Çıkış Yolu • 08.08.2023

Çıkış Yolu • 08.08.2023

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri ve Ulusal Radyo dinleyicileri, bir Çıkış Yolu programıyla daha sizlerle birlikteyiz. Kısa bir reklam aramız var; 50 saniye sonra konumuza başlayacağız.

Evet, değerli izleyiciler, Çıkış Yolu programına başlıyoruz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek, hoş geldiniz efendim.

— Hoş bulduk.

Aydınlık Gazetesi Haber Müdürü Özden Konur Usta, hoş geldiniz.

— Hoş bulduk, nasılsınız, iyi misiniz?

— Eyvallah, sağ olun, siz de iyisiniz?

— Biz de iyiyiz, teşekkürler.

Bu hafta konularımızı peş peşe sıraladık. Önce Kocaeli’deki patlamayla başlayalım istedik. Biliyorsunuz Kocaeli’nde Toprak Mahsulleri Ofisi’ne ait silolarda patlama meydana geldi. Siz ne dersiniz konuyla ilgili? Değerlendirmeniz nedir?

Tabii burada ben bu konunun uzmanı olmadığım için hemen ilk aklıma gelen uzmana başvurdum; Ulusal Kriminal Büro Direktörü Uğur Kurtulan. Kendisi eski bir Türk subayı, yüksek mühendis, bomba ve patlayıcı madde uzmanıdır. Bu konuların erbabıdır. Onu hemen telefonla aradım ve bilgiler rica ettim. Şimdi, konuyu teknik olarak çok güzel açıklayan 6 dakikalık bir bölümü dinleyeceğiz.

Şöyle özetleyeyim: Tabii ki incelemeler yapılıyor; orada bazı şüpheler var ve aydınlanması çok kolay. Eğer bir patlayıcı madde kullanıldıysa; dinamit, sodyum nitrat veya potasyum nitrat gibi nitratlı maddelerin bulunması gerekir. O da yapılan analizlerle saptanacaktır. Nitratlar varsa orada bir patlayıcı madde kullanıldığı kesinleşir. Dolayısıyla bekleyeceğiz, uzmanların raporlarını görmeden şimdiden ileri geri değerlendirmeler yapmanın bir anlamı yok. Olay aydınlansın, incelemelerden sonra değerlendirme yaparız. Yani bu bir kaza mı, buğday tozlarının sıkışması sonucunda oluşan bir patlama mı yoksa bir sabotaj mı; incelemeler sonunda berraklaşacak.

Şimdi isterseniz eski bir Türk subayı, bomba uzmanı ve Ulusal Kriminal Büro Direktörü Sayın Uğur Kurtulan’ın açıklamalarını dinleyelim. Uğur Kurtulan, Lozan çalışmalarında ve Ermeni soykırımı yalanına karşı mücadelelerde hep bizimle birlikte hareket etmiş, Türk devletine büyük hizmetleri olmuş çok değerli bir subayımızdır.

***

(Videonun ses kaydı):
“Kocaeli’ndeki tahıl silolarının patlaması ile ilgili Ulusal Kriminal Büro olarak görüşlerimizi söyleyelim. Silolar yukarıdan doldurulur; tahliye edilecekse malzeme yine yukarıdan boşaltılır. Silolardaki tahıl tozları havada uçuşan küçük zerreciklerdir. Bunlar bir alevle veya bir aksiyonla karşılaştığında yanar, içerisinde bulunduğu kabı genleştirir ve genleşen kap yırtılır; buna patlama denir.

Burada bildiğimiz RDX, TNT veya PETN gibi yüksek hızlı patlayıcılar görünmüyor. İlk kanaatimi söyleyeyim; görüntüleri incelediğimizde patlamanın en önce yukarıda olduğu görülüyor. Siloların ortasından aşağıya kadar kademe kademe inen havalandırma yerleri vardır. Silolardaki malzemeler zamanla asitle takviye edilir. O patlamanın alevi aşağı kadar inmiş. Normalde aşağıdaki silonun tabanını patlatması lazım ama ikinci, üçüncü, dördüncü siloların da patlaması ilginç.

Biz kriminal olarak işe en kötü ihtimalle, yani sabotaj şüphesiyle bakarız. Eğer olay bir suikast veya sabotaj ise olay yerinde mutlaka nitrat partiküllerine rastlanmalıdır; sodyum nitrat, potasyum nitrat veya amonyum nitrat gibi. Bunların hepsinde nitrat vardır. Eğer bu partiküllere rastlanırsa bu dışarıdan yapılmış bir bombalama eylemidir. Bu kesin. Eğer bulunmazsa olay bir iş kazası olarak adlandırılabilir. Bunun ortaya çıkarılması için Türk Silahlı Kuvvetleri’nin istihkam birimlerinin olay yerinden örnek alması gerekir.

İşin bir de siyasi tarafı var. Bölgede Ukrayna kaynaklı bir savaş ihtimali var. Tahıl dolu gemileri Karadeniz’de tutuyoruz. Tahılın atom bombası kadar kuvvetli bir materyal olarak durduğu bir ortamda, düşman bizi dize getirmek için içimizdeki hainler vasıtasıyla suikast yapabilir. Fabrikalarımıza, rafinerilerimize, sıvı yakıt depolarımıza değil de neden hayati stoklarımız olan tahıl silolarımıza sıra geldi? Silolar bizim seferberlik stoklarımızdır. Bu durum bende kuşku yaratıyor. 90 bin tonluk silomuzda 75 bin ton malzeme heder oldu. Türkiye’ye diz çöktürmek isteyen düşman bir ikazda mı bulunuyor? Bilemiyorum. Ancak sahada patlayıcı madde uzmanları, doku ve pigment örnekleri toplayıp analiz edene kadar bu bir iş kazasıdır.”

***

Sayın Uğur Kurtulan’a, değerli komutanımıza ve yüksek mühendisimize çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten aydınlatıcıydı. Nitrat bulunursa patlayıcı kullanıldığının kanıtı olacak; bulunmadığı takdirde de bir iş kazası olduğu kesinleşmiş olacak. Sonuçları bekleyip görmemiz gerekiyor.

Evet, izleyicilerimizi ayrıntılı bilgilendirmiş olduk. Şimdi diğer konumuza geçelim. Kayseri’nin Sarıoğlan ilçesinden bir başarı haberi var. Yarın Aydınlık gazetesinde manşetten duyuruluyor; Karaözü’nde köylüler şeker pancarı yetiştiriyor ve bu sayede geçimlerini sağlıyorlar. Sizinle iletişime geçmişler, bu başarı öyküsünü sizden dinleyelim.

— Pancarın suya ihtiyacı olduğu dönemde sulanmazsa büyük emek zayi olacaktı ve Karaözü köylülerinin gelecek yılı çok karanlık olacaktı. Köylüler burada çok güzel mücadele ettiler. Biz de Vatan Partisi olarak Devlet Su İşleri nezdinde girişimlerde bulunduk. DSİ de konuyu anladı ve suyu verdi. Dün köylüler beni arayıp sevincimizden ağlıyoruz dediler. Bu çok heyecan verici.

Karaözü, Türkiye’de herkesin çok iyi tanıdığı, solun eskiden beri çok güçlü olduğu, aydınlar yetiştiren bir köydür. Bu sevindirici haberi Aydınlık ve Ulusal Kanal olarak duyuruyoruz. Köylülerimizi dirençli tavırları nedeniyle kutluyoruz. Ümit Işık’ı ve bütün köylülerimizi sevgiyle selamlıyoruz. Ümit Işık tarlada sulama yaparken beni aradığında, “Başka partilere gittik ama Vatan Partisi sorunumuzu çözdü” dedi. Biz görevimizi yaptık, inşallah pancarlar büyüsün, hasat zamanı davullarla zurnalarla kutlayacağız.

Evet, Karaözü konusunu da geride bıraktık. Şimdi Metropol Araştırma’nın bir anketine bakalım. Türkiye’nin dış politikadaki yönü nerede olmalı? Avrupa ve Amerika mı, yoksa Rusya ve Çin mi? 2023 Metropol araştırmasında vatandaşlara ve partilerin tabanlarına sorulmuş.

Bu anket, partilerin ilerici veya gerici karakterlerini de ortaya çıkarıyor. Amerika ve Avrupa Birliği’nden umut besleyenler içerisinde %74 ile HDP/Yeşil Sol Parti başı çekiyor. Gericilik yarışında ikinci sırada Zafer Partisi, üçüncü sırada İYİ Parti, ardından CHP geliyor. Türkiye İşçi Partisi (TİP) ise %52 ile Batı umutlusu. PKK’nın kuyruğunda olan bir partinin Batı emperyalizminin denetimine girmesi kaçınılmazdır.

İlerici cephede ise AK Parti tabanında %41’lik bir kesimin Rusya ve Çin’den umutlu olduğunu görüyoruz. ABD ve AB’den umut besleyen AK Partililerin oranı %37,8’e düşmüş; bu önemli bir dönüşümdür. Vatan Partisi ise Türkiye’nin geleceğini Rusya ve Çin dostluğunda görenlerde %99 ile en başta yer alıyor. Anti-emperyalizm, milliyetçilik ve ilericiliğin burada buluştuğunu görüyoruz. TİP’in %52’sinin Batı umutlusu olması, solda görülmemiş bir olaydır; bu da onların çizgisini açıkça ortaya koyuyor. Cumhuriyet Halk Partisi, İYİ Parti, Zafer Partisi, HDP ve Yeşil Sol Parti diye liste devam ediyor. Bir önceki ankete, verelim arkadaşlar. Orada Rusya ve Çin’den umut besleyenler veya Türkiye’nin geleceğinde Rusya ve Çin dostluğunu görenler; MHP’de olsun, AK Parti’de olsun daha fazlaydı. Bu arada ne oldu da bir gerileme yaşandı? Bunu Ukrayna Savaşı açıklıyor. Ukrayna Savaşı’nın ilk yıllarında Rusya’yı; Ukrayna’da işgalci, istilacı gibi gösteren Batı propagandası, AK Parti ve MHP tabanının bir kısmını etkilemiş gözüküyor. Türkiye İşçi Partisi gibi, Türkiye ile ve işçi sınıfıyla ilgisi olmayan partilerde ise zaten o Rusya düşmanlığı, Çin düşmanlığı hepimizin malumu.

Yukarıdaki tabloya bakarsak; Ocak 2022, Mart 2022 ve Temmuz 2023 verileri karşılaştırılmış. Az önce tarif ettiğiniz olay bu; yani arada yaşanan gelişme, Rusya’nın Ukrayna’da ABD ve NATO ile savaşa başlaması. O savaş, propaganda araçları tarafından “Rusya’nın işgalciliği” şeklinde topluma tanıtıldı. Bunun çeşitli partilere yansımaları oldu. Fakat tekrar belirtmek gerekir ki Türk milletinin ezici çoğunluğu, Türkiye’nin geleceğini Doğu’da, Asya’da; Rusya ve Çin dostluğunda görüyor. Ukrayna Savaşı’nın başında bu eğilimde bir düşme olsa da hakim eğilim budur ve tekrar yükseliştedir. Türkiye halkı Asya’da mevzileniyor; bu çok önemli.

Geçtiğimiz programda “Artık iki tane Millet İttifakı var” demiştiniz. Bunu partilerin dış politikalarına ve ekonomi politikalarına dayandırarak ifade etmiştiniz. Eğer iki tane Millet İttifakı varsa, bütün partiler aslında ABD ve AB yönünde eğilim içerisinde. Ancak taban bambaşka bir şey. AK Parti’nin yönetimiyle tabanı, MHP’nin yönetimiyle tabanı farklı. AK Parti ve MHP tabanında Rusya ve Çin’e olan dostluk daha kuvvetli. Yönetimlerinde ise son dönemde bir bocalama, denge politikası ve seçimden önce başlayan, ekonomik çözümleri Batı’da arayan bir yöneliş var. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın politikasının kendi tabanına belli bir etkisi olsa da bu etki hakim değil. Taban daha milli, daha yerli ve daha Asyalı; tepe ise daha Batıcı. MHP de Erdoğan’ın arkasından gidiyor fakat o kadar Batıcı bir konumda değil.

Zafer Partisi’nin oranının şaşırtıcı derecede yüksek olması ise şaşırtıcı değil. Zafer Partisi’nin Batı emperyalizmi ve İsrail siyonizmiyle olan ilişkisi bu tablolarda da ortaya çıktı. Türkiye’de sürekli işlenen Afgan ve Suriyeli düşmanlığının kaynağının Amerika ve İsrail olduğunu başından beri söylüyorduk. Zafer Partisi de PKK’dan sonra Batı taraftarlığının en güçlü olduğu parti. Tablolara bakarsak; HDP, Yeşil Sol Parti, Zafer Partisi ve İYİ Parti, CHP’den bile daha emperyalizme yakın, daha Atlantikçi. Yani Afgan ve Suriyeli düşmanlığı, Batı’dan bakan ve Asya toplumlarını hor gören oryantalist bir eğilim etrafında toplanmış. Dikkat ederseniz Zafer Partisi ve İYİ Parti, ABD yandaşlığında PKK ile yarışır haldeler.

Seçim sonrası değişen bir dış politika var. AK Parti ve MHP kendi tabanlarıyla karşı karşıya geldi. Bu partilerin yönetimlerine karşı bir şikayet var ve tabanın yönetim denetiminden ayrılma eğilimi hızla güçleniyor. Vatan Partisi’ne gelince; %100 antiemperyalist bir taban olsa da orada da bazı farklı eğilimler olması mümkündür. En saf olanda bile bir miktar pay vardır, biz kendi partimizde de “iki çizgi” mücadelesini her zaman ayakta tutuyoruz.

Bir sonraki ankete gelince; Asya’da tekrar yükseliş başlıyor. Türk milleti Ukrayna’daki savaşın aslında Türkiye’nin de savaşı olduğunu, Rusya, Türkiye ve Çin’in Amerika emperyalizmine karşı aynı cephede yer aldığını görmeye başladı. Toplum doğucu, yani Asyacı yönelişe daha kuvvetli bir şekilde giriyor.

Şimdi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamalarına geçebiliriz. Sayın Hakan Fidan’ın açıklamalarını izleyelim: “Yeni dönemde Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine vizyoner bir bakışla yaklaşılması ve sürecin tam üyelik perspektifiyle canlandırılması önem arz etmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın çağrısı temelinde, Türkiye’siz Avrupa Birliği’nin gerçek manada küresel bir aktör olamayacağını bir kez daha vurgulamak istiyoruz…”

Bu konuşma aslında Sayın Hakan Fidan’ın değil, hükümetin politikalarını anlatan bir konuşmadır. Hakan Fidan, profil olarak daha Asya eğilimli ve Batı’ya karşı daha cepheden duran bir bakan olsa da, mevcut hükümetin ana çizgisi dışında bir tavır alması mümkün değil. Buradaki kritik cümle, “Türkiye’siz Avrupa Birliği küresel bir aktör olamaz” ifadesidir. Burada olaya Türkiye’nin menfaati açısından değil, Avrupa Birliği’nin geleceği açısından bakan bir tavır var. Bu, Turgut Özal’dan beri süregelen “Biz size lazımız” temasının devamıdır.

Bu bir çıkmazdır. Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin girme ihtimali sıfırdır. Çünkü AB yöneticileri, kendilerini bir “zenginler kulübü” ve “Hristiyan kulübü” olarak görüyorlar. ABD ise Türkiye’nin Asya’ya kaymasını önlemek için “kapıya bağlama” taktiği izliyor. Bu hükümetin AB’ye adaylık vurgusu, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmadığı gibi, Çin, Rusya, İran gibi Asya devletlerinde de Türkiye’ye karşı kuşku ve güvensizlik yaratıyor.

Sayın Bakan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) statüsüyle ilgili vurguları da var. Fakat Avrupa Birliği’ne “Beni tam üye yapın” diyen bir hükümet, Kıbrıs’ın tanınması konusunda başarılı olamaz. Eğer KKTC’nin tanınmasını istiyorsanız; Abhazya’dan başlayarak Rusya, İran, Pakistan, Çin ve Macaristan gibi ülkelerle bir yol haritası çizmeniz gerekir. Batı’ya yöneldiğiniz sürece, oradaki devletler KKTC’yi tanımazlar. Sonuç itibariyle; hem Ukrayna cephesinde, hem Akdeniz’de tutarlı olmak zorundasınız. Bu da ancak evrensel, dünya ölçeğinde Asya merkezli bir siyasetle mümkündür. Doğu Akdeniz’de ve Libya’da tutarlı olacaksınız. Burada tek bir cephe var. Cephenin bir yerinde “ben Batı’dan yanayım”, bir yerinde “doğu’dan yanayım” demek bu dünyada görülmüş bir şey değil. Olmaz. Savaşlarda hem bu tarafta hem öbür tarafta yer alan dünyada hiçbir ülke görülmedi. Bir cephe oluşmuş değil, herkes kendi cephesinde savaşıyor.

Türkiye; Akdeniz ve Ege’de kendi çıkarlarından yana, ama Ukrayna cephesinde ve Kırım’da Batı’dan yana, Türkiye’ye karşı bir konumda. Şu anda öyle. Hükümeti kastediyorum; bizim hükümetimiz, Sayın Cumhurbaşkanı’nın yönettiği hükümet, Ukrayna’da Türkiye’den yana değil, Kırım’da Türkiye’den yana değil, Donbass’ta Türkiye’den yana değil, Abhazya’da Türkiye’den yana değil. Bir yerde Türkiye’den yanasın, bir yerde değilsin. Nasıl yürüyecek bu?

İşte Vatan Partisi bunun için Türkiye’nin önündeki biricik seçenek olarak çıkıyor. Çünkü sonuç itibarıyla bu politikalarla ekonomik sorunlarını da çözemeyecekler. Batı’dan kredi dilenen siyasetin de önümüzdeki günlerde iflas edeceğini göreceğiz.

Tam burada bir şey sormak istiyorum: Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesinden bahsediliyor mesela. O doğru olabilir. Avrupa Birliği’ne tam üyelik başka bir şey, Gümrük Birliği başka bir şey. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği Anlaşması’nın güncellenmesi bizim Vatan Partisi programında var. Bu daha stratejik olmayan, taktik bir düzlem. Türkiye, Gümrük Birliği anlaşmasında kendi çıkarlarını koruyan bazı düzeltmeler talep etmeli. Vatan Partisi eskiden beri bunu söylüyor.

Fakat burada sorgulanacak başka bir şey var: Sayın Cumhurbaşkanımız depremle ilgili olarak 104 milyar dolarlık bir bütçeden söz etti. Hâlbuki daha iki ay önce 64 milyar dolar diyorlardı. Birden 104 milyar dolara çıktı. Burada rakamı dolarla ifade etmesi çok çarpıcı; Türk lirası ile ifade etmiyor. Sonuç itibarıyla depremle ilgili yatırımın çimentosu Türkiye’de, demiri Türkiye’de, iş gücü Türkiye’de, müteahhitler Türkiye’de. Niye dolarla ifade ediyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanım? Diyelim ki dolar daha istikrarlı bir para, ama burada “Batı’ya bizim çok ihtiyacımız var” mesajı da var. Türk Lirası dese akla Batı gelmez ama milyar dolar deyince akla Batı’yı getiriyor. Batı’ya ihtiyacı dolaylı olarak vurgulayan bir söylem. Batı bize bu parayı verir mi? Sıfır ihtimal. Vermeyeceğini herkes görmeye başlamıştır. Bir iki ay içerisinde herkes bunu çok çarpıcı bir şekilde görecek. Bu hükümetin bugünkü Batı’ya yönelen, Batı’dan medet uman ekonomi ve dış politikaları dökülüyor. 2024 yılına girmeden hükümet yöneticileri Batı’da bir çözüm olmadığını görecekler.

Fakat Batı medyasının son dönemde hükümetin ekonomi ve dış politikası ile ilgili övgüleri sizin söylediklerinizle çelişmiyor mu? Ya da hükümet yanlısı gazetelerdeki yazarların “Artık Türkiye’nin kıymetini anlamaya başladılar” gibi yazıları… Çelişmiyor. Batı, Tayyip Erdoğan hükümetinin Batı’ya yöneldiğini görünce bunu olumlu bir şekilde kaydetmiş oluyor. Batı, bu yönelişin devam etmesini istiyor. Ancak “bu yönelişten memnuniyetini ifade etmesi, para vereceği anlamına mı geliyor?” derseniz; vermez. Çünkü Batı’da para yok. Dolar saltanatı çöküyor, resesyona girildi. Almanya’nın kendi paraya ihtiyacı var. Türkiye’ye saçacak bir para yok. Bırakın Türkiye’yi, Avrupa Birliği ülkelerinin kendi içlerinde çok ciddi bir ekonomik kriz var.

Batı’nın Türkiye’ye vereceği para yok ama Türkiye’nin Batı’da parası var. Türkiye’nin büyük zenginlerinin, emekçilerimizin alın teriyle ürettiği 500 milyar dolar Türkiye’den kaçırıldı ve Batı bankalarına yatırıldı. Biz onu devletin otoritesiyle Türkiye’ye getirmeyi Vatan Partisi olarak savunuyoruz. Bu programımız kamuoyunda yankı uyandırmaya başladı. AK Parti MKYK üyesi Sayın Metin Külünk de 10 gün kadar önce Aydınlık gazetesinde, Avrupa ve Amerika bankalarındaki o 500 milyar doları ne yapıp yapıp Türkiye’ye getirmek lazım demişti. Vatan Partisi’nin politikası gerçekçi olduğu için hızla yayılıyor. Batı’nın bize vereceği bir şey yok ama bizim Batı’dan koparıp alacağımız var.

Erkin Koray’a gelince; büyük bir kayıptı, Anadolu Rock’ın temsilcisiydi, çok değerli bir sanatçımızdı ve benim de çok iyi dostumdu. Gece iki-üç demeden telefon eder, bir saat konuşurduk. Sapına kadar Anadolu’dan, Türkiye’den bir sanatçımızdı. Onu saygıyla anıyoruz. Vatan Partisi’nin programını, anti-emperyalist çizgisini sorar; kendi görüşlerini ifade ederdi. Siyasetle ilgili soruları, endişeleri olurdu. Kendi hayatıyla ilgili takip edildiğine dair endişelerini paylaşırdı.

1950’lerde Batı’dan gelen müzikte Türkiye yoktu, çok taklitçiydi. Fakat 60 ihtilalinden sonra Türkiye eğilimi yükselmeye başladı. Barış Manço, Cem Karaca ve Erkin Koray hep Türkiye havası çalmaya başladılar. Erkin Koray’dan “Gönül Salıncağı”nı çalacağız programın sonunda.

Haftanın kitabı önerisi olarak çok önemli bir Bilim ve Ütopya sayısı çıktı: “Hunlar”. Moğol ve Çinli arkeologlar, Hunların yaşadığı topraklarda çok önemli kazılar yaptılar ve raporlarını yayınladılar. Kızılok kardeşimiz bu raporları Çince’den çevirdi. Ben de iki defa okudum. Özellikle Orta Asya tarihi ve eski Türk tarihine meraklı olanlara öneriyorum. Bu kazılar, Hunların çok çeşitli etnik gruplardan oluştuğunu ve Modo’nun mektubunda belirttiği gibi fethedilen 26 ülkenin halkıyla birleştiğini doğruluyor. Ayrıca soylu sınıfta kadınların çok güçlü ve yönetimde etkin olduğunu gösteren çok çarpıcı arkeolojik veriler de ortaya çıktı. Gelecek hafta, bu konunun uzmanı Kiraz Perinçek Karavit ile bir “Nuh’un Gemisi” programı yapacağız; hiç kimse kaçırmasın.

Paylaş