Çıkış Yolu • 30.12.2018

Çıkış Yolu • 30.12.2018

Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi ama… Türk milletinin altı açıklığını… Ben yere atarım, onu çiğnerim. Çiniyorum burada. Bırak! Gölgedeki bu yangın. Bırak takılığı. Türkiye’yi dinlerlerdi, üretenlerdi. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Sevgili izleyiciler, merhaba. 2018’in sona ermesine 30 saatten az bir süre kaldı. Yılın son programında birlikteyiz. Konuğum, her zaman olduğu gibi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. İki tane gündem maddemiz var: Bir, CHP eksenindeki bazı gelişmeler; iki, Münbiç üzerindeki gelişmeler. Bir de vaktimiz kalırsa 2018’e bir özet yapacağız, 2019’a da bir giriş yapacağız. Radyoda bizi dinleyenlere de tekrar söyleyeyim; Doğu Perinçek’le konuşacağız. Ben gazeteci Rafet Ballı.

Sayın Perinçek, yine kravatları takmışsınız. Bizim programımızın bazı kuralları vardı, zaman zaman uyuyorsunuz. Bu kravatın özel bir değeri, anlamı var. Bana bunu Frankfurt’ta Prof. Reiner ve çok sevdiğim, değer verdiğim eşi Ülkenter hediye ettiler. Onun için buradan onlara da teşekkür ediyorum. Atatürk Sempozyumu’na da bu kravatla katıldım. Güzel bir döndüsü var, evet, onların armağanı…

Buradan, Mehmetçiğimizden başlamak üzere bütün yurttaşlarımızın, bütün dostlarımızın ve bütün iyi insanların yeni yılını kutlayarak; hiçbir ayrım yapmadan bütün vatandaşlarımızın, Türk milletinin ve tüm insanların yeni yılda mutlu olmasını, bahtlarının açık olmasını ve sağlıklı kalmalarını diliyoruz. Atlantik dönemi kapanıyor, yepyeni bir dünya kuruluyor. Onun için önümüzde altın yıllar var. Bunu Serhan Bolluk, son Merkez Yürütme Kurulu toplantısında söyledi; altın yıllara giriyoruz, Türkiye altın yılın kapısını çalıyor.

Benim en enteresan bulduğum durum şu: Bazı dostlarla, akademisyenlerle konuşuyorum. “Çok umutsuz abi” diye telefon ediyorlar biliyor musunuz? Herkes çok karamsar. Neden? Çünkü vatan savaşı Meclis’te değil. Ben diyorum ki tam tersine, biz 2015 Temmuz’undan beri iyiyiz aslında. “Abi tamam, sen öyle diyorsan öyle olsun” ama diyorlar. Şimdi bakın, Amerika askerini çekip götürüyor. Türkiye, Suriye, Irak, İran, Rusya birleştiler ve Amerikan askeri pılısını pırtısını toplayıp gidiyor. Bunun neresinde karamsarlık? PKK eziliyor, bırakalım PKK’lılar karamsar olsun. FETÖ darbeleri bastırıldı, ezildi. Türk ordusu, Fırat Kalkanı Harekatı’yla Amerika-İsrail koridorunu yardı. Amerika karamsar olsun, İsrail karamsar olsun; bizimkiler niye karamsar?

Çünkü Atlantik kampı içinden dünyaya baktıkları için, kaderlerini Atlantik’le birleştirdikleri için bir kısım neoliberal aydınlarımız, FETÖ’cüler ve PKK dostu sözde aydınlar karamsarlık içinde. Oradan bu duygu CHP’ye bulaşıyor, oradan da ilerici kesimlere, Atatürkçülere bulaşıyor. Bunların Atatürkçülüğü Anıtkabir’in bahçesindeki çiçeklerle sınırlı; yoksa Afrin’de Atatürkçü değiller, Fırat Kalkanı’nda Atatürkçü değiller, Zeytin Dalı’nda Atatürkçü değiller. Türk Silahlı Kuvvetleri Münbiç’e girdi, Fırat’ın doğusuna giriyor; bu Atatürkçülerimiz orada yok. Mehmetçiğin yanında, omuz başında Atatürkçü değiller; hatta “Türkiye çamura battı” diyorlar ve “karanlıklara gömülüyoruz” diyorlar.

Bu yanlış konum nereden geliyor? Onu da açık açık söyleyelim: Tayyip Erdoğan düşmanlığından başka hiçbir şey görmüyorlar, gözleri kör olmuş. Tayyip Erdoğan, Türkiye ile kaderini birleştirip Türk Silahlı Kuvvetleri ile Atlantik’e karşı, Amerika’ya karşı Rusya, İran ve Irak ile beraber hareket ederken, kendini bu düşmanlığa esir edenler karamsarlığa düşüyor.

Amerika’nın çekilmesi üzerine eski sol çevrelerde bir tartışma yaşandığı görülüyor. PKK’nın “aman gitme” diye bildiriler yayınlaması üzerine, PKK ve ona bağlı organların bu tutumu solda bir tartışma yarattı. Artık oraları fazla izlemiyorum çünkü bir kıymeti harbileri kalmadı, Türkiye’de bir ağırlıkları yok. Ancak duyuyorum; bazı kesimlerin çizgilerini değiştirmeleri fena değil. Biliyorsunuz PKK çevreleri “Amerika gitmesin” diye bildiri açtılar. Bazı isimler “Böyle şey mi olur, ne kadar abes ve dehşet bir durum” diye karşı çıkmaya başladı. Tabii ki öyle olacak çünkü PKK yeniliyor. Yenilenin dostu olmaz; PKK ayak altında kalıyor. Sizin dediğiniz aydınlar da “oynak” aydınlar, hep yenenden yana tavırları vardır. Amerika yükselince onun tarafına geçmişlerdi, şimdi PKK yenilince onu terk ediyorlar.

Türkiye’nin bahtı açıldı. Herkes, özellikle hükümet medyasındaki bazı kalemler olayların tam farkında değiller. PKK ile Esad yönetiminin anlaştığına dair spekülasyonlar yapılıyor, bir anlaşma yok; tam tersine rahatsızlık var. PKK kaynakları, “Suriye yönetimi durumumuzdan istifade etmeye çalışıyor” diyor. Bir de bugün PKK’nın yayınladığı bildiriler var: “Suriye askerleri Münbiç’e girmesin, gitsin Türkiye sınırında Türk ordusuyla savaşsın” diyorlar. Gülünçler yani. Münbiç, Suriye Devleti’nin bir kentidir. Suriye Devleti’ne “Sen git sınırları koru, şu kente girme” diyorlar. Ama sonunda tabii ki Suriye Devleti ve ordusu oralara hakim olacak. Türkiye oraya kalıcı olarak girmiyor ki. Keşke başından beri Suriye Devleti oralara hakim olsaydı ve PKK, YPG oralarda bu şekilde bir hakimiyet tesis edemeseydi.

Gelelim İstanbul’a. 27 Aralık’ta CHP, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak Sayın Ekrem İmamoğlu’nu tanıttı. Burada İmamoğlu’nun “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” şeklindeki görüşü ve “kent anayasası” gibi söylemleri bir özellik kokusu, hatta milli devleti yıkma kokusu almamıza neden oldu. Bu, İstiklal Savaşı’nın başarılarını terse çevirip İstanbul’u Ankara’dan koparma girişimidir.

Cumhuriyet ve Sözcü gazeteleri manşetlerinde bu ifadeyi kullanarak bu girişime dahil oluyorlar. CHP’nin İstanbul adayı, seçim kampanyasına bir fabrikayı veya işçileri ziyaret ederek değil de Rum Fener Patriği Bartolomeos’u ziyaret ederek başlıyor. Bu ne demek? “Ben Bizans projesine teslim oluyorum” demek. Fener Patrikhanesi’nin Türkiye ile ilgili emelleri bellidir ve bugün orada Amerika Birleşik Devletleri tarafından yönetilen bir ihanet kapısı vardır.

Bu CHP, HDP ile ittifak halindeyken, Bartolomeos’u ziyaret edip, arkasından Doğu Akdeniz’de İsrail ile aynı denklemde yer almayız diyenleri eleştirip, TSK Münbiç harekatı başlayınca “askeri harekata karşıyız” diyebiliyor. Yani CHP, her cephede Amerika’nın yanında duruyor. “Kent anayasası” demek, İstanbul’u devletçik yapma girişimidir. Anayasa, devletin hukuki düzenidir; bir kentin anayasası olmaz. Bu Amerikan planı bir zamanlar rağbetteydi ama yerle bir oldu.

Siz politikacı mısınız? Hayır, ben politikacı değilim, devrimci siyasetçiyim. Günlük anlamda söylemiyorum, ben vatanseverim. Hayatımda hiç politikacı olmadım. Devrimci siyasetçi ile devrimci politikacı aynı şeydir; bir farkı yoktur. Kelime farkı mı? Evet, buyurun. 3-4 seçimdir CHP ile ilgili bu tür eleştirileri gündeme getiriyorsunuz. “Niye sonuç almıyor?” diyorsunuz; sonuç alacak. Niye CHP seçmeni etkilenmiyor, hiç düşündünüz mü? Sanki bonzai içmiş gibiler. Niye? %25’in hepsi bu etkide; kimin içip kimin içmediğini göreceğiz. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi tabanı için beni siyaset yapmaya zorlayan baskıların hiçbir faydası olmayacağını buradan ilan edeyim. Yani siz beni Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçmeni için siyaset yapmaya yönlendiriyorsunuz; bu, benim üzerimde hiçbir şekilde etkili olmaz. Çünkü ben Türk milleti için siyaset yapıyorum.

Yalnız bu olay karşısında susanları, “İstanbul, Ankara’dan yönetilemez” diyenleri ihanetle nitelemeden önce şunu sormak lazım: Bu ihanet değil mi? Hayır, bakın; ben “ihanet” lafını yeni kullanıyorum. Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri için… İsterseniz tam sıcak yerde bir ara verelim.

(Reklam Arası)

Değerli izleyiciler, kısa bir aramız var. Ulusal Kanal’ın ve Ulusal Radyo’nun “Çıkış Yolu” programı devam ediyor. Konuğum, Vatan Partisi lideri Sayın Dr. Doğu Perinçek. Hararetli bir yerde kaldık. Ben şöyle deme gafletinde bulundum: “Sizin sertliğinizi açığa çıkarmaya çalışıyorum.” Evet, ben sertim; burada sert olurum ama size karşı sert değilim.

CHP ile ilgili son yıllarda çok sert bir politika izliyorsunuz. Sizin görüşünüz bu; yani bunun %25’lik CHP kitlesi üzerinde pek bir etkisi olmadığı seçim sonuçlarından görülüyor.

Valla o CHP kitlesinin problemi. Ben şimdi buradan CHP kitlesine sesleniyorum: Cumhuriyet Halk Partisi, HDP ile ittifak yapıyor; nasıl sessiz kalıyorlar? “Kurumsal olarak ittifak yapmıyoruz” diyorlar. Efendim, hepimizin gözü önünde… Daha yeni Diyarbakır’da, cumartesi-pazar günleri otelde toplandılar. CHP’nin bütün il ve belediye başkanlarına, CHP genel merkezi şu talimatı verdi: “Bütün Güneydoğu’da ve Doğu’da HDP’yi destekleyeceksiniz ama bunu kamuoyu önünde açıkça ilan etmeyeceksiniz.”

Bunu hepimiz görüyoruz. Ankara-İstanbul yürüyüşünden çok daha öncesinden başladılar. Bütün seçimlerde bağıra bağıra “HDP meclise girsin, AK Parti’yi yıkmak için HDP meclise girsin” siyasetleri oluşturdular. Ondan sonra darbe sırasında kümeslere saklandılar. Bakın, o da çok önemli; Cumhuriyet Halk Partisi 15-16 Temmuz darbesinin karşısına çıkmadı. Bir eline FETÖ’yü aldı, bir eline PKK’yı aldı; cezaevlerinden onları çıkarmak için yürüdüler. Mitinglerinde “Nazlı Ilıcak, Ahmet Altan, Mehmet Altan burada!” diye bağırttırdılar.

Son olay; Türk Silahlı Kuvvetleri iki gündür Menbiç’e giriyor, Cumhuriyet Halk Partisi açıklama yaptı: “Türkiye’nin silah kullanmasına karşıyız” dediler. Yani Menbiç’e Türk ordusunun girmesini istemiyorlar. Niye? PKK’yı orada koruyorlar, Amerika’yı koruyorlar.

Daha üç gün önce Meclis’te kalktılar; İYİ Parti ve Büyük Birlik Partisi ile birlikte… “Çin emperyalisttir, Doğu Türkistan’daki Çin zulmüne karşı” bir önerge verildi İYİ Parti tarafından. Meclis araştırması reddedildi. AK Parti ve MHP reddetti, MHP çekimser kaldı. AK Parti ve MHP Çin düşmanlığı yapmıyor. Dünyada muazzam bir sosyalist mucize var; sosyalist Çin kendi toprak bütünlüğünü koruyor ve Amerika’nın kışkırttığı terör hareketlerine karşı tavır alıyor. Uygur bölgesindeki uygulamaları ayrıca konuşuruz. Ama CHP’ye bakıyorsunuz; Çin’e vuruyor, İran’a vuruyor, “Molla rejimi, diktatörlük var” diyor, Rusya’ya vuruyor. Amerika çekilirken CHP açıklama yapıyor: “Aman çekilmeyin, orayı sonra İran ve Rusya doldurur” diyor. CHP, hem uluslararası planda hem ulusal planda Amerika’nın ve gericiliğin yanında mevzilenmiş durumda.

En son İstanbul meselesinde tüy diktiler. “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” demek, Türk milli devletini dağıtmak demektir. “İstanbul’un anayasası olsun” demek, “İstanbul devlet olsun” demektir. Ben anayasa hukuku hocasıyım; “Anayasayı şu manada kullandım” diye bir açıklama olmaz. Türkiye Cumhuriyeti anayasası vardır ve Türkiye’de ikinci bir anayasa olmaz. Siz ikinci bir anayasa yapmaya kalkarsanız, yarın Diyarbakır’da, İzmir’de, Kars’ta, Trabzon’da biri çıkar, “Bizim de anayasamız olsun” der. Böyle bir şey olur mu?

Tekrar söyleyeyim; bütün söylediklerinizin doğru olduğunu kabul edelim. Neden CHP kitlesi etkilenmiyor bundan?

O da onların kabahati. Siz onlara sormuyorsunuz, sorumluluğu bende arıyorsunuz. Ben anlatıyorum, etkilenecekler. Nasıl etkilenmiyor? Göreceksiniz, patır patır istifalar gelecek. O CHP kitlesi vatanseverdir. Fakat o yürüyüş sırasında, “Ey CHP’liler, size bonzai içiriliyor, PKK ile HDP ile FETÖ ile birlikte yürümeye alıştırılıyorsunuz” dedik. O yürüyüşe katılanlar şimdi yüzümüze bakamıyor, utanıyorlar. 24 Haziran’da bunun bir tepkisi olmadı diyorsunuz ama Atatürk, İstiklal Savaşı’nda Meclis kürsüsüne çıkıp Ege’de Yunan ordusunu kucaklayanları eleştirmişti. Bir vatansever ne yapar? Kendi halkı da hatalı olduğu zaman onu omuzlarından silkeler ve uyarmaya çalışır. “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” dediklerinde “Okşayalım mı?” mı dememizi bekliyorsunuz?

CHP, PKK ile iş birliği yapıyor. Biz “Yanlıştır” mı diyelim? Türkiye bir vatan savaşı veriyor. Vatan savaşında bu tür tavırları alanlara karşı Atatürk’ün İstanbul hükümetine nasıl tavır aldığına bakın. Bugün Türk ordusu giriyor, onlar “Batığa battı” diyor; vatan savaşına “Saray savaşı” diyor. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnız bırakacak siyasetler izliyorlar. “Niye biz İsrail’le birlikte hareket etmiyoruz?” diyorlar. İsrail namlularını Türkiye’ye çevirmiş, zırhlılarını yollamış; CHP yönetimi ise İsrail denkleminin dışına çıkmamızı sorguluyor.

Ben artık CHP yönetimini değil, CHP tabanını sorumlu tutuyorum. Vatan Partisi bunun onda birini yapsa, ben kendi partime isyan ederim. Bu tabanın harekete geçmesi için daha ne yapılması lazım? Onu silklemekten başka ne yapabiliriz? Biz Türk milletinin bütününe göre siyaset oluşturuyoruz; bunun içinde AK Partilisi de, MHP’lisi de, CHP’lisi de var.

Yanlışa “yanlış” demek yetmez; “İstanbul Ankara’dan yönetilemez” demek, Türkiye’nin milli devletini yıkma projesidir. İhanetin hesabı olmaz. Türk ordusu savaşırken, Türkiye 3. Dünya Savaşı’nın eşiğindeyken, milli duyguları nasırlaşmış kesimlere karşı sarsıcı konuşmak zorundayız. 50 senedir bu davanın içindeyim. Deniz Gezmişler, Mahir Çayanlar silahlı mücadeleye kalktıklarında yanlış olduğunu söyledim; herkes sonradan haklısınız dedi. 6 ay, 1 yıl sonra göreceksiniz; o CHP tabanındaki insanlar gelecek, “Bizi uyardığınız için teşekkür ederiz” diyecekler. Birçoğu da Vatan Partisi’ne katılacak.

Seçim sonuçlarında henüz büyük bir kopuş olmamasının sebebi, Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla kemikleşmiş bir kitle olmasıdır. Ama onun da bir sonu var. Bu ihanete Türk milleti onay vermez. Önce onlara önderlik etmek lazım. AK Parti ve MHP, CHP ile olan mücadelesinde bunları söyleyemiyor; çünkü kendileri de geçmişte benzer hatalar yaptılar. Vatan Partisi ise çok net. Savaş halindeyiz ve bugüne bakıyoruz. Tarihten örnek verecek olursak; Hazreti Muhammed de, Hazreti Hüseyin de kendilerine karşı savaşanları, tövbe edip hakikate geldiklerinde bağırlarına basmışlardır. Önemli olan safın netleşmesidir. “O, ‘hayır’ dedi. ‘Bu artık bizim yanımızdadır, bizle beraberdir.’ Hatta öldüğünde ona katılanlar, ona şehit unvanını verdiler. Savaşlar böyledir; savaşta kişinin geçmişte ne yaptığına bakılmaz. O gün girdiği saftaki yeri önemlidir. Çin’de Mao’nun tecrübesi de böyledir. Çankay Şek, binlerce insanı öldürmüştür ama II. Dünya Savaşı’nda Japon işgaline karşı verdiği mücadele önemlidir. Mao Zedong 1949’da Pekin’e girdiğinde, Çankay Şek’in Genelkurmay Başkanı’nın kapısını açtığına dair bir film izlemiştim. Mao başa geçmeden önceki rejimin Genelkurmay Başkanı, yani Mao’ya ve Çin Halk Kurtuluş Ordusu’na karşı savaşmış olan kişi, Mao’ya kapıyı açıyor. Mao içeri girdiğinde ona, ‘Şimdi yeni kurulan Çin Halk Cumhuriyeti’nin devlet başkan yardımcısı olacaksın’ diyor. Genelkurmay Başkanı ise ‘Nasıl olur? Ben sizin on binlerce, yüz binlerce askerinizin öldürülmesinden sorumluyum, onların katiliyim’ diye itiraz ediyor. Mao ise, ‘O arkada kaldı, şimdi hep beraber yeni Çin’i kuracağız, sen bize lazımsın’ diyor. Büyük işler böyle görülür. Atatürk de böyle yaptı; Ankara’da İstanbul hükümetinin birçok mensubunu kırmızı halı sererek karşıladı.”

“Amerika’nın çekilmesiyle ilgili bazı çevrelerde şüpheler belirtiliyor. ‘Amerika çekileceğim dedi ama çekilip çekilmeyeceği belli değil, çekilse bile zaten uzağa gitmeyecek, Irak’ta kocaman üsleri var’ diyorlar. Bu çekilme bir sürpriz değil. Trump, seçim kampanyası sırasında ‘Batı Asya topraklarına 7 trilyon dolar gömdük ve bu parayla Amerika ekonomisini iki kere ayağa kaldırırdık, bu yüzden Orta Doğu’dan çekileceğim’ demişti. Şimdi bunu uyguluyor. Bu kararı ona Batı Asya halkları ve devletleri—Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Rusya—aldırttı. Hepsi silahla Amerika’nın müdahalesine karşı koydular. İlk önce Barzani’nin sözde Kürdistan referandumunu bozguna uğrattılar; Irak ordusu Kerkük’e girince peşmergeler ve PKK kaçtı. Türk ordusu hem içeride PKK’yı hendeklere gömdü hem de Fırat Kalkanı ile Amerikan-İsrail koridorunu yardı. Suriye, Beşar Esad önderliğinde aslanlar gibi savaşıp vatan bütünlüğünü korudu. Rusya’nın ve İran’ın desteğiyle bu beraberlik sağlandı. Silahla gelen Amerika, silahla gidiyor. Eğer bu mücadele olmasaydı Amerika’yı kimse buradan söküp atamazdı. Amerika artık bu savaşı ekonomik olarak sırtında taşıyamıyor; Trump’ın 7 trilyon dolar açıklaması bu yüzden önemli. Amerikan halkı da artık bu savaşı desteklemiyor. Vietnam’dan kaçarken olduğu gibi, şimdi de ‘Amerika yenilmedi’ bahanesine sığınanlar var ama Amerika yenildi ve gidiyor.”

“Amerika’nın Suriye’den çekilmesine bazıları şüpheyle baksa da, bizim 2011’den beri söylediğimiz gibi; Amerika orada başarıya ulaşamayacaktı. ‘Emevi Camii’ne tankla giremezsiniz’ dedik, dediklerimiz doğru çıktı. Irak’a girerken de ‘Amerika bu haritaya gömülecek’ demiştik ve şimdi kendi yarattığı haritaya gömülüyor. 25 Eylül 2017’deki bağımsızlık referandumu sonrası, 15 Ekim’de Irak ordusu Kerkük’e yürürken Amerika parmağını bile kıpırdatamadı. Kendi yarattığı devletçiğin yıkılışına seyirci kalmak zorunda kaldı. İsrail de öyle. İsrail bu planlarda daha küstah ve saldırgan çünkü gidecek bir yeri yok. Bu yüzden PKK, Amerika’ya ve İsrail’e ‘Bizi bırakıp gitmeyin’ diye yalvarıyor.”

“Bazıları şimdi şöyle bir formülasyon geliştiriyor: ‘Sovyetler Birliği II. Dünya Savaşı’nda Hitler’e karşı Amerika ile ittifak yaptıysa, biz de Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı Amerika ile ittifak yaparız.’ Bu büyük bir ihanettir. Erdoğan ve Bahçeli’ye ‘faşist’ demek, faşizmin ne olduğunu bilmemektir. Parlamentoda HDP var, her türlü örgütlenme serbest; bu nasıl faşizm? Türkiye’de bir faşist rejim olsa dahi, ona karşı Amerika ile iş birliği yapılamaz; çünkü en büyük faşist Amerika’dır. Vatan Partisi olarak biz; Hünbiç’te, Doğu Fırat’ta, Ege’de ve Akdeniz’de Amerikan emperyalizminin karşısında kim varsa onunla beraberiz. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli ile beraberiz. Ancak hiçbir şekilde, onlara karşı Amerika ile beraber olmayız. Tayyip Erdoğan düşmanlığını başa koyanlar, vatan hainliği çukuruna düşerler. Biz hiçbir şekilde Amerika, PKK veya FETÖ ile yan yana gelmeyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğini ve bağımsızlığını savunan herkesle; tutarlı olsun ya da olmasın, beraberiz. Müttefikler yalpalar, tereddüt eder; önder kuvvet ise o yalpalamaları giderecek olan Vatan Partisi’dir.”

“Ankara ile Şam arasındaki resmi temasların başladığını söyleyebiliriz. Tahran’da yapılan görüşmelerde Türkiye ile Suriye arasında bir ittifak kuruldu. Şu anda da askeri bir uyum var; Suriye sahadaki terör unsurlarını temizliyor. Bazıları ‘Türkiye neden girmiyor da Suriye giriyor?’ diye soruyor; oysa bu Mehmetçik’in maliyetini düşüren, vatanımızı koruyan bir durumdur. Suriye’nin kendi vatanını kurtarması bizi sevindirir. Türkiye’nin orada kalıcı veya yayılmacı bir amacı olamaz; bu hem gerçekçi değildir hem de Türkiye’yi yalnızlaştırır. Türkiye’nin oradan toprak alma hedefi gütmesi, Amerika’nın bizi çekeceği bir tuzaktır ve Türkiye’yi kendi iç bütünlüğünden eder.” Tekrar Amerikan planlarının devreye girmesi, hayata geçirilmesi ve Diyarbakır’ın kaybedilmesine kadar giden süreci değerlendirelim. Ufak bir parantez açayım: Binali Yıldırım’ın istifa etmeden aday olması meselesine tekrar döneceğim. Sizin de dikkatinizi çekmiştir; bu durumun siyasi anlamı ne? İki, hukuken mümkün mü? Hukuken mümkün; ancak meclis başkanlığıyla ilgili açık bir hüküm var. Anayasa’da meclis başkanının siyasi faaliyetlere katılamayacağına dair açık hüküm bulunuyor. Meclis başkanlığının kendisi bir siyasi faaliyet; zaten meclis başkanı tarafsızlığı gereği oy bile kullanamıyor. Bunu incelemek lazım, ben hukuki bakımdan fazla bir engel görmüyorum ama yeniden değerlendirilmeli.

Eskiden milletvekilleri belediye başkanlığına aday olduklarında milletvekillikleri düşerdi, bu doğru bir uygulamaydı. Sonra birileri bunu değiştirdi ve bu durum teamül haline geldi; bu çok yanlış. Milletvekillerinin belediye başkan adayı olmaması lazım, istifa ederek aday olmalılar. Yanılmıyorsam Refah Partisi döneminde, Melih Gökçek’in adaylığıyla bu durum yoruma dayalı bir şekilde değişti. O dönemde anayasal bir değişiklik olmamasına rağmen yorumla bu iş yapıldı; şimdi bunu tekrar incelemek gerekiyor.

Sizin önümüzdeki süreçle ilgili iki ağır gündem değerlendirmeniz vardı; ekonomiyi mi konuşacağız, yoksa savaş ve bölgedeki gelişmeleri mi? Amerika’nın çekilmesiyle birlikte yeni durumlar ortaya çıkacak ve bu konu ekonominin önüne geçecek gibi görünüyor. Aydınlık’taki arkadaşlar ekonominin birinci planda olacağını düşünüyorlar; sizin yeni duruma dair fikriniz nedir? Şu anda Türk ordusunun Münbiç’e girmesi, Suriye’nin oraya gelmesi ve Amerika’nın çekilmesi, vatan savaşını biraz öne getirmiş gibi. Ancak ekonomi ile vatan savaşı at başı gidiyor; bunlar örtüşen programlardır. Bize bölge batağında boğulmayı dayatan, Ege’de namlularını gösteren ve Suriye ile Irak’ın kuzeyinde PKK’yı destekleyen güç Amerika’dır. Dolayısıyla vatan savaşında da ekonomide de Amerika’nın dayattığı programa isyan ederek çözümler üreteceğiz. Her ikisinde de karşımızda aynı güçler, yanımızda aynı müttefikler var.

Amerika’nın Suriye’den çekilmesi kaçınılmaz bir gerçekliktir. Peki, bu durum Doğu Akdeniz’de ve Ege’de benzer paralel adımları getirmez mi? Eğer Vatan Partisi Türkiye’nin başında olursa, Ege ve Akdeniz’de de Amerika ve İsrail Türkiye’nin dayatmaları karşısında pes ederler. Bunu nasıl başarabiliriz? Irak’ın kuzeyindeki referanduma karşı kurduğumuz ittifakı (Suriye, Irak, İran, Türkiye, Rusya) Doğu Akdeniz’e taşıyabilirsek başarabiliriz. Bu beş ülkenin de Amerika ile Doğu Akdeniz’de uzlaşmaz çelişkileri var; Çin de bu bölgede Amerikan egemenliğini istemiyor. Vatan Partisi yönetiminde bu ittifak kurulursa, Amerika uzlaşma yolları aramak zorunda kalacaktır. Türkiye orada dişli davranırsa, Kıbrıs’ta üs kurarsa ve denizlerde kararlı tavır alırsa kazanır. Suriye ile el sıkışıp Mısır’a ve Yunanistan’a doğru mesajlar verilmelidir. Yunanistan, Amerika’nın peşine takılarak büyük bir belaya giriyor; bunun bedelini çok ağır öder.

Yunanistan Başbakanı Çipras, Trump’ın çekilme açıklamasından sonra kaygılarını dile getirdi. O da ortada kaldı; birikimli bir politikacı değil, tiyatral gösterilerle başbakan oldu. Geleceği göremiyor, tıpkı 1918-19’daki Yunan hükümeti gibi dolduruşa geliyor. Devlet geleneği ve birikimi yok; hep aynı deneyleri yaşayıp aynı dersleri almak Yunanistan’ın kaderi olmamalı.

İngiltere, Almanya ve Fransa, Trump’ın çekilme kararına karşı çıktılar. Bu süreç zikzaklı ilerliyor; bir tarafta Amerika, diğer tarafta Türkiye, Rusya, İran, Çin ve Avrasya var. Almanya ve Fransa bu ikisinin arasında, bazen Atlantik’e bazen Asya’ya meyletseler de stratejik çıkarları Avrasya’dadır. Fransa’nın bölgede kalacağını söylemesi Macron’un akılsızlığıdır; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve bölge ülkeleri birliğinin karşısında duramazlar. Fransa halkı da bunu desteklemez. PKK bitiyor, sonu geldi. Buradan ilan ediyorum; Türkiye PKK’dan kurtuluyor, Kürt vatandaşlarımız baskılardan ve zincirlerden kurtuluyor. HDP’yi desteklememek bir vatan görevidir. PKK yöneticileri için tek şerefli çıkış yolu, Türk adaletine teslim olmaktır. Bunun dışındaki direnme palavraları geçersizdir; iş bitti.

Trump’ın çekilme kararı sürpriz değil; seçim kampanyasında zaten bunu söylüyordu. Amerika, 2017 sonundaki Milli Güvenlik Belgesi’nde savaşta yenildiğini, dostlarını kaybettiğini ve Batı Asya’da 7 trilyon doları heba ettiğini itiraf etti. Biz bu gerçekleri okuyup atak politikalar izlemeliyiz. PKK yayın organları Trump yönetimi ile Pentagon’u birbirinden ayırmaya çalışıyor, ancak aralarında yasal olmayan bir zorlama olacağını sanmıyorum. Amerika’da dolar hakimiyetinin yıkılması ve ekonomik sarsıntılar iç istikrarsızlıkları beraberinde getirecektir. İspanyol ve Afrika kökenli kitlelerin huzursuzluğu, Amerika’nın gelecekteki en büyük gündem maddesi olacak. Korumacılık ve küreselleşme tartışmalarında roller değişiyor; Amerika artık kendi içine dönmek zorunda. Programda Aydınlık Gazetesi’nden yönetici arkadaşlarımla bir konuşmama gönderme yapmıştım. 2019’da hangisi daha ağır basacak; savaş ve siyaset, vatan savaşı konusu mu yoksa ekonomi mi? Ben sanki tekrar vatan savaşının ve siyasetin öne geçtiğini söylemiştim. Şimdi ikisi at başı gidiyor. Önümüze bakıyorum; Amerika’nın çekilmesi dolayısıyla boşluğa doğru yönelen bir Türkiye ve Suriye var. Bu olumlu bir gelişme. 2019’u işte bu çözüm üreten hamlelerle değerlendiriyoruz; bunlar Türkiye ile Suriye’yi kesinlikle karşı karşıya getirmeyecek ataklardır. Amerika bölgeden çekiliyor ve Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanıyor. Bunun; PKK’nın bitmesi, Türkiye’de huzur ve barış ortamının gelmesi, İran’ın ferahlaması gibi sonuçları var. Ancak İsrail bu süreç karşısında ne yapacak? Yalnız kaldığı için bir takım çılgınlıklar yapabilir mi? Bu tür sorular mevcut.

Öte yandan Amerika’nın Türkiye üzerindeki tehditleri Ege ve Akdeniz’de ağırlaşıyor. Neden mi? Çünkü biz Ege ve Akdeniz’de PKK ile karşı karşıya değiliz; PKK’nın donanması ya da destroyerleri yok. Amerika PKK’ya füze, roket hatta tank verebilir ama 6. Filo’sunu, destroyerini, denizaltılarını ona veremez. Ege ve Akdeniz’de karşı karşıya geldiğimiz tehditler çok daha ciddidir. İsrail ve Amerika’nın doğrudan Türkiye ile cephe cepheye geldiği bir sürece giriyoruz. Amerika içinde bir zorlama olmazsa, Doğu Akdeniz’de çok kural dışı ve çılgınca bir hamle yapabileceklerini düşünüyorum. Tabii bu, Amerika’daki karar vericilerin ne yapacağına bağlı. Burada Türkiye belirleyici olacak. Eğer Türkiye, bugünkü politikalarıyla Suriye’yi ve Mısır’ı yanına alamaz ve o konuda kararlı adımlar atmazsa, Amerika, bu ülkelerin Türkiye dostu olacağı süreçten önce Yunanistan’ı birtakım kışkırtmalara yönlendirebilir. Ben bunu galip ihtimal olarak söylemiyorum ama hepsini dikkate almalıyız. Türkiye’yi yönetme iddiasındaysak, bütün olumsuz faktörleri ve seçenekleri masanın üzerine koymamız lazım. Hükümet durumunda olan bir yapı gibi davranarak derhal Suriye ve Mısır ile Doğu Akdeniz’de iş birliği yapmalıyız.

Doğu Akdeniz’de en çok sınırı olan ülke Türkiye; ardından Suriye ve Mısır geliyor. Türkiye, Suriye ve Mısır iş birliği yaptığı takdirde Amerika, İsrail ve Yunanistan bu ittifaka kesinlikle direnemez. Hatta Amerika’ya; “Neden böyle akılsızlık yapıyorsun? Gel otur; şirketler mi kurulacak, buraya sermaye mi yatırılacak, petrol mü doğal gaz mı çıkarılacak, hep beraber konuşalım” denilebilir. Bu, uluslararası hukuk çerçevesinde, herkesin menfaatleri temelinde yapılabilir. Yunanistan’a da şu söylenir: “Amerika’nın önüne attığı kemiklere mi razısın, yoksa Türkiye ile kardeşçe bir paylaşıma mı?” İsrail’in gücü Amerika ile birlikteyken bir anlam ifade eder; Amerika’nın denklemden çekildiği bir süreçte İsrail ancak intihar saldırısı yapabilir ki o kadar akılsız olduklarını sanmıyorum. Tabii burada İran da var; İran’ın bu koşullarda sağduyulu kararlar alacağını düşünüyorum.

(Antra parantez: Kaynak Yayınları’ndan çıkan, Ayetullah Seyyid Ali Hameney’in konuşmalarından derlenen “İran Gerçeği” kitabını gördüm. Hameney, İran’ın rehberidir; dini lider denilince kızıyorlar, anayasaya göre rehberdir. Ayrıca belirtmeliyim ki Hameney bir Türk’tür, Tebrizlidir. Kendisi de bunu açıkça ifade eder, çocuklara “Türkçe öğrenin” der. İran’da “Azeri” değil, kendilerine doğrudan “Türk” diyorlar. İran Meclisi’ne gittiğimizde de bizi Türkçe ile selamlamışlardı.)

Programın ve yılın sonuna geldik. Bütün izleyicilerimizin ve insanlığın yeni yılını kutluyoruz. Programımızın seyircilere ulaşmasında emeği geçen reji ve stüdyo ekibimize; Gizem Pınar Polat’a, Gizem Yakar’a, Harun Aydın’a ve yönetmenimiz Esra Babacan’a teşekkür ediyoruz. Yarın akşam Figaro’da yeni dünyanın kuruluşunu hep birlikte kutlayacağız. Horonlarımızla, zeybeklerimizle, halaylarımızla, türkülerimizle, şiirlerimizle orada olacağız. Yeni yıla el ele, mutlulukla gireceğiz. Amerika gidiyor, PKK bitiyor; Türkiye “böyle gitmez” denen bir sürece girmiştir, büyük kararlar ve çözümler verecektir. Türkiye aydınlıklara, mutluluklara gidiyor. Bu fırsat dönemini, bu altın dönemi iyi değerlendirelim; kriz bize Atatürk devrimi rotasına girmek için bir fırsat sunuyor. Üreten Türkiye’yi kuracağız, söz veriyoruz.

Paylaş