Sayın Perinçek, merhabalar efendim, hoş geldiniz. Ekranlarınızın başına, çıkış yolu gününde ve saatinde sizlerle birlikteyiz. Birkaç haftadır özel yayınlarımız vardı, gündemin biraz dışında bir akış izlemiştik. Bugün ise hem bizim hem de Türkiye’nin gündemindeki sıcak ve önemli başlıkları Sayın Perinçek ile işleyeceğiz. Sizlerden biriken soruları harmanlayıp kendisine yönelteceğiz.
Gündemimizde neler var? Görev Vakfı’nın tarihi kampanyasıyla başlayacağız. Türkiye seçim dönemini tartışıyor; Vatan Partisi’nin seçim hattındaki planı nedir? Bunu konuşacağız. Doğu Akdeniz ve Suriye de sıcak başlıklarımız arasında. Ayrıca Vatan Partisi’nin önemli bir takvimi var, onu da Sayın Perinçek’ten dinleyeceğiz.
Efendim, konulara geçmeden önce “Çıkış Yolu” artık ödüllü bir program. Altınboğaz Ödülleri’nde “En İyi Siyaset Programı” ödülüne layık görüldük. Bu ödülü veren başta Özge Ulusoy ve Gökay Kalaycıoğlu olmak üzere tüm organizatörlere ve sanat camiasına teşekkür ederiz. Bu rütbeyi bize uygun gördükleri için programı daha zengin ve verimli hale getirmek için çalışacağız. Siyaset programlarında pek çözüm konuşulmadığı bir dönemde, izleyicilerimizin de takdiriyle “çözüm” odaklı yayınlar yaptığımız için bu ödüle layık görüldüğümüzü düşünüyorum. Bu başarı, kolektif bir emeğin ürünüdür; hepimiz adına teşekkür ediyorum.
İkinci olarak elimde bir başarının belgesi var: Binamızın tapusu. 30 milyon TL’lik bu hedef, aslında kampanyamızın bir aşamasının neticelendiğini gösteriyor. “Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi?” demiş Yunus Emre, ancak bu mülk bizlere tarih yapma komutu veren, sadakat ve sorumluluk yükleyen kıymetli bir eser. İki ay gibi kısa bir sürede 30 milyonun üzerinde bir kaynağı, taahhütlerle birlikte toplamak büyük bir olay. Erkan Önsel başkanlığındaki Görev Vakfımız bu süreci başarıyla yürüttü.
Bu binayı, devrimci kültürümüzün bir merkezi haline getireceğiz. Namık Kemal’lerden Ahmet Mithat Efendi’ye, Talat Paşa’lardan Atatürk’e, Orhan Kemal’lerden Haldun Taner ve Fikret Otyam’lara uzanan bu devrimci geleneği burada yaşatacağız. 28 yıldır aydınlıkçıların karargâhı olan bu mekânda, önümüzdeki dönemde üreticilerin milli hükümetini kuracak büyük çalışmaları yürüteceğiz. 3 milyon TL’lik kredi borcumuzun haricindeki kısım tamamen bağışlarla toplandı. Şimdi önümüzde bu binayı bir kültür ve sanat merkezi olarak inşa etme görevi var.
Türkiye’de insanlar verdikçe çoğalıyor çünkü milletimiz yapılan işe ve güvene omuz veriyor. Mevcut sistemin kurumları ranttan beslenirken, biz halkın alın terinden ve göz nurundan besleniyoruz. Burası, tarihten geleceği kurduğumuz bir yerdir. Durursak yıkılırız; bu yüzden önümüze yeni hedefler koyuyoruz. Türkiye’nin önündeki en büyük hedef, önümüzdeki birkaç yıl içinde üreticilerin milli hükümetini kurmaktır. Vatan Partisi, programı ve kadrolarıyla bu sürecin anahtar partisi olacaktır.
Gündemimizdeki kamuoyu araştırmalarına gelecek olursak; “Türkiye’nin sorunlarını kim çözer?” sorusuna verilen cevaplarda %35 oranında “hiçbiri” seçeneği öne çıkıyor. Saros Araştırma’nın verilerine göre bu kitle, sadece bir partiden değil, hem Cumhur İttifakı’ndan hem de “Biden İttifakı” dediğimiz taraftan kopan, sistemin dışına çıkmaya başlayan seçmenlerden oluşuyor. Bu insanlar, mevcut iki seçenekte de bağımsızlık ve ekonomi konusunda bir çözüm göremiyor. Dolayısıyla bu %35’lik kesim, Türkiye’nin devrimci birikimini temsil ediyor. Sistemin seçeneklerine gitmemekte kararlı olan bu kitle, zamanla büyüyecektir. Bizim çözümümüz net: Üreticilerin milli hükümeti. Yani bunlar “çözüm yok” diyor. Hiçbiri derken Vatan Partisi’ni sormuyor; Cumhur İttifakı ile Biden İttifakı’nı soruyor. “Her ikisinde de çözüm yok” diyor. Bir de şu gerçek var: Mesela Şırnak’ta Vatan Partisi’ne 250 kişi mi katıldı? 250 kişi… Mesela evvelsi gün Şırnak’ta kadınlı erkekli 150 kişi İYİ Parti’den ayrılıp Vatan Partisi’ne geçti. Bu insanlar uzun yolu tercih etmişler aslında. Şu ok neden uzun? Mavi ok uzun, diğeri daha kısa.
Burada “hiçbiri” diyenlerin ana yönelişi Vatan Partisi’ne doğru; çünkü Vatan Partisi sistem dışıdır, devrimci çözüm ve üretim devrimini temsil eder. “Sistem” diye tarif ettiğimiz şey ise 1980’lerde Türkiye’nin tepesine çöken, dünya ekonomisiyle bütünleşme denilen, borçlanma ekonomisi dediğimiz; Türkiye’yi dünyanın büyük tefecilerine, finans merkezlerine, sıcak para komisyoncularına, borsa vurguncularına ve tarikat rantçılarına bağlayan dört sülük sistemidir. Bu sisteme “hayır” diyenlerin oranı yüzde otuz beşe ulaştı.
Siz daha önce AK Parti’nin o sistemle bir hesaplaşma mevzisine girdiğini söylüyordunuz. O zaman bu kaçanlar daha hızlı hareket edilmesini mi istiyor? Çünkü Cumhur İttifakı, yani bugünkü hükümet de “bu sistem sürdürülemez hale geldi” diyor. Maliye bakanlarımız, Berat Albayrak ve şimdiki Maliye Bakanımız benzer şeyler söyledi; Cumhurbaşkanımız da bunu ifade ediyor. Ancak hem “sürdürülemez” diyorlar hem de o sistemden tam manasıyla kopamıyorlar. Vatan Partisi’nin çözümleri bir bir Türkiye’nin önüne geliyor, hükümet de bunları kısmen benimsiyor fakat yaşanan sürecin dayattığı kararlılık ve sürat yok. Oradan kaçanlar hız istiyor.
Dolayısıyla üretim devrimi isteyen bu kesimden Vatan Partisi’ne doğru bir akım başladı. “Hiçbirine” yönelenlerin bir kısmı artık Vatan Partisi’ne geçiyor. Vatan Partisi hem Biden İttifakı’ndan hem de Cumhur İttifakı’ndan katılımlar alıyor. Vatan Partisi; Cumhur İttifakı ile aynı cephede ama onun içinde değil. Vatan Partisi’nin programı, kadroları ve amaçları var. “Hükümeti ben kurarım, kuyrukçu olmam” diyor. Önümüzdeki süreçte Vatan Partisi’nin bu büyümesi, Türkiye’nin diğer milli ve anti-emperyalist güçleri için de bir çözüm olacaktır.
Bu tabloya Washington’dan bakanlar; “Cumhur İttifakı ‘hiçbiri’ diyenlerden oy alamıyor, aksine oy kaybediyor ama Vatan Partisi her taraftan alıyor” diyor. Atlantik sistemi ile Türkiye arasındaki mücadelede, mavilerle kırmızılar arasındaki o ayrım çok önemli. Biden İttifakı NATO mavisidir, Vatan Partisi ise kırmızıdır. Cumhur İttifakı da kırmızı ama ona biraz pembe diyelim; ancak onu da kırmızılaştıran bir sürece girdik. Vatan Partisi’nin büyümesi, Cumhur İttifakı içinde de bir çözüm oluyor.
Bu manzaraya Washington’dan bakanlar; “Madem ‘hiçbiri’ büyüyor, kararsızlar artıyor ve Vatan Partisi gibi sistemi değiştirmeyi hedefleyen devrimci bir özne çekim merkezi haline geliyor, o zaman biz de Biden İttifakı’nın yanına bu kitleyi havuzlayacak yeni bir özne koyalım” diye düşünebilirler. Ya da daha doğrusu, “Vatan Partisi’ne bir iyilik yapalım” diye tasarlayabilirler. Madem Atlantik’e karşı olan çözümün dinamiği Vatan Partisi, bunu onlar mutlaka hesaplıyordur. Bu süreçler kendiliğinden, buz üzerinde paten yapar gibi ilerlemez; bunlar çetin süreçlerdir. Zor bir dönemdeyiz ve Türkiye bu zorlukları ancak çetin bir mücadele ruhuyla aşabilir.
Vatan Partisi’ne bir iyilik yapmayı düşünmeleri, aynı zamanda milletimize bir uyarı ve çağrıdır. Birleşik Devletler, Vatan Partisi hakkında pozitif düşünmüyor, bu çok açık. O zaman oraya karşı tedbir almalıyız. Atlantik sisteminden yönelecek her türlü tehdidi ve baskıyı göğüsleyecek bir gücü oraya yığmalıyız. Vatan Partisi, yedi ateşten geçerek buralara geldi. Hapishaneler, vurulmalar, çetin mücadelelerle dolu bir geçmişi var. Bu; İttihat ve Terakki geleneğinin, Mustafa Kemal ve Namık Kemal geleneğinin, Türkiye’nin emek devrimcileri birikiminin temsilcisidir.
Vatan Partisi kolay üstesinden gelinecek bir parti değil, tecrübelidir. Türkiye’nin bu çetin dönemde böyle bir birikime ihtiyacı var. En son FETÖ tertiplerinde, Ergenekon ve Balyoz davalarında ne oldu? Silivri duvarını yıkıp çıktılar. Yalnızca mahkeme kararıyla değil; dağın başındaki o hapishaneyi 80-100 bin kişi üç kez kuşattı. O barikatların, biber gazlarının içinden kırmızı ay yıldızlı bayraklarla dalga dalga binlerce insan geliyordu. Vatan Partisi, böyle bir çetin mücadele geleneğinden geliyor.
Tehlike 15-16 Temmuz 2016 gecesi büyük ölçüde ezildi. Amerika’nın Türkiye’deki silahlı gücü; Türk ordusu, polisi ve yargısı içindeki gladyo o gece ya öldürüldü ya da hapislere tıkıldı. NATO ülkeleri içerisinde bunu başaran tek ülke Türkiye’dir. Şimdi tehdit merkezi dışa kaydı; Ege kıyılarından, Suriye ve Irak’ın kuzeyinden geliyor. Amerikan namluları dışarıdan Türkiye’ye yöneliyor. Tehdidin kaynağını iyi tanımlamamız lazım.
Türkiye zincirlerini kırmaya başladı. Silivri duvarını yıktık ve Türk ordusunu hapishaneden kurtardık. Vatan Partisi önderliğinde Türk milleti orduyu kurtardı. Gladio ezildiği için Türk ordusu, 15-16 Temmuz’un hemen ardından Fırat Kalkanı Harekatı ile Amerika-İsrail koridorunu yarıp geçebildi. O operasyonun birinci hedefinde Vatan Partisi vardı, çünkü o planın karşısında iki güç duruyordu: Siyasi önder olarak Vatan Partisi ve silahlı güç olarak Türk Silahlı Kuvvetleri.
Zorlukları yenersen kurtulursun. Siyasetçiler “her şey güzel olacak” diye anlatıyor ama zorlukların üzerine gitmezsen zorluklar seni yener. Ey büyük Türk milleti, önümüzde zorluklar var! Bizim destanımız Ergenekon destanıdır; dağları yaran, demirleri eriten bir kolektif akıl… Körükleri çalıştıran demircinin adı yoktur ama o demirci Vatan Partisi’dir. Türkiye’yi önümüzdeki dönem üreticilerin birliği yönetecek; işçiler, çiftçiler, esnaf, zanaatkar ve sanayiciler… Atlantik sisteminden kurtulma çözümünü bu üreticilerin milli hükümeti yaratacaktır. Seçime bir sene kaldı ve Vatan Partisi, sistemin dışındaki çözüme yönelmiş bu öncü kesimle stratejisini belirlemiş durumdadır. “Hiçbiri” diyerek bir karar veriliyor; yani “sistemin dışında çözüm var” deniliyor. Türk milletinin şu anda %35’lik bir öncüsü var. Ancak diğer partilerin içinde de onlara benzeyenler bulunuyor. Vatan Partisi, o %34,7’lik kesim içinden büyük güç kazanmayı hedefleyen bir strateji izliyor. Vatan Partisi’nin önemi şurada yatıyor: Millet İttifakı içindeki partiler birbirlerinden güç devşirmeye çalışıyor. İYİ Parti bir karar verdi, CHP’nin altını oymaya çalışıyor; CHP içindeki güçler de birbirinin altını oyuyor. Onların ufku, “Biden tayfası” olarak adlandırdıkları ittifakın içinde birbirlerinden güç kazanmaktan ibaret.
Cumhur İttifakı’ndan veya Biden İttifakı’ndan taraflar arası geçişler oluyordu ama bu durum biraz duruldu. Örneğin İYİ Parti nereden çıktı? MHP’nin içinden çıktı. Sistem MHP’yi böldü. Meral Akşener, “Gladio Kraliçesi” olarak MHP’yi böldü; tam bir NATO, tam bir Atlantik görevi yaptı. Yanındaki zevatla birlikte bunlar MHP’yi bir Amerika görevi olarak bölüp götürdüler; PKK’nın, CHP’nin, HDP’nin, FETÖ’nün yanına taşıdılar. Cumhur İttifakı bu süreçte bir süre güç kaybetti ama şimdi o süreç durdu. CHP medyası, altı partiyi “kararsızlardan oy kazanamamakla” eleştiriyor. Kazanamazlar da çünkü milletin talebi bu sistemin dışında, onlar ise sisteme en katı bağlı olanlar. Mesela Meral Akşener’i dinliyorum; dönüyor, dolaşıyor, kıvırıyor ve NATO’yu savunmak için ter döküyor. S-400’ü verelim diyen kendisiydi. NATO sistemi içerisinde, Amerikan sistemi içinde bu millete ekmek veremezsiniz; yalan söylüyorlar.
AK Parti de sistemden kopamadığı ve sistemle cepheden mücadeleyi göze alamadığı için vermekte zorlanıyor. Peki, çözüm ne? Tasarruf. Üretim yapabilmek için önce tasarruf ve yatırım yapmamız lazım. İstihdamı artırarak, daha çok insan çalıştırarak üretimi artırabiliriz. Tasarruf, sadece vatandaşın kumbaraya para atması değildir; devlet politikalarıyla yapılır. Kanunlu bir şekilde tasarruf oranını artırmalıyız. Tasarruf; vergi politikalarıyla, ücret politikalarıyla ve “ucuz devlet” anlayışıyla, devletin halk üzerindeki yükünün kaldırılmasıyla olur. Devlet yöneticilerinin sade yaşaması, devlet masraflarının azaltılması gerekir. Tasarrufu %30’un üzerine çıkarmamız lazım. Bir yılda ürettiğimizin %30’undan fazlasını tasarruf edip fabrika kuracağız, tarıma yatıracağız. Atıl olan iş gücünü üretim süreçlerine sokacağız ve artan üretimi adil bir şekilde paylaştıracağız.
Biz neyi dağıtacağımızı söylüyoruz: Önce tasarruf yapıp yatırım yapacağız. “Senin oğluna, kardeşine, amcana iş vereceğiz” diyoruz. Evde bir kişi mi çalışıyor? Üç kişiye iş vereceğiz. Evin geliri bu şekilde artacak. Ayrıca dış politikada ucuz enerji sağlayacağız; İran’dan, Rusya’dan, Suriye’den, Irak’tan, Azerbaycan’dan, Katar’dan, Cezayir’den… Çin sermayesini elverişli koşullarda Türkiye’ye getirip yatırım kapasitesini artıracağız.
Bankaların kârı geçen yıl dokuz ayda 93 milyar liraydı; 2022’nin ilk üç ayında kârlar %300 arttı. Biz “Çiftçi batacağına bankalar batsın” dediğimizde aşırı tepki almıştık ama haklı çıktık. O 100 milyarlık kârı ne yapalım? Fabrika açalım, tarıma destek olalım, üretimi şahlandıralım. Önümüzde bir gıda krizi var. Ekim mevsimi yaklaşıyor; şimdiden projelerimizi hazırlıyoruz. İşlenmeyen arazileri tekrar işleyeceğiz. Hazine arazilerini değerlendireceğiz, işlemeyen özel mülk arazi sahiplerine vergi koyacağız. Tarımda üretimi şahlandırmak için üreticilere ucuz mazot, tohum ve gübre desteği vereceğiz. Türkiye’nin ithal ettiği kalemlerde yatırıma başlayacağız. Vatan Partisi olarak Türkiye’yi yönetmeye hazırız; üretim devrimi programımız, bir yıllık ve üç yıllık planlarla stratejik bir düzlemde ilerliyor.
Dünyadaki çarpışma tefecilerle üreticiler arasındadır. Türkiye hâlâ faize çalışıyor, biz bu sistemi yıkıyoruz. Amerika’da da durum farklı değil. Nurten ve Ethem Sancak, Amerika’nın harabeye döndüğünü, caddelerin esrar koktuğunu, sokaklarda karton kutularda yaşayanların arttığını gözlemlemişler. Biden’ın oyları %30’lara düşmüş durumda. Amerika’da şiddetli bir iç çatışma ve silahlı hazırlık süreci var. Bu, Türkiye için büyük kararlar almak adına çok elverişli koşullar yaratıyor. Mafyalaşan emperyalizm ile ona karşı olan üretici kesim arasındaki bu dünya çapındaki çatışma, Türkiye’nin önündeki zorlukları aşma imkânı sunuyor. Üretim devrimi programımızı anlatmaya devam edeceğiz; 100. kurultayımızı perşembe günü İzmir’de gerçekleştiriyoruz. Ekonomistlerin bir kısmı kamu, bir kısmı ise özel sektör kökenlidir ancak her iki tecrübeyi de birleştiren arkadaşımız Bekir Cahit Yücel’dir. Üretim Devrimi Kurultayı’nda Doğu Perinçek, Ethem Sancak ve Bekir Cahit Yücel olmak üzere üç konuşmacı yer alacak. İzmir Tepe Kule Kongre Merkezi Anadolu Salonu’nda, 2 Haziran Perşembe günü gerçekleştireceğimiz bu kurultay çok verimli geçecek.
Cuma günü ise İzmir’de basınla kahvaltı programımız ve çeşitli görüşmelerimiz olacak. Ancak esas halka açık programımız Tepe Kule’deki kurultayımızdır; İzmir halkını ve öncülerini bekliyoruz. Afişimizde de vurguladığımız üzere; “Yeni Dünya’da İzmir’in Fırsatı” ve “Türkiye’nin Fırsatı” temalarını işleyeceğiz. İzmir, Türkiye’nin lokomotifidir; dolayısıyla İzmir’e özel vurgularımız olacak.
Bu arada Rusya Federasyonu yönetiminde yer alan Sayın Piligin ile 23 Mayıs’ta bir buluşma yaptık ve onlara “Altın Fırsat” toplantıları önerdik. İki gün içinde olumlu yanıt verdiler ve eylül ayında bu toplantıları gerçekleştireceğiz. Bu toplantılar, Rusya’ya uygulanan yaptırımların Türkiye için bir fırsata dönüştürülmesi; İstanbul’un bir finans merkezi haline getirilmesi; Türkiye-Rusya arasındaki hava trafiğinin merkezinin İstanbul olması; turizm gelirlerinin artırılması ve enerji güvenliğinin sağlanması gibi kritik başlıkları içeriyor. Ankara, İstanbul, İzmir, Antalya ve Gaziantep gibi kentlerimizde Sanayi ve Ticaret Odalarının da katılımıyla gerçekleşecek bu toplantılara katılmak isteyen iş insanlarımız Vatan Partisi ile iletişime geçebilir.
2019 yılında da Çin ve Rusya ekonomi konseyleriyle Ankara, İstanbul ve İzmir’de yüzlerce iş insanının katılımıyla benzer verimli toplantılar yapmıştık. Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı, örgütlerimizin Üretim Devrimi programlarına ve kurultaylarına hız kesmeden devam edeceğini duyurdu. Şu an İzmir kurultayı ile Türkiye haritasını yeşil “üretim rengine” boyama hedefimizde önemli bir mesafe kat ediyoruz. 99 kurultaylık raporumuza göre; 10.461 katılımcı, 539 muhtar ve oda başkanı, 27.750 esnaf ziyareti ve 538 köy etkinliği gerçekleştirildi. Önümüzdeki 3-4 ay içinde bu harita tamamen tamamlanmış olacak.
Haziran ayı takvimimizde 4 Haziran’da Balıkesir, Konya Ereğli, 12 Haziran’da İstanbul Ümraniye, 15 Haziran’da Balıkesir Ayvalık, 17 Haziran’da Giresun Tirebolu, 18 Haziran’da Edirne Keşan, 19 Haziran’da Niğde Ulukışla, 24 Haziran’da Kayseri Pınarbaşı, 25 Haziran’da Rize, 26 Haziran’da Artvin Arhavi ve 3 Temmuz’da Gaziantep kurultaylarımız yer alıyor. Bu kurultaylar sadece birer toplantı değil, arkasında yüzlerce köy ve esnaf ziyaretinin olduğu kapsamlı çalışmalardır.
Yurt dışına kaçırılan sermaye konusuna gelince; bizim amacımız bu paraları el koymak değil, onları Türkiye’ye getirip burada üretime yatırmalarını sağlamaktır. Ayrıca programımızda köylere ziraat mühendisi ve veteriner istihdamı ile araştırma laboratuvarları kurma projesi de yer alıyor.
Doğu Akdeniz konusuna gelecek olursak; Yunanistan’daki Amerikan üslerine karşı hem Cumhurbaşkanımız hem de Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamaları çok değerlidir. 2015 yılındaki Kuşadası mitingimizde Mavi Vatan kavramını Türkiye’nin gündemine taşımıştık. Mavi Vatan projesi, Vatan Partisi’nin bir programıdır ve Deniz Bakanlığı kurulmasını savunuyoruz. Denizin altındaki kaynaklardan ulaşım imkânlarına kadar denizlerimizi Türkiye’nin refahı için kullanacağız. Çakabey’in İzmir’de donanma kurma vizyonundan ilham alarak, Mavi Vatan’ı Anadolu topraklarıyla birleştirme hedefimizi sürdürüyoruz. Bu kapsamda bir Çakabey belgeseli üzerinde de çalışmalarımız devam ediyor. Onun için sanki at olunca denize uymaz gibi geliyor ama o, atlı çoban kültürünün kazandığı örgütleme kabiliyetiyle deniz kıyılarındaki birikimi örgütlüyor. İlgililer için hatırlatalım: Bilim ve Ütopya dergisinin Çaka Bey sayısı vardı. Evet, yakın zamanda, bir iki ay önce çıktı. İlgililer oradan okuyabilir, edinebilirler.
Bir iki gün içinde çıkacak olan Bilim ve Ütopya dergisinde “Sıfırı Araplardan öğrendik” sayısı var. Onu da tavsiye ediyoruz. Yani şu sıfırın yüzü suyu hürmetine Arapları sevelim ve sayalım; bize sıfırı öğrettiler. Türkiye’de sıfır yoktu. Cebir, logaritma, aslında algoritma; bunlar cebirde ve matematikte en büyük devrimdir. Sıfırın keşfi bulunmaktadır ve Avrupa’ya da biz öğrettik. Yani sonuç itibarıyla Araplar ve Türkler olarak sıfırı biz öğrettik.
Bir izleyenimizden soru var, oraya ekonomi konusunu da kısaca sokalım. Çünkü önemli, güzel bir veri paylaşıyor. Malatya’dan bir izleyenimiz; hem gıda güvenliği açısından hem de üreticinin acil üretimini desteklemek için şu an 1 milyon ton şeker, 4 milyon ton buğday ihtiyacımız olduğunu belirtiyor. Biz bunları şu anda dışarıdan ithal ediyoruz. Yakında Suriye ziyareti yapacağını açıklamıştı Vatan Partisi. Bunlar gündeme gelecek mi? Mülteci meselesiyle ilgili Perinçek’in fikirlerini de merak ediyoruz. Şeker pancarı ekecek arazi bulamıyor şu anda üretici. Kotalar kalkmış olsa bile şu anda pancar ekecek üretici kalmadı elimizde. Hem maliyetler hem de arazi uygun ama üretici yok. Bununla ilgili de çözümleri dinlemek istiyorum. Türkiye 8-9 milyon ton buğday ithal etmek zorunda. Demin söyledik ya, tarihi fırsat. Rus devletinin temsilcileri ve Rus sanayi ve ticaretinin temsilcileriyle tarihi fırsat toplantıları yapacağız. Dünyadaki en büyük buğday üreticilerinden biri Rusya; Rusya, Ukrayna, Hindistan. O bakımdan Rusya ile ilişkilerde de Vatan Partisi çok faal. Görev Holding de Rusya’dan buğday kotası alıyor. Biz fiilen Rusya’dan buğday ithaline, yalnız politika olarak değil, fiilen de o ithalata gireceğiz.
Efendim, şimdi haritayı bir getirin. Bir izleyici “NATO’dan ne zaman çıkacağız? Üstler kapatılacak mı? Yoksa hep bunu sloganla mı atacağız?” diyor. Ben izleyici sorusuyla da birleştireyim: Bu tehdit nasıl önlenir? Biraz daha onu konuşalım. Bir kere bu tehdidin gerçek olduğunu kabul ederek önlenir. Yani bu tehdit var ve artık o aşamaya geldik. Vatan Partisi bu tehdidi daha önce gördü, hatta öncesinden beri bunu işliyor. Ama şimdi Türkiye kamuoyuna ve Türkiye Devleti’ne bunu Vatan Partisi kabul ettirdi. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri bunun farkında ve Amerika’nın, İsrail’in Akdeniz’de yaptığı tatbikatlara karşı bizim donanmamız da tatbikatlar yapıyor. Ama Türkiye’nin zayıf karnı Doğu Akdeniz. Bunu Atlantikçiler de çok iyi biliyorlar. İçteki adamları da; mesela bakın CHP ve o Millet İttifakı denen Biden tayfası, “Doğu Akdeniz’de NATO’dan çıkma falan, bunlar yanlış, maceracı politikalar” diye altılı toplantıdan böyle bir şey çıkardılar. Maceracı kelimesini kullandılar. Yani Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de bu tehdide karşı tavır almasına karşı içeriden yıkıcılık yapıyorlar. Çok açık bir şekilde; yani CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve diğer o Deva, Gelecek partileri, Babacanlar, Davutoğullar falan. Bunlar da doğrudan doğruya Türkiye’nin NATO’ya ve Amerika’ya karşı direncine içeriden sabotajla cevap veriyor.
Doğu Akdeniz’e getirilmesi gereken Rusya, Doğu Akdeniz’de zaten var. İyi ki var. Çünkü o, Amerika’yı dengeleyen bir güç. Peki İran, Çin ya da diğerleri? Onların doğrudan doğruya Doğu Akdeniz’de kuvvetli olması değil ama siyasi, diplomatik ve ekonomik olarak; mesela Türkiye-Çin ilişkilerinin ekonomide gelişmesi, Türkiye’nin bir üretim üssü haline gelmesi bizim Doğu Akdeniz’deki direncimizi artırır.
İran’la ilgili şöyle özel bir durum var. Yakup Aslan, Ulusal Kanal Ankara temsilcisi arkadaşımızın haberini yarın Aydınlık’ta manşetten vereceğiz. İran’ın Milli Güvenlik Yüksek Konseyi şöyle bir çalışma başlatıyor: Doğu Akdeniz’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile İran’ın temasa geçebileceği bir çalışma. İranlı yetkililer “Kıbrıs” diye söylüyorlar, fakat Türkiye ile yeniden bir çalışma olanağı olabileceği, Doğu Akdeniz’de böyle bir çalışma başlatıyorlar.
Bizzat benim katıldığım uluslararası toplantılarda; Çin’in düzenlediği Marksist ve Dünya Partileri toplantısında, İran’ın İslam’ın Uyanışı toplantısında, Körfez-MENA toplantısında konuşmacı olarak hep Doğu Akdeniz’i gündeme getirdim. Şimdi İranlılar bizi dinliyorlardı. Şimdi anladılar ama nasıl anladılar? İran gemisini Yunanistan tutukladı, İranlılar da Yunanistan’a cevap verip gemilerini tutukladı. Dolayısıyla İran Doğu Akdeniz’de devreye girmek durumunda kaldı. Ama biz onlara bunu senelerdir toplantılarda anlatıyoruz. Hatta Doğu Akdeniz’i birinci gündem olarak, Türkiye’nin buradan tehdit altında olduğunu, dolayısıyla bunun İran’a da bir tehdit olduğunu anlattık.
Hatta bakın, bunun tarihi 2005 yılı; 17 yıl önce. Genel Başkan Yardımcımız rahmetli Tuğgeneral Servet Cömert, Hüseyin Macit Yusuf, Semih Koray ve biz, toplam yedi kişi davet edilmiştik. İran Büyükelçisi o zaman Devlet Abadi idi. O, İran’ın en büyük devlet adamlarındandır. Bizi davet etti. Ben “Kıbrıs’ta Sayın Denktaş’ın büyükelçisiyle birlikte gelirim” dedim. Biz bunu İran’a sorduk çünkü bizim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkimiz yok. “Tamam, gelin ama basına söylemeyelim” dediler. Gittik, biraz hoşbeşten sonra ben Devlet Abadi’ye şu soruyu yönelttim: “Kıbrıs, İran için neyi ifade ediyor? Kıbrıs’ın tamamen Amerika’nın eline geçmesi, oradan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin çıkartılması neyi ifade eder?” “Vallahi oradan Hürmüz Boğazı’nı ve İran’ın bütün petrol ihracatını tehdit eder” dedi. Biz bunu ta 2000’lerin başından beri dünyaya anlatıyoruz.
***
Şimdi tehdit haritasını konuşuyorduk, izleyicimizden bir soru var: “İçerideki Amerikan üslerini ne yapacağız?” Tabii onlar da tasfiye olacak. Türkiye’deki Amerika tasfiye oluyor. Özellikle İncirlik ve Kürecik çok önemli, bunlar tasfiye olacak. Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye karşı karşıya geldi. Vatan Partisi’nin içinde yer aldığı üreticilerin milli hükümeti, Amerika Birleşik Devletleri’ne bir süre tanıyacak ve “Bir ay içinde bavullarını topla, hadi buradan gidiyorsun” diyecek. Bu üsler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne geçecek. Yani üsleri kapatma değil, el koyma. O üsler artık Amerika’nın komşularımızı dinleyen, komşularımıza tehdit oluşturan üsler olmaktan çıkacak; Türkiye’yi Amerikan tehdidine karşı savunan üsler işlevini kazanacak.
İsrail’e gelince; Sayın Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bir görüşme yaptı. Siz İsrail ile görüşmeler başlamadan önce bazı uyarılar yapmıştınız. İsrail’in stratejik bir hedefi var: İkinci İsrail Devleti’ni, sözde Kürdistan’ı kurmak. Siz İsrail’i bundan vazgeçiremezsiniz. Türkiye’de “İsrail ve Amerika Türkiye’den vazgeçemez” diye bir tez konuluyor. Hayır, Türkiye’den vazgeçmezlerse Türkiye’yi bölerler; bölme hedefini rafa koyup Rusya ve Çin’i hedef almazlar. İsrail, Türkiye’yi birinci tehdit olarak görüyor. Mossad Başkanı, geçen yılın Ekim ayıydı hatırlıyorum, “Birinci tehdit İran’dan değil, Türkiye’den geliyor” dedi. Bu bir laf değil, İsrail’in güvenlik belgesine yazıldı. Çünkü Kürdistan’ı kurma, yani ikinci İsrail’i kurma amacın olunca, tabii ki bunu Türkiye ile hesaplaşarak yapabilirsin.
Devlet Bahçeli bugünkü konuşmasında, “ABD’nin Yunanistan’da kurduğu 9 askeri üs milli güvenliğimize tehdittir. ABD, Yunanistan’ı maşa olarak kullanıp Türkiye’yi sıcak bir çatışma ortamına itmeye çalışıyor” dedi. Yıllardır siz de bu uyarıları yapıyordunuz. Şimdi bu uyarılar devlet katında karşılık buluyor. Acaba bir karar alındı da bir sürpriz mi olacak?
O kadar silah yığıldığına göre o silahlar boşuna yığılmıyor. O silahlar Türkiye’ye karşı kullanılmak için yığıldı. Ancak Türkiye caydırıcı bir güç ortaya koyarsa o silahlar kullanılmaz. Onun için de yalnız milli güçler değil, uluslararası ittifaklar da çok önemli. Amerika’yı caydırmak lazım. Yunanistan buna cesaret edemez ama Amerika düğmesine bastığı zaman ve Türkiye’yi zayıf durumda gösterirlerse harekete geçebilir. Yunanistan tarihi bu aldanışlarla dolu. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İngilizler Yunanistan’ı İzmir’e çıkarttı, Ankara’ya kadar yaklaştılar. O bakımdan ciddiye almamız lazım.
Suriye konusunda çok önemli bir gelişme oldu. Türkiye, Rusya ve Suriye arasında bir iş birliği gözüküyor. Lavrov, “Türkiye haklıdır, Suriye’nin kuzeyindeki harekatlar tamamen Türkiye’nin güvenlik kaygılarından ileri geliyor” dedi. Eskiden Rusya ses çıkartmıyordu, şimdi aktif bir tavır alıyor. Bu çok önemli. Ayrıca Putin’in “karakutusu” denilen Prigojin de doğrudan Suriye’nin kuzeyindeki PKK’yı hedef alan, PKK’yı düşman ilan eden bir açıklama yaptı. Bu, PKK/PYD’nin Moskova’da bürosu olduğu gibi Amerikan yalanlarına da bir cevap oldu. Sayın Cumhurbaşkanımız da “Finlandiya ve İsveç, ben hayatta olduğum sürece NATO’ya giremez” diyerek çok kararlı bir açıklama yaptı. Lavrov da 8 Haziran’da Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüşmeye gelecek. Görüldüğü üzere hem Suriye’nin kuzeyinde hem de Rusya-Ukrayna savaşında Vatan Partisi’nin politikaları kendisini kabul ettirdi. Zelenski dostluğu da çöpe gitti, artık konuşulmuyor. Rus Dışişleri Bakanlığı uzmanı Semenoğlu’nun son açıklamasında sizin söylediklerinizi doğrulayan vurgular var: SDG ve YPG hala ABD’nin ana ortağıdır. Moskova, Türkiye’nin PKK’yı hedef almasından rahatsız olmayacaktır. Şu an Türkiye ile ilişkilerinin etkilenmesi Rusya’nın çıkarına olmaz. Aynı yönde açıklamalar devam ediyor. Bu arada, Rusya’nın en büyük haber ajansı Ria Novosti benimle uzun bir söyleşi yapmak istedi. Zamanım müsait olmadığı için önümüzdeki bir iki gün içinde görüşmeyi planlıyorum. Yani Rus basınında da bizim kararlılığımız, bizim ağzımızdan dile getiriliyor.
Hükümet, harekatın hedefini güvenlik koridorunu tamamlamak ve 1 milyon Suriyeli sığınmacıyı oraya yerleştirmek olarak açıklıyor. Önceden farklı derinliklerden bahsedilirken, şimdi 30 kilometre derinlik diye net bir ifade var. Harekata karşı değiliz; harekatı destekleyen tek kesimiz ancak harekatın amacının doğru saptanmadığını düşünüyoruz. Harekatın amacı, PKK’yı Suriye’den toptan temizlemek olmalıdır. Sadece güvenlik koridoru sağlamak eksik, hatta yanlıştır. Eksik olan her şey yanlıştır. Doğru olan; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Suriye ile iş birliği yaparak, PKK’yı Suriye topraklarının tamamından temizlemesidir.
30 kilometre aşağıya bir güvenlik koridoru kuracağınıza, aynı koridoru kendi sınırınızın içinde kurmak hem daha kolay hem de daha ucuz değil mi? Kendi polisinizin, ordunuzun, devlet teşkilatınızın olduğu ve Türk milletinin yaşadığı bölgede “PKK’yı geçirtmeyeceğim” demek daha mantıklıdır. Başka bir ülkede 30 kilometre, hatta sonradan 90 kilometreye çıkan bir koridor kurmak, “30 kilometre yetmedi, altındakini de alıyorum” gibi bir mantıksızlığa kapı açar. Bizim önerimiz; Suriye ile anlaşarak PKK’yı tamamen bitirmektir. Suriye ile iş birliği yaptığımızda PKK beyaz bayrak çeker; Irak zaten buna hazır. O zaman göçmen sorunu da kendiliğinden çözülür, herkes vatanına döner.
Bugün sosyal medyada Suriyeli sığınmacılar üzerinden yoğun bir kışkırtma kampanyası yürütülüyor. Gaziantep’te yaşlı bir kadına tekme atılması, Esenyurt’ta bir çocuğa müdahale veya Bebek’te yaşananlar gibi olaylar üzerinden bir kaos hedefleniyor. Bebek’teki olayda olduğu gibi; uyuşturucu etkisinde olan veya toplumsal ahlakı hiçe sayan bu tür görüntüler, Batı’dan dayatılan çürümüş kültürün yansımasıdır. Kadını cinsel bir nesneye dönüştüren, insanı hayvani dürtülere indirgeyen bu kültür, maalesef bazı kesimler tarafından “özgürlük” gibi sunuluyor. Buna karşı çıkmak şeriatçılık değil, insani bir tavırdır. Türk milleti imparatorluk ve devrimci geleneği olan bir millettir; bu tür tahriklere gelmez. Suriye halkı da bizim gibi güçlü bir hoşgörü kültürüne sahiptir. Yaz aylarında gerçekleştireceğimiz Suriye ziyareti ile bu süreci daha da somutlaştıracağız.
Yeni kitabım “Türkçe Kökler” çıktı. Kitapta 29 kökü işliyorum. Türkçenin kökleri, Arapça veya Avrupa dillerindeki gibi türetilirken bozulmaz; eklerle zenginleşir, kök diri kalır. “Koymak, koşmak, konmak, kovmak” veya “göğ” kökünden türeyen “göz, göç, gömmek, gönül” gibi kelimelerin mantığını bu kitapta eğlenceli bir dille anlatıyorum. Bilimsel bir çalışma olmasına rağmen herkesin rahatlıkla okuyabileceği bir eser oldu. Ece Perinçek’in kapak tasarımını yaptığı bu 55. eserimin ilgi göreceğine inanıyorum.
Ayrıca “Asya Çağı’nın Öncüleri: Lenin, Atatürk, Mao” kitabım İspanyolca olarak yayımlandı. Bu kitabın uluslararası arenada ses getirmesi çok değerli. Vatan Partisi’nin çizgisinin, Avrupa’da da –örneğin Fransa’da– takip edilmeye başlandığını görüyoruz. Son olarak, Türkçenin en büyük ustası Yunus Emre’nin oratoryosu ile bu haftayı noktalayalım. 13. yüzyılda yazılan o şiirler, bugün bile hiçbir güncelleme gerektirmeden şırıl şırıl akıyor. Ahmet Adnan Saygun’un bestelediği “Yunus Emre Oratoryosu” üzerinden, köklerimizle olan bağımızı müzikle pekiştirelim. Sözlerin aşkın, aldı benden beni. Arkadan hafif çalsın arkadaşlar; siz buyurun efendim. Ne kadar Türk yazısı kötü bu arkada. Bana seni gereksin.
Şimdi herkes bilgisayar şey… Biz hep yazdık, Ozan yazdı galiba; Ozan Türk’ün bilgisayar gençliği. Onların yazılarını zorunlu… Yazıyı çekiyor arkadaşımız Ozan. Bu ameliyattan, saygımdan; bana seni gereksin.
Efendim, teşekkür ederiz. Biz teşekkür ederiz. Teşekkür ederiz. Efendim, sizler için gelsin. Sağ olun, sabırla dinlediniz. Bu haftanın da sonuna geldik, güzel bir eserle sizlere veda ediyoruz.
Altyazı: M.K. İzlediğiniz için teşekkür ederim.

