Programında daha birlikteyiz. Her zaman olduğu gibi Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğu Perinçek aramızda. Hoş geldiniz. Öyle bir şekilde söylüyorsun ki her zaman olduğu gibi bıktık bu adamdan. Tabii yani halkımızda bugünün salı günlerini özellikle heyecanla beklediğinde bizim de en çok izlenen programlarımızdan biri çözüm ürettiğimiz için. Burada her zaman olduğu gibi yine yanımızda Tevfik Kadan Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni var. Siz de hoş geldiniz. Sayın Kadan. Sayın Periçek gündemimiz çok yoğun o yüzden hızlı bir giriş yapalım diyoruz. Şimdi tabii 6-7 Temmuz’da bir hafta sonra NATO. Zirvesi olacak Ankara’da. Hazırlıkları da başladı, etkinlikler de başladı ama dikkatimizi şu çekiyor. Yani bir hükümetten sadece hükümet taraftarlarından olumlu açıklamalar geliyor. Onun dışında bir sessizlik var. Buna karşı bir tek ilk etkinlik Vatan Partisi tarafından ve Dünya Araştırmaları Merkezi tarafından yapıldı. Dünya Mer’den kısaca. Orada önemli bir zirve oldu. Yabancı konuklar da vardı 9 ülkeden. O link kadar hem yabancı hem de yerli konuklar. Önemli bir bildirge de açıklandı. Sizin isterseniz izlenimleriniz de o zirvede konuşmada yaptınız. İçeri ile başlayalım. Valla zaten bizim zirvenin ana teması NATO’nun cenaze merasimi oluyor Ankara’da. Yani önümüzdeki 6-7 Temmuz’da NATO’nun cenaze merasimi olacak. Yani Türkiye toprağı o cenazeyi kabul etmiyor. NATO’nun kirini pasını. Çamurunu Türkiye toprağı hiçbir şekilde kabul etmiyor. Türkiye’de bir tahta parçası da yok. Yani NATO’nun tabutuna tahtı olacak şerefsiz bir tahta parçası yok. Taş desen, Türkiye’deki bütün taşları arasınlar tarasınlar, tek bir taş. Ben NATO’nun mezar taşı olurum diye buna razı olmaz böyle bir ortamda. Onun için Dünya Meri’nin İstanbul’daki muhteşem, herkesin muhteşem dediği, hakikaten muhteşem bir toplantı oldu. Toplantıda da ilan ettiğimiz gibi alsınlar o NATO’larının ölüsünü, cenazesini götürsünler. Ayağına Alp dağlarından bir taş bulup bağlarlar mı? Yoksa şu sanayisi batıyor Avrupa’nın. O batan sanayiden bir tane paslı demir falan bulup ayağına bağlasınlar, atlasa okyanusuna atsınlar. Öyle bir yere geldik. NATO’yu kimse canlandıramaz. Yani şişirmeyle, hele hele, bence esas artık onun üzerinde duralım. NATO, Türkiye’ye şimdi bir yeni misyon sunuyor. NATO kucağında hediyelerle geliyor. Ey Türkiye! AK Parti hükümetinin işlediği bu. NATO armağanlarla, hediyelerle, çantalarla geliyor. Herkesin çantasında neler var neler. Ondan sonra Almanya’nın çantasında bakalım Türkiye’ye hangi hediyeler çıkacak? Fransa’dan hangi hediyeler çıkacak? Yunanistan’dan hangi hediyeler çıkacak? Değil mi? Evet hediyeler var. O hediyeler de onlar Doğu Akdeniz’den gösteriliyor. Yani namlular, Destroyerlerin topları, ondan sonra kitabı da çıktı Tevfik arkadaşın. Onları yazıyor, çiziyor zaten. Ondan sonra füzeler falan. Kucaklarında getirdikleri çantaların içinde görünmeyen gözlerde olan bunlar. Yoksa AK Parti çok büyük bir yanılgı ve yanlış içerisinde. Yani büyük bir çıkmaza girmiştir buradan açıkça söyleyeyim. Bu NATO perestlik AK Parti’yi bitiriyor. NATO perestlik AK Parti’yi bitiriyor. Öyle bir konumdalar. Bunu ifade edeyim. NATO’nun Ondan sonra onlara bir takım hediyeler getirdiği, onların elinden tutacağı, ayağı kaldıracağı Can vereceği AK Parti’ye NATO’dan ancak onlar ölüm öpücüğünü alırlar, ölüm öpücüğünü alırlar. Canman kimse NATO’dan alamaz. Çünkü NATO’nun kendisi çöküyor ve yıkılıyor. O çatının altına girdiğiniz zaman yıkımın altına girersiniz. NATO’nun geleceğini paylaşırsanız, hiç böyle bir vaaz vermeyelim. Ne yaptı İran NATO’yu? İran NATO’yu tek başına mahvetti. Tabii yanına tek başına derken, kendi milli gücüne dayandı ama yanına neyi aldı? Sağına diyelim Rusya’yı, soluna Çin’e aldı. Ve Rusya-Çin-İran ittifakı Amerika Birleşik Devletleri’ni ve NATO’yu körfeze gömdü. Gömdü, mahvetti. Amerika’nın bütün o şaşası, debdebesi, yenilmeyen Amerika falan filan masalları, hikayeleri hepsi yerle bir oldu. İran’da çok büyük ders var. Türkiye için çok büyük bir ders var. Bakın, İran Savaşı’nın başını hatırlayalım. Ak Parti hükümetinin sorumluları ne diyordu? İran dersine çalışmamış. Neden çalışmamış beyefendiler? Çünkü İran yenilecek göreceksiniz. Ne oldu şimdi? Hani söyleyebiliyorlar mı? Siz dersinize çalışmamışsınız. Bu AK Parti hükümeti adına Türkiye Cumhuriyeti diplomasi adına, hariciyesi adına konuşanlar, hükümet adına konuşanlar ve hükümetin kendisi dersine çalışmamış. Hala dersine çalışmamış. Nedir? Yaşadığımız süreci görmüyor. Dünyadaki dengelerin değiştiğini görmüyor. Doğudan yeni bir medeniyetin yükseldiğini görmüyor. Çin’in Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomisini arkada bıraktığını görmüyor. Daha yeni TÜSİAD Başkanı’nın daha yeni açıklamaları var. Orada görüyoruz. Ayrıca Standard Chartered Bankası’nın IMF’nin, OECD’nin, Dünya Bankası’nın 2030… 20’De, 20 miydi o rapor? 2030’Du sanırım. 2030 Projeksiyonu. Hazırladıkları rapor 2030’a yönelik. Oralarda hepsi nedir? Çin 64 trilyon dolar üretecek 2030’da, Amerika 31 trilyon dolar. Hatta TÜSİAD başkanının, Birleşmiş Milletler Sanayi Örgütü’nün yaptığı, araştırmaya gönderme yaparak yaptığı açıklamada, Aradaki fark 4 kat. Yani 2030 yılında Çin Avcumun bütçe Amerika’nın 4 katı üretecek. Çin üretimdeki payı %45’e çıkıyor, Amerika’nınki %11’e. Indi. 11, 4 Kat. Biri %11, biri %45 oluyor. O Birleşmiş Milletler’in sanayi örgütünün yaptığı projeksiyon. Ama diğer projeksiyonlar da… Şimdi bu koşullarda dersle kim çalışmamış? Dersine maalesef Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’ın başkanlığındaki hükümeti sözcüleri o hükümet dersine çalışmamış. Kalktılar bu işin başında, İran’ın ders çalışmamakla, süreci onlamamakla, İran yenilecek dediler. Hatta Hitler riyad bildirisini imzaladılar. O imza duruyor. O imza aslında aynı zamanda bir Filistin’e, Gazze’ye ihanet imzası. O imza neyin altını imzaladı? İsrail’in getirip önlerine koyduğu o metni imzaladılar sonuç itibariyle. Şimdi kim inanacak? Mevcut hükümetimizin Gazze konusundaki şeylerine, masallarına, açıklamalarına falan hepsi laf. Lafı güzel. Ama sen NATO’cu olarak ne yapabilirsin? Gazze’ye ihanet edebilirsin. NATO perestlikle Gazze’ye yapılacak bir tek iş vardır, ihanettir. Kalleşliktir. Kalleşlik yapabilirsin NATO’nun içerisinde Gazze’ye, Filistin’e, Yemen’e, Lübnan’a Onun için Lübnan’da şöyle olsun, Yunaniler’de böyle olsun falan filan bunların hepsi hikaye. Bu Türk milletinin de bunları hazmedeceğini ve bunlara kanacağını hiç kimse ihtimal vermesin. Ondan sonra böyle NATO’nun şişirmeleriyle, Bana çantalarla geliyor, Arbağanlarla geliyor falan filan, Ey Türk Milleti falan filan. Kimse bu masalları Türkiye’de şey yapmayacaktır, inandırıcı bulmayacaktır. Onu çok açık bir şekilde söyleyeyim. Ve biz bu niçin çırpınıyoruz? Türkiye’nin, NATO’nun kaderini paylaşması Türkiye için felaket olur mu? Bakın Türkiye’nin kimin kaderini paylaşması lazım? İran’ın kaderini paylaşması lazım. Zafer kazandı. Zaferi paylaşırsın. Rusya’nın kaderini paylaşman lazım. O da Zafer İttifakı’nın içinde. Çin’in kaderini paylaşman lazım. O da Zafer İttifakı’nın içinde. Filistin’in kaderini, Gazze’nin kaderini paylaşman lazım. Yemen’in kaderini paylaşman lazım. Lübnan’ın kaderini paylaşman lazım. Hezbollah’ın kaderini, Hamas’ın kaderini paylaşman lazım. Bunlar yenen kuvvetler. Yoksa işte Amerika’nın DNA ile dokunduğu kuvvetler zafer kazanamıyor. Amerika yenildi, perişan oldu. Onun için bu derse çalışmak çok çok önemli bir kavram. Derse çalışmak ne demek? Gerçekleri doğru değerlendirmek, doğru saptamak. Zaten devlet öyle yönetilir. Gerçekleri saptamadığınız dünya dengeleri, bölge dengeleri yani mesela nedir? Ne diyordu Vatan Partisi bu savaşın öncesinde İran kazanacak diyordu Vatan Partisi Nasıl olur ya falan Demek ki bir tek Vatan Partisi dersine çalışıyor Bakın Türkiye’de Vatan Partisi’nden başka Dersine çalışan parti de yok Kuvvet de yok Hükümet de dersine çalışmamış Diğer partilerde dersine çalışmamış Bir tek Vatan Partisi Hemde böyle Kararlı bir şekilde, açık bir şekilde ne diyordu? İran kazanacak. İran, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’ni yenecek diyordu, değil mi? Vatan Partisi hiç teledüzsüz ve yendi. Neden? Çünkü Vatan Partisi bölgedeki güçleri, Amerika ile İran arasındaki güç dengesini, İsrail’in durumunu, Çin’in ve Rusya’nın bu savaş karşısında hangi tavırları alacağını falan bunları doğru görüyor. Dünyadaki gelişmeleri Vatan Partisi doğru görüyor. Derse çalışmak böyle olur. Bunları ben çok büyük bir üzüntüyle ve onun yanında üzüntüden daha önemlisi kaygıyla karşılıyorum. NATO ile kader birliği yapanlara Türkiye’yi teslim edemeyiz. NATO’nun çöküntüsünü paylaşan ondan sonra bundan mükafatlar, ondan sonra bir takım roller, Misyonlar ümit edenlerle Türkiye hiçbir sorununu çözemez. Ne ekonomik sorununu çözer, çözseydi zaten ekonomi batmazdı değil mi? Bugün Türkiye ekonomisi batıyor. Siz verdiniz 25 milyon iflas ve icra dosyası, 25 milyon. Bu yılın başında 24 milyona yaklaşmıştı. Bakın 6 ayda 1 milyon daha eklendi. Ne demek ya 25 milyon icra, iflas ve icra dosyası mahkemelerine ne demek ya? Demek ki icra ile, icra takibi ile ve iflasla karşı karşıya olmayan neredeyse bir tane şirket yok. Yani her şirketinde 3-4 tane şirketi icra ve iflasla karşı karşıya ki 25 milyon oluyor. Yani çünkü 25 milyon Türkiye’deki bütün çalışan nüfus. Borçlu bir millet haline geldi. Türkiye, Türk milleti. Niçin geldi? O batının bize dayattığı programla. Değil mi? Güvenliği alalım. NATO’nun şemsiyesi falan. Ya sen NATO’nun namlularıyla karşı karşıyasın. Ey AK Parti iktidarı, ey AK Parti diplomasisi, gözlerinizi açıp şöyle Doğu Akdeniz’e bakmıyor musunuz? Ve orada kurulan ittifaklar, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs İttifakı, yapılan antlaşmalar, Ege Adaları’na yapılan yığınaklar, daha bir sene evvel Mayıs ayında Meriç Nehri’ni geçme tatbikatları. Meriç Nehri’yi geçin, siz coğrafya bilmiyor musunuz? Meriç Nehri’ni geçince tanklarla Utoplarla hangi ülkeye giriliyor Yunanistan’da? Siz kendi vatanınızın sınırlarını Meriç Nehri’nin nerede olduğunu bilmiyor musunuz? Şimdi bu koşullarda NATO perestlik NATO perestlik AK Parti iktidarının altından kalkacağı bir tavır değildir. Altından kalkamazlar ve bunun altında kalırlar. Biz bunu istemiyoruz. Biz bunu istemiyoruz. Ak Parti gibi bugün hükümette olan ve Türkiye’nin milli meclislerinde olmasını beklediğimiz en sonunda da o meclislerde olacaktır o ayrı mesele. Ondan sonra bir an evvel kendi içindeki hesapları görmesi lazım. Nasıl Cumhuriyet Halk Partisi Atlantikçilerden temizlendi. Başına Kılıçdaroğullar geçti. Aynı şekilde AK Parti’nin de böyle bir temizliğe ihtiyacı var. Bu NATO’culardan, NATO pereslerden, Atlantikçilerden AK Parti’nin de temizliğe ihtiyacı var. Bu Türkiye’nin ihtiyacı. Neden Türkiye’nin ihtiyacı? Çünkü bakın nereye götürüyorlar Türkiye’yi? NATO’dan roller, ondan sonra misyonlar bekleyerek bu zavallılıkla Türkiye’yi nereye götürüyorlar? Türkiye’yi çok ağır durumlara götürüyorlar. İran’ın kaderini paylaşalım. İran’la beraber olalım, Rusya’yla Çin’de beraber olalım. TRÇİ Sayın Devlet Bahçeli’de bu konuda çok önemli bir tarihe çıkış yapmıştı. Onu da buraya kaydediyoruz. Efendim şimdi hükümetin tavrını anlattınız. Sayın Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in de bugün bir açıklaması oldu. Amerika’nın NATO’dan çıkmayacağını, NATO’da herhangi bir kriz yaşanmadığını sadece bir uyum süreci yaşandığını ifade etti. Geçen haftaki açıklamasında da Soğuk Savaş dönemindeki kanat ülkesi rolümüzden merkez olma rolüne geçtik demişti. Şimdi hükümetten buna yönelik çok sayıda açıklama geliyor. Ancak bugün MHP Genel Başkanı da grup toplantısında konuştu. Sayın Bahçeli de eee Türkiye’nin ittifakın yeniden biçimlendirilmesine başat rol üstleneceğini söyledi. Yani Türkiye’nin eee NATO içerisinde merkez rolü olma ve ittifakı biçimlendirme yeteneklerine sürekli vurgu yapılıyor. Bu kapsamda da eee Adana’da bir kolordu kurulması kararı alındı. Eee yine eee Boğazlar’da Karadeniz’e yönelik bir deniz unsur komutanlığı kurulacak. Yine iki bin yirmi sekizde de Türkiye müttefik reaksiyon kuvvetini liderliğini devralıyor. Yani NATO içerisinde aldığımız ııı askeri rollerde giderek ııı artıyor. Iıı bu ittifakı şekillendirme, merkez ülke olma ve daha ııı aktif askeri görevler alma ııı bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor? Bakın ııı sayın milli sorun bakanı tabii hükümetin milli sorun bakanı. O görüşü ben Sayın Milli Savunma Bakanı Yaşar Güneş’in görüşüdür diye değerlendirmiyorum sonuç itibariyle. Hükümetin politikası neyse onu savunmak zorunda. Demin söylediğim, NATO kanıt ülkesi olmaktan çıkıyor, merkez ülkesi oldu. Ya sen yıkıntının merkezi olsan ne olur? Çöküntünün merkezi olsun. Bozguna uğrayan ve dağılan bir gücün kanadından merkezine gelmek, o dağılmanın en ağır yükünü taşımak demek ki. O merkez perişan olur. Hani yine kanatlar kaçabilir. Kanatlar kaçabilir, kanatlar safta değiştirebilir ama merkezde olduğun zaman bütün felaket senin tepene biner. Dolayısıyla bunlar hükümetin demin söylediğim dersine çalışmamasının yansımaları. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Sayın Tayyip Erdoğan’ın başkanı oldu ve özellikle Hariciye Bakanlığı’nın temsil ettiği çizgi, sonuç itibariyle NATO’dan mükafatlar bekleyen, NATO’nun çöküntüsünü paylaşmayı Türkiye’nin önüne bir çözüm ve kurtuluş gibi gören, NATO ile beraber olursak neredeyse şuraya geldiler, ekonomimizi de çözeceğiz, savunma sanayimizin ifracat olanakları şöyle artacak, güçlenecek, ondan sonra güvenlikte, bir kere Bir kere şunu soralım, bunu savunan, bu NATO’da güvenlik arayanlara şunu soralım. Tehdit nereden geliyor? Açıklar mısınız bize, Türk milletine? Tehdit nereden geliyor? Tehdit, sayın Devlet Bahçeli’de ne diyordu? Bir şer ittifakı var, Amerika ve İsrail. Amerika ve İsrail, İsrail’i hep yalnız tehdit olarak gösteriyorlar. O neden? İşte oy, oy meselesi. Peki İsrail’in arkasında Amerika olmasa İsrail olur mu? Amerikasız bir İsrail var mıdır? Hiç var olabilir mi? Yaşayabilir mi? Amerikasız, İsraili düşman gösteriyorsunuz falan filan. Peki Amerika nerede? Amerika nerede? Yani bir kere tehdidi doğru saptamayan, Ondan sonra bir zavallılık. Çok açık söyleyeyim. Tehdidi saptamazsınız, bu millete çok büyük kötülük yaparsınız. Açıkça saptamazsınız. Çünkü nedir gerçek? Nabil Dina Nemesis tatbikatları Doğu Akdeniz’de Amerika, İsrail ve Yunanistan tarafından yapılıyor. Antlaşmalar, Kıbrıs’a yığınaklar yapılıyor. Ondan sonra Ege Adaları’na yığınak, Meriç Nehri’nin öte tarafında NATO tatbikatları falan. Peki, NATO’nun sizin önünüze koyduğu tehdit, Rusya. Rusya’dan hangi tehdit geliyor? İran’dan sizde hangi tehdit geliyor? Çin’den hangi tehdit geliyor? NATO sizi dostlarınızla, müttefiklerinizle düşman konuma getiren, komploların, dayatmaların içinde. Onun için NATO’da yalnız ekonomik sorunlar değil, güvenlik içinde bir çözüm yok. Haysiyetli yaşamak için bir çözüm yok. NATO’da kalleşlik var. NATO’nun Türkiye’nin önüne koyduğu tek bir çözüm var. Kalleş olacaksın, komşuna ihanet edeceksin. Kahpelik yapacaksın. Komşuların seni lanetleyecek. Burada NATO’nun mızrağı olacaksın. Seni Gazzeli de lanetleyecek. Eğer NATO’culukta devam edersen seni Gazzeli de Lanetler, Filistinli’de lanetler, Yemenli’de lanetler, bütün Müslümanlar’da lanetler. Kim seni alkışlayacak? Avrupa’da bile alkışlayacak adam doğru dürüst bulamayacaksınız bir süre sonra. Onun için hükümeti şiddetle ve kuvvetle eleştiriyoruz. Sayın Bahçeli’ye de bugün şaşırdım, çok açık söyleyeyim. Yani ben baştan sona Sayın Devlet Bahçeli’nin görüşmesini ve konuşmasını grupta yaptığı dinledim. Yani Türkiye-Rusya-Çin ittifakı ve Amerika-İsrail-Şehir ittifakı diyordu. Ona karşı Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı diyordu Sayın Bahçeli. Peki şimdi NATO içerisinde bir takım tarihi görevler üstleneceğiz falan filan. Bunlar tam şeyler yani. Nasıl bunlar birbiriyle bağdaştırılacak? Kaç sene önce? Yakında da dedi. Yalnız birkaç sene önce değil. Sonuç itibariyle. En yakında diyelim bir ay evvel, 15 gün evvel falan yaptığı açıklamalar. Peki TRT İttifakı ne oluyor? TRT İttifakı güneşe karşı, sabaha karşı kurulmuş bir ittifak mı değil mi? O ittifak kime karşı? Sayın Bahçeli’nin de ifadesiyle Şer İttifakı’na, Amerika-İsrail İttifakı’na karşı. E şimdi NATO ne? NATO Amerika’nın güttüğü elindeki cihaz. Amerika’nın aygıtı. Siz Amerika’yla beraber işte Amerika Türkiye’yi önemli misyonlar bilmem ne getiriyor. Biz bu rollere eyvallah diyoruz, şükrediyoruz falan. Bu çizgi çok büyük yanılgı. Ben o bakımdan Devlet Bahçeli’nin bu bugünkü konuşmasını da hayretle ve üzüntüyle karşıladım. Bunun altından Milliyetçi Hareket Partisi kalkamaz ve bütün tutarlılığını kaybediyor. Milliyetçi Hareket Partisi’nden İyi Parti’yi, Özdağın Partisi’ni, Anahtar Partisi’ni falan bunları niye koparttılar? Milliyetçi Hareket Partisi’nde milli bir duruş var. Amerika’ya falan filanın güvenmediği bir duruş var. Şimdi Amerika bile pişman olacak diyecek ki ya ben bu… O unutlama yapılıyor bunlar. Yoksa AK Parti’ye sadakat uğruna mı yapılıyor? Bence bu AK Parti’ye bir sadakat değil, AK Parti’ye vefasızlık. AK Parti’nin başı dönmüş bir şekilde felaketlere gitmesine Sayın Devlet Bahçeli bu tavırlarıyla neden olur. Çünkü AK Parti’nin burada dostları tarafından uyarılmaya ihtiyacı var. İşte Vatan Partisi bunu yapıyor. Devlet Bahçeli’ye de bu yakışır. Çünkü onun çizgisi bu. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı, Devlet Bahçeli’nin çizgisi. Amerika’nın şer kuvveti olduğu, İsrail’in şer kuvveti olduğu, Devlet Bahçeli’nin bu millete açıkladığı stratejidir. Şimdi bu stratejiyi tamamen terk edip, Türkiye-Rusya-Çin’e karşı NATO’nun verdiği görevlere sarılmak, çünkü sonuç itibariyle ben NATO’nun verdiğim misyonun iktidarı olacağım dediğiniz zaman size hangi misyonu sunuyor? NATO size hangi misyonu sunuyor? Çantasında hangi misyonlarla geliyor NATO’nun şefleri? Rusya karşıtlığıyla, İran düşmanlığıyla, Çin düşmanlığıyla bunlarla geliyor. Siz bunları becerebilir misiniz? Türkiye’de bunu başarabilecek bir hükümet var mı? Türkiye’yi İran’ın, Çin’in, Rusya’nın karşısında mevzuya sokabilecek bir güç var mı? Ne Devlet Bahçeli bunu yapabilir? Zaten onun istikameti de o değil. Ne Tayyip Erdoğan yapabilir? Hiçbir güç bunu başaramaz. Çünkü Türkiye’nin büyük bir devlet geleneği ve devlet aklı var. Tehditin nereden geldiğini görüyor ve bu tehdide karşı konumlanacak. Yani o bakımdan ben Sayın Bahçeli’nin bugünkü konuşmasını da hem hayretle hem üzüntüyle hem de büyük kaygıyla karşıladım ve bunu ben bir vefasızlık ve sadakatsizlik olarak da görüyorum müttefikine karşı. Burada vefa ve sadakat Vatan Partisi’nde var. Hem AK Parti’ye karşı vefa hem efendim Devlet Bahçeli’ye karşı vefa, Vatan Partisi’nde var. Çünkü Vatan Partisi, bölge gerçeklerini, dünya gerçeklerini, güç çatışmalarını, Türkiye’nin burada güvenliğinin ve ekonomik gelişmesinin hangi cephede olduğunu doğru bir şekilde saptırıyor. Ve bu doğruları hiçbir taviz vermeden çatı çatır söylemek aynı zamanda bizim bir dostluk görevimiz, bir dostluğumuza vefa ve sadakat görevidir. Burada en önemli tezlerden biri Türkiye’nin gelişen bir savunma sanayisi var. NATO için de önemli ortaklardan bir tanesi. Askeri mühimmat üretiminde. Avrupa’nın da bir güvenlik mimarisi şimdi şekilleniyor. Oraya silahlar satacağız ve ekonomik getiriler olacak. Bu açıdan bir avantaj yok mu Türkiye’nin önünde? Açık söyleyeyim bunlar zavallı fikirler. Bir strateji, karpuz satmak, silah satmak üzerine bir strateji kurulmaz. Bunu ancak çok büyük silah tekerleri, savaş isterler, kavga isterler falan filan, strateji ne üzerine kurulur? Türkiye’yi tehdit eden güçler hangisi? Bu soruya cevap vererek bir strateji kurarsın. Yoksa ben oraya kamut satacağım, öbür tarafa karpuz satacağım, diğer tarafa siha satacağım, iha satacağım. Bunun üzerine strateji kurulmaz. Bunun üzerine felaket kurulur. Zaten bunun ayakları da var. Nerede? Türkiye, Zelenskiye. Zelenski kim ya? Zelenski Filistin’in düşmanı. Zelenski Gazze’nin düşmanı. Zelenski Müslümanların düşmanı. Zelenski Türkiye’nin düşmanı. Sen Zelenski’ye İHA-SİHA satıyorsun. Buradan aldığın 3 kuruş. O silah, Türkiye savunma sanayisindeki yaptığı ataklar çok güzel. Ama o ataklarla önce kendi ihtiyacını karşılar, ikincisi onları getirsinler, onları sattığı fiyatı ben 2 misli 3 misli fiyatlarla satarım yaptığımız ürünleri. Bir de bakın orada da Çok büyük ayıpları var. Türkçe’de Ka’an diye iki a’lı, yazar mısınız şuraya Ka’an? Türkçe’de Ka’an diye bir sözcük yok. Ta Türkiye’de Göktürklerin öncesinden beri, ondan sonra, Kagan, Bilge Kagan’dır o, Bilge Ka’an’dır. Yoksa Bilge Ka’an değil. Ama Ka’an nerede var biliyor musunuz? İbranice’de var. Yahudilerin Kaan’ı var. İşte bak Kaan Yahudice. Niye yapılan uçağımıza Kaan, bir de Kagan yazın, yukarı Kaan. Türkçesini yazın üst tarafa. Kaan. Neden? Neden Türkçe Kaan sözcüğünü değil de İbranice Kaan sözcüğünü uçağın marka olarak koyuyorlar? Bakın orada bile şu sizin demin söylediğiniz, ya biz bu İbranice bir ad, Yahudilerin sevdiği bir ad koyalım da onlar iş dünyasında falan filan şeylerdir, etkilerdir, bol bol satarız. Ya dur daha Kaan uçağını senin yapman falan 15 sene falan filan sürecek. İkincisi, ayıp değil mi? Bugün Mete Ağa’nın kurduğu Türk ordusunun bilmem 2000. Küsuruncu yılını kutluyoruz. Türk ordusunun müthiş bir geleneği var ve silah geleneği de var. Hunlar, Niçin üstünlerdi? Değil mi? Yaptıkları oklarla bakın. Hun okları o kadar şey önemlidir ki o ters büküyorlardı, üstüne ters bükülü olarak duruyorlardı. Onun için Hun okları 1500 metreye falan atarken İngilizlerin okları 300-500 metreye atıyordu. Unutmayın kısa bir araya gitmemiz lazım. Bunu bir aradan çıkaralım isterseniz. Rolünü devam edelim. Değerli ulusal kanal izleyenlere kısa bir aramız var. Aradan sonra tekrar karşınızdayız. Biz, FolkArt olarak onlarca projemizle… …Irhamımızı İzmir’den alıyoruz. Bizim için İzmir, sadece bir adres değil… …Hayata bakışın kendisidir. Ve bugün, güzel İzmir’in tam merkezinde… …Komut, ofis, alışveriş, gastronomi, kültür, sanat ve sağlığı buluşturan… …Şehrin en büyük projesine imzamızı atıyoruz. FolkArt Orion, İzmir’de hayatın yeni merkezi. Evet, Dünya Kupası kadromuz açıklandı. Kaleye otobüs çekeceğiz sayın seyirciler. Görünen o ki mutfakta da golü koklayacağız. Sağ kanatta sürekli gelip giden metro, ters tarafta yatak. Geride ise üç güne kadar… Geri sar özelliği var. Araba, park, iş yeri, ev, kafe. Kısaca, internet olan her yerde D-Smart Go ile maçları dilediğin cihazda ücretsiz izle. Otomotif tamir, ahşap, metal, kompozit, inşaat ve dekorasyon sektörlerine özel ürünler. Zımpara makineleri, toz emiciler ve aksesuarlar, aşındırıcılar, parlatma ürünleri, özel çözümler. KB Zımpara, çözüm ortağınız. Kemalbaşaran.com.tr 0266 281 10 50 Türkiye Sigortadan gençlere uygun fiyatlı büyük fırsat. Sağlığınız sadece 9.900 TL’ye tamamlayıcı sağlık sigortasıyla güvende. Üstelik sabit fiyat ve 12 taksit imkanıyla. Aylık ödemeniz sadece 825 TL. Avantajlı fiyattan yararlanmanın yolu Türkiye Hayat Emeklilikte. BES’li olmanız veya yeni BES başlatmanız. Ayrıca diş ve göz muayenesi, online doktor, check-up ve daha birçok ayrıcalık da sizin için ücretsiz. 18-26 Yaş arası gençler, hem sağlığınızı hem. Geleceğinizi güvence altına alan bu fırsatı sakın kaçırmayın. Son gün 30 Eylül. Ayrıntılı bilgi turkiyesigorta.com.tr ve Anlaşmalı Dağıtım kanallarımızda. Türkiye Sigorta Ücret Adında Görkem Bey, bankartınız geldi. Tam zamanında. Bankart ne güzel, ne güzel duruyor musun? Hiç kimse alışverişte, sen keyfini sürüyor musun? Bu jest ile güler senin yüzün, jestin her kapıyı açıyor. Tek taksit ve jestin aralarında herkes sevinçten coşuyor. Firat’a gelenler yaşadınız, jestini her yere taşıdınız. Sırrın jest olmadı, bankartın jest olmadı. Bankart yenilendi, jest oldu. Artık size her zaman her yerde jest yapan bir kart var. Bundan sonra jest nerede, ben orada. Böyle görkemli bir törende zirata yakışır. En çok jestte bankart, jest kart. Vurdurmayın abi şu topa ya! Hadi, hadi! Biz gecenin ucuna halıza alırız. Dünyanın öbür ucundaki maça saat kurarız. Amerika’da maç başlıyor da, önemli maç. Bir pozisyona kafayı takıp uykusuz kaldığımız geceleri saymıyorum bile. Bismillah, atacağım artık ya! Bunu kaçırmayacağım artık! Yani maçlar sabahın köründeymiş, bize dokunmaz. Goder izleriz. Dünyanın en büyük turnuvasındaki 104 maçın tamamı ücretsiz olarak TV Bu Go’da. Nerede izlemek isterseniz orada. İnternetten yemeden, gigabyte bile tüketmeden. TV Bu. Türk Telekom 5G farkıyla futbol keyfi bu. Türk Telekom. Değerli hissettirir. Eğer anayasadan Türk milleti lafını çıkaracak biri varsa mezarlığını Türkiye’nin dışına hazırlasın. Olayların perde arkası kritik bilgiler, düşündüren ve uyaran yorumlar. Bugün Rusya’ya karşı düşmanlığın temelinde İngiltere’ye. Her söyleyeceği çok konuşuldu, her program gündem oldu. Acil, acil sosyalizm lazım memlekette. Kurtuluş yok. Her zaman emperyalizmin karşısında ve hedefinde. Emperyalizm sıkışmadıkça çok demokrat görünür. Prof. Dr. Emin Gürses işin aslını anlatıyor. Faşizm küreselleşiyor. Başını kaldıran herkesin başını ezmek benim sistemimi korumak için gerekli diyor Amerika. İşin aslı çarşamba saat 20.30’da Ulusal Kanal’da. Değerli ulusal kanal izleyenlere çıkış yolu programımız devam ediyor. Sayın Perinçek yarıda kalmıştı. Türklerin savunma sanayisindeki, savaş sanayisindeki ustalıkları konusundan söz ediyoruz. O ta M.Ö. 3000’E kadar gidiyor. Atlı çoban kültürüne. Yani atlı çoban kültürüne atı etini yemiyor. Böyle bir aşama da var yani atı avladıkları, yedikleri bir dönem var toplumların. Ama ne oluyor? Türkler atı ehlileştiriyor ve üstüne çıkıyor. Üstüne çıktıktan sonra da üzengiyi keşfediyor, pantolonu keşfediyor. Hunlara geldiğimiz zaman yani milattan önce Diyelim 1000’den başlar Hun tarihi, İskitler’den başlar ama M.Ö. 100-200 Der diyelim. Ondan sonra Hunlara geldiğiniz zaman Hunlar ne? Yay çeken halklar. Hun yayları dünya ölçeğinde meşhur. Yani öyle bir şekilde demiri yayıp yıkıyorlar ki çeliği. Ondan sonra 3 sene bekletiyor bu yayı. Ondan sonra üstüne geriyor yani. Üstüne beklettiği zaman o Hun yaylarının attığı oklar, yani onun görüş mesafesine girmek bir bela. Çin orduları vs. Falan için o Hun yayları üstünlüğe sahip. Mesela İngilizlerin yayları var, uzağa atalım diye filmlerde görürüz ya, neredeyse insan boyundadır. Onlar 500-600 metreye kadar atarken Hun yayları 1000 metre falan Atıyor ve o ok yağmurunda karşı orduları daha savaş şeyine, göğüs göğüsle savaş mevzilerine giremeden perişan ediyor. Islıklı oklar da buluyorlar galiba Sayın Tevcik. Islıklı oklar ünlü. Evet Hun okları. Sonra mesela 6. Yüzyılda 532’de Göktürk hakanlığı kuruldu. Kurulurken yüheçilere isyan ederek Göktürkler, Orta Asya’da yönetimi ele geçiriyorlar. Mesela Çin kayıtlarında yüheytçiler, Göktürkler’den ne diyor? Bizim demirci kullarımız. Yani demirci. Göktürkler demirci. Demircilik çok önemli. Demir demek, sanat demek, kılıç demek, ondan sonra ok demek, ondan sonra diğer demirle yapılan zanaatlar vesaire. Yani Türklerin savaş sanayisinde önemli birikimleri var. Bugün de savaş sanayisinde, işte burada hala duruyor, çok önemli bir atak yapıyor Türkiye ama sonuç itibari nedir? Bu savaş sanayisindeki atağımızı hangi amaçla kullanacağız? NATO’nun emrinde mi kullanacağız? Yani İHA’larımızı, SİHA’larımızı, KAAN’larımızı… KAAN diyorlar, biz ona KAAN diyoruz. Şeylerimizi, bütün savaş sanayisindeki atağımızı götürüp de dünyanın zalimlerinin, Filistin düşmanlarının, Gazze düşmanlarının, İran düşmanlarının, bütün insanlığa düşman olanların emrine mi vereceğiz savaş sanayimizi? Değil mi? Bu çok önemli. Demin söyledim ya, milattan önce 3000’lerden Türklerin savaş sanayisi geliyor. Ve orada bakın, herkese öneriyorum bu kitabı. Ben de çok uzun bir ön söz sunuş yazdım bu kitaba. Öntürklü ve Ön İhtiyarmenlik. Bu Viyana okulu diyoruz, Wilhelm Koppers, o okulun papazlarından biri. Burada neyi anlatıyor? Diyor ki, Türkler dünya tarihinde İstisnai bir halk. Bunlar papaz ama bilim insanı yani. Bilim tabi, bilim insanı. Yani etnolojide, halk bilimi tabi tabi. Dünya çapında bilim insanı. Şimdi herkes Google’a girdiği zaman Schmidt, Mengen, Marco Pers, bunlar Viano okulunun mensupları. Dünya ölçeğinde halk bilimine, yani tarih öncesi toplumları araştıran bilime, etnoloji diyoruz, halk bilimi diyoruz. İşte burada da bu kitapta da çok da tatlı okunur, çok da kısadır yani. Küçük, ince bir kitap. Bir gecede bile okunur. Orada şunu söyler, yani Türkler istisnai bir halktır. Ve yani onların uygarlığa katkısı şeyle başlar, atın üzerine binme, atı ehlileştirmeyle başlar. İşte dünyada tartışmalar var, atı ilk defa ben ehlileştirdim falan filan. Hiç kimse böyle iddialarda bulunmasın, atı ilk ehlileştiren M.Ö. 2000’Lerde vesaire Türklerdir, ondan sonra. Bunları anlatan bir kitap. Yani gelelim bugüne. Savaş sanayisinde Türkiye’nin veyahut da savunma sanayisinde elde ettiği başarılar fevkalade önemli ama o başarıyı biz hangi siyasetin, stratejinin emrine vereceğiz? Emperyalistlerin emrine mi vereceğiz? Yoksa Türk milletinin bağımsızlığının, egemenliğinin ve komşularımızın refahının ve bölgemizde istikrarın emrine mi vereceğiz? İşte burada tarih şeye, derse iyi çalışmak geliyor gündemi. Dersine iyi çalışmayanlar, gerçeklerle kendileri arasında bağ kuramayan, ilişki kuramayanlar ve gerçekleri göremeyenler, işte İran savaşında Amerika ile birlikte yenilir. Kim bunlar? Türkiye’de hariciye diplomasi diye ondan sonra bir takım resmi görevler yaptıklarını söyleyenler. Ne olmuşlardır? Derslerine çalışmadıkları için İran Amerika savaşında Amerika ile birlikte yenilmişlerdir. Kimler kazanmıştır? İran kazanacak, İran yenecek diyen Vatan Partisi kazanmıştır. Kimle beraber? İran’la beraber, Rusya’yla beraber, Çin’le beraber, Yemen’le beraber, Filistin’le beraber, Gazze’yle beraber, Lübnan’la beraber. Sevinçleri ayrıldı. Bakın bizim hariciyemizin ve hükümetimizin sevinçleriyle Gazze’linin ondan sonra Filistinlinin, Yemenli’nin sevinçleri ayrıldı. NATO’yla birlikte sevinenler Filistin’in sevinçlerini paylaşmıyor. Filistin’in acılarından, ezilmesinden falan yana bir sevinci paylaşıyor. Onu da çok açık söyleyelim. Yani böyle Filistin dostuyuz, Müslüman dostuyuz, Gazze’de bilmem ne, bırakın bunları. NATO’ya girdiğiniz zaman ne Filistin dostusunuz, ne Gazze dostusunuz. Gidin sorun bakalım Filistinlilere. Gidin Hamas’a sorun, Filistin Kurtuluş Örgütü’ne sorun. Sizin NATO’culuğunuz hakkında onlar hangi hükümleri verecekler? Yemenli’ye sorun. Lübnanlı’ya sorun. Hizbullah’a sorun, Lübnan’da savaşan. O Müslümanlara sorun, İran’a sorun, onlara sorun. Sizin NATO’culuğunuz hakkında ne diyorlar bakalım, onlara bir sorun bakalım. Burada tabii Sayın Devlet Bahçeli’de bugün yaptığı konuşmayla Tekrar Böldüğümüz gerçeklerini Kendisinin 15 gün bir ay evvel söyledikleri açısından Bir daha Herhalde gözden geçirmek durumunda Yani onu saygıyla kendisine Söylüyoruz bugünkü konuşmasında o NATO ile beraber bazı Türkiye’ye misyonlar falan filan biçme NATO’nun verdiği görevlerle Türkiye’nin önüne bir takım hayali başarılar Resmetme Bunlar iki gün sonra İki gün sonra yerle bir olacak görüşlerdir. Çok açık söyleyeyim. NATO zirvesi demişken, Ankara’da çeşitli önlemler alınmaya başlandı. Bazı sınırlandırmalar var. Kimleri tepki çekiyor. NATO liderlerinin geleceği bir havalimanı yeniden inşa edildi. Geçecek, liderlerin geçecekleri evler boyanıyor. Eee bugün eee taksicilerle ilgili bir kararname yayınlanmış. Taksicilerin hepsi takım elbise giyecek. Lokum ve kolonya bulunduracak arabasında diye. Eee çeşitli önlemler var. Bu önlemleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ya bakın bu bunlar yani ya bunlar ciddi şeyler değil yani sonuç itibariyle. Hep böyle fiyakaya yönelik işte bu Boyaya, badanaya yönelik makyaj, makyaj bunlar. Yani Türkiye’nin makyaja ihtiyacı yok. Türkler asaletleriyle, geçmişleriyle, dürüstlükleri, namusları, savaşçılıkları, savaş sanayisindeki ustalıkları, karakterleri, dostlarına vefası ve sadakatleriyle ve dünya tarihindeki rolleriyle var olan ve herkesin hakkını teslim ettiği bir Türk milleti var. Onun makyaja ihtiyacı yok ya. Siz duvarı bilmem neyi boyayarak ondan sonra işte taksilerin şeylerini kaportalarını boyayarak falan Türkiye’ye makyaj veremezsiniz. Makyaj yapamazsınız. Bunlar Türklüğü de Anlamamış, kavramamış tavırlardır. Onu söyleyeyim çok açık bir şekilde. Biz kime, neye, görücüye mi çıkıyoruz ya? Bu makyajlar nedir? Sayın Cumhurbaşkanım. Bu makyajlar nedir? Türkiye görücüye mi çıkıyor? Hani görücüye kız kahve getirirken, kahveyi dökmeden getirecek. Bu mu Türkiye ya? Siz Türkiye’ye bu rol mü veriyorsunuz? Türkiye’nin bunlara ne ihtiyacı var? Duvarı boyasızsa boyasız arkadaş. Yani siz 3 günlüğüne o duvarı boyadığınız zaman Türkiye kimseyi kandırmıyor onu da bilelim. Herkes Türkiye’nin bu duvarın ne kadar boyalı olup ne kadar boyasız olduğunu herkes biliyor. Veya taksilerin boyasının ne olduğunu Türkiye’nin herkes biliyor. Bunlara ihtiyacı yok Türkiye’nin. Türkiye’nin muhteşem bir tarihi var, muhteşem bir birikimi var. Bugün dünyadaki ağırlığı ve gücü var. Onlarla misafirleri ağırlayın yoksa Ondan sonra boyayla makyajla falan Kaşını gözünü boyayarak Türkiye’nin bunlara ihtiyacı yok Sayın Cumhurbaşkanım Memurlara izin verildi yasaklar, eylemler vs. Onlar başka sebeplerle olabilir ama bu makyaj boyanma falan ben bunu Bizim Türk milletinin kişiliğine, karakterine, tarihine falan buna hiçbir şekilde yakıştırmıyorum. Sayın Periçek, şimdi bazı eylemler de başladı. Türkiye Gençlik Birliği bir eylem yaptı. Vapurda Dolmabahçe’de bir etkinlik vardı. NATO zirvesi. Şimdi görüntüler de geliyor. Tabii siz 68 Gençlik Önderi olarak bu. Türk Gençliği eylemlerini… Tam TGB’nin yaratıcılığına… Bunu akıl etmek çok önemli. Deniz kıyısında NATO parlamenterler toplanıyor. Türkiye Gençlik Birliği akıl ediyor. Oradan bu vapur geçecek. O vapura giriyor. NATO mezara tam bağımsız Türkiye diye o bezi oradan sarkıtıyor. Bu bir yaratıcılık. Bu bir yaratıcılık. Bu aynı zamanda zengin düşünmek ve mesajını vermenin yollarını bulmak. Sen istediğin kadar NATO’dan korkma, NATO aleyhtarı yasaklar koy falan filan. İşte yasağını delen bir Türkiye Gençlik Birliği var, bir Vatan Partisi var. Yasaklar deliniyor. Sen istediğin kadar… Yasağın haksızsa o yasak delinir. Haksız yasaklar delinmek içindir. O haksız yasakları mutlaka delen bir güç çıkar. Ve ne oldu? Halktan korkuyor NATO. Ankara’da o nedir ya? Türkiye’nin bütün özgürlükler, anayasası, kitle örgütleriyle ilgili yasalar, dernekler, kanunu, gösteri yürüyüşleri, kanunları falan filan. Oradaki bütün özgürlükleri, NATO gelince birdenbire hepsi rafa kaldırıldı. Zaten o zaman lazım o özgürlükler. Yoksa alkışlama özgürlüğü Tayyip Erdoğan’a alkışlama özgürlüğü her zaman olur veyahut da padişahları alkışlama özgürlüğü Kim olursa olsun Her türlü rejime alkışlama özgürlüğü Özgürlük değildir, özgürlük nedir? Muhaliflere özgürlüktür, karşı çıkmaya özgürlüktür Onun dışında özgürlüğün bir manası yok ki Dolayısıyla TGB’yi tebrik ediyoruz Bu bankartı asan gençler de bugün savcılıkta sorgudan geçtiler. Çağlayan’da. Çağlayan’da ve savcılık onları serbest bıraktı. Onları da tebrik ediyoruz. Burada da Çağlayan’ın önünde Sayın Kaya Hançet’in TGP Genel Başkanı çok güzel bir konuşma yaptı. Onu televizyonlardan, ulusal kanaldan izledik. Arkadaşlarımız özgürlüklerine kavuştular da. Türkiye’nin adaleti de NATO’yu protesto edeni hapse atamıyor. Atamaz yani. Türk milleti diye bir millet var. Sen kalkıp da NATO’yu protesto etti diye Türk gencini hapse atamazsın. Çünkü öyle bir suç yok. NATO’ya boyun eğmek suçtur. NATO’ya teslim olmak suçtur. NATO’ya teslim olanlar suçludur yoksa NATO’ya başkaldıranlar suçlu değildir O bakımdan Dünya Mer’in İstanbul’da yaptığı taş yapı Salonunda yaptığı iki gün süren konferans da olağanüstü Başarılıdır yani Bütün misafirlerimiz Bunun muhteşem bir konferans olduğunu saptadılar Amerika’dan gelenler de İran’dan gelenler de Rusya’dan dünyanın her yerinden gelenlerde. İşte burada da Sayın Eşad Mirbeşiroğlu, Azerbaycan’dan katıldı. Sonuç bildirgesinin okumuşu yapıldığı son gün, Semih Koray, Dünya Merim Başkanı, sonuç bildirgesini okuyor. Çok başarılı ve bütün dünyayı etkileyen bir eylem oldu, onu söyleyeyim. Sonuç bildirgesinin özü ne efendim? Sonuç bildirgesinin özü şu, NATO ölüme gidiyor. Scott Ritter Amerika’dan gelen en baştaki Sayın Scott Ritter Bu toplantının sonundaki konuşmasında O da söyledi ki Macron diyor ki beyin ölümü gerçekleşti. Trump diyor ki kağıttan kaplandır. Zaten NATO’nun şefleri NATO’nun öldüğünü söylüyor. NATO’nun öldüğünü söylemek bugün bir marifet değil, bir gerçeğin ifadesi. Scott Ritter’ın konuşması da çok şahaneydi. Bir de kapanışın en son konuşması son derece etkin, vurucu bir konuşmaydı. Amerikalı subay aynı zamanda. Eski bir Amerikan istihbarat subayı ama üst düzeylerde bulunmuş. Beraber yemek yedik, uzun sohbetler de yaptık. Hakikaten yani Amerikan demokratik devriminin hala temsilcilerinin yaşadığını, var olduğunu gösteren bir şahsiyet. Yine şey vardı Jackson Inkel vardı. Amerikan Komünist Partisi yöneticisi. O da çok esaslı bir insan. Evet. Taş Yapı’da Sayın Taş Yapı’nın sahibi Emrullah Turanlı’ya da çok teşekkür ediyoruz. Hakikaten çok muhteşem bir ev sahipliği yaptı. Yani bu toplantıya yakışan bir ev sahipliği. İlk oturumun başkanlığında İran’dan gelen Sayın Azadi yaptı. O da çok anlamlıydı. Yani İran savaşı kazanmış. Karşılıklı toplantıda da şey yapıyor. Bu ilk oturuma katılanlar. Bu toplantıyı YouTube’dan bulup bütün izleyenlerimizin izlemelerini öneriyorum. Seferde baştan sona izlemiş olalım. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu katıldı. Yeniden Refah Partisi’nden Doğan Bekir Genel Başkan Yardımcısı katıldı. Emekli generallerimiz Fahri Erenel katıldı. Ondan sonra Yani askerlerden de Mesaj göndermesi. Şimdi eski Almanya Deniz Kuvvetleri Komutanı Eski. Almanya Deniz Kuvvetleri Komutanı Schönbach Konuşması da Komşumuz Bulgaristan’dan Geldiler İtalya’dan o da denizden komşumuz sayılır Katılımları oldu Sayın Bülent Kuşoğlu O da Ve Tabii şöyle konuşmalarda da bir şey vardı böyle, diyelim geniş güçleri kucaklayan bir karakter vardı. Bu da Sayın Şönbah Kay. Ahim Schönbach, eski Almanya Deniz Kuvvetleri komutanı. O da entelektüel olarak çok esaslı bir komutan. Yani çok eskiye bir önceki aslında. Evet, yeni daha. Daha yeni. Çok eski değil. Aynı zamanda siyasetçi. Politika yapıyor şimdi. Almanya’da partilerde siyaset yapıyor aynı zamanda. İzleyici kitlesi çok seçkindi. Zaten seçilmiş davetliler ancak katılabildi. Küba’dan tutun da Çin halk cumhuriyetine kadar çeşitli ülkelerin elçilikleri, başkonsolosluklarından temsilciler, kitle örgütlerinden, işi sendikalarından, başkan düzeyinde katılımcılar ve üniversitelerimizden çok önemli entelektüeller. Son sonuç bildirgesi açıklandıktan sonra bir aile fotoğrafı çekildi. O aile fotoğrafındaki arkadaşlar, merkezde Semih Koray var, hemen onun solunda Fuat Azadi İran’dan, sağında Jackson Hinkle Amerika’dan ve o şekilde katılımcılar. Entelektüel düzey son derece yüksek. Ondan sonra çok olgun bir toplantı oldu. Aslında konuşmalar kitap bile yapılabilir. Yapılır, yapılacak tabi. Teori Dergisi’nin de yayınlayacağını sanıyorum. O konuşmalar kitap olarak da yayınlanacak, tabi yayınlanacak. Salon düzeni. Sayın Erşad Mirbaşiroğlu da çok önemli bir şahsiyet, onu ifade edeyim. Azerbaycan’dan ve toplantımıza katılan. Diriliş Partisi’nin temsilcisi Bulgaristan’dan geldi. Aynı zamanda milletvekili. O da çok önemli. Yani Bulgaristan’da anti-emperyalist bir diriliş partisi var. Parlamento’da olan bir parti. O sol baştan üçüncü. Fahri Erenel muhteşem bir konuşma yaptı. Tuğgeneral Fahri Erenel. Hakikaten çok derin büyük bir birikim, onu ifade etmek lazım. Çok çok kaliteli bir toplantı oldu. Dünya Mer’in de amblemi çok güzel. Dünyayı elinde tutan ama el altın. Yani gerçek altın. Maden olan altın değildir, insanın elidir. Çünkü altını üreten de o. Sayın Semih Koray’ın açış konuşmasında da öyle bir vurgu vardı. Dünyadaki en kıymetli enerji kaynağı insan enerjisidir demişti, o da çok güzeldi. Tabii, en büyük üretici güç insandır, evet. İşte bu. Bir de bunun dünyanın döndüğü şey var. Bir videosu. Dünya Mer’in ambleminde. İki tarafta böyle devamlı dönen bir dünya. Onu da koyabiliriz. Dönen dünya. Bu ellerin altın olması çok önemli. Yani esas altın eldir. Esas üretici güç insandır. Çünkü altını üreten de o insanın elleri. İnsan eli olmasa altın olmaz. Çok önemli. Yok mu o dönen amble? O da var. Bulabiliriz arkadaşlar hızlıca. Birçok ülke temsilcisi şunu söyledi, valla bizim hükümetimiz, bakanlıklarımız falan böyle bir toplantı düzenlese bu kadar başarılı yapamaz diye kendi hükümetleriyle karşılaştırarak söylediler. Dünya merdiveni Ankara’dan açılışından sonra Bu ikinci önemli toplantısı. Şimdi üçüncü, Ankara’da yine Temmuz ayının ortasından sonra Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakını esas alan bir konferans toplayacak Dünya Mer. Dünya Medeniyetleri girişimi araştırma merkezi. Dünya Mer çok hızlı başladı. Evet hızlı başladı ve güzel gidiyor. Ve benim gördüğümde bu konferans onlarca yabancı ülkenin devlet ajanslarında, internet sitelerinde, gazetelerinde haber oldu. Türkiye’de de. Çok yaygın, evet. Yani dünyada çok yaygın. Yani Rusya’da tansanlar ajansı vs. Vietnam’da, Laos’ta, Kamboçya’da, Endonezya’da, Filipinler’de bizim partiden o kadar çok haber çıkıyor ki şaşırdım yani. O Güneydoğu Asya’da vs. Falan. Yani Rus ajanslarının verdiği haberler, Çin ajanslarının verdiği haberler falan, bütün o ülkelerde bayağı yaygın bir şekilde medyaya giriyor. Güney Amerika’da da aynı şekilde. Küba’da, ondan sonra Venezuela’da ve diğer Güney Amerika ülkelerinde de çok yaygın medyada yer buluyor. Şimdi efendim müsaadenizle çok konumuz var vaktimiz daha oluyor. Bugün önemli bir toplantı vardı. Avrupa Birliği’nin 3 lideri Ankara’ya geldiler. Dönen dünyanın döndüğü ambulans. İnsanın avuçlarındaki elindeki dünya dönüyor. Bugün Ankara’ya gelen isimler Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası yüksek temsilcisi Kaya Kalas. Eee Genişleme Komiseri Martakos ve İçişleri Komiseri Magnus Bruner. En üst üstü, en üst üçlü tane eee ismi Avrupa Birliği’nin. Eee bu toplantıyla ilgili eee Dışişleri Bakanlığı ve diğer bakanlıklarımızla görüştüler. Ana gündemlerden birinin Kıbrıs olduğu ifade ediliyor. Eee Kıbrıs’la ilgili geçen hafta Birleşmiş Milletler’in yeni hazırladığı ifade edilen bir plan sızdı ortaya. Bunu da bizzat Rum basını ve Yunan basını sızdırdı. Bu plana göre Birleşmiş Milletler eee yeni bir eee Kıbrıs eee hazırlığı içerisinde ve diyorlar ki Kıbrıs’ta yeniden birleşmeyi gündemimize alacağız. Kıbrıs’ı bütünleştireceğiz. Sonra garantörlük mekan hızlanmalarını ortadan kaldıracağız. Kıbrıs’ı NATO’ya kabul edeceğiz. Bir NATO üyesi yapacağız ve Türk askerini de göndereceğiz. Bu planla ilgili görüşmek üzere. Bu plan kağıt üzerindedir. Bu plan ancak füze ile savaşla uygulanır. Bu kağıtla uygulanacak bir plan değil. Yani bu Türk askerini Kıbrıs’tan göndermek bu planın özü bu. Türk askerini Kıbrıs’tan gönderecek. O zaman arkadaş silahı olan göndersin. Türk askeri orada bir savaşın sonunda orada var. Ondan sonra varsa Türk askerini oradan atabilecek. Ama onun işte. Akdeminden beri onu konuşuyoruz. Yani Kıbrıs’a yığınak yapıyorlar, yoğunlaşıyorlar. Bunun siyasi koşullarını da hazırlamaya çalışıyorlar. En sonunda silah kullanacaklar. Bakın Amerika da biliyor, Kıbrıs’tan Türk askerini planlarla, programlarla, kağıda yazarak çıkartmayacağını Amerika da biliyor. Nitekim onu ne yapıyorlar? Nabil Dina tatbikatları, Nemesis tatbikatları yapıyorlar. Doğu Akdeniz’de 6. Floları, bütün torpil şeyleri, destroyerleri vs. Denizaltıları ile falan. Demek ki Türk askerini oradan çıkartmak öyle kağıtla olmuyor. Ancak destroyerle çıkarırsın, hava kuvvetleriyle çıkarırsın, kara kuvvetleriyle çıkarırsın. Peki Türkiye bu koşullarda bu tehditler böyle gözümüzün üzerine doğru üstümüze doğru gelirken NATO’ya misafirler misafir edip ondan sonra ağırlayıp onları Türk milletine çok yanlış görüntüler Türkiye hükümeti veriyor. Bu gafletten başka niye hizmet ediyor? Yani Türk milletini uykulara yatırmak Türk milletini uyutmak gaflete sürüklemek. Bugün Ankara’daki yapılacak olan 7-8 Temmuz NATO toplantısı 7-8 mi 6-7 mi? 7-8 Temmuz NATO toplantısı 7-8 Temmuz NATO toplantısı Ankara’da toplanacak Türkiye’yi gaflete hapsetme toplantısıdır. Aymazlığa sürükleme. Türkiye’yi uyutma toplantısı, mükafatlarla, hediyelerle, bilmem nelerle geliyor. O hediye falan filan, çantaların açım bakım, onlarda zehirden başka bir şey yok. Zehirden başka, Türkiye’ye yönelen mızraklardan, füzelerden başka hiçbir şey yok o çantalarda. Zaten siz de bunu şimdi açıkladınız. Yapılan plan, Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’tan en sonunda atılacak. O zaman Türkiye buna hazır olmak zorunda. Efendim biz hazırız. Ama sen Türk milletine yalan söylüyorsun. Türk milletini uyutuyorsun. O zaman savaş Türkiye’nin başında patladığı zaman, Nedir? Savaş aynı zamanda milletçe yapılıyor değil mi? Yani cephe gerisi var. Artık savaşlar topyekûn savaş. Sırf efendim, Kosovo meydan muharebesi, Nibolu meydan muharebesi, Mohaç meydan muharebesi falan filan diye, sınırlarda yapılmıyor ridaniye bilmem, çaldıran meydan muharebesi diye. Değil mi? Arkasındaki milli kuvvetlerle, ekonomisiyle, milletiyle savaş yapılıyor. Sen Türk milletine Amerika’yı dost gösterirsen, Yunanistan’ı dost gösterirsen, sonuç itibariyle bu tehditlerle karşılaştığın zaman bu milleti nasıl yönlendireceksin? İşte İran kendi milletine düşmanları doğru göstererek, tehditleri doğru milletine anlatarak hazırladı. Bizim hükümetimizde şu anda diplomasimiz aynı zamanda Türk milletini uykuya yatıran, gafleti sürükleyen bir aymazlık içindedir. Kendisi gaflet içindir. Böyle söylemek zorundayız. Çünkü buradan biraz omuzları silkeleyerek dönmek mümkün. Çok açık söyleyeyim. Yani hiçbir asker bugün, hiçbir ciddi asker Türkiye’nin düşmanı Rusya, Türkiye’nin düşmanı İran, Türkiye’nin düşmanı Çin. Hiçbir ciddi asker bu saçmalıkları kabul etmez. Antı olan hiçbir entelektüel, hiçbiri bunu kabul etmez. Türk milletine de sen bu yalanı kabul ettiremezsin. Gerçeklere biraz bakalım. Şimdi gerçek bu işte. Senin bütün çevrini Amerikan üstleri sarmış, tatbikatlarını yapıyor, namlularını sana yöneltmiş. Sen ondan sonra bu sana namlularını yönelten NATO’yu Ankara’da ağırlıyorsun. Ondan sonra bir de caddelerini, maddelerini bilmem duvarlarını boyayıp bir de makyaj yapıyorsun. Türklükle alay ediyorsun. Onlar Türklükle alaydır sonuç itibariyle. Makyaj bir milletin kendi kendisiyle alay etmesidir. Türkiye’nin makyaja ihtiyacı yok. Efendim şimdi tabii bir yandan Güney Kıbrıs silahlandırılıyor, bir yandan Türkiye Kıbrıs’ta işgalci ilan ediliyor, bir yandan Doğu Akdeniz’de işte maksimalist yayılmacı diyorlar. Bir yandan kendi iç düzeninde işte diktatörlükten vs. Bahsediliyor derken son bir saldırı daha geldi diyelim yani o da İsrail parlamentosu, İsrail Bakanlar Kurulu, Ermeni soykırımını tanıma kararı aldı. Bu kararı nasıl değerlendirmek lazım? Siz bu kararı bitiren, bu yalanı bitiren… Düşmanlık bu. Şimdi bunu hükümet, İsrail hükümeti Türkiye’yi soykırım, Ermeni soykırımı 1915 yılında yapmakla itham ediyor ve o soykırımı tanıma kararı alıyor. Ondan sonra bu bir düşmanlık ve kendi soykırımının üzerine örtmek. Şimdi Nedir Türkiye’nin soykırım yaptığına dair bir uluslararası mahkeme kararı yok tam tersine Türkiye’nin soykırım yapmadığına dair 2015 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Perinçek İsviçre davasında aldığı karar var Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin Ali Mercan, Hasan Kemarlı, Ethem Kahya. Davalarında aldığı kararlar var. Yani biz dört tane mahkeme kararı çıkarttık, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden. O kararlarda yalnız soykırımı inkar etmek serbesttir, düşünce açıklama hürriyetine girerdir, yok. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi şuna da karar verdi gerekçesinde. Diyor ki, 1915 olaylarında Holocaust’ta yani Yahudi soykırımına benzeyen onunla aynı kategoride bir fiil işlenmemiştir. Yani soykırım 1915 olaylarında soykırım fiili, eylemi işlenmemiştir diyor. Şu şeyi değerli arkadaşlar havalandırmayı biraz lütfen azaltın. Şimdi O mahkeme kararını da çiğniyor. İsrail. Yani Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Pelinçek İsviçre, Ali Mercen İsviçre, ondan sonra Hasan Kemal’i İsviçre, Ethem Kahyalı mıydı soydu? İsviçre arkadaşlarımız bizim. O davalarda alınan kararı da çiğniyor. Şimdi burada önemli olan şu, İsrail mahkeme kararlarının uluslararası hukukta geçerli olan, çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uluslararası mahkeme kararı olarak hem Avrupa ülkeleri için hem de Avrupa ülkeleri dışındaki dünya ülkeleri için de bağlayıcı, önemli. Fakat bizim Türkiye hükümeti, İsrail’in aldığı bu karara karşı şunu söylemiyor, Perinçek İsviçre davasında çatır çatır bu karar çıkmıştır, sizin böyle bir ithamda bulunmanıza… Kıskanıyorlar bizi, çok açık söyleyeyim. Türkiye Devleti’nin bugünkü sözcüleri, temsilcileri, Dışişleri Bakanlığı resmen Vatan Partisi’ni kıskanıyor. Kendilerinin beceremediği, yapmadığı, yapmasını bizim o faaliyetlerimizi de Dışişleri Bakanlığı’ndan ve hükümetten o zaman hep çelmeler gelmiştir. Hep arkamızdan hançerlemişlerdir. Hepsini hatta tehdit etmişlerdir. Biz o Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde o kararı, mahkemeyi açmayalım, davayı açmayalım diye. Şimdi de ondan sonra Türkiye için biz o kararı aldık. Türkiye için bu kararı aldık. Bırakın bu küçük tavırları, bu kıskançlıkları, bu rekabetleri. Türkiyeci olun, Türk milletinden yana olun, Türk devletinden yana olun. Bütün Türkiye için biz koskoca 4 tane karar çıkarttık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden. 1 Değil, 2 değil, 3 değil, 4 tane çıkarttık. Alın Dışişleri Bakanlığı olarak bunları kullansanıza. Cumhurbaşkanlığı olarak bunları kullansanıza. Bizim adımız geçiyor diye kullanamıyorlar. Ama bütün Avrupa hukuk fakültelerinde, siyaset ilmi fakültelerinde, dünyanın her yerinde bu davalar Perinçek, İsviçre davası, Ethem Kahyalı davası, Ali Mercan davası, onların da resimlerini gösterelim ağabey. Hasan Kemahlı, Ali Mercan. Falan, işte Ali Mercan davası. Bütün hukuk fakültelerinde ve siyaset bilimi fakültelerinde ders olarak okutuyor. İşte Hasan Kemal’i, Ethem kardeşimiz, Ali Mercan kardeşimiz. Bu arkadaşlar kalktılar, İsviçre’de çiğnediler. İsviçre’nin yasak dediği şeyi, siz Alemine soykırımı yoktur, içeri atarız sizi, hapsederiz diyorlardı. Atın lan dedi bu arkadaşlar, çıktılar çiğnediler. Ondan sonra mahkum edildiler İsviçre’de. Ama ne oldu en sonunda? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde o şeyi, o hükümleri, o kararları çıkarttılar bu arkadaşlarımız. Biz de aynı şeyi yaptık. Kor General Yaşar Müjdeciler ile diğer arkadaşlarımızla falan oralara gittik böyle kent kent dolaşıp, onların yasak dediği şeyi çiğnedik, yasak çiğneme şeyleri yaptık ve sonuç itibariyle o mahkeme kararlarını çıkarttılar. Ve onu Türkiye’ye armağan ettik. Kullansanıza bunu, Ey Dışişleri Bakanlığı. Ayıptır ya, niye kıskanıyorsunuz? Hükümet bunları kullansanıza, ey hükümet. O dönem Sayın Rauf Denkdeş’e de baskılar oldukça çok düştü. Rauf Denkdeş’e Davos’ta Diyorlar ki, şimdi utanmasın diye onun söyleyen hükümet mensubunu ifade etmiyorum. Rauf Tengtaş’ın bana söylediği, yavru doğu dedi, buyurun Cumhurbaşkanım. Bizi dedi, bunlar C-ajanı ilan edecekmiş. Nasıl oluyor dedim Cumhurbaşkanım. İşte bu davayı açmayın, sen git Doğu Perinçek, senden başkasının sözünü dinlemez. Sen git Doğu Perinçek’e söyle, sakın Avrupa İnsanatları Mahkemesi’ne bu davayı açmasın. Ondan sonra bir de mahkeme kararıyla Türkiye’nin soykırım yaptığına hükmedilecek. Ondan sonra, o zaman da biz sizi C-ajanı diye… Dedim, Sayın Cumhurbaşkanım biz bu davayı kazanacağız. Bu davayı kaybetmek için açmıyoruz. Bu davayı kazanacağız. Ve kazandık. Kazandık. Kazanacağımızı Bildiğimiz için, hukukçu olduğumuz için, vatansever olduğumuz için, siyaset adamı olduğumuz için, devrimci olduğumuz için o davayı açtık ve kazandık. Orada da ders çalışma meselesi var. Türkiye hükümeti dersine çalışmadığı için arkadan bizi sabote etti. Bizi suçladı, bize adamlar yolladı. Bakanlar yolladı, ismini vermeyeceğim. Yargılandığımız zaman Lozan’a bir bakan geldi, ismini vermeyeceğim. Ayıp, utanmasın. Onun için ismini vermiyorum. Yargılandığımız gün akşam İsviçre Devlet Televizyonu şöyle haber veriyordu. İşte Türkiye’den falanca bakan geldi. Ve kendi sesinden, efendim bu Doğu Perinçekler bizim muhalifimizdir. Siz bakmayın bunlara, soykurun bilmem ne dediğine falan. Biz hükümet onunla beraber değiliz. Açsınlar İsviçre Devlet Televizyonu’nu görsünler. Bütün yürüyüşlerimizde Büyükelçiliklere emirler yolladılar bu yürüyüşlere katılmayın, propaganda yapın diye. Diyanet işlerine şuraya buraya. Evet rahmetli oldu. Kararla ilgili bugün İsrail’in soykırım kararıyla ilgili iki tane ilginç açıklama geldi. Bir tanesi Paşinyan’dan geldi, Ermenistan Başbakanı’ndan. Dedi ki, bu bir siyasi çıkıştır, biz buna alet olmak istemiyoruz, bu bizim faydamıza değil. Paşinyan şunu söylüyor, bize tarihimizi Batı başka türlü önümüze koydu. Yani çok cesur Paşinyan şunu söyledi, bizim dedi Ermeni tarihini ve bu Türklerle ilişki tarihini ondan sonra Emperyalistler ya da Batılılar bizim önümüze koydular. Yani size soykırım yaptılar diye biz de tarihimizi onlardan okuduk dedi. Aferin. Bravo. Bu yeni söylediği bir şey değil ama benim söylediğim. Bugün işte bugün de İsrail soykırım kararıyla ilgili biz onunla ilgili ilgilenmiyoruz. Aferin. Bravo, tebrik ederiz Sayın Paşinyan’ı. Çok güzel. Bir çıkışta Yunanistan’ın eski başbakanı Samaras’tan geldi. O da dedi ki, İsrail’in bu kararı bizim için büyük bir fırsattır. Artık İsrail Pontus soykırımını da tanıyabilir. Osmanlı’nın yaptığı bütün katliamları, soykırımları tanıtabiliriz. Zaten Yunan parlamentosuna da o Pontus soykırımı falan filan geldi. İstiklal Savaşı’nı bizim soykırım ilan ettiler. Türkiye’den de Halil Berktay gibi, ondan sonra o kimdi? Berlin’de değildi, Hamburg’ta tezgahtan geçen Alman istihbaratının şeyler vardı. Sözde solcu adamlar vardı. Birisi oral çalıştılardı, öbürünün. Hamburg’da bir şey vardı ya, bilmem ne dairesinde. Cengiz Çandar mı? Yok yok Cengiz Çandar değil. Dursun Akçam’ın, Taner Akçam. Taner Akçam. Dursun Akçam’ın oğlu. Babasına da ihanet etti. Dursun Akçam gibi bir vatansever, pırıl pırıl bir aydının oğlu. Gitti, Alman istihbaratı ona bir tane sandalye, bir tane kocaman salon verdi. Orada al dedi önüne koydular. İşte Türkiye’nin nasıl soygırımlar yaptığı bilmem ne falan. Öyle FETÖ-METÖ dostu. Kitaplar yazdırdılar bunlara. Oral Çılıçlar’ı, Otaner Akşamları. Orhan Pamuklar’da. Orhan Pamuklar’da öyle nobel antrenör. Orhan Pamuklar’da onun romanlarını, momanlarını yazdı. Evet, maalesef. Evet. Şimdi kısa bir araya daha gitmemiz gerekiyor Sayın Perinçek. Aradan sonra devam edeceğiz değerli Ulusal Kanal izleyenlere. Çıkışı buradan. Görkem Bey, bank kartınız geldi. Tam zamanında. Senin hiç kimse Alışverişte sen Keyfini sürüyor musun? Bu jestle güler senin yüzün Jestin her kapıyı açıyor Tek taksit ve jestiralar Herkes sevinçten coşuyor Firat-ı gelenler yaşadın Jestini her yere taşıdın Jest doludu, bankartın jest doludu Bankart yenilendi, jest oldu. Artık size her zaman her yerde jest yapan bir kart var. Bundan sonra jest nerede, ben orada. Böyle görkemli bir törende zirata yakışır. En çok jestte bankart, jest kart. Sabahın karanlığından akşamın karanlığına çalışıyoruz. İyisini hak ediyoruz. Kendi evimizi alalım diye tasarruf ediyor, hesap yapıyor, iyisini bekliyoruz. Her şubesinde finans uzmanları faizsiz finansmanı sana şeffaflıkla, detaylıca anlatmaya hazır. Arabanı, evini en doğru çözümlerle al diye Türkiye’nin iyi finansçıları artık seninle. Güçlü zeminler güçlü yapılar oluşturur. Pur Epoxy Zemin Boyaları. Kendiliğinden yayılan yeni nesil epoksi zemin boya teknolojisi. Çift tüleşenli olması sayesinde daha dayanıklıdır. Güçlü, estetik ve performanslı özellik sunar. Üretimden uygulamaya yapikimya.com tüm medyayı takip etmekte zorlanıyorsanız tek bir çözüme ihtiyacınız var. Medya Takip Merkezi, yapay zeka destekli araçları, editoryel çözümleri, hızlı ve yenilikçi medya takip sistemleriyle tüm medyayı kapsamlı olarak takip etmenizi sağlar. Basın mülteni dağıtımından izlemeye, tüm sosyal ağlardaki yayılımından medya analizine kadar tüm dünya medyasını takip ederken geriye dönük medya arşiviyle haber ve reklamlara anında erişebilirsiniz. Bilginin doğru adresi. Medya Takip Merkezi. Bu sene üç kere el değiştirdi şu dükkanla. Arada kalıyor ya fark edilmiyor. Abla kardeş, aile şirketi gibisin. Ha yol üstü bir dükkan olay da. Dikiş makinesi falan arıl arıl çalışıyorlar ha. Ama gelen giden yok işte. Bu da tamam. Kolay gelsin. Vallahi biz de pek gelen giden yok diyorduk ama siz… Aslında biz de onlara gidiyoruz. Bizim. Kız üniversitede. Acil ihtiyacı olmuş geçen. Yoksa sorun değil. Dedim kızım, halleder babam. Günlük hesap ne güne duruyor? Çektim gönderdim. Kazandım yine bizim kızın kalbini. Siz de Vakıf Katılım mobil şubeyi indirin. Günlük hesapla her günün kazananı olun. Vakıf Katılım. Müzik. Müzik Müzik Türkiye’nin. E-ticaret platformu PTT AVM hava durumunu sundu. 6 Bölümlük tarihi belgesel, NATO’nun sicili yakında ulusal kanalda. Dünyayı kana buluyan küresel çarplar, gizlenen gerçekler ve emperyalizmin kanlı sicili bu belgeselde. Sizler de sponsor olun, belgesele adınızı yazdırarak tarihe silinmez bir not düşün. Adınız bu tarihi belgeselde yaşasın. İletişim 0534 364 2324 0535 545 7065 6 bölümlük tarihi belgesel, NATO’nun sicili yakında ulusal kanalda. Dünyayı kana buluyan küresel çarklar, gizlenen gerçekler ve emperyalizmin kanlı sicili bu belgeselde. Sizler de sponsor olun, belgesele adınızı yazdırarak tarihe silinmez bir not düşün. Adınız bu tarihi belgeselde yaşasın. İletişim 0534 364 2324 0535 545 7065. Eğer anayasadan Türk milleti lafını çıkaracak biri varsa mezarlığını Türkiye’nin dışına hazırlasın. Olayların perde arkası kritik bilgiler, düşündüren ve uyaran yorumlar. Bugün Rusya’ya karşı düşmanlığın temelinde İngiltere’ye. Her söylediği çok konuşuldu, her program gündem oldu. Azil, azil sosyalizm lazım memlekette, kurtuluş yok. Her zaman emperyalizmin karşısında ve hedefinde. Emperyalizm sıkışmadıkça çok demokrat görünür. Prof. Dr. Emin Gürses işin aslını anlatıyor. Faşizm küreselleşiyor. Başını kaldıran herkesin başını ezmek benim sistemimi korumak için gerekir diyor Amerika. İşin aslı çarşamba saat 20.30’da Ulusal Kanal’da. 6 Bölümlük tarihi belgesel, NATO’nun sicili yakında ulusal kanalda. Dünyayı kana buluyan küresel çarplar, gizlenen gerçekler ve emperyalizmin kanlı sicili bu belgeselde. Sizler de sponsor olun, belgesele adınızı yazdırarak tarihe silinmez bir not düşün. Adınız bu tarihi belgeselde yaşasın. İletişim 0534 364 2324 0535 545 7065. Ulusal kanal izleyenleri çıkış yolunda Sayın Doğu Perinçek’le birlikte gündemi değerlendirmeye devam ediyoruz. Tabii şimdi bir bağlantımız olacak. Kayseri Şeker Fabrikası’nda bazı gelişmeler var. Sayın Ramazan Demirel telefon attığımızda. Sayın Ramazan Demirel hoş geldiniz, iyi akşamlar. İyi akşamlar. Teşekkür ediyorum. Kolaylıklar diliyorum. İyi yayınlar. Çok teşekkür ederiz. Ramazan Bey, Kayseri Şeker Fabrikası’nda bazı gelişmeler var. İzleyicilerimizi bilgilendirmek adına sizden bunları biraz dinlemek isteriz. Tabii ki, Kayseri Şeker Fabrikaları, Kayseri Pandora İkizciler Kooperatifi’nin Başta devletimizin, milletimizin olmak üzere Kayseri Pancarekçiler Kooperatifi’ne üye olan değerli muhterem çiftçilerin orsaklı olduğu kurum kuruluş. Ama Kayseri Pancarekçiler Kooperatifi’nin yâresinde, yönetiminde maalesef üzücü süreçler var. Şiddetli boşlandırma, mal varlıklarının satılarak konularca talan edilmesi onlar çiftçilerimizi, bizleri, devletimizin güzel insanlarını maalesef çok derinden üzüyor. Evet, yani Kayseri Şeker’in biz uzun yıllardır Ramazan Bey’in haberlerini de yapıyorduk. Yani ciddi bir borç yükü altında. Peki buradan nasıl adımlar atılmalı, ne yapılmalı, bu borç yükünden nasıl kurtarılmalı? Biraz bunları da sizden… Dinlemek isteriz diyeceğim ama sanırım hattan düşmüş Ramazan Bey. Tekrar arkadaşlarımızı bağlar soğuna. Biz bu sırada Sayın Perinç’e dönerim. Sayın Perinç siz Kayseri’deki olayları aslında yakından. Takip eden daha önce… Burası bir kooperatif. Fakat maalesef Hüseyin Akay ve ekibi Yani o kooperatifin canını okudu, ağır bir borç yükü altına soktu. Hepsi davalık mahkemelerde görülen konular. Ve yapılan diyelim stadyumlarda, kooperatifin on binlerce üyesi var, stadyumlarda yapılan şeylerde, kongrelerde falan ve ondan sonra hukuka uygun Hakikaten o kongreye katılanların oylarının geçerli olduğu sonuçlar alınamıyor. Hileler, hurdalar vs. Bunlar mahkemelerde görüldüğü için rahat bir şekilde bunu ifade edebiliyorum. Son zamanlarda da Burada o Kayseri Kooperatifi’nin başındakilerin uygulamalarının hukuk dışı olduğu yönünde önemli gelişmeler var. Şimdi Ramazan Bey tekrar aklımızdaymış. Ramazan Bey sesimizi alabiliyor musunuz acaba? Evet, arıyorum. Yarım kaldı sözün. Şekerli neler oluyor? Sizden dinlemeyi yoranlarım. Ben de şimdi Doğu Bey’in kendisine saygılar sunuyorum. İyi akşamlar diliyorum. Biraz önce bahsettiği konu gerçekten ciddiyet arz ediyor. Seçimlerde çiftimiz konuşmak istiyor, megafonları kapatılıyor. Bunlar da çok önemli tabii ki ama bizi en derinden üzen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerçekten çok değerli kurum kuruluşları var. Bu kurum kuruluşlarından bir tanesi de Orta Anadolu’nun içerisinde hakikaten çok ilginç tutamalanları oluşturan Kayseri Şeker, maalesef koskoca, devasa şirketler grubu Kayseri Şeker, Ancal İçiler Kooperatifi, maalesef şu an her geçen gün çemberi çok daralıyor, küçülüyor. Yani Ada Pazarı’nda bir şeker fabrikasının kapanması bizleri derinden yüzdür. Yani buranın akıbetinde böyle bir sıkıntı gözüküyor. Bunları bir an önce çok ciddi, çok vefakar, vatansever, hakikaten Allah’tan korkan, kurumdan utanan ciddi bir yönetim oluşturur ise Kayseri Şeker bu süreçten sonra can çekişirken muhtemelen can suyu alır ve yeniden 15-20 yıl önceki sürecinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ilk ellerine, 48’lerine, 50’lerine giren bir sıralamayı yeniden yakalayarak halkımıza, vatanımıza, milletimize faydalı kurum, kuruluş unvanı devam ettirir diye heyecanla bekliyoruz. Ama maalesef, maalesef bu insanlar uzun yıllardır buranın başında tek yapılan olay Yani talan ediliyor, yani söyleyeceğim sürekli bu diye düşünüyorum. Yazık, günah yani. Çok yazık, çok günah. Yani biz vatandaşlar çırpınıyoruz. Vatanımıza, milletimize, devletimize, hükümetimize, katkılarımız olsun. Yani kimseye vallahi etmeyelim halk olarak, vatandaş olarak, millet olarak, devlet olarak. Mücadele edelim, çalışalım gece gündüz. Ya ben 63 yaşındayım, şu an yemin ediyorum tarladayım yani. Şu an tarladayım. Hep 63 yaşında tarladayım. Çocuklarımıza destek olmaya çalışıyoruz. Onları dinlendirmeye çalışıyoruz. Yılmasınlar, şefleri kırılmasın diye. Biz bu şekilde mücadele ederken yani bir takım sözde işte yönetici olarak vasıflandırılan insanlar Zaten hukuki boyutta hukuki boyutta kesinlikle çoğunların devletimizi, milletimizi temsil etme gibi bir durumu yok. Tamamen meşru olmayan süreçleri oluşturarak maalesef oradaki ramplarını koruma adına sürekli devam ettiriyorlar. Bugün Kayseri Şeker’in Pancar İçler Kooperatifi’nin adına açılmış bir dava vardı. Hatta ben davacılardan bir tanesi ben Ramazan Demirel’dim. Devletimize güvenimiz sonsuz. Yani sağ olsunlar kaliteli ticaret mahkemelerinin hakimleri, değerli insanlar, kıymetli insanlar bize cesaret verdi, güven verdi. Yani bugün o güvenin mutluluğunu yaşıyorum, onu söyleyebilirim ya. Evet. Bugün o güvenin gerçekten mutluluğunu yaşıyorum. Sağ olsun Doğu Bey bu konuda hakikaten bir çiftçi dostu olduğuna Tereddütsüz inanıyoruz, güveniyoruz. Çünkü sağ olsun vatansever bir büyüğümüz, devlet adamı. Yani sosyal medya çok önem arz ediyor. Basın yayın kuruluşları çok önem arz ediyor. İnşallah sizlerin sesiyle, çabasıyla bizlerin düşüngelerini kişilerine aktararak bu süreç çözülecek diye inanıyorum ben. Ramazan Bey, çok teşekkür ederiz yayınımıza. Yani kurum kurtulsun. Derdimiz o. Bu kurum kurtulsun. Yoksa inanın hiçbir şekilde hiçbir şekilde hiçbir beklentimiz yok. Sadece çocuklarımız, vatanımızın, milletimizin güzel evlatları, tarımla uğraşan sektör, orası çiftçi kuruluşu, kurum kuruluşu. Yani onurlu, şerefli şekilde oradaki süreç devam etsin. Tek arzumuz, tek düşüncemiz. Bugün heyecanlıyım, bugün biraz ümitliyiz. Mahkemedeki nezaket, gayet güzel şekilde hakimlerin sağ olsunlar, Sayın Başkan’ın oradaki duruşu, bazı taleplere cevap verişi bizleri ümitlendirdi. İnşallah ileriki süreçlerde güzel emin ellerde yeniden devasa kurum kuruluş Ünvanını kazanırsa biz çiftçiler mutlu olacağız. Evet, Ramazan yayınımıza katıldığınız ve bizi bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Ben teşekkür ediyorum. Doğu Bey’e saygılar sunuyorum. Saygılar bizden. Saygılar çok değerli kardeşim, Ramazan kardeşi. Hepinize çok selamlar, saygılar. Ramazan Bey’e teşekkür ediyoruz. Biz de ulusal kanal olarak bu sürecin Kayseri Şeker’de Yeni Aydınlık Gazetesi olarak oradaki sürecin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Sayın Periçek sizin bu konuda… Söyleyeceklerimizi söyledik. Yani on binlerce hatta yüz binlerce şeker pancar üreticisinin ve aynı zamanda Kayseri Şeker Fabrikası işçisinin kooperatifidir. Yani kooperatifçilik tabi Türkiye’de hep biz çözüm olarak öneriyoruz. Ama burada çok olumsuz, kooperatifçiliğin canını okuyan bir tecrübe yaşanmıştır. Orada da AK Parti’nin çok büyük hataları var. Yani oradaki çiftçi arkadaşlarımız, işçi arkadaşlarımız hepsi bunu ifade ediyorlar. Orası yağmalanıyor, borca batırıldı vs. Falan. Ama AK Parti yönetimi de o yağmalayan ve borca batıran yönetimlerin hep arkasında oldu. Ve kongrelerinde onlar tarafından hileli hurdalı bir şekilde yönlendirilmesine maalesef AK Parti de boyun eğdi. Ben o konularda şimdi isim vermeyeceğim, AK Parti’nin çok önemli bakan düzeyindeki yöneticileri de konuştum, defalarca konuştum. Hepsi Siz çok haklısınız, doğrudur.” falan bunları söylüyorlardı samimi olarak. Ama maalesef o yağmanın önüne geçilemedi. Şimdi ama umut ediyoruz, yargıdaki süreçler adaletli kararlarla sonuçlanacaktır ve tekrar o kooperatif gerçekten üretenlerin kooperatifi olacak ve fabrika yönetimi de yine üretenlerin eline geçecektir. Sayın Perinçek, tabii şimdi hep böyle sert bir gündemle gittik. Biraz da böyle nefes alalım diye. Tabii Türk milleti de izliyor. Bir Dünya Kupası serüvenimiz var. Maalesef milli takımımız elendi. Ama Amerika’yı da yendiler orada. Siz Dünya Kupası’nda bu milli takımın başarısını ya da başarısızlığına gitmekte bir başarıydı ama nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir kere şunu ifade edelim. Yani oradaki sporcularımız, futbolcularımız hakikaten ter döktüler. Ve kazanmak için çok büyük bir gayret gösterdiler. Ve onların duygularını çok iyi anlamamız lazım. Paraguay maçından sonra yaşadıkları üzüntü. Biz de onlarla beraber ağladık neredeyse, Türk milleti olarak. Neden? Çünkü şeyi gördük, o futbolcularımız bütün güçleriyle Türk milletine bir sevinç yaşatmak istediler. Ve gerçek bir sporcu karakteriyle mücadele ettiler. Fakat basında bir spor yazarlığı usulü oluştu. Yani böyle bir hakaret eden, ondan sonra spor yazarlığını eleştirmenliği, ondan sonra tefe koymak, ondan sonra hakaret etmek, aşağılamak falan gibi anlayan, futboldan, spordan da fazla anlamayan ama işte bağırarak, çağırarak kendilerini izleten. Yani herhalde onlara birileri, ya bağır, çağır, söv, küfret falan filan, o zaman daha çok seyrediliyoruz gibi bir şeyler mi söylüyor, ben onu anladım. Ona çok üzüldüm. Yani sporcularımızı rezillikle falan suçlayanlara çok üzüldüm ama bu arada Çok güzel örnekleri de anmak lazım. Sayın Fatih Terim, Sayın Şırnoğlu Güneş gibi, Sayın Volkan Demirel gibi. Hakikaten sporumuzun karakterli teknik direktörleri. Eski futbolcular tabi bunlar, milli futbol başarıları olan insanlar. Onlar ise her durumda sporcularımızın yanında oldular. Bu sporcularımızı yalnız bırakmayalım. Ondan sonra yenildikleri zamanda bizim sporcumuzdur, yenildikleri zamanda bizim sporcumuzdur diyen ve hakikaten onlar da onlarla beraber ter döktüler. Sonuç itibariyle aynı zamanda futbolda moral çok çok çok önemli. O sporcularımızı destekleyen bir kamuoyunun olması başarılar bakımından çok önemli. Ama başarısızlığı isteyenler vardı, onu ifade edeyim. Fakat geldiğimiz noktaya baktığımız zaman bakın şimdi bir kere Amerika Birleşik Devletleri’ni yenmeleri, hakikaten çünkü Amerika ev sahibi ve iyi bir, dişli de bir takım yani. Gruptaki en kuvvetli takım. Yalnız grupta değil, o turnuvada da güçlü takımlardan biri. Ondan sonra onun yenmeleri, hem de üçüncü gibi iyi bir skorla yenmeleri çok önemli. İkincisi, bakın Paraguay Paraguay’la alay edip durdular. Paraguay, o elemeler döneminde kalkıyor, Brezilya’yı 1-0 yeniyor. Brezilya ne? Dünya Şampiyonluğu’nun adaylarından biri. Arjantin’i, yani Messi’nin Arjantin’ini 2-1 yeniyor. Ondan sonra bir üçüncü Uruguay’ı kaç? 2-0 Yeniyor. Yani şimdi bunlar, öften püften takımlar değil, yani Dünya Şampiyonluğu’nu oynayan, İki takım Uruguay’da aslında kaliteli bir futbol ülkesi. Bunları 1-0, 2-1, 2-0 yenerek geliyor. Ya bu Paraguay sizin böyle zayıf takımı diyeceğiniz bir takım değil. İşte dün de Almanya’yı 4-3 yendi. Yendiği takımlara bakın Almanya, Brezilya, Arjantin, Uruguay hadi diyelim o da kuvvetli ama yani Dünya şampiyonu kim olacak deseniz 3 tane takı var 3’ünü de yenip gelen bir Paraguay var. Vay sen Paraguay’a niye yenildin? Yahu senin yenildiğin 1-0, yenildiğin Paraguay, çok sıkı bir kapalı müdafaa yaparak, bir nevi Çanakkale’ye geçilmez futboluyla yani güzel bir futbolları yok ama sonuç itibariyle 1-0, 2-1 falan filan kazanıyorlar. Kazandığı ülkeler de Brezilya, Arjantin, Almanya dün. Almanya’yı yeniyor ya en son. Sen Paraguay’a niye yenildin falan. Onun için ben sporcularımızı Ahlakları, döktükleri kan, ter, ondan sonra karakterleri, sonuna kadar mücadele etmeleri nedeniyle kutluyorum. İnşallah önümüzdeki süreçlerde çok da şeyler, dersler çıkaracaklardır. İşte şunu oynatsaydı, bunu oynatsaydı falan filan tamam, otur eleştiriler. Değerlendirilir, ciddiye alınır, haklı olan eleştirilerde vardır. Ona da bir şey demiyorum. Ama sonuç itibariyle bu tür mücadelelerde bizim de sahada olmamız lazım Türk milleti olarak. Yani oyuncularımızın başarısı için bizim de cephe gerisindeki moral şeyi olarak, kuvveti olarak. Ondan sonra bizim de onlarla birlikte yüreğimizin çarpması lazım. Onlara kuvvet aşılamamız lazım. Onlara saygı duymamız lazım, sporcularımıza. Ve bilmiyorum ne zaman dönüyorlar ama benim gönlümden gidip onları İstanbul Havaalanı’nda karşılamak geliyor. Yani sayın sporcularımız. Bunu ifade edeyim, Dünya Kupası’yla ilgili olarak. Evet. Sayın Periçek, tabii şimdi Futbol Federasyonu bugün mesela bir kararı açıklandı. Türk futbolunu bu da ilgilendiriyor. Tartışılan konulardan bir tanesi yabancı futbolcu şeyi. Tabii milli takımımızda dünyaca ünlü, dünyaca ünlü takımlarda oynayan futbolcular var. Bu sene 14 tane gene yabancı oyuncu. 10 Artı 4 diye kuralı belirlediler. Bu yabancı futbolcu konusu çok tartışılıyor. Evet. Şimdi bakın bu Dünya Kupası’ndan biz Vatan Partisi olarak şu dersi çıkarttık ve o konuda önerimizi de Dünya Kupası bittikten sonra bir basın toplantısıyla kamuoyuna açıklayacağız. Yani siz dünyadan devamlı yabancı futbolcu ithal ederseniz, Türkiye’de yetişen futbolculara diyelim, Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzon, hatta Kasımpaşa, Antalya falan, Alanya, Konya, bütün takımlara bakıyorsunuz. Bir takımda sahada iki tane üç tane türkü zor görüyorsunuz. O zaman futbolcu yetişmez ki Türkiye’de. Zaten dikkat edersek, Dünya Kupası’nda oynayan futbolcularımızın çok önemli bir kısmı da dışarıda oynayanlar veya dışarıya gitmek üzere olan sporcular. Şöyle bir öneri hazırlıyoruz, bunu Dünya Kupası’nın sonunda açıklayacağız. Yani önümüzdeki diyelim iki yıl, 26 yılında mıyız? 28 Yılına kadar en fazla 29 yılına kadar en fazla 5 yabancı futbolcu olsun sahada. Yani isterse 30 tane yabancı futbolcu alsın ama sahada maç yapılırken 5’ten fazla yabancı olmayacak. 5’Ten fazla olmayacak. 2 Sene sonra da onu 3’e indirelim yani kademeli yapalım çünkü şimdi takımlarda çok sayıda yabancı var pat diye bunu 3’e indirmek takımlara zor gelir bütçe yapmışlar transferleri yapmışlar vesaire falan ama kademeli bir şekilde diyelim 2 sene sahada 5 tane yabancın olacak sonraki dönemde de, o iki sene geçtikten sonra da o üçe inecek. Bunun faydası şu, ne olacak? Takımlarda, diyelim Alex gibi, Hacı gibi, Popescu gibi falan, yani futbol öğreten, bugün Osimen gibi, Sane gibi falan, hakikaten Türk futbolcusuna futbolu öğreten yabancılar olur. Onlar, ama üçten fazla olmaz. Çünkü üçten fazla da hacı olmaz, üçten fazla da Alex olmaz, değil mi? Üçten fazla olmaz. Ama onlar aynı zamanda ne olur? Bir nevi hucu olur. Yani sahada futbol oynar ama bir yandan da o takımda oynayan diğer sekiz futbolcuya ya da diğer futbolculara, Türk futbolcularına futbolu öğretir. Hakikaten, mesela haciler onu yaptı. Değil mi? Mesela Galatasaray’da Hacı Popescu, Ionoscu falan Romanya’dan gelen üçlü öyle futbolcuları yetiştirdiler. Galatasaray onun sayesinde o başarıları kazandı. Dolayısıyla yani Türk futbolcusuna sahalarda oynama fırsatı veren bir düzenleme yapması bizim federasyonumuzun şart. Bunu biz Dünya Kupası bittikten sonra açıklayacağız. Açıklamamızın da özeti şu. İlk iki yıl, diyelim bu 2026 yılındayız, 2028-2029’a kadar İlk iki yıl sahada en fazla beş tane yabancı olacak. Galatasaray’ın beşten fazla olmayacak. Fener’in beşten fazla olmayacak. Beşiktaş’ın sahada oynarken bir yabancı çıkar, yerine bir yabancı koyabilirsin ayrı. Ama altı yabancı olmayacak. Ama dört olur, üç olur, iki olur. İstersen bir yabancı alırsın. Daha sonra ona göre transferlerini falan düzenlersin, yabancı sayısını azaltırsın. Daha sonra da ne olacak? 3 Yabancıya inecek. Dolayısıyla Bütçelerinden de bu takımlar, yani aynı zamanda hocalık yapacak Hacı tipi, ondan sonra Alex tipi, o Simon tipi, diğer futbolculara da öğretmenlik yapacak sahada. Yabancı futbolcular alırsın çok düzeyli, ondan sonra. Yani onlar takımlarında diğer oyuncuların yetişmesine de yararlı olurlar. Dolayısıyla bu aynı zamanda bütçelerin de ne olur yabancı futbolcuya 8 tane yabancı futbolcu alacağını 3 tane aldığın zaman 3 tane çok kaliteli futbolcu alırsın. Böyle bir öneriyi de bu Dünya Kupası bittikten sonra kamuoyuna açıklayacağız. Türkiye’deki süper ligde olsun, birinci, ikinci ligde olsun, profesyonelliklerdeki yabancı sayısını sınırlayacağız. Böylece o yabancıların aynı zamanda bizim futbolcularımıza öğretmenlik yapması her bakımda. Değil mi? Onu görüyoruz zaten. Büyük futbolcular öğretmenlik yaptılar. Şu anda da öğretmenlik yapan büyük futbolcular var. Böyle bir öneriyi de Dünya Kupası bittikten sonra Vatan Partisi olarak açıklayacağız. Ama tekrar bağlayayım, bu ter döken, yani yenildiği zaman o acıyı çeken, çünkü orada bir moral var. Bu millete bir galibiyet getirmek isteyen bir maneviyat var, bir ahlak var, bir karakter var. Onu paylaşmamız lazım. Onların o duygularıyla bile alay etmeye kalktılar. Bence orada bir bozgunculuk vardı. Bence suçlanacak olan bizim futbolcularımız değil. Suçlanacak olanlar o bozgunculardır, futbolcularımıza hakaret edenlerdir. Teknik direktörümüz eleştirilebilir, doğrudur. Çeşitli değerlendirmeleri, taktikleri, şunları bunları eleştirilebilir. Onlar futbolumuz için geçerlidir. Ama orada da saygılı olmak lazım. Sonuç itibariyle bu takım aynı zamanda 24 yıl oldu değil mi? Kaç yıl oldu? 2002. 24 Yıl Dünya Kupası’na gitme isteyen Türkiye, bu futbolcular Dünya Kupası’na taşıdı Türkiye’yi. Bir de o tarafına bakmak lazım. İkincisi yenildikleri Paraguay, Arjantin’i yenen, Brezilya’yı yenen, Almanya’yı yenen bir takım. Ama buna rağmen hem Paraguay’la beraber kalabilirlerdi, Avustralya’yı da belki yenebilirlerdi. Kapalı kendi sahasına, hatta 18’in biraz önüne kapanan takımları açan çareleri bulamadık. E olur, bazen olur yani. 62 Şut çektik, hiçbiri girmedi. Bir tane gol atamadık. Evet, biraz şans da var tabii. Onu da söylüyorum. Ama kıymetli çocuklar. Aynı zamandan ben tanımıyorum onları ama sahada tanıdığım kadarıyla bunlar azimli, karakterli insanlar. Zaten öyle azim ve karakter olmasa o düzeye gelemezler yani. Dünya Kupası’ndan alacağımız ders, Türkiye’deki süperlik ve profesyonelliklerde, ondan sonra yabancı sayısını önce Sahada 5’e, istersen 20 tane yabancı futbolcun olsun ama sahada oynarken 11’in içinde 5 taneden fazla yabancı olmayacak. Daha sonraki aşamada, diyelim 3 sene sonra, onu 3’e indiren, o zaman ne olacak? Çok kaliteli yabancılar olacak. Onlar aynı zamanda hem bize bir futbol zevki tattıracaklar, hem de diğer sporcularımıza öğretmenlik yapacaklar. Şu anki kurallarda ilk 11’de bir tane Türk bulundurma zorunluluğu var. Geri kalan 10 tanesi yabancı oluyor. Fransız falan milli takımlarına bakıyorsun, tamamen Afrikalılardan oluşuyor. Yani hakikaten Türk milli takımı diyebilmek için Türk vatandaşlarından oluşan bir takım olması lazım. Süperlik de olsun, diğerlikler de olsun. Türk milli takımının uluslararası platformlarda, düzlemlerde başarı kazanmasını istiyorsak. Efendim Haftan’ın kitabı deyelim mi? Haftan’ın kitabı. Teori dergisi çok güzel bir NATO sayısı çıkarttı. NATO’nun cenaze töreni diye. Doğu Perinçek’in Ankara’da NATO’nun cenaze töreni yapılıyor diye bir yazısı var. Emekli tüm amiral Dr. Deniz Kutluk’un sayın komutanımızın çok kutuplu bir düzende NATO’nun durumu ve geleceği diye çok kaliteli bir yasası var. Tuğ General Prof. Dr. Fahri Erenel’in, ondan sonra, NATO beyin ölümü gerçekleşti mi, yoksa kağıttan kaplan mı? Hakikaten Fahri Erenel’in, Dünya Merkezi’deki konferansında, yani dünya ölçeğinde bir kalite, onu çok açıkça ifade edeyim. Gerçek bir öğretmen, onu ifade edeyim. Sayın Kurmay Albay, Merkez Karar Kurulu üyemiz Sayın İhsan Sefa’nın, Türkiye’nin serumu da NATO’yu yaşatamaz ki Sayın İhsan Sefa’nın da çok önemli NATO tecrübeleri var ve aynı zamanda Kazakistan’da ateşelik de tecrübeleri var. Şule Pirinçek’in Türkiye’nin NATO’ya girişi ve ödediği bedel diye bir yazısı var. Burada Amerikan ekonomisinin çöküşüyle ilgili çok önemli verileri değerlendiriyor Şule Perinçek. Erdem İlker Mutlu, biliyorsunuz Sayın Hocamız Hacettepe Üniversitesi’nin Ruslara Sokak Kürsüsü’nün başındadır. Onun da panoptikten laneti ve ışıktan gelen Körlük metaforu diye bir yazısı var. Hocamızın çok kaliteli. Ali Rıza Taştelen, o zaten Fransa ve NATO uzmanıdır. Ali Rıza Taştelen. Avrupa’da NATO karşılıklı ve De Gaulle başlıklı yazısı var. Dr. Ali Alsaç’ın NATO’nun Amerikansızlaştırılması ve Avrupa ordusu. Hayali mi? Hayali. Hayali başlıklı yazısı var. Bir de bizim Vatan Partisi’nin Ta 2022 Şubat ayında, 5 Şubat 2022’de, 4 buçuk sene evvel çok esaslı bir merkez karar kurulu kararımız var ve onun gerekçesi var NATO konusunda. Onu da tam metin olarak yeniden yayınladık. Genel sekreterimiz Özgür Bursal’ın Atlantik’in Türkiye’de iki darbe belirleme dönemi sona erdi diye çok önemli bir siyasal tespiti var ve de belgeler var. Bu şey olarak, bu teori şeyi de önerebiliriz bu hafta. Bu soykırım konusuyla ilgili olarak benim bir Perinçek İsviçre davası aslında benim değil bu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi büyük daire kararı. Ben bunu bütün Dışişleri Bakanlığı mensuplarına öneriyorum, büyük elçilerimize, ondan sonra elçilik görevlilerimize, müsteşarlarımıza vs. Burada bu kitapta hem İngilizce hem Fransızca hem de Türkçe olarak büyük daire kararı var. Ama onun başında da benim 20-25 sayfalık bir sunuşum var ki orada bütün bu Perinçek-İsviçre davasının özeti var ve Kazanımlar var orada. İşte kazanım da bir madde. 1915 Olaylarında diyor bu mahkemelerin yani her dört kararda da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, holakost kategorisine giren yani soykırım suçu kategorisine giren bir eylem yoktur diye gerekçesinde var ki bu her şeyi bitiriyor. Soykırım yoktur diyor. Böyle demesine gerek olmadığı halde, çünkü o dava soykırım var mıdır yok mudur davası değildi ama karşı taraf, Ermeni devleti tarafı ve İsviçre devleti tarafı çok büyük bir hata yaptı. Mahkemeyi soykırım var mıdır yok mudur konusunda bir karara da zorladılar ve oradan tokadı yediler. İfade özgürlüğü konusunda zaten kazandık o karar ama ayrıca bu da var. Benim yanımda, bu fotoğrafta benim yanımda Mehmet Cengiz oturuyor. O da benim can kardeşim, onu kaybettik. Hep bu Avrupa İnsan Hakları Mahkemelerinde bizimle beraber büyük emekler veren ve o konuda Türkiye’deki bir numaralı uzmanı haline gelmişti. Sağda olan, yani bize göre sağda olan Doğu Perinçek, daha yassı kafalı olan, solda olan Mehmet Cengiz, yakışıklı, esaslı arkadaşımızdı. Karşıda da işte bütün, ha burada, şu da önemli, bu mahkeme kararı ona yedi, on hakim bizden yana oy verdi. Yedi hakim karşı taraftan yana oldu. Ama yedi hakim şu, Lüksemburg, Monaco, Liechtenstein, Güney Kıbrıs, Yunanistan. Yani böyle küçük küçük ülkeler. Çok hukuk bir kimi de olmayan. Ama bizden yerine oy verenler. Almanya, İsviçre. İsviçre düşünün. İsviçre şey, rakip. Davada düşman, bize rakip olan, düşman demeyin hasım durumda olan ülke. Ama İsviçre’yle hakim dayı bizden yerine oy verdi. Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya. Avrupa’nın diğer önemli ülkelerin, yani 10 tane, İngiltere, hepsi bizden yana oy verdi. O bakımdan da çok önemli. Yani diğer, bizim aleyhimize oy veren 7 ülkeyi toplasanız, bir tane şey etmez yani, ne diyeyim, bir Almanya’yı bırak, İtalya bilmem, herhangi bir Hollanda etmez yani. Hepsini toplasan 10-15 milyon etmez. Nüfus olarak söylüyorum. Ve ağırlık olarak da. O bakımdan bu Dışişleri Bakanlığı’na tekrar öneriyorum. Bu davanın kıymetini bilsinler. Sayın Dışişleri Bakanlığı. Sayın Cumhurbaşkanlığı’nın kurmaylarına da öneriyorum. Bu davanın ve bu davadan alınan, yalnız bu dava değil işte Ali Mercan davası, Ethem Kahyalı, ondan sonra Hasan Kemahlı, o arkadaşların davalarından da Aynı şekilde kararlar çıktı. Dört tane mahkeme kararı. Bunun kıymetini bilsinler. Bu davalar bizim kazandığımız davalar değildir. Türk milletinin ve hukukun, insan haklarının kazandığı davalardır. Bu dava kararlarını görmeyerek, sırtını çevirerek bu konuda hiçbir başarı kazanılamaz. Hatta şimdi bizim programımız şu. Geçmişte Ermeni soykırımını tanımış olan bütün ülkelere bu dava, Afropa İnsan Hakları Mahkemesi hükümlerine dayanarak, o aldıkları tanıma kararlarını iptal etmeyi, onun çalışmalarına giriyoruz. İptal etmek zorundalar. Çünkü parlamentolarla aldılar o kararları. Ama parlamentolar soykırıma hükmedemez ki. Mahkeme ancak suça hükmedebilir. Ve onların en büyük mahkemesi de hükmünü verdi. Dolayısıyla o parlamentolar falan filan, o hükümlerini ondan sonra iptal edecekler, geri alacaklar. Orada da başarıya ulaşacağız, onu söyleyeyim. Onu öneriyoruz ikinci olarak. Geldik şeye, müziğe. Müzikte? Sarı Gelini konuşmuştuk. Soykırımdan gidiyorduk. Kasımov. Ne müthiş ses ya. Azerbaycanlı. Onun kızı da çok güzel sesi. Alim Kasımov’dan, işte Sarı Gelin Türkleri ve Ermenilerin ortak şahesi, ortak milli maaşları falan gibi oldu. Alim Kasımov’dan Sarı Gelin, soykırımla ilgili olarak da o Sarı Gelini Alim Kasımov’dan. Kızı da var galiba burada, onun kızı da. Çok güzel sesi. Dinliyoruz Alim Kasımov’u. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, bir çıkış yolu programının daha sonuna geldik. Sayın Perinçek, çok teşekkür ederiz. Biz teşekkür ediyoruz. Haftanın müziği olarak Alim Kasımov’dan Sarı Gelin türküsüyle hepinizi baş başa bırakıyoruz. İçeride verirseniz biz de dinleyelim. Diliyoruz. Bu çizgi filmin betimlemesi TRT Çocuk tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.
Çıkış Yolu | 30.06.2026
Paylaş

