Çıkış Yolu | 07.01.2025

Çıkış Yolu | 07.01.2025

Değerli ulusal kanal izleyenleri çıkış yolu programına hoş geldiniz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e güncel gelişmeler ilişkin sorularımızı soracağız. Yanımda Aydınlık Adresesi Genel Yayın Yönetmeni arkadaşım Sayın Tevfik Kadan’da var. Birlikte iç politika, dış politika, ekonomideki gelişmeler, bütün konuları önümüzdeki iki kuşak boyunca Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e ileteceğiz. Efendim hoş geldiniz. Güzel bir haberle başlayalım dilerseniz programımıza. İki mücadele alanından iki büyük başarı geldi. Polonez fabrikasına yürütülen eylemlerde sizi en başından itibaren hiç unutmuyorum bakanı ta yurt dışında bir ülkede aradınız. Galiba ya Brezilya’daydı ya Arjantin’deydi. Hemen onun gündemine de Sayın Bakanımızın da gündemine de iletmiştiniz. Polonez Gıda Fabrikası’nda sendikalı oldukları için işten atılan işçiler, 146 işçi, yoğun bir mücadele döneminin ardından büyük bir başarı kazandı. Bir başa da Perfetti işçilerinden geldi. Onlar da toplu iş sözleşmesi masasına oturma çağrısında bulunmuşlardı. Orada da büyük bir başarı kazandılar. Tek Gıda İş Sendikası önderliğinde büyük bir mücadele yürüttüler. Vatan Partisi bu mücadelenin merkezindeydi. Önce bu başarıyı getiren etkenleri bir aktarmanızı rica edeceğiz. Bu başarıyı elbette işçilerin azmi, çalışkanlığı, fedakarlığı, kararlılığı getirdi. Aslında Poleniz, Türkiye İşçi Sınıfı tarihinin bir destan olarak geçecektir. Yani oradaki işçi arkadaşlarımızın kararlılığı, gösterdikleri azim, her zor durumda o zorlukların üzerine yürüme cesareti göstermeleri, özellikle kadın işçilerimizin örnek tavırları, bu başarının esas sebebidir. Bir de tabii doğru bir mücadele çizgisi, doğru bir eylem çizgisi yani başarıya yönelik zamanında ateşkesler yapmasını da bilen, ondan sonra dalga dalga mücadeleyi ilerleten ve gerçekçe hedefler koyan önüne bir strateji izlediler. O bakımdan da işçi sınıfımızın tarihinde özellikleri olacaktır. Biz de Vatan Partisi olarak başından beri işçilerimizle beraber omuz omuza mücadele ettik ve her döneme işte strateji, siyaset meselelerini konuştuk, görüştük beraber. Beraber ürettik ve biz de Vatan Partisi olarak bir öncü parti görevi yerine getirdik. Tabi bu mücadelede en önemlisi şunu gördük. Başında bu mücadelenin sıradan bir işçi olarak Bu eyleme başlayan arkadaşlarımız, işçi arkadaşlarımız bu mücadeleden sonra öncü işçiler olarak çıktılar. Bu çok önemli. Kendi eylemiyle, kendi tecrübeleriyle işçi sınıfının öncüleştiğini gösteren önemli örneklerden biri oldu Polonezgı’da. Bütün oradaki işçi arkadaşlar tezgahlarının başında sıradan işçilerdi mücadeleye başladıkları zaman. Ama diyelim bu mücadelenin sonunda hepsi birer işçi lideri, hepsi birer işçi önderi olarak mücadeleyi tamamladılar. Yani kitlenin öncüleştiğini gösteren eylem içerisinde, kendi tecrübesi içerisinde tarihimizdeki önemli örneklerden biri oldu. Şimdi onlar öncüleşti, biz de onlara önce sorumluluklarını ve görevlerini hatırlatıyoruz. Öncüleşmek demek artık kendiliğinden bilinç değil, sınıf için bilinç, millet için bilinç, o düzeye yükselmek, örgütlü olmak. ve siyasi öncü içerisinde yer almak. Öncünün en önemli ölçütü, kendi hayatıyla ilgili sorunların ötesinde toplumun sorunlarına yönelik sorumluluklar üstlenmek. Bu da nasıl oluyor? Öncünün en önemli işareti, niteliği öncü partide yer almak. Bu mücadeleyi başardıktan sonra biz de bu öncüleşen işçi arkadaşlarımıza buradan ulusal kanaldan tekrar Vatan Partisi’ne üye olmalarını, Vatan Partisi’nin öncü kadroları içerisinde yer almalarını ve Türkiye’yi birlikte yönetmeyi öneriyoruz. Türkiye bir arayış dönemine girmiştir, bir karar dönemine girmiştir. Büyük bir çözüm var Türkiye’nin önünde. Bu öncülerin bir araya gelmesiyle ve öncü partinin kurduğu programla, stratejiyle başarılacaktır. Burada da Poloniz işçilerinin bu tecrübelerine, birikimlerine Bütün Türk milletinin ihtiyacı var, bütün Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerin ihtiyacı var. Dolayısıyla biz de Vatan Partisi olarak bu mücadelede haldaş olduğumuz, yoldaş olduğumuz, kardeş olduğumuz işçi kardeşlerimizi Vatan Partisi’nde görev alma, öncü görevler üstlenmeyi davet ediyoruz. Hepsini tek tek Arayacağız, buluşacağız, görüşeceğiz. Ondan sonra Türkiye’nin önündeki sorunları çözmede örgütlü öncü görevleri paylaşmayı onlara önereceğiz. Ben bu önerimi şimdi bütün kamuoyu önünde ulusal kanaldan da yapıyorum. Polonez direnişinin Türkiye işçi sınıfına bir model olduğundan bahsediyor, bir örnek olduğundan bahsediyor. Bu model konusunu biraz daha açabilir misiniz acaba? Biz buradan hangi dersleri aldık? Bir de tabii bitmeyen direnişler var, mücadeleler var. Polonez’in yanında şimdi Çayıran devam ediyor, ertelendi özelleştirme ama devam etme durumu var. Belediye işçileri ayakta, metal işçileri ayakta. Bir de 2025’te işçi hareketinden genel olarak ne bekliyor? Tabii şimdi işçiden esiyor yer. Bu başarılarla işçi hareketinin daha da ürme kazanacağını görebiliyoruz bugünden. Başarılar işçi hareketinde bir itici güç oluyor her zaman. Türkiye’nin işçi sınıfı tarihi de bunu kanıtlar. Dünya işçi hareketlerinin incelendiği zaman da aynı gerçekle karşılaşırız. O bakımdan Polonez’in bu başarısı şimdi Türkiye’de işçi sınıfı içinde, emekçiler içinde ve bütün Türk milleti içerisinde bir umut yani mücadele ile kazanılıyor. Onun koşulları var. Bu umudu yaratmıştı. Ve ne oldu? Bakın, çok önemli bir başarı. Patron, sendikayı kabul etmek durumunda kaldı. Yani artık o fabrikada sendika var. İkincisi, işçiler çok uzun süredir evlerine ekmek götüremeyen, sendikanın desteğiyle hayatlarını sürdüren durumdalardı. Şimdi bu karşılıklı yapılan anlaşma sonucunda aynı zamanda Polonez Yönetimi, Polonez Gıda Patronu işçileri kıdem tazminatlarını ve bu mücadele dönemindeki maaşlarını ve ücretlerini hepsini verecek. Bu bakımdan da işçisinin maddi açıdan da bir başarı örneği oldu. Model kelimesi ne kadar doğru? Model şu bakımdan doğru, azmin, kararlılığın ve doğru stratejinin başarısı. Bu açıdan bir model oluşturduğunu söyleyebiliriz. Zaten görüyoruz da tek gıdaya sendikamızı da burada kutlarız. Tekliday Sendikası’da Sayın Mustafa Türkel Başkanımızın ve Sayın diğer yönetici arkadaşlarımızın özellikle Yunus Turdu arkadaşımız hep bütün mücadele boyunca işin içinde oldu onlarla beraber yattı beraber kalktı beraber soğuğu yedi beraber karın içinde çalıştı. Ondan sonra rüzgara göğsünü gerdi. Bütün mücadeleler de sınıfa sadakat içinde oldu. Mustafa Türker ile birlikte yonuşturdu kardeşimiz. Bu da bir şans. Yani İşçi Hareketi’nde doğru bir sendikanın olması O da bir şans. Yani bu Vatan Partisi’nin varlığı, Türk Gıda İş Sendikamızın, Tek Gıda İş Sendikamızın ondan sonra doğru uygulamaları, maceracı etkilere ve bir takım kışkırtmalara ve tertiplere karşı son derece akıllı doğru siyasetler izlemeleri. Yani hem azim ve kararlılık var hem de doğru eylem çizgisi var. Yani başarıya yönelen zamanında ateşkesler yapan durmasını bilen o bakımdan tabii bir model olduğu söylenebilir. Burada Sayın Bakanımızın çabalarına da belki dikkat. Çekmek… Bakanımızı da kutluyoruz. Ben de zaman zaman Sayın Bakanımızla görüşmeler yaptım. O görüşmelerde de gördüm. İşçilerin haklı olduğunu tespit etti. Oraya müfettişler yolladı. Müfettişler doğru hukuka uygun ve işçinin hakkını, hukukunu saplayan bir rapor hazırladılar. Ama bu da tabii sonuç itibariyle oradaki işlerin mücadelesinin bir ürünü. Yani ses çıkarmasan, boynuna eğsen ne müfettiş gelecek, ne rapor hazırlanacak. İlk atıldıklarında kod 46 yani hırsızlık suçlamasıyla atılmışlardı. Sonra bunun gerçek olmadığı ortaya çıktı. Ve çok başarılı bir mücadele örneği. Ama şimdi yeni hayatlarında tabii biraz evvelde belirttiğim gibi bu mücadelede kazandıkları öncü niteliklerle sıradan bir işçi, evine ekmek götüren bir işçi düzleminden bu arkadaşlarımız işçi sınıfına önderlik eden öncüler düzlemine çıktılar. Yani kitlenin içinden kendi tecrübe ve eylemiyle öncüleşme örneklerinden biri. Bence bu bakımda en önemli model bu. Burada da görüyoruz. Davul ve zurna ile birlikte kutlamaya karar vermiştik. O birlikte kutlama oldu. Partimizin liderleri bu kutlamaya hep birlikte katıldılar. Okan Başkan, Vatan Partisi İstanbul Büyükbaşkanı ilk günden beri yanlarındaydı. Ben de bu davul zurna ile kutlamayı o zaman hep beraber konuşmuştuk. Fakat bugün önceden başka görevlerim olduğu için görev kutlamanın önüne geçti. Ama kalbimiz, yüreğimiz, sevincimiz hep onlarla beraber. Umutlarımız bundan sonraki esas. görevlerimiz beraber, sorumluluklarımız beraber, öncü görevler bundan sonra hep beraber. Sayın Genel Başkan, en düşük yemekli maaşı 14.469 TL olarak belirlendi. Yeter mi? Emeklilere soruyorsun ben de emekliyim. Ondan sonra bunu Buna verilen cevap Türkiye’nin her yani %100’ün cevabı yetmez olacak. AK Partililer de buna yetmez cevabı verir. MHP’liler de yetmez cevabı verir. Bu hükümet sorumluluğunu paylaşar herkeste. Bunun insanların evine ekmek götüreceği bir ücret olmadığını, emekli ücreti olmadığını kabul edeceklerdir. Tabi bu şeyin kemer sıkma politikasıyla bağlantılı AK Parti hükümetinin yani 1980’lerde başlayan ekonomi politikasının batıya bağımlı borç Batağına Türkiye’yi sürükleyen politikanın geldiği yer onu görüyoruz. Ama Türkiye’nin birikimi olanakları kesinlikle bu kaderi zorunlu kılmıyor. Burada izlenen politikaların getirdiği batak onu görüyoruz. Ve Türkiye buradan çıkacak çünkü Türkiye’nin muazzam bir tasarruf kabiliyeti var. Yurt dışına yatırılmış 500 milyar dolar Bankalardaki 350 milyar dolar değerindeki kasalarda kilitli altın. Bunlar Türkiye’nin çok yüksek bir tasarruf kabiliyetine sahip olduğunu gösteriyor. Ama Türkiye’nin eksiği bu Türkiye’nin tasarruf edilen değerlerini yatırıma yönlendirecek Hükümetin bulunmayışı. Yani eksik orada. Hükümet iradesi, hükümet kararı. Emekten yana, emekçiden yana, alın terinden yana bir hükümetin bulunmayışı. Eksik olan bu. Bu eksik de önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tamamlanacaktır. Türkiye oraya gidiyor. Türkiye’de bir emekçiden yana, halktan yana, milletten yana Türk milletinin üretim devrimini başaracak ve aynı zamanda Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak, başı dik, bağımsız Türkiye’yi kuracak bir hükümete kavuşması artık günceldir. Önümüzdeki birkaç yılın görevidir ve bu görevden Türkiye başarıyla çıkacaktır. Kısaca rakamları da hatırlatayım isterseniz seyircilerimiz için. Şimdi bu sene yıllık enflasyon %44.38 olarak belirlendi. Yalnız asgari ücrete %30’luk bir zam yapıldı. En düşük emekli maaşıyla emekli maaşlarına %15.75 yapıldı. Memur maaşlarına da %11.54 olarak maaşlar belirlendi. Bunun yanında tabii yıllık kira bedellerinin artışını belirleyen tüfe oranı %58 olarak geldi. Yani ev sahipleri şimdi %58, %60 civarında bir zam yapacaklar. Diğer ürünlere de benzer oranlarda zam geldi. Makas açılıyor, hayat, yaşam koşulları giderek zorlaşıyor. Dönem dönem siz de açıklamalarınızda ifade ediyorsunuz. Yani zorlukları paylaşacağız, birlikte taşın altına elimizi sokacağız diye ama sizin söylediğinizde bugün yapılan arasındaki tam olarak fark nedir? Şimdi bakın, verdiğiniz rakamlar resmi rakamlara göre enflasyon yüzde 44. Demek ki yüzde 44’ün altında olan ücretlere ve maaşlara yapılacak bütün zamlar aslında ücretlerin kısıldığını ve maaşların kısıldığını ifade eder. %43 dam yapıyorsanız aslında maaş ve ücreti düşürmüş oluyorsunuz. Bunu saptayalım. Topluma zam diye tanıtılıyor. Ama enflasyonla karşılaştırdığımız zaman burada bir zam yok. Tam tersine işçi ücretlerinin aşağı çekilmesi ve memur aylıklarını ve emekli aylıklarının aşağı çekilmesi söz konusu. Bunu görelim. Bu tabii nedir? Sonuç itibariyle hem devletin patron olduğu kamu işletmelerinin hem de özel sektör patronlarının kazançlarını, kârlarını artırmaya yönelik kararlar bunlar. Sonuç itibariyle de mevcut karşılaştığımız krizin, bunalımın yükünü doğrudan doğruya emekçiye, emekliye ve memura, bunlar da zaten emekli ve diğer esnaf gibi küçük işletme sahiplerine, zanaatkarlara bunlara yükleyen uygulamalar Burada paylaşma yok. Yani zorlukları paylaşma yok. Zorlukları işçinin, emeklinin ve emeklinin sırtına yükleme var. Yani paylaşmada sonuç itibariyle ne olması gerekir? Bütün sınıflar. Yani sermaye sahiplerinin de burada zorluklardan bir pay alması gerekir. Ama öyle olmuyor. Görüldüğü gibi izlenen politika esas olarak zorlukları ve bunalımın yükünü emekliye, emekçiyenin sırtına yükleme politikası. Onu tespit ediyoruz. Yoksa zorlukları paylaşma söz konusu değil. Bu daha zor değil mi Sayın Genel Başkan? Ak Parti Genel Merkez Yöneticisine şöyle bir soru sordum. Dedim ki, halkla karşı karşıya gelmektense bu sistemin zorluklarını yani siz orada halkla buluşma zorluklarının altına girmektense halkla karşı karşıya gelmeyi tercih ettiğinizin farkında değil misiniz diye sordum yakın zamanda. Yani bu programı dayatarak, bu programı uygulayarak. Halbuki siyaseti eğer destek alarak devam etmek istiyorsanız halk o zorlukları hükümet de altına girse belki birkaç sene o söylediğiniz kaynaklara ulaşma kaynakları yaratma konusunda daha da aktif olur. Burada AK Parti daha zor olanı tercih ediyor gibi bir yorum yapmıştınız daha önce. Evet zor olanı tercih ediyor. Çünkü sonuç itibariyle o AK Parti’yi de ııı iktidardan mahrum bırakacak bir süreci başlatmış oluyor. Evet. Onu görelim. Aslında bile ııı Türkiye’nin geleceği bakımından ııı akıllı bir siyaset değil. Burada şu var. Iıı Türkiye’nin tasarrufunu arttığını bütünüyle yatırma yönlendirecek kararlı politikalar lazım. O zaman nedir? Artacak üretimi paylaşma süreçlerini başlatmış oluruz. Yani onun için zorlukları paylaşma vurgusu bence çok yeterli bir vurgu olmuyor. Türkiye’nin çıkış yolu açısından yeterli olmuyor. Burada mesele şudur, bir yatırım süreci başlatmak. Dolayısıyla üretim yapmak ve üretilenleri de paylaştırmak, ona yönelmemiz lazım. Bu da kararlı bir hükümetle, yani üretimden yana, üretim odaklı siyasetten yana bir hükümetle olabilecek bir iş. Bence esas mesele bu, bunun üzerinde durmamız lazım. Yoksa zorlukları paylaşalım. Türkiye burada yerinde saydıktan sonra zorlukları paylaşsan ne paylaşmazsan. Hep zorlukları paylaşırsın. Zorluklardan kurtulmamız lazım. Zorluklardan kurtulmanın da tek bir yolu var. Üretim odaklı bir ekonomi. Üretim odaklı olmanın da tek bir çaresi, yatırım oranını, tasarruf oranı %40’a yükseltmek. Dolayısıyla ürettiklerimizin %40’ını yatırıma yönlendirmek. Artan yatırımla daha çok insanı çalıştırmak, fabrikada olsun, tarımda olsun, sanayide olsun, tarımda ve hizmetlerde olsun ve artan üretimi de adil bir şekilde paylaşmak. Sen gel başkan izninizle iç politikaya biraz yönelelim. Ekonomiyle başladık. Tabii ilk önce bir başarıyla emekçilerin mücadelesindeki başarıyla başladık. İzninizle bir izleyenimizin mücadelenin içinde Sayın Meliha Sevencan zannediyorum Öncü Kadın yöneticilerinden şöyle bir mesaj yolladı. Kim yöneticilerinden? Öncü Kadın, Vatan Partisi Öncü Kadın yöneticilerinden. Onların da isimlerini zikretmek lazım. İşçiler hep söylerdi. Öncü Kadın hep zor zamanda geldiler yanlarımıza diye. Dün Polonez işçilerinden birisi, Meliha Hanım’ın mesajını okuyorum. Eskiden olsa ilgilenmezdim ama şimdi yolda yamuk bir taş görsem onu düzeltmek için bile içimden geldi. Öncü. Demin söylediğimiz olay var ya sıradan. Tezgahın başında çalışan, evine ekmek götüren sıradan bir işçiydi bu arkadaşlar. Yani yoldaki yamuk taş onu ilgilendirmiyordu. Yoldaki yamuk taşı düzeltmek, sonuç itibariyle topluma karşı bir sorumluluk. Sıradan insandan farklılaşıyor. Öncüler arasına giriyor sonuç itibariyle. Yani kendiliğinden bilinç yerine, millet için bilinç, sınıf için bilinç düzeyine çıkıyor. Dolayısıyla ilgilendiriyor ülkenin kaderi, geleceği, bütün insanların mutluluğu, bencillikten kurtuluyor, bütün toplumu düşünüyor. Sonuç itibariyle yoldaki taşı düzeltmek, yahut da çukuru kapatmak, ondan sonra dikeni temizlemek, bunlar benden sonra bu yoldan geçecek insanlar olacak bilgisinden dolayı bunun getirdiği sorumlulukla yapılan işler. Dolayısıyla çok çok önemli. Evet öyle oldu. Biraz evvelde konuştuğumuz gibi Poloniz işçileri bu mücadeleye sıradan işçiler olarak girdiler. Bu mücadeleden önce işçiler olarak çıktılar. Manşetlik laf söylemiş açısında işçiler. Şimdi Sayın Genel Başkan Öcalan’ın mesajını Dem Parti kapı kapı dolaşarak anlatıyor şu anda. Cumhuriyet Halk Partisi, Deva Partisi, Yeniden Refah Partisi ile görüştüler. Ak Parti yeyti ile görüştüler. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel bu sürece destek verdiğini açıkladı ve mecliste yürütülmesi gerektiğini bir kez daha vurguladı. Arkadaşlarımdan rica edeceğim bir fotoğraf yansıtmalarını Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli görüşmeden sonra Türk milletinin barış, huzur ve istikrar döneminin kapısı açıldı.” ifadelerini kullandı. Bu süreç içerisinde siz dikkatinizi çeken ne var? Çünkü en başta siz bu PKK’yı meşrulaştıran bir süreçtir diye itiraz etmiştiniz. Ben televizyon programlarında da şunu gördüm, onu da aktarmak isterim. 3-4 televizyon programında özellikle sizin de isminizi vererek Vatan Partisi ve bir de İYİ Parti’yi söylüyorlar daha çok. Vatan Partisi’nin bu konuda bir tek karşı duruşu oldu. İYİ Parti de bu konuda net bir çizgi çekti diye. İki partinin ismi televizyon programlarında çok geçiyor. Yeniden Refah Partisi başta olmak üzere normalde AK Parti ile birçok konuda karşı karşıya gelen partiler bu sürece dahil oldu. Vatan Partisi neden bu sürece dahil olmuyor? Barış, Kardeşlik istemiyorum. Dem partinin kapı kapı dolaşması yok. Sistemin Dem partiyi kucaklaması var. Kucağına alması var. Bir şey anlamda söylüyorum. Sarmaş dolaşı olması var. Ve PKK’yı sistem meşrulaştırdı. Bunu görüyoruz. Bakın şu manzaralar. Ama bu manzara, ben mesela gazeteci olsam bunun üzerine şunu yazardım. Amerikan’cılar el ele. Bahçeli’yi de katıyorsun. Eğer o bahçeliği atarsanız bahçeliği de katmış oluyorsunuz. Tabii bahçeliği kattığım için söylüyorum. Çünkü bu sürecin piri Sayın Bahçeli. Ondan sonra onu bu sürece iten de Amerika-İsrail’in Suriye’de yaptığı operasyonlar ve Suriye’de Arap Cumhuriyeti’nin meşru yönetimini devirip orada Amerika-İsrail’in güdümünde bir yönetimi kurması. Ama bu süreci dikkat edersek, daha Temmuz ayında Türkiye’de Devlet Bahçeli başlattı. Daha Afrin’den ipi salınmadan önce. Türkiye’de Devlet Bahçeli başlattı. Yani bu tertibin planın içinde. Tertibin Türkiye’deki ayı. Ve bu tertipte ortaklar kim? Türkiye’deki Amerikancılarla PKK. O da Amerikancı. Sonuç itibariyle… Yani bunlar Türkçüydü, Kürtçüydü falan filan. Ne Türkçüsü, ne Kürtçüsü. Bunlar Amerikancı olduklarını ispatladılar. Bakın, öbür resimler de beraber, yan yana çektirilen resimler. Bunlar sonuç itibariyle Türkiye’nin önünde Amerika ve İsrail tarafından kurulmuş olan planların fotoğrafları. O planların fotoğrafları. PKK’yı meşrulaştırıyor. PKK’yı ortak hale getiriyor ve bunu da Türk milletine ya işte bu ülkemize barış getiriyoruz, huzur getiriyoruz. Hatta Türkiye güneye doğru büyüyor, yayılıyor falan. Şimdi onlar da kesildi. Onların büyük yalanı olduğu çıktı değil mi? Hemen 15-20 gün içerisinde Türkiye’nin Suriye’de yeni mevziler kazandığı, büyüdüğü, denetim altına oraları aldığı, ondan sonra Osmanlı Devleti’ni kurduğu falan gibi uydurmaların boş olduğu tamamen apaçık ortaya çıkmış oldu. Şimdi konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla soruyorum. O resmi de koyalım, yan yana çektirdikleri fotoğrafları. Olur birazdan onu da koyalım. Ben bunun üzerindeki başlığı söylüyorum. Amerikan’cılar el ele. Şu fotoğraf, Amerikan’cılar el ele. PKK ile devlet bahçeliği yan yana getiren kuvvet hangisi? Amerika ve İsrail. Amerika ve İsrail devlet bahçeliği ile. PKK’yı Abdullah Öcalan’ları yan yana getirdi. Burada basit bir işte Abdullah Öcalan çıksın konuşsun falan olayı yok. Doğrudan doğruya bu fotoğraflar Suriye’nin kuzeyinde de bir terör devletinin Kürdistan adı altında 2. İsrail’in kurulmasının Türkiye’deki fotoğrafları. Türkiye’de bunun taraftarlarının, liderlerinin, başını çekenlerin yan yana geldiğini bu fotoğraflarda görüyoruz. Çok çok önemli. Şimdi Sayın Genel Başkan, siz birkaç ay önce Sayın Hakan Fidan’ın bir açıklamasını Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki Kürtlerin de himayesine alır, himaye eder açıklamasını Ulusal Kanal’ın bir haberine eleştirdiniz. Dediniz ki burada siz yanlış bir anlam yüklediniz ona himaye kelimesini. Bu doğal etki alanı. Konuşmanın bütününde böyle demiş Sayın Fidan diye. Sonradan da gerçekten baktık bütün vurgularına. Sizin söylediğiniz şekilde izah ediyor Sayın Fidan. Fakat o zaman da çıkış yolunda size şunu sormuştum. Siz hep Türkiye himayesine, Kürdistan planına dikkat çeken tek siyasi lidersiniz. Sizin dışınızda bunu söyleyen kimse yok. Ama burada hep bir tuzak ve tehdit kelimesiyle birlikte söylüyordunuz bunu. Bizde tabi himaye kelimesini görünce hemen onu orada o söylediğiniz planları da akıllara getirmek için o haberleri yapıyorduk. Şimdi burada sizin duruşunuza itiraz edenler şöyle itiraz ediyor diyorlar ki şimdi Suriye sahasında Amerika ve İsrail madem atakta İsrail durdurulamadı çünkü ve gördüğümüz soykırımın şu anda kimsenin lafını dinlemeden soykırıma devam ediyor. Günde 200-300 kişi öldürüyor Filistin’de. Peki bu süreçte madem durdurulamayan bir atak içerisinde olan Atlantik cephesi var. Bu süreçte Bu süreçte Kürtleri, yani bizim milletimizin has parçası olan Kürt kökenli yurttaşlarımızı emperyalist merkezlere kaptırmaktansa, biz önden hamle yaparak onlarla gönül köprülerimizi kurmak daha taktik açıdan doğru değil mi diye size yapılan temel itiraz bu. Şimdi bakın taktik değil, stratejik olarak bu dediğiniz doğru ama yapılan iş o değil. Yapılan iş Türkiye’yi, Türkleri ve Kürtleri birleştiren bir siyaset değil. Yapılan iş doğrudan doğruya Amerika ve İsrail’in Suriye, Irak, Türkiye ve İran’ı bölme planı. İran’ı da kattınız şimdi. Kürdistan’ı kurmaya kalktığınız zaman adım adım kuruluyor değil mi? Şimdi bir parçasını kurdular Irak’ın kuzeyinde. Bir parçasını da şimdi Suriye’nin kuzeyinde kuruyorlar. Gelecek. Türkiye, Devlet Bahçeli’ler sayesinde bunun devamını getiriyor. Yani PKK’yı Türkiye’de iktidar ortağı yapacak bir sürecin ateşlendiğini bu fotoğraflarda da görüyoruz. Bunu başarma şansları yok. Ayrı mesele. Ama tabi buna İran dayanamaz yani. Sonuç itibariyle bölgedeki bu çatlamalar ve kırılmalar İran’ı da içine alır ve çeker. Bunu çok açık bir şekilde görelim. Şimdi burada Türkiye imajında Kürdistan Amerika’nın bu sürece verdiği at Yoksa gerçek değil. Yani Amerika’nın bir Türkiye himayesinde Kürdistan planı var. Ta ilk 1960’larda getiriyorlar bunu. Yani bundan 65 sene önce. O zaman Vedi Bilget vardı, Amiral. sorumlu olarak 62’de falan o sırada bu planın getirildiğini Amerika tarafından belirtmişti. Sonra 1987-88’de Serhan Bolluk arkadaşımla birlikte ben, Sayın Necdet Ürula, eski genelkurmay başkanı ve kara kuvvetleri komutanı, Necdet Öztorun’la, Necdet Öztorun’un evinde bir görüşme yapmıştık. Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Eski Komutanı ile. Ve hemen yeni şey oldukları yani… Birkaç ay sonra onların… Genelkurmay Başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan… uzaklaştırılmasından birkaç ay sonra… Orada da onu söylediler, bize koltuklarının altında işte… TAFT Savunma Bakan Yardımcısı… Türkiye’ye maalesef Kürdistan planı ile geldi. Türkiye’ye bir zoka, hani zoka diyoruz ya balık avlarken yem takıyorsun kancanın ucuna, oltanın ucuna. Ondan sonra o zokayı yuttuğun zaman yem, yemi ısırdığını sanıyorsun ama ne oluyor? Hayatını kaybediyorsun. Türkiye imajında Kürdistan planı şu var, yılanı koynuna alıyorsun, yılanı. Amerika’da diyor ki, merak etmeyin diyor, bu yılan seni ısırmaz diyor, onun dişini ben zaten söktüm diyor, onun zehri de yoktur falan. Türkiye Himayesi’nde Kürdistan planı, yılanı kucağa alma, Türkiye’nin kucağına atma planıdır ve adını da tabii şey, Türkler açısından kabul edilebilir ve memnuniyet yaratacak bir isimle takdim ediliyor bu plan. Ta 1960’lardan bu yöne demek ki 65 yıldır. Aslında 65 yıldan da eski bu plan ta 19. yüzyıl sonlarından, Sevr’den 20. yüzyıldan falan bu yöne devam eden bir plan. Efendim bu görüşmeden sonra Ahmet Türk de bir açıklama yaptı. Onun açıklamasında çok dikkat çeken ve tartışılan da bir ifade var. Diyor ki, öncelikle Devlet Bahçeli’den tutumunu görünce insan şok oluyor, diyor. İnsan ilişkileri çok farklı, yakın candan, düşüncelerini açık ifade eden bir tavrı vardı. Bizim tek derdimiz şudur, geçmişte bin yıllık Türk-Kürt kardeşliğinin yeniden inşaatıdır. 50 milyon Kürd’ün yüzü Türkiye’ye dönük, dedi. 50 milyon Kürd’ün yüzü Türkiye’ye dönükten… Yani bu söylediği doğru hakikaten. Yani Batı Asya’da Aşağı yukarı bütün ülkelerde yaşayan Kürtlerin yüzleri Türkiye’ye dönüktür. Yani neden Türkiye Kemalist devrimi yaşamış, 200 yıldır devrim yapan? Milli Demokratik Devrim sürecinde komşularından öne geçmiş farklı bir ülke. Bu tabii bölgemizdeki Kürtler arasında Türkiye’ye karşı bir umut ve bir beklenti yaratıyor. Veya da biz de keşke böyle olsak gibi. Bu anlamda Ahmet Türk’ün söyledikleri doğru tabii. Doğru ama bu hangi amaçla? Ben şimdi Ahmet… Sayın Ahmet Türk’ün hangi amaçla söylediklerine falan girmek istemiyorum ama bu tür sözler şu anda çok revaçta. Hangi amaçla bunlar söyleniyor? Yani Amerika ve İsrail’in ikinci İsrail planını Türk kamuoyuna, Türkiye kamuoyuna kabul ettirmek, ondan sonra yılanı kucağa almaya Türkiye kamuoyunu ikna etmek amacıyla bunlar söyleniyor. Zaten bu gerçek olabilir, doğrudur, gerçektir. Bölgedeki Kürtlerin yüzleri Türkiye diyorum, bu bir gerçektir. Ama bu gerçeği hangi amaçla bugün gündeme getiriyorlar ısrarla? Sonuç itibariyle, bakın bunların yüzü zaten bize yönelik. Gelin bu Türkiye himayesinde Kürdistan planını kabul edelim. Bu hepimiz için çok iyi olacak. Tam da bu sırada Suriye’nin kuzeyinde bir operasyon beklerken, operasyonda ertelendiği yapılacağı anlaşıldı. Başlık attınız aydınlık olarak. Frene basıldı falan diye. Herkes davul çalıyordu. Ondan sonra Türk ordusu girecek, yürüyecek falan filan diye. Amerika Birleşik Devleti dur dedi. Aynelara operasyonu yapılamadı şu an. Hükümet mesela aynelara falan filan diye sonuç itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’nın üzerine Suriye’nin kuzeyinde yürümesi Amerika tarafından engellendi, önlendi. Yalnız dün diyorlardı ki, Hakan Fidan da özellikle PKK-PYD ile mücadele, Suriye’deki PKK ile mücadele, bundan sonra HTC’nin sorumluluğundadır diyordu. Fakat dün Cumhurbaşkanı daha farklı bir ifade kullandı. Yani bu sorun çözülmezse, yine bir gece ansın, geliriz, yine gireriz gibi bir ifade kullandı. Orada acaba ikisi arasında… Başından beri, ben öyle şahıslar arasında demeyelim ama, Cumhur İttifakı içerisinde bu kanıda, bu konuda iki farklı eğilim olduğu hep gözüktü. Devlet Bahçeli’nin ilk bu planı ortaya koyduğundan bu yana hep gözüktü. Fakat burada Tayyip Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanımızın da öyle bir cössür, kararlı, o farklılığı eyleme yansıtan bir tavır alamadığını görüyoruz. Bir gece ansızın falan bunlar tabii hepimizi okşayan sözler ama sonuç itibariyle bir gerçek var. Türkiye’de bütün dünyanın gördüğü gibi Suriye’nin bölünmesi, Amerika ve İsrail’in Suriye’yi ele geçirmesi operasyonunda boyun eğen ve kendine düşen rolü oynayan bir çizgi izlediğini artık bütün dünya görmüş durumda. Bu bir gerçek. Bakın ne oldu? Güneyimizde İsrail’e karşı olan Ondan sonra Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaya çalışan, Amerika’ya karşı olan bir yönetim vardı. Beşer Esad yönetimi. İran’la dost. Rusya’yla dost. Dolayısıyla akıllı bir Türkiye için Türkiye’yle de dost. PKK’ya karşı. PKK’ya karşı ve Amerika’ya karşı, İsrail’e karşı. Böyle bir Suriye yönetimi vardı. Şimdi Amerika ve İsrail’in kontrolünde bir yönetim. var ve Suriye fiilen bölünme durumunda, bölünüyor. Ve Suriye’nin kuzeyinde bir ikinci İsrail devleti kuruluyor, fiilen kuruldu ve onun şimdi adı konacak, hukuki süreçler başlatılıyor falan. Ama bu ne oldu? Bütün dünyada çelişmelerin odağı haline geldi bu konu. Sonuç itibariyle bu dünyadaki bütün problemlerin çözümünde bir merkez artık Suriye’nin kuzeyi. Yani Kürdistan’ın kurulması, İkinci İsrail’in kurulması Amerika ve İsrail itisından bir taarruz. Ama bu taarruz aynı zamanda kendine yönelilecek yanıtı da tahrik eden. Ateşleyen bir taarruz. Onun cevabı var çünkü. Trump döneminde değişir mi? Bakın bu da Türkiye’nin böyle hakim sınıflarının, Amerikan’cı, İsrail’ci çevrelerin falan ısrarla söylüyor. Trump geliyor, sanki Trump gelip Türkiye’yi kurtaracak. Trump gelecek, Kürdistan’ı önleyecek falan. Neredeyse yani. Buna benzer. Ama Trump nereye geliyor? Amerika tekelci burjuvasının başına geliyor. Tekelci, emperist, kapitalist Amerika’nın lideri olarak geliyor. Yoksa Trump sıradan bir insan değil. Hangi devletin başına geçersen, o devletin sonuç itibariyle temel politikalarının memuru olursun. Başka türlü bir devlet başkanlığı da mümkün değildir. Onun için bunu da yaşayacağız. Yani Trump’la yaratılmış olan ümitlerin de nasıl suya düştüğünü, söndüğünü önümüzdeki kısa dönemde yaşayacağız ve göreceğiz. Değişmeyecek dediniz yani. Bu plan devam edecek o zaman Trump döneminde. Tabii devam edecek. Devam etmemesi diye bir söz konusu değil. Ama şu var, Amerika’nın gücü bu planı götürmeye uygun değil. Bence Trump da zaten bunun ürünü. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin gücü bir yerde duvara çarpacak. O duvara çarpma sürecine girdi. Şimdi Trump demişken bir açıklaması geldi. Trump geliyor, Amerika ondan sonra Suriye’den çekilecek tezi yerine. Doğru olan şu, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suriye ve Batı Asya’daki iddialarını hayata geçirecek kuvveti, gücü, potansiyeli yok. Dolayısıyla duvara çarpacak. Onun için bunu Trump’a falan bağlamak yanlış. Bu Amerika ve dünya arasındaki dengelerle ilgili bir olay. Son dakika bir Trump’ın açıklamasını arkadaşlarım yolladı. Yunus Paksoy’dan aktarıyorum. CNN Türk’ün ABD temsilcisi. Paylaşmış. Cumhurbaşkanı Erdoğan benim dostum, sevdiğim, saygı duyduğum biri. Onun da bana saygı duyduğunu biliyorum, düşünüyorum ki buna benzer cümleleri herhalde bir iki hafta önce kadar kurmuştu. Ayrıca kendisinden belirli kişilere karşı harekete geçmemesini rica ettiğimde bunu yapmadı. Trump söylüyor bunu. Belirli. Kişilere karşı harekete geçmemesini rica ettiğimde bunu yapmadı. PKK’ya karşı. Mazlum Kobani. Devam ediyor. Başka açıklamanın tamamında mı geçiyor? Sizden PKK’ya karşı… Zaten devamında söylüyor. Ben acaba dedim Tevfik’te bir bilgim var diye ona yöneldim. Kimden bahsettiğimi biliyorsunuz. Kürtler. Ne kadar süreceğini bilmiyorum. Çünkü onlar doğal düşmanlar. Birbirlerinden nefret ediyorlar. Ama Erdoğan bunu henüz yapmadı ve geçmişte de yapmadı. Başlattığında ise ona lütfen yapma dedim ve o da yapmadı. Bunların hepsi Trump’ın ağzından. Zaten biraz geçenlerde yine Trump buna benzer bir şey söyledi. Dedi ki, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir Kürdistan kurulması kararlaştırılmıştı. Fakat yani bu Sevr’i söylüyor. Ondan sonra yani… Ama bu olmadı. Kürtlere vadedilenler gerçekten… Kürtlere vadedilenler dediği, yani bölücülüğe, emperyalist işbirlikçiliğine vadedilen, sözde Kürdistan planı nasıl bozuldu? Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’yla, Mehmetçiğin süngüsüyle bozuldu. Eğer biz Kurtuluş Savaşı’ndan yenik çıksaydık, Trump’ın söylediği plan uygulanmış olacaktı. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürtlere bir devlet vaat edildi ama Bu olmadı, o vaadde yerine getirilmedi diyordu. O vaadi karşısında duran bir Türkiye var, İstiklal Savaşı var, onun Türk ordusu var, Mustafa Kemal Paşa önderliğinde. Bozdu o planı tabii. Bakın yine tarih döndü dolaştı oraya geldi. Yani 1918-19’a baktığın zaman sanki o batılı emperistlerin planladığı, sözüm ona Kürdistan, ondan sonra kuruluyor falan gibidir, haritalar maritalar her şey, ondan sonra. Fakat ne oldu? Onu Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Milleti bozdu. İstiklal Savaşı bozdu Atatürk önderliğinde. Şimdi gene Suriye’nin kuzeyinde bakın kuruluyor, kuruldu filan. Ondan sonra işte Devlet Bahçeli’yle de PKK liderliği burada koalisyon kurdu, anlaştılar. İşte daha gördüğünüz gibi Kürdistan kuruluyor falan. Bakın göreceksiniz o plan gene bozulacak. Yine Türkiye’nin süngüsüyle o plan, Türkiye’nin milli beraberliği, Türk devletiyle milleti arasındaki birlikle o plan yine bozulacak. Trump çok net bir şekilde aslında İlham Ahmet’i kastediyor değil mi? Mazlum Kobani’yi. Bir de İlham Ahmet’i de şundan ismini söylediğimiz İsrail Dışişleri Bakanı ile görüşmesi de çok önemliydi. Yani Sayın Genel Başkanım, sizin söylediğiniz süreçte hani siz genel analizleri biz tabii günlük gelişmeleri takip ettiğimiz için sizin çizdiğiniz çerçeveye öyle bir oturuyor ki her gelişme. İsrail Dışişleri Bakanı İkinci İsrail Devleti diye siz nitelendirdiğiniz o yapının Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ile görüştü. Bu temaslar daha önce bu kadar aleni yapılmıyordu. Üstelik İsrail Dışişleri Bakanlığı düzeyinde yapılmıyordu. Alt düzeyde yapılıyordu. Bunlar da demek ki hep bir siyasi statü vermenin ön hazırlıkları. Tabi bakın ama tabi cesur ve cüretkar olmaları için sebepler var. Türkiye’nin hükümeti içerisinde bir kanat yani Devlet Bahçeli’ler bu plana teslim vaziyette. Yani 2. İsrail planına Devlet Bahçeli teslim vaziyette. İşte 2. İsrail ile Devlet Bahçeli el sıkışıyor, sarmaş dolaşıyor. Yani fiilen belki sarmaş dolaşmıyor ama siyaseten sarmaş dolaşıyor. Hangi politikacı Türkiye’de bu kadar 2. İsrail’den sözümüne Kürdistan’dan yana bu kadar cesur olabilir? Hangi politikacı? Bugün bir AK Parti milletvekilinin bu yönde sözleri de vardı. O da bayağı tartışıldı. Galip Ensarioğlu. Ona da denildi ki PKK silah bıraktıktan sonra Türkiye ile PYD ilişkileri düzelir mi? O da dedi ki evet PYD ile görüşülebilir. olaylar döneminde Türkiye için PYD bir terör örgütü değildi. Dünyada PYD’yi terör örgütü olarak tanımıyor. Dolayısıyla Türkiye PYD ilişkileri zaman içerisinde normalleştirilebilir denildi. Bu açılım sürecinde Bahçeli’nin yeni açılımında da bu Suriye’deki PKK’dan hiç bahsedilmiyor hemen hemen. Yani sadece bir PKK’da kandille kalmış az bir PKK’lı gruptan bahsediliyor. Silah bıraksın deniliyor ama orada 100 bin tır silahı bulunan PKK’lı gruptan hemen hemen kimse bahsetmiyor. Bu süreci ve bu açıklamaları nasıl değerlendirmek? Yani Suriye’deki PYD ve PKK arasında bir ayrım yapıyor mu Türkiye? Bazı ayrımlar olduğu söyleniyor. Fakat bence burada PKK ayrımdan çok şu var. PKK benim Suriye’nin kuzeyinde ben teşkilatlı değilim diyor. Bunu yalan söylüyor. Neden böyle söylüyor? Oradaki PKK bir terör örgütü olarak kabul ediliyor, değil mi? Türkiye tarafından, Amerika da galiba terör örgütü olarak kabul ediyor. Onu bildiği için PKK diyor, hayır orada olan örgüt ben değilim, ben yokum orada, benim teşkilatım yok diyor. Dolayısıyla o terör örgütü, yükünden, sırtından atıyonu kurtulmuş oluyor onun şeyine göre. Kimileri de bunu yanlış yorumladılar. Bak gördünüz mü PKK ile PYD arasında fark var. Hatta PKK diyor ki ben yokum orada. Halbuki kamuoyuna bu yutturuluyor. Yutturulmak isteniyor. Yani oradaki örgüt PKK değil. Alın onu kucağınıza. Bu yılan değil. O şey, sevimli bir kuş. Hatta barzaniyle kurduğunuz iyi ilişkileri onlarla da kurabilirsiniz. Barzaniyle kurduğunuz iyi ilişkileri onlarla da kurabilirsiniz diyor. Ben değilim orada diyor. Yani yılan değil diyor. Orada diyor, Kuzey Irak’taki örgütlenme, yılan değil diyor. Ben değilim diyor. O sevimli bir kedi diyor. Sizi tırmalamayacak, hiç merak etmeyin. Burada Ferhat Abdi Şahin’in, Yunus Paksoy’un paylaştığı. Trump’ın konuşmasında… Güzel bakın, benim mahşete attı da, Amerikan’cılar el ele diye, evet. Amerikan’cılar el ele, Amerikan’cılar kol kola, hangisini atarsanız atın. Amerikan’cılar kol kola da olur. Trump’ın mesajında çok enteresan bir yer var. Dokunma dedim birine ve dokunmadı diye. Aklıma şu geldi galiba bir buçuk sene önce Tevfik’le Aydınlık’ta çalışırken hatırlar belki. Fakat bu tam da doğru değil. Bakın Tayyip Erdoğan’a dokunma dedi ama bizim hükümetimiz PKK’nın üzerine yürüdü. Yani Fırat kalkanıyla, Zeytin dalıyla. Bir kişiden bahsediyor galiba orada. Şöyle bir şey aklıma geldi. Münferit birkaç olay vardı. Mazlum Kobani, yani bu Ferhat Abdi Şahin, Kerkük’e gittiğinde Bafıl Talabani ile görüşmesinde bindikleri arabanın yan tarafını Türkiye vurdu. Ama özellikle o arabayı vurmamışlardı. Vurma kabiliyeti vardı. Orada bir mesaj vermişlerdi. Benim de aklıma o olay geldi. Biz aydınlıkta o zaman, Sevgili Başkan. Ama acaba burada kastedilen böyle bir şahsa dokunma mı yoksa orada kurulan… Yokşakız diyor. Bir daha okuyayım isterseniz onu. Benim de hemen aklıma o geldi. Tabi onu söyleyecektim. Fakat biz o zaman Aydınlık’ta o gelişmeyi şöyle yorumlamıştık. Senin adamının ensesindeyiz, etrafını böyle bombalarız diyerek. Çünkü o zaman gezdiriliyordu. Bir süre sonra Ferhat Abdişahin ABD üstünden çıkmamaya başladı. Çok uzun sürede çıkmadı o yüzden. Valla bu sizinki bence biraz eğimsel bir yorum. Şimdiki uygulamalar, ondan sonra. Burada mesele şahıslar değil benim kanımca. Yani şahıs kastediliyor, dokunma dediği şahıs oluyor. Ama sonuç itibariyle esas Amerika’nın, Rubin’in bu peş peşe sizin yayınladığınız makalelerinden sonra da apaçık ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri diyor ki, ben orada 2. İsrail Devleti’ni, PKK devletçiğini kuruyorum. Ona dokunmayacaksın. Değil mi? Ona dokunmayacaksın. Yoksa şahsı öldürme falan filan meselesi değil. Mesajda bir daha baktım ayrıca kendisinden belirli kişilere karşı harekete geçmemesini rica ettim diyerek söylüyor Trump. Şimdi tabii MIT çalışmasına devam ediyor aslında ve dün de yine etkisiz hale getirdiği teröristler 30-40 yıllık yani örgütün en tepesinde doğrudan işleri planlayan pozisyondaki isimler ve Biz PKK’nın Almanya’daki yayın organlarını da takip ettiğimizde, orada bazı işaretler alıyoruz ve tahmin ediyoruz bununla ilgili bir haber düşecek mi Lise Olma Bakanlığından ya da MİT’ten diye. Nitekim onların ağdını yaktığı isimleri, biz birkaç gün sonra MİT’in çok ayrıntılı bir dökümüyle bir daha görmüş oluyoruz. Yani aslında oradan da doğrulanıyor. Ve çok geniş bir yaşam öyküsü dökümanıyla birlikte veriliyor. Yani bu anlaşılıyor ki Milli İstihbarat Teşkilatı örgütünün en tepesindeki isimleri çok yakından takip ediyor ve tek tek etkisiz hale getiriyor. Bunu şuraya bağlayacaktım. Bütün bu isimler ama Sayın Genel Başkan daha çok Irak’ın kuzeyinden. Bu da dikkate çeken bir nokta, önemli. Ama bizim bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nden, Türk Milleti olarak ve Vatan Partisi olarak beklediğimiz, bu tür bir takım PKK liderlerini Irak’ın kuzeyinde bulup, ondan sonra etkisiz hale getirmesi değil. Nedir? Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye’nin kuzeyine girip, oradaki PKK devletçiyi, İkinci İsrail Devleti kurma girişimini bozması, bozguna uğratması ve ezmesi. Bu tarihi fırsat değerlendirilmedi. Kaçırıldı demiyorum. Vatan parzisinin içinde bulunduğu bir hükümet o tarihi fırsatı değerlendirir. Yani hala önümüzde o fırsat vardır ve en sonunda o olacaktır. Ama gerçek şu, şu ana kadardan bahsediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetleri girip orada PKK’yı dağıtmalı, ezmeliydi. Onun koşulları vardı. Amerika falan doğrusu hiçbir şey yapamazdı ve tablo tamamen değişirdi. Tabi bunun en doğrusu bunun Rusya, İran ve Peşar Esad yönetimiyle birlikte yapılmasıydı. O fırsat kaçırıldı. Ama daha sonra bu Amerika-İsrail tertibinin başladığı ve öncesinde de yine bu fırsat değerlendirilebilirdi, yine yapılmadı. Bugünkü yönetimin, iktidarın, AK Parti iktidarının biraz esir durumuna düştüğünü, Amerikan politikalarına düştüğünü… Neden çekiniyor? Yani ekonomiden mi çekiniyor? Neden çekiniyor? Çok yönlü. Yani bu devrimden cesur. Şimdi nedir? Buralarda cesur bir liderlik gerekir. Ya istiklal ya ölüm diyor ya Mustafa Kemal Paşa. Ya istiklal ya ölüm. Aslında ya istiklal ya ölüm, ölümü göze aldığın için istiklaldir. Ya istiklal ya istiklal diye de çevirebiliriz. Ya istiklal ya ölümü. Ama ya istiklal, ya istiklal kararı işte Mustafa Kemal Paşa gibi devrimcilerin alacağı bir karar. Vatan Partisi’nin hayata geçirebileceği bir karar. Vatan Partisi’nde o bilinç var, kararlık var, millete güven var, doğru önderlik var, bölge koşullarını, dünya koşullarını doğru değerlendirme var. Ama bunlar olmazsa Bunlar olmadığı zaman işte bu tabloyla karşı karşıya geliyoruz. Ama bu aşılacak, arkada kalacak, göreceksiniz. Yani Türkiye orada bir eninde sonunda, orada bir sözüm ona Kıbrıs’tan ikinci İsrail kurulmasına kesinlikle katlanmayacak. Bunu kararlı olarak söyleyebilirim. Ve orada da Vatan Partisi’nin bir lider görevi olacak. O lider görevi, Vatan Partisi hazırdır ve onu başaracak birikime, her şeye sahiptir. Çünkü tüm milleti var. Efendim terörle mücadelenin tabii bir de içerideki boyutu var. Ayın 10’una kadar, 10 Ocağı kadar siyasi partilerin 2025 yılı içerisinde alacakları destek paralarının miktarları belli oldu, hazineden alacakları destek. Bu destek içerisinde DEM Parti’ye 2025 yılı içerisinde 490 8 milyon, 498 milyon, 500 milyon TL destek verilecek. Bir de Dem Parti’nin kapatılma davası konusu var. Sizce bu fotoğrafın anayasa mahkemesindeki davaya etkisi ne olur? Ne olacak? Zaten Amerika’nın denetim altında bir çoğunluk var anayasa mahkemesinde. Yani Amerika ve İsrail taraftarı bir kesim var. Onların oylarıyla bu iş sürüncemede bırakıldı ve Sürekli olarak BKK’ya Mehmetçiğ’i vurması için, yollarımıza mayın düşürmesi için o devlet yardımları yapılıyor. Değil mi? Ondan sonra… Ve hele bu manzaralar… Yani Devlet Bahçeli Anayasa Mahkemesi’ne şu mesajı yolluyor. Sakın diyor, bunları kaybetmeyin, kapatmayın. Bunlar bizim dostumuz diyor. Aslında Yargıtay bu hazineye alınan yardıma bloke koymuştu en başta, sonra Anayasa Makinesi bu blokeye kaldırdı. Türk Devleti için de bu konudaki çarpışma bütün kurumlarda devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son grup konuşmasında, terörü arkanıza alarak siyaset yapamazsınız, Kadife eldivenin altında demir yumruğu da görürsünüz eğer ısrar ederseniz. Vallahi ben bu sözlere değer vermiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız beni mazur görsün. Neden değer vermiyorum? Bu sözler yapıldığı zaman anlam kazanır. Lafta kaldığı zaman değersizleşir. Yani demir yumruk, memir yumruk. O demir yumruk gösteriyor. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin demir yumruğunu gösterdiniz mi? Hiç bu sözleri söylemeye lüzum yok. Risk kelimesini nasıl yorumladınız? Aydınlık da haberinde ona dikkate çekti. Sayın Gürler Akdora da şimdi soruyu yolladı. Riskten söz ediyor. Yani Cumhurbaşkanı Erdoğan süreci anlatırken… Risk almadan. Siyaset yapamazsınız diyor ve yeni süreci bir risk olarak tarif ediyor. Risk aldık diyor. Yani şöyle, bu süreci kabul ediyor. Ama bu sürecin de başarısından emin diye korkuyor. Emin değil başarısından. Emin değil. O da aslında uzun vadeli… Yani ileride o süreç başarısızlığa uğrayınca da diyecek ya ben zaten söylemedi mi size Sayın Cumhurbaşkanımız risktir diye söylemiştim. Bu risk kelimesi çok kısa kullanılıyor. Bu süreçlerde cesaret uyarıyor. Reklam süresini geçmişiz. Daldık sorulara. Yanıtlara çok kısa bir ara tekrar birlikteyiz. Atatürk’ün bütün eserleriyle ulusal kanalı güçlendiriyoruz. Cumhuriyetin 101. yılında ve 10 Kasım’da Türk milletine bir kez daha Atatürk’ün bütün eserlerini sunuyoruz. Ülkemiz, devletimiz ve milletimiz büyük zorluklar içinde. Ancak Atatürk’ü devrimini tamamlayarak büyük çözüme ulaşabiliriz. Atatürk devriminin programını milli medyamızla halka ulaştırıyoruz. Ulusal kanalı güçlendirmek için Atatürk’ün bütün eserlerini yurdun dört köşesine gönderiyoruz. Yakınlarınıza, arkadaşlarınıza, komşularınıza, mezun olduğunuz okula ve kütüphanelere en güzel hediye Atabe’dir. Türk devriminin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı, söylediği ve imzaladığı bütün belgeler 30 ciltte bir araya getirildi. 30 ziltten oluşan dev eser Atabey’in bir takımı 15.000 TL Haydi vatanseverler görev başına! Eğer anayasadan Türk milleti lafını çıkaracak biri. Varsa mezarlığını Türkiye’nin dışına hazırlasın. Olayların perde arkası kritik bilgiler, düşündüren ve uyaran yorumlar. Bugün Rusya’ya karşı düşmanlığın temelinde İngiltere’ye. Her söylediği çok konuşuldu, her program gündem oldu. Acil, acil sosyalizm lazım memlekete. Kurtuluş yok. Her zaman emperyalizmin karşısında ve hedefinde. Emperyalizm sıkışmadıkça çok demokrat görünür. Prof. Dr. Emin Gürses işin aslını anlatıyor. Faşizm küreselleşiyor. Başını kaldıran herkesin başını ezmek benim sistemimi korumak için gerekli diyor Amerika. İşin aslı çarşamba saat 20.30’da Ulusal Kanal’da. Hürekenlerin Kanalı Ulusal Kanal! Türkiye’ye ve dünyaya günaydın diyoruz. Karamsarlık, çözümsüzlük yok. Gazetelerin manşetleri, medyanın halleri, gözden kaçanlar ve güncel gelişmeler. Hiçbir yerde olmayan yorumlar ve değerlendirmeler burada. Her sabah evlerimize umutla, heyecanla ve çözümle misafir oluyoruz. Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz. Sıcağı azaltalım. Tam yayına geçerken Serkan arkadaşımdan rica ediyorum. Biraz klimayı açalım. Sayın Genel Başkan Az önce çizdiğiniz çerçevede İYİ Parti’yi soran izleyenlerimiz oldu. İç politikada dediniz ki Amerikan’cılar kol kola ve bu Suriye’deki planlarla doğrudan bağlantılı. Onun taşları döşeniyor şu anda dediniz. Fakat İYİ Parti çok net bir şekilde kapıyı kapattı ve tüm vatanseverleri bir araya gelerek birlikte mücadele etmeye çağırdı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Olumlu bu yönüyle ama İYİ Parti’nin kurduğu denklemde ve stratejide Kürdistan planını önlemek, federasyon ve özellikleri önlemek yok. Neden yok? Çünkü İran düşmanı, Çin düşmanı, Rusya düşmanı. İYİ Parti Türkiye’de Çin, Rusya ve İran düşmanlığının şampiyonu. Siz Çin, Rusya ve İran’a düşman olursanız Kürdistan kurulur, 2. İsrail kurulur. Denklem bu. Onun için istediği kadar işte bütün vatanseverler birleşsin, önleyelim falan. Güzel diyor. Buna bir şey demiyoruz. Ama eğer bu körüşteyseniz o zaman bu Çin düşmanlığınız ne? Bu Rusya düşmanlığınız ne? Bu İran düşmanlığınız ne? Bunlara düşman olduğunuz zaman Amerika’nın karşısında yalnız kalmış oluyoruz. Ve Amerika’nın da İsrail’le beraber Kürdistan kurmasına selam durmaktan başka bir çözüm kalmıyor. Bu çok çok önemli. Efendim, bir takım sözde sahte milliyetçiler var. Sahte milliyetçiler. Efendim, biz hiçbir dosta ihtiyacımız yok. Neymiş? Ne Rusya’ya ihtiyacımız var, ne Çin’e ihtiyacımız var. İşte geçen gün Ahmet Hakan da yazdı ya. Ondan sonra Amerika, Rusya ve Çin düşmanlığı yapıyor. Türkiye’de Amerikancıların Amerikancıların en önemli özelliği Rusya, Çin ve İran düşmanlığıdır. Bakın birisi Ahmet Hakan’da geçen gün yazdı ya, Rusya, İran ve Çin düşmanıysa veya Rusya, İran ve Çin’de dostluğu sanılanları Çinci, Rusyacı, İrancı falan diye suçluyorsa o Amerikancıların en halisidir. Amerikancılığın dibinde durmaktadır onlar. Bu çok çok önemli. Çünkü Batı Asya’da Amerika ve İsrail, birinci İsrail kuruyor. Ondan sonra üstelik Beşar Esad yönetimi de devirmişler. Buna Türkiye karşı koyacak. Nasıl karşı koyacak? Evet öz gücüyle ama öz gücü yanında bölgedeki diğer Amerika’ya karşı olan ülkelerin inisiyatifini de geliştiriver, siyasetlerle, stratejilerle bunu başaracak. İyi Parti’de bu yok. Onun için bu tür vatanseverler birleşsin falan, nerede birleşeceğiz? Çin düşmanlığında, İran düşmanlığında, ondan sonra Rusya düşmanlığında mı birleşeceğiz? Kürdistan planını bozmada birleşeceğiz. Kürdistan planını bozmanın veyahut da 2. İsrail planını bozmanın bir tek stratejisi vardır. Amerika ve İsrail, bu Kürdistan 2. İsrail’i kuruyor diyelim ona cepheden tavır alıyoruz. Ama bu tavırın başarıya ulaşması bir macera olmaması için de nedir? Amerika ile savaşan ülkeler var. Rusya Amerika ile bugün savaşıyor. Sen Rusya ile düşmanlık yaptığın an ve Amerika’nın kucağındasın. Ondan sonra İran Amerika’ya dik duruyor. Sen İran’a düşmanlık yaptığın zaman Kürdistan planının fedaisisin. İsrail cephesindesin. Veya Amerika’nın karşısında rekabet halinde olan ve başa güreşen kim var? Çınaraltı Cumhuriyeti var. Sen Çınaraltı Cumhuriyeti’ne düşmanlık yaptığın zaman sonuç itibariyle Amerika ve İsrail’in o 2. İsrail Devleti kurmanının Piyonussun, hizmetindesin. Bir izleyicimiz hemen itiraz etti size. Arka arkaya sorular geliyor. Şu anda da AK Parti’nin televizyonlarında Rusya, İran, Çin düşmanlığı var. Sayın Perinçek onları niye eklemiyor? Diyerek itirazlar geldi. Teşekkür ederim. Başından beri AK Parti’nin politikalarının yanlışlığını eleştiriyoruz. Bu programın başından bu ana kadar AK Parti’nin yanlışlığını eleştiriyoruz. Ama şunu da görelim. Rusya, Çin ve İran’a karşı tavırda İYİ Parti aşırı düşman bir tavrı temsil ediyor. En önde gidiyor. En önde gidiyor. AK Parti ise onlara düşman değil. Bu anketlere de yazılmıştı. Bakın ben ispatlayacağım. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne PKK yani Dem Partisi önergi getiriyor. Diyor ki Çin’in Türkistan’da yaptığı mezalimi Türkiye Büyük Millet Meclisi protesto etsin diyor değil mi? Buna kim karşı oy veriyor? AK Parti ve MHP. Kim bundan yana oy veriyor? İYİ Parti, Cumhuriyet Halk Partisi, PKK. Cephe burada belli oluyor. AK Parti ve MHP, Çin’in protesto edilmesi, kınanması ile karşı oy veriyor. Şimdi siz Çin’in protesto edilmesine karşı oy veren AK Parti ve MHP’yi Çin düşmanı olarak gösterebilir misiniz? Onlar sonuç itibariyle Amerika’nın tehditlerine boyun eğen bir çizgideler. Öbürleri ise, Çin ve Rusya ve İran düşmanları ise… Hiçbiri değil. Evet. Amerika ve İsrail’in güdümünde. Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen de geçen gün tartışılan bir açıklama yaptı. O da dedi ki, Sayın Cumhurbaşkanı durmamalı. Şam’dan sonra sırada Kırım var, Türkistan var. Sayın Cumhurbaşkanı… Bakın bu bireyler arasında böyle şeyler olabilir ama bu… Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi büyük bir gerçekçilik birikimi olan, ondan sonra strateji kurma, savaşma konularında binlerce yıllık tecrübesi olan bir devlet. Böyle bir kırımı alacağım. Sırada ne var? Türkiye’si de alacaksın. Komik. Yani bunlar Türkiye Devleti’ni yönetenler de hiçbir zaman bu siyasetler kabul görmesin. Bu fotoğraf üzerinden bir şey sormak istiyorum. Tabii üzerine başlığı attınız Amerikan’cılar kol kola diye. Bu fotoğraftan MHP’de içerisinde yer alan, MHP’ye gönül vermiş milliyetçiler rahatsız olmuyor mu? Ya da konuşanlar var mı? Size katılanlar var mı? Var işte. En son Diyarbakır’da zannedersen. Diyarbakır’da 25 Milliyetçi Hareket Partisi ki başlarında Ahmet Güzel kardeşimiz. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Diyarbakır ikinci listesinde ikinci milletvekili adayıdır. Diyarbakır’da MHP’nin yönetiminin başında olan seçkin insanlardan biridir. 25 arkadaşıyla birlikte çeşitli ilçelerden katıldılar ama o katılmalar önümüzdeki günlerde yüzünün üzerinde olacak. Bugün mesela yine üç önemli insan Zafer Partisi’nden beni ziyaret ettiler ve ondan sonra Vatan Partisi’ne katılma kararlarını açıkladılar. Ve bu önümüzdeki günlerde yalnız İYİ Parti, Zafer Partisi ve MHP’den değil Cumhuriyet Halk Partisi’nden de Vatan Partisi’ne önemli katılmalar olacak oluyor. Onun görüşmeleri içindeyiz. Belki tam bu sırada hatırlatmak gerekiyor, Ankara yeni mahalleden de eski ADEP üyesi bir siyaset bilimcide Vatan Partisi’ne katıldı. Son bir ayı özetlediğimizde aslında her kesimden Vatan Partisi’ne katılanların çoğaldığı bir süreçteyiz. Tabi Prof. Dr. Sina Akşin, Gülümser Heper, Muhammed Nur Doğan arka arkaya Ekrem Atayer bunun işaretlerini yakan isimlerden biri olmuştu. Yine bağlamasıyla böyle neredeyse hepimizi büyüleyen Muzaffer Öztürk, yanlış hatırlamıyorum Samsoy ismini. Muzaffer Bey de çok önemli bir tavır aldı. Yani Vatan Partisi bir yeri gelmişken şunu da hatırlatayım. Optim vardı zannediyorum Hilmi Bey. Hilmi Daşdemir galiba açıkladı. O da şu sıra Vatan Partisi’nin yükselişine Habertürk Televizyonu’nda dikkat çekmişti. Vatan Partisi yükseliyor ama onların verdiği rakamların çok üzerinde bir yükselişi var. Vatan Partisi birkaç yıl içerisinde Türkiye’yi yöneten hükümetin kilit konumlarında olacak. Şimdi Sayın Genel Başkan bizim ulusal kanalımızın emektarlarından Sayın Nevzat Yılmaz kanalın kuruluşundan beri emek veren isimlerden biri. Nevzat abimiz bize hep unutulmaması gerekenleri hatırlatan isimlerden biridir. Temel prensiplerin ülkeleri. Şimdi bir iç siyasete ilişkin bir hatırlatmada bulunuyor. Diyor ki Sayın Perinçek iki yıl iki üç yıl önce Türk Devleti Abdullah Öcalan’ı çok kısa bir zaman sonra çıkaracak ve silahları bırakın biz yanlış yaptık dedirtecek göreceksiniz demişti. Şu anda bu sözleri sosyal medyada sıklıkla paylaşılıyor. Editör arkadaşımızdan, Damla arkadaşımızdan da onu rica edelim. O dönem çok üzerinde durulmamıştı bu cümleleri Sayın Perinçek’in. Geldiğimiz süreç Sayın Doğu Perinçek’i haklı çıkardı. Sayın Perinçek bu sözleri, bu çıkarımları neye dayanarak o zaman yaptı bunu açıklarsa seviniriz. Sorgusunda İmral’da yapılan Hasan Atilla Uğur komutanımızın bizim genel başkan yardımcılığımızı yaptı. Onun sorgusunda beni alın, ben enstrümanım istediğiniz gibi kullanın diyordu ve siz bunu aydınlıktan devamlı yayınladınız. Bir HDP yiğitinin ziyaretinde ben MİT’le ilişkiler halindeyim. İmral da görüşmelerimize MİT mensupları da katılıyor. Ben enstrümanım orada da tekrar etti onu. Ben bunları gördüğüm için Türk Devleti’nin avucuna onun girdiğini ve Türk Devleti’nin de onu kullanacağını gördüm o zaman. İşte bana o zaman Kübra Park programı yönetiyordu, işte bir yerden duyum aldınız falan. Şimdi o gazeteciler öyle. Yani strateji kurmak, kafaları çalıştırmak, ondan sonra tarihsel süreçleri incelemek falan yerine hep böyle bir yerden istihbarat almak. Evet. Bu yayına verebiliyoruz mu arkadaşlar? Şimdi bir bir dakika kırk saniyeden sonrası ııı uzun hepsini vermeyelim. En şey çarpıcı bölüm bir dakika kırktan. Sonrası isterseniz yayını alabiliyorsak arkadaşlar alsınlar. Söner’cim sesleri geliyor mu? Çıkacak. Aynı Altan Tan gibi dönecek PKK’ya silahları bırakın diyecek. Bunu söyleyecek diyorsunuz. Söyleyeceğinden eminim, Türk Devleti de onu söyletir. Zaten bunu söyleyeceğini Atilla Uğur’un sorgusunda, ben bir enstrümanım, ben bir aletim, beni Türk Devleti kullansın diye söylüyordu. Yani istediği zaman, aynı zamanda o şeyde tutanaklar vardı hatırlayacaksınız. HDP İmralı’da HDP yöneticileriyle, avukatlarla veya HDP yöneticileriyle, yöneticiler de vardı orada. HDP yöneticileriyle olan görüşmesinde MİT’le ilişkileri olduğunu ondan sonra bunun iyi olduğunu falan bu şekilde açıklamalarda bulunuyordu. Ben bekliyorum şimdi Abdullah Öcalan önümüzdeki dönemde göreceksiniz Türk Devleti isterse onun kamuoyuna bu tür açıklamalar yapmasını sağlar. Ben şunu da bekliyorum. Bu bir duyumla muyumla ilgili değil. Ben enstrümanım, beni kullanın diyor. Bu devlet de kullanır tabii. Ama şimdi kullanmaktan kullanmaya fark var. Türk Devleti’nin Amerikancı kanadı şimdi kullanıyor. Onu teslim alan bir politikanın ifadesi değil. onu şahsiyet yapan, muhatap haline getiren, meşrulaştıran bir politika. İki türlü kullanabilirsin. Biri çıkartırsın ve teslim alırsın ve o teslim olduğunu orada ilan eder. Bu da bir kullanmadır. Bir de bugün yaptıkları gibi çıkartıp onu şahsiyet haline getirirsin, muhatap alırsın ve yavaş yavaş Türkiye’yi bir özelliğe, federasyona doğru götürürsün. Bakın şimdi Devlet Bahçeli’nin demin fotoğrafları da Amerikan’cılar kol kola diyoruz. Aslında o aynı zamanda Türkiye’nin federasyon planının fotoğrafı. Veyahut da özellik planının fotoğrafı. Türkiye’yi kim yönetecek? Amerikan’cılar yönetecek. Sahte Türkçü. Evet Amerikan’cılar. Sahte milliyetçi Amerikan’cılarla. Ondan sonra yine Amerika’nın güdümündeki Kürt ayrılıkçıları Türkiye’yi yönetecek. Bunun da adı federasyon olacak veya özellik olacak. O birinci açılım sürecinde de Abdullah Öcalan İmralı’daki görüşmelerinde beni devletin üçüncü adamı yaptılar diyordu. Üçüncü adamı haline getirdiler diyor. Evet öyle söylüyor. Peki bunu başarabilirler mi? Yani Türk Milleti bunu kabul ediyor. Şimdi bu silahla bozulur. Önce onu kabul edelim. Yani bu silahla bozulur. Amerika ve İsrail silahıyla Kürdistan, sözüm ona Kürdistan, 2. İsrail kuruluyor. Bu da ancak Türk silahıyla. Onunla birlikte Rus, İran, ondan sonra Arap ülkeleri, Irak ve diğer Arap ülkelerin silahıyla bu bozulur. Başka türlü bozulmaz. Kadife elinin içinde demir yumruk falan sözleriyle. Bunlar söylendikçe zedeleniyor kararlılık. Bunlar yapılır, söylenmez. Bunlar yapılır. Şimdi bir video daha var. Bu videoyu ben ulusal kanalı görünce şaşırdım. Bizde de demek ki çıkış yolu programında muhtemelen bu konuyu çok açtık o zamanlar. Esas sosyal medyada yayılan videoyu arkadaşlarımıza yolladık rejiye. Onu gösterebilir miyiz şimdi? O Habertürk’te Kübra tarafı programıydı. Efendim? Tamam, peki. Birazdan gösterecekmişiz. Hazırlıyormuş arkadaşlarımız. Bazı izleyicilerimiz de şunu soruyor. 4 yıl önceden nasıl biliyor bu gelişmeleri diye. Biraz yanıt vermiş oldunuz aslında ona. 4 yıl çok daha önce. Bilecek bir şey yok. Ben enstrümanım diyor. Ben aletim diyor. Beni kullanın diyor. Ben burada diyor, MIT’le ilişkiler halindeyim diyor. Ondan sonra beraber çalışıyoruz diyor. Orada da Türk devletiyle bir çözüm için her şey hazır olduğunu falan o tutanaklar da o zaman yayınlandı söylüyor. Hazırmış. İsterseniz bunu da izleyelim sonra yorumunuzu alalım. Buyrun arkadaşlar. Mecliste beraber sıra kapakları vurulmaz. Terör örgütü, nümfezdekileri geldiği zaman mecliste ona kırmızı oy verilmez. Hayır öyle değil. Bakın Abdullah Öcalan konusunda da iki gün sonra mahcup olacaksınız. Çünkü neden mahcup olacaksınız? Türk devleti Abdullah Öcalan’ı göreceksiniz çok kısa bir zamanda çıkartacak. Abdullah Öcalan’a şunu söyleyecek. Silahları bırakın diyecek. Biz yanlış yaptık diyecek. Göreceksiniz. Çıkaracak derken neyi kastediyorsunuz? Televizyonları falan çıkartacak, enstrümanları… Türk devleti çıkartacak, göreceksiniz. Yani yeni bir silah bırakma süreci mi başlatacak Öcalan? Onu mu demek istiyorsunuz Doğubey? Abdullah Öcalan’ın o konuşmasına Kandil dedi ki bizi bölmek için konuşturuyorlar, bizi silmek için bunu konuşturuyorlar dedi, göreceksiniz. Şimdi devletin de bu tür şeyleri… Göreceksiniz derken bir bilgi mi, tahmin mi? Bakın Abdullah Öcalan’ı Atilla Uğur sorguladı. Orada diyor ki ben enstrümanım diyor beni alın kullanın diyor. Değil mi? Bunlar açık açık yayınlandı. Arkasından o bir takım zabıtlar yayınlandı görüşme zabıtları. Oralarda da diyor ben diyor Alettin diyor enstrümanım diyor. MIT’le konuşuyorum burada diyor. Bizzat HDP milletvekilleriyle yaptığı konuşmalar falan. Onun girdiği çizgi belli yani. Şu anda devletin MIT’in elinde bir oyuncak durumunda onu kullanıyorlar. Terör örgütü ile mecliste beraber sıra kapakları vurulmaz. Terör örgütü mümfezdekileri geldiği zaman mecliste ona kırmızı oy verilmez. Hayır, hayır. Bakın Abdullah Öcalan konusunda da iki gün sonra mahcup olacaksınız. Yani bunu görmeyecek bir şey yok. 12 Ekim 2020. Bunun tarihi, programın tarihi. Fakat bakın, bir daha aynı vurguyu yapıyorum. Türk Devleti iki türlü kullanır bunu. Türk Devleti içindeki Amerikancı Kanat, PKK’yı meşrulaştırmak için çıkartır sahneye, devlet parçalarının yaptığı gibi muhatap haline getirmek. Dolayısıyla özellik veya federasyona gidecek sürecin yolunu döşemek için yapar. Amerikancı kanat diyelim. Milliler ise ne için yapar? PKK’yı teslim almak için yapar. Farkı böyle koyuyorsun. Şimdi bunu Amerika ve İsrail’le birlikte yaparsak, Devlet Bahçeli’nin yaptığı gibi Amerika-İsrail planında ve Suriye’yi, Beşer Esad yönetimini devirip Suriye’yi bölen bir süreçte yaparsan, tamamen federasyona giden yolun taşları döşürmüş oluyorsun. Ama bunu Suriye’yle birlikte yaparsan, Rusya’yla birlikte yaparsan, İran’la birlikte yaparsan PKK’yı bitirirsin. PKK’yı bitirmede de Öcalan’ı kullanırsın. İki tane kullanış var yani. Bir izleyicimiz diyor ki Apo’yu Özne yaptı, Devlet Bahçeli’yi figüran yaptı Sayın Perinçek bütün sunumunda diye işaret etti. Yani aslında siz yapmıyorsunuz da, sizin anlatımınızdan… Özne mi? Evet, yani Apo bahçeyi kullanıyor. Ben enstrümanım, neresi özne? İşte şu planda Apo birinci derecede önemli rol oynuyor, ikinci derecede. Aziz kardeşim, kalem özne mi? Bak ben elimde yazıyorum. Kalem özne mi? Kalem bir alet. Abdullah Özelen bir alet. Abdullah Özelen’in özneyle ne ilgisi var? Devlet Bahçeli maalesef bu olayda Abdullah Öcalan’la birlikte aynı role girdi. Birisi bir taraftan öbürü bu taraftan. Bir soru daha var, onu da iletmek isterim. Vatan Partisi bir önceki dönemde en etkili, kuvvet olarak açılım sürecini engelledi. Şimdi peki niye şu süre eylemler yapmıyor? Bir önceki açılım sürecinde akil adamları falan karşıladı. Vatan polisinden başka bu şimdi bu devlet bahçeliğinin bu sürecine karşı çıkan bir tane bana göstersinler. Biraz evvel söylediğiniz işte İYİ Parti falan karşı çıkıyor ama İYİ Parti nasıl karşı çıkıyor? Çin düşmanlığıyla, İran düşmanlığıyla, Rusya düşmanlığıyla birlikte. O zaman onun o sürece karşı çıkmasının bir değeri kalmıyor. Çünkü onunki reel değil, gerçekçi değil. Çin ve İran ve Rusya düşmanlığı yaparak Amerika’nın 2. İsrail planını önleyemezsin. Mesela Atatürk, Mustafa Kemal Paşa Rusya düşmanlığı yapsaydı İstiklal Savaşı başarılır mıydı? Arkanda Rusya var. Karşında İngiltere, Fransa var. Ondan sonra iki taraftan sıkıştırılmışsın. Hem Rusya’ya düşmansın. O zaman İngiltere, Fransa’nın elinde oyuncak olursun. Zaten İngiltere ve Fransa da o zaman Ankara’daki Mustafa Kemal yönetimini neye zorluyordu? Bekir Sami’yi falan Londra’da kafese aldılar dışişleri bakanını. Rusya karşıtlığına zorluyordu. Ama Mustafa Kemal o planı nasıl bozdu? Kafkas seddini yıkarak yani Rusya’yla devrimci Rusya’yla devrimci Türkiye’nin arasında bir İngilizlerin Kafkas seddi vardı. Yani Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’dan oluşan bir Kafkas seddi vardı. Bu üç devlet Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan tamamen İngilizlerin kontrolündeydi. Mustafa Kemal Paşa Lenin’le anlaştı. Sen dedi yukarıdan bindir ben buradan bindireyim burayı darma duman edelim ve Azerbaycan’ı dağıttı. Türkçülük böyle yapılır. İngilizce olan Azerbaycan’ı, Gürcistan’ı ve Ermenistan’ı dağıtırsın. İşte bu gerçek milliyetçiliktir. Çünkü neden? İngiliz’le beraber olan bir Azerbaycan, aynı zamanda Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’nı önleyen bir rol oynuyordu. Bugün izleyicilerimiz çok soruyor. Demek ki çok tartışılıyor. Arka arkaya sorular geliyor. Ben birleştirerek soruyorum. Türkiye’nin eline çok büyük bir fırsat geçmişti bu Beşer Esad’la anlaşarak, Rusya’yla, İran’la beraber ki onun kurgusunu Vatan Partisi yapmıştı ve hem Rusya’yla görüşüyorduk, hem İran’la görüşüyorduk, Suriye’yle görüşüyorduk. Maalesef bizim hükümetimiz o tarihi fırsatı kaçırmadı. Ama Esad da umudum var demesine rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan ona karşılık vermedi. Ama niçin karşılık vermedi? Bizim Türkiye yönetimi İdlib’i dağıtmaya yanaşmadı. Heteşe ve Deaş kökenli terör örgütlerini dağıtmaya yanaşmadı. O zaman o adam ne diyor? Benim düşmanlarımı dağıtmıyorsun, yalnız PKK’yı dağıtıyorsun. İkisini birden dağıtıyorsun. Ve Esad’ın korkusu yersiz çıkmadı, İdlib’dekiler yıktı yani. Esad’ın niçin evet demediği doğru çıktı. Türkiye için ne güzel olurdu değil mi? Hem HDP hem PKK tasvip edilseydi. O fırsat aynı zamanda Türkiye’nin eline 1980’li yıllarda da geçti. Nasıl yani? Nasıl geçti? Şöyle geçti. Suriye’nin başında Amerika’ya karşı olan bir Hafız Esad yönetimi vardı. Aynı Beşer Esad gibi babası değil mi? Hafız Esad yönetimi vardı. Amerika’da o hafız esad yönetimini yıkmak için Hama’da, Humus’ta isyanlar kışkırttı. Ve o isyanları Turgut Uzal yönetimi destekledi. O zaman biz ne yaptık o planı bozmak için? Ondan sonra Suriye devletiyle anlaşarak, ondan sonra PKK’yı da onun içine çekerek o planı bozacak bir sürece girmek istedik. Ama o zaman da Türkiye o fırsatı yine kaçırdı. O zaman da Türkiye Suriye ile anlaşarak PKK’yı bitirebilirdi. Suriye’deki Hafız Esad yönetimi buna hazırdı. Ama ne oldu? 1980’lerin sonunda, 1989-1990’larda oradaki yönetimler maalesef… İhvan-ı. Müşlimin orada bazı katliamları vardı. Yani Türkiye iki defa Suriye’yle işbirliği fırsatını, Rusya’yla, İran’la işbirliği fırsatını tepti ve bütün bunun sonucunda… Aslında Irak’ta da Ne yaptı maalesef bizim yönetimimiz? Amerika, Irak’ı işgal ederken kalktı, çekiç gücü getirdi. Silopi’yi kurdu. Fiyan etti. Ve Irak’ın bölünmesine Türkiye maalesef çanak tuttu. Türkiye demeyeyim de, bizim Türkiye’miz değil o. O zamanki işte, Turgut Özal yönetiminden başlayıp, onun devamındaki diğer hükümetler. Libya bölünürken de, yani Hattâfi yıkılırken de. Merkeziyle… Bakın üçü zaten Saddam Hüseyin’in devrilmesi, Kaddafi’nin devrilmesi, en son Beşşar Esad yönetiminin devrilmesi, üçü aynı model. Üçü aynı model. Nedir? Bu ülkeleri bölerek Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgede, İsrail’in bölgede nüfuzun etkisini güçlendirmek ve Kürdistan’ı kurmak. Ben şu soruyu sormak istiyordum. Az önce videoda da Kandil kelimesi geçince aklıma geldi. Kandil’den bir açıklama geldi ve Dem Parti’nin İmralı heyetini eleştirdiler. Neden Dem eşbaşkanları yok dediler. Bu eleştiriyi nasıl yorumlarsınız acaba? Bu İmralı heyeti içerisinde Dem Parti’nin eşbaşkanları niye yok diye eleştirdi Kandil. Neden Pervin Bull’dan Ahmet Türk gidiyor da Dem parti eşbaşkanları gitmiyor? Demek ki onların arasında bir anlaşmazlık var ve Kandil’in adamları o eşbaşkanlar. Ama bence ondan daha önemlisi şuydu. Kandil diyor ki, niye siz özellik vesilesini masaya koymuyorsunuz? Dayatmıyorsunuz. Yani onlar bu sürecin bir özellik ve federasyon diyelim. En azından bir özellik süreci olduğunu anlıyorlar ama şeydeki artistlerin de, bu oyunun içindeki artistlerin de yani Dem Parti’nin de burada gerekli kararlılığı göstermediğini ifade ediyorlar. İlginç biri, Behlül Oskan araştırmacı. İHVAN’ı destekleme konusunda Behlül Oskan, genç bir araştırmacılardan İttihat-ı Terakki’deki vatan kavramının, Yeni Osmanlı’lardaki vatan kavramının gelişme süreciyle ilişkinde bir eser kaleme aldı yakın zamanda. Fakat yakın dönem Türkiye tarihi yüzlerine de çalışmaları var. Bir makalesinde şunu anlatıyor. Erbakan, Necmettin Erbakan’ın 1980’de ordu içerisindeki batıcıların, genelkurmay içerisindeki batıcıların ihvanı destekleme konusunda kendilerini Yani kendileri mesafeli dururken, İslamcılar mesafeli dururken, biz genelkurmayın bu konuda çok aktif olduğunu fark ettiğimizde çok şaşırdık demişti.

Paylaş