Çıkış Yolu | 24.12.2024

Çıkış Yolu | 24.12.2024

Altyazı M.K.Çıkış yoluna hoş geldiniz.Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçek’le gündemin ayrıntılarına bugün gireceğiz.Türkiye’de perdelenen önemli gerçekler var.Bugün özel bir çıkış yolu diyebiliriz.Çünkü Sayın Doğu Perinçek bugün çok önemli bir basın toplantısı yaptı.Önemli uyarılar da bulundu.Bu uyarıların ayrıntılarını bugün kendisinden rica edeceğiz.Daha çok Suriye’de ülkemizin yaşadığı güvenlik sorunlarına ilişkin bir program tasarlıyoruz.Tabii bir yandan da askeri ücret açıklanacak, her an açıklanabilir hatta.Onunla ilgili de son dakika bilgilerini hem sizinle paylaşacağız hem de Ankara’ya bu konuyla ilgili arkadaşlarımıza bağlanacağız.Hoş geldiniz Sayın Genel Başkan.Bugün sorularımızı Aydınlık Gazetesi yöneticisi Sayın Özlem Konur Usta ile birlikte soracağız.Yazı işleri müdürümüz.Yakın zamanda haber müdürümüzdü, şimdi yazı işleri müdürümüz oldu.Sayın Özlem Konur ile birlikte programda sorularımızı yönelteceğiz.Dilerseniz bir genel çerçeve ile başlamak isteriz.Sonra basın toplantısındaki vurgularınıza gelmek istiyorum.Önce Suriye’de inisiyatif kimde?Suriye’de kimin planı uygulanıyor şu anda?Amerika ve İsrail’in planı uygulanıyor.Yani Amerika ve İsrail bizim komşumuz oldu.Eskiden komşumuz Beşer Esad’ın yönettiği Suriye’ydi.Ama şimdi Beşer Esad yönetimini yıktılar Amerika-İsrail önderliğinde ve Amerika-İsrail şu anda Suriye’nin kaderini elinde tutuyor, kadere hükmediyor Suriye’de.bunu çok açık bir şekilde görüyoruz.Zaten Suriye işgal edilmeye de başlandı İsrail tarafından.Kuneytra, Golan Tepeleri, Şeyh Cebel yani Hermondağ dediği İsraillerin oralar çok önemli özellikle su havzaları olduğu için kritik alanlardı ki Daha önce 1973-1974 savaşında orayı Suriye’ye geri almıştı.Şimdi tekrar İsrail geldi oraları işgal etti.Komşumuz Amerika ve İsrail şu anda.Ama bir yandan da Dışişleri Bakanımız gidiyor, MİT Başkanı gidiyor, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ben de gideceğim dedi.Bir yandan da sanki bir bahar havası var gibi orada yani basına baktığımızda.Benim gördüğüm kadarıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Dışişleri Bakanımızın Amerika ve İsrail’in orayı ele geçirmesine pek itirazları yok.Yani itiraz ettiklerini, ifade ettikleri herhangi bir açıklamaya ben rastlamadım.Yani buraya Amerika, İsrail işgal etti.PKK’nın bunlar arkasında duruyorlar.Bazen Amerika’nın PKK’yı, PYD’yi koruduğundan söz ediyorlar ama Suriye bağlamında esas önemli.Yani bugün Suriye’de PKK, PYD’nin arkasında açıkça Amerika ve İsrail var.Suriye’deki en kendilerine sadık, en bağlı güç.Yani PKK, PYD Amerika’nın stratejik piyonu.Amerika’da PKK ve PYD’nin stratejik efendisi.Yani bir efendi-piyon ilişkisi, iki ilişki de stratejik.Yani PKK Amerika’sız yapamaz, Amerika da o bölgede PKK’sız yapamıyor.Siz şimdi Amerika ve İsrail’de olduğunu söylüyorsunuz kontrolünde ama HTH’le, heyeti Tahrirşam’la Hakan Fidan’ın beyanları var bu yönde.Geçmişten bu yöne gelen ilişkilerimiz var ve Bu yönde bir algı da yürüyor.Türkiye’nin kontrolünde, Suriye’nin yönetimi gibi bir algı da yürüyor.Buna ne diyeceksiniz?Vallahi bu algı, sanıyorum bir tek Türkiye televizyonlarını seyredenlerin algısı diyelim.Alıklığı demeyeceğim de algısı diyeceğim.Ondan sonra.Ama dünyada böyle bir algı yok.Türkiye televizyonlarını seyredenlere bu algı veriliyor.Zaten algıyla Anlamak, öğrenmek, bilmek kavramları farklı.Yani algı sonuç itibariyle gerçekten farklı olan bir bilgi.Yani idrak, idrak etmek gibi değil.İdrak etmek bir gerçeği anlamak.Ama algı, yeni Türkçemizde gerçekten farklı bir kanaate sahip olmak.Sayın Genel Başkan şu anda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkan başkanlığında komisyon dördüncü toplantısı düzenliyor.Ben üreticideki arkadaşlarıma rica edeyim eğer basın toplantısı düzenlenirse yani canlı yayına geçerse ajanslar biz de hemen geçelim kısa bir bilgileri alalım sonra Sayın Genel Başkan’a soracağız.Şu anda yayında mıyız?Tamam geçebiliriz o zaman şimdi.Kalıcı hale getirmek en önemli hedefimizdir.Bu süreçte vatandaşlarımızın refah seviyesini yükseltecek adımlar atarken fahiş fiyat artışlarına karşı da kararlı bir mücadele yürütüyoruz.Ücret artışlarının market raflarında pazarlarda eridiği bir döngüye girmek istemiyoruz.Biz çalışanlarımızın cebine giren her kuruşun gerçek değerini koruması için çalışıyoruz.Bu nedenle mali disiplinin korunması ve enflasyonla mücadele sürecinin zarar görmemesi adına dengeli ve ölçülü bir şekilde hareket etmek durumundayız.Kıymet misafirler Bu yılki asgari ücret belirleme süreci de her zaman olduğu gibi Üçlü sosyal diyalog mekanizması çerçevesinde gerçekleştirilmiştir.Çalışmalar tüm komisyon üyelerimize birlikte gerçekten yapıcı bir anlayışla yürütülmüştür.Çalışanlarımızın refahını artıran, işverenlerimizin rekabet gücünü koruyan ve ülkemizin ekonomik istikrarını ve sosyal kalkınmasını güçlendiren bu süreci hep birlikte başarıyla yönettiğimizi düşünüyorum.İşçi ve işveren temsilcilerimizin önerilerinin yanı sıra makroekonomik ve konjonktürel dinamikleri de değerlendirerek en dengeli seviye belirlenmeye çalışılmıştır.Bu süreçte emeğe geçen tüm komisyon üyelerine, işçi ve işveren temsilcilerimize tekrar teşekkür ediyorum.Komisyon çalışmalarımıza görüş ve tavsiyeleriyle katkıda bulunan, destek veren tüm sendikalarımıza, kurumlarımıza ve ilgili bakanlıklarımıza, çalışmaların sağlıklı bir şekilde icra edilmesini sağlayan tüm mesai arkadaşlarıma da ayrıca şükranlarımı sunuyorum.Elbette en büyük teşekkürü, güçlü iradeleri ve ortaya koydukları vizyonla Alın terinin hakkının verilmesi yaklaşımımıza ve işçiyi, işvereni ve istihdamı da aynı anda koruma kararlılığımıza liderlik eden Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a etmek istiyorum.Komisyon toplantıları neticesinde işçi ve işveren temsilcilerinin bildirdiği görüşler doğrultusunda belirlenen yeni miktarın Baş asgari ücrete tabi olan çalışanlarımız ve aileleri olmak üzere tüm vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.Şimdi 2025 yılı için geçerli olacak asgari ücreti sizlerle paylaşmak istiyorum.Bildiğiniz gibi 2024 yılında net asgari ücret devletimiz tarafından verilen 700 lira asgari ücret listesi ile birlikte 17 bin 2 lira olmuştu.Şimdi de 1 Ocak 2025 tarihinden itibaren geçerli olacak asgari net ücreti 22.104 lira olarak belirlemiş bulunuyoruz.Her bir asgari ücreti için devlet olarak verdiğimiz asgari ücret desteğini de 700 liradan 1000 liraya çıkardık.Ülkemize ve aziz milletimize hayırlı ve uğurlu olsun.Bu rakamlarla net asgari ücreti Önceki yıla göre %30 oranında artış yapmış ayrıca 2002 yılından bu yana da asgari ücreti real olarak 4 katına yakın seviyeye çıkarmış bulunuyoruz.Devletimiz tüm kurum ve kuruluşlarıyla işçisinin, işverenin ve tüm vatandaşlarının yanında olmaya devam edecektir.Türkiye 100 yılı emekçisinin, üretenin, işverenin ve yatırımcısının el ele verdiği birlik ve beraberlik ruhu içerisinde kararlı adımlarla ilerlemeye devam edecektir.Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da çalışma hayatının tüm ihtiyaçlarını tüm paydaşlarımızla istişare, ortak akıl ve güç birliği içerisinde karşılamayı sürdüreceğiz.Sosyal diyalog en önemli gücümüzdür.Bizim esas hedefimiz yalnızca asgari ücreti arttırmak değil, işçilerimizin, işverenlerimizin, memurlarımızın, emeklerimizin ve toplumun her kesiminin refah seviyesini yükseltmektir.Son olarak, Türkiye 100 yılını Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde emeğin ve üretimin 100 yılı yapmaya kararlı olduğumuzu buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum.Aziz milletimizi saygıyla selamlıyor.Hepinize katılımlarınız için teşekkür ediyorum.Şimdi müsaadenizle sözü TİS Genel Başkanı Sayın Özgür Burak Akkola vermek isterim değerlendirmeleri için.Buyurun başkanım.Sağ olun Sayın Bakanım.Geri alabilir miyiz?Biz diğer konuşmacıyı da dinlemek istedik ama şu anda ajans yayını kestiği için biz de girememiş olduk.Sezer’i alacağız mı arkadaşlar?Tamam Sezer’i de yani toplantılara katılan bütün Komisyon toplantılarına katılan Ulusal Kanal Ankara Haber Müdürü Sezer Özsever.Ama işçi sırıfının temsilcisi.Ve Vatan Partisi’nde merkez karar kurulması.hem Ankara temsilcisi ondan sonra ulusal kanalın hem Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi hem de işçi temsilcisi asgari ücret komisyonunda.Sezer Özseven arkadaşımız bütün komisyon toplantılarında vardı.Sezer arkadaşımızı da bağlayacağız.Bağlantı hazır olduğunda bizi rejideki arkadaşlarımız uyarsın lütfen.Evet ne diyorsunuz Sayın Genel Başkan?Bir kere orada Tablo çok çarpıcı.Sayın Ergün Atalay başkanımız, Türk İşi Genel Başkanı yok.Yani terk etmiş belli.Yani TİSK temsilcisi var Murat Bey ama işçiliğin temsilcisi yok.İşçi sınıfı temsil edilmiyor.Yani bu 22.007 lira, pardon 104 lira tespit edilmiş.1000 lira da biz şey veriyoruz, destek veriyoruz dedi.O bin lira 23.104 mu oluyor yoksa 22.104’ün içinde mi?22.000’in içinde.Öyle mi?Evet.Tabii şimdi Türk İş 29.583 diye açıklamıştı.Yani 29.583 ile 22.104 arasında 7.479 lira.Gibi bir şey var.7.500 lira daha düşük bir asgari ücret ilan edildi bugün.Ergün Atalay’ın, Türk İş’in toplantıya katılmaması veya terk etmesi çok anlamlı.Çünkü Sayın Ergün Atalay, biz bu 29.583 liranın altında bir asgari ücreti kesinlikle benimsemeyeceğiz, kabul etmeyeceğiz diye ilan etmişti.Tam da bu şekilde Türk İş’in bir açıklaması var.İsterseniz onu da Okuyalım.Biz 29.583 lira olması gerektiğini ifade ettik diyor daha önceki toplantıda.Sonra şöyle devam ediyor.Bunun altındaki herhangi bir teklife makul ve dengeli bulmadık.Masada yer almayacağımız kararını aldık.Türk İş’in teklifine karşılık bugüne kadar ne hükümetten ne işverenden herhangi bir teklif gelmemiştir.Asgari ücret tespit komisyonu 24 Aralık 2024 günü yani bu akşam için karar için toplantıya çağrılmıştır.Türk İş Yönetim Kurulu asgari ücret teklifi konusunda bir bilgilendirme yapılmadan düzenlenen toplantıya katılmama kararı almıştır.Zaten belki ilan edilecek olan o 22.104 lirayı evvelden de öğrenmiş olabilirler.Öğrenmeseler bile yani Türk İş’in talebine uygun veyahut da onunla en azından ona yakın bir ilan olmayacağını anladılar ve toplantıya katılmadılar gözüken.Bu hükümet açısından düşünün Türk İş katılmıyor, işveren temsilcisiyle bakan şu anda basın toplantısını düzenliyor.Asıl hükümet açısından da kendilerini iyice zordurmaz.Zaten verdikleri oran belli.Ortalıkta dolaşan sözlerin çok altında.22.104 lira çok düşük.Emekçileri şimşek çarptı diyebilir miyiz?Ben şimşeğe bağlamayı doğru bulmuyorum.Yani o metafizik bir şey oluyor.Yani yağmur yağar, çakar şimşekteki şimşek de metafizik.O da çarpmaz.Ama Maliye Bakanımız şimşek.Yani burada şu oluyor.Hükümetin bütün yükünü getirip Maliye Bakanı’nın sırtına yüklemek oluyor.Doğru bulmuyorum.Burada sorumlu olan doğrudan görüyor.Hükümetin başıdır ve hükümetin kendisidir.Dolayısıyla bu Maliye Bakanı şimşeğin asgari ücreti diye değerlendirmemek gerekir.Türk iş nasıl tavır alır önümüzdeki süreçte?Herhalde buna karşı mücadeleci bir tavır alacak.Aslında bir nevi toplantıya da katılmayarak o mücadeleci tavrının işaretini verdi.Yani iş hareketinde yeni bir yükseliş, yeni bir dalganın işareti oluyor bu bugün ilan edilen asgari ücret.Hazır ekonomiye girmişken siz sonuçta asgari ücret kaynakların paylaşımı konusunda hep kaynak var diye çıkışlar yapıyordunuz.Yani kaynak yok diyenlere inat.Burada kısaca hazır ekonomiye girmişken biraz Suriye’ye sonra tekrar döneriz.Kaynak nerede var?Asgari ücret vermeyenler hangi kaynağı üstünden atlıyor acaba?Asgari ücret üretimi arttırarak verilebilir.Asgari ücreti kim veriyor?Patron veriyor.Yani devlet de bir sermaye sahibi.Yani devlet, iktisadi devlet teşekküllerinde, kamu iktisadi teşekküllerinde devlet de patron durumunda.Bir de özel teşebbüs var, girişim var.Sonuç itibariyle özel girişim ve devlet asgari ücreti veriyor işçiye.Burada bu asgari ücreti artırmanın yolu ne?Üretim arttığı zaman, dolayısıyla patronun ve devletin üretimle elde ettiği gelirler arttığı zaman, kazanç arttığı zaman asgari ücreti de daha makul seviyeleri yükseltebilir.Dolayısıyla iş nereye düğümleniyor?Üretimin artmasına.Yani asgari ücreti yükseltin, yükseltin talebi haklı bir talep.Yani aklılığını anlatmaya bile gerek yok.Yaşıyoruz.Haklı bir talep.Ama aynı zamanda Türkiye ekonomisinin asgari ücreti yükseltecek bir yerlere gelmesi lazım.Yani daha çok üretmesi diyelim.Çok basit.Daha çok.Daha çok üretince asgari ücret de artırılabilecektir.Daha çok üretmenin yolu ise yatırmak.yatırımdan geçiyor.Yani yatırım ise sermayeli, tasarrufla mümkün.Yani bir toplum ürettiğinin bir kısmını tüketiyor, bir kısmını da tohumluğa ayırıyor.Yani tasarruf ediyor, yatırıma ayırıyor.Yani çiftçinin ürettiği buğdayın bir kısmını tohumluğa ayırması gibi toplum ekonomi açısından baktığımız zaman bir toplumda ürettiğinin bir kısmını tasarruf ediyor, yani tüketmiyor.Tasarruf derken bizde tutumluluk anlaşılıyor, ekonomideki tasarruf tutumluluk değil.Üretimden tüketilmeyen değerlere tasarruf diyoruz.Tasarruf da yatırıma yöneliyor.Ama Türkiye’nin tasarruf kabiliyetinin çok yüksek olduğunu görüyoruz.Nereden?Nasıl anlıyoruz?500 milyar dolar yabancı bankalara toplam olarak götürülmüş, yatırılmış.500 milyar dolar.Yani bu çok yüksek bir tasarruf kabiliyetini ifade ediyor.Türkiye’de üretilen servetlerin, değerlerin 500 milyarını servet sahipleri götürmüşler, yabancı bankalara yatırmışlar.Yine bizzat Cumhurbaşkanı yardımcımız Cevdet Yılmaz’ın 3 ay kadar önce açıkladığı gibi banka kasalarında 350 milyar dolar değerinde altın var.Kasalara kitlenen altın var.Bu da büyük bir tasarrufu ifade ediyor.Altın olarak banka kasalarına konmuş veyahut da götürmüş yabancı bankalara dolar olarak veya avro olarak yatırılmış.Dolayısıyla Türkiye tasarruf yeteneği yüksek olan ülkeler arasında ama sorun ne?Tasarruf edilen değerler ya yurt dışına alınıp götürülüyor veyahut da yatırıma yönlendirilmiyor, banka kasalarına kilitleniyor.Dolayısıyla Türkiye’nin burada bir iradeye, bir karara, bir hükümet tutumuna ihtiyacı var.O da nedir?Tasarruf edilen değerlerin yatırıma yönlendirilmesi, yatırım sermayesi olarak işte fabrikalarda, tarımda, hizmetlerde yatırıma yönlendirilmesi.Onu yaptığımız zaman bu tasarruf kabiliyetiyle bu tasarruf edilen değerleri diyelim 500 milyar yurt dışındaki mevda Bu yurt dışındakiler tabi bizim işçilerimizin falan tasarrufları değil, onu da ifade edeyim.Yani bu 500 milyar dolar doğrudan doğruya Türkiye’deki büyük servet sahiplerinin yurt dışına götürüp yatırdığı para.Yoksa Almanya’da, Fransa’da, İsviçre’de çalışan işçilerimiz de aldıkları ücretlerin, belki de oradaki çeşitli sermaye sahiplerimizin, esnafımızın, zanaatkar ve tüccarlarımızın veya sanayicilerimizin yatırdıkları, Alman-Fransız bankalarına yatırdıkları değer değil bu 500 milyar.Bu tamamen Türkiye’deki servet sahiplerinin götürüp yabancı bankalara yatırıldığı.Dolayısıyla eğer biz Türkiye’nin tasarrufunu yatırıma dönüştürürsek O zaman üretimi çok büyük oranlarda arttırabiliriz ve artan üretimden de asgari ücreti daha çok artırma imkanlarını elde etmiş oluruz.Şu anda hattımızda Sezer Öztemem var.Komisyon toplantılarına emekçileri temsiyle katılan Vatan Parisi Merkez Karar Kurulu üyesi ve Ulusal Kanal Ankara Haber Müdürü.Sezer hattaysa değerli arkadaşlar alabiliriz yayına.Evet, sesleri gördük.Sesini de duyarsak eğer…Merhabalar, öncelikle Sayın Genel Başkanım ve sizleri paylaşmak istiyorum.Siz de ses verebilir misiniz arkadaşlar?Sesi mi alabiliyor musunuz acaba?Şu anda geldi.Sayın Öseven hoş geldiniz yayına.Neler oluyor?Merhabalar Sayın Genel Başkanım ve sizlere saygılı selamlıyorum.Evet, bir anda toplantı kararı alındı.Siz de bildiğim kadarıyla gittiniz.Türk İş’le hemen konuştunuz fakat toplantıya katılmama kararı alındı Türk İş tarafından ve bir bildiri yayınlandı.Neler oluyor bize?Kısaca özetleyebilir misiniz?Evet, bu akşam saatlerinde son dakikada bir asgari ücret komisyonu toplanıyor diye haber aldık.Hatta bazı komisyon üyelerimiz bunu da basından duydu.Yani bilgi doğrudan bize gelmedi, basından öğrendi.Üstümüzü başımızı dahi toparlayamadan koştur koştur Türkçe geldik ve bir değerlendirme yaptık.Burada da dedik ki böyle oldu bittiye getirilen, son dakikada haber verilen Rakamın bize dahi söylenmediği bir toplantıya katılmamız mümkün değildir.Dedik bir değerlendirme yaptık Sayın Ergün Atalay başkanımızla birlikte ve toplantıya katılmama kararı aldık.Nihayetinde açıklanan ücrette aslında katılmama kararımızın ne kadar doğru olduğu da ortaya çıktı.Bu ücreti haftalarca milletten sakladılar.Çünkü bu milletten saklanacak bir ücret.Milletin gözüne bakarak Asgari ücretlerinin işçinin gözüne bakarak rahat rahat söyleyebilecekleri ücret değil.Çünkü enflasyon payı dahi verilmemiş.Açlık sınırının zaten altında 26.700 TL’ydi Kasım ayında.Aralığı da eklersek 27.000 olur.Yani bu aslında asgari ücret diye sen aç kal deme ücretidir.Şimdi bana ilk günden beri vatandaşlarımız bize mesajlar atıyordu diğer işçi arkadaşlarımla birlikte.Şu an siz yayına girmeden önce gelen bazı mesajları okudum.İşçiler bize şunu yazıyor, sinirden gözlerim dolmak üzere diyor.Yani öyle bir ücret açıklandı ki sinirden gözlerim dolmak üzere diye mesajlar geliyor.Yine birçok kişi aç kal ücreti olarak değerlendirmiş bu ücreti.Biz ücretimizi 29 bin, teklifimizi 29 bin 583 TL olarak açıklamıştık ve çok makul bir teklifti.Hem asgari ücretlerin geçim koşullarını normalleştirecek hem de ekmek teknesini koruyacak bir ücretti.Ancak bu ücret bırakalım kabul görmeyi müzakere dahi yedirmedi.Bizde bir saat önce hadi bir saat sonra gelin toplantı var dendi.Yani Türk misafirperverliğinde bu bilinir.Böyle son dakika misafirle çağırmak sen gelme demektir aslında.Aslında böyle bir ifade kullanmış oldu, son bir saat kala siz gelin diyerek.Soruyoruz hükümet yetkililerine hangi ücret açıklanacak?Bari bize önden söyleyin.Ona göre bir değerlendirme yapalım diye ama bu da bize söylenmiyor.Yani bizden isteniyor ki gelelim orada masada bir diskos gibi duralım.Hükümetin açıkladığı ücreti de masada öğrenelim ve oradan ayrılalım.İşçilerin, asgari ücretlilerin ve Türk işin kabul edeceği bir şey değildir.Biz de bu çerçevede değerlendirmemizi yaptık.Türk İş’te Sayın Genel Başkan’la birlikte ve ortak kararımız olarak diğer komisyon üyesi arkadaşlarımla birlikte, Türk İş Yönetim Kurulu’yla birlikte ortak kararımız olarak bu toplantıya katılmama kararını aldık.Bu ücrette zaten çok vatandaşlarımızdan bizzat asgari ücretlilerden tepkiye yol açtı.Bu şekilde bu akşam yaşananları kısaca özetleyebilirim.Evet.Twitch sitesine göre Kasım 2024’te yıllık tüketici fiyat enflasyonu %47.Asgari ücrete zam oranı %30 civarında değil mi Sezer Bey?Evet doğru Kasım 47’ydi, Aralık’ın 45 olması hedefleniyordu.Zaten daha dün motorlu taşıtlar vergisine %44 küsur zam yapıldı.Önceki gün %45 bandında birçok vergiye zam yapıldı.Bu şu demektir.Ücretlere de en az bu kadar zam yapmanız gerekiyor ki vatandaş bu vergileri ödeyebilsin.Vatandaş evine ekmek, su, hemen ihtiyaçlarını giderebilsin.Siz bunun altında vatandaşa bir zam yaptığınızda diyorsunuz ki Bu aradaki farkı sizin sırtınıza yüklüyoruz.Sırtına yüklenen kim peki?Sırtına yüklenen zaten geçinemeyen.Yani biz tasarruf yapılmasın ya da işte asgari ücretli en üst düzeyde maaş alsın Türkiye’de demiyoruz.Ancak bu payın, bu yükün, bu ekonomi krizin yükünün eşit bir biçimde paylaştırılması lazım.Dar gelirli zaten bu yük sırtlanıyor düşük gelir olarak.Ama Türkiye’de Sayın Genel Başkan da biraz önce bahsetti biraz Dinleyebildim ben de Birçok Türkiye’nin çok geniş kaynakları var ama bu kaynaklar üretim için yatırım için istihdam için Kullanılmıyor Halbuki bu kaynaklar kullanılsa Asgari ücretle de siz rahatça geçinebileceği ücret verirsiniz Ama maalesef bu konuda kararlı bir siyaset güdülmediği için ekonomi siyaseti güdülmediği için Burada da asgari ücretlerinin Sırtına bu yükü yükleme yolunu tercih ediyor hükümetimiz O yüzden bunu bunun doğru olmadığını ve 2025 yılında da bunun vatandaşın geçim koşullarının çetinleşmesi önünden sonuçlar olacağını söyleyebiliriz.Sezer Bey, Türk İş Yöneticileri ile bir temasınız oldu mu?Bundan sonraki yol haritası ile ilgili bir belirleme var mı?Evet, şimdi zaten Türk İş Kenar Merkezi’ndeyiz.Ben de yayına Türk İş Kenar Merkezi’nden katılıyorum.Sayın Ergün Atalay Başkan da burada.Sayın Ramazan Ağar Başkan da burada.Yani heyetimizin komisyonumuzun başkanı.Türkiye bu süreçte sürekli bizimle temas halinde oldu.Hatta birçok konuda ücretin belirlenmesi dahil kararı bizzat asgari ücretlilere bıraktı.Bundan sonraki süreçte de yine Türk işlere tabii zaten o sendikayla birlikte hareket ettiğimiz için onlarla birlikte sonra süreç planlayacağız.Önümüzdeki süreci ilişkin yol haritası da yine Türk iş yöneticileri tarafından milletimizin önüne konacaktır.Toplantıya katılmadı.Şu anda Türk İş ve bir bildiriyle mücadele kararı aslında o bildiri biraz mücadele kararı denilebilir.Sayın Genel Başkan ne olacak şimdi?Sezer Özseven, bizim Merkez Karar Kurulu üyemiz aynı zamanda işçi sınıfını Asgari Ücret Komisyonu’nda temsil eden dört arkadaştan biri.Dolayısıyla Vatan Partisi bütün bu asgari ücret müzakereleri ve çalışmaları sürecinde bir Merkez Karar Kurulu üyesi işçi arkadaşımızla Türk İş’in o komisyonunda bulundu ve arkadaşımız gerçekten çok Seder Özseven, işçi sınıfının birikimini, öncü karakterini temsil eden çalışmalar, müzakereler yürüttü.Buradaki ifadelerine de bütünüyle katılıyoruz.Söyledikleri çok önemli.Şimdi tabii siz de sordunuz onu, şimdi Türk İş ne yapacak sonuç itibariyle?Yani orayı terk etti, bu bir protesto, gelmedi daha doğrusu.Bu protesto son derece haklı zaten ilan edilen Asgari ücrette Ne kadar haklı olduğunu Türk işinin ifade etmiş oldu Ondan sonra o bakımdan Ama şimdi şöyle bir şey var Türk iş ne yapacak çünkü 29.583 lira olmalı diyordu bunun altında Bir asgari ücreti kabul etmem diyordu Bu arada Sayın.Genel Başkanım, bütün basın mensupları Sezer’in peşinde şu anda.Haftalar boyunca da sürekli bütün televizyonlardaydı.Biz Sezer’e, Sezer arkadaşımıza teşekkür edelim.O diğer basın yayın organlarına da muhtemelen bilgi verecektir.Sezer Bey, ekleyeceğiniz bir nokta var mı?Çok teşekkür ederim, saygılar sunuyorum, iyi yayınlar diliyorum.Size de kolay gelsin.Biz Vatan Partisi olarak bu asgari ücretin kabul edilmemesi gerektiği kararındayız.Türk işinde bir mücadele hattı yürüteceğini bekliyoruz ve istiyoruz.Türk İş’in de başında Ergün Atalay gibi gerçekten işçi sınıfının son 50 yılda çok değerli demir yolu iş sindikası genel başkanlığından başlayarak namuslu, dürüst, akıllı vatan ve emek ideallerini, davalarını birleştiren bir çizgi izleyen esaslı bir sendikacımızdır.Şimdi sanıyorum hükümetin bu tespitinin altında kalmayacak işçi sınıfı ve bir mücadele çizgisi izleyecek ve asgari ücretlerin yükselmesi için çalışılacak.Şimdi bekliyoruz ve Türk İş’le beraberiz.Türk İş’in kararlı bir mücadele çizgisine gireceğini biliyoruz, eminiz.Şimdi Türk İş’in ilan edeceği eylem programını bekliyoruz ve o programda biz de olacağız Vatan Partisi olarak.Bir izleyicimiz şöyle bir soru yöneltiyor, tasarruf vurgusu yaptığınız için.Cari açık ve bütçe açığı veren bir ekonomik akış nasıl tasarruf edecek?Nereden tasarruf miktarı yaratılacak?Cari açış dış ödemelerdeki bir olay, yani bir ülkenin ihracatıyla ithalatı arasındaki fark cari açış.Ama tasarruf tamamen üretilen miktarın içinden, Türkiye’de diyelim bir yılda üretilen değerlerin içinden tükettiğimizi çıkardığımız zaman elimizde kalanı tasarruf diyoruz.Ve Keynes’in çok önemli bir formülü vardır.Yani eninde sonunda tasarrufla yatırım eşitlenir.Tasarruf eşittir yatırım diye Keynes’in meşhur bir teorisi vardır.Ben de okul fakültesinde, ekonomi dersinde bu konuda seminerler falan yapmıştım.Ondan sonra, dolayısıyla arkadaşın sorduğu soru farklı.cari açıkla tasarruf arasında bir bağlantı doğrudan doğruya yok.Dolaylı olarak vardır tabi.Dış ödemeler açığı olan yahut da cari ödeme açığı olan bir ekonomi de üretilen değerlerin sınırı vardır sonuç itibariyle.Yani bunlar ekonominin gelişmesinin ayağındaki kösteklerdir.O cari açık.Doğru bu ama Bir de bizim verdiğimiz rakamlar var.500 milyar dolar yabancı ülkelerle yatırıldığına göre Türkiye’de büyük bir tasarruf kabiliyeti var.O bir yılda değil tabii 500 milyar dolar.Arkada kalan 15-20 yılda olan bir şey.Ama bankalarda da 350 milyar dolar değerinde altın kasalarda kilitli olduğuna göre bunlar çok büyük rakamlar.Demek ki Türkiye’de patronlar veya sermaye sahipleri çok büyük bir artı değere yani kâra sahip.Yani sonuç itibariyle bu artı değerler yani kârlar tasarruf oluyor.Bir de tabii devletin kendi gelirlerinden yatırıma ayırdığı paylar da o tasarrufun içine girer.Ama sonuç itibariyle o da artı değer.Yani işçi sınıfına verilen ve ücretler ve maaşlar yapılan üretimden çıkartıldığı zaman geri kalanı ne oluyor?Tasarruf oluyor ve o yatırıma yönlenir.Ama Türkiye’de bunun yatırıma gitmediğini görüyoruz.yatırıma gitmediği için tabi ekonomi de tempolu bir şekilde gelişmiyor.Çünkü bir de amortisman var yani yıpranan sermaye var yani makineler vesaire falan dolayısıyla.Dolayısıyla Türkiye’nin bu tasarruf kabiliyetini yatırıma yönlendirecek bir iradeye bir karara ihtiyacı var.Aslında üreticilerin milli hükümeti diye siz bu söylediğiniz durumun yaşanması için Türk milletinin bir güven duyması gerekiyor aslında bir nevi.Yani bir hükümete de, Türk ekonomisine de, çünkü sonuçta kaynağını çıkar yatırıma çevirelim.Ya da kaynağını getir yatırıma çevirelim.diyorsunuz.Bunun bence onların iradesine yani o yabancı bankalardaki paraların sahiplerinin iradesine bırakmamak lazım.Cumhurbaşkanı da açıklama yapmış.Şu anda düştü galiba.Teşekkürler reji.Bugün?Evet.20.40’ta mı yaptı açıklamaya?Zaten bu tabii bunu Sayın Cumhurbaşkanımız bu 22.104 lirayı onayladı.Bir saat önce duyurmuş.Onun onayı olmadan.Pardon 20 dakika önce duyurmuş.Evet.Şimdi burada şu.Yani bu yabancı bankalarda parası var diyelim.500 milyar dolar.Değil mi?Bu kaç?Sonuç itibariyle bir avuç insan falan.Onlar hayır sahibi olsun, getirsinler bu paraları Türkiye bankalarına yatırsın falan değil.Kanun kanunla.Otoritesi güçlü bir iktidar.kanun çıkartacak diyecek ki şu andan itibaren yabancı bankalarda mevduatı olan Türkiye’de tasarruf edilmiş servetlerin Türkiye’ye getirilmesi için diyelim 2 ay 3 ay süre tanıyoruz.Bu 2 ay 3 ay içerisinde bu yabancı bankalardaki mevduatlar getirilecek.ve Türkiye bankalarına yatırılacak ya da Türkiye’de yatırımda kullanılacak veya devletin planına uygun olarak devlet yatırımlarında pay alınacak şeklinde bir kanun.Bu kanunu da hazırladık biz.Partimizin genel başkan yardımcısı Hakan Tok kurulunun başkanlığında bu kanun tasarısında hazırladık.Böyle bir kanun.İkincisi, bununla beraber aynı kaynak kanunu adını verdik.Bankalardaki altınlar, o da zaten Türkiye bankalarında.Bu bankalardaki altınlarda ne olacak?Yatırma yönlendirilecek.Bu da bir kanunla.Yani ya o altınların sahipleri kendileri bir yatırım yapacaklar veya onlar altın Türk Lirası’na çevrilecek ve banka mevduatlarına dönüştürecek.O zaman zaten yatırıma gider.Yani bankalardaki biriken sermayede ne oluyor?Oradan krediler şeklinde topluma dağıtılıyor.Dolayısıyla bunun kanunda mecburi, Türk milletinin aç kalmaması.Mesela şimdi asgari ücreti tartışıyoruz.Asgari ücreti 22.104 lira olarak saptiyanlar da bize şunu diyecek, Türkiye’nin ekonomisinin şeyi bu, gücü bu.Yani 22.104 lira verirsek yatırım yapabilecek işveren.Sözü ciddi.İzleyicimiz diyor ki, bütçe açığını da buna eklediğimizde yine aynı manzara olur mu?Yani bütçe açığı varken Sayın Perinç’in dediğini yapma imkanı çıkar mı?Bu kavramları karıştırmamak lazım.Yani bütçe açığı ayrı bir şey.Bütçe açığı nedir?Devletin gelirleri ile giderleri arasındaki farka açığa bütçe açığı diyoruz.Ama benim bahsettiğim mecmu ekonomi, toplam ekonomideki üretilen değer, yani çiftçinin tarımda ürettiği değer, sanayide üretilen değerler vs.Bunların hepsi toplam olarak mecmu ekonominin ürettiği değerler.O değerlerin içinden ne oluyor?Ücretler ödeniyor, maaşlar ödeniyor emekçilere.Geriye kalan ne oluyor?Artı değer oluyor.Yani ödenmeyen, emekçiye ödenmeyen değere artı değer diyoruz.O artı değer de ne oluyor?Sermaye oluyor.Yatırım sermayesi oluyor sonuç itibariyle.Bu bakımdan devletin bütçesi ve bütçe açığıyla bunun arasında bir şey yok.Şu bakımdan devletin yatırımları açısından izleyicimizin bu söylediği önemi kazanabilir.Yani bütçe açığı olan bir devlet sonuç itibariyle yatırıma kaynak ayırmakla zorlanacaktır.Vatan Partisi şimdi tabii Türk iş mücadele edecektir dediniz.Vatan Partisi de bu yönde herhalde.Biz Sayın Ergün Atalay’la, Türk İş Yöneticileri’yle diğer Türk İş’e bağlı sendikaların yöneticisi Arkadaşlarımızla beraberiz.Parti Birliğimizin yılbaşı toplantılarına sağ olsunlar geliyorlar.Onlarla konuşuyoruz, görüşüyoruz.Yürüyen Polonez işçileriyle, yürüyen Çayırhan işçileriyle, mücadele eden metal işçileriyle, aynı zamanda ayağa kalkmış olan belediye işçilerimizle devamlı beraberiz.Onlarla beraber mücadeledeyiz.O işçi hareketlerinin önderliğinde Vatan Partisi’nin çok güçlü bir konumu var.Hatta Vatan Partisi siyasi planda o işçi hareketlerinin önderidir, denebilir.Yani sendikalarla beraber bu işçi hareketlerini önderlik ediyor.Dolayısıyla şimdi yapılacak mücadele programında sendika liderleriyle partimiz görüşmeler yapacak.Zaten Asgari Ücret Komisyonu’nda da görüyoruz işte Vatan Partisi’nin merkez karar kurulu üyesi dört işçiden biri.Yani Asgari Ücret Komisyonu’na dört işçi giriyor.O dört işçiden biri, diğer arkadaşlar da tabii bizim arkadaşımız ama, o dört işçiden biri vatan payısı.Merkez karar kuruluyoruz sonuç itibariyle.Yani biz bu mücadelenin merkezindeyiz.Hem eylemlerde ön saftayız, hem de diyelim asgari ücretle ilgili mücadelenin de merkezindeyiz.Birkaç izleyicimiz aynı soruyu sormuş.Merkez Bankası’ndaki 163 milyar dolar olduğu söyleyen rezervler, bu rezervler neden bekliyor?Böyle durumlarda devreye sokulması gerekmiyor mu?Diye.O rezervler Türkiye ekonomisi için önemli.Yani rezervlerin hepsini tüketmek şey olur.İleride çok ciddi sorunlar…yaratabilir.Ama bazen tabii…büyük sorunlarla karşılaştığı zaman ekonomi o rezervlerin bir kısmı…yatırıma yönlendirilebilir veya…bir takım giderlerin, devlet giderlerinin kaynağı haline getirilebilir.O tabi ekonomi yönetenlerin, hükümet diyelim ona, ekonomi yönetenler o rezervlerle ilgili bir takım kararları her zaman alabilir.Bugüne kadar şöyle bir yorum yapılıyordu.Asgari ücretin yüksek düzeyde arttırılmaması ile ilgili.Asgari ücret yüksek düzeyde arttırılırsa eminasyon da bununla beraber fiyatlar artıyor gibi bir yorum vardı.Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Çimşek bugün şöyle bir şey dedi.2024 yılında enflasyon yüksek diyebilirsiniz.Evet doğru.Yılın başında %65’ti.%44-45 ile kapatırsak 20 puana yakın bir düşüş olacak.Bu da çok kötü değil.Enflasyonda ciddi bir düşüş var.Bu düşüş devam edecek.Şimdi bakın talep enflasyonunda yani ücretleri, maaşları arttırdığınız zaman piyasadaki talep artar.Dolayısıyla bu bir talep enflasyonu etkenidir.Ama Türkiye’de o talebi karşılayacak arz var.O bakımdan esas olarak talebi arttırdığınız ücret ve maaşları yükselttiğiniz zaman, o piyasaya yönelilecek olan işçi talebi, işçilerin talepleri, memurların talepleri, emekçilerin talepleri diye hepsini toplayalım.O talepleri karşılayacak mal arzı olduğu için Türkiye’de bir enflasyon oradan olmaz.Türkiye’deki enflasyondan doğacak maliyet enflasyonu.İki tür enflasyon var.Biri maliyet enflasyonu, iki enflasyon etkeni var diyelim faktörün.Biri maliyet enflasyonu, biri talep enflasyonu.Dolayısıyla biz ücreti arttırırsak piyasadaki talebi arttırırız.Dolayısıyla asgari ücreti arttırdığımız zaman enflasyon yükselir.Bugünkü Türkiye gerçeğine oturmuyor.Ama yeni her şey geliyor, nereye bağlanıyor?Üretimi arttırdığımız zaman devletin gelirleri de artar ve işverenin gelirleri de artar.üretim arttığı zaman, kar artar yani, sonuç itibariyle işçiye daha yüksek asgari ücret vermenin koşulları olur.Para sonuç itibariyle nedir?Malları değiştirirsiniz, para orada bir aracı.Yani para aslında kendisi paranın bir değer değil.Ama neyi temsil ediyor para?Bir değeri temsil ediyor.Diyelim fincanı temsil ediyor, kağıdı temsil ediyor, kalemi temsil ediyor.Değil mi para?Şimdi diyelim bu kalem 100 liraysa, ondan sonra 100 liralık bir banknot, bu kalemi temsil ediyor.Yoksa kağıt değil o banknot yani.O para sonuç itibariyle ülkede üretilen malları temsil eden değişim aracı.O bakımdan sonuç itibariyle her şeyi belirleyen ne?Para üzerinden hep ekonomiyi tartışıyoruz.Hayır, üretim üzerinden tartışmamız lazım.Yani sonuç itibariyle.Geçen senelerde kaynak sorusuna yanıt verirken banka karlarını da ekliyordunuz ona.Sonuç itibariyle tabii yani sonuç itibariyle yatırım nereden olacak?Tüketilmeyen, kar tüketilmeyen.Yani diyelim bir işletme böyle bir şey bu kadar mal üretti.Bunun bu kadarını verdi değil mi?Ondan sonra bu tüketime ayırılan parça öbür tarafta nedir kar oluyor.O kar yatırıma yönlendirildiği zaman sonuç itibariyle üretim artar ve artan üretimden de herkesin payına daha fazla düşebilir.Ekonomiyi geçelim eğer, Özlem Hanım sorunuz yoksa.Suriye’ye dönelim.Aslında birbirleriyle iç içe iki konu.Ama şöyle, yani ekonomiyi şöyle noktalayalım.Önümüzde, bugün Türkiye’de yükselen bir işçi hareketi var.Onun içindeyiz, onun başındayız.Ondan sonra…Ve şimdi bu asgari ücret saptaması…bu işçi hareketini ateşleyen, yeni bir dalganın yükselişini ateşleyen bir etken olarak önümüzde duruyor.Evet.Yani işçi hareketinin daha da yükseleceğini söyleyebiliriz.Rejiye bir soru.Şu anda reklama gidelim mi yeni konuya geçmeden yoksa geçebilir miyiz?Peki.Çok kısa bir reklam arası hemen arkasından birlikte olacağız.Konularımızla görüşmeye devam edeceğiz.Çıkış yoluna tekrar hoş geldiniz.Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye güncel gelişmeler ilişkin sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz.Aydınlık Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Sayın Özlem Konur Usta yanımda.İlk bölümde biraz ekonomiyi konuştuk.Asgari ücretle ilgili tartışmalar şimdiden başladı.Hem Türk İş hem Vatan Partisi hem de diğer sendikalar muhtemelen buna bir yanıt verecektir.Sıcak yani 2025 yılının sıcak geçeceği, hareketli geçeceği Anlaşıldı.Ya işçi hareketinin yeniden bir yükselişe yani zaten yükselişteydi yeni bir dalgayla hüveme kazanacağı o yükselişin hız kazanacağı gözüküyor.Vatan Partisi’nin de arkada bıraktığımız yıllarda yani 40-50 yıllık tarihinde işçi hareketleriyle birlikte çok büyük başarıları imza attığını biliyoruz.1989-90 bahar hareketleri tamamen Vatan Partili işçi liderlerinin tersanelerde olsun, tekellerde olsun, sümer banklarda olsun, diğer enerji sektöründe olsun.Hep işçi partili işçilerin önderliğinde yükseldi 89-90 işçi hareketi.Şimdi o dönemi hatırlatan bir yeni yükselişin başındayız.Biz de buradan bütün Ulusal Kanal çalışanlarına talimatımızı vermiş olalım.Ankara’daki, İstanbul’daki yurt haberlerini örgütleyen arkadaşlarımıza, şu anda görevi başında olan arkadaşlarımıza, Ulusal Kanal’da bu sürecin yayın organı olarak kendisine en önemli pozisyon almaya hazırlasın.Çayıran sürecinde Ankara’daki arkadaşlarımıza çok güzel sınav verdiler.Sabah akşam işçilerine, emekçilerine, hatta onlarla birlikte yerin altından yayın.Şimdi bu sıcak dönemde ülkemizi rahatlatacak çözümleri ön plana alacağız emekçilerimizle birlikte.İzninizle Suriye konusuna güvenlik problemlerimize dönelim.Ben sözü Sayın Usta’ya bırakayım.CİA şefi Mayka Rubin’in ardı ardına bir takım yazıları yayınlandı.Yazılarda Türkiye’nin Suriye’deki bazı politikalarından vazgeçmesi gibi yorumlar var.Hatta bazı başlıklarını da söyleyeyim ben size.17 Aralık’taki yazısı ABD’nin Suriye’de Türk kuvvetlerini öldürmeye hazır olması gerekiyor başlığı.21 Aralık’taki yazısının başlığı Batılı turistler İstanbul’u terk etmeli.İşte Kürtlerin en yoğun olduğu yer aslında İstanbul diyor.Bir takım kargaşalar olabilir oralarda diyor.Bir diğer yazısı da 21 Aralık 2024’te Akkuyu nükleer santrali daha enerji üretmeden imha edilebilir.” diyor.Bu konudaki değerlendirmenizi?Şimdi bakın bunlar yazı falan değil.Onun için bugün bir basın toplantısı yaptık.Orada da ifade ettik.Bunlardan yazı diye bahsetmiyorum.Bu doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne, devletine bir muhtıra.Hatta ültimatom bile diyebiliriz.Çünkü siz de ifade ettiniz.Aslında 3 maddede özetlenebilir bu yazılar.Birisi Irak’ın kuzeyinde diyor Türk devletine, Türk Silahlı Kuvvetleri benim adamlarımı PKK-PYD’yi kastediyor.Yani onları öldürürseniz biz de sizi öldürürüz.Aynen öldürme kavramını kullanıyor.Siz PKK’lıları öldürürseniz biz de Türk askerini ve Türkiye’nin kontrolündeki güçleri öldürürüz diyor.Bu bir köşe yazarı değil.Sonuç itibariyle Amerika Birleşik Devletleri Devleti’nin bir önemli memuru, görevlisi, bürokratı diyelim, cihaşefi.Bu tehditler görüşmelerde de ifade ediliyor.Belki bu kadar kaba saba, bu kadar şiddetli değil.Ama bütün dünya kamuoyu önünde ve Türkiye kamuoyu önünde Amerikan devleti, Amerika Birleşik Devletleri devleti, Washington yönetimi diyelim, doğrudan doğruya Türkiye devletini ve hükümetini tehdit ediyor.Senin askerini Irak’ın kuzeyinde öldürürüm diyor, dur diyor.benim oradaki kara kuvvetim olan PKK’nın, PYD’nin üzerine gitmeye kalkma, onları öldürmeye kalkma, o zaman ben seni öldüreceğim.” diyor.İkincisi, dağısı diyor, unutma diyor, Türkiye’de çok önemli bir Kürt nüfus var, ben onun sözlerini aktarıyorum.Yani yazılarını, ültimatomunu, muhtırasını aktarıyorum.Ve en büyük Kürt kenti diyor, ne Diyarbakır’dır, ne Erbil’dir.Ondan sonra İstanbul’dur aslında diyor, en büyük Kürt kenti.Ve o Kürtler işte, yurtlarını, evlerini, barklarını, baskıları yüzünden Türkiye’nin, zorbaları, baskıları yüzünden, hatta soykırım, soykırımı da kullanıyor, bu çok önemli.O yüzden bu kentleri toplanmışlardır ve sizin Suriye’nin kuzeyindeki uygulamalarınıza Türkiye’nin büyük kentlerinden ayağa kalkarak refleks gösterecekler, tepki göstereceklerdir.Yani ben sizin büyük kentlerinizde, İstanbul’unuzda, İzmir’inizde, Antalya’nızda falan filan kalkışmalar hani…Gazze’ye benzetmek…Ve diyor, senin de diyor orada diyor, İsrail’in Gazze’deki uygulamalarından başka çaren yoktur ey Tayyip.Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın da ismini veriyor.Ve bu kalkışmalar başladığı zaman diyor, Tayyip Erdoğan’ın da diyor bu kentlerde, başta İstanbul olmak üzere, İsrail’in Gazze’de yaptıklarından başka yapabileceği bir şey yok diyor.Ha orada başka bir şey daha ifade ediyor ki, senin diyor İHA’ların, MİHA’ların arazide olur diyor.Ama İstanbul’da İHA’ların bir işe yaramaz diyor.Yani kırsal alanda diyelim, işte köylük alanlarda, dağda taşta İHA kullanabilirsin.Ama İstanbul’un mahallelerinde, sokaklarında İHA kullanamazsın.Diyor.Üçüncü şey dehşetli.2025 yılında tarih de veriyor.Akkuyu Santralı üretime başlayacak, enerji üretecek diyor.Ama diyor, o Akkuyu Santralı daha elektrik üretmeden diyor, ışık vermeden diyor, ondan sonra enerji vermeden diyor, yerle bir edilebilir diyor.Yani ederim diyor ve nükleer silah bile kullanabilir diyor İsrail.Sen İsrail politikanı değiştirmezsen.Şimdi bunlar Türkiye devletine karşı Amerika Birleşik Devletleri’nin tehdidi.Ve tehdit nerede düğümleniyor?Sakın ha PKK’nın PYD’nin üzerine yürümeyeceksin.PKK-PYD devletçiyi kurulacak.Suriye’nin kuzeyinde bir PKK-PYD devletçiyi, hani Cumhurbaşkanımız teröristan diyordu, terör devleti diyordu ya, işte o terör devleti orada kurulacak.O terör devletinin kurulmasını sen aski uygulamalarla veya her türlü uygulamayla bozmaya kalkarsan ben Türk ordusuna ve Türk ordusunun kontrolündeki kuvvetlere Şiddet uygulayacağım, silah uygulayacağım diyor.Ültimatomun muhtırının özü bu.Siz geçen hafta çıkış yolu programında AK Parti’nin Batı ile uyumlu yürüme çizgisini eleştirdiniz, denge politikasını eleştirdiniz ve en son HTŞ’nin saldırılarıyla başlayan yeni süreçte de komşuları küstürdüğünü ve ileride bunun yansımalarının çok zor olacağını, zorlukları arttırdığını söylemiştiniz.Yani aslında AK Parti’nin Batı ile birlikte Esad’a karşı yürüttüğü son haftadaki özel mücadelesinin problemli olduğunu ve buna karşı çıkmamız gerektiğini söylemiştiniz.Şimdi böyle bir çizgi varken böyle bir durum varken Esad’a da devirmişken bu kuvvetler Amerika Birleşik Devletleri Türkiye’yi neden tehdit etmeye ihtiyacı duysun?Esas senaryo bundan sonra.Yani Suriye’de bir PKK devletçiyi kurulmanın koşulları yaratıldı Amerika ve İsrail tarafından.Onun önündeki engel neydi?Beşer Esad’ın yönettiği Suriye Cumhuriyeti, Arap Cumhuriyeti idi.O Suriye Arap Cumhuriyeti’ni yıkarak Suriye topraklarındaki, zaten belli bir alanı kontrol ediyordu PKK-PYD.Orada da Amerika ve İsrail’in desteğiyle o alanı kontrol ediyordu.Amerika-İsrail onu işte DAEŞ’e karşı mücadelede işlev yapıyor falan diye orada büyüttü.13 yıldır bir iç savaş var.Yani 2011’den bu yöne 13 yıldır bir iç savaş var.O iç savaşta Amerika ve İsrail PKK’yı kendi kara kuvvetleri olarak büyüttüler.Onun altına bir coğrafya, bir toprak sağladılar.Ondan sonra da son vuruşla Suriye Arap Cumhuriyeti yönetiminin, Sayın Başar Asad’ın yönettiği Suriye Devleti’ni, hükümetini devirdiler.Devirdikten sonra da artık Amerika esas hedefine bir ikinci İsrail devleti bölgede oluşturmak.Irak’ı bölerek Irak’ın kuzeyinde bir bölgesel yönetim Kürdistan kurmuştu.Şimdi de Suriye’yi bölerek Suriye’nin kuzeyinde bir PKK devletçiyi kuruyor.Tabii burada eksik olan ne oluyor?Bir de Diyarbakır ve bu bölgemizdeki Kürt nüfusun en yoğun olduğu ülke Türkiye.İkincisi, Kürt nüfusun en moderni, en örgütlüsü, en savaşkanı ve Kemalist devrimden aydınlanmış olarak en yeteneklisi Türkiye’de yaşıyor.Onlarsız bir Kürdistan mümkün değil.Yani sırf Irak’ın kuzeyindeki ve Suriye’nin kuzeyindeki Kürtleri birleştirdiğin zaman o Kürdistan’ın yaşama şansı yok.Türkiye Kürtlerinin ona eklenmesi lazım Amerika planına göre.Şimdi o artık Türkiye o planla yüz yüze.Ne diyordu bizim hükümetimiz, Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın başkanlığındaki hükümetimiz?Biz diyordu burada bölgemizde kesinlikle bir PKK-PYD terör devletine müsaade etmeyeceğiz.Sözde bir Kürdistan devletine kesinlikle izin vermeyeceğiz ve elimizde Türk Silahlı Kuvvetleri var diyordu.Fakat şimdi birdenbire bu konularda bir kararsızlıkla karşı karşıyayız.Bunu nasıl fark ettiniz?Bu kararsızlığı nasıl fark ettiniz?Mesela şimdi eskiden izin vermeyeceğiz, gideriz ezeriz, son teröriste kadar yok ederiz söylemi varken Türkiye Devleti’nin.Şimdi efendim liderler PKK’nın, PYD’nin liderleri şeyi terk etsin Suriye’yi ondan sonra ve Suriye’yi yöneten şimdiki HETEŞE bu sorunu çözsün.Yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin görevi ne?Yani HETEŞE’ye havale ediliyor PKK’yı.Yok etsin de demiyor, onu dizginlesin mi demek istiyor.Bunları söylediğin zaman o eski kararlılık, yani ben PKK’yı, PYD’yi ondan sonra müsaade etmem, bunların devlet haline gelmesine kesinlikle izin vermem, Türk askeri var, Türk polisi var, Türkiye’nin silahlı gücü var, buna izin vermem.AK Parti hükümetinin Suriye politikası iflas etmiştir.Tekrar ediyorum, AK Parti hükümetinin Suriye politikası iflas etmiştir.Bir daha söylüyorum, AK Parti hükümetinin Suriye politikası iflas etmiştir.Bu politika neydi?Katil esed, zalim esed, zorba esed, devirin onu.Devirdiği zaman Amerika ve İsrail ile birlikte devirirsin.ve kontrolü de kaybedersin, kaybetmişlerdir.Sonuç itibariyle PKK-PYD devletçinin orada kurulmasına, Suriye’nin bölünmesine, Amerikanın federasyon planının gündeme gelmesine ve PKK-PYD devletçinin kurulmasına yol açarsın.Bu tablo karşısında da önünde iki yol var şu andan itibaren hükümetimizin.o eski politikadan, yani iflas eden politikadan vazgeçecek ve PKK-PYD’nin üzerine yürüyecek, Amerika’nın tehditlerine diyecek, bu benim vatan bütünlüğüm için.zaruridir.Ben burada kendi sınırlarımın ötesinde Türkiye’yi bölmeye yönelik bir silahlı devletçinin oluşmasına kesinlikle razı olmam.Senin tehditlerini de reddediyorum.Hani biz NATO üyesiydik falan oturup polemikler de yapabilir.Rubin’in açıklamalarında o da var.NATO moto işine yaramaz diyor.verdiği muhtırada, o yazılarda Türkiye’ye diyor ki, sakın diyor ben NATO müttefikiyim, 6.madde işler, beni koruyun falan, hayır diyor onlar işe yaramaz, o sınırın, Türkiye’nin içinde bir şey olursa diyor NATO düşünür olur ama senin sınır ötesi harekatlarında NATO senin arkanda değildir diyor.Bunlar senin işine yaramaz diyor.Sonuç itibariyle şimdi Türkiye hükümeti Suriye politikasının iflası karşısında çok önemli bir prestij kaybına doğru gidiyor.Zaten bu işin nasıl başladı?Devlet bahçeliği ile başladı.Bakın Devlet Bahçeli, Suriye’nin Sayın Başar Esad Yönetimi’nin devrilmesi harekatından çok önce, üç ay falan oldu sanıyorum Devlet Bahçeli, PKK’yı muhatap aldı.Ondan sonra yaptığı iş, Dem Partisi’ne gitti, elini sıktı.O PKK’yı muhatap almaktı.Ondan sonra birtakım roller verdi.Öcalan’a.Ondan sonra bu…Suriye’nin kuzeyinde bir Kürdistan…projesinin tanınması yolunda adımlar…Devlet Bahçeli’de.Şimdi oraya geldik işte ve yavaş yavaş…şunu dediği zaman bizim Dışişleri Bakanımız…Heteşe…bu PKK-PYD’yi burada…izahiye mi getirsin diyor artık, temizlesin mi diyor.Onların da sorunu.Peki Türk Silahlı Kuvvetleri niçin var?Heteşe onu hizaya getirir mi?Heteşe, Suriye’nin birliğini sağlamak için PKK’nın üzerine yürüyecek.Türkiye, Heteşe’den bunu dilenir noktaya geliyor.Türkiye yönetimi.Fakat bir yandan da tehlifatla mülki temizlediler.Yani bu söylediklerinizle çelişen bir durum değil mi?Bir yere kadar temizler gibi oldu falan filan orada durdu.Bakın bu tehditlerden sonra durdu.Ben bu politikanın iflas eden Suriye politikasının devam etmeyeceğini biliyorum.Yani niçin devam etmeyecek?Bir hükümet bu politikayla Türkiye’nin başında kalamaz.Yani bir sözüm ona Kürdistan aslında ikinci İsrail devletçiliğinin bir kutla devletinin kurulmasına razı olan Burada Türkiye’nin yaptırım gücünü kullanma cesaretini göstermeyen bir hükümet Türkiye’nin başında kalamaz, göreceğiz onu.Bu ne kadar sürer?2 yıl sürer, 3 yıl sürer, 1 yıl sürer.Ama o kalamaz.Meşru yollardan Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlayacak üreticilerin, milli hükümetin anahtar konumda Vatan Partisi olmak üzere bu önümüzdeki 2-3 yıl içinde kurulur.Bir yıl içinde de kurulabilir.Oraya doğru gidiyor.Ama bu olmayacak.Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın bugün içine girdiği yani PKK’yı temizlemekten vazgeçen Amerika ve İsrail tehditlerine diyelim boyun eğen siyasetinin devam etmesi mümkün değil.Yanında bir tek CHP’yi bulabilir bu konuda.Zaten bugün Özgür Özel’in de açıklamaları sonuç itibariyle bir takım Suriye’nin toprak bütünlüğü falan gibi bir takım gevezelikler var ama esas olarak Atlantik Sistemi’nin projesi içerisinde açıklamalar yaptı.Aşıçları Bakanı Hakan Fidan PKK-YPG ile ilgili dedi ki, HTA’yla artık bunlar kendilerini müzakere etsinler, bu onların artık meselesi dedi.Bunun ardından YPG’nin bazı liderleri Amerika’ya mektuplar yazdı, işte bizim silahlarımızı bırakmamızı istiyorlar diye.Bugün de Jolani Kodad’la Ahmet Eşar’a bu grupları toplantıya çağırdı muhalif grupları ve artık işte bizim bir ordumuz var ve orduya dahil olun gibi bir açıklaması oldu.Şimdi bu durumda şöyle yorumlar da yapılıyor.PKK, YPG aynı zamanda HTŞ’nin silahlı gücü olabilir mi acaba o bölgede?Oraya dahil olabilir mi?Federasyon, yani bu dediğiniz doğru.Olur, nasıl federasyon olur?Yani şu açıkladığınız gerçekler Suriye’nin Amerika ve İsrail tarafından bir federasyona doğru götürüldüğünü ve Türkiye yönetiminin de o federasyon planına şu anda boyun eğdiğini gösteriyor sizin söyledikleriniz.Yani şu ne demek?Heteşe bu işi çözsün.Heteşe Suriye’nin yönetimi.Suriye ona ait.PKK’yı da muhatap kabul etsin.Türkiye’de zaten PKK’yı devlet bahçeli muhatap kabul etti.Onlar da PKK’yı muhatap kabul etsin.Aralarında konuşsunlar, müzakere etsinler dediniz.Bu ne demek?Federasyon demek.Ondan sonra olay nedir?Diyelim bu proje olursa ki ben bu projenin yürümeyeceği kanısındayım.Sınır şuradan mı geçsin, buradan mı geçsin?Bu sefer de federasyonun sınırları, federa devletlerin sınırları diye bir sorun gündeme gelecek.İkincisi PKK-PYD silahları bırakır mı?PKK-PYD silahları bıraktığı an öyle bir iddiası kalmaz.Bütün onun gücü silahından geliyor.Bütün örgütler için bu geçerli.Diyelim silahı bıraksaydı Mustafa Kemal Kurtuluş Savaşı olur muydu?PKK-P7, silah bırak çağrıları.Sayın Devlet Bahçeli Türkiye’den o çağrıları yapıyor.Ondan sonra Suriye’de eteşe silahları bırakın diyor.Gelin diyor, bütün grupları topluyor.Artık Suriye ordusunu kuruyoruz, silahları verin bana diyor.PKK-P7 silahları verir mi?Vermeyeceğini ben size söyleyeyim, vermeyeceğini hepimiz biliyoruz.Amerika da verme der.Çünkü federasyon olması için PKK’nın silahlı olması lazım.Silahsız olduğu an federasyona götüremezler Suriye’yi.Dolayısıyla Amerika ve İsrail’in Kürt devleti planı yürümez.Tam burada Amerikan kongresine bir yasa taslağı tasarısı geldi.Türkiye’ye yönelik yaptırımlarla ilgili.Deniyor ki işte Aynel Araba, tam Türk ordusu Aynel Araba hazırlık yapıyordu, müdahale hazırlıkları yapıyordu.O sırada 20 Aralık’ta bir tasarı geldi kongreye.Deniyor ki Aynel Araba dokunmayın, yoksa işte bir takım ekonomik, askeri yaptırımlar Türkiye ile karşı karşıya kalırsınız.Türkiye karşı karşıya kalır deniyor.Şimdi bundan birkaç hafta sonra ABD’de yönetim değişecek.Siz nasıl görüyorsunuz?Trump’la ilgili değerlendirmeniz nedir?Bir de övdü de.Yani hem Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı övdü, Türk ordusunu övdü.Neyin işareti bu?Şimdi o yasa tasarısı çok önemli.Bir kere o yasa tasarısı Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörlerinin birlikte verdiği.Yani Biden-Trump anlaşmazlığı yok orada.Hem Biden’ın partisi, Demokrat Parti, hem de Trump’un partisi, Cumhuriyetçi Parti ikisi birlikte bir yasa tasarısı veriyor.Yasa tasarısı ne?Rubin’in tehditlerinden aynı.Sen diyor böyle Türkiye’yi, sen diyor Suriye’nin kuzeyinde böyle bir silahlı uygulamalara falan filan kalkarsan diyor, sana yaptırım uygularım diyor, askeri yaptırımlar, ekonomik yaptırımlar, siyasi yaptırımlar uygularım diyor.Değil mi?Dolayısıyla Rubin’in verdiği muhtıra orada da kanun tasarısı olarak kongrenin gündemine, Amerikan yasama organının gündemine getiriliyor.Şimdi burada Trump’un partisiyle Biden’in partisine aynı yasa tasarısının altında imzalarını görüyoruz ikisinin de.Demek ki burada Amerika Devleti’nin bir ortak tavrı var.Ortak tavır ne?PKK-PYD bizim bölgedeki esas olanımızdır, stratejik piyonumuzdur.Biz onlarla o ikinci İsrail Devleti’ni kuracağız, ona dokunmayacaksınız.PKK-PYD’ye dokunmayacaksınız.Türkiye Devleti’ne diyor ki buna dokunmayacaksınız.Şimdi Türkiye buna boyun eğen bir yönetim Türkiye’yi uzun boylu götüremez, onu söyleyeyim.Türk Silahlı Kuvvetleri’nin anlamı kalmıyor.Yalnız biz ülke içinde olur mu?Ne fark var?Ne diyorduk iki gün evveline kadar?Sınırlarımızın ötesi.Değil mi?Fırat Kalkan harekatı, Barış Pınarı harekatı, ondan sonra bütün o Zeytin Dalı, Barış Pınarı’ndan önce o harekatlar neydi?Sınır ötesindeydi.O sınır ötesi harekatlara Türkiye’de kim destek oluyordu?Vatan Partisi destek oluyordu.Kim karşı çıkıyordu?Cumhuriyet Halk Partisi karşı çıkıyordu.Şimdi sınır ötesinde ben askeri harekat yapamam gibi bir çizgiye gelen yönetim Cumhuriyet Halk Partisi’ne teslim olmuş oluyor.Cumhuriyet Halk Partisi’nin çizgisine gelmiş oluyor.karşılaştığımız manzara bu.Bu Tayyip Erdoğan yönetimini sonuç itibariyle büyük zaafa uğratır.Ben artık burada Suriye politikası yüzünden buraya geldiniz falan onları bıraktım.Şimdi önümüze bakıyorum.Ama Beşar Esad yönetirken Suriye’yi en azından Türkiye için bir güven vardı.Şimdi orada İsrail var.Beşer Esad söyle zalim, böyle diktatör, böyle katil derken İsrail’i getirdiniz.Çünkü Beşer Esad’ın alternatifi İsrail ve Amerika.Beşer Esad’ın alternatifi özgürlük, ondan sonra demokrasi değil ki.Beşer Esad’ın alternatifi Amerika ve İsrail’di.Bunun hesabını yapamazsanız, bence bunun hesabını yapamamak değil, Burada görmemek, hesap yapamamak değil, doğrudan doğruya Sayın Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın 2023 seçimleri sırasında Amerika ile uyumlu o denge politikalarına girmenin vardığı yer şimdi.Ama bu devam etmez.Evet.Bazı itirazlar var Sayın Genel Başkan sizin söylediklerinize.Bir defa birkaç izleyicimizin sorusunu birleştireceğim.Lütfen.Fakat reklam dakikamız da geldi.Acaba yine erken girsek mi?Şimdi girelim mi?Peki.Çok kısa bir reklam.Arkasından Sayın Genel Başkan’a yapılan itirazları aktaracağım.Sonra da yanıtları dinleyeceğiz hep birlikte.Çünkü bunu yerleştiriyor.Ve silahsızlanma umuduyla, bizde o umudu yaratarak devlet bahçeli bunu yaptı.O zaman da biz ne dedik?PKK ancak silahla silahsızlandırılır.Suriye’deki PKK-P7 için de bu geçerli.PKK-P7 silahla silahsızlandırılır.Bir müddet sonra da şu olacak, silahları PKK bırakmayacak.Bu sefer de diyelim bu zevat yani başta Sayın Devlet Bahçeli olmak üzere ne yapalım ya işte PKK silahlanmıyor.Bu da bir gerçek.Ondan sonra bunu kabul edelim diyecekler.Peki ABD denetiminde silahsızlanma diye bir şey geçiyor mesela.Şimdi ABD denetiminde olursa.Olmaz bakın.PKK silahsızlanmayı kabul eder mi?Çünkü elinde silah olduğu için orada bir otorite olabilir.Elindeki silahı attığı an bitti.PKK diye bir şey kalmaz.Elindeki silahı attığı an PKK diye bir şey kalmaz.Onu bilmiyor mu onlar?Onun için ne diyorlar?Efendim Abdullah Hoca’dan filan filan silahsızlanma çağrısı yapsa bunun bizim için hiçbir anlamı yok.Türk Devleti onu Böyle konuş dediği için o çağrıyı yapar.Bizim ona uyma diye bir mecburiyetimiz yok ve uymayız demiyor mu PKK?Ama bakın PKK’da bu sürece şu uyumu gösteriyor.Orada diyor Suriye’nin kuzeyindeki diyor benim teşkilatım yok diyor.Yani PYD PKK değildir diyor.Bu da akıllıca bir şey PKK açısından.B’ye de bal gibi PKK ama şeylere de Amerika’ya ve İsrail’e ve Türkiye’deki Amerikancı ve İsrail perverlere de bir imkan veriyor.Diyor ki bak siz de söyleyin.PYD, PKK değil.Öyleyse PYD ile oturun.Beraber sulh yapın, anlaşın.Onların orada bir otorite sahibi olmasını kabul edin.Katlanın.Yani bütün bunlar birbirleriyle uyum içinde.Bizim Dışişleri Bakanlığımızın açıklamaları, Kandil’in orada PKK yok demesi, sizin bahsettiğiniz işte Amerika’nın denetiminde silahsızlanma veya Hitesel’in çıkıp PKK’ya silahları bırak demesi falan hepsi toplanıyor aynı projeye hizmet eden.YPG de kendi bayrağı yerine o Suriye muhaliflerinin bayrağını mesela taşıyacağını söyledi artık.Yani ama o da ne?Bir federasyon olduğu zaman tabi bir federasyonun bir bayrağı olacaktır.Suriye diyelim bayrağı.Bir de ne bayrağı olacaktır?Federe devletin kendi bayrağıyla.Tam bu sırada fesi kelimesi bizim dikkatimizi çekti.Haberlerde ön plana çıkarmaya çalıştık.Yani hem dışişleri bakanımız BKK kendini fes etmelidir yoksa zor kullanırız dedi.Arkasından duyduğumuz Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan da PKK’ya kendini tasfiye edecek ya da tasfiye edilecek diye soruyor.Bakın PKK buna cevap verdi.Dedi ki orada PKK yok dedi.Feshedilecek kuvvet yok dedi.Ben yok muyum ki?PYD kendini feshetsin demiyor.Yani bizim Dışişleri Bakanlığı PYD kendini feshetsin demiyor.PKK kendini feshetsin diyor.PKK’da diyor ki, tamam diyor, zaten ben orada yokum ki diyor.Yani bunların hepsi birbirleriyle uyum halinde.Ama siz bir şey eklediniz, eğer PKK kendini fesat etmezse biz ne yaparız diyor Sayın Dışlıyor.Gereğini yaparız, yani biz zor kullanırız, gereğini yaparız.Tamam, onu yaparsa…Türkiye’nin makus talihini çeviren bir yola girer hükümet.Bir izleyicimiz şunu hatırlatıyor.Sayın Perinçek geçen senelerde Saddam tuzağına dikkat çekiyordu.Türkiye’yi böyle bir Suriye’nin kuzey dostları ile küstürdü.Rusya ile İran ile küstürdü.Bir güç bir kere aldanır.Hep aynı aldanma.Saddam’ın topları var, cehennem topları var.O cehennem topları ile İstanbul’u bile dövecek.Saddam şöyle zalim, şöyle düşman, bilmem ne falan filan.Ne oldu?Amerika, Irak’ı işgal etti, böldü.Ve kalktılar da Türkiye yönetimine de, işte bizim Turgut Özal’ın çizgisindeki yönetimine de PKK’nın bekçiliğini yaptırdılar.Çevik kuvvet, Çevik güç geldi Amerika Birleşik Devletleri’nin.Çekiş güç düzeltiyorum.Slopy’de, ondan sonra Slopy’den oradaki bölülmeyi Amerika korudu.Türkiye’de Slopy’yi O Amerika’nın gücünü getirdim.O zaman biz ne yaptık?Ben Amerika eski Adalet Bakanı ile beraber Silopi’ye gittim.Amerika’nın çekiş gücünü protest ettim.Gittik orada sınıra kadar falan çekiş gücü protest ettik.Yani aynı şey yaşanıyor.Irak’ın bölünmesinde de maalesef işte bir koyarız, üç alırız falan gibi o Turgut Özal politikalarıyla Türkiye’yi kandırarak falan bizim Amerika dostu yöneticilerimiz rol aldılar ve rollerini yerine getirdiler.Ondan sonra şimdi aynı şey Beşer Esad işte Saddam Hüseyin cani, Beşer Esad cani, Beşer Esad katil.İyi de Türkiye ne oluyor?siz Amerika ve İsrail’in Türkiye’nin güney sınırlarında adım adım bir ikinci İsrail devleti inşa etmesine Beşir Esad katil diyerek, Saddam Hüseyin katil diyerek, Kaddafi katil diyerek çanak tutuyorsunuz ve hizmet ediyorsunuz, çok açık.Yani burada mesele Beşar Esad’ın katilliği, Saddam Hüseyin katilliği, Kaddafi’nin katilliği meselesi değil ki.Burada Türkiye ne olacak mesele bu.Türkiye’nin bölünmesi.Bu açıdan bakmayıp işte Beşar Esad çöle zalim, Saddam Hüseyin böyle zalim, Kaddafi böyle zalim.Tamam zalim bunlar.Onların yerine kim geliyor?Amerika ve İsrail geliyor.Aa bunlar zalim malum değil.Amerika’dan İsrail’den daha zalim dünyada bir yönetim var mı?Beşer Esad’ın da Saddam Hüseyin’in de o zaman Kaddafi’nin de alternatifleri neydi?Amerika ve İsrail’di.Tam şu anda bir son dakika bilgisi paylaşmak istiyorum.Dem Parti heyeti şu anda Süleymaniye’de.İmralı’nın mektubunu götürmüş.KCK yöneticileriyle görüşüyorlar.Şu anda PKK’yı yakın internet sitelerinin son dakika diye geçtiği bir bilgi.Peki o mektubu nasıl alıyorlar?Görüşerek mi?Evet.Yani İmralı’dan mektup getirdiler ve KCK yöneticileriyle son gelişmeleri görüşüyorlar diye şu anda PKK’yı.Yakın internet sitelerine…O mektubu ben size yazayım.Ne yazıyordur?Şunu yazıyordur.Çok güzel bir fırsat doğdu.Aklımızı başımıza toplayalım.Bu silahları bırakma falan filan sürecine evet diyormuş gibi yapalım.Mühttup bu.Fırsatı yakaladık.Türkiye’de burada zaaf içinde.Ondan sonra Türkiye’nin de hışmını, kararlarını yatıştıracak tavırlar alalım.Devlet bahçeliğiyle beraber olalım.Ve bu vartayı atlatıp orada PKK, PYD devletçiğini kuralım, konsolide edelim, pekiştirelim.Bir izleyicimiz diyor ki, Sayın Perinçek neden HTA’nın PKK’ya yönelik açıklamalarının üzerinden atlıyor?Onlar sürekli ikinci bir silahlı kuvvet olmayacak Suriye’de diye açıklamalar yapıyorlar.Bunlar laf.Hep laflara kanan insanlarımız var.Bunlar laf.Evet HTA’da o eğilimde vardır.Sonuç itibariyle bir ülkeyi yönetenler kendi ülkelerinde ikinci bir silahlı güç istemezler.Ama sonuç itibariyle sırtını İsrail’e dönersen şey diyor mu?İsrail silahsızlansın diyor mu?Sırtını İsrail’i işgaline dönmüş, ona dönüp bir cevap veremiyor.PKK silahsızlansın falan filan bunlar laf.Laf bunlar.Bunlara dikkat edin.Bunları söyler tabii.Kendi ülkesinde bir ikinci silahlı güç istemez.Bunlar laf.Fırat’ın doğusundaki PKK’nın elindeki silahı bıraktırsın o zaman Heteşe.Sanki böyle bir ihtimal varmış gibi yazılıyor bir de bunlara.Bıraktıracaksa bakın Heteşe silahın değerini bilen bir örgüt.Silahın, namlunun ucunda olduğunu iktidarın, otoritenin çok iyi bilen bir örgüt.Çünkü hep silahlı, terör örgütü değil mi?Bir terör örgütü olarak HETEŞE PKK’nın da bir terör örgütü olduğunu ve silahları bırakmayacağını bilmiyorum.Bunlar tabii taktik olarak falan da ifade edilebilir.Eğer HETEŞE süreç içerisinde Suriyelileşirse başka manzaralarda ortaya çıkabilir.Bakın Suriye’de şu ana kadar konuşmadığımız çok önemli bir gelişme var.O da nedir?Şam’da 10 binler kalktı, laik demokratik Suriye için gösteriler yaptı ve Heteşe onlara silah kullanamadı.Bir yandan da Suriye’nin içerisinde bir milli eğilim, özgürlükçü, laik, ondan sonra bir milli kurtuluş savaşının da yavaş yavaş ateşlerinin yakıldığını görüyoruz.İsrail’e karşı da eylem oldu.Ondan sonra şunu da biliyoruz, Irak’ta Şiiler’i örgütleyen Suriye’nin milli kuvvetleri de var, onu da biliyoruz.Bağasın falan tamamen yok edilmediğini biliyoruz.Yani bütün bunları topladığımız zaman Suriye, Amerika ve İsrail’e bırakılacak diye de bir şey yok.Ve orada HTC’nin falan da bölünme süreçlerine gireceğini göreceğiz.Yani Amerika ve İsrail’i HETEŞ’e sonuna kadar beraber götürmekte zorlanacaktır.Çünkü İslamcı bir zemini var, dayanağı var.O İslamcılar diyecek ki ne oldu yani biz Müslümandık.Nasıl Müslümanız biz?İşimiz gücümüz Müslümanlarla savaşıyoruz.Ama İsrail’e ve Amerika’ya da arkamızı dönmüş durumdayız.Bunları da göreceğiz.Bu süreçte Türkiye-İran ilişkileri nasıl seyreder?küstürdü diye söylediniz mi?Tabii şimdi Türkiye hükümetinin bunu tamir etmesi lazım.Eğer Türkiye sizin söylediğiniz gibi eğer ondan sonra silahı bırakmazsan ben gereğini yaparım diyor.O gereğini yaparım bile bence çok ihtiyatlı ve zayıf bir ifade.Ne dediğim gereği onu açık söyle.Eğer silahı bırakmazsan ben sana silahla silah bıraktırmayı bilirim.Gereği budur.Bunu dersen etkili olur.Gereğini yaparım deyip yoruma bırakırsan o etkisi zayıflar.Bakın Amerika öyle mi yapıyor?Amerika Türkiye’ye verdiği mutrada diyor ki İstanbul’u yakarım.İstanbul’da gereğini yaparım demiyor.İstanbul’u yakarım diyor.Bütün Türkiye’de diyor bütün unsurları size karşı ayağa kaldırırım diyor.Zaten benim amacım Tayyip Erdoğan’ı devirmek değil mi diyor Amerika.veya hatta diyor ki Akboyu Santralı’nı diyor, havaya uçururum diyor.Gereğini yaparım değil mi?Siz gereğini yaparım falan filan diyerek aslında gereğini yapmanız konusunda da kararlı bir cesaret sahibi olmadığınızı da göstermiş oluyorsunuz.Ve o zaman ne oluyor?Karşı tarafa direnme imkanı ve yolu tanıyorsunuz.Mesela Türkiye, ulan ben gelir ezerim sizi, kafanızı ezerim dediği zaman titretir orayı.gereğini yaparım dediği zaman kimse titremez.Bu süreçte Trump beklentisi var galiba Sayın Genel Başkan.Yani Trump otursun da onlarla…İşte tamam.En güzeli de bu zaten.Ne zaman beklenti var burada?Bakın şu beklenti var.Evet Trump’la Biden ayrıydı.Trump Orta Doğu’yu şeydi.Orta Doğu’dan çekilme çizgisini ifade ediyor, Amerikan’ı falan filan ama şu geldiğimiz noktadan sonra Amerika Birleşik Devletleri, İkinci İsrail’in orada kurulmasını falan filan mümkün olduğu koşullarda Trump gelecek de ondan sonra Amerika bundan vazgeçecek.Bunlar da hayal.Öyle bir Trump yok.Sonuç itibariyle o da Amerikan Devleti’nin başına geçecek.Değil mi?Yani Amerikan devletinin başına, Amerika devletinin, ki emperis bir devlet değil mi?Amerikan emperis devletine taş koyacak, ona ihanet edecek bir yönetim gelmez yani.Öyle bir adamı kulağından geçiyordu kurşunlar.Bu sefer kulağından geçmez.Kulağına değip geçiyordu ya.Şimdi bu süreçte siz silahsız bölge, fesih meselesinin yani biraz izleyenlerimizin mesajlarını okudukça İtirazlar daha çok.Sanki biraz daha zaman kazanıyor Türkiye.Vekil güçleri kullanıyor.Doğrudan Amerika ile karşı karşıya gelmek doğru.Şu vekil güçler üzerinde duralım.Amerika ültimatomlarında ne diyor?Ben vekil güç falan filan tanımam diyor.İster vekil güç, ister Türk Silahlı Kuvvetleri.Orada PKK’nın üzerine yürüdüğünüz zaman sizi öldürürüm diyor.Yani Suriye Milli Ordusu’yla ilgili olarak.Doğrudan müdahale edildi.Hatta müdahale edileceği yeri de söylüyor.Vekil güç falan o savaşlarda buna kimse bakmaz.Yani biz diyelim Çanakkale’yi savunurken karşımızda ne vardı?Avustralya’dan İngiltere’nin getirdiği kuvvetler vardı.Yeni Zelanda’dan getirdiği kuvvetler vardı.Bunlar bir de zenciler vardı.Esmer adamlar vardı falan filan.Ya vekil güç biz bunlara kurşun sıkmayalım mı?Türkiye, yani siz anlattığınız olgulara göre Türkiye’nin HTA’yı harekete geçiren süreçte rol oynaması…Hiçbir…İplerini bıraktı.Yani orada belki Türkiye kendisi tam istemedi ama Amerika, Suriye onu istediği zaman ona itiraz edemedi.Bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamalarına bakıldığında Esad’la çözüme razı olduğu, hatta ısrarla evlat olan.Öyle bir güzel gelişme, olumlu bir gelişme var gibiydi.sorumlu Türkiye’dir.Neden?Çünkü İran ve Rusya dedi ki, iyi madem teröristleri yok edeceğiz, o şeyde Hedeşe falan, onlar da terörist, onları da yok edeceğiz dedi.Türkiye ona razı olmadı çünkü Amerika-İsrail Hedeşe’nin yok edilmesini istemedi.Ama o son çağrıya Esad, Umutluyum çağrısına Esad el uzatarak yanıt verseydi, bu sürecinde kapısı açılmaz mıydı?Esad orada cevap verdi.Evet yapalım ama dedi, yalnız PKK’yı değil öbürlerini de yok edelim dedi.O en azından masaya oturma süreci olsaydı, sizin meşhur muhalefetle bir süreç inşa etme süreci de olabilirdi belki o açıdan.Ben o kanıda değilim.O da Hedeşe’nin yok edilmesi konusunda umut vermeyen bir davete itiraz etti.O da kendi politikası.Şimdi…Bir ara verelim mi?Tabii olur.Rejiye hemen söyleyelim.Kısa bir ara vereceğiz.Tamam.Çok kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız değerli izleyenler.Çıkış yolu programına devam ediyoruz.Değerli izleyenler, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinç’e güncel gelişmelere ilişkin sorularımızı yöneltmeye devam edeceğiz.Ben şimdi sözü Sayın Konur’a bırakayım.Sayın Başkan, programın başından beri çizdiğiniz tabloda ABD-İsrail planının devrede olduğunu, Bunun işlemekte olduğunu görüyoruz.Peki, biraz karamsar bir tablo var önümüzde.Biz buradan nasıl çıkacağız?Türkiye’nin burada çözümü ne?Gerçeği kabul etmek zorundayız.Karamsarlıkla falan ilgisi yok.Ama çok iyi biliyoruz, Türkiye bu zorluklardan büyük bir çözümle çıkacak.Devrimle çıkacak, göreceksiniz.Çok açık söyleyeyim.Onun için…bir takım tehditler yapıyor falan.Ben o tehditlere böyle gülerek bakıyorum.Çünkü o tehditlere Türkiye’nin vereceği cevabı biliyorum.O cevap da nedir?Yani böyle bocalamalar falan yaşanır.İşte 1918-1920 arasında SEVR geliyordur, bilmem SEVR’i kabul eder gibi olunur İstanbul’da.toplarlar sarayda, oylamalar yapılır, şu olur bu olur falan filan.Herkes severe oy kaldırır, o bocalamalar yaşanır.Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçer, ondan sonra onu omuzlarındaki rütbelerini sökerler diyelim ondan sonra.Yani şu manada askerlikten ihraç edilecekken o istifa ederek cevap verir vesaire.Öyle bir dönem yaşanır.Amerikan mandası Sivas Kongresi’nde bile neredeyse hakim duruma gelir falan.Burada da yine Türkiye’ye bir takım bocamalamalar falan yaşayacak ama şunu çok iyi biliyoruz.Türkiye güçlü bir devlettir, büyük bir geleneği vardır, güçlü bir milleti vardır, ekonomisi sıkıntılar çekiyoruz falan ama sonuç itibariyle sanayisine, tarımına ondan sonra diğer hizmetlerine falan baktığımız zaman Türkiye kendi kaynaklarıyla direnebilecek bir tek enerji meselesi var.Enerji de nedir?Komşumuz İran, komşumuz Rusya, komşumuz Irak.Yani enerji sorunu da biz Amerika’dan enerji getirecek değiliz.Komşularımızla beraber olduğumuz zaman enerji güvenliğimizi de sağlıyoruz.Dolayısıyla bu imkan ve kabiliyete sahip olan bir Türkiye sonuç itibariyle bu tehditleri göğüsleyerek, bertaraf ederek çıkacaktır.O tabii kendi hükümetini bulacaktır bu süreçte ve sonuç itibariyle de Türkiye’nin önünde bu tehditlere, bölünme tehditine ancak devrimle yanıt verme olayına avar.Sistemin içinde onu konuşalım, sistemin içinde kalırsak karamsarız.Nasıl Mustafa Kemal Paşa sistemin dışına çıkarak Türkiye’yi kurtardı?O notukun bendeki 10.sayfasındadır.Şöyle bir cümle var Anadolu’ya geçişini anlatırken.Müslüminin halifesine ve İstanbul’daki padişaha isyar etmek lazım geliyordu.bir daha söylüyorum.İstanbul’daki padişah hükümetine ve Müslümin halifesine isyan etmek lazım geliyordu.Bu ne demek?Sistemin dışına çıkarak ancak istiklal savaşı yapılabilir.Nitekim sistemin dışına çıktı, Ankara’da bir devrimci hükümet kurdu.İstanbul’daki padişah hükümetine dedi ki, sen hükümet falan değilsin.Hükümet benim.Ankara’daki hükümet bundan sonra o yönetecek, orduyu da o yönetecek.Seni tanımıyorum dedim İstanbul hükümetine.Şimdi tabii o dönem, o süreçler o şekilde çözüldü.Bu dönemde de ondan sonra bir hükümete isyan ederek bir, ondan sonra alternatif diyelim, Türkiye’nin başka bir yerinde hükümet kurarak falan değil, Türkiye’yi bu badireden kurtaracak bir hükümeti Ankara’da yasal yollardan iktidara getirerek bu çözüm başlayacak.Sistemin dışına çıkacak.Veyahut da Sayın Tayyip Erdoğan, ondan sonra Milliyetçi Hareket Partisi falan filan da bu sistemin dışındaki çözüme kısmen gelecek.Ben kısmen gelecekleri kanısındayım.Yani işlerindeki Amerikancılar falan da hesaplaşma sürecine kaçılmaz olarak girecekler onlar.Çünkü sonuç itibariyle AK Parti’nin de MHP’nin de önünde şu var, Amerika ve İsrail planlarına boyun eğip Kürdistan’ın kurulmasını selamlamak.Bir de şu var, onu reddetmek.Amerika ne diyordu bu sürece?Millenium Challenge.Yani bin yılın meydan okuması.Ta 2002 yılında Amerika Birleşik Devletleri, kara kuvvetleri Nevada çöllerinde şimdi yaşadığımız senaryonun oyunlarını, şey tatbikatlarını yaptı.Amerikan tarihinin en büyük tatbikatı.Adına da ne koydu?Millennium Challenge 2002.Yani bin yılın meydan okuması.Türkiye’yi, hedefi ülke Türkiye’ydi.Türkiye’yi hedef ülke kabul eden o tatbikat bin yılın meydan okuması gibi çok iddialı.O da Türkiye’nin gücünü kabul ettiğini gösteriyor.Yani Türkiye öyle ufak tefek bir ülke değil ancak bin yıllık bir meydan okumayla Türkiye ile baş edebilirsin.Ta o zamandan 2002’den Amerika Birleşik Devletleri çünkü senaryo bin yılın meydan okumasında Doğu Akdeniz’de başlar.Şimdi de olay Doğu Akdeniz’de başladı.Yani Suriye, Doğu Akdeniz.Çok önemli.Türkiye, sistemin dışına çıkarak, yani NATO sisteminin, Amerika hegemonyasının dışına çıkarak bu süreçte kendi vatanının bağımsızlığını, bütünlüğünü sağlayabilir.Amerika’ya boyun eğerek, yani sistemin içinde kalmak şu demek, Amerika’ya boyun eğmek.NATO’ya sadakat göstermek.Burada bir çözüm yok.o Türkiye’yi böler.Amerika’ya boyun eğmek, İsrail’le tokalaşmak ve NATO’cuyuz şeyleri, tekerlemeleri ve siyasetleri Türkiye’yi böler.Artık bunu görüyoruz.Dolayısıyla Türkiye bu sistemin dışına çıkacak.Ekonomide de sistemin dışına çıkacak.Yani batının bize dayattığı neoliberal ekonomiyle Türkiye bu Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen meydan okumalara karşı koyamaz.Sonuç itibariyle ekonomiyle savaşlar yürütülüyor, yalnız askerliğe değil.Ekonomik direnç kuvvetlerini Türkiye’nin güçlendirmek ve üretim devrimiyle mümkün.Üretim devrimi de sistemin dışına çıkmak.Demek ki Türkiye, Batı’nın bize dayattığı sistemin dışına çıkarak vatanına artık bütünlüğünü sağlayabilir.Bu program Vatan Partisi’nin programı.Sistemin içinde çözüm yok.Ve bu keşfedilecek program.Vatan Partisi bunu bir bilimsel öncü parti olduğu için çoktan koymuş.60 sene öncesinden bu programı koymuş.Şimdi o programın zamanı geldi.Zamanı gelen ceryanın önüne kimse geçemez.Vardır ya o sözler, bir ceryanın zamanı geldi mi artık kimse ona karşı koyamaz.Şimdi zamanı gelen ceryan, Türkiye’nin vatan bütünlüğünü sağlamak, Türkiye’ye yönelen 2.İsrail falan tehditlerini silah kullanarak bertaraf etmek, Türkiye oraya gidiyor.Ve bu kendiliğinden gitmiyor.Vatan Partisi’nin önderliğinde Türkiye oraya gidiyor ve gittikçe Bu hakikati gören, keşfeden güçler de ne yapıyor?Vatan partisi etrafında toplanıyor, onunla beraber oluyor ve yine uluslararası planda da bu süreçte Türkiye dostlarını keşfediyor.Benim dostum Amerika ama Amerika değilmiş.Benim dostum İsrail mi, İsrail değilmiş.Kimmiş benim dostum?İşte bu Amerika ve İsrail planlarının hedefi olan Arap ülkeleriymiş, Suriye’ymiş, Irak’mış, İran’mış, Rusya’ymış.Zaten o savaşıyor.Rusya değil mi?Şu anda Amerika’yla ve İsrail’le dolaylı olarak savaşıyor.Yemen savaşıyor.İran tetikte.Çin uzakta Amerika’yla rekabet içerisinde.Demek ki bu tabloda Türkiye’nin muhtemel olası müttefikleri, potansiyel müttefikleri de belli.Bunları da keşfedecek Türkiye.Biralık keşfeder gibi oldu.Türkiye Avrasya’ya yöneldi.Yani Amerika’ya karşı koyarak Avrasya’ya yöneldi.Sonra bir bocalama oldu.Şimdi yeniden onu keşfedecek.Ama buralarda ne lazım?İrade, kararlılık, doğru strateji.Ve işte Rus düşmanlığına, Çin düşmanlığına, İran düşmanlığına falan bu konuda kaynatılan kazanlara falan filan düşmemek.Bu süreç onun için, sonuç itibariyle Bir kere şunu yazacağız, Türkiye bölünmez.Bakın, Türkiye bölünmez.Bu bir şey değildir, palavra değildir.Türkiye’yi bölemezler, onu söylüyoruz.Atomu parçalayabilirsiniz, Türkiye’yi parçalayamazsınız.Türkiye parçalanmaz, parçalanmayacaktır.Parçalanmasını önleyecek kuvveti vardır.Yazdıktan sonra altına, ondan sonra bütün siyasetler dökülür gelir.Türkiye’nin parçalanmayacağını en başa yazdıktan sonra altına hepsi gelir.Üretim devrimi gelir.Kendi iç cephesini kuvvetlendirmek gelir.Ondan sonra potansiyel müttefikleriyle buluşmak gelir.Amerika-İsrail tehditlerine karşı duruş gelir, hesap kitap gelir.Ondan sonra Saddam Hüseyin’i devirmek, Beşar Assad’ı devirmek, Gaddafi’yi devirmek gibi Amerika oyunlarına tav olmamak, bunlara kanmamak, bunların hepsi gelir.Bir son gelişme.Milli Savunma Bakanı Güler, ABD’li mevkidaşı Austin ile telefonda görüştü.Görüşmede ikili ilişkiler ve Suriye başta olmak üzere bölgesel savunma ve güvenlik onları ele alındı diye açıklama var.Sizce bu akşam saatlerinde…Bakın bence Ağustin.Burada daha diplomatik ve daha zarif bir dille tehditlerini yapmıştır.Hiç şüphelenmiyorum.Bakın Ağustin şunu dedi.Rubin kadar terbiyesiz, küstahça yapamaz.Ama Sayın Bakan şunu da biliniz ki efendim Suriye’nin kuzeyinde işte bu PYD falan filan gibi güçlerin tasfiye edilmesi Amerikan çıkarlarına aykırıdır ve bu konuda hükümetimizin kararlılığını da size bildiriyorum falan.Evet teşekkürler.Bunlar böyle söylüyor.Bizim bakanımız bakın bu sistemin içinde Bu sistemin içindeki çaresizlik bunlar.Sistemin içinde işte Amerika ile görüşerek falan halledeceğim, ben görüşmeye karşı değilim.Biz de yönettiğimiz zaman Amerika ile de görüşeceğiz, İsrail ile de görüşeceğiz, görüşmeye karşı değilim.Ama sonuç itibariyle çözümü oralarda aramak çok tehlikeli.Bizim savunma bakanımız şunu diyorsa, sayın bakanım, sayın meslektaşım, mevkidaşım neyse falan filan, Türkiye’nin toprak bütünlüğü bizim için her şeyin başıdır.Bu uğurda feda etmeyeceğimiz hiçbir şey yoktur.Burada ki kararlılığımızın Washington’da bilinmesini sizden rica ediyorum.Bunu demesi lazım.Yok efendim işte Fethi Kaka’yı böyle mi silahlandıralım, öyle mi silahlandıralım, işte PKK’nın yöneticileri Suriye’den gitsinler, Kandil’e dönsünler falan filan, bizim Dışişleri Bakanlığımızın ve Sayın Cumhurbaşkanımızın falan açıkladığı şeylerin tartışmasına girerlerse ya HTSB öyle yapsın, işte HTSB falan filan bunları buraya girerlerse Amerika’nın şeyinde, güdümünde maalesef çok çaresiz yerlere doğru o hükümet gider.Ama Türkiye’nin çaresi var.Bakın bu çizgide Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanımızın hükümetinin şu izlediği çizgide Amerika ve İsrail’le sorunu çözme çizgisi diyelim, çaresi yok.Bu iflasa götürür.Ama onların iflasına götürür.Türkiye için iflas diye bir şey yok.Türkiye’nin vatan parçası var, Türk milleti var, emekçisi var, halkı var, ekonomisi var, silahlı gücü var, en başta polisi var, askeri var.Böyle bir dünyada bu açıdan sayılı ülkelerden biridir.Onun için bu ülkeyi parçalamak falan filan kolay değil ve olmaz.Sayın Konur, Suriye konusunda soru var mı?Tamamladık sanıyorum.Evet, benim önümdeki başlıklar da çıkardım, başlıklar da bitti.Bazı izleyenlerimiz niye asker ücreti konuşmuyorsunuz diye çok mesaj geldi.İlk başta onu uzun uzun konuştuk.Tekrar söyleyelim.Hükümetin 22.104’tü değil mi?22.104 lira ilan etti.Yani bu Türk işin açıklamış olduğu daha önce 29.583 liranın çok gerisinde bir asgari ücret.Yani Türk işle bunu kabul etmeyeceğini ve mücadele edeceğini belirtiyor.Türkiye’nin emekçi sınıfları da böyle bir asgari ücreti kabul etmeyecektir.Ondan sonra onun için önümüzde emekçi mücadelesinin asgari ücret konusunda da yeni bir yükselişe gireceğini görüyoruz.Biz de Vatan Partisi olarak 22.104 lira asgari ücreti kabul etmiyoruz ve Türk İşle ve diğer sendikalarımızla birlikte bu asgari ücret tespitinin, hükümetin bu tespitinin değiştirilmesi için 29.583 lira asgari ücret talebinde ısrar ederek mücadele, doğru eylem çizgisi belirleyeceğiz.Başarıya yönelen haklı zeminlerde bir eylem çizgisi belirleyeceğiz.Haklı zemin, haklı zemindeyiz.29.583 lira asgari ücret talep ediyoruz dediğimiz zaman o zemin haklı.İki, ama bu zemindeki mücadeleyi de doğru taktiklerle yürüteceğiz.Yani başarıya yönelen, gerektiği yerlerde ateşkesler yapabilen, gerektiği yerde duran, sonra tekrar harekete geçen, dalga dalga ilerleyen doğru bir eylem çizgisi izleyeceğiz.Birtakım kışkırtma, provokasyon tertipleri falan filan Gelmeyeceğiz ve gelmeyiz.TÜRKİŞ de bu bakımdan son derece saadli bir yönetime sahip.Dolayısıyla asgari ücret mücadelesinde başarı bekliyoruz ve olacaktır.Yolu açık olsun işçi sınıfımızın, yeni yılda bahtı açık olsun bütün emekçilerimize ve Türkiye’mize.Evet, biz ulusal kanalda Aydınlık gazetesinde halkımızın geçim derdi ve çözümler daha önemlisi.Neredeyse tek yayın organıyız yani bu konularda yayın yapan ve ekmek teknesi siyasetini savunan yani bir yandan da Türkiye’nin üretim devriminin koşullarını sürekli savunuyoruz.Üretim çarkı devam etsin, tezgahlar çalışsın yani fabrikalar işçiye çok ücret vererek iflas etmesin.Çarkın dönmesi lazım ki fabrikanın kapısı kapandı.İşçiye çok yüksek bir asgari ücret verdik ama fabrikanın kapısı kapandı.Öyle bir şey istemiyoruz.üretim çarkının devam edeceği, tezgahların çalışmaya harıl harıl devam edeceği koşullarda işçiye mümkün olan en iyi refah seviyesini sağlamak ve dolayısıyla onun üretim şevkini de canlandırmak diye ekonominin bir problemi var.Asgari ücret işte bu ekmek teknesi dediğimiz hem üretim çarkı devam edecek, fabrikanın kapısı kapanmayacak, Öte yandan işçi de mevcut koşullarda üretimi şevkle yapacağı bir ücrete sahip olacak.Çok teşekkürler Sayın Genel Başkan.Sayın Konur teşekkür ederiz sorularınız için.Haftanın şarkısını öğrenebilir miyiz?Evet haftanın şarkısı.Pardon ben yine sıralamayı şaşırdım.Hala acele edeyim devam ediyor.Önce haftanın kitabı, sonra şarkı.Fikret Akfırat’ın Kukla Devlet Kitabı, Abede Kürdistan’ı nasıl kurdu?Yani bu…Irak’ın kuzeyindeki Sözümönü Kürdistan’ı nasıl kurduğu anlatan kitabı.Aynısını Suriye’de yaşıyoruz.Saddam Hüseyin’in cehennem topları vardı, zalimdi falan filan deyip…Suriye’nin kuzeyinde Amerika işgal etti ve…pardon Irak’ın kuzeyinde Sözümönü Kürdistan’ı kurdu.Şimdi aynı senaryo…Bu sefer de beşer yasası şöyle katildi, şöyle zalimdi diyerek yine Suriye’yi Amerika ve İsrail birlikte işgal etmiş oldular.Yani şu anda HTA üzerinden, diyelim kısmen bir işgal var Suriye’nin güneyinde İsrail askeriyle.Ama bir de HTA’yı kontrol ederek Suriye üzerinde bir hakimiyet tesis etti.Amerika Birleşik Devletleri ve kendisinin önünde engel olan Beşar Esad’ı devirdiler.Aynı Irak’ta olduğu gibi bu sefer de Suriye’nin kuzeyinde sözüm ona bir Kürdistan, ikinci bir İsrail.Ondan sonra bunları birleştirecekler planı ve Diyarbakır’a doğru yönelecekler.Bu Irak tecrübesini Fikret Akfurat çok güzel vukukla devlet kitabıyla anlatıyordu.İkinci, şeyi de sordum az sayıda kalmış.Yani bütün okuyuculara buradan da söyleyeyim.Yani kaynak yayınlarına telefonla sordum.Bu kitaptan var mı yani ilan edeceğiz diye.Elimizde çok az kaldı dediler.Herkese okumasını bu hukukla devlet kitabını fikre aktaradım.Bugün için çok önemli bir tecrübe içerdiği için tavsiye ediyorum.Şey de asgari ücretle ilgili bir fabrika kızı diye Ondan sonra şey var, çok güzel bir……şarkı var.Ondan sonra o, Fabrika Kızı’nı.Şimdi ilk önce Alpay’dan bulduk, Erol Evgin’den bulduk, Cem Karaca’dan falan bulduk.Ama en son Mazhar, Fuat, Özkan ve…Yalnız Mazhar, Fuat, Özkan’lar değil.Alpay ve Mazhar, Fuat, Özkan galiba.Onlardan.Onu mu seçtiniz en son?Fabrika Kızı ki çok güzel.Ve 15-16 Haziran…mücadelesinde bu şarkı birdenbire çok ünlenmişti.Evet.Mazhar Fuat Özkan ve Alpay’dan Fabrika Kızı.Sözleri de çok güzel.Yazılabilirsek ekrana şimdi.Altta yazılı olursa sözleri.Bir kız geçer kapından Köşeyi dönüp kaybolur Başında yorgunca.Biz iyi akşamlar dileyelim sonra klibe geçelim.Herkese iyi akşamlar.Haftaya çıkış yolunda tekrar buluşmak üzere.Şimdi Fabrika kızını hep birlikte dinliyoruz.Köşeyi dönüp kalk, başı önde yorgunca Fabrikada tütünü sarar, sanki kendi içer gibi Sararken de halal kurar, bütün insanlar gibi Bir evi olsun ister, bir de içmeyen kocası Tanrı ne verirse geçinir gider, yeter ki mutlu olsun yuvası Dışarıda bir yağmur başlar, yüreğinde derin sızı Gözlerinden yaşlar akar, ağlar Afrika kızı Koşar yatağında bile, bir gün uyku göremez İhtiyar anası gibi kadınlığını bilemez Makineleri diken gibi batar her gün kalbine Yünerecek elleri her gün ekmek derdinde Gün batarken her akşam bir kızı geçer kapımdan Köşeyi dönüp kaybolur, başı önde yorulunca Fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi Sararken de hayal kurar, bütün insanlar gibi La la la la la la la la La la la la la la la la Gün doğarken…”Sarı sabah” ”Bir kız geçer kapından” ”Köşeyi dönüp kaybolur” ”Başı önde yorgunca” ”Fabrikada tütünü sarar” ”Sanki kendi içer gibi” ”Sararken de hayal kurar” Bütün insanlar gibi.Gün doğarken her sabah gül kızı geçer.Kapımdan köşeyi dönüp kaybolur.Başı önde yorgunca Fabrikada tütünü sarar Sanki kendi içer gibi Sararken de hayal kurar Bütün insanlar gibi Bir eli olsun ister Bir de içmeyen kocası Tanrı ne verirse geçinir gider Yeter ki mutlu olsun yuvası Dışarıda bir yağmur başla, yüreğinde derin sızı.Gözlerinden yaşlar akar, ağlar fabrika kızı.Oysa yatağında bile, bir gün uyku göremez.İhtiyar anası gibi, kadınlığını bilemez.Altyazı M.K.

Paylaş