerini de kim tayin eder? Kasetlerle iş başına getirilen adamlar. MHP olayında neyi gördük? İki kaset çıkartıp milletvekili aday listelerini değiştirdiler. Peki, bunu MHP’nin kendi tabanı mı, kurultayı mı yaptı? Hayır, kasetleri tanzim edenler yaptı.
AKP’nin başında BOP Eşbaşkanı var. Amerika’dan doğrudan yönetiliyor. Abdullah Gül, 2 Nisan 2003 günü Amerika ile 2 sayfa 9 maddelik gizli anlaşma yaptığını itiraf ediyor. Kasetlerle yönetilen CHP ve MHP var. PKK ise “Ben enstrümanım” diyor; Öcalan, kendisinin stratejik enstrüman yapıldığını söylüyor. Şimdi sisteme baktığınız zaman; enstrümanlar, kasetlerle yönetilenler ve gizli anlaşma yapanlar var. Burada demokrasi, sandık güvenliği olur mu?
Halis Yıldız, “Oy güvenliği nasıl sağlanacak?” diye sormuş. 190 bin sandığın başına Vatan Partisi olarak müşahitler koyuyoruz. O sandık sonuçlarını 16 yeni bilgisayara aldık. Partimizin en üst katında bir sistem kurduk; bütün sonuçları orada toplayıp denetleyeceğiz.
Fazıl Say’ın HDP’ye sahip çıktığı basına yansıdı. Bekir Coşkun, Emin Çölaşan ve Fazıl Say gibi cumhuriyet değerlerini savunan insanların PKK’ya oy toplayan bir noktaya gelmelerine şaşırıyorum. Demek ki bir vatansızlaşma oldu veya AKP düşmanlığı, bazı insanları bütün değerlerinden kopardı. Çünkü HDP, Mustafa Kemal’e ve Cumhuriyeti’ne düşmandır; vatanı bölmek istiyor. Bu bir akıl tutulmasıdır. Sistem, aydınları sistemin içine çekerek PKK dostu yaptı. Örgütlü aydın sisteme karşı özgürleşebilir ve başını dik tutar. Namık Kemal, Mustafa Kemal; hepsi örgütlü, fedai aydınlardı. Bahsettiğim isimler ise örgütsüz oldukları için sistemin avucunun içindeki aydınlardır.
Tarsus’tan Şaban Çaktı, “Bu dört parti ve PKK’ya karşı havuz medyasının bunlara yer vermesine hukuken bir şey yapılabilir mi?” diye sormuş. Sistem bugün PKK’yı koruyup kolluyor. Bu, mevcut sistemin Türkiye’yi bölen bir mafya-gladyo sistemi olduğunu gösteriyor.
Fatma Küçükas, “Vatan Partisi kiminle hükümet kuracak? Bu yüzden CHP’yi eleştirmesini doğru bulmuyorum” demiş. Eleştirmeyelim mi? Eleştirmezsen CHP, AKP olur. Kaldı ki biz o hükümeti Türk milletiyle kuracağız. Benim eleştirdiğim CHP, Atatürk’ün CHP’si değil; Atatürk’e düşman olan, Dersim diyerek katliam suçlamasında bulunan Kılıçdaroğlu ve çevresidir.
Engellileri ikinci sınıf ya da aciz görmemek lazım. Engelli de bir yurttaştır ve üretime katkıda bulunabilir. Hawking örneğinde olduğu gibi, bir engelli dünyayı değiştiren bir bilim insanı olabilir. Temel bakış açımız sadaka değil, üretimdir.
Abdülkadir Yıldız, “Ziraat Odasına aidat ödüyoruz ama hakkımızı savunmuyor” demiş. Mardin Ziraat Odası’nda demokratik bir seçim olmadı, yukarıdan atama yapıldı. 74 muhtarımızla birlikte Ankara’da görüştük, çok haklılar. Ziraat Odaları Genel Merkezi’ni bu açıdan şiddetle eleştiriyoruz.
Ceylanpınar’da Suriye’den gelen mermilerle 5 kişi öldü, “Bu savaş ne zaman biter?” diye sorulmuş. Tayyip Erdoğan’ı sırtımızdan attığımızda, Türkiye terör ihraç eden bir ülke olmaktan çıkacak; Suriye’nin dostu olan milli bir hükümet kurulacak. O zaman Ceylanpınar’da ceylanlar vurulmayacak.
Sevgi Yavaş, “Son 6 günde ne yapmayı planlıyorsunuz?” diye sormuş. Yarın Hakkari Yüksekova, çarşamba Trabzon Meydan Park, perşembe Artvin, cuma İzmir Gündoğdu Meydanı, cumartesi Trakya Çorlu Atatürk Meydanı’nda mitinglerimiz var. Tüm yurttaşlarımızı bekliyoruz.
Selin Sayek’in kızı Füsun Sayek’ten özür diliyorum; o da çok değerli bir hekimdi. Bir çıkış yolunun daha sonuna geldik. Konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’ti. İyi geceler dileriz.

