Çıkış Yolu • 16.02.2021

Çıkış Yolu • 16.02.2021

Sokakta PKK istemiyoruz. Mecliste PKK istemiyoruz. Vatan bölünmez, şehitler ölmez. Üniversitede PKK istemiyoruz.

Mutlu akşamlar efendim. Ulusal Kanal’da Çıkış Yolu programına hoş geldiniz. Hem ekranları başında hem de radyoları başında bizi takip eden izleyicilerimize mutlu bir akşam, güzel bir gün diliyoruz. Tabii her hafta salı günü olduğu gibi yine aynı saatte Çıkış Yolu ile karşınızdayız. Bugün ne konuşacağız? Bugün uzun uzun PKK ile mücadeleyi, HDP’yi ve Türkiye’nin terörle mücadelesindeki diğer konu başlıklarını ele alacağız. Ana konu başlığımız bu. Bugün hem mecliste iki bakan tarafından bilgilendirme yapıldı hem de son 3-4 günlük tartışmaları, merak ettiklerinizi Sayın Perinçek’e soracağız. Bugün sizlerden gelen soruları da bekliyoruz. Arkadaşlarımız, soruları iletebileceğiniz numarayı ve hashtag’i ekranlarda paylaşacaklar. Yine Twitter üzerinden de bizi takip edebilirsiniz.

Evet, hepimize, milletimize hayırlı uğurlu olsun; sözleşme imzalandı. Teknik ihtiyaçlarımızı da gideriyoruz. 3,5 milyon lira gibi büyük bir hedef vardı, bunu aştık ve binlerce gönüllü katkı sundu. Sizin de ciddi bir çabanız oldu; Vatan Partisi üyelerinin, yöneticilerinin… Hayırlı olsun hepimize. Tabii ümit ediyorum ki RTÜK süreci de bu ay içinde bitecektir. Sizden aldığım haberlere göre o zaman Mart ayına Digiturk’ten pırıl pırıl bir ekranla, 20 milyon insanımıza ulaşarak gireceğiz. Yani bütün Türkiye seyredecek ve Ulusal Kanal birinci kanal olacak. Hedefimiz bu; hem güvenilirlikte birinci kanal olmak, hem de izlenme yarışında Digiturk’e girdikten sonra 2022’ye girerken birinci kanal olmak. Önümüze o hedefi koyuyoruz. Cumhuriyet’in 99. yılında, 100. yılına girerken son yılımızı birinci kanal olarak tamamlayacağız. Cumhuriyet’in, milletin, devrimin kanalı; Türkiye’nin kanalı birinci kanal olacak.

Şimdi Digiturk’e girdik. Hep Ulusal Kanal izleyicilerinin ve Türk milletinin katkılarıyla, o mübarek alın teriyle çok büyük başarılara gidiyoruz. İçinde olmadığımız platform ya da mecra kalmadı. Hem internet mecralarında hem de platformlarda Türkiye’nin dört bir yanına, dünyaya yayın yapıyor olacağız. Her yerde Ulusal Kanal var.

Süreç şöyle efendim; son bir çağrı yapalım. Digiturk’ün belli standartları var, yani oraya girerken belli teknik kalite şartlarını istiyorlar. Bu da önemli yatırımlar gerektiriyor. 3,5 milyonu çok aştık; bu gayretin sonunda rakamlar da ilan edilecek. 1 Mart’a girerken kampanyamızın sonuçlarını milletimize açıklayacağız. Bugün imzalar atıldı, Digiturk ve Ulusal Kanal sözleşmenin altına imzaları attı. RTÜK’ten onay bekliyoruz; üst kurul onayladığı anda teknik hazırlıklarımız tamamlanacak. Cam gibi tertemiz, gözün gördüğü netlikte yayını Digiturk izleyicilerine ulaştırmış olacağız. Katkıda bulunmayanlara son çağrımızı yapıyoruz; “Ben katkıda bulunmadım” demeyin, hepimiz çocuklarımıza nasıl katkıda bulunduğumuzu anlatarak gurur duyalım.

Efendim, Twitter’da gündemdesiniz. Az önce “Çıkış Yolu” etiketini açarken baktım, Twitter’da en üst sıralardasınız ve binlerce tweet atılmış. Odağında ise dün akşam bir televizyon programındaki ifadeleriniz üzerinden yürüyen tartışmalar var. Gündemimizde normalde yoktu ama sormak isterim; orada nasıl bir tartışma oldu ve bu konudaki fikrinizi bir kez daha alalım?

PKK Türkiye’ye yas tutturamaz. Amerika Türkiye’ye yas tutturamaz. Türkiye zafere gidiyor, PKK’yı bitiriyor. HDP’yi de kapatacak ve bu tarihi kapatacak. Türkiye’de terör, insanlarımızı, çocuklarımızı, halkımızı, askerimizi, polisimizi öldürmek… Bu tarih kapanacak. Onun için böyle zafere ilerlerken yas tutmak, yas yapmak savaşın kuralına aykırı. Biz savaşıyoruz. Vatan Partisi ve Vatan Partisi Genel Başkanı, bu savaşın ön mevzilerinde, kurmay mevzisindedir. Zafere giden bir güç yas ilan etmez. Bakın, İkinci İstiklal Savaşı’nı veriyoruz. İstiklal Savaşı’nda cepheden haberler gelir, şehitler veririz ama yas mı tutulur? Biz vuruyoruz, yok ediyoruz, temizliyoruz. Türkiye’yi terörden temizliyoruz. “Ölüyorum, mahvoluyorum, karalar bağlıyorum” demeyeceğiz; kırmızılar, al bayrağımızı bağlayacağız. Şehitlerimizi al bayrakla gönderiyoruz. Karalar bağlamak, bütün milleti yasa sürüklemek savaşın komutanlarına yakışacak tavırlar değildir. Biz savaşın komuta kademesindeyiz.

Bu bir psikolojik savaştır. Amerika bize bunu dayatıyor; “Türkiye’de şu kadar şehit oldu” diyerek PKK’ya moral veren, Türkiye’yi güçsüz gösteren bir propaganda yürütüyor. Şehitlerimiz baş tacımız, onlara minnettarız ama terörü temizlediğimizle gurur duyacağız. Bir tane terörist kalmayacak. Türk Silahlı Kuvvetleri bu kadar başarılıyken yas tutmak, savaş psikolojisine aykırıdır. Amerika istiyor ki biz “Ölüyoruz, bittik” diyelim. PKK’ya “Türkiye’ye yas bağlattık” dedirteceğiz; bunu istemiyor muyuz? O şehit annelerini örnek alalım; “Düşmanın önünde gözyaşı dökmeyeceğiz” diyorlar. Çok önemli. Onlardan öğrenelim. Öldürenler kazanır, ölenler değil. Tabii şehit olmak, canını vermek bir görevdir ama savaşlarda yas tutulmaz. Gara Operasyonu büyük bir başarıdır, Türk ordusunun tarihe geçecek mücadelesidir. Bu ortamda yas ilan etmeyi doğru bulmuyoruz.

Gara Operasyonu için “başarısız” diyorlar?

Onu Amerika diyor. Biden’ın tayfası diyor. Türk ordusu başarısız olsun, PKK’yı bitiremesin, PKK yasallaşsın, HDP kapatılmasın, Güneydoğu özerk olsun diye uğraşıyorlar. Yani “Bu iş silahla çözülmez” diyorlar. Kılıçdaroğlu da “Kürt sorunu silahla çözülmez” demedi mi? Silahla çözülür ve silahla çözülüyor. Amerika’nın silahlandırdığı terör örgütü ancak silahla temizlenir.

Peki neden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorumlu tutuyorlar?

Psikolojik savaş. Biden “Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz” demedi mi? Biden’ın emrini yerine getiriyorlar. CHP, İYİ Parti, HDP, Saadet Partisi, Davutoğullar, Babacanlar… Hepsi Biden’ın stratejisi doğrultusunda hareket ediyor. RAND Corporation raporlarında da bu açıkça yazılıydı.

Şehit kardeşlerimiz başka şekilde kurtarılamaz mıydı?

PKK’yı muhatap aldığın, onunla görüşme yaptığın an o çukura girersin. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti terör örgütüyle esir takası gibi ilişkilere girmez. 13 şehit değil, 13 bin şehit verirsin. Bu, Türkiye’nin parçalanmasıyla sonuçlanır. Çanakkale’de de “İngiliz’e teslim olsaydık şehit olmazdık” diyebilir miydik? O zaman bağımsızlık olmazdı.

Amerika’nın “çatışma” ifadesini kullanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Oradan kaçarken PKK elindeki insanları öldürüyor. Çatışma değil, katliamdır. Önce “TSK vurdu” yalanını attılar, sonra şakaklarına kurşun sıkıldığı ortaya çıkınca yalanları boşa düştü. Şimdi “çatışmada öldü” diyorlar. Amerika’nın PKK hassasiyeti devam ediyor; Obama “kara gücümüz” demişti, o politika sürüyor.

Gara operasyonu yeni operasyonların habercisi mi?

Zaten çok ilan edildi; bu iş Kandil’i temizleyerek bitecek. Bir de Türkiye’de çok fazla “sözde” genelkurmay başkanı var. İYİ Parti yöneticileri çıkıp “Sincar şöyle olsun, böyle olsun” diyor. Ya siz kimsiniz? Türk ordusu 37 yıldır terörle mücadelede dünyanın en tecrübeli ordusu haline geldi. Siz o Türk ordusuna ukalalık yapıp akıl veremezsiniz. Ben emekli generalleri de kınıyorum. Emekli generallerde hangi bilgi var elinde? Hepsi televizyonlarda eline bir tane sopa alıyor. İYİ Parti veya CHP yöneticileri falan filan, sanki hepsi general. Ukalalıktan başka bir şey yapmıyorlar. Türk ordusundan emekli olmuş generallerin, amirallerin bu konularda biraz aldıkları terbiyeye uygun davranmaları lazım. Burada ciddi bir mesleki deformasyon görüyorum. Bunu hepsi yapmıyor tabii; yapmayanlar var. Mesela siz kalkıp da haysiyetli, Türk ordusunun geleneklerine bağlı generallerimize bunları yaptıramazsınız. Ama maalesef bazıları televizyonlara çıkartılıyor. Engin Alan komutanımızın sosyal medyada çok güzel bir çıkışı vardı; o general tavrıdır. Korgeneral Engin Alan veya Orgeneral Saldıray Berk komutanımız gibi isimler çıkıp da millete askerlik dersi vermiyor, vermezler tabii. Koskoca bir Türk ordusu var; o ordunun kurmayları, elinde bilgileri ve tecrübeleri var, onlar doğru kararı verirler. Yoksa İYİ Parti genel başkanlarının çıkıp ellerine verilen kâğıtlardan “önce şuraya alınmalı, sonra şuraya gidilmeli” diye konuşmalarından utandım.

Şöyle bir emekli asker grubu görülüyor efendim birçok televizyonda; Hulusi Akar ve Hakan Fidan’ın başarısızlığı üzerine tablolar çizen, özellikle operasyonlarda ahkâm kesen bir uzman/emekli asker ekibi var. Bunların birçok konuda ağız birliği yaptığını görüyoruz. Burada nesnel bir değerlendirmenin ötesinde bir şey var. Burada bir terbiye noksanlığı ve Türk ordusunun geleneklerinden kopma var. Klavyede sallamak, ekranlarda ahkâm kesmek kolay. Görmeden, bilmeden sallamayın, ayıptır. Gidin Gara’nın zirvelerinde dolaşın; Sedara’ya, Carfio’ya, Siyane’ye ayak basın, o zaman Gara denen bu belalı coğrafyayı anlarsınız. Şehitlerimize rahmet olsun, bu durum bizim infialimizi gösteriyor. Sayın Engin Alan komutanımız ve rahmetli Soner Polat amiralimiz gibi gerçek askerler son derece dikkatliydi; stratejik çözümler ortaya koyuyorlardı. Ama harekatla ilgili büyük büyük konuşmak, ahkâm kesmek gerçek komutanların yapacağı iş değildir.

Irak ve Suriye’nin kuzeyinde yaşanan sıcak duruma gelince; burada ben konuşurum çünkü bu sadece askerlik meselesi değil, aynı zamanda siyasetin yön verdiği stratejik bir sorundur. Vatan Partisi’nin bu konuda söyleyeceği söz var, ama siyasetçilerimiz askerlerin işine burunlarını sokmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bizce Türkiye, Suriye siyasetini yanlış saptadı. “40 kilometre derinliğinde, 700 kilometre boyunda bir güvenlik koridoru oluşturacağız” dediler, biz bunun yanlış olduğunu söyledik. Çünkü siz sınırınızı 40 kilometre aşağıya indirerek PKK sorununu bitirmiyorsunuz; üstelik o 40 kilometrenin güvenliğini sağlamak zorunda kalıyorsunuz. PKK’yı Suriye ve Irak topraklarında bitirmek varken, hedefi saptırmamak gerekir. İçeride zaten bitiriyoruz, dışarıda ise Suriye devletiyle iş birliği yaparak bu işi çözeriz. Suriye ile askeri planda iş birliği yaptığımız an PKK beyaz bayrağı çeker, şehit vermeyiz ve bu iş biter.

Suriye ve Rusya buna razı gelir mi? Gelir, çünkü Suriye de kendi vatanında yabancı bir silahlı güç istemiyor. Türkiye, Suriye ile iş birliğine girerek “Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlıyoruz, Suriye’de bir tek ordu olur, gel beraber temizleyelim” derse, Suriye buna sevinir. Rusya da İran da bunu alkışlar. Türk Silahlı Kuvvetleri operasyon bittikten sonra sınırlarına çekilir; bizim Suriye’den toprak alma gibi bir milli hedefimiz yok, olamaz da. 40 kilometre derinliğinde güvenlik bölgesi kurup orada postaneler, bankalar açarsanız; bu durum Suriye’de “Türkiye burayı fetih mi ediyor?” kaygısını doğurur. Oysa Suriye ile el ele verip teröristi temizlemek başka bir şeydir.

Suriye’nin neden etkili hareket edemediği sorusuna gelince; Suriye’nin öncelikleri var, DAEŞ’i daha büyük tehdit olarak görüyorlar. Ama Türkiye ile iş birliği yapıldığı an PKK’nın varlığı Suriye için de bir sorun olduğu için bu temizlik hızlıca yapılır. 2023 seçimlerine giderken terörü temizlemek tarihi bir zafer olacaktır. PKK’yı bitirmek hedefi, Suriye ile askeri iş birliğini gündeme getirir. Bu, Rusya ve İran ile olan dostluğumuzu ve ortak hareket kabiliyetimizi de pekiştirir. Çünkü biz Doğu Akdeniz’de Rusya’nın varlığını önemsiyoruz; bu beraberlik, oradaki Amerika ve İsrail tehdidini de caydırır. Rusya, Türkiye için Akdeniz’de tehdit değil, stratejik bir ortaktır. Karadeniz’den Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan bu cephede, Türkiye, Rusya, İran ve Çin’in menfaatleri birleşiyor. Bazı siyasetçilerimizin “şu cephede şununla, bu cephede bununla beraber olayım” şeklindeki mantığı, savaş tarihinde görülmemiş bir saçmalıktır. Tek bir cephe vardır ve o da Amerika-İsrail tehdidine karşı, bölge ülkelerinin ortak duruşudur. Örneğin Karadeniz’i ele alalım. Ukrayna ile Amerika arasında 18 Kasım 2018 tarihinde meşhur bir anlaşma yapıldı. Dışişleri bakanlarının imzaladığı o anlaşmada ne diyorlar? “Biz Türk Akımı’nı engelleyeceğiz.” Ukrayna senin düşmanın ya! Türk Akımı nedir? Adı bile “Türk”. Senin enerji kaynağın ve Rusya ile beraber Avrupa’ya aktardığın bir proje. Şimdi Ukrayna ile Amerika, “Biz bunu engelleyeceğiz” diye bir anlaşma yapıyor. Sen nasıl Ukrayna ile aynı cephede olabilirsin?

İkincisi, Ukrayna Rusya’nın düşmanı. Sen Rusya ile berabersin. O zaman “Rusya’ya karşı Ukrayna’yı destekle” diyemezsin. Peki, nasıl hem Rusya ile beraber olup hem de Ukrayna’yı destekleyeceksin? “Rusya benim kuyruğuma takılsın” dersen olmaz; ne Rusya Türkiye’nin, ne Türkiye Rusya’nın kuyruğuna takılır.

Karabağ konusunda Gürcistan ile ittifaktan bahsediyoruz ancak altılı platformda Gürcistan ile birlikte olunabilir. O altılı platform yanlış değil; orada Türkiye var, İran var, Rusya var, Azerbaycan var; Ermenistan’a da “İstersen gel” diyorsun. Şimdi orada Ermenistan ve Gürcistan, Kafkasya’da Türkiye, Rusya ve İran’ın arasındalar. Ne yapacaksın? Kucaklayıp eriteceksin onları. O altılı platform, Amerika’nın ayak basacağı bir toprak bırakmamak açısından çok önemli.

Biz Vatan Partisi olarak Sayın Cumhurbaşkanı’na buradan bir kez daha sesleniyoruz: Abhazya ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) de katın, olsun sekizli platform! O zaman bakın, Doğu Akdeniz sorunu da çözülür. “Gürcistan ile Abhazya nasıl aynı platformda olacak?” derseniz; bırakın olmasın. Gürcistan istemezse gelmesin. Bütün Kafkaslar; Türkiye’si, Rusya’sı, İran’ı ile birleşmiş. Gürcistan buna kafa tutarsa kendisi bilir. “Bak burada kardeş kardeş yaşayacağız, senin güvenliğini de garanti ediyoruz” diyeceksin. Abhazya zaten bir istiklal savaşı vermiş, ayrılmış. Sen onu silahla bastıramamışsın, orada ayrı bir devlet kurmuş. Artık bu gerçeği kabul edeceksin. KKTC de kabul edilecek. Böylece Türkiye, Akdeniz’deki mevzisini pekiştirmiş ve olayı bitirmiş olacak.

Kafkasya’da altılı platformu sekizli platforma çıkarıp KKTC ve Abhazya’yı kattığın an Türkiye olayı bitirir. Doğu Akdeniz’de en sağlam güvenliği o zaman sağlarsın çünkü Abhazya Rusya’yı, Rusya da KKTC’yi tanımış olur. Aydınlık gazetesinin manşetinde olduğu gibi, KKTC’nin birinci görevi tanınmaktır.

Sayın Cumhurbaşkanımız Ersin Tatar, 10-15 gün önce beni aradıklarında, KKTC’nin üst düzey yöneticilerine bir sunuş yaptım. Dedim ki: “Sayın Cumhurbaşkanım, Amerika KKTC’yi tanır mı? Güldüler. Yunanistan tanır mı? Daha da güldüler. Fransa tanır mı? Peki, Abhazya tanır mı? Zaten Abhazya tanıdı.” Vatan Partisi olarak gittik, Abhazya ile KKTC’nin birbirini tanıdığına dair bir protokol yaptık, ortak bildiri yayınladık. Abhazya’nın tanıması, Rusya’nın da tanımaya adım atması demektir; çünkü Rusya’nın oluru olmadan Abhazya öyle bir bildiriye imza atmaz. Yani Rusya, “Ben de tanıyacağım” mesajını verdi. Vatan Partisi, Ermeni soykırımı yalanını çözme olayında olduğu gibi, kendi inisiyatifiyle bu süreci başlattı. Bundan sonra İran, Çin, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Azerbaycan gelir.

İşte siyasi müdahalenin anlamı burada. Eğer bir icadın yoksa, “Dört tane kruvazör yerleştirelim, burayı liman yapalım, uçaklarımız şöyle hareket etsin” demekle olmaz; siyasetçi bunları söyleyemez. Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yetkisindedir. Bizim görevimiz, KKTC’nin tanınması konusundaki faaliyeti yürütmektir. Nasıl Ermeni soykırımı yalanını bitireceğimize dair söz verip 8-10 yıl mücadele ederek bitirdiysek, KKTC konusunda da söz veriyoruz. Vatan Partisi verdiğini yapar.

İttifaklar ortak menfaatler temelinde kurulur. İttifak sanatı, ortak çıkarları tespit etme sanatıdır. Bizim dört maddelik Akdeniz, Karadeniz, Barış ve Dostluk Planımız şudur: KKTC tanınacak, Kırım’ın Rusya toprağı olduğu kabul edilecek, Abhazya Devleti tanınacak ve Karabağ Ermenistan işgalinden kurtarılacak. Karabağ kurtarıldı. Bu maddeler hem Türkiye’nin hem Rusya’nın menfaatinedir. Sen Ukrayna-Amerika ve Amerika-İsrail tehdidine karşı, Rusya’yı kuvvetlendirerek koyabilirsin. “Ben kuvvetleneyim, Rusya veya İran kuvvetlenmesin” dersen mağlup olursun.

Türkiye’yi Rusya, İran ve Çin ile karşı karşıya getirmek isteyen Amerikan milliyetçileri var. Televizyonlarda çıkıp “NATO’dan vazgeçemeyiz, Rusya tehlikelidir, İran tehdittir, Çin zulüm yapıyor” diyerek fitne çıkarıyorlar. Ama sen ortak zeminler yaratmak ve müttefiklerini düşünmek zorundasın.

Atatürk, İstiklal Savaşı’nın başında tam da bunu yaptı. İngilizlerin Kafkasya’da kurduğu o üç devleti (Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan) yıkmak için 3 Şubat 1920’de kolordu komutanlarına şifre yolladı ve “Bu Kafkas seddini yıkmazsak mahvoluruz” dedi. Sovyet Rusya ile iş birliği yaparak o seddi yıktık, sırtımızı Rusya’ya dayadık, böylece Batı’daki ve Güney’deki işgalleri temizledik. İttifaklar, vatan bütünlüğü ekseninde ortak çıkarları tanımlayarak kurulur.

Bana “Rusya ve Çin ürkütücü, büyük güçler” diyorsunuz. İyi ki büyükler! Küçük Rusya veya küçük Çin olsaydı biz ne yapardık? Türkiye-Rusya ilişkisinde “büyük-küçük” ilişkisi yoktur; dengeli bir güç ilişkisi vardır. Suriye’ye Rusya ve İran gelmeseydi Suriye parçalanırdı, bu da Türkiye’nin parçalanması demekti. Standard Chartered Bankası’nın araştırmasına göre 2030’da Türkiye 10 trilyon dolarla dünyanın beşinci, Rusya ise sekiz trilyon dolarla sekizinci ekonomisi olacak. Yani gelecekte Rusya bize hükmedemez, Türkiye de ona hükmedemez.

“Rusya bizi Batı ile anlaşıp ortada bırakır mı?” diye soruyorlar. En komiği de bu! Rusya bizi ortada bırakıp Amerika ile anlaştığı an intihar eder. Bunlar bakkal hesabı değil, devlet aklı gerektiren stratejik ilişkilerdir. Diyelim Çin 64 trilyon dolar; milyar… Bunlar yanlış. Yukarıda “bin” diye yazıldığı için milyar denmiş; o milyarları trilyon diye okuyalım. Çünkü yukarıda üç tane sıfır var. Yani her milyarı trilyon diye okuyalım. Bu tabloda Çin ile Türkiye ekonomileri arasında bir dengesizlik var ama Türkiye, Çin’e çok uzak değil. İkincisi, Türkiye’nin çok önemli ittifak potansiyelleri var. Üçüncüsü, Çin sosyalist bir ülke ve inşallah sosyalizm yolunda devam edecek; bu da bizim için bir güvence. Çin kapitalist olursa dünyanın başına bela olur. Tehlike var mı Çin’de? Tehlike yok. Xi Jinping ve bugünkü Çin Komünist Partisi, o tehlikeye karşı mücadele ediyorlar. “Tehlike yok” dersen gafil avlanırsın; en iyisi tehlike var demek. Çinliler de öyle yapıyorlar galiba, tehlike var diyerek sosyalizm yolunda devam ediyorlar.

Rusya, Amerika ile Türkiye’nin aleyhine anlaşırsa bu bir intihar olur. Çünkü o, Rusya’yı en güveneceği müttefikten yoksun bırakır ve Amerika o zaman Rusya’yı yer. Biden bize strateji kurmayı öğretiyor; diyor ki: “Benim düşmanlarım Çin, Rusya, Türkiye, İran.” Biden aslında burada hem Amerika’nın stratejisini kuruyor hem de Türkiye, İran, Rusya ve Çin’in stratejisini tanımlıyor. “Benim düşmanlarım bunlar” dediği an, o düşmanlara da şunu söylemiş oluyor: “Aklınız varsa el ele verin ve karşımda sağlam durun.” Demek ki Türkiye’nin, İran’ın, Rusya’nın ve Çin’in ortak çıkarları var; Amerikan tehdidine karşı el ele verme mecburiyetindeler.

Bakın, Rus Çarlığı 1914’ten itibaren bizim düşmanımızdı. Ancak 1917’de Ekim Devrimi olunca, düşmanımız olan Rusya dostumuz oldu. Peki, Rusya ve İran’da böyle bir iktidar veya politika değişikliği görüyor musunuz? Yani şu anki gidişatlarından farklı bir rota değişikliği ihtimali var mı? Rusya’da Putin, Rusya’nın milli menfaatlerini temel alıyor. İran’da reformcular ve Amerika taraftarları ülkeyi ele geçirirse Türkiye’nin durumu çok zor olur. İran’daki bazı gruplar oradaki azınlıkları örgütleyerek “İran’a laiklik geliyor” diyerek Türkiye’deki sahte laikleri de destekliyorlar. Ancak İran düşerse Türkiye zor ayakta kalır. Bugünün stratejik konumlanması buna pek izin vermiyor.

İran’daki reformcular ayaklanıp iktidarı devirmeye çalıştığında ben bunu seyrediyorum. Hatta sahte Atatürkçüler “Mollalar devrilsin” diyor ama o mollalar Amerika’ya direndikleri için aslında Türkiye’nin dostu. Öbürleri ise Batıcı kesim; yani liberal kesim. Onlar gelirse İran Şah dönemine döner ve Amerika’nın üssü olur ki; bu Türkiye’nin hiç istemeyeceği bir durum. Tarafsız olamayız çünkü İran da, Rusya da, Çin de Türkiye konusunda tarafsız değil. Türkiye’deki “Biden tayfası” iktidara gelse; Çin de, İran da, Rusya da sallanır. O yüzden Tayyip Erdoğan ile yakın bir duruşları var. Türkiye bağımsız, başı dik olsun ve Amerika’ya karşı sağlam dursun diye bir ortak menfaat zemini oluşuyor. Bu da Türkiye için bir imkân ve avantajdır.

Ukrayna meselesine gelince; Türkiye ile Ukrayna’nın ortak uçak projesi olabilir, ticaretimiz devam eder. Ancak Ukrayna şehitleri için Türkiye’de bir saygı duruşuna kalkmak emrivakidir. Rusya’nın aleyhine ayağa kalkıyorsun; bu bir Rusya düşmanlığı gösterisidir. Eğer Türkiye “Rusya dostluğu mu, Ukrayna dostluğu mu?” sorusuyla karşı karşıya kalırsa, ben size şunu sorarım: Ukrayna’nın Doğu Akdeniz’de kaç tane zırhlısı, kaç tane uçak gemisi, kaç tane denizaltısı var? Ukrayna ile Amerikan tehdidini göğüsleyebilir misiniz? Orada Ukrayna kaç gram gelir, Rusya kaç ton gelir? Dostlarını kaybetmemelisin; stratejik çözümler dostlarının da benimseyeceği çözümler olmalı.

Amerika’nın Gara Operasyonu sonrası yaptığı açıklama evlere şenlik. “Teröristlerin yanında değildik” diyorlar ama bal gibi yanındalar ve arkasındalar. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’ın teröre desteğini hatırlattı ve “NATO’da birlikteliğimizi sürdüreceksek teröristlerin yanında yer almayacaksınız” dedi. Kuzey Irak’a binlerce tır mühimmat getirip teröristlere verdiler. Türkiye NATO’dan ayrıldığı zaman NATO belki de dağılır. Zaten NATO dağılmaya doğru gidiyor. Türkiye’nin NATO’dan ayrılması, NATO’daki ikinci büyük askeri gücün gitmesi demek; NATO’nun bütün efsunu dağılmış oluyor.

İran’daki reformcuların hepsi Amerikancı değil; bunu da belirtmek isterim. Amerika reformcular üzerinden İran’a müdahale etmeye çalışıyor ama İran’ın vatansever reformcuları da var. Amerika, İran’ın egemenliğine karşı bir eyleme geçtiği zaman İran halkının ezici çoğunluğu birleşir ve o ihanet eden kısım çok küçük bir azınlık olarak kalır. Türkiye, İran, Çin ve Rusya imparatorluk geleneğine sahip ülkelerdir; buralarda başı dik yaşama kültürü vardır. Bunlar aynı zamanda devrim yapmış ülkelerdir; 1905 Rus, 1906 İran, 1908 Türk, 1911 Çin ve 1910 Meksika devrimleri birbirini izleyen süreçlerdir. Sosyoekonomik gelişme açısından bir izleyicimiz, “Doğu Akdeniz’de Rusya’ya neden ihtiyacımız var? Biz halledemiyor muyuz?” diye soruyor. Ben cevabımı vereyim: Nebeldina ve Nemesis tatbikatlarını kim yapıyor? Amerika donanması, İsrail donanması, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve yanlarında Fransa. Şimdi Amerika, Fransa, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ı bir araya getirdiğinizde; Amerika’nın uçak gemileri, askeri hava ve deniz güçleri karşısında Türkiye yenilmez ama ne kadar zarar görürüz? Kaldı ki Güney Kıbrıs’ın da üsleri var.

Şimdi bu sorudan daha önemli bir noktaya, Sinan Bey, başka bir konuyu açmak istiyorum. Olay sadece “üstesinden gelebilir miyiz?” meselesi değil; beş yıl sonra geliriz. Bu durum neye benziyor? 1915 yılında “karşı konulamaz” denen İngiliz-Fransız donanması Çanakkale Boğazı’ndan girmeye kalktı. En sonunda onları püskürttük ama Almanya bize o mayınları ve topları vermeseydi, o donanma geçerdi ve savaşın başında İstanbul düşerdi. Ayrıca evet, Türkiye direndi ama 1918’de geçici bir yenilgi dönemi yaşadı; cevabını ise ancak 1922’de, yani dört yıl sonra verebildi. Yani mesele “karşı koyamaz mıyız?” meselesi değil; evet, tek başımıza da kalsak beş-on yıl sonra vatan bütünlüğümüzü sağlarız. Ama niye o 5-10 yılı düşman tehdidi altında veya büyük kayıplarla geçirelim? Doğu Akdeniz’de caydırıcılık bu yüzden çok önemli. Bugün bizim meselemiz Amerika’yla savaşıp ona direnmek değil, savaşın başlamamasını sağlamak yani onu caydırmaktır.

Eğer Türkiye bugün Doğu Akdeniz’de tek başına kalırsa, Amerika iki torpil salladığında ve buna cevap veremediğinizde iktidar sarsılır. Fransa’yı, Yunanistan’ı ve ABD’nin 6. Filo’sunu yan yana getirdiğinizde, Türkiye’nin geçici bir zayıflık göstermesi bile çok pahalıya mal olur. İşte bu yüzden, güçlü bir Rusya’nın Doğu Akdeniz’de bizim yanımızda durması çok önemlidir.

Sürekli vurguladığınız şeye dönersek; ABD, Fransa ve Yunanistan’ın uçak gemileriyle oluşturduğu tehditler karşısında, S-400’lerin bir silah alımı değil, bir strateji seçimi olduğunu söylediniz. S-400’leri aldığınızda NATO standartlarından ayrılmaya başlıyorsunuz çünkü Amerika, “Benim standartlarımı terk edip başka bir sisteme giriyorsun, bunu kabul edemeyiz” diyor. Ayrıca S-400’ü, Amerika’dan gelen tehdide karşı alıyorsunuz; Amerikan yazılımıyla Amerikan tehdidine karşı koyamazsınız çünkü adam istediği zaman düğmeye basıp sistemi durdurur.

Türkiye’nin Ay’a gitme meselesi de böyledir. Ay’a gitmeye kalktığınızda; elektronik, füze teknolojisi, yakıt, güvenlik ve yaşam desteği gibi binlerce teknolojik atılım yapmak zorundasınız. Bu proje, bir lokomotif gibi Türkiye ekonomisinin teknolojideki tüm dallarını sürükleyecektir. NASA’daki veya yurt dışındaki Türk beyinleri Türkiye’ye geri dönecektir. İkincisi, uydularla güvenliğinizi sağlayamadığınız bir dünyada, Ay’dan yönetilen operasyonlara karşı durabilmek için bu teknolojiye sahip olmanız şarttır.

Ay’a gitmeyi “gerici” bir yaklaşımla eleştirenler, aslında Atatürk döneminde uçak üretmiş bir vizyona sahip olduğumuzu unutuyorlar. Türkiye, teknoloji alanında çok önemli ataklar yapmanın eşiğindedir; SİHA ve İHA başarıları bunu gösterdi. Ay’a gitmek Türkiye için bir hayal değil, ulaşılabilir bir hedeftir. 2017’de Rusya Uzay Ajansı Başkanı, Putin ve Erdoğan’ın huzurunda tesislerimizin Türk uzay çalışmaları için hizmete açık olduğunu belirtmişti. Müttefiklerimizle beraber bu işi başaracağız; Amerika ile bırakın Ay’a gitmeyi, Kandil’e bile gidemiyorsunuz. Bu hedef, Atatürk ve Kemalist devrimlerini teknoloji alanında tamamlama projesidir. Tıpkı nükleer enerji konusunda olduğu gibi; bir nükleer enerji santrali kurmak için 1200’ün üzerinde farklı teknoloji alanında atılım yapmanız gerekir. Yani bu dev bir teknolojik devrimdir.

(PKK ve Amerika’nın Türkiye’ye yas tutturamayacağı konusuyla ilgili)
Bu tweetleri herkes paylaşsın: “Amerika PKK’yı kurtaramaz, Amerika HDP’yi kurtaramaz, Amerika Osman Kavala’yı kurtaramaz, Amerika Selahattin Demirtaş’ı kurtaramaz.” Türkiye bu baskılara direnir; Türkiye’yi hafife almayın. Bu baskılara teslim olacak bir yönetim yoktur.

Anket sonuçlarına bakarsak; Optimal Araştırma Şirketi’nin son verilerine göre halkın %85’i HDP’nin kapatılmasını istiyor. Bu süreç İYİ Parti ve CHP’yi de içten içe parçalayacak, çünkü tabanlarında da kapatılma talebi çok yüksek. HDP’nin altı boşalıyor ve seçmen Vatan Partisi’ne yöneliyor. Doğu ve Güneydoğu illerinde toplu katılımlar peş peşe geliyor; önümüzdeki bir ay içerisinde on binlerce yeni üye Vatan Partisi’ne katılacak. Sadece Güneydoğu değil; Aydın, Balıkesir, Bursa, Antalya, Ankara ve Orta Anadolu’da da büyük bir yöneliş var. Peki, niye geliyorlar Sayın Başkan? Tek çözüm olduğu için Vatan Partisi’ne geliyorlar. Bir sürü kalabalık parti var ama sistem çıkmaza girdi, devrime geliyorlar. Vatan Partisi’ne gelenler devrimci çözümlere geliyor.

“Efendim, geçen hafta da söylemiştiniz bunu, açabilir misiniz? İnsanlar devrime, devrimci çözüme koşuyor; bunu biraz açmaya ihtiyaç var sanki.”

Bakın, ekonomide büyük sıkıntılar var. İnsanlar köklü çözüm istiyor, üretim devrimi istiyor. Artık üretim ekonomisi ancak bir devrimle kurulabilir. Bu yüzden işçiler Vatan Partisi’ne koşuyor. Bakın, geçen hafta Genel Maden İş Sendikası yöneticileri toplu olarak geldi, ziyaret etti. PTT işçileri Vatan Partisi’ne geliyor, hareketlerini hatalardan temizliyorlar. Soma’da sendika kuruluyor, oradaki işçiler Vatan Partisi’nin önderleri etrafında toplanıyor. Belediye işçileri; İstanbul başta olmak üzere birçok ilde Vatan Partisi’ne geliyor. İşçisi, köylüsü; İzmir, Antalya, Muğla, Gaziantep… Türkiye’nin belki de bütün köylüleri, hazine arazilerini ekip biçen köylüler, orman vasfını yitirmiş arazilerde çalışanlar Vatan Partisi’ne yöneliyor.

Vatan Partisi dünden beri, hatta önümüzdeki günlerde de Türkiye’nin dört bir tarafında sokaklarda olacak. Genel Sekreterimiz Sayın Bursalı, programa başlamadan önce iletti; yarın ve önümüzdeki günlerde yurt çapında eylemler, basın açıklamaları yapacağız.

“Efendim, başladık dün, bugün… Arkadaşlar görselini de bir yandan ekrana getirsin lütfen. Bunun amacı nedir? Neyi hedefliyor Vatan Partisi bu açıklamalarda?”

Hedefimiz belli: HDP kapatılsın! Artık bu talep olgunlaştı, her taraftan “HDP kapatılsın” sesi yükseliyor. Mecliste PKK istemiyoruz. HDP kapatılsın eylemleri hemen hemen 80-100 merkezde başladı. Bir de Hollanda Meclisi’ne gelen sözde Ermeni soykırımı tasarısı var; ona karşı da Avrupa’da ve Türkiye’de eylemler yapıyoruz.

“Peki, size gelen bilgiler nasıl efendim? Sahada yaptığınız çalışmalarda, şu son 2-3 gündeki imza masalarında durum nedir?”

Bakın, demin anketleri söylediniz, oradaki rakamlar çok düşük. Göreceksiniz, bir hafta sonra bir araştırma yapın, yüzde doksan “HDP kapatılsın” diyecek. Vatan Partisi bu talebi yükseltiyor. Biz “HDP kapatılsın” dediğimizde yalnızdık, hiçbir parti yoktu. Arkasından sağ olsun Milliyetçi Hareket Partisi geldi. Şimdi Cumhurbaşkanlığı’nın başdanışmanları “HDP kapatılsın” diyorlar. Vatan Partisi’nin Türkiye’deki misyonu bu; tek başına başlar, sonra bütün milleti etrafına toplar. Sayın Fahrettin Altun açıkça “CHP, HDP eşittir PKK diye en yüksek sesle bağırıyoruz” dedi. Devlet Bahçeli de bugün Yargıtay’a yeniden bir çağrıda bulundu ama tabii kendi partisinin başvuru hakkı da var.

“Hazırlıyorlar mı? Biraz geç mi kalıyorlar?”

Hiç kimseye “geç kalıyorsun” demeyelim, sağ olsunlar. Doğru bir yere girdiler, kararlı olarak mücadelesini veriyorlar. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var; biz daha hızlı yiyoruz, onlar daha ağır yiyor olabilir.

“Hakkari’den bir fotoğraf geldi efendim, hazır mı arkadaşlar? Onu da verelim.”

Bakın, bunlar bizim aslanlarımız. Türkiye’nin her yerinde yiğitler Vatan Partisi’nin etrafında toplanıyor. Bu resimde kadınlarımız eksik, o uyarıyı da yapalım. Ama Hakkari’li kadınlar da başı dik ve girişkendir, her gün HDP’nin önündeler. Bir dahaki sefere bakın, bu fotoğrafta Hakkari’de yarı yarıya kadın olur. Diyarbakır’da, Hakkari’de, Şırnak’taki yürüyüşlerde hep kadınlar var. Diyarbakır anneleri, yani evlatlarını kaybetmiş olanlar, çok önemli bir tutum aldılar ve “Biz devletimizin yanındayız” dediler.

“Bunu nasıl değerlendirirsiniz başkanım?”

O savaşa girdiğiniz zaman, artık o savaşın insanı oluyorsunuz. Bireysel hedeflerden kurtulup kamusal hedeflere yöneliyorsunuz. Evladını kurtarmak için yola çıkanlar, Türkiye’yi ve bütün evlatları kurtarma noktasına geldi. Toplumculuk, Anadolu ve Trakya insanının mayasında var ama Güneydoğulu insanlarımızda kamuculuk ve toplumculuk çok kuvvetli bir damardır. Onun için o seslerin yükselmesi, kendi evladının ötesinde bütün evlatları kurtarmak istemeleri çok değerlidir.

“Efendim, konuyla ilgili yeni bir tweet daha atıldı.”

Evet, “Amerika PKK’yı kurtaramaz, HDP’yi kurtaramaz, Osman Kavala’yı kurtaramaz, Selahattin Demirtaş’ı kurtaramaz.” Aslında burada Demirtaş’ı Kavala’dan önce koysak daha güzel olurdu ama bu tweetlerle tarihe not düşülmüş oluyor.

“Vaktimiz daralıyor, bir önemli konu daha var. İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu geçtiğimiz günlerde bir açıklama yaptı. Kayseri’de bir olay olmuştu, Seyit Tümtürk isimli bir şahsa bir provokasyon girişiminde bulunulmasına izin verilmediği için Sayın Soylu ve İçişleri Bakanlığı hedef alındı. İYİ Parti ve Ahmet Davutoğlu da buna ortak olmuştu. Sayın Soylu’nun açıklamasından özetle; ‘Bizim hassasiyetimiz, Uygur Türkü kardeşlerimizin okyanus ötesinden planlanan uluslararası çatışmalara vesile yapılmak istenilmesine karşı dikkatli olmaktır’ dedi. Yani Amerika’nın planlarına alet olmayın diyor. Bu bir devlet politikası mı?”

Evet, devlet politikasıdır. İçişleri Bakanı, devletimizin güvenliğinden sorumlu hükümetimizin önemli bir üyesidir. Ayrıca şunu da söyleyeyim; şahıs olarak da son derece çalışkan, sağlam duran, doğru politikalar üreten ve olağanüstü başarılı bir İçişleri Bakanımız var. Onu yürekten kutluyorum.

“Bu meselede siyasi partiler ‘Doğu Türkistan’ vurgusu yaparken, devlet ricali ‘Uygur Türk’ ifadesini kullanıyor. Bir dikkat var sanki.”

“Türkistan”, “Kürdistan” gibi emperyalist söylemlerin kullandığı kavramlardır. Sonuç itibarıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğünden yanayız. Orada ayrı bir devletten bahsetmek, Türkiye’ye yapılacak en büyük kasıttır; hem Uygur Türklerine hem de Türkiye’ye ihanet olur. Türkiye’nin önümüzdeki süreçte Rusya’nın, İran’ın ve Çin’in dostluğuna ihtiyacı var. Türkiye’nin Çin ile dostluğunu bozanlar, her iki ülkeye de ihanet ederler.

“Peki, Uygur Türklerinin sıkıntıları varsa nasıl çözülecek?”

Sıkıntısız bir ülke var mı? Hz. Muhammed döneminde, Atatürk döneminde veya bugün Türkiye’de sıkıntı yok mu? Tabii ki Uygur Türklerinin de Çin halkının da problemleri var. Ama o problemlerin çözümü Uygur Türkünün eline Amerikan silahı vermek mi? Amerika o silahı kime verdi? Mehmetçiği vuranlara verdi. Fırat Kalkanı Harekatı’ndaki DAEŞ’li teröristlere “Uygur” diyemeyiz, onların Uygurlukla ilgisi yok. Türk olunca Türk teröristi, Kürt olunca Kürt teröristi mi diyeceğiz? Hayır, onlar teröristtir. Elinizdeki Amerikan silahlarını atın! Buradan PKK’ya da, onun kandırdığı Anadolu insanlarına da sesleniyorum: O silahları atın ve Türk Devleti’ne teslim olun. Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü içinde bütün sorunlarımızı çözelim.

“Siz bunları söylediğinizde PKK ile Uygur Türklerini aynı kefeye koyduğunuzu iddia ediyorlar.”

Hayır, koymadım. PKK ile Türkistan İslam Partisi’ni aynı kefeye koyuyorum. Kürt, benim Türk milletimin parçasıdır; Uygur da dünya Türklüğünün bir parçasıdır. Ama Türkistan İslam Partisi, PKK ile aynı işi yapıyor çünkü her ikisi de Amerika’ya bağlı. Aydınlık’ta haberi çıktı, Amerika bütçesinden 65 milyon dolar almışlar. Bunlar dedikodu değil, Amerika’nın kendi raporlarında yazıyor. Amerika, Türkiye ve Çin’i birbirine düşürmek için her ikisini de besliyor.

“Türkiye, Türkistan İslam Partisi’ni terörist olarak görüyor mu?”

Görüyor, terörist listesinde var. Birleşmiş Milletler’in terör listesinde de var. Amerika’da 2020 yılına kadar varmış, sonra çıkartılmış; tıpkı PKK’yı destekleyip yaldızlamaya çalıştığı gibi.

“Türkiye bu konuyu çözdü mü sizce?”

Türkiye’nin berrak ve açık bir tutumu var. Bu işin köklü çözümü, Uygurlarımızı aydınlatmaktır. Onlara birtakım bayraklar, flamalar verip sokağa dökenlerin çağrısına hiçbir Uygur cevap vermemeli. Biz Vatan Partisi olarak Uygur vatandaşlarımızın vize, pasaport, mülk transferi ve kültürel sorunlarıyla ilgileniyoruz. Çin Halk Cumhuriyeti de bu konularda çok anlayışlı. Beni ziyaret eden yüzlerce Uygur var ve bu sayı giderek artıyor. Çin’in önceki ve şimdiki büyükelçileriyle de bu sorunları çözmek için masalar kurduk, çalışıyoruz.

“Son olarak; Sayın Perinçek, neden bu kadar çok konuk ediliyor veya yabancı basında bu kadar yer alıyorsunuz?”

Çünkü Vatan Partisi büyük, güvenilir ve etkili bir güçtür. Dünya siyasetinde yeri olan, Türkiye’nin Avrasya’ya yönelişinin lideri olan partidir. Wall Street Journal’dan Yunan basınına, İran’dan Çin ve Rus medyasına kadar herkes Vatan Partisi’nin ne dediğine bakıyor. Çünkü biz Türkiye’nin geleceğini temsil ediyoruz. “Darbe olacak mı, bir daha darbe olur mu?” diye konuşuluyor. Röportaj bitti, ben de onları araştırmaya başladım. Gelen gazetecilerin hepsi müthiş Trump aleyhtarı. Zaten medyayı görüyoruz. Sonunda onlara ben birkaç soru sordum. “Galiba sizde darbe mi olacak?” dedim. Sizin konuşmalarınızdan anladığım kadarıyla Amerika’da darbe geliyor. Hakikaten bakın, gelinen noktada Amerika’da darbe benzeri şeyler oldu.

Evvelki gün Senato’da çok önemli bir haber vardı; Pentagon’da bir açıklama… Diyor ki: “Amerikan ordusunun içinde; Suriyelilerden, Arap teröristlerden daha fazla Amerika’ya düşman olan subaylar var. Daha büyük bir tehlike var.” Amerikan ordusundaki bölünme bu derece keskinleşmiş. “Amerika’dan geleni nasıl temizleriz?” diye size mi öğrenmeye çalışıyorlar? Biz 40 senedir terörle savaşıyoruz, onlara da çok dersler verebiliriz.

Yaman Bey, sorunuz var mı yoksa haftanın kitabına mı geçelim? Gözüm kitaplarda. Bugün PKK’yı çok konuştuk. “Türkiye Solu ve PKK” kitabı benim. Türkiye soluyla da bağlantılı olarak işledim ama PKK’yı çok iyi öğrenebileceğimiz bir kitaptır. Kaynak Yayınları’ndan çıktı. Bakın, üzerinde Amerikan bayrağı var, görüyorsunuz. Bu gerçek bir resim, elle yapılmış değil.

Kemalist Devrim dizisini de tanıtıyorsunuz. Tabii orada gözden geçirilmiş yeni şeyler vardı. Birinci kitabı tamamen yeniden yazdım, sekizinciye epey ekler yaptım. “Kemalist Devrim 4: Kurtuluş Savaşı’nda Kürt Politikası”na da ekler yaptım. Benim şöyle bir özelliğim var: Bir kitabımı yenilerken iyileştirerek, derinleştirerek, ekler yaparak yayınlıyorum. Ağaç gibi, fidan büyüyor. Yeni basımları olduğu gibi bırakmıyorum; emek vererek her baskıda bir şeyler katıyorum. Hocam Münci Kapani de öyleydi; “Kamu Hürriyetleri” kitabı da her basımında gelişirdi. İnsan emek verince kitapları da kendi içerisinde büyüyor.

“Türkiye Solu ve PKK” kitabı Ağustos 2013’te, bir “açılım” iklimi varken yazıldı. Burada PKK’nın Amerika ile ilişkileri çok somut anlatılır. PKK’yı bence en iyi anlatan kitap budur. Vatan Partisi’nin PKK tutumu yıllardır nettir. Türkiye’de sol çevrelerde ya da Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde PKK konusunda bir netlik var mı? Bunu örgütsel düzeyde değil, taban düzeyinde, vatandaş düzeyinde soruyorum.

Tabanı da sorgulamak ve eleştirmek lazım. Tepede bozukluk olunca o bozukluk tabana da maalesef yansıyor. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, PKK’nın ve HDP’nin dostu olduklarını gizlemiyor. Zaten müttefikler. HDP müttefikse PKK da müttefiktir; çünkü PKK’nın dışında bir HDP yok, HDP PKK’nın bir koludur. Son olaylarda da CHP yöneticileri sürekli PKK’dan yana açıklamalar yapıyorlar. Türk ordusunun ve Türk milletinin moralini bozmaya yönelik, Türkiye’yi zavallı, yenik göstermek isteyen açıklamalar bunlar. Bizimle aynı ruhu, aynı sevinçleri, aynı acıları paylaşmıyorlar. İkiyüzlüler. Mesela “yas tutalım” diyorlar; bir yandan Biden’ın teröristlerinin Türk askerini öldürmesinden yanasın, bir yandan ölen Türk askeri için yas tutalım diyorsun. O zaman Biden’dan elini ayağını kurtar. CHP bugün çok açık şekilde “Biden tayfası” rolünde. Boğaziçi’nde de, Gara’da da, Güneydoğu’da da, Meclis’te de hep HDP ile beraberler. Bugün Türkiye’de “Tayyip Erdoğan’ı devirelim” dediğin an Biden’ın kontrolüne girersin; çünkü Tayyip Erdoğan Biden’a direniyor.

2010 yılında AK Parti “Kürt Açılımı” yaptı, toplantılarını biz bastık. Eleştirme konusunda çok sert tavırlar aldık. O zaman Cumhuriyet Halk Partisi de o açılımı destekliyordu. Sayın Cumhurbaşkanımız o siyasetten vazgeçti ve 2015’ten itibaren PKK’nın tepesine bindi; silahla ezmeye devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi ise hâlâ PKK’yı kalkanla korumaya çalışıyor. “Afrin’e girme” diyor, Gara’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nin moralini bozmaya çalışıyor, Barış Pınarı başlarken İYİ Parti ve CHP bozguncu propaganda yapıyor.

PKK nasıl bitirilir? PKK, silahla bitirilir. Türkiye dünyaya bir mesaj veriyor ama mikrofonla değil, namluyla veriyor. 2015’ten beri Türkiye, “Bu teröristi silahla bitireceğim” diyor. Dünyanın anlayacağı mesaj budur. Mehmetçik silahını çektiği zaman dünya senin kararlılığını anlıyor. Siyasetin de Mehmetçiğin başarısına rehber olması lazım. Suriye ile anlaşacağız; Türkiye, Suriye ve Irak birlikte bu işi bitirecek. Hatta Suriye ile Türkiye’nin tek başına anlaşması dahi PKK’nın beyaz bayrağı çekmesini sağlar.

İçeride HDP’yi kapatacağız. Hem Mehmetçik’ten yana olacaksın hem de HDP’yi koruyacaksın; bu tutarsızlığa son vermeli. HDP’yi kapattığın an hem para gitmesini engellersin hem de meclisteki terör kürsüsünü kaldırırsın. Onların yeri hapishanedir.

Diyarbakır analarımıza selam ve saygı yolluyoruz. Onlar kahraman insanlar. Sadece kendi evlatları için değil, 85 milyonun genci için mücadele ediyorlar. Bağırlarına taş basıyorlar ama başlarını dik tutuyorlar. Kimse onları ağlatamaz. Onlar 21. yüzyıl Türkiye kadınının kahramanlarıdır. Babalar dahil hepsine selam olsun.

Son olarak bir marşla veda ediyoruz: “Annem Beni Yetiştirdi”. Alman, Fransız, Amerikan marşlarını dinleyin; hepsinde “kan içme” vardır. Bizim marşlarımızda ise müthiş bir hümanizma var. “Annem beni yetiştirdi, bu elleri yolladı, al sancağı teslim etti, Allah’a ısmarladı.” Düşmanın kanını içmekten söz etmiyoruz ama düşmanı da temizliyoruz. Bu büyük bir farktır. Diyarbakır analarına ve Mehmetçiğe selam olsun.

Paylaş