Çıkış Yolu • 20.12.2023

Çıkış Yolu • 20.12.2023

Hoş geldiniz. “Çıkış Yolu” programı ile karşınızdayız. Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek yine gündemi değerlendirecek ve stüdyomuzda Bağ-Kur tescil mağdurlarını ağırlayacağız. Şimdi çok kısa bir ara; aranın ardından başlayacağız efendim.

“Hayata enerjimiz var” dedik. Bu yıl 1 milyon 181 bin 64 megavat saat elektrik ürettik; onun ışığı hiç sönmesin diye. Elektrikli araç şarj istasyonlarımız yollarda yerini aldı; kimse yarı yolda kalmasın diye. 85 milyon ülkemizle enerjimiz birlikte. Rüzgârla, güneşle, suyla birlikte sürdürülebilir geleceğe. EnerTürk Enerji, hayata enerjimiz var.

Çıkış Yolu’nda bugün gündem oldukça yoğun. Stüdyomuzda Bağ-Kur tescil mağdurları var ve sorunları yıllardır sürüyor. Çözüm için Vatan Partisi’ne başvurdular ve Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek de onların sorunlarını bizzat dinliyor. Dinliyoruz, takip ediyoruz; sonuna kadar haklılar. Bunun için Sayın Bakanlarımızla, hükümetimizle, ilgililerle ve yetkililerle görüşüyoruz. Hakkın, hukukun yerine gelmesi için sonuna kadar çalışacağız ve buradan müjdeleri de önümüzdeki günlerde vereceğiz. Evet, şimdi mağdurlar sürekli kapınızı çalıyor, Vatan Partisi’nde çözüm arıyorlar.

“Mağdurlar değil, haklılar diyelim. Sırf mağdur değil, haklılar; mücadele eden, çalışan arkadaşlar.” Bir onlara söz verelim şimdi. Şenel Erdoğan yayınımızda olacak; Murat Kaya ve Hüseyin Aslan temsilcileri olarak konuşacaklar. Sayınız oldukça fazla. Türkiye’nin her yerinde mağdurlar var mı?

“Evet, Türkiye’nin her yerinde mağdurlar var. Öncelikle bize bu şansı tanıdığınız için çok teşekkür ediyorum. Tüm tescil mağdurları adına size teşekkür ediyorum. Şu an tescil mağduru olarak 150 bin kişi var. Şöyle başlamak istiyorum: Bağ-Kur Tescil Mağduriyeti; 1982-2000 yılları arasında devletin belirlediği yasal koşullara uygun olarak ticari faaliyetlerde bulunmuş, esnaf ve sanatkârlık yapmış mükelleflerin sigortalılık haklarına erişememesidir. Bağ-Kur tescil mağdurları; 1479 sayılı kanunun sigortalılık koşullarını oluşturmasına rağmen, sigortalı sayılması gerektiği halde vergisini ödeyen ama kaydı bulunamayan ve sigortalılık hakları elinden alınanlardır. Kim bunlar derseniz; Bağ-Kur tescil kayıtları bulunamıyor. Bunlar vergilerini vermiş, esnaf olarak gerekli ruhsatlarını almış, işlemlerini yapmış ama Bağ-Kur’da kayıtları bulunamıyor. Maalesef, kayıtları bulunamıyor. Bunlar kim dersek; terzi Hüseyin Bey, kuaför Hasan Bey gibi bizim içimizde olan arkadaşlarımızdan bahsetmek istiyorum; manav, bakkal vs., bunları sayarak uzatmak mümkün. Yasa ne demiş? 1479 sayılı kanunun 25. maddesine göre ‘faaliyete başladıkları tarihten itibaren zorunlu olarak Bağ-Kur kaydı oluşur’ demiş. İlgili kurumca esnafın resen kaydı yapılır. Evet, 1479 sayılı kanunun 26. maddesi der ki: ‘Hak ve sorumluluktan vazgeçilemez, azaltılamaz, aksine yeni bir hüküm koyulamaz.’ Aynı kanuna göre prim ödeme; sigortalı olmak için değil, sigortalılık haklarından yararlanabilmek için gerekliydi. Ve yine bu kanuna göre ‘Bağ-Kur’lu esnafın hak ve yükümlülükleri için kısıtlama getirilemez’ maddesi bulunmaktadır. Hak kısıtlaması ve mağduriyeti sadece esnaf için uygulanarak ayrımcılık yapılmıştır. Bağ-Kur’lu üvey evlat değildir. 4A’lı tespit davası ile sigortalılığını ispat edebiliyor. Çiftçi, devlete kestiği müstahsil makbuzu ile ispat edebiliyor. Gurbetçi, yurt dışındaki iş yerinden alacağı çalışma belgesinin tercümesi ile sigortalılık hakkını talep edebiliyor. Bakınız Sayın Başkanım, Bağ-Kur tescil mağdurları af, bağış ya da ilave bir hak istemiyor; 20 yılı aşkın mağduriyetin telafisini istiyor. Özür de beklemiyoruz.”

“Başkanım size sormak istiyorum, bir arkadaşım söylemişti bunu ve çok hoşuma gitti, her yerde kullanıyorum: Bir kanun geriye doğru işletilerek vatandaşın sigortalılık hakkı elinden alınır mı? Alınamaz. Makabline şamil olmaz; yani ‘makabline şamil değildir’ temel bir hukuk kuralıdır. Bizim de peşinde olduğumuz, haklı olduğumuz davadır. Sayın yetkililere ve yasa koyuculara buradan seslenmek istiyorum: 50-68 yaş aralığındaki tescil mağdurlarının ahını alıyorsunuz, hak yiyorsunuz. 1991 yılından bu yana 32 yıllık çalışma hayatım var, devlet bunu yok sayamaz. Biz devlete yük değiliz. Prim borçlarımızı ödeyerek devlet kasasına ciddi bir rakam gelir sağlayacağız. Hepsi bu.”

“Öncelikle Vatan Partisi’ne, Doğu Bey’e ve Ulusal Kanal’a çok teşekkür ediyorum bize bu imkânı sağladığı için. Bizler Bağ-Kur Tescil Mağduruyuz. Vergisini ödemişiz fakat ne yazık ki aynı devlet Bağ-Kur girişimizi saymıyor, saymadığı için emekli olamıyoruz. ‘Bütçe yok’ deniliyor. 55-70 yaş arası 150 bin kişiyiz. Bu insanlar bu yaşa kadar biriktirdikleri paraları devletine, bu zor günlerde bütçe yokken verip emekli olmak istiyorlar. Zaten bu paraları ödedikten sonra, yaş itibarıyla kendisi emekli olacak; biz yük değiliz. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımıza sesleniyorum: 2016 yılında gerçekleşen 5. Esnaf ve Sanatkârlar Şurası’nda 13 maddelik karar alınmıştı AK Parti tarafından; Bağ-Kur kaydı yapılmayanların haklarının geriye iadesi üzerine. Yaklaşık 8 sene geçti. Sayın Cumhurbaşkanım, siz her platformda ‘AK Parti ve ben, verdiğim sözleri tutarım’ diyorsunuz. Biz de size inanıyoruz, bu sözleri tutmanızı bekliyoruz. 52 milyar TL, 2000 öncesi Bağ-Kur tescil mağdurlarının ödeme yapacağı rakamdır. Sayın Vedat Işıkan’a güveniyoruz, bu konularda yardımcı olacağına inanıyoruz. Biz yük değiliz çünkü vergi ödemişiz; aynı devlet bizi cezalandırıyor. ‘Keşke o yıllarda sigortalı olarak çalışsaydım’ diyorum. Benim suçum vergi ödemek mi Sayın Cumhurbaşkanım? Hangi vicdan bunu kabul eder?”

“Başta Doğu Perinçek Bey olmak üzere Ulusal Kanal’ın tüm çalışanlarına teşekkür ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanım, 2016 yılında Esnaflar Şûrası’nda alınan maddelerden biri 10.04.2000 tarihinden önceki Bağ-Kur mağduriyetiyle ilgiliydi. Aradan 8 yıl geçti ve bu hâlâ yürürlüğe girmedi. Bizler 1994’te Tansu Çiller Hükümeti döneminde, 5 Nisan kararlarının, 2000-2001 krizlerinin, 2008 küresel krizinin, 2018 döviz krizinin mağdurlarıyız. 99 depremi, yakın zaman depremleri… Biz bir türlü kendimize gelemedik. Hâlâ bağ-kurumuzu, kiramızı, elektriğimizi ödemekte zorlanıyoruz. Geçmişte 1479 sayılı kanunla verilen sosyal haklar, 04.10.2000 tarihinde çıkarılan geçici maddeyle elimizden alındı. 2008 sonrasında bu yasa hâlâ geçerli. Doğu Bey, esnaf buna göre hareket ediyor ama belirli bir bölümdeki insana ‘sana var, sana yok’ deniliyor. 2008 öncesi-sonrası diye bir şey olmaz; hak haktır ve eşitlik olması gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, tüm milletvekillerine sesleniyorum: Vicdanınızı bir yoklayın. Ben 1990 yılından beri vergi mükellefiyim. Paramız vardı da primlerimizi ödememezlik yapmadık; olmayan bir şeyi nasıl ödeyeceğim? Altı ay başvuru süresi verdiler, cebimde kuruş param yoktu. Şimdi 55-70 yaş aralığındayız, son zamanlarımızda belki emekli oluruz diye bekliyoruz. EYT yasasında 99 öncesi için yaşı kaldırdılar ama benim tescilim yok ki! 38 yaşında emekli olma şansı verdiler, bense 60-70 yaşındayım ama o şansım yok. Bu ne derece adil?”

“Çok haklı bir mücadele yürütüyorsunuz. Mağdur olmaktan çok hakkınızı istiyorsunuz. O bakımdan başarıya ulaşacağız, bundan eminim. Türkiye, birikimleri olan hukuk devleti açısından önemli miraslara sahip bir ülkedir. Sizin mücadeleniz sonuna kadar devam edecek; biz de sizle beraberiz.”

“Son bir duyuru yapabilirim. TEDER ve derneğimiz önderliğinde, Nalan Esmeray Başkanımızla beraber 24 Aralık’ta Ankara Ulus Meydanı’nda, EYTDER ile sonrasında 7 Ocak 2024’te yine Ankara Ulus Meydanı’nda basın açıklaması yapacağız. Tüm mağdurları bekliyoruz.” 24 Aralık Ankara Ulus Meydanı, 7 Ocak Ankara Ulus Meydanı. Biz de bu duyuruyla sizi uğurlayalım. Ama Ulusal Kanal, 24 Aralık ve 7 Ocak öncesinde de bu mitinginizi topluma, kamuoyuna duyuracak; çağrılarınızı yayınlayacak. Çok memnun oluruz, çok teşekkür ederiz. Notumuzu aldık, duyurumuzu da yaptık. Biz teşekkür ediyoruz. Sizi uğurlayalım.

Şimdi kısa bir araya gideceğiz efendim. Aranın ardından Taşeron Belediye İşçileri Birliği bizimle birlikte olacak. Onların da sorunlarını dinleyeceğiz. Şimdi çok kısa bir ara.

“Hayata enerjimiz var” dedik. Bu yıl 1 milyon 181 bin 64 megavat saat elektrik ürettik; ışığı hiç sönmesin diye. Elektrikli araç şarj istasyonlarımız yollarda yerini aldı; kimse yarı yolda kalmasın diye. 85 milyon ülkemizle enerjimiz birlikte. Rüzgârla, güneşle, suyla birlikte sürdürülebilir geleceğe. Ertürk Enerji, hayata enerjimiz var.

Türkiye zorda, üretici zorda, büyük çözüme gidiyoruz. Çözüm ellerimizde, çözüme ortak ol. Cumhuriyetin yeni yüzyılında, Asya çağında, başı dik ve üreten Türkiye için, üreticilerin medyası için Ulusal Kanal ve Aydınlık’ta tarihi atılım. Güçlü ses, yetişen nefes, her yere aydınlık. Çağdaş Stüdyo; güzel ekran, zengin Türkçe, etkin kadro. Çözüme yine ortak ol, umudu ateşle, göreve emek ver. Taşınır, taşınmaz nakit bağışlar; göreve adını tarihe yazdır.

Ülkemizin yerli ve milli kanallarından, yani sözde değil özde yerli ve milli kanallarımızdan, adı gibi de ulusal bir kanalımız olan, ailece severek izlediğimiz, benim de birçok programını takip ettiğim Ulusal Kanal’ın “Ulusa Ortak Ol” kampanyasına hepimizin destek vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede tüm izleyenlerimizin de bu kampanyaya ortak olması konusunda destek vermelerini rica ediyorum. Bu kanalın daha iyi yayın yapması, daha etkili olabilmesi için elden gelen yapılmalıdır. Atatürk devrimlerini ve cumhuriyeti unutturmayan kurumların başında geliyor. Sizleri hem kutluyor hem de halkımızın destek vermesini rica ediyorum. Kampanyayı destekliyorum çünkü bildiğimiz gibi, yıllardan beri konvansiyonel medya hep aynı sesleri çıkarıyor. Ana akım medya, tipik neoliberal politikaları destekleyen bir söylem tutuyor. Dolayısıyla Ulusal Kanal’ın varlığı bu anlamda çok önemli.

7 bölge, 4 iklimde; zamanın sınırsızlığında. Türküler bizi söyler, biz türkülerimizi. Devrim Aşkın Karasoy’un hazırladığı “Yurdumuzun Türküleri”, hafta içi her gün saat 11.30’da Ulusal Radyo’da.

Devam ediyoruz “Çıkış Yolu”na. Stüdyomuzda Taşeron Belediye İşçileri Birliği üyesi Yılmaz Şengül var. Hoş geldiniz. Aydınlık gazetesi muhabiri Kaan Aslan da yayın konuğumuz olacak. Genel Başkan Doğu Perinçek’e sorularımızı ilerleyen dakikalarda yönelteceğiz. Şimdi mağduriyetin sesi olalım. Efendim, sizin mağduriyetiniz nasıl başladı ve sorun nedir?

“Bizim mağduriyetimiz aslında 2018’de getirilen bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile başladı. Ancak bunun öncesi ve sonrası var. Kamuda ucuz iş gücü yaratmak üzerine kurulu bir politika bu. Bu politikadan sonra belediyelerdeki şirket işçilerinin sayısının 150 binden 610 bine çıkış süreci yaşandı. Mevcut norm kadro sisteminin bitirilmesi gibi devasa bir sistem değişikliği yapıldı. 2023 yılına geldiğimizde, 1393 belediyede açlık sınırının altında ya da yakınında ücretlerle kamunun hizmetini gören bir yapı oluştu.

696 sayılı KHK ile 2018 yılına kadar belediyeler, dışarıdan hizmet alımı yaptıkları şirketlerde asgari ücretin katları şeklinde çalışıyorduk. Temizlik işçileri asgari ücretin %50 fazlasını, teknik kadro %100-150’sini, mimar ve mühendisler %250’sini alıyordu. 2018’de karayolları işçileri ve belediyedeki taşeron işçilerin açtıkları muvazaa davalarını kazanmaları üzerine, yargı geriye dönük hakların ödenmesi ve kamu işçisi sayılmaları gerektiğine hükmetti. Bir gece yarısı KHK ile uyandık; 900 bin taşeron işçiden 450 bini merkezi idarelerde 4D kadrosu alırken, diğer 450 bini belediyelerin personel şirketlerine geçirildi. Yani ‘Kel Hasan’dı, ‘Hasan Kel’ oldu; sadece isim değişikliği. Geçiş sürecinde geriye dönük haklarımızdan feragat etmemiz istendi. O dönemde devasa aidat geliri olan üç sendikaya rağmen, işçinin hakkını savunacak bir irade oluşmadı. Hepsi işçiye rızalık üretmek üzerine sahadaydı. İşçi, işinin devam edebileceği düşüncesiyle imzaları atarak haklarından feragat etti.

2019-2020 yıllarında %30-40 enflasyon varken, biz Yüksek Hakem Heyeti’nden gelen %4+4’lere mahkûm bırakıldık. Bugün Türkiye’deki tüm belediyelerde, üç konfederasyona bağlı sendikalarla 14.000 ile 16.000 lira arasında bir ücret pusulasına mahkûmuz. Yaşadığımız sefalet budur.”

“Eylem yaptınız, sesinizi duyurmaya çalıştınız; karşılık buldu mu?”

“Sesimizi siyasete duyurmak için değil, bu ülkede yoksullukla mücadele eden 30 milyon çalışana duyurmak için eylem yaptık. Türkiye’de önümüze koydukları iki kutuplu siyaseti aşabileceğimiz tek yer halkın tabanıdır. Mücadele pratiğimizi seçimlere endekslemiyoruz; uzun vadeli bir süreç işletmeyi düşünüyoruz. Kadıköy, eylemlerimizden 6. veya 7.’siydi. Kocaeli, Bursa, İzmir, Erzurum, Adana, Hatay gibi illerimizde devam edeceğiz.”

“Evet, Vatan Partisi yöneticileri de katıldı. Sayın Genel Başkan, bu mağduriyete nasıl bir çözüm bekliyorsunuz?”

“Taşeron işçiliği bir sürgündür; işçilikten dışarıya sürüyorlar. Anayasada işçilerin hakları vardır, bu ise bir nevi kölelik alanıdır. Sebebi işçinin maliyetini düşürmektir. Taşeron işçiliğini kabul etmiyoruz. O 900 bin arkadaşımızı işçi sınıfının bir ferdi olarak haklarına kavuşturmalıyız. Bu, Türkiye emekçisinin şevkini artıracak, Türkiye ekonomisine katkıda bulunacak bir mücadeledir. Arkadaşlarımızla sonuna kadar beraberiz.”

“Teşekkür ederiz. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?”

“Vatan Partisi ve diğer siyasi partilere ziyaretlerde bulunduk. Her siyasetten işçinin geldiği bir alan olduğu için tek bir şey rica ettik: ‘Biz işçilerin kürsüsünü kuruyoruz, mikrofon veremeyeceğiz, sadece işçileri konuşturacağız.’ Buna rağmen Vatan Partisi il örgütünden arkadaşlar gelip destek verdiler. Hem Vatan Partisi’ne hem de Ulusal Kanal ve Aydınlık gazetesine mağduriyetimizi yansıttıkları için teşekkür ediyoruz.”

“O zaman Yılmaz Şengül’ü uğurlayalım. Kısa bir aranın ardından gündemi değerlendireceğiz.”

***

“Birkaç çocuk bir araya gelip bunu başarabiliyorsa, 85 milyon neler başarabilir? Enerjisa olarak paydaşlarımızla kurduğumuz ‘Daha İyi Bir Gelecek’ platformu kapsamında, deprem bölgesindeki yeniden yapılanma merkezlerine destek oluyoruz. Enerjisa, Türkiye’nin enerjisi.”

“Prof. Dr. Atakan Hatipoğlu’nun ‘Türklerin Uygarlık Serüveni’ adlı eseri, Türklerin köklü uygarlık birikimini ve dünya tarihindeki rollerini anlatıyor. Dr. Doğu Perinçek’in ‘çok sağlam, akıcı ve bilimsel’ dediği bu eseri ulusalkitap.com adresinden alabilirsiniz.”

“Çıkış Yolu devam ediyor. Vatan Partisi heyeti 25 kişilik bir grupla Çin’e gitti. İlk temaslarda neler yaşandı?”

“Çin Komünist Partisi (ÇKP) Merkez Komitesi Dış İlişkiler Bakanlığı yetkilileriyle görüşüldü. İki önemli gelişme var: Birincisi, Teori dergisi ile Çin tarafı arasında bilimsel iş birliği protokolü imzalandı. İkincisi, ÇKP yetkilisi, ‘Pandemiden sonra kabul ettiğimiz ilk heyetsiniz, bu partinize verdiğimiz önemi gösterir’ dedi. Heyetin uçak rötarına rağmen toplantıya zamanında yetişmesi kurumsal disiplin olarak takdir edildi.”

“Sayın Genel Başkan, neler söylemek istersiniz?”

“ÇKP ile 1970’lerden bu yana 53 yıllık bir dayanışmamız var. Sınıfsız bir dünya, insanın insanı sömürmediği bir dünya özlemi için mücadele ediyoruz. Çin, sosyalizmin mucizesini kanıtladı. 1949’da dünyanın en yoksul halkıyken, bugün ekonomisiyle ABD’yi satın alma gücü paritesinde geride bırakan bir ülke haline geldi. Mao Zedong’un önderlik ettiği devrim, Çin’de yepyeni bir insan ve altyapı yarattı. 1975’ten bu yana 11 kez Çin’e gittim. Her gidişimde yepyeni bir Çin gördüm; özellikle Çin kadınındaki gelişme, özgüven ve başarı hayranlık verici.” Gittiğim aşağı yukarı her seferinde, çeşitli azınlık milliyetlerin yaşadığı bölgeleri de görme fırsatım oldu. Toplam 11 ziyaretimizde, milliyetler meselesinin çözümünde Çin’in örnek başarılar kazandığını gözlemledim. Laos-Vietnam ve Burma sınırındaki azınlıkları; Uygurların yaşadığı bölgeyi, Tanrı Dağları’nı ve Kazak obalarını ziyaret ettik. Yine Müslüman Çinlilerin yaşadığı bölgelerde de incelemelerde bulundum. Çin’de Han milliyetinin yanı sıra 52 azınlık milliyet yaşıyor ve yönetimde bu topluluklar arasında bir eşitlik sağlandığını gördüm. Örneğin, Çin’in en tepe yönetiminde daima bir Uygur Türk’ü yer almıştır. Başbakan yardımcılığı yapmış olan Emet (Ahmet) Bey, Seyfettin Aziz ve Turfan Belediye Başkanı Adil Can gibi isimlerle görüşmelerim oldu.

Yönetimlerde Uygurların, Kazakların, Kırgızların, Moğolların ve diğer azınlıkların nasıl görevler aldığına; milliyetler arasında sağlanan eşitliğe ve hatta azınlıkların lehine yapılan düzenlemelere şahit oldum. Örneğin bir dönem uygulanan çocuk planlaması, azınlık milliyetler için geçerli değildi. Ayrıca Çin bütçesinin %20’si azınlık milliyetlere ayrılmaktadır. Oralarda halkın refaha ilerlediğini, parasız eğitim ve sağlık hizmetlerini bizzat gördük. Bu nedenle Çin, dünyada “mucize” diye anılan bir ülkedir ve bu, sosyalizmin ve devrimin başarısıdır. Bizler, 1876’daki Birinci Meşrutiyet’ten bu yana 200 yıldır dört devrim yapmış bir ülkenin evlatlarıyız. Türkiye’nin önünde de köklü çözümler olduğunu görüyoruz. Hem Türk devriminin birikimi, hem imparatorluk mirası, hem de Çin örneğinde gördüğümüz tecrübelerle Türkiye’de üreticilerin milli hükümetiyle olağanüstü mucizeler yaratacağız.

Çin’e giden heyetimiz oradan çok şey öğrenerek gelecek ve bunları Türkiye kamuoyuna, emekçilerine ve devletine sunacaklar. Önümüzdeki süreçte Türkiye ile Çin, Asya’nın iki ucunda birbirleriyle hem güvenlikte hem ekonomide birlikte olma durumunda olan iki ülkedir. Çin’in güvenliği Türkiye’de, Türkiye’nin güvenliği Çin’de başlar. Türkiye’yi Çin ile birlikte bir üretim üssü haline getirme imkânımız var. Sayın Özgür Bursalı başkanlığındaki heyetimiz, Çinli yetkililerle bu konuları görüşecekler. Türkiye’nin kaliteli emek gücü ile Çin’in sermaye birikimini birleştirmeyi ve Amerika merkezli yalan bombardımanına karşı gerçekleri dünyaya yayan yeni medya araçları yaratmayı hedefliyoruz.

Bugün öne çıkan başlıkların başında hükümetin F-16 pazarlığı geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Biden ile görüşmesine dair, “Siz İsveç’i alın, biz de kongreden F-16 satışını geçirelim” ifadesi geçiyor. Erdoğan ise buna “Sözler parlamentonun kararını hızlandıracaktır” diye yanıt veriyor. Vatan bütünlüğü ve güvenlik pazarlık konusu olamaz. NATO’ya boyun eğmek, Türkiye’nin güvenliğinden ve vatanın bütünlüğünden vazgeçmektir. Bugün Türkiye’yi tehdit eden güç ABD ve NATO’dur. NATO’nun İsveç, Finlandiya ve Ukrayna üzerinden genişleme projeleri Türkiye’yi tehdit etmektedir. Türkiye birkaç yıl içinde, muhtemelen 5 yıl dolmadan NATO’dan çıkacaktır; çünkü NATO, Türkiye’ye 1971, 1980 ve 2016 darbelerini yaptıran, FETÖ ve Gladio’yu kullanan bir yapıdır. F-16’lar da Amerika’nın uçaklarıdır; Amerika’nın silahıyla Amerika’ya karşı güvenliğimizi sağlayamayız. Türkiye’nin, savunma konseptini Amerika ve İsrail tehdidine karşı yeniden düzenlemesi şarttır.

Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) İncirlik ve Kürecik üslerindeki eylemleri, Vatan Partisi’nin yetiştirdiği genç kuşağın geleceği nasıl sigortaladığını göstermektedir. Bu gençlerimizle iftihar ediyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın Rusya’ya yaptığı, ilişkileri geliştirme ve tanınma çağrısını son derece doğru ve gerçekçi buluyorum. Bu süreçte taktiksel olarak Abazya ile KKTC’nin birbirini tanıması ve ardından Rusya, İran, Pakistan, Çin ve bölge ülkelerinin katılımıyla adım adım ilerlemek, sonuç alıcı bir rotadır.

İç siyasete bakıldığında, İYİ Parti’nin durumu bir operasyon partisinin yaşadığı kaçınılmaz dağılmadır. MHP’yi bölmek amacıyla kurulan ve kökü olmayan hiçbir yapı bu topraklarda tutunamamıştır. Meral Akşener önderliğinde kurulan bu yapı, “Gladyo kraliçesi” niteliği taşıyan ve milliyetçi tabanı PKK ile yan yana düşüren bir operasyonun parçasıydı. Gerçeklerden kaçan liderlerin sonu, bu tür çöküşlerdir. Büyük liderler, olumsuzlukları da görerek tedbir alırlar; ancak İYİ Parti’de yaşananlar, operasyonun bitişi ve sürecin doğal bir sonla dağılmasıdır.

Milli Eğitim Bakanı’nın bütçe görüşmelerindeki açıklamaları ve vakıflarla ilgili tartışmalar da gündemdeki yerini korumaktadır. İşte Ensar Vakfı, İnsan Vakfı ve İlim Yayma Vakfı gibi muhafazakâr cemaatlere yakın olan Hiranur Vakfı gibi vakıflar var. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu vakıflarla imzaladığı protokoller ve çeşitli iş birlikleri olduğu biliniyor. Tepkiler üzerine Milli Eğitim Bakanı; “Sizin tarikat, cemaat diye adlandırdığınız bu vakıflarla iş birliğimizi sürdüreceğiz, protokol yapmaya da devam edeceğiz” dedi. Tepkiler daha da büyüdü. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu tutumunu siz nasıl değerlendirirsiniz?

Bu, Türkiye’nin yaşadığı 200 yıllık sürece bir meydan okumadır. 1920’lerin başında Atatürk, “Türkiye şeyhler, dervişler, müritler, cemaat mensupları ülkesi olamaz” dedi. Bu, Türkiye’nin içine girdiği tarihsel sürecin çok iyi bir tanımlamasıdır. Türkiye, 19. yüzyılın ortalarından itibaren Orta Çağ’dan kurtulma mücadelesine girdi ve bunu devrimlerle başardı. Bu süreçte Orta Çağ’a ait kurumlara; yani şeyhliğe, müritliğe, dervişliğe, ağanın veya beyin yanaşması olmaya, insanın özgürlüğünü ortadan kaldıran ve onu Orta Çağ bağımlılıkları içine çeken ilişkilere Türk Devrimi meydan okudu. Şimdi Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin bu sürece meydan okuyor. Bu kurumlara “sivil toplum kuruluşu” diyerek onlarla beraber hareket edeceğini söylüyor. Onlarla beraber hareket ederseniz, AK Parti olarak Türkiye’yi yönetemezsiniz. Türkiye’nin içine girdiği 200 yıllık dinamiği reddederek en fazla 3, 5 veya 10 yıl daha kalırsınız. Zaten süreniz doldu. Türkiye sizi sırtında taşımaz; çünkü Türkiye cemaatleri ve tarikatları sırtında taşımaz. Bunu yakın gelecekte bir kez daha ispatladı. Atatürk dönemine gitmemize gerek yok; biz 2014 Temmuz ayında Silivri’den çıkarken “Kınından çıkmış kılıç gibiyiz” dedik. Türkiye’nin bütün tarikatlardan ve cemaatlerden arınacağını, onları temizleyeceğimizi söyledik ve sözümüzü tuttuk. FETÖ’den itibaren başladı; bizi o gün hapseden yargıçlar ve savcılar şimdi içeride. Biz bunları söylediğimizde Sayın Tayyip Erdoğanlar ve Yusuf Tekinler, FETÖ’nün koalisyon ortaklarıydı. Demek ki bizim meydan okumamız gerçekçiymiş. Ortakları olan FETÖ temizleniyor, Süleymancılar temizleniyor, Furkancılar ve diğerleri de temizleniyor.

Kimse bu sürecin önünde duramaz. Özellikle Amerika’ya ve emperyalizme bağımlı olan tarikat ve cemaatlerin temizlenmesi süreci, Türk insanının özgürleşmesi sürecidir. Şeyhinden, ağasından ve beyinden kurtulma sürecidir. Hiçbir modern insana dervişlik, müritlik yakışmaz; bunun karşısında durmak beyhudedir. FETÖ’yü bile kurtaramadılar, diğerlerini de kurtaramayacaklardır. Çünkü Türkiye safsata içinde yaşayamaz. Türkiye bilimin rehberliğinde yoluna devam edecektir. Son 200 yılın tarihi budur; Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi kesinlikle olmayacaktır.

Bakanın bu meydan okumasının sebepleri; uzak görüşlü olmamak, AK Parti’nin geçmişindeki tortular, ortak çıkarlar ve Amerikan emperyalizmiyle iş birliğidir. Bugün Amerikan emperyalizmi de tıpkı geçmişteki İngiliz emperyalizmi gibi, Türkiye gibi ülkelerde Orta Çağ ilişkilerine dayanmaya çalışıyor. Amerika’ya yönelen bir AK Parti aynı zamanda cemaatlere ve tarikatlara da sarılıyor; ancak bu, yılana sarılmaktan başka bir şey değildir. Sayın Milli Eğitim Bakanı da bu açıklamasıyla yılana sarılmıştır. Türkiye Liseliler Birliği, Cumhuriyet Kadınları Derneği ve eğitimcilerden gelen tepkiler son derece haklıdır.

Aile Bakanlığı’nın bütçesindeki 4.4 milyon haneye, yani 17 milyon kişiye yoksulluk yardımı yapıldığı verisini nasıl okumalıyız? Türkiye elbette engellisine, yaşlısına bakacaktır; bu bizim geleneklerimizde, vicdanımızda ve ahlakımızda olan bir vecibedir. Ancak burada başka bir olay var; burada bir sadaka ekonomisi var. 17 milyon insanın tamamı engelli veya yaşlı değil; içlerinde çalışma çağında olan çok sayıda insan var. Eğer buraya ayrılan kaynağın %70’i çalışma çağındaki insanlara gidiyorsa, biz Vatan Partisi olarak diyoruz ki; sadaka vereceğinize bu kaynağı yatırıma dönüştürelim, onlara iş verelim. Sadaka olarak ayda 15 bin lira vermek yerine, o tutarı ücret olarak verelim. Bu, yatırım yapmaktır ve insanların onurunu koruyarak üretime katkıda bulunmalarını sağlamaktır. Fakir fukaraya yardım etmekle bu işin sonu gelmez; önemli olan herkese iş imkânı sunmaktır. Türkiye’nin kaynaklarını sıcak para komisyoncularına, faizcilere, tarikat rantçılarına veya borsa vurguncularına ayırırsanız, insanları fakir ve işsiz bırakırsınız; sonra da onlara sadaka dağıtırsınız. Biz “kimse sadakaya muhtaç olmasın, herkese iş” diyoruz. Bu, Çin’in kalkınma modelinde de temel esastır; insan kaynağını üretime seferber etmek. Vatan Partisi olarak ekonomi programımızın temeli herkese iş sağlamak, tasarrufları yatırıma yöneltmek ve ürettiğimiz değerleri büyütüp adilce paylaşmaktır.

Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği’nin (MESAM) 17. Olağan Kurulu’nda Sayın Recep Ergül yeniden başkan seçildi. Ekrem Ataer, Mustafa Kul, Gökhan Kırdar gibi çok değerli isimlerin olduğu bu yönetim kurulu oldukça güçlü. MESAM, çok büyük bir kitleyi temsil eden, müzisyenlerin ve eser sahiplerinin haklarını koruyan çok önemli bir kuruluş. 1200 delegeyle gerçekleşen bu muhteşem kurultay, bir demokrasi örneğidir. Yeni yönetimin, telif hakları konusunda çok daha büyük başarılara imza atacağına inanıyor; Merzende Kaya ve diğer tüm yönetim kurulu üyelerine başarılar diliyoruz.

Görev Vakfı’nın başlattığı “Çözüme Ortak Ol” kampanyasında artık kritik bir süreçteyiz. Kampanya için 35 milyon Türk Lirası hedefi koymuştuk ve şu an 27 milyon seviyesindeyiz. Kalan 8 milyon lirayı 12 gün içerisinde toplayarak hedefimize ulaşacağız. Bu kampanya; Türkiye’nin çözümü için, üreticilerin ve milli hükümetin medyasını yaratmak; Ulusal Kanal ve Aydınlık gibi kurumları modern ekipmanlarla güçlendirmek ve kadrolarını tahkim etmek için bir dayanışma çağrısıdır. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ortamında bu kaynağı toplamak, milletimizin vericilik geleneğinin bir sonucudur. Herkesi emeğe, fedakârlığa ve katkıya çağırıyoruz. Yeni yıla yeni bir başarıyla girmek için tüm vatandaşlarımızı bu kampanyaya destek vermeye davet ediyoruz.

Son olarak, 1 Mayıs Marşı’nın bestecisi Sarper Özcan’ın vefatının birinci yıl dönümü. Sarper, benim hayatımda tanıdığım en vicdanlı, sevgi dolu, mert ve dürüst insanlardan biriydi; aynı zamanda hapishane arkadaşımdı. Acıyı da sevinci de paylaştığımız, direnmesini bilen gerçek bir sanatçıydı. Çok erken kaybettik ama besteleriyle, Anadolu motiflerini işlediği türküleriyle daima yaşayacak. Çok büyük bir değerdi. Batı müziğinin bütün kaynaklarını çok iyi biliyordu. Konservatuvar mezunuydu, konservatuvarda hocalık yaptı. Hapishaneye düştü, hapisten çıktıktan sonra TRT’nin üst yönetiminde görev aldı. 1971 döneminde bizimle beraber 3-4 yıl hapis yattı. Çıktığımızda baktık ki Sarper, TRT yönetimine gelmiş. Hem müzisyen toplumu içerisinde hem de diğer öncü kesimlerde kendini kabul ettiren, sevilen biriydi. Candan bir insandı; onu sevgi ve saygıyla anıyoruz, besteleri her zaman bizimle birlikte. Aydınlık Korosu’nu kurdu ve yönetti. Çok kıymetli bir arkadaşımızdı.

Efendim, teşekkür ediyoruz. Bizim sorularımız ve gündeme dair öne çıkanlar bu şekildeydi. Atladığımız bir şey varsa buyurunuz.

“Estağfurullah, atlar mıyız? Çünkü sizi izliyoruz. Atladığımız hiçbir şey yok. Müzik olarak Sarper’in, Filistin’de şehit olan sekiz arkadaşımız için yazdığı eser… Biz onları ilk önce dokuz şehit diye bildik. 1973 yılı Şubat ayında şehit olma haberleri geldiği zaman dokuz arkadaşımızın şehit olduğunu öğrendik. Bir arkadaşımızı İsrail esir alıp götürmüş, biz onu da şehit oldu zannediyorduk. O yüzden ilk yazıldığı zaman Sarper tarafından ‘Dokuz Şehide Ağıt’ diye bestelenmişti. Sözlerini benim yazdığım bir eserdi. Müzik olarak onu dinleyelim. Filistin halkının mücadelesinin herkesi hayran bıraktığı bir dönemdeyiz, onunla da birleşmiş oluyor. O dokuz şehit için yazılan ağıtı dinleyelim.”

Kitap olarak da Fikret abinin doğumunun 96. yılıymış. Fikret Otyam abimiz, biz hapishanedeyken “Silivri V. Ordu” diye bir kitap yazmıştı. Fikret Otyam, hayatımda tanıdığım en muhteşem insanlardan biridir; gerçek anlamıyla insan-ı kâmildir, erenlerdendir. Çok kıymetli bir ağabeyimiz, büyüğümüzdür. Büyük bir ressam, aynı zamanda iyi bir şair, iyi bir yazar ve iyi bir gazetecidir. Çok gönlü zengin bir Fikret ağabeyimizdi. Onun da 96. doğum yıl dönümü; onu da Kaynak Yayınları’ndan çıkan “Silivri V. Ordu” kitabıyla hatırlıyoruz.

Şimdi isterseniz Sarper Özsan’ın “Dokuz Yiğide Ağıt” eserini hep beraber dinleyelim ve vedalaşalım. Gelecek hafta buluşmak üzere, “Çıkış Yolu”nun bu haftalık sonuna geldik efendim. Aydınlık Gazetesi muhabiri Karan Aslan’la birlikte sorularımızı Sayın Genel Başkan’a yönelttik, “Çıkış Yolu”nu burada noktalayalım. Sizi güzel bir müzikle baş başa bırakalım. Hoşça kalın.

Paylaş