Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Doktor Doğu Perinçek’le birlikte değerlendireceğiz. Sayın Perinçek, hoş geldiniz. Merhaba, hoş bulduk. Tabii bu hafta gazeteci arkadaşım, aynı zamanda Aydınlık Genel Müdürü Beyhan Korkman’la birlikteyiz. Siz de hoş geldiniz. Hoş bulduk Sayın Korkman. Sayın Perinçek, tabii gündem çok yoğun. Hemen istersen hızlıca en sıcak gelişmeyle başlamış olalım. İran zaferini ilan etti aslında. Bir nevi Dünya’ya karşı, Amerika ve İsrail’e karşı bir anlaşma imzalanacak. Şimdi teknik heyetler görüşecek. Ateşkes başladı. Hürümüzdeki ABD’nin ablukası arttı. Gemiler de geçmeye başladı. Siz bu son gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Buradan başlayalım isterseniz. İran, Amerika Birleşik Devletleri’ni dize getirdi. Bakın çok önemli. Bir Amerikan efsanesi vardı değil mi? Amerika şöyle güçlü, böyle ekonomisi var, dünyanın en büyük ekonomisi, dünyanın en büyük silahlı gücü falan. Amerika-İran savaşı başlamadan önce ne konuşuluyordu dünyada? Amerika vurdu mu İran’ı devirir. Rejimini de değiştirir. Nükleer silahlarını da elinden alır falan filan. Şimdi ama ne oldu? İran Amerika’yı dize getirdi. Bu Türkiye için çok büyük ders. Neden? Türkiye’de bir şey var, masal var. NATO masalı. Efendim biz NATO’dan çıkarsak, NATO’nun şemsiyesi altında olmazsak, o bize silahı vermezse güvenliğimizi nasıl sağlayacağız? İran gibi sağlayacağız, İran gibi. Bakın NATO üyesi değil İran. NATO’dan silah da almıyor. NATO’yu dize getirdi. İran, NATO’yu dize getirdi. Amerika’yı değil, NATO’yu dize getirdi. İran, NATO’dan silah almıyor. NATO’nun şemsiyesi altında değil, NATO’nun tehdidi altında. NATO İran’ın düşmanı, Amerika İran’ın düşmanı, İsrail İran’ın düşmanı, NATO’nun diğer Avrupa’daki ülkeleri İran’ın düşmanı. Hepsi bir oldular ama İran’ı dize getiremediler. Bu Türkiye için bir örnek. Şimdi ben Türkiye’yi yönetenleri dinliyorum. Ankara’ya geliyorlar ya, 7-8 Temmuz Ankara’da NATO toplantısı var falan. Allah, bir NATO övgüsüdür başladı. Bir Amerika cilalamasıdır. Başladı 2-3 gündür. Siz hiç şu savaşı yaşamadınız mı, görmediniz mi? Kimi aldatacaksınız? Türkiye adına konuşan Türkiye’nin yöneticileri kimi aldatacaksınız? Amerika, evet. Biraz dengeler değişiyor falan ama yine Amerika çok büyük, Amerika çok güçlü falan filan. Hatta utanmadan işte bize tehdit ejderha. Çin’de diyemiyorlar. Bakın biz Türkiye’ye tehdit, Amerika, İsrail diye açıkça söylüyoruz değil mi? Onlar Çin diyemiyor, ejderha. O kadar korkaklar. İşte Milli Güvenlik bilmem neleri, ondan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı adına konuşan adamlar, ondan sonra hatta hükümette böyle Doğu Türkistan bilmem ne diye Çin’e batıran konuşmalar vesaire falan filan. Doğru dürüst kekeme halindeler yani, doğru dürüst konuşamıyorlar bile. Türkiye’nin güvendiği konusunda, kendileri güvensiz, güven veren bir tutum içerisinde değiller. Türkiye’nin tehdit Ejderha’dan geliyormuş. Niye Çin Halk Cumhuriyeti diyemiyorsun? Çünkü utanıyorsun Türk milletinden. Türk milleti tehdidin nereden geldiğini biliyor. Türk milleti tehdidin Çin’den Rusya’dan geldiğini, gelmediğini biliyor. Hatta onların Dostluğunu kazanmadan tehdide göğüs geremeyeceğimizi de biliyor Türk Milleti. Milliyetçi Hareket Partisi de o nedenle Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı diyor. Şimdi bakın, Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı, Türkiye’siz çok büyük bir zafer kazandı. İran, Amerika’yı dize getirdi. Tabii o kendi kararlılığıyla. Kendi milletinin duruşuyla ve kendi yöneticilerinin ölümü göze alan kararlılığıyla Amerika’yı dize getirdi. Ama yanına da Rusya’yı ve Çin’i alarak dize getirdi. Yani aslında İran Rusya Çin ittifakı oluştu. İran Rusya Çin ittifakı ilk büyük savaşında Amerika’yı Hırmız Boğazı’na gömdü. Dürümüz Boğazı sularına gömdü. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in saldırganlığını oraya gömdü. Çok çok önemli. Bu, Türkiye, Rusya, İran, Çin ittifakına mecbur ve bunu inşa etmek durumunda olduğunu gösteren çok önemli bir tarihsel yaşantı, ders. Çok önemli. Tecrübe. İşte İran, İran’ın devleti, Molla bilmem ne falan deyip duruyorlar ya, O mollaları örnek alsınlar. O mollalardan öğrensinler. Vatan nasıl savunulur? Düşmanın tehditleri nasıl belirlenir? Ve ona nasıl göğüs gerilir? Değil mi? Ne oldu İran? Yanına bir kere kendisi, o füzeler atılıyor, rampalarlar, şunlar bunlar, radarlar falan. Ama o radarların başındaki insanları düşün. O füzelerin rampaların başındaki askerleri, uzmanları düşün. İran’ın diğer deniz kuvvetlerini vesaire düşün. Demek ki onları kullanacak adamları var. Hadi o radarları, o diyelim hava savunma silahlarını, füzeleri falan filan götür. Cahil, cühela, eğitimsiz adamlara ver. Değil mi? Ne yapacak? Kullanamaz bile. Ama demek ki yetiştirmiş, eğitmiş. En önemlisi düşmanını doğru tanımlamış. Bu bakımdan Türkiye Devleti, Mollalar falan filan dedikleri İran yöneticilerinden öğrensinler. Öğrensinler. Vatan Partisi’den veya öğrensinler. Atatürk’ten öğrensinler. Talat Paşalardan, Enver Paşalardan öğrensinler. Türkiye’nin büyük bir kurmay birikimi var. O bakımdan hani biz böyle balkondan seyretmiyoruz, İran’ın Amerika’yı ve İsrail’i dize getirmesine. Burada Türkiye için çok büyük bir ders var. En önemlisi burada nedir? NATO’nun şemsiyesi altına girerek, NATO bizi korur diyerek değil. Değil mi? İşte NATO, İran’ı dize getiremedi. İran, NATO’sunu, Amerika’sını, Avrupa’sını hepsini birden dize getirdi. Çok önemli. Mesela şimdi NATO zirvesi geliyor, Ankara’da toplanacak 7-8 Temmuz. Yine o NATO’cu zavallılar, cahiller. Ondan sonra, efendim NATO bize silah vermezse ne olur? İran’a NATO silahı vermedi, İran’ın iyiliğine. İran NATO’dan mı silah aldı? İran NATO şemsiyesi altında mı kendini korudu? Tam tersine İran, Bir kere kendi öz gücünü iyi seferber ederek ve düşmanını doğru tanımlayarak ve uluslararası planda da Rusya ve Çin gibi çok sağlam ve esaslı müttefiklerini bularak ve inşa ederek bu savaşı kazandı. Dolayısıyla bu NATO masalları bilmem ne falan filan onlar da İran’ın zaferiyle birlikte Hürmüz Boğazı’na ondan sonra İran Arap Körfezi’ne gömülmüştür. Sizin az önce bahsettiğiniz o yükselen ejderi tehdit olarak gören izleyicilerimizi hatırlatmak varlığında söylüyorum. Dün yapılan NATO toplantısında Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Sayın Çağrı Erhan’ın açıklamasıydı. NATO dünya tarihinde kurulmuş en başarılı ittifaktır diyor. Evet başarıları var. Eşref Bitlisi öldürdü. Bir başarı Muhsin Yazıcıoğlu’nu NATO öldürdü. Başarı 12 Mart darbesini yaptı. Bravo Çağrı Erhan’a. Evet, Çağrı Erhan’ı tebrik ediyorum. NATO’nun başarılarını sayıyorum ben. 12 Mart darbesini yaptı, başarı. 12 Eylül darbesini yaptı, başarı. 15-16 Temmuz’da Çağrı Erhan’lar ağlasın, başaramadı, gömüldüler. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Milleti, ondan sonra NATO’larını, onların gladyolarını ezdi. Ankara bulvarlarında, meydanlarında, İstanbul bulvarlarında, meydanlarında, köprülerinde, Boğaz köprülerinde falan filan Türk ordusu ve Türk milleti onların Natos’unu Çağrı Erhan’ların başarı dedikleri Natoyu ezdi. Niye Çağrı Erhan bize cevap versin, niye başaramadı? 15-16 Temmuz’u Çağrı Erhan’lar niye başaramadılar Natoları onların? Niye NATO’ları Çağrı Erhan’ların İran’ı şey yapamadılar, yenemediler? Onların NATO’su niye Filistin bir avuçluk gazete toprağını işgal edemedi? Ya Çağrı Erhan’ların NATO’su. Ve Çağrı Erhan’ları tabi kumanda edenleri de söylüyorum. 15 Temmuz’da NATO ikisini nasıl kurdunuz? Yani 15 Temmuz Amerika… Bakın ben buradan sesleneyim. Türk Devleti bunlara nasıl maaş verir ya? Nasıl Türkiye’nin düşmanı ejderhadır, Çin halk cumhuriyetidir diyen adamlara Türk devleti nasıl maaş verir ya? Aldanmak için mi veriyor bu maaşı? Kendilerini aldatsınlar diye, yalan söylesinler diye, uzmanlıklarıyla bilmem neleriyle Amerika’nın güdümüne soksunlar diye. Yani Trump’ın güdümünde olmak için ille bir Çağrı Erhan’lara falan maaş mı vermek gerekiyor? Veyahut başka kimler varsa. Sayın Cumhurbaşkanımıza da bunu arz ediyorum. Bu Çağrı Erhan’lara falan niçin maaş veriyorsunuz? Sizi aldatsın diye mi? Size yanlış düşman tarif etsin diye mi? Sizi Trump’ın güdümüne soksun diye mi? O zaman Türkiye’nin başında nasıl kalacaksınız? Bakın, danışmanı Çağrı Erhan olanlar Türkiye’yi yönetemez ve Türkiye’nin başında da kalamaz. Açık söyleyeyim. Böyle danışmanlar mı olur? Ejderha’ymış falan filan. Daha düşmanı açıkça tarif edemiyor. Türkiye’de çıkalım, sokağa çıkalım, köyleri falan filan gidelim, ejderha nedir diyelim. Yüzde kaç bilir onun ejderha tarifini? Çağrı Erhan daha Türk milletine düşman tarifini Türk milletinin bilmediği kavramlarla yapıyor. Yazık yani Sayın Cumhurbaşkanımız da böyle bilmem ne Amerika’da bilmem nerede şuralarda buralarda eğitilmiş falan bu adamlarla mı ondan sonra genel kurmaylık kurmaylık oluşturacak da Türkiye’nin güvenliğini sağlayacak? Tam burada bir notu söylemek istiyorum. Konunun da bağlamıyla uyuşuyor. Şimdi siz 15 Temmuz ve NATO ilişkisini kurdunuz. Bazı itirazlar gelebilir. NATO’nun ne alakası var 15 Temmuz’la diye. Ama aynı toplantıda MİT Başkanı İbrahim Kadın şunu söylüyor. Özellikle 15 Temmuz sonrası Türk Silahlı Kuvvetlerinden yapılan FETÖ tasfiyelerini hatırlatıyor kendisi. Tırnak içinde şunu söylüyor, FETÖ mensuplarını Türk silahlı kuvvetlerinden temizlerken batıda bu kadar general tasfiye ederseniz Türk ordusu zayıflar deniliyordu. Yani batı bizimkilere… Ya bakın biz bunları. Sayın İbrahim Kalın’dan da öğrenecek değiliz açık söyleyeyim. Dünyada 15-16 Temmuz darbe girişimini yapanın, Gladya olduğunu, NATO olduğunu, Süper NATO olduğunu, NATO’nun yeraltı örgütlenmesi olduğunu bilmeyen kim var ya? Kimi kandıracaklar? 15-16 Temmuzluk darbesini FETÖ mü yapmış? Hangi silahıyla, hangi külahıyla yapmış? Tamamen Amerika Birleşik Devletleri onları almış, Türk Devleti’nin, ordusunun, polisinin içine, yargısının içine yerleştirmiş, şey olarak, yeraltı örgütü olarak NATO’nun. Ondan sonra, o bir NATO darbesi, yani Çağrı Erhan’la İlberim Kalınlar onun bir NATO darbesi olduğunu bilmiyor. Ama Bugünkü konuları o NATO darbecileri ile beraber istedikleri kadar FETÖ’nü ödesinler. Ejderha dedikleri zaman, düşmanı Ejderha diye, Rusya diye tarif ettikleri zaman veya Karadeniz’de Türk balıkçı gemisi Ukrayna tarafından vurulduğu zaman ve Türk tankeri Ukrayna tarafından vurulduğu zaman, onu görmezden gelip kafalarını öbür tarafa çeviren adamlarla sen Türkiye’yi nasıl önümüzdeki dönemde yöneteceksin ve güvenliğini sağlayacaksın? Dolayısıyla burada AK Parti’nin çok büyük bir sorunu var. Bunlar entelektüel mi? Bunlar kurmay mı? Bunlar hesap kitap biliyor mu? Bunların ellerinde bir terazi var mı? Dünyadaki kuvvetleri tartan. Bunlarda vicdan var mı? Çağrı Erhan’da vicdan var mı? Veyahut onun gibilerde. Türkiye’nin düşmanını doğuda gösteren, ondan sonra Amerika’nın üzerini örten, Doğu Akdeniz’deki Amerika-İsrail donanmalarını, onların namlularını görmeyen adamlarda, Türk milleti adına bir vicdan var mı? Bir milli vicdanları var mı bunların? Ege’deki Amerika yığınağını, Amerika’nın Ege kıyılarındaki ve Ege adalarındaki silah yığınağını, tanklarını, toplarını görmeyen insanlarda bir Türk vicdanı var mı bunlarda? Bunların neresinde vicdan var? Neresinde millet var? Neresinde vatan var? Amerika’dan başka ne var bunlarda? Trakya’da NATO manevraları içen Mayıs’ta yapıldı değil mi? Bir sene evvelki Mayıs’tan bahsediyorum 2025. Bunları görmeyen insanlarda hangi uzmanlık var? Çağrı Erhan bilmem ne falan filanmış. Kim bunları mitin başına getiriyor? Bunlarla beraber Türkiye’nin istihbaratı, Türkiye’nin güvenliği sağlanabilir mi? Yalan söyleyen adamlarla. Düşmanını doğuda tarif eden, Amerika’yı gizleyen, Amerika’nın namlularının falan üzerine örten ne ile örtüyorsun kardeşim? Ceketini çıkarsan o namlunun üzerine örtebilir misin? Çağrı Erhan veya kimse. Ben de aslında yanlış insanları da burada anıyorum. Onları oraya kim tayin ediyor? Çağrı Erhanları oralara kim tayin ediyor? Ve bu Nato zirvesini kim Ankara’ya davet ediyor? Cenaze töreni için mi davet ediyorsunuz? Ey Türkiye hükümetinin yöneticileri. Ankara’da cenaze töreni yapmak için Nato’ya, Türkiye’ye yazık değil mi? Nato’nun cenazesini sen mübarek Anadolu toprağının altına gömebilir misin? Onun mu o cenazenin atılacağı bir tane yavrum, Atlas Okyanusu. O ayağına taşları bağlarlar, götürürler Avrupalılar. Oraya kurdukları yerde denize atarlar o NATO’yu, NATO’nun cenazesini. Niyet bunları Türkiye’ye çağırıyorsunuz. Niçin Trump’ların çökmüş olan, çürümüş olan efendim hedeflerinin falan filan gölgesi altına giriyorsunuz? Yazık değil mi? Bunu Türkiye adına yapabilir misiniz? Türkiye bunu kaldırır mı? Kim sizi sırtında taşır? Siz bu NATO’culukla, bu Amerika perverliklerinizle, muhipliğinizle Türkiye’nin başında kalabilir misiniz? Türkiye’yi yönetebilir misiniz? Türkiye’ye tehdit onlardan geliyor. Akdeniz’de onlardan geliyor. Kıbrıs’ta onlardan geliyor. Ege’de onlardan geliyor. Ege Adaları’nda onlardan geliyor. Sınırda, Trakya sınırında, Edirne’nin 5 karış ötesinde tehdit onlardan geliyor. Daha dün Karadeniz’de geliyor bizim bılıkçı gemimizi, Amerika’nın Ukrayna’sı, Batı’nın Ukrayna’sı, balıkçı gemimizi vuruyor. Ondan sonra tankerimizi vuruyor. Bunu görmeyen bir Türk devleti olur mu? Kendisine silah sıkanı, kendi gemisini vuranı görmezden gelip kafasını çeviren bir Türk yönetimi, Türk hükümeti olur mu böyle bir hükümet? Örneğin İran füzelerinde günlerce ses çıkardı. Ayrıca İran’ın atılmayan füzeleri. Ondan sonra Türkiye’de böyle bir İran elektriği. O da ne oldu? Bak yenildiniz. Ey Dışişleri Bakanlığı, Riyad’da gittiniz bilmem imzalar attınız. Hatta savaşın başında kalktınız dediniz ki bu İran nasıl olsa yenilecek. Utanmıyor musunuz şimdi? Bu bilgilerle mi siz Türkiye’yi yöneteceksiniz? İran yeniliyor bak şimdi. Bu Türkiye’yi yönet Dışişleri Bakanlığı. İran yeniliyor dedi değil mi? Şimdi ne yapacaksınız? Daha iki ay evvel İran yeniliyor diyordunuz. Ondan sonra gidiyordunuz Riyad’da İsrail’in bildirilerine imza atıyordunuz. Ondan sonra Abraham bilmem ne mutabakatları bilmem ne fermanlarına falan filan teslim oluyordunuz. Şimdi utanmıyor musunuz bu milletin yüzüne bakmaya? Yani bunları sorgulayacağız. Böyle bir dış politikayla, böyle bir güvenlik anlayışıyla Türkiye nereye gider? Ama bu damla Türkiye devleti içinde de değil mi? Şimdi ne oluyor? Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı. Bu çıkıyor. E o zaman nasıl çözeceksiniz? Türkiye-Rusya-Çin ittifakı diyen bir doğru vatansever, milliyetçi bir güç var. O aslında Türkiye devletinin merkezidir, çekirdeğidir, asli güçleridir falan. Bir de Amerika Birleşik Devletleri’nin falan filan İşte Çağrı Erhan bilmem ne ismi de baya Türkçe yani. Çağrı Beyta… Sayın genel başkanım tam bu. Konuyla ilgili güzel bir örnek var. Daha bugün yaşandı. Daha bugün yaşandı. Çağrı Erhan bu konuşmayı yaptı ama bugün… Tabii Çağrı Erhan’ın adını da lüzumsuz yere fazla aldık da yani ama onu tayin edenlere hedef oluyoruz. Tayin edenlere diyoruz ki bu Çağrı Erhan’ların derhal işine son verin. Derhal işten atın. Derhal işten atın. İbrahim Kalınlar falan da böyle Amerika öyle bir formülasyonlar üretiyorlar ki Amerika evet kuvvet kaybediyor ama hala çok güçlü falan gibi. Ya Amerika’yı kurtaramazsın İbrahim Kalın. Amerika’yı sen kurtaramazsın çok açık söylüyorum. Senin o böyle dolaylı molaylı üstü kapalı laflarınla Amerika’yı Trump’ı kurtaramazsın. Amerika batıyor, çöküyor, gidiyor. Kurtaramazsınız ve kurtaramayacaksınız. Bugün mecliste bir Çinli heyet geldi. Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Vedat Bilgin’le görüştüler. Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Sosyal Kalkınma İşleri Komitesi Başkanı Yang Zhenwu heyetinde bir heyet geldi. Orada Vedat Bilgin çok ilginç bir cümle kurdu. Eski bakanımızdı. Evet, eski çalışma bakanı. Tırnak içi okuyayım izleyicilerimiz için de. Amerikan emperyalizminin yaklaşık 100 yıllık Batı emperyalizminin ise 200 yıllık hegemonyasının çektiği bir dönemde karşılaştık. Bu karşılaşma aynı zamanda yeni bir çağın, yeni bir Asya vizyonunun başlangıcına hizmet etmektedir, işaret etmektedir. Bu başlangıcın tarihsel öneminin farkındayız. Şimdi bir yanda onu diyenler var, bir. Yanda bu ikilik mi var? Bir an bir an diye bir şey yok. Türk devletinin, Türk milletinin merkezi güçleri, hakim güçleri Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakını Türkiye’nin güvenliği açısından biricik çözüm, biricik matematik formül olarak görmüşlerdir. Tamam. Onun için burada böyle iki tane, bir yan yok öbürleri şey içinde, direnme içinde çelme takmak, sabotaj, Amerika adına son görevlerini falan filan yapıyor ama Türkiye onları sükürüyor. Bakın son 2014’ten bu yana 12 yıl değil mi? Türkiye onları süpürüyor. Nasıl süpürüyor? 2014 Yılında Silivri Duvarı’nı yıktık Vatan Partisi önderliğinde. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarını oradan çıkarttık. Kim atmıştı oraya? İşte o Çağrı Erhan’ların falan filan müttefikleri, abileri, amcaları, dayıları, teyzeleri, halaları olan FETÖ’cüler falan bizi hapse atmışlardı. Çin’i, Rusya’yı düşman gören o FETÖ takımı falan, Amerika takımı falan bizi hapse atmışlardı. Ne oldu? O duvarı yıktık ve Türk ordusunun binlerce subayını ve Vatan Partisi’ni oradan çıktı. Orada başladı hikaye. Türkiye’deki temizlik süpürme hikayesi orada başladı. Arkasından Amerika buna bir darbeyle cevap vermeye kalktı. Ne oldu? Amerika ezildi. Generalleri hapse atıldı. Bugün Türkiye hapishanelerinde Amerikan generalleri yatıyor. Yani Çağrı Erhan’ların falan ortaya koyduğu stratejinin selam durduğu adamlar Türkiye hapishanelerinde bugün. NATO’cular, NATO’nun Ankara toplantısını yapıyorsunuz. Hapishanelerde NATO generalleri var. Nasıl bu sorunu halledeceksiniz? Kurtaramazsınız onları hapishanelerden. Evet o NATO goygoycularına sesleniyorum. O Amerika Trump muhiblerine sesleniyorum. O adamları, o NATO generallerini, siz FETÖ generallerini, NATO generallerini hapishanelerden çıkaramadınız. Gücünüz yetmez. Onun için yani bir yan bir yan yok. Kaybediyor onlar. Ve oradan beri gelenler 24 bin Türk ordusundan temizlendi subay. 30 Bin Türk polisinden temizlendi. Çağrı Erhan’ların şeyleri bunlar, ahbapları. Ahbapları. Çünkü sen Çin düşman, Rusya düşman dedin mi işte senin ahbabın o ordudan temizlenen, polisten temizlenen, yargıdan temizlenen adamlardır. Demek ki hala içeride kalanlar var. Onun için diyorum bunların işlerine son verilmenin. Türkiye böyle bir temizlik yaşıyor. Hatta öyle ki Türkiye en sonunda ana muhalefet partisinin tepesinden bile tırpanağı atıp bunları temizliyor. Ne demek yani? İşte o Newsweek’e bilmem nereye, Foreign Affairs’e, Foreign Reports’a, şuraya buraya yazılar yazıp falan batıya. Bana ben senin sopa ne olayım? Ey Amerikan, ey emperyizme, ey Avrupa ben senin güvenliğini sağlayayım falan diye beyanatlar vermiyor mu Özgür Özel değil mi? Beni sopa yap diyor. Ama ne oldu? CHP’nin tepesinden temizlendi. Türk Devleti mutlant kararı aldı. Mahkemesi Türk Devleti’nin, Türk yargısının onları temizledi. Temizleniyor. O temizlik adım adım nereye doğru gidiyor? Onların akrabası, eşi, dostu bilmem nesi falan filan yani akraba derken kan akrabasını söylemiyorum. Ondan sonra duruşlarıyla FETÖ ile aynı mevzide olanlara doğru o temizlik geliyor. Amerika onları kurtaramaz, çok açık söyleyeyim. Biraz burada tartışma şeyde kilitleniyor gibi. Amerika kaybediyor, çekiliyor. Bu herkesin tespiti. NATO ile olan çelişkileri de ortada. Amerika buradan çekilirken Türkiye, yeni bir Türkiye merkezi bir NATO inşası… Nasıl yapacakmış onu? İnşa etmek için kuvvetli olman lazım. Kaybettin savaşı. Özellikle savunma sanayi… Kaybettin savaşı. Savaşı kaybedenler Orta Doğu’ya, Batı Asya’ya düzen müzen veremez. Kaybettiniz savaşı. İran kazandı, Çin kazandı, Rusya kazandı. Siz kaybettiniz o savaşı. Savaşı kaybedenler düzen kurabilir mi? Evet, Türkiye savunma sanayisi yapıyor. Niçin yapıyor? Amerika ve İsrail’e karşı kendini korumak için yapıyor. Yoksa o savunma sanayisi ile dostlarını, İran’ı bilmem neyi, kendi dostlarını vurmak için savunma sanayisi yapmıyor. O silahlara Çağrı Erhanlar mı komuta edecek? O savunma sanayisine, o uçaklarımıza Kaan falan, o Kaan’ın adını bile yanlış koydunuz. İbranice koydunuz, Ka’an, iki A koydunuz. Türkçe’de Ka’an diye bir sözcük yok. Kagan var, Ka’an var. Yumuşak G var orada. Kalktınız iki tane A yaptınız, İbrani Ka’an’ı yaptınız onu. Ama o silahlar siz istediğiniz kadar adını iki A’lı yapıp İbranice yapın ama o silahın mühendisi, işçisi, o silahı kumanda edecek Türk Silahlı Kuvvetleri onlar Türkiye’nin milli kuvvetleri. Onun için bu Türkiye’nin cephesini NATO’nun emriyle dostlarına çevirecek, Rusya’ya çevirecek, İran’a çevirecek, Çin’e çevirecek. Kaybettiniz siz. Düzenleyemezsiniz. Hangi güçle düzenleyeceksiniz? Amerika’nın gücüyle Amerika size bırakacaktı. Siz Amerika’nın vekilleri, bilmem nileri olarak bölgeyi düzenleyecektiniz. Amerika’nız kaybetti. İsrail’iniz kaybetti. Nasıl düzenleyecekmişsiniz? Bölgede nasıl düzenleyecekmişsiniz? Savaşta kazananlar düzenler, kaybedenler düzenleyemez. Bizim Dışişleri Bakanlığımız ve diğer onlara benzeyenler, savaşın başında bilmem İran’a falan filan tavır alanlar onları kaybetti. Nasıl düzenleyecekler? İran’ın dostları ancak düzenleyebilir. Bölgede bir düzenleme olacaksa ondan sonra o düzenlemeyi yapanlar savaşı kazananlar olacak. Yani Rusya, Çin, İran ve Türkiye’nin milli güçleri. Peki Amerikan’ı kaybetti de Trump, yani Trump gitse yeni bir Amerikan hükümeti gelse bu söylediğiniz düzeni yeniden inşa edemez mi? Şimdi bakın yenildiği için Amerika’da akıllı Amerikalılar varsa aslında o gerçekçi Amerika’nın temsilcisi olarak geldi Trump ama en sonunda ne oldu? O maalesef o saldırgan Amerika’nın avucuna düştü Trump falan. Yani Amerika’da bir devrim olacak. Ama o 10 sene sonra olur, 8 sene sonra olur, 5 sene sonra olur, oraya doğru gidiyor. Onlar geldiği zaman tablo değişir, ayrı mesele. Ama yani şimdi Trump gitti, öbürü geldi. Ama tabii Amerika Birleşik Devletleri’nde demokrasi ve gerçekçi gelenekleri vardır. Amerika kaybetti. O gerçeği görenler Amerika’nın başına gelirse ki… Amerika da görmeye başladı. İran’la yaptığı mutabakat nedir? Amerika yenildiğini gördü ve imzaya attı. Savaşın başında Amerika ne diyordu? Ben İran’ın rejimini değiştireceğim diyordu. Değiştiremedi. Nükleer silahlarını imha edeceğim diyordu. İmha edemedi. Hiçbir hedefine ulaşamadı. Ürmüz Boğazı’nı en azından kontrol edeceğim ve oradan bütün dünyaya enerji şeyini, ticaretini falan filan kontrolüm altına alacağım diyordu Amerikan. Onu da beceremedi. İran orayı kontrol ediyor ve en sonunda imzayı da atmak zorunda kaldı. Türkiye’deki o Amerika muhibbe olan Dışişleri Bakanlığı çevreleri veya ben ne bileyim o demin söylediğiniz isimler falan adlarını da anmak istemiyorum. O istihbarat teşkilatının ta Mossad ve CIA geleneğinin yetiştirdiği unsurlar hepsi kaybetti. Türkiye’de bir temizlik yaşanıyor. Hepsi kaybetti. Yani İran Savaşı yalnız İran ile Amerika arasında olmadı. İran Savaşı bütün dünya çapında bir cepheleşme. O savaş aynı zamanda Çin ve Rusya ile Amerika arasındaydı. O savaş aynı zamanda Türkiye’nin milli güçleri ile Amerikancı güçler arasındaydı. Şimdi o Amerikancı güçler Ankara’da şey yapacaklar. Onlar yapmıyor. Ankara’daki NATO zirvesini Türkiye’deki Amerikan’cılar yapmıyor. Amerika onlara dayatıyor. Niçin dayatıyor? Türkiye’nin elinden kurtulduğunu, çıktığını, bağımsızlaştığını, ondan sonra Asya’ya yerleştiğini Amerika gördü. Bakıyor, Türkiye Rusya için, İran oraya gidiyor. O ittifaka gidiyor Türkiye. O telaşla Amerika NATO’nun zirvesini Ankara’da yapıp falan işte bir takım adamlarını da demin isimlerini zikrettiğiniz falan onları da böyle ortaya sürerek falan filan o mevzilerini korumaya çalışıyor. Nasıl koruyacaksın sen Amerika? İran’da yenildi. Türkiye’de iki kere daha yenileceksin. Bakın Rusya-Çin-İran ittifakına yenildi Amerika. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakına yerin dibine batarak yenilecek. Savaşın başında İran’ın… Çok pardon. Yani burada ben şunu söylüyorum. Efendim Amerika Türkiye’yi yener bilmem ne falan. İran’ı yenemeyen Amerika Türkiye’yi hiç ama hiç yenemez. Sayın Perinçek kısa bir araya gideceğiz. Aradan sonra sohbetimize devam edeceğiz. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri çıkış yolu aranın arkasından ardından devam edecek. TV Plus’ta uyuyakaldım, maçı kaçırdım derdi yok. Milli heyecanı Toyasi’ye yaşamak için geri al. İstediğin ekrandan izle. 150’Den fazla canlı TV kanalı, popüler dizi ve filmlerle TV Plus sana yeter. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Halk Plajları Projesi ile Türkiye’nin dört bir yanındaki plajlarımız halkımızın hizmetinde. Girişlerin ücretsiz olduğu beş yıldızlı halk plajları, çocuk parkları, yeme içme mekanları, spor sahaları, kamp alanları ve mavi bayraklı tertemiz sahilleri ile konforlu bir tatil imkanı sunuyor. Halk plajlarımız ülkemizin eşsiz turizm noktalarında sizi bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı tüm medyayı takip etmekte zorlanıyorsanız tek bir çözüme ihtiyacınız var. Medya Takip Merkezi, yapay zeka destekli araçları, editoryel çözümleri, hızlı ve yenilikçi medya takip sistemleriyle tüm medyayı kapsamlı olarak takip etmenizi sağlar. Basın bülteni dağıtımından izlemeye, tüm sosyal ağlardaki yayılımından medya analizine kadar tüm dünya medyasını takip ederken geriye dönük medya arşiviyle haber ve reklamlara anında erişebilirsiniz. Bilginin doğru adresi Medya Takip Merkezi. Bu dizinin Türk Devrimi’nin yayın evi kaynak yayınları betimlemesi en güçlü kalemleriyle fuara damgasını vuruyor. 20 Haziran Cumartesi günü saat 14’te Adil Hacı Ömeroğlu çocuk eğitimi üzerine çarpıcı başlıklarıyla sizleri bekliyor. TRT 21 Haziran Pazar günü saat tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. 14’Te sindikal mücadelenin tanığı Ali Rıza İkisivri ve 15’te denizcilik tarihine ışık tutan Tevfik Kadan imza standında olacak. Ekonomi, tarih, siyaset ve eğitim. Aradığınız tüm derinlik 10. Kadıköy Kitap Günlerinde kaynak yayınları standında sizleri bekliyor. Evet, Dünya Kupası kadromuz açıklandı. Kaleye otobüs çekeceğiz seyirciler. Görünen o ki mutfakta da golü koklayacağız. Sağ kanatta sürekli gelip giden metro, ters tarafta yatak. Geride ise üç güne kadar Geri sar özelliği var. Araba, park, iş yeri, ev, kafe. Kısaca, internet olan her yerde, D-Smart Go ile maçları dilediğin cihazda ücretsiz izle. Türkiye’nin e-ticaret platformu PTT AVM hava durumunu sunar. Müzik Müzik Müzik Türkiye’nin e-ticaret platformu PTT AVM, hava durumunu sundu. Değerli ulusal kanal izleyenlere çıkış yolu programımız devam ediyor. Sayın Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Eyvallah. Sayın Perinçek NATO’yla devam ederken ben şunu da merak ediyorum aslında. Bir kavram atıldı. Yeni NATO diye. Yani eskisi öldü. Şimdi daha Avrupa’nın daha az ABD’ye bağımlı olduğu gibi kavramlar var. Yeni bir NATO mu doğuyor yoksa NATO nereye gidiyor? Bakın hiç kimse ölüyü diriltemez. Yani bugüne kadar teknoloji şudur budur falan filan. Eskiden beri kimyada bir şey vardır. Bak diyelim demirden altın yapmak, şeyden bakırdan altın yapmak gibi değil mi? Kimya simya. Yani on binlerce yıldır böyle bir uğraş içindedirler. On binler demeyelim de binlerce yıldır. Ondan sonra kimse bakırdan altın yapamaz. Bütün kimya Simyacılar diyelim, aklı başında bilim adamı bakırdan altın yapamayacağını bilir. Ama ölüyü de kimse diriltemez. NATO’nun ondan sonra öl, ölüsün üzerine yeni NATO yaz, o canlanmaz. Onun kokuşmaması için ya toprağın altına atacaksınız ya da benim tavsiye ettiğim gibi götürüp Atlas Okyanusu’nun ayağına taşı bağlayıp atacaksınız. Yeni NATO falan filan diye olmaz. Ölüyü kimse diriltemez. Ölünün yenisi olmaz. Onun arkasından dua edenler dualarını yapsınlar. Sahip Perinçek, bu İran-ABD savaşı başladığında, ABD-İsrail savaşı başladığında, İran’ın körfez ülkelerindeki ABD üsslerine karşı bir saldırı girişimi oldu. O dönem bizim Dışişleri Bakanlığı çevreleri, hükümet şunu söyledi. İran’a yapılan saldırıya karşıyız ama İran’ın da körfez ülkelerine yaptığı saldırılara karşıyız diye böyle bir açıklama yaptı ve sonra televizyonlarda bunu sürekli dillendirdiler. Bunu şu yüzden sormak istiyorum. Bir bu stratejinin doğruluğunu soracağım ama esas şundan sormak istiyorum. Benzer bir tehdit, Türkiye’ye geldiği zaman Türkiye böyle bir önleyici saldırı yapacak Kudret’te mi? O stratejik birikimde mi? Örnek veriyorum Güney Kıbrıs’taki üstlere İsrail’e, doğal akdenize varsa bir gemiye, Yunanistan’daki etrafımızdan üstlere benzer bir girişim yapabilir mi? Stratejini doğrulayacağım. Şimdi bakın bu utangaç Amerikan’cılar, mahçup Amerikan’cılar, mahçup İsrail’ciler Bu savaşın başında Amerikancılıkların açıkça böyle İran’a karşı tavır alamıyorlar. Ne yaptılar? İran’ın körfez ülkelerindeki Amerikan üstlerini vurmasına tavır aldılar. Sanki İran orada körfez ülkelerine vuruyor. Bizim Dışişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanlığı çevresi için söylüyorum falan filan. Ondan sonra… Yani ben… Açıkça Amerika şapkasını giyemiyor. Mahcup mahcup, utangaç utangaç. Ya orada kimi vuruyor İran? Amerika gelip Körfez ülkesine, Birleşik Arap Emirliklerine, öbürüne şuraya buraya falan üstlerini korup gemilerini, ondan sonra uçaklarını, topunu, tüfeğini, raketini, efendim füzesini yerleştirmiş. İran ne yapacak? Beni vursun mu diyecek? Aynı şey Türkiye için şu anda siz de sorduğunuz geçerli. Şimdi ne yapıyor? Güney Kıbrıs’a Amerika yığılak yapıyor değil mi? Veyahut da Doğu Akdeniz’de Amerika var mı? Amerika’nın Doğu Akdeniz’de bir adası var mı? Bir karası var mı? Yok. Ama orada Türkiye’ye karşı donanma tatbikatları yapıyor. Yunanistan’ın kıyılarında bizim Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan da söyledi. 9 Tane dedi Amerika Yunanistan kıyılarına sayısını da verdi. Üst kurmuş dedi. Orası Amerika mı? Orası Yunanistan. Veya da Ege Adaları’nı burnumuzun dibi, elimizden uzansak Ege Adaları’na değiyor. Değil mi? Oralara Amerika, şimdi Avrupa ve Amerika’nın bazı devletleri oralara askeri yınaklar yapıyor. Türkiye’ye tehdit oralardan gelecek. Yoksa Mississippi’den, Florida’dan, Kansas’tan atılan füzelerle Türkiye vurulmayacak ki. Türkiye burnunun dibinden, Yunanistan kıyılarından, Güney Kıbrıs’tan, Doğu Akdeniz’den, Trakya’dan oralardan vurulacak. Amerika oralarda. Amerika orada. Bayrağını da gösteriyor. Ben Amerika’yım diyor. Erhan göremiyor mu o bayrağı? Çağrı Erhan Amerika bayrağını, Trakya’daki Amerika bayrağını, Güney Kıbrıs’taki Amerika bayrağını. Ondan sonra tabii onun gibiler söylüyorum yani o zat gibiler. O ismi de lüzumsuz yere çok fazla andık ama yani o öleleri var onun için. Onların bir timsali oldu. Onlar göremiyorlar mı Amerikan bayrağını, İsrail bayrağını ikisi yan yana? Kollarında da NATO pozibentlerini göremiyorlar mı onlar? Dolayısıyla sizin sorduğunuz soru çok anlamlı. Türkiye kendini savunmak için Mississippi’ye, Florida’ya, Kansas’a, Washington’a, Boston’a falan füze yollamayacak. Burnumuzun dibindeki Amerikan tehdidiyle karşı karşıyayız. Onun için cambazlık o. İran körfez ülkelerine hedef alıyor. Bu bir cambazlık. Bu Türk milletini aldatmak için yapılan bir alavere dalavere. Çünkü Amerika getirmiş, üstlerini kurmuş. O Kölfez şeyhlikleri de ona buyur hoş geldin demiş. E ne yapacak İran? Amerika’nın oradan kendisini vurmasına izin mi verecek? İşte onları vurdu ve çözdü. Savaşı o sayede kazandı. Ama bizim içimizdeki Amerikancıların Ondan sonra öğütlerini dinleseydi Tahran Hükümeti, ne oldu bugün? Tahran Hükümeti’nin başında da o bizim Türkiye’deki Amerika muhipleri gibi Amerika muhipleri olacaktı. İyi ki onların ondan sonra öğütlerini falan dinlemedi, dinlemez zaten. Düşmanın nerede olduğunu görüyor. Tahran Hükümeti için söylüyorum. NATO konusu devam ederken şunu da sormak istiyorum. Siz biraz önce açıklama yaparken Mosin Yazıcıoğlu ve Eşref Bittisi saytınız. Şimdi orada da yeni bir gelişme oldu. Bunların dosyası Ankara’da. Yeniden ele alınacak araştırmalar olacak. Siz de bu konuda zamanında Aydınlık Gazetesi’de başta olmak üzere çok yazıp çizmişti. Siz bu yeni gelişmeyi nasıl değerlendirdiniz? Valla Gladio muhiplerinin, FETÖ muhiplerinin Fetö severlerin, Gladyo severlerin, onların cephesinde olanların vay halini diyor. Yani evet onlar bizim Eşref Bittisi’mizi şehit ettiler. Ondan sonra Muhsin Yazıcıoğlu’muzu şehit ettiler. Daha işte Ümit Uğur Mumcu kardeşimi falan onları şehit ettiler falan filan. Ama şimdi ne oldu? Türk Devleti’nin içinden, ta 1990’larda yapılan bu suikastlere karşı bir araştırma başladı. Bu da temizliğin bir devamı. Türk Devleti kendi içindeki gladyoyu temizlerken hemen ne yaptı? Belleğini canlandırdı. Dedi ki, sen benim eşref bittisi mi öldürdün ya? Sen benim uğurcu mu mumcu mu öldürdün? Sen benim Muhsin Yazıcıoğlu mu öldürdün? Hadi bakalım, şimdi ben dosyaların kapaklarını açıyorum. Ne yapacaklar şimdi? O kapaklar açıldığı zaman, o dosyaların içinde isimleri olan zatlar, ondan sonra o suikastlerde falan filan parmağı olan insanlar ne yapacaklar? Değil mi? Onlara geliyor, onların üzerine geliyor olay. Şimdi bakın orada ne yaptık biz o zaman? İşte Genelkurmay’a Eşref Bitlis dosyası. Genelkurmay’a Eşref Bittis dosyası verdik. Nusret Senem arkadaşımızın yazdığı, bizim aynı koğuştaydık hapishanede. Hapishanede Nusret Senem’e arkadaş, bütün şeyleri getirdik. Ondan sonra arkadaşımız bir alın teriyle, emekle bu şeyleri yazdı. Ondan evvel Adnan Akfırat’ın Eşref Bittis suikasti kitabı. Ondan sonra Muhsin Yazıcıoğlu’yla ilgili şeylerimiz, Aydınlıkta çıkan yayınlar. Ondan sonra şeyler falan. Yani biz daha o zaman Muhsin Yazıcıoğlu’nu öldüren, şehit edenlerin, Işrep İtiz’i şehit edenlerin, Gladio olduğunu… Muhsin Yazıcıoğlu şehit olmadan önce ne diyordu? Bizim diyordu, tarlayı girmiş sürmüşler. Aslında Muhsin Yazıcıoğlu kendisini şehit edenlerin kim olduğunu Şehit olmadan önce ilan edildi. Dedi ki bizim tarlayı sürmüşler. Ve o zaman çok önemli bir 28 Şubat’tan sonra yazılmış çok önemli bir mit raporu vardır. Onu aşağıdan kitabı keşke onu da getirseydik çok iyi olurdu. Biz ekranı veririz. Ekrana çevirelim. Evet o mit raporu. Ondan sonra O MİT raporunda Şenkal Atasoglu’nun imzalı diye hatırlıyorum, o zamanki MİT müsteşarı. O MİT raporunda Büyük Birlik Partisi’nin nasıl FETÖ tarafından ondan sonra yönlendirildiğini, ondan sonra nasıl 1,5 milyar hatta paralar vs. Tansu Çiller ve FETÖ’yü hedefe almışlar. Evet, bu MİT’in Çiller FETÖ raporu, 28 Yüzyıl Batı’nın hedefi. Yayına hazırlayan Nusret Sena. Bakın bunu herkese öneriyorum. Burada aynı zamanda sayın rahmetli şehidimiz Muhsin Yazıcıoğlu’nun kimler tarafından katledildiği, katledilmeden önce bu raporda var. Çok önemli. Biz onları o zaman yayınladık. Şimdi onun için korksunlar. Eşref Bittisi şehit edenler, Muhsin Yazıcıoğlu’nu şehit edenler, Uğur Mumcuları şehit edenler korksunlar. Çünkü Türk Devleti’nin Gladio’ya yönelik temizliği şimdi onların üzerlerine, üzerlerine doğru geliyor. Korksunlar onlar. Onun için o ejderham, ejderha falan filan o korkunun sonuçları. Kaybediyorlar. Kaybediyorlar. Nasıl Türkiye’yi terse çeviririm, ben başaşağı ederim, tekrar o FETÖ’cüleri, METÖ’cüleri, Amerikancıları, Avrupacıları getirir Türkiye’nin başına oturturum. Kaybediyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nde de kaybettiler. Bakın onların son girişimi… Bu Çin düşmanı, Rusya düşmanı, Türkiye düşmanı esasında onlar değil mi? Onların son girişimleri neydi? Cumhuriyet Halk Partisi’nin tepesine Özgür Özel’leri getirdiler, İmamoğulları getirdiler. Ondan sonra o girişimleri de yerle bir oldu. Türk yargısı, Türk devleti olaya müdahale etti. Sen dedi, CHP’nin kurultayını satın alamazsın, bitti. O son yaptığınız Özel ve İmamoğlu’nun silahları yok, o yüzden iktidar olamazlar açıklaması çok tartışıldı. Yani darbeci gelenekten geldiğini söylüyor. Perinçey’in ordu içindeki isimlere işaret ettiğini söylediği falan böyle pek çok yorum yapıldı. Sizin demokrasi düşmanı olduğunuzu, işte orduya sahip olan iktidar olacağını söyledi. Siz bir açıklama yapmak ister misiniz hocam? Şimdi, darbeci gelenekten geliyorum. Türkiye’de bütün darbelerin öpüşhanesinde yatmış bir tane adam var, o da Doğu Perinçek. Hani bazıları vardır, birinde yatmıştır, öbüründe yatmamıştır. Birincide yatmadıysa ikincide yatmıştır. Ama ben Türkiye’deki bütün Amerikan darbelerinin, ondan sonra öpüşhanelerinde yatmış, onların bir nohulu hedefiyim. Bugün de onların hedefiyim. O birincisi. Ama ben aynı zamanda devlet teorisi hocasıyım. Kamu hukuku, devlet teorisi. Benim uzmanlık alanım hukuk fakültesinde devlet teorisi, kamu hürriyetleri, kamu hukuku, devlet teorisi hocasıyım. Burada bir devlet teorisinin abc’si elifbasından bahsedelim. Bir devletin ve iktidarın temel gücü nedir? Silahlı güçtür. Zaten iktidar ne demek? Elinde kudret olan değil mi? İktidar o demek. Yapabilme gücü. Devleti diğer kurumlardan, örgütlerden ayıran nedir? Silahlı bir güce sahip olmasıdır ve kendi egemenlik alanında da başka bir silahlı gücünü kabul etmemesi ve çıkarsa da tepesine binip onu ezmesidir. Devlet bu demek. Onun için ben devleti yöneteceğim, devlet iktidarı olacağım falan diye ortaya çıkan herkesin Sonuç itibariyle o iktidarı kullanmak için bir yaptırım gücüne, cebir gücüne gereği vardır. Atatürk iktidar olmuştur, onun yaptırım gücü var. Enver Paşa iktidar olmuştur, yaptırım gücü var. Talat Paşa iktidar olmuştur, yaptırım gücü var. Ondan evvel Mithat Paşalar, Namık Kemaller 1876’da ilk önce talebe-i ulumu, üniversite, bugünkü dille söyleyelim, üniversite talebelerinin harekete geçirdiği, harbiye talebelerinin harekete geçirdiği iktidar oldu. Ama elinde bir silahlı gücü vardı sonuç itibariyle o Mithat Paşalar’ın, Namık Kemaller’in. Değil mi? Veyahut da Osman Gazi’nin, Orhan Gazi’nin, Fatih Sultan Mehmed’in elinde ne? Bir silahlı güçleri var. Şimdi onun için özgür özeller çıkmış, ben iktidar olacağım. Senin silahlı gücün kalmadı ki. Seni iktidar yapacak güç, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden temizlendi. Senin yaptırım gücü olarak kullanacağın kuvvetler, polisten temizlendi, yargıdan temizlendi. Türk Silahlı Kuvvetleri de herhalde Amerikan’cı bir iktidarın silahlı gücü olma ihtimali yok. Dolayısıyla ben orada bir devlet teorisi dersi verdim. Şimdi bakın, devlet teorisini şeyler, batılılar makyavelliyle başlatırlar. Yani makyavelli kim? İşte on altıncı yüzyıl meşhur prens kitabı, yani hükümdar kitabını İtalya’da yazan batılılara göre siyaset biliminin devlet teorisinin kurucusu makyavelli. Makyavelli ne der? Floransa prensesine, İtalya’nın Floransa prensesine, sen Fatih Sultan Mehmet gibi veya Memlük Türk hükümdarları gibi ol, eline silahı al, İtalya’daki bütün prenseslikleri o silahın gücüyle birleştir ve İtalya devletini kur. Yani prens kitabının özeti budur ve orada da Florence prensini örnek olarak gösterilen tarihsel kişilik Fatih Sultan Mehmet’in ve Memlük Türk hükümdarlarıdır. Yani onların silah kullanmışlar. Fatih Sultan Mehmet ne yaptı? Karamanoğulları, Germiyanoğulları, Çandaroğulları falan bütün Anadolu’da şeyleri Uzun Hasanları, Akkoyunlar, Karakoyunlar falan filan onların hepsini ne yaptı? Silahla hizaya getirdi Fatih Sultan Mehmet ve birliği sağladı. Machiavelli bunu görüyor, izliyor. Bir de Memlükler’e bakıyor, aynı şeyi Memlükler Mısır’da yaptı. Memlükler’de, ondan sonra onlar da Seyfettin Kudüs, ondan sonra Baybars falan, onlar da aynı işi yaptılar. Onlar da Türk hükümdarlarıydı. Şimdi onun için burada ben Türkiye’de iktidar olacağım, bilmem ne yapacağım falan filan diyenin iktidar olması için, iktidar olduktan sonra hükmedeceği, kullanacağı bir yaptırım gücü olması lazım. Sen bunu artık Amerikancılıkla o güce sahip olamazsın. Bakın ben orada bir tarih dersi de veriyorum. Nedir? Artık Türkiye’de Amerika’dan ruhsat alan, izin alan iktidarların dönemi bitmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız da Herhalde bunu görmektedir diye düşünüyorum. Aynı zamanda Sayın Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a devirmek için darbe yapmalarının sebebi de budur. Artık Amerika, Türkiye’de iktidarlara hükmeden konumu kaybediyor. Çünkü silahlı gücünü kaybetti. Amerika’nın silahlı gücü ne oldu? İçeride kalmadı. Poliste kalmadı. Orduda kalmadı ama dışarıda. Akdeniz’de. Kıbrıs’ın güneyinde. Ondan sonra Ege’de, Trakya’da. Yani Türkiye’de Amerika namına iktidar hesapları, projeleri yapanların güveneceği silahlı güç ne? Artık yurt dışında olan Doğu Akdeniz’den Trakya’ya kadar o Amerikan kuvvetleri. Onlar gelir Ankara’yı ele geçirir, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yener, donanmasını yener. Ondan sonra o şeyleri de, İmamoğlu’ları falan da şeyden çıkartır. Silivri’den getirir, Ankara’ya yerleştirir. Ben bunu anlattım. Bunu yapamazlar. Buna güçleri yetmez. O arkada kaldı. O bitti. Silahlı güçleri yok. Yani ben orada aynı zamanda bir savaşın içindeyiz. Yani burada sırf CHP’nin yönetiminde kim olacak savaşı değil bu. CHP’nin yönetiminde Amerika mı olacak? CHP’nin yönetiminde yoksa Mustafa Kemal Paşa’dan, CHP’nin kurucusu, önderi, lideri olan Mustafa Kemal Paşa’dan geleneğin temsilcileri, yani Kılıçdaroğulları mı olacak? CHP’nin yaşadığı soru bu. Zaten her iki tarafta kendini çok açık ifade ediyor, değil mi? İmamoğlu taraftarları da ne diyor? Biz Amerika’ya, Avrupa’ya dönüyoruz. Yahu diyor, sen Türkiye’yi kaybediyorsun. Özgür Özel’in bütün konuşmalarının özeti bu. Sen beni tut. Ki Amerika’nın ve Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de Türkiye’nin tepesinde sağlayayım. Rubin de bence Berke’yle aynısını söylüyor. Yani evet. Açık açık söylüyor. Ama bence Rubin deyince o iftira ediyor diyebilirsin. Ben doğrudan doğruya Özgür Özel’e gönderme yapıyorum. Kendisinin imzalı falan yazıları, beyanatları var. Açık açık diyor ki, basitleştirelim halkın anlayacağı bir şekilde Amerika’ya ve Avrupa’ya Özgür Özel ne diyor? Ben senin sopan olmaya hazırım. Beni kullan. Ben senin sopan olman, yani güvenlik o demek. Kuvvetin olmaya, sopan olmaya hazırım diyor. Sayın Kılıçdaroğlu da ne diyor? Biz diyor, Atatürk’ten gelen CHP geleneğini tekrar ayağa kaldıracağız. Ondan sonra bu milletin, ondan sonra partisi, bu halkın partisi, yani altı okun. Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Layık, Devrimci. Bu bayrağın partisi olacağız diyor Kılıçdaroğlu’na. Savaş burada ceryan ediyor ve Türkiye’nin bütün güçleri de dikkat edersek burada mevziye girdi. Yani mutlak mutlak kararı alanlar da bu mevzide, Türkiye’yi savunmak için o kararı alıyor. Ondan sonra şeyin arkasında kim var? Sahte sol örgütler, Amerika’nın bilmem neyin güttüğü. Ondan sonra Dem Parti içerisindeki Amerikancı ve İsrailciler, PKK artıkları. PKK’nın da artık Türkiye tarafına geçenler değil de, ondan sonra o yenilmiş olan, Türk Silahlı Kuvvetleri ve polis tarafından bastırılmış olan kesimleri falan bunlar var Özgür Özen’in yanında. Onun için güçler de Buna göre Türkiye ile Batı arasındaki mevzilenmeye göre herkes sipere girdi. Birileri daha var, hatırlatayım. O da Yargıtay’dan farklı bir karar çıkartmaya çalışanlar var. Onlar da öbür tarafta. Abdullah Gül, Bülent Arınç, Haşim Kılıç. Eski Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim Kılıç. Evet Haşim Kılıç. Yani birdenbire onlar da tarih sahnesine sürüldüler, çıktılar demeyeceğim. Amerika ve İngiltere özellikle onları tarih sahneye itti. Gidin dedi. Efendim sizin Yargıtay’da belki adamlarınız vardır falan. Onlar da başarısızlığa uğrayacak. Yargıtay’da Abdullah Gül’ün kulislerini falan dinleyecek, kabul edecek, Haşim Kılıç’ın yönlendireceği, Bülent Arınçlar’ın yönlendireceği yargıçlar yok. Yargıtay reislerine, yargıçlarına, dairelerine ne Haşim Kılıç yönlendirebilir, ne Abdullah Gül yönlendirebilir, ne de Bülent Arıç. Bunlar kaybetti, kaybeden tarafta. AK Parti’nin içerisinde de kaybeden bir taraf var. Değil mi? FETÖ ile METÖ ile iş birliği yapan, Amerika ile iş birliği yapan, sadece ejderha bizim düşmanımızdır falan diye hala Amerika’nın merkezi yerlerinde kalabalık yapan unsurlar var. Peki bu süreç siz uzaktan baktığınızı nasıl görüyorsunuz? Yani mecliste grup toplantısı yapamıyorlar, tartışma hala devam ediyor. Biraz böyle meclis başkanının da açıklaması şey, biz tarafsızız yönünde açıklaması var. Meclis başkanı tarafsız olamaz, meclis başkanı kanundan ve hukuktan yanıdır. Meclis başkanı Avustralya-Türkiye maçında hakem mi? Tarafsız olabilir mi meclis başkanı? Meclis başkanı yasama organının başkanı yani kanun yapan organın başkanı. Meclis başkanı kanunlarla kanunsuzlar arasındaki mücadelede tarafsız olabilir mi? Bir kanun var. Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunları var. Nedir? Mahkemesi var, yargısı var ve o yargı hüküm verdiği zaman herkes o hükme göre taraftır. Bir kere bütün kamu makamları o hükmü uygulamak, yani Türkiye hukukunu uygulamak zorunda. Efendim ben meclis başkanıyım, şey dinlemem. Mahkeme kararı bilmem ne dinlemem. Dinlemezsen o meclis başkanlığı koltuğunda da oturamazsın. Sayın meclis başkanım. Böyle Türk hukukunu, Türk yargısını, Türkiye’nin mutlak kararını dinlemeyen yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin başkanı Türk hukukuna göre Sayın Kemal Kıçdaroğlu, ben diyor tarafsızım. Ben dinlemiyorum. Sen orada duramazsın. Duramazsın. Bakın buralarda da ne var? Hep yaşadığımız süreçte herkes bir cephede. Meclis başkanı da hangi cephede? Kanunsuzların cephesinde. Hukuku tanımayan, Türk Devleti’nin erkini ve ondan sonra kararını, yargısını tanımayan cephede bir meclis başkanı. Cumhuriyet Halk Partisi, artık şimdi herkes tanımaya başladı, çok şükür. Özgür Düzel tarafı bile artık Sayın Genel Başkanımız falan filan demeye başladı Kılıçdoğru’ndan. Koskoca meclis başkanı daha üç beş gün önce, ondan sonra tarafsızım diyordu. Yani Türk kanunları karşısında tarafsızım diyordu. Sen kanunları yapan kurumun başındasın, nasıl tarafsız olursun? Meclis kanun yapıyor, anayasa yapıyor. Meclis başkanı diyor ki ben orada tarafsızım, anayasanın yanında değilim, kanunun yanında değilim. Kanunsuzlarla kanun arasında tarafsızlık yapıyorum. Yapamazsın, yapamayacaksın. Yıkılıp gideceksin oradan. Peki Perinçek ve Vatan Partisi, geçmişte yoğun eleştiriler yaptığı Kılıçdaroğlu’ndan yana neden taraf şu an? Bakın şöyle, tarihin içinde mevzilenme olmaz. Mesela diyelim, Stalin, 2. Dünya Savaşı’nın öncesinde kalktı, çok büyük bir akıl yaptı. Hitler’le bir saldırmazlık partisi imzaladı. Neden? Çünkü Münih Sözleşmesi’yle meşhur 1938 yılında İngiltere ve Fransa güya bir kurnazlık yaptılar. Hitler’i Sovyet Devleti’nin üzerine sürmek için meşhur bir Münih, Münih’in Abkommen Almancası, Münih anlaşması yaptılar. Dediler ki Hitler’e sen git Rusya’nın üzerine saldır. Stalin buna ne yaptı? Hitler’e dedi ki, gel ya saldırmazlık paktı yapalım dedi. Sen bana saldırma dedi. Ne yaparsan yap. İkiler de döndü. Belçika’nın üzerinden döndü. Fransa’ya girdi. Londra’yı bombaladı. Ama daha sonra ne oldu? 1941 Yılı Haziran ayında da Hitler döndü. Batı’daki işlerini yaptıktan sonra Sovyet Derbiline doğru saldırdı. Şimdi orada dün saldırmazlık paktı yapmıştı. Ya yeni bir durum ortaya çıktı. Veya da Türkiye’den örnek verelim. Biz Rus çağrılığıyla kaç yüzyıl, Prus savaşı falandan beri, 1700’lerden beri iki, üç yüz yıldır savaşıyoruz değil mi? Rusya’da devrim oldu, Lenin geldi. Ondan sonra Rusya’yla savaşı bıraktık, Lenin’le beraber olduk ve devrimimizi yaptık. Kurtuluş Savaşı’nı yaptık. Şimdi sen Atatürk’e şunu diyebilir misin? Daha Rusya 1917 yılına kadar Rusya bizim düşmanımızdı. Karadeniz’den gelip İstanbul’u alacaktı. Sen Bitlis cephesinde komutanken ey Mustafa Kemal Paşa ondan sonra Rusya’yla savaşıyordun. Daha 1916 yılında Bitlis cephesinde komutansın. Şimdi gelmişsin Rusya’yla dost oluyorsun. Tarihte mevzilenilmez. Bugün de mevzilenilir. Bugün dostun kim, bugün düşmanın kim? Dün Rusya’yla savaşıyordun. Rusya’da devrim oldu, senin tarafına geçti Rusya. O zaman onlar senin dostun. Bunun gibi. Şimdi burada kılıçdaroğlu… Yani mazideki çelişmeler ve karşılıklar temelinde veyahut eleştiriler temelinde cepheler kuramazsın. Çünkü o cepheler geçmişte kalmış. Hayatta yok o cepheler. Biz bugün diyelim, Otlukbeli Savaşı cephesine giremeyiz. Fatih Sultan Mehmet’in Uzun Hasan’la yaptığı Otlukbeli Cephesi’nde savaşamayız. Veya Ridaniye Savaşı’nda olamayız. Çaldıran Savaşı’na da cepheye giremeyiz. Çaldıran Savaşı’nda, hadi ne tarafta gireceğiz? Yavuz Selim tarafında mı gireceğiz? Çağ İsmail tarafında mı gireceğiz? O cepheler arkada kaldı. Yani tarihsel cephelerin içinde durarak bugünün sorunlarını çözemezsin. Bunlar komik şeyler. İddialar. Sayın Perinçek, şimdi bir daha ben tekrar dışa dönmek istiyorum. Dış politikaya tekrar dönmek istiyorum. İlginç seçimlerden biri vardı. Şimdi siz sık sık Batı’nın ve Atlantik sistemin krizlerini anlatıyorsunuz ama Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde geçenlerde bir geçici üyelik seçimleri yapıldı. Örneğin Asya Pasifik grubunda Kırgızistan’la Filipinler yarıştı. Kırgızistan ama en önemlisi Batı Avrupa koltuğu için yapılan seçimlerdi. Almanya burada 104 ay oyu aldı. Türkiye 131 ayı aldı ve Portekiz 134 ayı aldı. Burada da yazdık. Yani Almanya yıllar sonra belki ilk kez giremedi Almanya’ya. Ters yazmışlar ya. İnsan Portekiz’i üstte yazar. Yani çok alanı en alta yazmışız. O şeyden dolayı sanırım sıralama harf sırasına göre arkadaşlar yazmış. Yani ilginç bir şey, Almanya’da da çok tepki var. İşte Batı politikalarının, Mersin politikalarının bittiğine dair. Bu tabloyu siz nasıl… Batı kaybediyor. Şimdi Almanya ile Portekiz arasında, Portekiz Avrupa’nın ne diyelim… Yoksulu, emekçisi, liman emekçisi, fakiri. Avrupa’nın fakiri, kapitalizmin Amerika’dan sonraki en büyük devleti olan Almanya’yı Birleşmiş Milletler’de yeniyor. Sayın Cumhurbaşkanımız dünya beşten büyüktür diyordu ya, işte dünya beşten büyükmüş. İşte burada görüyoruz, dünya beşten büyük oldu. Yani o Güvenlik Konseyi’nde olan Amerika, İngiltere, Fransa falan onların Birleşmiş Milletler’e hükmettiği dönem arkada kaldı. Onlar Almanya’yı seçtiremiyorlar. Portekiz’i kim seçiyor? Avrupa’dan birini seçmen lazım. Gidiyorsan Avrupa’nın en yoksul, en Asya’ya benzeyen, Akdenizli, en çok bize benzeyenini seçiyorsun. Veyahut kalkıyorsun Asya’da Kırgızistan gibi 4,5 milyonluk bir çoban ülkesini Birleşmiş Milletler’de seçiyorsun. Filipinler gibi Amerika’nın kontrolünde olan bir ülkeyi değil, Orta Asya’nın bir çoban atabilmeyi bilen falan filan Kırgız’ı seçiyorsun. Dolayısıyla dünyada batı her yerde kaybediyor. Ümreşmiş milletlerde de artık kaybediyor. Bu bakımdan çok önemliydi bu seçimler. Öbürünü koymadınız, Kırgızistan. Onu Avrupa özelinde yaptığımız için şey yapamadım. Ama orada da bir şey var. Bakın Filipinler bir Asya ülkesi ama Asya’dan birini seçecek. Asya’da Amerika’nın kontrol ettiğini değil de çobanları seçiyor. Kırgızları seçiyor. Yani Rusya ve Çin’in dostu olan Kırgızistan’ı seçiyor. Ama tabii Kırgızların da müthiş gelenekleri var değil mi? Büyük yazarları, ondan sonra Cengiz Aytmatov’lar vesaire. Bir de köklerinde ta Cengizhan’a falan kadar gidiyor. Sayın Periçek, bu hafta da süremizin biraz sonuna geldik ama geleneğimiz olan her haftanın… Sürenin biraz mı sonuna geliniyor? Tam sonuna gelemiyor mu? Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı şahlandı abi. Oraya doğru gidiyoruz. Çok güzel. Müzik mi istiyorsun benden? Haftanın kitabı ve müzik kitaplarını biraz bahsettik. Ama… Şu Nusret Senem’in Genelkurmay’a Eşref Bittis dosyasını okusun herkes. Bir de şeyi koyalım. Akfarat’ın kitabında olan her şey belgelerdir zaten onlar. Nusret Senem’de fazlasıyla var. O da… Vatan Partisi’nin kadrolarını yaptığı bir kitaptır. Bir de meşhur MİT raporu var ya. Orası da şey bakımından önemli. Şimdi getiriyorlar sanırım. Muhsin Yazıcıoğlu suikastinin de bütün ipuçları orada var. O bakımdan bu kitapları öneriyoruz. Müzik olarak da Sığmazam var, o meşhur Nesimi’nin. O da büyük bir Türk şairi Nesimi. Ondan sonra Sığmazam. Resul… Sami Resul. Hakikaten beni de çok heyecanlandırıyor o Sami Resul. Evet, Çinler FETÖ raporu. Müzik olarak da Sami Yusuf’un Ben Dünyaya Sığmazam. Türkçe. Söz de çok güzeldi. Artık emekçiler, dünya milletleri, dünya halkları dünyaya sığmıyor. Dünya 5’ten büyük değil mi o? Yeni bir dünya kuruluyor. O yeni dünya eski dünyaya sığmıyor. O parçayı sunalım izleyicilerimize. Sami Yusuf’un Sığmazam Nesimi’nin, büyük Türk şairi Nesimi’nin Sığmazam şiirini çok güzel bestelemişler. Değerli Ulusal Kanal izleyenlere her hafta olduğu gibi çıkış yolunda Dünya ve Türkiye gündemini değerlendirdik. Sayın Doğu Perinçek sorularımızı yanıtladı. Bu hafta da programımızın sonuna geldik. Herkese iyi akşamlar dilerken İran’ın zaferini tekrar buradan kutluyoruz. Yeni Dünya’nın doğumunu da selamlıyoruz. Bir şey daha ekleyeceğim. Sayın Gündür Bayburt. Sihirli pabuçlar hakikaten şapka çıkarılacak çok saygı duyduğum bir çabayı kırk küsur yıldır sürdürüyor. Türkiye’de hiçbir devlet desteği falan olmadan bir bale okulunu kırk yıldır yaşatıyor ve uluslararası alanda kendini saydırıyor itibarı olan. Şimdi İstanbul’da aynı zamanda uluslararası bir bale festivali de örgütlüyor. Onun bu festivallerdeki oyunlar ulusal kanalımızda izleyicilerimize sunulacak. Gelecek çıkış yolunda da oradan müzik olarak yorulan bir bölüm verelim. Gelecek kısa ayında ama onu da selamlıyoruz Sayın Gündür Bayburt’un. Şeyde duyurmuş olalım 18-19 Haziran’da sizin bahsettiğiniz İstanbul Bale Festivali, Bosporus Bale Festivali diye İngilizcesi 7.sü düzenleniyor bu sene. Onlar da zaten ulusal kanalda ekrana yere getirdi. Yani bütün ulusal kanal izleyicilerimize, Türk milletine o Sayın Gündür Bayburt’un bu festivallerdeki şeyini, güzel bale sunuşlarını izlemelerini öneriyoruz. Bu Türkiye için bir gurur, iftihar konusudur. Teşekkür ederiz. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, bu sözlerle yayınımızı bitiriyoruz. Ve haftanın müziğiyle, yani Sami Yusuf’un Sığmazam şarkısıyla sizleri baş başa bırakıyoruz. Türkçe bir şarkıyla. Herkese iyi akşamlar diliyoruz. Ben’e gönül mekanı sığmazdan, Ben’le sıkarım ki cehennemde cehennemde sığmazdan. Gönül mekanı, ben’e gönül mekanı sığmazdan, gir ben’e. Mendeas-ı hariki cahan, ben bu cahana sıvazam. Kör her daime kah, ben o kör bir mekana sıvazam.
Çıkış Yolu | 16.06.2026
Paylaş

