Bu geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi ama… Türk milletinin bahtının açıklığı önemli. Ben yere atar ve onu çiğnerim; çiğniyorum burada. Bravo! Bölgedeki bu yangın, Irak’taki, Türkiye’yi dinleyenler değil, üretenler. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.
Çıkış Yolu, 15 Temmuz özel programıyla karşınızdayız. Sayın Genel Başkan Doğu Perinçek’le beraberiz. Efendim hoş geldiniz. Değerli izleyenler, bu program malum biliyorsunuz, gazeteci büyüğümüz Rafet Ballı’nın hazırlayıp sunduğu bir program. Biz şu an Muğla’nın Çökertme Koyu’ndayız, Çökertme Köyü’ndeyiz. Bu nedenle İzmir’den Sayın Genel Başkan’la “Çıkış Yolu” programını yapmak için geldik. Sayın Rafet Ballı’ya da buradan selam ve saygılarımızı ileterek başlamak istiyorum.
Efendim bugün 15 Temmuz. Üç yıl önce ülkemiz önemli bir sınamadan geçti. Siz 15 Temmuz’u bir milat olarak değerlendiriyorsunuz. Niçin milat efendim? Bununla başlayalım isterseniz.
Şu bakımdan; “milat” sözcüğünü kullandım mı bilmiyorum ama bir dönüm noktası olduğu kesin. Çünkü ABD’nin Türk Silahlı Kuvvetleri içinde kurduğu Gladio ezildi. Yani 12 Mart 1971 darbesini yapan, 12 Eylül 1980 darbesini yapan, bu darbeleri gerçekleştirmek için sağcıyı solcuyu birbirine kırdıran, Türkiye’yi istikrarsızlaştıran, 1 Mayıs katliamlarını yapan o Gladio örgütlenmesi; Türk ordusu, Türk polisi ve Türk devleti içindeki o yapılanma 15-16 Temmuz gecesi ezildi. Ezdik. Tarihi önemdedir. Ve şu çok acı; 12 Mart’tan, 12 Eylül darbelerinden şikayet edenlerin bir kısmı, sahte sol takımı, 15-16 Temmuz’da maalesef “AK Parti hükümetine karşıyız” diye o Gladio’nun safında yer aldı. Ve hâlâ o FETÖ ile birlikteler. Bu acı bir şey. Evet, bir dönüm noktasıdır. Türkiye’nin Amerika’nın zincirlerini kırmada tarihi bir gündür. Ve o gece bir Türk-Amerikan savaşı oldu. Bu çok önemli. Ankara caddelerine, meydanlarına bakalım; İstanbul ve diğer kentlerimizde, namlu namluya, tanka tank, uçağa uçak, helikoptere helikopter, tüfeğe tüfek… Türkiye ile Amerika arasında bir savaş oldu. Dünya tarihinde bir eşi benzeri var mı? Çok önemli darbeler var tabii dünya tarihinde ama en önemli Gladio tertibi Türkiye’ye karşı yapıldı.
NATO ülkeleri içinde Yunanistan’ından İtalya’sına, Norveç’ine kadar hepimizin bildiği gibi bu Gladio örgütlenmeleri var. Bir ülke NATO’ya girdiği zaman, aynı zamanda o ülkenin devlet cihazı içerisinde bir yeraltı örgütü kuruluyor. NATO’nun yeraltı örgütü aslında FETÖ-Gladyosu’dur. Başka ülkelerde de bu örgüt var, Yunanistan’daki darbelerde rol aldı tabii. Ama bu örgütün Türkiye’deki kadar faal olduğu, operasyonlar yaptığı başka bir ülke yok. Neden? Çünkü diğer NATO ülkeleri genellikle kapitalizmin oturmuş, yerleşmiş sistemini kurmuş ülkelerdir. Ama Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun asisi, NATO içindeki isyancı ordu ve isyancı ülkedir. NATO’ya kafa tutan ülkedir. İşte 3-4 gün önce S-400’lerin Türkiye’ye gelmesi de Türkiye’nin NATO içerisindeki o asi üye olduğunu gösteriyor. Onun için Türkiye’ye karşı tertipler, harekatlar NATO tarafından düzenlendi.
Dikkatimi çeken bir şey oldu efendim. S-400’ler 15 Temmuz darbe girişiminden sonra alındı. Onun öncesinde Çin Halk Cumhuriyeti’nden uzun menzilli hava savunma sistemi alacaktı Türkiye, ancak o bir anda iptal edilmişti. 15 Temmuz’u hem savunma hem de siyaset açısından ciddi bir kırılma diyebilir miyiz?
Tabii, çünkü 15-16 Temmuz 2014 yılından başlattığımız süreç, o eski sistemden kopuşun başladığı yerdir. Esas kırılma, 2014’te bizim Silivri duvarlarını yıkmamızla başladı. O duvar Amerika’nın duvarıydı. Amerika’nın duvarını yıktık ve o duvarın içinden Türk Silahlı Kuvvetleri’ni esaretten kurtardık. Vatan Partisi olarak… O duvarın içinde bizi tutamazlardı. Oradan çıktık. Türkiye’nin bölünmesi sürecine bir anlamda orada cevap başladı. Arkasından FETÖ’nün üzerine yüründü, PKK hendeklere gömüldü. Türkiye sınırın ötesine geçti. Amerika’ya karşı mücadelede Fırat Kalkanı Harekatı ile Amerika-İsrail koridorunu yardı. Arkasından Afrin; Afrin’de PKK yuvası ezildi. O, aynı zamanda Amerika’nın bölgemizdeki güçlerine karşı çok etkili bir harekattı. Dolayısıyla Irak’ın ve Suriye’nin kuzeyinde Amerika’nın kurmak istediği koridor birkaç yerden yarıldı. Bütün bunlar 15-16 Temmuz’un bir dönüm noktası olduğunu gösteriyor.
Efendim, Gladio, Fethullahçı Terör Örgütü Türkiye’de eziliyor ama Gladio ne oldu? Yok mu oldu, yoksa varlığı devam ediyor diyebilir miyiz?
Hapishanede. Gladio hapishanede. Yani hapishanelerimize baktığımız zaman müebbetler, ağırlaştırılmış müebbetler geliyor. Kim müebbet hapse mahkum oluyor? Gladio’nun kontrolü altında olan, Gladio’nun Türkiye’ye karşı ateşe sürdüğü birtakım eski silahlı kuvvetler mensupları, emniyet örgütü ve yargı içindeki yuvalanmalar… Genelkurmay’ın 2018 başındaki raporuna göre 30 bin general, subay, astsubay, askeri personel ve öğrenci temizlendi. 14 bin polis, 4 bin yargı mensubu temizlendi. Olağanüstü bir temizlik bu. Türk devletinin içindeki Amerika yuvalanması temizleniyor. Ve buna karşı kim feryat halinde? Amerika’nın Türkiye’deki yeni projelerinde görev alanlar; Cumhuriyet Halk Partisi, Meral Akşenerler, İYİ Parti; FETÖ zaten onlarla beraber; PKK, HDP. Şimdi en son Babacan ve Abdullah Gül o işe katıldılar, o cephenin içine girdiler. Ahmet Davutoğlu zaten hep o cephede. Saydığınız bu kesimler S-400 füzesine de karşı olan kesimler.
S-400 füzeleri bütün Türkiye’deki saflaşmayı gösteriyor. S-400’ü savunanlar vatanseverler ve Avrasyacılardır. Avrasyacılık, vatanseverlik demek zaten. Yani Türkiye vatanını Avrasya’da konumlayarak koruyabilir. Peki kim karşı? Amerikan projelerinde görev alanlar. Bir dönem Çin’den füze alıp da Amerika’nın baskısıyla vazgeçen Türkiye dönemi arkada kaldı. Şimdi Amerika’nın baskılarına meydan okuyarak S-400’leri Rusya’dan getirip konuşlandıran bir Türkiye’deyiz.
Efendim, Amerika Birleşik Devletleri, FETÖ örgütünü Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üzerine niçin sürdü? Ali Babacan, Abdullah Gül ve Davutoğlu niçin yeni parti kuruyor? Amerika niye Tayyip Erdoğan’ın yönettiği AK Parti’yi bölüyor?
AK Parti, Amerika’nın kontrolünden çıktığı için. Ya da Tayyip Erdoğan çıktığı için. Bu tartışma çok önemli. “Tayyip Erdoğan hâlâ BOP Eş Başkanı” diyorlar, komik bunlar ya. S-400 alan BOP Eş Başkanı olur mu? Fırat Kalkanı’nı, Afrin harekatını yapan, PKK’yı hendeklere gömen bir BOP Eş Başkanı olur mu? Astana sürecinde Rusya’yla, İran’la beraber hareket eden bir BOP Eş Başkanı olabilir mi?
Bu tür görüşler bizim partimizde, hatta Merkez Karar Kurulumuzda bile ifade ediliyor. “Tayyip Erdoğan aslında Amerika’nın aleti olarak Rusya’yı kuşatma politikasına hizmet ediyor” diyorlar. Tabii bir dönemden diğerine geçiyoruz. 2014’ten bu yana eski dönemin tortuları, kalıntıları kafalarda yaşıyor. Yeni dönemin farkına varmazsanız, o dönemde şekillenmiş bilinçler gözlerinize perde çeker. Türkiye 2014’te Silivri duvarlarının yıkılmasıyla yeni bir döneme, Atlantik’le mücadele ve bağımsızlaşma dönemine girdi.
Şunu söyleyebiliriz: Bugün Tayyip Erdoğan Türkiye’yi yönetmiyor, Türkiye Tayyip Erdoğan’ı yönetiyor. Türkiye onu yönettiği için Tayyip Erdoğan’da da çeşitli yanlışlar, savrulmalar oluyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de bu sürecin ihtiyaçlarına cevap vermiyor. Türkiye, ABD’ye kuvvetli bir meclisle direnebilir. Cumhurbaşkanlığı sistemi, Millet Meclisi’ni kenara iten, etrafında çok dar bir zümrenin olduğu ve milletten kopuk bir süreci doğuruyor. İstanbul seçimleri, AK Parti’nin tek başına Türkiye’yi yönetemeyeceğini ve bu sistemin bir çare olmadığını gösterdi. Eğer güç millete dayanmıyorsa, bir Millet Meclisi ile bağ kurulmuyorsa o güç yürümez.
15 Temmuz’un sonuçlarından biri de “Yenikapı Ruhu” idi, şimdi ise “Türkiye İttifakı” deniliyor. Samsun’da Erdoğan, Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve siz oradaydınız. Bu fotoğraf nereye gidiyor?
Türkiye Milli Hükümet ile bu dönemden başarıyla çıkar. Türkiye’nin gerçeği Tayyip Erdoğanları da bir yola yöneltiyor. Sayın Cumhurbaşkanımız “Türkiye İttifakı” diyor fakat bu söylemde kalmamalı. Samsun’a Atatürk fotoğraf çektirmeye çıkmadı; bir hükümet projesini gerçekleştirmek için çıktı. Erzurum Kongresi’ni yaptı, Sivas’ta bütün Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini birleştirdi ve Ankara’da Milli Hükümet’i kurdu. Padişah hükümetini bertaraf etti. Samsun’a bir hükümet projesiyle çıktı. Eğer bu “Türkiye İttifakı” bir hükümet projesine dönüşürse değerlidir, yoksa sadece fotoğrafta kalır. O bakımdan ne oldu ve bundan sonra ne olur, olanları biliyoruz. Ancak bundan sonra Türkiye’de AK Parti’nin tek başına ülkeyi yönetemeyeceğini daha da kuvvetle göreceğiz. Türkiye, kaçınılmaz olarak bir “Türkiye İttifakı” hükümetine veya üreticilerin milli hükümetine kavuşacaktır. Bir tarafta Millet İttifakı var; bileşenleri belli: Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Saadet Partisi ve PKK’nın siyasal kolu HDP. Diğer tarafta ise Cumhur İttifakı var. İttifak sadece AK Parti ve MHP’den ibaret değil; devletin de bu ittifakta yer aldığına dair vurgular var. Hatta Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in de bu ittifakın içinde olduğu yönünde iddialar var. Buna benzer yorumları ağırlıklı olarak FETÖ’cüler yapıyor ama son zamanlarda ana akım medyada da bunları duymaya başladık.
Doğu Perinçek veya Vatan Partisi o ittifakın içinde olsa, Türkiye bu Suriye politikasındaki yanlışı yapmazdı. Süratle Suriye ile iş birliği yapar; Doğu Akdeniz’de bize yönelen tehditlere karşı Suriye’yi, İran’ı, Rusay’yı, Çin’i ve Irak’ı yanına çekerdi. Hatta Mısır’ı da yanına çekerdi. Mısır’ı yanına çekmek hiç de zor değil. Vatan Partisi hükümette olsa, Mısır Türkiye’nin yanında olurdu. Hükümet yetkilileri ise “Sisi darbeci” olduğu için Mısır’ın Doğu Akdeniz’de bize karşı konumlandığını söylüyor. Sen kendini eleştir; niye Mısır’ı yanında tutamıyorsun? Hükümet sağa sola sövmek yerine, Mısır’ı ve Suriye’yi niçin yanına çekemediğini masaya yatırmalıdır. Çünkü bu denklemde ne Mısır ne de Suriye, Yunanistan’ın veya Amerika’nın yanında yer alır.
Doğu Akdeniz’deki çelişme; bir tarafta Amerika ve İsrail, diğer tarafta Türkiye ve Doğu Akdeniz’in sahipleri arasındadır. Siz Mısır ve Suriye’yi Amerika’nın yanına iten siyasetler izlerseniz, bu durum nesnel gerçekliğe aykırı olur. Oysa Mısır ve Suriye’nin gerçek yeri Türkiye’nin yanıdır. Mısır, İsrail, Lübnan ve Libya’yı Türkiye’nin yanında tutmak kadar kolay bir olay yoktur. Ancak birtakım anlaşılmaz kişisel kinler ve iddialar nedeniyle; Suriye Cumhurbaşkanı’na ve Mısır yöneticilerine karşı diplomatik terbiyeye uymayan tavırlar alındığında o ülkelerle birleşemezsiniz. Vatan Partisi ise Türk devlet geleneğini; imparatorluklardan Atatürk’ün devrimci devlet geleneğine uzanan o çizgiyi temsil eden partidir ve bu tür çocukça hataları yapmaz.
2015 Temmuz’undan sonra Türkiye’de yeni bir saflaşma başladı. İç cephe ile dış cephe aynıdır. İç cephede bir tarafta CHP merkezli; Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ekibinden oluşan bir yapı var. AK Parti’yi “AKP”den ayıralım; Amerika’nın kontrol ettiği kısım Abdullah Gül, Davutoğlu ve Babacan grubudur. Meral Akşener’i MHP’den niçin kopardılar? Türkiye’yi bölmek için. Operasyonun sonucunda hiç olmayacak bir şey oldu; MHP’nin içinden bir grup koparıldı ve PKK/FETÖ’nün önüne oturtuldu.
Diğer tarafta ise “vatan tarafı” var. Merkezde Vatan Partisi; onun yanında AK Parti ve MHP yer alıyor. Bu durum uluslararası cepheleşmeye de denk düşüyor. Vatan cephesinde olanlar aynı zamanda Asya dostu olan, Türkiye’nin Asya’da konuşlanması sürecine olumlu bakan güçlerdir. Öte yandan bir de Atlantik güçleri var. CHP merkezli; Abdullah Gül, Babacan ve Meral Akşener’in içinde olduğu bu cephe Atlantik tarafındadır. İç cephedeki bölünme ile Avrasya ve ABD arasındaki dış cephe bölünmesi tam üst üste oturuyor.
CHP yönetimi Amerika tarafında konuşlanıyor. İmamoğlu bu konuda Kılıçdaroğlu’nun da önünde. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatansever bir tabanı var. CHP yönetimi, Amerikan projelerine tabanını sonuna kadar alet edemez çünkü tabandan tepki gelir. Mesela S-400’lerin alınması veya Mavi Vatan’ın savunulması konusunda CHP tabanı, kendi yönetiminden farklı olarak bu süreci destekleyecektir. CHP yönetimi ise her konuda Amerika’nın yanında duruyor. Oysa CHP tabanı; vatanseverliği güçlü, Atatürk devrimleriyle bağlantılı bir tabandır. Nasıl AK Parti içinden Amerika yanlısı bir grup (Gül, Davutoğlu, Babacan) çıktıysa, CHP içinden de vatansever yönde bir çıkış eninde sonunda olacaktır.
Ergenekon süreci çöktü ve herkes beraat etti. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında Ahmet Altanları ve Nazlı Ilıcakları gündeme getiriyor. Bu, FETÖ’nün “darbeciler yargılansın” sloganıyla yürüttüğü sürecin bir devamıdır. Ergenekon sürecinde de, 15-16 Temmuz’da da CHP yönetimi FETÖ ile beraberdi; bugün de hala hapisteki FETÖ’cüleri kurtarmaya çalışıyor. 15-16 Temmuz’a “tiyatro” demek, gerçeklerden kopuk olmaktır. Binlerce insanın yaralandığı, şehit verildiği, uçakların ve tankların çarpıştığı bir darbeyi Allah’tan başka kimse kurgulayamaz.
Siyasi ayak konusuna gelince; FETÖ’nün siyasi ayağı, bugün CHP ve Meral Akşener ile müttefik olan Abdullah Gül, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’dur. Davutoğlu başbakanlıktan uzaklaştırıldığında, Amerika’nın yarı resmi organı olan Foreign Policy’de “Amerika Ankara’daki adamını kaybediyor” diye manşet atılmıştı. Siyasi ayak AK Parti’den ayrılıyor ve CHP ile İYİ Parti’nin müttefiki oluyor. Amerika, Vatan Partisi’ni ve Türkiye’nin milli duruşunu hedef alıyor. MHP’yi bölmek için Akşener’i kullanmalarının sebebi de MHP’nin vatansever cephedeki kararlı duruşuydu. Kısacası Amerika; AK Parti’ye, MHP’ye ve en başta siyasi direnişin merkezi olan Vatan Partisi’ne operasyon yapmaktadır. Vatan Partisi, 1968’lerden bu yana 50 yıldır hedef tahtasındadır. 12 Mart’ta da, 12 Eylül’de de, 15-16 Temmuz’da da Amerika’nın Türkiye’deki birinci hedefi Vatan Partisi olmuştur. FETÖ operasyonları hâlâ devam ediyor. Geçen hafta 200’ün üzerinde asker gözaltına alındı. Bu Cuma günü de Jandarma Genel Komutanlığı’nda görevli 45 asker hakkında işlem yapıldı. Bunun bir sonu olacak mı? Elbette olacak.
Şahsen Fethullah Terör Örgütü’nün Türk ordusu içerisinde bu denli büyük bir örgütlenme kurduğunu tasavvur edemiyordum. Gözlemlerim sınırlıydı; ancak tahminlerimin ötesinde bir güç yığınağı yaptıkları görülüyor. Vatansever cephe olarak, Amerika’ya karşı mücadele eden güçler olarak hedefi daraltmalıyız. Birinci derecede sorumlu olan, merkezdeki güçleri yasalar çerçevesinde cezalandırırken; bu yapıya kısmen bulaşmış unsurları eğitimle ve hayatın içerisinde dönüştürmeliyiz. Burada AK Parti’nin bir kabiliyeti yok çünkü FETÖ ile ortak ideolojik temelleri var; bu yüzden müttefikler. FETÖ temizliğini sadece hapse atarak tamamlayamayız. Atatürk devrimciliğiyle, “Türkiye; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz” düsturuyla ve esaslı bir eğitim sistemiyle; vicdanı ve irfanı hür gençler yetiştirerek, kenarda köşede kalmış unsurları dönüştürerek tam temizlik yapabiliriz. Vatan Partisi, bu işi başaracak tek iktidar odağı olarak görülüyor.
Riskler yoğunlaşmaya başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri bir yandan terörü bertaraf ediyor ama etrafımız bir ateş çemberi. Yakın gelecekte bir darbe girişimi söz konusu olabilir mi? Bana göre artık bu çok zor. En önemli meselemiz Türkiye’nin ekonomik zorluklarıdır. AK Parti hükümeti, 500 milyar dolara yaklaşan dış borç ve iflaslarla dolu, buz tutmuş bir gölde yürüyor. İşsizlik çığ gibi büyüyor; son bir yılda işsizler ordusuna 1,4 milyon kişi katıldı. İstanbul seçimleri de bu buz tabakasının inceldiğini gösterdi. AK Parti yönetimi, Türkiye’yi tek başına yönetemeyeceğini ve bu zorlukların Turgut Özal ile başlayan borçlanma ekonomisinin sonucu olduğunu görmüyor. Kabahati kendi teşkilatında arıyor. Oysa buz her an kırılabilir.
Türkiye’yi bu zorluklardan kurtarmak için bir otorite ve milli seferberlik gerekir. Cumhurbaşkanlığı sistemi ve hukuk dışı yöntemlerle bu otorite kazanılamaz. Sayın Tayyip Erdoğan’ın da başlangıçtaki itibarı ve otoritesi sarsılmıştır; Türk milletini birleştirecek durumda değildir. Bunu İstanbul seçimlerinde 600 bin oy farkıyla gördük. Çözüm, milleti fedakarlığa razı edebilecek bir “Türkiye İttifakı” hükümetidir. AK Parti’yi dışlayarak milli bir hükümet kurulamaz; ancak AK Parti’nin de tek başına devam etmesi mümkün değildir. Bunu görmezlerse, o buz tabakası yarılacak ve içine düşeceklerdir.
15 Temmuz gecesi halkımızın, askerimizin ve sivil vatandaşımızın tanklara karşı direnişi olağanüstü bir tecrübeydi. O dönemde Sayın Binali Yıldırım’ı arayarak, “Türk ordusuyla halkı karşı karşıya getirmeyin, ordumuz bize lazım” uyarısında bulunmuştum. 15-16 Temmuz darbesinin başarısız olmasının en temel sebebi halksız bir darbe olmasıydı. Vatan Partisi olarak o gece, bunun bir “Amerikancı FETÖ darbesi” olduğunu ve Türk ordusunun darbenin içinde yer almadığını ilan ederek büyük bir aydınlanma sağladık. Hükümetle de bağ kurup Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin darbede olmadığını bildirdik. Bu sayede tereddüt içindeki birliklerimiz diriliş mevzisine geçti ve darbe ezildi. Bu süreçle ilgili detayları “FETÖ Darbesi” isimli kitabımda belgeleriyle anlattım.
Programı noktalarken, Muğla’nın Çökertme Koyu’ndaki bu güzel mekandan bahsetmek isterim. Hasan Ayvaz ve arkadaşlarımızla 20 yıldır taş taşıyarak emek verdiğimiz bu yer, bugün modern bir tesis haline geldi. Benim dedem Adıgüzel Ağa da devasa taşları yaran bir ustaydı; ben de onun torunu olarak bu geleneği sürdürüyorum.
Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu” programıyla 15 Temmuz’un yıl dönümünde sizlerle birlikteydik. Programın mimarı gazeteci dostumuz Rafet Ballı’ya ve sağlık mücadelesi veren eşi Tülay Hanım’a selam ve şifalar diliyoruz. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler inşa edecek; üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

