Çıkış Yolu • 24.09.2018

Çıkış Yolu • 24.09.2018

Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi. Ama… Türk milletinin mahçup çıktığı… Ben yere atar ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bırak! Bölgedeki bu yangın. Bıraktaki böyle. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler değil; birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Ulusal Kanal’ın değerli izleyenleri, merhabalar. Çıkış Yolu programıyla karşınızdayız. Bugün Çıkış Yolu’nun genel konseptinin dışında özel bir konuya odaklanan bir program yapacağız. Yapay zekayı bugün tartışmaya açacağız. Yapay zeka insanlığı sınıfsız bir dünyaya mı götürecek yoksa robotların egemen olduğu, insanın köle olduğu, kıtlığın arttığı bir düzene mi evrilecek? Bu konuların birçoğunu bugün masaya yatıracağız.

Fakat başlamadan önce dilerseniz konukları sizlere tanıtmak istiyorum: Programın değişmez konuğu Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, hoş geldiniz. Bilim Ütopya Kooperatifi Başkanı Prof. Dr. Çağatay Keskinok, hoş geldiniz. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Koray, siz de hoş geldiniz. Rafet Bavlı biliyorsunuz normalde Çıkış Yolu’nun sunucusudur fakat bugün katılamadı. Ben Teori Dergisi editörü Cemil Gözel; kendimi de tanıtmış olayım, programa moderatörlük yapacağım.

Yapay zeka hem dünyada hem ülkemizde çokça tartışılan bir konu oldu. Bilim ve teknoloji üzerine yürüyen birçok değerlendirmenin ve tartışmanın odağını oluşturan bir konu haline geldi. Tabii bu tartışmaların birçoğu teknik ve mühendislik boyutlarıyla ele alınıyor. Biz bugün yapay zekanın sosyoekonomik ve politik-ekonomik boyutlarını masaya yatırmayı düşünüyoruz. Teknolojik olarak yapay zekanın gelişme hızı çok tartışılacak bir konu teşkil etmiyor, çünkü o süreç devam ediyor ve onu takip ediyoruz. Ama bunun insanlığa getireceği şeyler bizim açımızdan daha önemli olduğu için onu konuşacağız. Teori Dergisi eylül sayısında yapay zekayı dosya konusu yaptı ve “yapay zeka sınıfsız toplumun habercisi” tezini ileri sürdü. Ardından Ulusal Kanal’da, Çıkış Yolu’nda iki hafta önce gerçekleşen televizyon programında bu konu tartışıldı. Aydınlık Gazetesi de bir haftadır konuyla ilgili yazı dizileri yayınlıyor. Yani yapay zeka oldukça tartışılıyor. Herkesin merak ettiği soru şu: İnsanlık nereye gidiyor? Sayın Perinçek, biz bu soruyu size sorarak başlayalım. İnsanlık nereye gidiyor?

Şimdi tabii “İnsanlık nereye gidiyor?” sorusuna cevap vermek için yapay zekalı robotun bu gidişattaki rolü nedir? Tabii yapay zekalı robot da bir makine olduğu için doğrudan doğruya onun rolünden çok, yine insanın, emeğin ve emekçinin rolü üzerinden değerlendirmek daha doğru olur. Peki, yapay zekalı robot nedir? Yapay zekalı robot en sonunda bir üretim aracıdır. Yani ne gibi? Çekiç gibi, örs gibi, balta gibi, tırpan gibi; hayvanların üretim aracı olarak kullanılması gibi… Bir üretim aracı.

Ama yapay zekalı robotu tıpkı insan gibi bir iş gücü gibi düşünenler de var. Hatta öyle roller yüklenmekte ki; bu yeni emekçilerin, robotlardan oluşan bu sınıfın bir gün gelip insanlığa isyan edeceği, iktidarı, devletleri ve insanlığın kaderini ele geçireceği, insanların yapay zekalı robotların kölelerine dönüşeceği gibi birtakım faraziyeler öne sürülmekte. Fakat somut tarihe baktığımız zaman yapay zekalı robot bir iş gücü değil, yani emekçi değil. Üretimde kullanılan tıpkı bir freze makinesi, torna makinesi, dikiş makinesi veya dokuma tezgahı gibi bir üretim aracıdır. Yapay zekanın o makinelerden farkı, bir “aklı” veya “zekası” olduğunun ileri sürülmesidir. Burada da hatta kendi zekasını geliştirebilen bir makine tarifi var. Yani akıllı bir kazma, akıllı bir balta gibi bir kavram ortaya çıkıyor.

Tabii yapay zekanın sanayide kullanımının hızla arttığını görüyoruz. Şu sıra yapay zekanın sanayi üretimindeki payının yüzde yirmi beş civarında olduğu ama birkaç on yıl içerisinde bunun yüzde ellinin çok üzerine çıkacağı söyleniyor. Bunun küresel ilişkilere, siyasal ilişkilere, yöneten-yönetilen ilişkisine etkisi ne olacak? Bir kere bu sömürüyü ortadan kaldıran bir olgu. Sömürü nedir? İnsanın insanı sömürmesi, iş gücünün sömürülmesi… Feodal sistemde olsun, kapitalist sistemde olsun, sonuç itibarıyla iş gücü ve emek gücü; toprak sahipleri ve sermaye sahipleri tarafından sömürülmekte. Buradan artı ürün, artı değer gibi kavramlar çıkıyor. Kar kapitalizmde artı değerdir. Fakat artı değerde değişken sermaye söz konusudur. Yani bir sabit sermaye var, makineler ki yapay zeka da o sabit sermayenin parçası. Karı yaratan, artı değeri yaratan nedir? İnsanın insanı sömürmesi. Yani emekçinin üretim süreçlerinde rol alması, emek gücünü satması, bunun karşılığında üretilenlerin bir kısmının emekçinin hayatını sürdürmesi için ona verilmesi, ama bir kısmının da artı değer ve kar olarak o emekçiyi çalıştıran sermaye sahibinin, patronun özel mülkü haline gelmesi.

Şimdi yapay zekayı üretim sürecine soktuğumuz zaman, işçinin yerini gittikçe adım adım alan bir süreçten söz ediyoruz. O zaman sömürü ortadan kalkıyor, artı değer adım adım ortadan kalkıyor. Çünkü tırpanı, baltayı, öküzü veya atı üretimde kullandığımız zaman nasıl onları sömüremiyorsak, yapay zekalı robotu da bir “akıllı makine” olarak değerlendirirsek onu sömürmemiz söz konusu olmuyor. Bu, sömürünün ve sınıf ilişkilerinin değişmesi, patron-işçi ilişkisinin yavaş yavaş daralması sürecidir. Ve aynı zamanda üretilenlerin çok hızlı bir şekilde artması söz konusudur. Çünkü yapay zekalı robot, üretim süreçlerinde çok hızlı artışlara ve gelişmelere yol açıyor.

Marx da şunu söylemişti: “Benden önce sınıf mücadelesini keşfedenler oldu, artı değeri, Ricardo ve Adam Smith fiyatı tanımladı ama benim katkım üretimdeki artışların toplumsal ve sınıfsal ilişkilere ne gibi değişiklikler getireceği şeklindeydi.” Ve en önemlisi; üretimde bütün insanların ihtiyaçlarına yetecek kadar bir bolluk yaratıldığı zaman, sonuç itibarıyla paylaşma meselesi de ortadan kalkıyor. Kapitalizmin olsun, sosyalizmin olsun bölüşüm ilişkisinin temelinde yatan nedir? “Herkes emeğine göre.” Kapitalizmde “Şu kadar çalıştın, beş saat çalıştın” denir. Sosyalizmde de yine emeğe göre bir bölüşüm sistemi vardır. Ama bu bolluk toplumu dediğimiz, yapay zekanın üretimde artışlara yol açacağı ortamda ne oluyor? Paylaşma sorununun da ortadan kalkması ihtimali doğuyor. Yani niçin paylaşma var? İktidarı ele geçirmek ve iktidar makamlarından topluma üretilenleri paylaştırmak için. Bütün siyasal mücadelenin, devlet iktidarının kaynağında paylaşma sorunu vardır.

İnsanlığın, toplumun hepsinin ihtiyaçlarına yetecek kadar bir üretim fazlası çıktığı zaman —buna bolluk toplumu diyoruz— o zaman neyi paylaşacağız? Bolluk toplumu; valileri, kaymakamları, komutanları, zabıta müdürlerini, hükümet başkanlarını işsiz bırakan bir süreçtir. Yapay zekalı robot bu boyutuyla, yani bolluk toplumunu getirmesiyle hem sınıfları ve sömürüyü ortadan kaldıran süreci ateşliyor hem de paylaşma sorununu düzenleyen siyasal iktidarı, yani devleti insanlığın gündeminden çıkarıyor.

Tabii ben bunu on dakikada anlattım ama hayatta bunlar on yıllar, yüzyıllar alacak süreçler. Ama sonuç itibarıyla yapay zekanın yol açtığı süreçler bunlar. Yalnız bunlar kendiliğinden olmuyor tabii. Ama biz burada sosyoekonomik temeli konuşuyoruz. Bir bolluk toplumu için, sınıfsız bir toplum için insanların yönetilmeye ihtiyacı yok, yalnız araçların yönetilmesi var. Paylaşma sorunu olduğu zaman insanları yönetici, “Dur bakalım, senin payın bu kadar” diye düzenler. Eğer itiraz edersen asker var, polis var, nizam var. Ama bolluk toplumu olduğu zaman; ki onun da en güzel tarifi cennet tarifleridir. Çocukluğumuzdan beri hep anlatılır; cennette para yok, çek yok, senet yok. Paylaşma diye bir sorun yok. Her şey o kadar bol ki; paylaşmak ve paylaşmak amacıyla itişmek, kakışmak, savaşmak gerekmiyor. Robot, işte bu umudun, o özlenen dünyanın yaratılmasında önemli bir araç.

Sanayi devriminde dokuma makinelerinin, buharlı gemilerin, elektriğin üretim süreçlerine girmesi gibi, burada da yapay zekalı robot; sanayide, hizmetlerde, bilimde, tıpta her alanda üretimi patlatma derecesinde geliştirecek şansları ortaya çıkartıyor. Ama burada robotun kendisi bu süreci yaratmıyor; robot bu sürecin yaratılmasında tıpkı çekiç gibi, balta gibi bir araç.

Peki, bu süreçlerde kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişme de yavaş yavaş çözülme noktasına doğru gidiyor. Yani ekonomide kol emeğinin kullanılması daralırken kafa emeğinin kullanılması genişliyor. Sonuç itibarıyla yapay zekalı robot insanlar tarafından imal ediliyor, yönlendiriliyor, ona belli bilgiler insanlar tarafından yükleniyor. Ama aynı zamanda o bilgileri kendi tecrübesiyle geliştiren bir alet olarak tanımlanıyor.

Tabii buradan birçok soru akla geliyor: Bunun bir aklı olduğuna göre, plastikten veya madenden de olsa, sonuç itibarıyla bir akıl yüklenmiş oluyor. Acaba kendi aralarında örgütlenecekler mi? Nazım Hikmet’in şiirini yazabilecek mi veya Picasso’nun resmini yapabilecek mi? Bunların duyguları var mı? Kayınbiraderi, kaynatası, eniştesi olacak mı? Çünkü yaratıcısı var ama insani ilişkilerin ortamında duygularımız gelişiyor; arkadaşlık, dostluk, sevgi… Şimdi bu yapay zekalılar hangi ortamlarda yaşayacaklar ve bu hakikaten yaşamak mı? Canlı hayatın bir parçası mı? Bu sorularla karşı karşıya geliyoruz. Bunu Çağatay arkadaşımız da Semih arkadaşımız da anlatacaktır. Ben bunu birkaç cümleyle söyleyeyim, fazla uzatmayayım. Yapay zekâlı robotların kullanılmasıyla birlikte üretimde büyük patlamalar ve olağanüstü teknolojik gelişmeler yaşanıyor. Ancak Hollywood filmlerinde veya yapay zekâ temalı kurgu romanlarda siyasal sistemin hiç değişmediğini görüyoruz; hâlâ diktatörler, diktatörlerin diktatörü imparatorlar hüküm sürüyor. Uzaydan geliyorlar ama orada kurdukları rejim yine imparatorluk. O zaman “Niçin imparatorluk, niçin silah, niçin kapışma?” soruları ortaya çıkıyor.

Konuklarıma geçmeden önce şunu belirtmeliyim: Kapitalizmde üretilen makineler, önceki üretim süreçlerinin işlerliğini ikame etti; onları büyük ölçüde ortadan kaldırmadı. Ortadan kalkan bazı iş kolları oldu ancak torna makinesinde çalışan işçi, kapitalizm altında da çalışmaya devam etti, hatta sayıları arttı. Çünkü kapitalizm, emek gücünü sömürmek için daha fazla iş gücüne ihtiyaç duyuyordu. Şimdi ise yapay zekâlı makinelerin gelişimi birçok iş kolunu ve iş gücünü tamamen ortadan kaldıracak gibi görünüyor. Bu durumun kapitalizm altında gelişmesi bir kafa karışıklığı yaratmıyor mu? Yani bu bir çelişki doğurmuyor mu? Diğer konuklarım da buna cevap verebilir. Bu, kapitalizmi ortadan kaldıracak bir süreçtir. Kapitalist bölüşüm ve sömürü ilişkilerini ortadan kaldıran bir ekonomi oluşuyor ancak bu süreçte insan müdahaleleri belirleyici olacaktır. Zaten bunu tartışacağız.

Hocam, isterseniz sizden devam edelim: Yapay zekânın gelişmesi insanlığa ne getirecek?

Şöyle diyeyim: Kapitalizmi tanımlayan en önemli bölünmelerden biri kafa emeği ile kol emeği arasındaki ayrımdır. Bir diğeri de kent ile kır arasındaki ayrımdır. Marx ve Engels’in ortak çalışmalarında üstüne basa basa vurguladıkları bölünmeler bunlardır. Sınıfsız toplum, bu bölünmeler ortadan kalktıkça ortaya çıkacaktır. Peki, kol emeği ile kafa emeği arasındaki ayrım nasıl kalkacak? Kimi sosyalist ülke deneyimleri, bu çelişkiyi gidermeye yönelik adımlar atmıştır; ancak bunlar sınırlı üretici güçlerin gelişme koşullarında yaşanmıştır. İşçinin, emekçinin kültür, sanat ve bilgiyle buluşturulması; yani aydınlanması süreçlerinden söz ediyoruz. Üretici güçlerin geliştiği bir bolluk ortamında ise bu bölüşümcü özellikler değişerek farklı bir çözüme ulaşacaktır.

Doğu Bey, sürecin iktisadi temelini ve uzun erimli çözümünü dile getirdi. Tabii ki bu, kısa ve orta vadede bir dizi siyasi ve ideolojik mücadeleyi beraberinde getirecektir. Robotların devreye girmesiyle falanca üretim sektöründe iş gücünün –”emek” demiyorum, “iş gücü” diyorum, çünkü kapitalizm emeği iş gücüne dönüştürmüştür– durumu değişecektir. Bunu nasıl yapmıştır? Üretim sürecinin bütününe yabancılaştırarak yapmıştır. Taylorizm, 1900’lerin başında Fordizm ile birlikte kapitalizmin emperyalist aşamaya sıçraması noktasında, üretim süreçlerine uyarlanmış bir yönetim modelidir. Bu, emekçiyi sadece parçaya odaklanan bir üretim nesnesi haline getiren; emeği değersizleştiren, bütüne yabancılaştıran bir ideolojik çerçevedir. Makineler devreye girmeseydi, 8 saatlik iş gücü mücadelesi nasıl bir iktisadi zemin bulabilirdi? Bunların kendi başlarına bir tarihi yoktur, karşılıklı dönüşümlerle şekillenirler.

Geleceğe yönelik olarak şunu söyleyebilirim: Yapay zekâ konusunu Bilim ve Ütopya dergisinde mühendislik ve teknoloji yönleriyle irdeledik. Bir gişede saatlerce bilet veren bir insan olmak ister misiniz? Ama üretim sürecinin bütününe hâkim olan, sürecin mühendisi konumundaki bireylerin varlığı neden mümkün olmasın? Seyircilerimiz de bu soruyu düşünürken kısa bir reklam arası verelim.

***

Ulusal Kanal’ın değerli izleyicileri, tekrar merhaba. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yapay zekâ konusunu tartışmaya Sayın Perinçek ile başlamıştık, şimdi Prof. Dr. Çağatay Keskinok Hocamız sürdürecek. Buyurun hocam.

En son “Gişe memuru olmak ister miydiniz?” diye sormuştum. İnsanlık, her bir ferdiyle şiir yazmaya başlayabilir. Kol emeği robotlara devredildikten sonra insanın düşünmeye, sanatsal üretime ve yaratmaya daha fazla zamanı olacaktır. İş günü kısalacaktır ancak bunların düzenlenmesi bir toplumsal uygarlık projesidir. Bu gerçekleştirilmediği takdirde, Aydınlık’taki yazımda da belirttiğim gibi, işsizlik sigortası gibi çözümler geri kalmış şeylerdir. Her bireyin üretme, yaratma ve çalışma hakkı vardır. Kol emeğini robotlara yaptırabiliyorsak, insana sanatsal faaliyetlerde bulunması için imkân doğacaktır.

İş gücü, üretim sürecini düzenleyen ve denetleyen bir özne durumuna gelmelidir. Neden hepsi birer süreç geliştirici olmasın? Nesnel koşullar buna doğru gidiyor; ancak bu, bir dizi çatışma ve sorunla aşılacaktır. Yapay zekânın veya robotların cinsiyeti yoktur, biz onlara cinsiyet yüklüyoruz. Kadın ve erkek işleri arasındaki ayrım da bu sayede ortadan kalkacaktır. Emeği değersizleştiren, robotların devreye girmesi değil, emeğin toplumsal süreçlerde itildiği konumdur. O nedenle sorun robotlarda değil; robotlardan yararlanacak, emeği özne durumuna getirecek toplumsal örgütlenme ve uygarlık projesindedir. Tarihte ilerleme; toplumda, üretimde ve siyasette iç içedir. İşçi sınıfı geçici bir kategoridir; sermaye ile arasındaki çelişki ortadan kalktığında o da kalkacaktır.

Hocam, siz devam edelim isterseniz.

Aslında yapay zekânın gelişimi, sömürünün iktisadi ve toplumsal temelinin ortadan kalkması için maddi bir zemin yaratıyor. Kadın-erkek, kafa-kol emeği, köy-şehir ayrımı gibi sorunların çözümü için bu gelişme neredeyse elle tutulur bir imkân sunuyor. Ancak yapay zekânın toplumsal etkilerinin kapitalizm altında mı yoksa sosyalizm altında mı cereyan edeceği büyük farklar yaratıyor. Yapay zekâ; kapitalizm altında insanı “fuzuli” hâle getirip geniş yığınları kaderine terk ederken, sosyalizm altında zorunlu çalışma saatlerini kısaltarak bilim, kültür ve sanat için serbest zamanı bollaştırır.

Bugün en büyük tekeller, yapay zekâ üretimi yapan şirketlerdir. Emperyalist sistemde ABD ile Çin arasındaki en büyük çatışma konusu, bu teknolojilere hakim olma çabasıdır. Yapay zekâ bir kamu malı haline geldiğinde, sınıfsız topluma giden yoldaki çelişkiler çok daha hızlı aşılacaktır. Şu anda ise bu teknolojiye hakim olmak, dünyaya hakim olmakla eşdeğer tutuluyor.

Özetle, sanayi devrimi üretici güçleri geliştirmiş ve bolluk toplumunu gündeme getirmişti; otomasyon ise bizi bu hedefe daha da yaklaştırdı. Ancak bir taraftan da dünyada bilim, sanat ve kültür hayatında ciddi bir sığlaşma söz konusu. İletişim imkânları artmasına rağmen, insanlar bilgiyi özümseyip dünyayı dönüştürmek yerine, bilgiden uzaklaşıp zamanlarını boşa harcıyorlar. Eğitim, bir “el kitabı” düzeyine indirgenmiş durumda. Teknoloji atılımı bilimsel bir hasat sunuyor ancak bu hasat, büyük oranda 1960’lara kadar erişilmiş bilimsel birikimin üzerine kurulu. Bugün daha fazla yayın yapılıyor olsa da, bilimsel alanda ciddi bir durağanlaşma gözlemliyoruz. Nüfusa oranla baktığınız zaman; hiçbir temel bilimde ve toplum biliminde yeni çığır açan, o bilimi yeni bir platforma, yeni bir düzeye yükselten bir gelişme söz konusu değil. Tam tersine tekilleşme var. Sadece teknolojinin karşı karşıya kaldığı problemleri çözmek için tekil sorunlara yönelme, bunların içine kapanma şeklinde bir gelişme söz konusu. Cevaplanması gereken bir soru da şu: Kapitalizm, emperyalizm aşamasına geldiğinde devrimin önünü tıkamaya başlıyor. Fakat bir toplumsal sistemin, toplumsal ilerlemenin önünü tıkar hale gelmesi, kabuk bağlaması; aynı zamanda kurmuş olduğu üretim ilişkilerinin, üretici güçleri daraltması ve gelişmesinin önünü kesmesi anlamına gelir. Bir taraftan da biz şimdi bilimsel bilgiler temelinde, geçmişte elde edilmiş bilimsel birikimlerin üzerine yeni bir atılım yaşıyoruz. Bu çelişmeli bir durum mudur değil midir? Bence bunu da ele almak ve aydınlığa kavuşturmak gerekir.

Çağatay Keskinok hocamız “robotlardan kapitalist de yararlanabilir” demişti, Semih Kore hocamız da aynı tespiti yaptı. Doğru, kapitalizm bundan yararlanabilir. Burada erim meselesi, yani vade meselesi gündeme geliyor. Kapitalizm, yapay zekalı robottan nereye kadar yararlanabilir? Üretimde olağanüstü gelişmeler oldu diyelim; peki sonra ne olacak? Yararlanacağı doğru ama bu durumun ekonomide, üretim süreçlerinde ve yaratılan değerlerde oluşturacağı sonuçlar acaba kapitalizmi sorgulayacak mı, yoksa kapitalizmi sonsuzlaştıracak mı? Kapitalizmin yapay zekanın gelişmesini kendi üretim ilişkileriyle bağdaşır hale getirmesine imkan yok. Kapitalizm kendi mezar kazıcısını sadece toplumsal düzeyde, sınıflar düzeyinde değil, üretici güçler düzeyinde de yaratır. Kapitalizm kendisini yadsımadan bu gelişmeyi kendi üretim ilişkileriyle bağdaşır hale getiremez; ancak kendisini yadsımamak için sonuna kadar direneceğinden de kuşku duymamak gerekir.

Dünyada yalnız kapitalizm yok; aynı zamanda sosyalizmi inşa girişimleri de var. Çin bunun başını çekiyor ve yeni bir uygarlık doğuyor. Asya’dan daha kamucu, daha paylaşmacı bir uygarlık yükseliyor. Dünyayı tek bir sermayeye indirgemek mümkün değil; kapitalizm çok sayıda sermaye olarak var olabilir. Tek bir devlet, tek bir kamu mülkiyeti olduğunda işin rengi değişir. Bu süreç, sosyalizm ve kapitalizm arasındaki rekabetin keskinleşeceği bir süreçtir. Hatta bence yapay zeka konusundaki gelişmeler, kapitalist sistem ile sosyalist sistem arasındaki farkı belirginleştirmek için bugüne kadarki bütün teknolojilerden çok daha müsait bir zemin sunuyor. Bunun toplumsal etkilerini sosyalizmin canlı biçimde bütün dünyaya göstermesi, kapitalist ülkelerin kendi içinde de ciddi bir toplumsal enerji yaratmaya adaydır. Yeni haberler geliyor mesela; Çin’de haftalık tatil üç güne çıkarılıyor. Üretim süreçlerine makine girdikçe kafa ve kol emeğine olan ihtiyaç azalıyor, insanlara daha geniş serbest zaman bırakılıyor ve haftalık çalışma günleri dörde indiriliyor.

Makineler hep sermayenin emeğe karşı silahı oldu. Ancak bugün kapitalizm tarafından kontrolü mümkün olmayan bir ekonominin yaratıldığını ve bir sürecin önünün açıldığını söyleyebiliriz. Burada şu problem var: İlerleme mi devrimi doğuracak, yoksa devrim mi üretim araçlarının gelişmesini sağlayacak? Kapitalizmin kendi mezar kazıcısını üretim araçları düzleminde yarattığı önermesi, teknolojinin devrimi doğuracağı fikrine dayanıyor. Tarihsel olarak millî devrimlerin neredeyse tamamında, devrimin sanayi devrimini doğurduğunu söyleyebiliyoruz. Şimdi o süreç tersine mi döndü, yoksa kapitalizm açısından başka bir çelişme mi var?

Makinanın emekçilere karşı olduğu ve sömürüyü ağırlaştırdığı şeklindeki fikirler, tarihsel olarak gericidir. İlk makineler çıktığında “makine kırma” gibi eylemlere yol açmıştı. Oysa 8 saatlik iş günü feodal toplumda makine olmadan mümkün olabilir miydi? Charles Dickens’ın eserlerinde 14-15 saat çalışılan ağır sömürü düzenini görüyoruz, ancak makineyle birlikte emekçinin 8 saat çalışması, tatile gitmesi, izin yapması gibi sosyal ve ekonomik taleplerin hayata geçme ortamı da yaratıldı. Bugün robot işçiyi işten atacak, aç kalacak deniliyor. Peki, o kapitalistler ürettikleri malları kime satacak? Maaş olarak, gelir olarak halka pay vermediğiniz sürece kapitalizmin devam etme şansı yoktur. Dolayısıyla bugün de makinenin devamı olan yapay zekalı robotlar, emekçiler için sadece felaket getiren değil, tam tersine üretimin artması nedeniyle emekçilerin paylarının artacağı süreçleri de ateşleyecektir. Sömürüyü ortadan kaldırdığı için sınıfsız toplum yönündeki mücadeleleri de tetikleyecektir.

Siyasetin alanı, maddi üretimin gelişimi üzerinde oluşur ve onun tarafından belirlenir. Robotların devreye girmesi iktidar odakları tarafından kısa vadede farklı biçimde kullanılabilir ancak ben bunun sunduğu olanaklardan, bir uygarlık projesinden söz ediyorum. Kol emeğiyle hayatını sürdüren, üretim çarkının bir dişlisi haline gelen insanın, üretim sürecinin bütününü anlayan ve ona yabancılaşmayan bir konuma geçmesi… İnsanlar belki dört gün, üç gün çalışacak ve yaratıcılıklarını geliştirmeye, sanatsal faaliyetlere daha fazla vakit ayıracaklar. İş gücü, emek-sermaye çelişkisi ortadan kalktığı andan itibaren kategorik olarak anlamını yitirecektir.

Yapay zeka 1980’lerde ilk alevlendiğinde, yeni bin yıla girene kadar işçi sınıfının tamamen ortadan kalkacağı ve bütünüyle otomasyona geçileceği düşünülüyordu. Bugün ise sadece bir etki-tepki birimi değil, kendi tecrübesinden öğrenen makinelerden söz ediyoruz. Çin Halk Cumhuriyeti ile Batı arasındaki temel fark, yapay zekanın toplumsal etkileriyle başa çıkma ve toplumu ona göre dönüştürme imkanıdır. Batı’da yapay zekanın gelişimi, kapitalizmin bu yeni etkileri kendi sistemiyle bağdaştırma konusunda çektiği zorluklar nedeniyle frenlenmektedir. Sosyalizm altında yapay zeka ile kapitalizm altında yapay zeka arasındaki bu fark, önümüzdeki dönemde daha açık biçimde ortaya çıkacaktır. Burjuva üretim ilişkileri feodalizmin bağrında doğar; bunun en gelişmiş olduğu yerlerde aslında devrim gerçekleşir. Yani üretim ilişkileri, üretici güçleri boğamaz hale geldiği için devrim gerçekleşir. Daha ileri üretim ilişkilerinin mevcut sistem içinde oluşması ve gelişmesi, sistemin kendisiyle bağdaştıramadığı ve başa çıkamadığı bir durum olduğu için, burada da aynı süreç işleyecektir. Ancak şunu da belirtmek lazım: Yapay zeka, kapitalist sistem içinde ortaya çıktı ve geliştirildi. En yoğun şekilde Amerika’da gelişti ve yayıldı. Bu durum, üretici güçleri gerçekten kritik bir noktaya getirdi. Kapitalizmin bununla başa çıkması demek, aslında kendi kendini reddetmesi demektir. Yine de şunu ifade etmeliyim; bu teknoloji aynı zamanda kontrol mekanizmaları kurmak, savaş ve yıkım araçları yaratmak ve toplum üzerinde baskı oluşturmak gibi konularda ciddi imkanlar sağlıyor. Bu nedenle kapitalist ve emperyalist sistemin bu imkanlardan yararlanmayacağını varsaymak son derece yanlıştır. Üstelik şu anda yapay zeka araştırmalarının fonlarının yüzde doksan beşi Amerika’da Pentagon, yani savaş sanayisi tarafından karşılanıyor. Bu yüzden mi geliştiriliyor? Elbette, en önemli dürtü bu; kapitalist sistem altındaki en büyük gelişme itkisi, savaş makinesi ve dünya hakimiyeti dürtüsüdür.

Buradan bir senaryo geliştirecek olursak; Pentagon yapay zekalı robotları geliştirdi ve insan askerler yerine yapay zekalı “Johnny”lerden ordular kurdu diyelim. İnsan zayiatı korkusu olmadan, robotlarla yönetilen, arkasında subayların bulunduğu bu ordularla dünyaya hakim olunduğunu varsayalım. Ancak üretimdeki büyük artışlar, uzun vadede orduları, savaşı ve silahı gereksiz hale getiren bir süreci tetikleyecektir. Mallar o kadar bollaşıyor ki, sermaye sahiplerinin “bu benim olacak” diyerek savaş çıkaracağı ve ordular kuracağı bir temeli ortadan kalkıyor.

İkinci olarak şunu tartışmak lazım: Yapay zekalı robotlar, sermaye sahipleri ile uzmanlar ve teknisyenler arasında da önemli bir çelişkiyi ortaya çıkarıyor. Sömürü yavaş yavaş ortadan kalkıyor çünkü yapay zekalı robot bir iş gücü değildir. Dolayısıyla robotu sömüremezsiniz. Öte yandan, o robotları planlayan teknisyen ve uzman takımıyla, sabit sermayenin (robotların) mülk sahipleri arasında çelişkiler ortaya çıkıyor. Belki de bu uzmanlar çok daha önemli roller üstleniyorlar; kafa emekçileri olarak işçi sınıfıyla birleşiyor ve nitelikli yeni bir işçi sınıfı oluşturuyorlar. Bu süreç, sermaye sahiplerinin de altını oyuyor. Çünkü siz makinelerin sahibisiniz ama bütün o akıllı makineleri yapan, düzenleyen ve örgütleyen bilgiye sahip değilsiniz. 1930’larda James Burnham’ın ortaya attığı “teknokratların yöneteceği dünya” teorilerini hatırlarsak; yapay zeka bu süreçleri yeniden ateşliyor. Sonuç itibariyle, sermayedarların hükmettiği bir dünyanın temellerinin zayıfladığı söylenebilir. Kapitalizm kendini yeniden üreten bir sistem olsa da, artık bu yeniden üretimin koşulları çok daha zorlaşmaktadır.

“Tam otomasyon durumunda bolluk toplumunu kapitalistler kendi lehine kullanabilir mi?” sorusu akla geliyor. Yapay zekalı robot ne makarna tüketecek ne de insani ihtiyaçları olacak; onun sadece enerjiye (elektrik, hidrojen, nükleer) ihtiyacı var. Buradaki temel sorun, insanın çalışma hayatındaki yerinin değişmesidir. İşçinin fonksiyonlarını robotlara yüklüyoruz ve robotlar işçinin yerine geçiyor. Fakat kapitalizm, yapay zekaya insanın bütün ruh halini, kültürünü ve emellerini yükleyerek kendini sonsuzlaştırmaya çalışıyor. Fukuyama’nın 1990’lardaki “kapitalizm ebedidir” teorisi, uzay filmleri ve kurgularla “kapitalizmin alternatifi yoktur” fikri zihinlere yerleştirilmeye çalışılıyor.

Benim görüşüm şu ki; tüm bu robot korkusu, kapitalistlerin iktidarı kaybetme korkusuna dayanıyor. Yani robotların iktidarı ele geçirmesi değil, aslında emekçilerin iktidarı almasından duyulan bir korku bu. Tahakkümün ve sınıflı toplumun ebedi olduğu fikri, insan zihnine bir ideoloji olarak zerk ediliyor. “Robotlar gelse bile yine sınıflı toplum olur” denilerek, insanın sömürüsüz bir dünya hayal etmesinin önüne geçilmeye çalışılıyor.

İlginçtir ki, bu olanaklara en büyük itirazlar bazen kendisine “Marksist” diyenlerden geliyor. Şiddeti Marksizmin özü sanan bir anlayışla, kavganın ve şiddetin azaldığı bir toplumu reddediyorlar. Oysa feodalizmde çıplak zor (kırbaç) varken, kapitalizmde “zorunlu emek” vardır; yani “çalışmazsan aç kalırsın”. Yapay zeka, yavaş yavaş bu zorunlu emek sistemini ortadan kaldırıp gönüllü emeğin koşullarını yaratıyor. Üretim arttıkça haftalık çalışma süresi üç-beş saate düşecek ve insan, çalışarak yaşama kültüründen gönüllü emek sistemine geçecektir.

Özetle; mülkiyet ilişkileri değişmeden yapay zekanın sağladığı olanakların insanlığa tam anlamıyla hizmet etmesi mümkün değildir. Ancak bu teknolojik gelişme, sınıfsız toplumun maddi temelini oluşturmaktadır. Kapitalist sistemin alternatifi olan sosyalizmin inşası, yapay zeka açısından da çok daha hızlı ve fark yaratan bir gelişmeyi tetikleyecektir. Sömürü kavramı da değişiyor; çünkü insan emeğinin üretim sürecinden çekildiği bir ortamda, özel mülk sahibinin artık el koyabileceği bir “iş gücü” kalmamaktadır. Robotları kullanarak insanlığı sömürmeye devam etmek, sonunda sistemi kendi içinde tıkayan bir çelişkidir. Üretim araçlarının özel mülkiyeti ile üretimin toplumsallaşması arasındaki bu çelişki çözüldüğünde, yani toplumcu bir düzende robotlar emeğin özgürleşmesini sağlayacak ve makineler, kazmayla tünel kazan adamın yerini alacaktır. 10-15 sene öncesine baktığımızda bile bugün birçok işin makinelerle çok rahat ve hızlı bir şekilde yapılabildiğini görüyoruz. Şimdiden 10-15 yıl sonrasını düşündüğümüzde, bence robotların ve yapay zeka aracılığıyla gerçekleştirilen “insansılaştırılma” sürecinden ziyade, çok yoğun biçimde insanların “robotsulaştırılması” söz konusu. Bu bir sığlaştırma ve boş zamanın heba edilmesini sağlama projesidir. Çünkü boş zaman arttıkça, bu serbest zamana sahip insanların mevcut hoşnutsuzlukları; iktidara ve emperyalizme karşı ciddi bir toplumsal enerjiye, örgütlü bir güce dönüşebilir. Bu yüzden insanları sadece tüketime endekslenmiş, yaşamı sadece neyi ne kadar tükettiğiyle ölçülen, edilgin seyirciler konumuna sokmak için emperyalist sistem bünyesinde çok ciddi bir endüstri çalışmaktadır. Dolayısıyla robotların veya yapay zekanın gelişimi değil, insanların robotsulaştırılması, üzerinde daha dikkatle durulması gereken asıl meseledir.

Yapay zekanın savaşta kullanılması da ciddi bir tehlikedir. Ancak bu durum, insanlığın elindeki imkanlarla dengelenebilir. Bir tarafın elinde bu güç olup diğer tarafın olmaması büyük olumsuzluklara yol açabilir; fakat çok kutuplu bir dünyada, yapay zekanın sadece emperyalist sistemin değil, karşı tarafın da savunma aracı olarak kullanılması insanlığa bir nefes alma imkanı tanımaktadır.

Malların kıt olduğu bir toplumun ideolojisini, ürünlerin bol olduğu bir topluma taşıyamayız. Malların ihtiyacı karşılamadığı bir toplumda paylaşım sorunu yaşanır; tahakküm, siyasal iktidar, polis, baskı ve zorbalık gibi kurumlar bu kıtlık toplumunun ilişkileridir. Sömürü sistemleri, malların kıtlığı nedeniyle bunlara el koyma ihtiyacından doğar. Ancak yapay zekalı robotlarla birlikte, malların ihtiyaca yettiği bir “bolluk toplumu” oluşmaktadır. Eski toplumun siyasal ve toplumsal kurumlarını bu yeni yapıya taşıyamazsınız. Bu dönüşüm kısa sürede gerçekleşmese de süreç bu yöndedir. Yapay zekalı robotun getirdiği en önemli değişim, üretimdeki artış ve malların bollaşmasıdır. Kapitalizm bu sürece direnebilir ancak dünyada sadece kapitalizm yok. Sosyalist toplumlar da bu imkanları sonuna kadar kullanacaktır; dolayısıyla sistemler arası rekabet, kapitalizmi de değişime zorlamaktadır.

Bu süreçte kapitalizm de sosyalizm de dönüşmek zorundadır. Eskiden emeğe göre paylaştıran sistem; tramvay, elektrik, ısınma, eğitim gibi temel ihtiyaçların ücretsiz olduğu, paranın ortadan kalktığı ve ihtiyaca göre bölüşümün yapıldığı bir evreye doğru gidebilir. Böylece sosyalizmin temeli de evrimleşerek sınıfsız bir topluma doğru ilerler.

Çin’in hedeflerine baktığımızda, üretim hızları 2020’li yılların sonunda yapay zeka üretiminde dünyada birinci olacaklarını gösteriyor. Buradaki asıl mesele robot sayısı değil, otomasyonun üretimdeki payı ve ne kadar değer yarattığıdır. Yapay zeka aynı zamanda bilimsel araştırmalarda, büyük veri analizlerinde ve nedensellik ilişkilerinin kestirilmesinde insan zekasına önemli bir tamamlayıcıdır. İnsanın bıkacağı, usanacağı rutin işleri yapay zeka yorulmadan yapabilir. Bu da insanın daha yaratıcı süreçlere odaklanmasını sağlar.

Planlı ekonomiye baktığımızda ise yapay zeka, piyasa mekanizmasının yaşadığı bilgi eksikliği ve verimlilik sorunlarını gidererek merkezi planlamayı çok daha uygulanabilir hale getirebilir. İnsan zekasının yanılma payı olan karmaşık hesaplamalarda robotlar çok daha kesin sonuçlar üretir.

Sonuç olarak, artan serbest zamanın doğru kullanılmasıyla insanlığın kültürel, sanatsal ve bilimsel açıdan çok hızlı bir ilerleme kaydetmesi mümkündür. Kol emeği robotlar tarafından devralınırken, insanlık daha çok kafa emeği üzerine yoğunlaşacaktır.

Makinelerin gelişimi genel olarak insanı mutlu eden, bağımlılıkları artırsa da hayatı kolaylaştıran bir süreçtir. Ancak yapay zekanın bilinç sahibi olabilme ihtimali, insan için ürkütücüdür; çünkü insan, yaşamı kendisinden başka bir şeyle paylaşmak istemeyebilir. Tarihsel olarak baktığımızda, makineleşme her dönemde “küçük mülk sahiplerini” (esnafı, zanaatkarı) yok etme korkusuyla karşılanmıştır. Bugün de yapay zekaya yönelik itirazların orta sınıftan gelmesinin nedeni, üretim araçlarındaki bu devrimci değişimin, geçmişteki makine kırıcılarının yaşadığı o mülkiyet ve varoluş korkusuna benzer bir ideolojik zemine sahip olmasıdır. Yani orada beklenen şey; bir düğmeye basacaksınız ve neyi sipariş ediyorsanız buzdolabında açılacak. Yapay zekalı robottan gidip de mahalledeki kızı isteyemezsiniz; “Şu kızı alalım” falan diye. Onun için ideolojiler, toplumsal ilişkiler önemlidir. Tabii ki her şeyi öngöremeyiz; bugün bu sorunları çözmek için tartışıyoruz ve ileriye dönük bir yaşamı şekillendiriyoruz ama 100-200 sene sonraki sorunların ne olacağını bilemeyiz.

Robotların devreye girmesiyle yoğun kol emeği sarf etmek zorunda olmayacağız. İş kazaları çok ciddi ve önemli bir konu; insanı çalıştıran riskli işlerde robotlar kullanılarak bu kazalar ortadan kaldırılabilir. Mesela yerin altında günlerce çalışmak zorunda kalan madencinin, yerin üstünde üretim sürecini denetleyen bir mühendise dönüşmesini özlüyorum; toplum o noktaya gelecektir. Orada robotların ya da makinelerin devreye girmesi emeği değersizleştirmiyor. Tam tersine 90’lı yıllardaki küreselleşme süreçlerinde madenlerin özelleştirilmesi ve iş gücünün tasfiye edilmesiydi emeği değersizleştiren. O bakımdan farklı bir toplumsal gelişme projesinde başka bir noktaya sıçranacaktır.

Son beş dakikaya giriyoruz, bu süreyi verimli kullanmak adına dilerseniz şöyle bir soru sorayım; tabii siz sorudan bağımsız da tartışmaya katkı sunabilirsiniz: Sayın Milli Eğitim Bakanı, “Bugün eğitime başlayan çocuklar mezun olduklarında dünyada yapay zeka teknolojisi çok gelişmiş olacak ve bugün buna önlem almamız gerekiyor” dedi. Türkiye özelinde düşündüğümüzde, bu yapay zeka teknolojisini yakalayacak çağdaş bir toplumsal yönetim ve iktidar projesinin Türkiye’nin önünde olduğunu söyleyebilir miyiz?

“Aslında biraz paylaşarak başlayalım. Tartışmadan çıkan önemli bir sonuç var: Eğitimi sadece teknik nitelikteki birtakım becerilerin edinilmesine indirgeyen yaklaşım, Türkiye’nin kendi önünü açması için bir engeldir. Ufku doğru gören, tarihsel olarak çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkmayı esas hedef alan bir anlayışın eğitimde verilmesi kilit meseledir. Eğer eğitim, başkalarının yaptığını yeniden üretebilen teknik becerilere indirgenirse Türkiye ile dünya arasındaki fark daha da açılır. Atatürk’ün yol göstericiliğini eğitimde güçlendirmek, Türkiye’nin diğer ülkelerle rekabet etmesini, hatta onları geçmesini sağlayacak en önemli itici güçtür. Türk zekası yapay zekadan üstündür; o yaratılacak toplumsal enerji ve bakış açısı lazımdır. Semih Hoca’nın söylediği gibi, üretimde yapay zekanın katkısını kabul ediyoruz ama insanlardaki zekayı yapay hale getirmemek lazım.”

“Yapay zeka; daha temiz bir dünya, daha temiz bir doğa için büyük imkanlar getiriyor. Irmakların, denizlerin korunması, tıp, insan sağlığı ve insanın daha huzurlu yaşaması konusunda büyük olanaklar sunuyor. Yapay zeka sayesinde bütün sanayi yerin altına indirilebilir; bacalar, dumanlar ve şehir kirliliği ortadan kalkar. Dünyanın altındaki muazzam magma enerjisi ve hidrojen enerjisine geçiş, dünyayı bir kır haline getirebilir. Şehirleri yerin altına indirdiğinizde üstte sadece kırlar kalır. Bunları düşünmeyip teknolojiye olumsuz bakan karamsar, küçük burjuva görüşler yanlıştır.”

“Şu süreçler gözüküyor: Kol emeği daralıyor, kafa emeği artıyor. İnsanlık kafa emeğine evriliyor. İşçi sınıfının yerini robotlar aldıkça, sermaye-işçi çelişkisi ve sömürü ortadan kalkıyor; sınıfsız bir topluma doğru gidiliyor. İnsanların yönetildiği bir dünyadan, robotların ve makinelerin yönetildiği bir dünyaya gidiyoruz. Bunlar kısa vadede olacak şeyler değil ama yapay zekanın ateşlediği süreçler bunlar. Bu yüzden iyimser bir bakış açısı doğrudur. Elbette olumsuz amaçlarla kullanılacağı durumlarla da karşılaşacağız ama insanlık bütün bunların üstesinden gelecek imkanlara sahiptir. Tarihe baktığımızda, her zaman daha az sömürünün, daha az baskının ve daha az savaşın olduğu bir yöne doğru gelişimin hızlandığını görüyoruz.”

Katıldığınız için teşekkür ederiz. Bugün Milli Eğitim Bakanı’nın yaptığı bu konuşmanın bile Teori dergisinin çalışmaları sayesinde olduğu kanısındayım. Türkiye’nin gündemine bu kadar önemli bir konuyu getirdiğiniz için teşekkürler; bakın, bakanlar bile bu tartışmaya kayıtsız kalamadı. Teorinin Eylül sayısı hâlâ bayilerde; “Yapay Zeka: Sınıfsız Toplumun Habercisi” dosya başlığıyla incelemenizi bekliyor. Ayrıca Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal da bu tartışmaları sürdürüyor. Görünüşe göre Türkiye’nin önündeki süreçte bu konu daha fazla gündemde kalacak. Verimli bir akşam geçirmenize vesile olduysak ne mutlu. Bizi izlediğiniz için teşekkürler, görüşmek dileğiyle. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler kuracak. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız, söz veriyoruz.

Paylaş