Çıkış Yolu • 08.03.2022

Çıkış Yolu • 08.03.2022

Merhabalar efendim, hoş geldiniz. Ekranlarınızın başına, çıkış yolu gününde ve çıkış yolu saatindeyiz; merakla beklediğiniz dakikalardayız. Rusya’nın NATO kuşatmasına karşı harekâtı tüm hızıyla sürüyor ve bütün gelişmeleri ekranlarınıza getiriyoruz. Tabii bütün bu gelişmelerin doğru bir şekilde yorumlanması ve anlamlandırılması açısından bu program tarihi önemde vurgular içeriyor. Bugün Sayın Doğu Perinçek önemli bir basın açıklaması yaptı. Olağanüstü olanaklar dedi Sayın Perinçek; esasen o açıklamanın ayrıntılarıyla başlayacağız. Programımızın ilerleyen dakikalarında bir konuğumuz daha olacak, geldiğinde kendisini sizlere takdim ederiz.

Efendim, hoş geldiniz.

Hoş bulduk.

Herkes Rusya’nın bu harekâtında kriz görüyor, siz ise fırsat görüyorsunuz. Kriz ve fırsat birbirinin seçeneği değildir, ikisi beraberdir. Evimizde de öyledir; diyelim ki buzdolabınız eskir, yenisini almazsınız. Buzdolabı krize girer, oradan yeni bir buzdolabı alma imkânı doğar. Peki, bu savaş ortamından nasıl bir kriz ve nasıl olağanüstü olanaklar doğuyor?

Kriz, bir şeyin yürümemesi demektir. Yürümeyen nedir? Mevcut statüko yürümüyor ki silah kullanılıyor ve silahla, yürüyen başka bir statüko getirilmeye çalışılıyor. Kriz, dönen bir çarkın artık dönmez olması veya dönmekte zorlanmasıdır; bir müdahaleyi veya yeniliği koşulların zorlamasıdır.

Şu an yaşadığımız siyasi kriz tam olarak nedir?

Doğu Avrupa’nın ve dünyanın düzenidir. Amerika’nın kurduğu bir düzen var ve Amerika bu düzende daha da ileri adımlar atmaya kalktı; NATO’yu doğuya doğru genişletmek istedi. Artık Rusya, Doğu halkları, Doğu ülkeleri ve gelişen dünya bu düzeni kabul etmiyor.

Ayrıntılarına gireceğiz ama şunu da sormak istiyorum: Vatan Partisi ve başta siz olmak üzere yöneticileriniz, dünyadaki birçok gelişmeyle Türkiye’deki gelişmeler arasında çok hızlı bağlar kurabiliyorsunuz. Rusya’nın bu harekâtından Türkiye’ye nasıl bir fırsat doğuyor?

Rusya’ya uygulanacak olan yaptırımlar, Batı ülkelerinin ve Amerika’nın Rusya ile aralarına duvarlar çekmeye başlaması, Türkiye için büyük bir şans doğuruyor. Avrupa’dan ithal etmediğini Türkiye’den ithal eder. Bugün Türkiye’de evdeki elektrik faturaları gibi büyük bir kriz var; işte bu faturaları birdenbire çok aşağı fiyatlara çekebilecek bir imkân doğdu. Rusya’nın muazzam bir enerji üretimi var; Avrupa enerji ihtiyacının yüzde kırkını tek başına Rusya’dan karşılıyor. Yaptırım uygulandığı zaman Rusya’dan Avrupa’ya enerji ihracında bocalamalar yaşanacak. İşte Türkiye için fırsat burada: Enerjini bana ver, ben de sana Gazipaşa’nın, Antalya’nın, Amasya’nın domatesini göndereyim. Ayrıca turistlerini gönder; hava sahalarını kapatıyorlar, İtalya’ya Yunanistan’a gönderemediğin turistini bana gönder. Antalya sahilleri buyur; 11-15 milyon turist daha Rusya’dan Türkiye’ye gelebilir.

Amerika veya Batı normalde bir yaptırım kararı aldığında bütün dünya buna uyardı veya bir korku yaratırdı. Şimdi aynı derecede bir etki yaratıyor mu?

Hayır. Eskiden bir dolar saltanatı vardı, dünya banka sistemi üzerinde Amerikan emperyalizminin bir denetimi vardı. Dolayısıyla herkes, “Eğer isyan edersem Amerika beni cezalandırır” korkusuna kapılırdı. Şimdi o dolar saltanatı çökünce ve Amerikan emperyalizminin karşısında büyük, yeni ekonomik dev ülkeler ortaya çıkınca ortam değişti. Birçok ülke artık Amerika’nın baskılarından eskisi gibi korkmuyor.

Hükümet yetkilileri “Ne Ukrayna’dan vazgeçeriz ne Rusya’dan” diyor. Siz basın toplantınızda bunu eleştirdiniz. Biraz daha ayrıntılı konuşalım mı?

Onlar aslında hem Ukrayna’dan hem Rusya’dan vazgeçiyorlar. “Ne Ukrayna’dan ne Rusya’dan vazgeçeriz” diyen Sayın Erdoğan, bu söylemiyle aslında her ikisinden de vazgeçmiş oluyor. Çünkü vazgeçmeyeceğini söylediği Ukrayna’nın başındaki Zelenski gidiyor; Zelenski’den vazgeçmezseniz, yeni ve başı dik gelecek Ukrayna hükümetiyle nasıl bağ kuracaksınız? Zelenski yarın bir Amerikan televizyonunda sanatını icra edecek, kıymeti bu kadar. Ayrıca bu söylemle Rusya’yı da küstürüyorsunuz. İkisinden de vazgeçmeyen Vatan Partisi’dir; çünkü Rusya’nın NATO’nun genişlemesine karşı mücadelesini Türkiye’nin güvenliği açısından son derece yerinde ve faydalı görüyor.

Peki, Vatan Partisi olarak “yönetimleri farklı olsa dahi şu ülkeyle iş yapmalıyız” gibi bir çizelgeniz var mı?

Biz bütün ülkelerle diplomatik ilişki kurarız; bize düşmanlık gösteren ülkelerle bile. Diplomatik ilişki beğenmekle bağlantılı değildir, birbirimizi devlet olarak tanımaktır. Ancak iş birliği başka bir şeydir; siyasi, ekonomik, askeri iş birlikleri ayrı bir düzlemdir.

Türkiye’nin Amerika ile uzlaşabileceği veya Amerika’yı dengeleyebileceği bir ortam yok mu?

Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için Amerika’ya karşı nasıl bir siyaset izlenmeli? Amerika bugün Türkiye’yi tehdit ediyor; Ege ve Akdeniz’deki tüm kıyılara namlularını Türkiye’ye çevirmiş durumda. Bayrak olarak görülen yerlerde Amerikan üsleri, tanklar, uçaklar, füzeler var. Tehdit Amerika’dan geliyorsa, Türkiye buna karşı strateji ve siyaset oluşturmalı.

Hükümetin “denge politikası” sizce hâlâ yanlış mı?

Başlı başına yanlış bir politika. Türkiye’yi tehdit eden güçle Türkiye arasında denge kurulamaz. Hükümetin en büyük hatası, bu olayı Rusya ile Ukrayna arasında bir olay gibi görmesi. Oysa bütün dünya görüyor ki orada NATO ile Rusya karşı karşıya. Eğer olayı sadece Ukrayna ile Rusya arasındaki bir çatışma olarak görürseniz, Türkiye açısından meseleye bakamazsınız. Amerika ve NATO ile Rusya arasındaki çelişme olarak değerlendirdiğiniz zaman ise Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için Rusya’nın direncini desteklemekten başka çare kalmıyor.

NATO içinde kalarak Türkiye’nin güvenliğini koruyabileceğimizi savunanlar var. Buna ne dersiniz?

15-16 Temmuz gecesi NATO, Ankara’yı neredeyse ele geçiriyordu. NATO içinde kalarak 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü önleyebildik mi? Aksine, NATO’nun gladyosuna göğsümüzü açmış olduk. NATO içinde kalmak, kendine yönelen tehdide teslim olmak demektir. Türk milleti yapılan anketlerde artık Amerika’yı bir tehdit olarak görüyor ve dış politikada Rusya ile Çin dostluğunu tercih ediyor.

Türk dış politikası bu gelişmelere bağlı olarak yeni bir dönem başlatabilir mi?

Tabii, kaçınılmaz olarak. Amerika; Afganistan’da, Kazakistan’da, Suriye’de, Irak’ta yenildi. Türkiye’de de her yerde Amerika yeniliyor. Türkiye, inadına yenilen Amerika’nın yanında tavrını sürdüremez; kimse sürdüremez ve sürdüremeyecek.

Açıklamanızdaki 12 maddeden biri olan “enerji güvenliği”ni neden birinci sıraya koydunuz?

Türkiye’nin birinci meselesi enerji. Mazot diye feryat eden tarım üreticimiz, ucuz enerji talep eden sanayicimiz ve yüksek faturalar altında ezilen halkımız var. Türkiye bir enerji bunalımı yaşıyor. Enerji zengini olan Rusya ile iş birliği çizgisi izleyerek ucuz elektrik, ucuz mazot ve ucuz petrol sağlayabiliriz.

Hükümet yaptırımlara uymayacağını açıkladı, hava sahasını kapatmadı. Bu olumlu değil mi?

Evet, o doğru ve güzel. Ancak bir yandan “Rus ordusuna sıkılan kurşunların, atılan füzelerin yanındayız” diyerek Ukrayna’yı desteklediğinizi söylerseniz, o ucuz enerjiyi nasıl sağlayacaksınız? 2015’te Rus uçağı düşürüldükten sonra yaşadığımız bunalımları unuttuk mu? Şimdi yine aynı yanlış çizginin içindeler.

Rusya’nın gerilimli olduğu ülkeler listesinde Türkiye yok. Bu bir mesaj mı?

Tabii ki bir mesaj. Rusya akıllı bir devlet, anlık durumlara bakmıyor; arka plandaki gelişen ilişkilere, S-400’lere, Soçi’deki anlaşmalara bakıyor. Bu koşullarda Rusya, Türkiye’yi o listeye koymaz, akıllıca bir şey olmaz. Rusya’dan gelen gemilerin durdurulmaması noktasında bir talep olduğunu ve Rusya tarafının buna çok olumlu yaklaştığını; dolayısıyla Rusya ile ihracatın ve aslında ithalatın da devam edeceği bilgisine ulaşmış olduk.

Peki İran? Buradan bir parantez açayım. İran konusunda da bence Türkiye bugüne kadar yanlış yaptı. Yani Türkiye, “Ben İran’a yönelik yaptırımlara uymuyorum” diye açıkça ilan etmeliydi. Bunun çok büyük yararını görürdü; mazot çok ucuza verilirdi çiftçimize. Yine doğalgaz… İran, dünyanın en büyük iki doğalgaz üreticisinden biri. Doğalgazı sanayimize ve ısınmamıza çok ucuza sağlayabilirdik. Ayrıca İran ile Türkiye’nin güvenlik alanında çok önemli ortaklıkları söz konusu. Dolayısıyla İran’a ambargo, yaptırım gibi şeylere boyun eğmek hem Türkiye’nin kişiliğine, karakterine hem de imparatorluklar tarihine yakışmadı. “Fatih Sultan Mehmet’in torunuyum” dediğin zaman İran’a yaptırım uygulayanlara uymayacaksın. Fatih Sultan Mehmet İran’a uygulanan yaptırıma uyar mı? Fatih Sultan Mehmet kendisi yaptırım koyar. Yani “Fatih Sultan Mehmet’in, Alparslan’ın torunlarıyız” dediğimiz zaman bunlar edebiyatta kalmamalı. Bunlar; başı dik, başka ülkelerin dayatmalarına teslim olmayan imparatorluk liderleridir, hükümdarlardır. Maalesef bizim hükümetimiz bu süreçte Alparslan, Fatih Sultan Mehmet veya Atatürk gibi davranmadı, davranmıyor.

(Konuğumuz hazırlandığı için kısa bir ara veriliyor.)

İstanbul’u uluslararası bir finans merkezi yaparak döviz darboğazından çıkabiliriz. Tabii, para hareketlerine karşı Rusya’ya uygulanan birtakım yaptırımlar var; Amerika Birleşik Devletleri, dünya ile Rusya arasındaki finansal bağları kesmeye çalışıyor. Hani özgür ve kesintisiz bir para akışı vaat ediliyordu dünyaya? Türkiye’nin burada devreye girmesi lazım. Biz, İstanbul’u dünya ile Rusya arasındaki bağları sağlayacak bir merkez yapmalıyız.

(Faik Işık yayına katılır.)

Hoş geldiniz Sayın Faik Işık. Sizi direkt almış olalım, hoş geldiniz. Sizin sürece ilişkin yorumlarınızı da alacağız. Siz bir nefes alın, çayınızı içmenize bakın. Biz bu sırada az önce başladığımız İstanbul’u finans merkezi yapma konusunu toparlayalım.

Bu plan, Abdullah Gül ve Ali Babacanların zamanında tasarladıkları, Amerika denetimi altındaki küresel finans sistemi içinde bir İstanbul değil; tam tersine o sisteme isyan eden bir finans merkezi olacaktır. Yani Rusya, İran, Çin, Hindistan, Bangladeş, Pakistan, Asya ülkeleri, Türk Devletleri ve Azerbaycan gibi ülkeler arasındaki para akışlarında İstanbul çok önemli bir merkez haline gelebilir. Buradaki kilit nokta Rusya’dır. Batı, “Rusya’nın para akışlarını dünyadan izole ediyorum” diyor. Ancak Avrupa bile buna en sonunda boyun eğecektir. Avrupa enerjisinin yüzde kırkını Rusya’dan alıyor; ne yapacak? Amerika’dan kaya gazı mı getirecek? Amerika’nın o muazzam enerji kaynağını ikame edecek bir kabiliyeti yok. Katar bile “bu ihtiyacı karşılayamam” diyor. Dolayısıyla bu koşullarda İstanbul’u bir finans merkezi haline getirebiliriz. Bu, Türkiye’nin başı dik bir şekilde yapabileceği ve örnek alması gereken bir şeydir.

Batı ile entegrasyon konusuna gelince; eğer Batı’nın kölesi olacaksanız entegrasyon olmaz. Ancak karşılıklı bağımsızlığa, toprak bütünlüğüne, kişiliğe saygı ve eşitlik temelinde bir ilişki ağı kuracaksanız bu olur. Batı’ya boyun eğerseniz kemendi boynunuza takarlar, ama kafa tutarsanız sağlıklı ilişkiler geliştirirsiniz.

Yine İstanbul ile bağlantılı olarak; İstanbul Havalimanı’nı, Rusya’nın bütün dünya ile hava trafiğini sağlayan bir ulaşım ağının merkezi yapabiliriz. Batı “hava sahalarını kapatacağız” dediğinde, Türkiye “İstanbul’u, Rusya’nın dünyayla irtibatını sağlayacak hava trafiği merkezi yaparım” diyebilir. Bu, Türk Hava Yolları için muazzam bir olanak ve prestijdir. Türk Hava Yolları, dünyanın bir numaralı havayolu haline gelebilir. Rusya’nın uçak filolarını kiralayıp Türk Hava Yolları amblemiyle dünyaya uçuşlar düzenleyebiliriz. Avrupa da buna mecbur kalacaktır çünkü herkes Rusya’ya küserek yaşayamaz. Bu, Amerika’nın baskısı altındaki ülkeler için de bir çözüm oluşturur.

Sayın Işık, siz bu Rusya harekatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

1987-88’de Avrupa Toplulukları Enstitüsü’nde yüksek lisans yaparken bir Doğu bloku, bir Batı bloku ve aralarında bir demir perde vardı. NATO, Varşova Paktı, AT ve COMECON arasındaki çatışma sürerken 1980’lerden itibaren “Perestroyka” (yeniden yapılanma) ve 1985’te “Glasnost” (açıklık politikası) süreçleri başladı. 1991’de Varşova Paktı dağıldı, 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı. O günlerde, oluşan boşlukların taraflarca kötü niyetle doldurulmaması konusunda anlaşmalar yapılmıştı. Ancak Batı, bu alanları adım adım silahlandırarak bir düşman hattı oluşturdu.

Ben bu savaşı bir Rus-Ukrayna savaşı olarak görmüyorum. Ruslar ve Ukraynalılar kardeştir; bu, kardeşler arası bir kavgadır. Batı Avrupa, Rusya’nın kalbine düşmanlık tohumları ekiyor. Avrupa’nın kendi ayakları üzerinde durabilmesi için içinde Rusya’nın, Türkiye’nin ve Sırbistan’ın da olduğu bir yapıya ihtiyacı var. Ancak Batı, Türkiye’yi Dedeağaç’tan, Ege’den, Akdeniz’den ve Irak-Suriye hattından kuşatıyor. NATO dediğimiz şey, dost gözüküp bize en büyük düşmanlığı eden yapıdır.

Dünya serbest ticaretin, adil ticaretin yok edildiği bir döneme girdi. “Rus malı alma, Rus gazı kullanma” diyerek dünyayı bölüyorlar. Ukrayna savaşı, Avrupa’nın Amerikanlaşmasına karşı bir mücadeledir. Avrupa Birliği’ni ortak bir Avrupa ideali etrafında toplamak yerine; içindeki ikinci sınıf devletleri ve ikinci sınıf insanları ayrıştırıyorlar. Ukrayna’daki bu durum, ulusal bir sorundan öte Avrupa’nın kendi şahsiyetini koruma mücadelesidir. Almanya ve Fransa ise Euro ile Avrupa’yı kendi hinterlandına çevirmiş durumdalar. Rusya daha önce Sovyetler Birliği içerisindeyken idari yapıları içerisinde Rus nüfusun yoğun olduğu bölgeler oluşturmuştu ve bundan o dönem kimse rahatsız değildi. Bu paylaşımı da etnisite üstünden yapmadı Rusya. Batı’nın bütün ayrımcı kavramlarını ve kendine ilişkin bütün değerlerini reddettiği bir ortamda, Rusya’nın kalbine bir saat, füzeyle üç dakika mesafede olan bir ülkeyi silahlandırmanın meşru olup olmadığını soruyorsunuz. Bu kararı verenlere gelince; Ukrayna hükümetini ve bütün medya organlarını oluşturan, kendi içerisinde iki büyük mafya var. İsimlerini burada saymayayım. Ukrayna’da Timoshenko’dan Zelenski’ye kadar hepsini piyasaya süren o iki adamdır. Bu adamlar, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içindeyken yozlaşmış ve yolsuzlukla (corruption) zenginleşmiş insanlardır. O insanlar Rusya’nın siyasal yapısını da belirlediler. Zelenski zaten dört sene boyunca televizyonlarda parlatıldı ve oynadığı filmin adı “Nasıl Cumhurbaşkanı Olunur” şeklindeydi; hazırlandığı yer bu kadar komikti. Yolsuzluklarıyla kendi halkının mahkûm ettiği Timoshenko’yu seyrettim; Ruslara karşı bir temizlik mücadelesi veriyor.

Şimdi Rusların mücadelesine bir bakalım. Çok açıkça söylüyorum: Rusların savaşı, onurlu bir Avrupa için tüm Avrupalıların doğru düzgün bakması gereken bir savaştır. Eğer sen Amerikanlaşmış bir Avrupa’ya karşı direniyorsan, kusura bakma ama bu meşru bir savaştır. Ukrayna’nın içerisinde “Biz böyle bir şey istiyoruz” diyorlar; ne istiyorsun? Savaş istiyorsun. Demir perde dediğin ülkeye, bütün perdelerini indirmiş olan ülkeye tekrar demir perde kurmak istiyorsun. Yiyemezler. Bunu bana Dedeağaç’ta yaparsın ve ben yerim, ama ben Rusya kadar güçlü olsam Dedeağaç’a da aynısını yaparım. Bir Türk olarak bugün Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığının aynısını 120 helikopter ve 500 zırhlı araçla Dedeağaç’ta yaparım. Ne diye benim ağzımın dibine bunu sokuyorsun? Silahsızlanma ile ilgili anlaşma yaptığın ülkeye “Burayı silahlandırmayacaksın” diyorsun ama silahlandırıyorsun. “NATO’ya alacağız” diyorsun ama almıyorsun. Bu kadar aşağılıksın.

Tüm dünya ticaretini perişan ediyorsun. Rusya petrol, gaz satmasın; güzel. İran, Venezuela satmasın; güzel. Dünyanın en kaliteli petrollerine sahip bu ülkeler satmasın, biz zenginiz; güzel. Peki, kim satacak? Bakar mısınız? Geri zekalı Avrupa bugün iki bin doların üstünde gaz alıyorsa, Amerikan uşaklığı yüzünden alıyor. Benim memleketimdeki “Aziz Nesin’in söylediği, mahkeme kararıyla tescilli” geri zekalılara sesleniyorum: 23 liraya bu akşam benzini dolduruyorsam, bu sizin “Tayyip” dediğiniz adamın uluslararası petrol piyasalarına müdahalesi veya bir oyunu değil. Bu sizin Amerikancı abilerinizin, yani kucağına oturduklarınızın ve sizi parlatanların oyunu. “Rusya’nın, İran’ın, Venezuela’nın petrol satışına engel olacağım” diyorsun, piyasaya arzı kesiyorsun ve arzın fiyatını istediğin gibi belirliyorsun. Sonra ben, Almanya’da asgari ücret alan adamla kendimi kıyasladığımda aradaki farkı bilmiyor muyum? Biliyorum. Biz Almanya kadar emperyalist olsaydık, ürettiğimizi başka bir ülkeye satsaydık, sen de onun gibi yaşardın. İkinci Dünya Savaşı’nı yapabilecek o mühendisliğe, uçaklara ve yaratıcı zekaya sahip olsaydın, o şartları yine yaşardın. Ama emperyalist bir refah yaşama aşkını bu derece benim gözüme sokarsan ve bunu akıllıca yaptığını zannedersen, ben de sosyal medyada “Pelosi’nin klozetlerisiniz siz” derim.

Başkanlara sorduğunuz sorulara bakın: Sivil uçaklara hava sahasını kapatmak… Bütün dünyada havacılıkla ilgili kurallar var; sen Amerika olarak bütün kuralları değiştirdiğini söylüyorsun. Almanya aşağılık bir ülkedir, Amerika’nın kuklasıdır; diyemiyor ki “Ya, sivil havacılık kurallarını nasıl değiştirirsin?” Fransa da öyle aşağılık bir ülkedir; diyemiyor ki “Ben Rusya’dan petrol ya da gaz alırsam sana ne? Sen bana neden yaptırım uyguluyorsun?” Sizin “otoriter” diye yaftaladığınız liderler; Şi Cinping, Putin, Erdoğan, Maduro; işte bunlar boyun eğmeyen haysiyetli insanlardır. Bugün Pakistan Cumhurbaşkanı itiraz etti, yakında onu da oraya koyarsınız. Ben bu Avrupa’nın Amerikanlaştırılmasına karşıyım. Rus ulusçuluğunu mu istiyoruz? Hayır. Bütün Avrupa toplulukları ve ulusları onurlu bir Avrupa oluşturmak zorundadır; aynı şekilde Güney Amerika’sı, Asya’sı da kendi onurlu yapısını oluşturmalıdır.

Bugün Biden açıklama yapıyor; çişini tutamayan, merdiveni yürüyemeyen Biden. “Rusya’dan doğalgaz ve petrol almayı yasakladım” diyor. Benim üç tane boru hattım var, kimi yasaklıyorsun? Burası senin babanın tapulu malı mı? Burası benim ülkem. Ukrayna’da tankların altında ezdirdiğiniz o “Turuncu Devrim” çocukları gibi, bir daha devrim yaparsanız, Rusya sizi portakal gibi sıkar. Siz onurlu, bağımsız bir Avrupa istemiyorsunuz. İçinde Rusya’nın, Türkiye’nin olduğu bir Avrupa istemiyorsunuz. 83 milyonluk Türkiye’yi kapısında bekletip, Doğu Bloku ülkelerini, Ortodoks diye aşağıladığınız halkları içinize aldınız. Şimdi de kiliseler üstünden operasyon yapıyorsunuz. Ukrayna’nın Ortodoks Kilisesi’ne bizim buradaki patrikhanenin “ökümeniklik” vermesi üzerinden Rusya’ya karşı din odaklı bir operasyon yürütüyorsunuz.

Batı Roma, Doğu Roma’yı Bizans’ı biz yıkmadan önce zaten kendi içinden yıktı. Kiliseye atları sokanlar biz değildik, Batı Roma’ydı. İsa’nın başına dikenli tacı takan da, onu Roma’ya götüren de Batı’ydı. Şimdi de havacılık kurallarını, açık semalar anlaşmasını, 100 yılda oluşan sektörel kuralları yerle bir ediyorsunuz. Türkiye’de Tayyip Erdoğan’a muhalefetin en babasını yapın ama bunu Amerikan uşaklığıyla yapmayın. Bir onurunuz, bir duruşunuz olsun. Suriye’deki, Yemen’deki, Afganistan’daki çocuklar bombalanırken ağlamayanlar, bugün gözyaşı edebiyatı yapıyor. Ukrayna’ya 50 ton dizel gönderip “Ruslarla savaş” demek, bir insanı aşağılamanın en büyük yoludur. Rusya’nın bu savaşı; şehir savaşları yapılmasını istemeyen, sivillerin tahliyesine önem veren bir savaş. Rusya’yı Avrupa’dan dışarı atamazsınız, Napolyon’u veya Hitler’i bulamadınız, Biden’la mı geleceksiniz?

Ukrayna medyasının bağımsızlığı da koca bir yalan. Rus haber ajansı iptal, Rusça konuşan iptal, Twitter iptal. Batı’nın basın özgürlüğü dediği şey, “Sen ne dersen o geçecek” anlayışıdır. Bizim ekranlara çıkan o sümüklü medya mensupları da Pelosi’nin klozetini taşımaktan başka bir şey yapmıyorlar. İki devlet savaş halindeyken Türkiye’nin bir taraf lehine savaşa girmesini istemek suçtur. Uzmanlar, stratejistler, emekliler… Oturmuşlar oradan ahkâm kesiyorlar. Ya Rusya’yı bilmiyorsunuz ya da Baltacı Mehmet Paşa hikâyesini yanlış okudunuz. Ankara’nın göbeğinde Bulgar bayrağıyla kutlama yapanlara şunu hatırlatırım: “Biz savaşı Türklere karşı verdik” diye yazanlara yoldaşlık yapmak, tarih bilmezliktir. Hitit, Frig, Lidya, Arap, Kürt, Çerkes, Laz, Fars ve Balkan kökenli; kısacası bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak söylüyorum. Avrupa Birliği, Roma’ya rağmen bizi içine almayacaktı. Bakın, büyük bir cümle kuruyorum: Avrupa Birliği, Hitler’in orduyla yapamadığını Almanya’nın ekonomiyle yapma projesidir ve Almanya bunun hinterlandıdır. NATO ise tüm dünyanın hakimi ve hegemonu olarak, orduyla yapamadığı eksiklikleri ekonomiyle tamamlıyor. Haklı olarak şunu sorabilirler; 2. Dünya Savaşı sonrasında Marshall yardımlarıyla İngiltere’ye 3,5, Almanya’ya 2,5, Fransa’ya 2,5 milyar dolar verildi. Bugün Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan ülkelerin hepsi bu yardımı aldı. En az yardımı biz aldık; Yunanistan 800 milyon dolar alırken biz 300 milyon dolar aldık. Dikkat ederseniz önemimiz nüfusumuza veya konumumuza göre belirlenmiyor.

Bu ülkeler, güya bir dünya tehdidi veya kamplaşma olduğunda, Avrupa’nın kendi kimliğiyle ortaya çıkması amacıyla kuruldu. Ancak yardımı yapanlar, Osmanlı paşalarının dediği gibi, “Verin leh kralına da verin” anlayışıyla hareket etti. Para ve yardım almaya alışanlar, emir almaya da alışırlar. Fonlananlar, okşananlar ve müttefik olanlar emir almayı kabullenirler. Onlar da bunu bildiği için, fonlanan Avrupa’nın Amerika’nın bir gölgesi olduğunu açıkça ortaya koyuyorlar. Hiçbirinin ciddi bir ordusu yok; bütün Avrupa bir araya gelse Rusya ile savaşamaz. Orada Amerika’nın gücü var ve Amerikan halkı artık Ramboculuk oynayan bir halk değil. Yüksek teknolojiyle uzaktan füze atmadıkça, zırhlı araçların içinde gezmedikçe sokaklarında rahat edemeyecekleri bir dünya kaldı. “Deve götünü mü bombalayacağız?” demişlerdi, Irak ve Suriye’de ne hale geldiklerini gördünüz; Afganistan’da ne hale geldiler? Amerika, Ukrayna üzerinden Afganistan’daki yenilgisinin intikamını alacakmış. Amerika; dağda, taşta, sarıdan başka bir şeyi olmayan Afganlara yenildi, kaçtı. Kasalarla paralar, teçhizatlar bıraktınız. Arkanıza bakmadan kaçtınız ve “galip geldik” dediniz. Nasıl galip geldiniz?

Savaşmak Amerika’nın ve Avrupa’nın işi değil. Onlar bilgisayar oyunlarında, sosyal medya klavyeleri başında savaşıyorlar. Savaşmak kolay değildir. 12. gün oldu, hala Ukrayna’yı “halletmedi”. Seni de mi halletmesi gerekiyor? Kiev’in bir yerinde sığınakta yayın yapıyorsun. Halleder; eğer Amerikan tipi halı bombardımanı yapıp faturayı Kiev’e yazarsa halleder. Ukraynalılar Rusların kardeşleridir, Ruslar Ukraynalıları sizden daha çok düşünür. Zaten nüfusun yüzde otuzundan fazlası pro-Sovyet ve Rus taraftarıdır. Siz bir dünya anlatıyorsunuz ama ne dininiz, ne renginiz onlara benziyor; Polonya veya Macaristan kapısından girmek isteseniz sizi almıyorlar. Afrikalı öğrencileri kapıdan kovduklarını, aşağıladıklarını El Cezire yayınladı. Ruslar tahliyeleri ister; şehirlerin boşalmasını ister ki operasyonu rahat yürütsün. Ukrayna tarafı ise sivil unsurları kalkan olarak kullandığı için tahliyeyi istemiyor. Bugün Rusya ve Çin olmasa, Batı’nın medeniyet adına yapmış olduğu bu küstahlıklara karşı duracak hiçbir güç olmazdı. Bir de Türkiye var. Allah, din veya herhangi bir emperyalist hegemonya adına dünyaya boyun eğdirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti adına, Mustafa Kemal Atatürk ve onun değerleri adına; kimse Avrupa’nın Amerikanlaşmasını ve bizim Avrupa dışına itilmemizi meşru görmemizi beklemesin. Mümkün değil.

Dedeağaç’a 120 tane helikopter koyuyorlar. 15 Temmuz’da 81 ilin üzerinde operasyon yapan helikopter sayısı 20-30 civarındaydı. Saros Körfezi’nden Çanakkale Boğazı’na olan mesafe 5 kilometre, Dedeağaç’tan aşağı iniş 25 kilometre. 30 dakika içerisinde bir hava harekatıyla Çanakkale’yi işgal edebilirler. Bu birlikler Rusya ile savaşmak için değilse, Bulgaristan ve Yunanistan NATO üyesiyken; ben bu birlikleri kime karşı koydum? Bana karşı koydun. Benim böyle bir müttefikim varsa başka düşmana gerek yok.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Evrensel Beyannamesi’ne imza atmışsınız. Üç temel değeriniz; kişilerin, malların ve emeğin serbest dolaşımı. Ne yapıyorsunuz? Fas’ta, Kuzey Afrika’da, Şarm el-Şeyh’te turist olarak bulunan insanların uçaklarının hava sahasından geçmesini engelliyorsunuz. Utanmaz Avrupa, sen engelliyorsun ve dönüp “insan haklarına aykırı davranıyorsun” diyorsun. Sen hakikaten köle tacirisin, sadece modernleşmişsin. Malların serbest dolaşımı konusunda da; İran gaz satıyor, boru hattı var, sen engelliyorsun. Benim İran’dan aldığım doğal gazın sana sorulmasını isteyenler şerefsizdir, köledir. Türkiye’de hükümet olmak isteyen veya hükümetini sürdüren herkes önce onurlu bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayı öğrensin. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, sen kişilerin ve malların dolaşımını önleyerek tüm özgürlükleri ihlal ediyorsun. Petrol fiyatlarını 135 dolara, belki 200 dolara çıkarıp haramzadeliğini sürdürüyorsun. FETÖ ve PKK unsurlarıyla haramzadelik yapıyorsun.

Haberleşme konusunda da aynı şekilde; Türkiye’de gazeteciler yasaklanıyor diye bağırıp çağırıyorsun ama dünyada en çok insan hakları ihlali yapan sensin. Twitter’ı kapatıyorsun, haber ajanslarını kapatıyorsun. İnsanların bilgilenme hakkını engelliyorsun, dünyayı cahil bırakmak için at gözlüğü takıyorsun. Bırak da Ruslar da konuşsun. Basın özgürlüğünü, ticareti, her şeyi kendine göre eğip büküyorsun. Amerika 41 ülkeye yaptırım uyguluyor. Halk Bank’ı, İran’la yaptığım ticaret dolayısıyla New York’ta yargılıyorsun. Senin başka ülkenin bankasını yargılamak ne haddine?

Size bombayı koyuyorum: 15 Mart’tan itibaren Rusya, SWIFT sistemine alternatif olan ödeme sistemini devreye alıyor. Üç senedir bunun üzerinde çalışıyorlar. Cebinde doları, eurosu olan her insan, aslında bu kağıtları finanse ediyor. Savaşlar sadece ordularla olmuyor; Amerika’nın en büyük operasyon gücü finansal bankacılık sistemidir. Sizin bu “yaptırım” sopanız, dünyayı yeni buluşlar yapmaya zorluyor. Rusya’nın ilk denemesini yapmasıyla o kutsal SWIFT sisteminiz ağır darbe alacak. Benim bankamı korsan olarak yargılayanlar, Avrupa’nın da şamarını yiyip oturacak. HSBC’ye yaptılar, Almanlara yaptılar, Fransızlara yaptılar, Hollandalılara yaptılar. Şamarı yiyen, SWIFT sistemine boyun eğdi. Şimdi şamarı yiyip tokadı atan birileri geliyor. Rusya geliyor, Çin geliyor, Türkiye geliyor. Dünyanın o az önce gördüğünüz büyük alanının içerisinde ülkeler başka bir ödeme sistemi geliştiriyor. Avrupa bu sisteme hazırlanmaya çalıştı ama yüreği yetmedi. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri “kurtarılmış” ve kurtarıcısı tarafından ifade edilmenin mahcubiyeti içerisinde Amerika’ya karşı başını kaldıramıyor. Avrupa, Amerika’ya hâlâ gebe. Avrupa’nın Amerika’dan pek çok gayrimeşru çocuğu var. Bunların en büyüğünün adına NATO diyoruz. En büyük gayrimeşru çocuğu odur; mahallenin delisidir, Amerika onu kullanır.

Almanya, Fransa; bunlar büyük ülkeler zannetmeyin. Bunlar, Avrupa Birliği içerisinde Euro üstünden hinterlant oluşturup Hitler’in yapamadığını modern bir şekilde yapmak isteyen son dönem sömürgecileridir. Hiçbirinizden korkum var mı? Allah’tan korkmayan her yola girer. Sizden korkan, sizinki gibi olsun. Tamam mı? “Efendim, sosyal yapımız şöyle, siz böyle söylüyorsunuz” diyerek çok kibar davranıyorsunuz. Çok kibar kölelersiniz. Çok kibar bir şekilde kucağa oturuyorsunuz. Yani bunu başka nasıl izah edeyim ben size? Siz bağımsız bir Avrupa oluşturalım demiyorsunuz. Tüm Avrupa halklarının eşit bir şekilde bir araya geldiği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan bütün hak ve özgürlükleri birlikte değerlendireceği bir Avrupa istemiyorsunuz. Bunu isteseydiniz; orada Ukrayna da yer alırdı, Rusya da yer alırdı, Türkiye de yer alırdı, Yunanistan da yer alırdı. O zaman Güney Kıbrıs olmazdı, o zaman Türk-Yunan savaşı da olmazdı. O zaman “Yunanlar gelecek” diye bana, “Türkler gelecek” diye Yunan’a silah satamazdın. Satamazdın o zaman! Beni de, bu halkları da “savunma sanayine daha fazla yatırım yapın” diye zorlayamazdın. Senin silahlarını almak zorunda değilim; zaten parasını verince bana vermiyorsun. Yaptırım uygulanacakmış! Yahu senin F-35’ine yaptırım uygulandı. Siz salak mısınız? Bir gram Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmanın onuru yok mu? Parasını verdiğiniz uçağı vermeyen pezevenkler var orada. Bunlarla mı dostuz?

Bakın, bu noktada Putin gibi tepkisini koyabilecek bir ülke olmamız gerekiyor. Şimdi diyorsunuz ki “AK Parti nasıl bir şey yapsın?” Arkadaşlar, NATO’nun içinden dışına çıktığımız an o gücün hepsi bizi karşısına alacak. Ben kişisel görüşümü söylüyorum: NATO’nun dışına çıkmayacağız, kimse de bizi dışına çıkaramaz. NATO’nun yaptığı her türlü haksızlığı da engelleyeceğiz. Beni tatbikatlara almasınlar; alma! Bana karşı saldıramazsın, NATO anlaşmaları var. Ben bu NATO’nun, Avrupa Birliği güvenliği vesairesi gibi bir Avrupa kimliği oluşturmakla ilgili bir derdi olmadığını söylüyorum. Amerika’nın yardımlarıyla Avrupa’da şekillenmiş, Amerika’ya hamile kalmış Avrupalılar… Bizimkilerin ayılıp bayıldığı Avrupalıların; “Rus tehlikesi geliyor”, “Komünistler geliyor”, “Vay kızıllar geliyor” diye hâlâ korkuları var. 2022’ye geldik, Z kuşağı diyorsunuz ya; kardeşim Z kuşağı kalmadı, 20 yaşını geçti. A1 kuşağına, A2, A3, A4’e gidiyoruz. Dünyada sosyal medya ile oyaladığınız bir kuşak var; bu kuşak sizin bu eski hikâyelerinizi dinlemedi.

Ben bu ülkenin sağcısının, solcusunun; bu “kibarlık” sebebiyle memleketin menfaatlerinin ihlal edilmesine sessiz kalmasına ve buna itiraz edenleri nezaketsizlikle suçlamasına karşı söyleyecek çok sözüm var. “Sizinki gibi onların ülkelerinde bize de bir şey yaparlar mı? Gidip vekil olmadan önce oraları bir ziyaret edelim mi? Aday olmadan önce beni bir arkadan iteklesinler mi?” Sen nasıl bir adamsın ya? Tam bağımsız ülkeyi 2022’de isteyebilecek yürek yok sende. Solu, sağı; hepsi bir araya gelmişsiniz. Bir Ukrayna olayı yaşıyorsunuz. Orada savaşan Ukrayna değil; Ukrayna’yı kandıran Amerika. Orada kuşatılmış ve şehir harplerinde yorulmuş bir Rusya istiyor. Siz çok oynadığınız sistem elinizde patlayacak. Bundan sonra senin dolarınla da kimse ödeme yapmayacak, euronla da yapmayacak. “Al sistemini de başkasına sat” diyeceğiz. O sistem dünyaya fazla geliyor.

Sömürgede kullandıkları en önemli yöntem; nükleer güçleri veya savaş gemileri değil, bütün finans sistemi içerisine bankacılık üzerinden sızmış olmalarıdır. Bunların parasını kullandığımız sürece, bastıkları kâğıtlar karşılığında adamlara kölelik yapıyoruz, onları zengin ediyoruz. Bütün sistemlerini çökertebilecek bir aşamaya geldi. Rusya’ya bunu yaparak petrolü fırlattın, doğalgazı fırlattın; yarın buğdayı, ekmeği, yağı fırlatacaksın. Yarın Çin “Tayvan” dediği an, senin ne elektronik dünyan kalır ne haberleşmen. Kimse bu kadar sert bir kavga istemiyor. Zaten şirketlerinizin bir kısmının ortağı Araplar, bir kısmı da Çin sermayesi. Yavaş yavaş içeriden herkes seni kemiriyor. Oligarkların gemilerine el koydular. Utanmazlığa bakar mısın? Madem bunlar korsandı, be şerefsiz, Chelsea denilen takımı niye verdin Roman Abramoviç’e? Madem bunlar böyleydi, o yat senin tersanende yapıldı 600 milyon euroya; benimkinde yapılmadı ki. Sen niye yaptın bunları? Ne istiyordun? Sen nasıl bir iş birliği içindesin?

Oligarkların mallarına el konulması iyi oldu; halkından çalanların her şeyinin alınabileceğini herkesin görmesi iyi oldu. 15 Mart’tan itibaren Rusya, SWIFT sisteminin dışında başka bir sistem deneyecek ve senin o sisteminin de öyle çoktan itibar edilecek bir şey olmadığını göreceksin. Ben Rusya’da mıyım? Hayır değilim. Hepimizin her yerde arkadaşları var. Sadece İngilizce bilecek kadar da salak değilim. Bir daha söylüyorum: Sadece İngilizceyi bilecek kadar salak değilim. O yüzden inadına Rusça öğrendim ve ilerletiyorum. Bir doğu, bir batı dili bilmeden kendine entelektüel diyen televizyon “ayılarına” söylüyorum: Sizin bildiğiniz dili Sultanahmet’te kalpazanlık ve köfte satan adamlar da biliyor. Biraz Arapça bilin, biraz Çince bilin, biraz Farsça bilin, şiir öğrenin. Güney Amerika’nın İspanyolcasını öğrenin. Bak, Avrupa’nın demiyorum; Güney Amerika’nın İspanyolcasını öğrenin. Kaldı ki İspanyollar da Avrupa Birliği’nin bu gidişatına bayağı sinirliler.

Macron “14 ülkeyi sömürdün” diyor. Bir milletvekili var; tüm Avrupa sizin dilinizi konuşuyor, Fransızca konuşuyor, İngilizce konuşuyor, Almanca konuşuyor. İşgal altındalardı, hâlâ sizin dilinizi konuşuyorlar. Sen bir de çıkıp dünyaya sömürgeden mi bahsediyorsun, boyunduruktan mı, emperyalizmden mi bahsediyorsun? Yani bunların tutulacak yeri yok. Ama bizimkilerin “aşklarının” tutulacak yeri yok; gönüldür bu, ota da konar, boka da deniyor ya; bizimkilerinki boka konmuş.

Sayın Başkan, bu 41 ülke; dünyanın yarısından fazlası aslında. Sadece sayıya bakmamak lazım; nüfusları, ekonomik güçleri, coğrafyada işgal ettikleri zeminler ve hatta Avrupa’nın kendisi… Avrupa’nın pek çok bankası bu yaptırımlardan yoruldu. Birileri patlasın, alttan yollar bulup işleyecekler. Onların altyapısı bizden önce hazır. Putin-Erdoğan görüşmesinde de tam bu konu konuşuldu: Rusya, İran, Çin “kendi SWIFT sistemimizi kuralım” diyor. Yani milli paralarla ticaret yapalım diyorlar. Dünyadaki dolar saltanatı ve Amerika’nın haraç sistemi çöküyor. Çünkü dolar saltanatı demek; beyaz kâğıda yeşil mürekkeple basıp, “100 dolar” dediği an o kâğıt 100 dolar oluyor. Bu karşılıksız sistem çöküyor. Türkiye, Rusya, Çin kendi aralarındaki ticareti milli paralarla yaptıkları zaman dünyadaki doların dolaşım alanı daralıyor. Amerikan emperyalizminin dünyadaki hakimiyeti çöktüğü gibi, bunun içe dönüşleri olacak. Kendi insanına vereceği imkânlar sınırlanıyor; dünyadan elde ettiği vurgunları kendi ülkesi içerisinde paylaşamayacak.

Amerika’da bir sistem değişikliği bekliyor musunuz? Zaten başladı. Kovboy ayağa kalktı orada; Trump-Biden seçimleri sırasında gördük. Yavaş yavaş o “kızıl enseliler” ayağa kalkmaya başladılar çünkü Amerika’da muazzam bir yoksulluk var. Amerika’da bir “Black Lives Matter” var, Meksika kökenliler var, Haitililer var. Amerika’yı bir boydan bir boya arabayla gittim; doğru düzgün İngilizce konuşan bir Amerika görmedim. İspanyolca konuşan gördüm, Fransızca konuşan gördüm. Her biri dünyanın başka yerinden gelmiş bir topluluğu menfaatler uğruna kullanıyorlar. Patriot yapmışsın; doların üstünde “In God We Trust” yazıyor. En büyük vatanseverliğimiz doların üstünlüğü ve benim sosyal refahımın üstünlüğü. Pasaportumun dünyanın her tarafında geçerli olması, başka ülkelerin kapısının önünde dalga geçebilmem, her tarafını arayabilmem, geri gönderebilmem… Bunları yapıyorlar.

Peki, Sayın Perinçek’in açıkladığı 12 maddeyi ele alalım: Enerji güvenliği, ucuz mazot, halkımıza ucuz elektrik… Bunu vermenin şartı, enerji ham maddelerine dünyanın ambargosuz erişimidir. Doğu Bey “enerjiyi bir yerden bulacak, getirecek” diye salakça yorumlamayın. Söylemek istediği şu: Dünyada enerji pazarlarını dürüst hale getirirseniz, fiyatlarla oynatmazsanız ve enerjinin üstünden işgaller yapmazsanız, enerji mantıklı ve makul fiyatlarla herkese ulaşır. Bugün iki euronun altında Avrupa’da mazot alan kimse kalmamıştır. Bunu kim yapmıştır? Amerika yapmıştır. “Rusya’nınkini alma, doğalgazını alma, diğerininkini alma, benimkini al.” Zaten onunla da ortağım, onu da söyleyeyim.

İstanbul’u uluslararası finans merkezi yaparız. Anadolu yakasında devasa inşaatlar yapılıyor; bu bizim adil ve ahlaklı bir uluslararası finans sistemi kurma isteğimizdir. Bu finans sistemi üstünden isterseniz bir ülkedeki bütün milli yatırımları boğarsınız. Bütün emperyalist işbirlikçi kodamanları, finansmanla ülkenizin kritik noktalarına teslim edersiniz. O yüzden uluslararası finans, savaşın en önemli unsurudur. Bir devletin haysiyeti sadece özel kuvvetler değil, bu finansal konuda da milli güçleri yetiştirmektir. Turizm alanında da tarihi şahlanış dönemine gireriz. Biz kimseye vize uygulamıyoruz ama biz vize sorunu çeken milletlerin başında geliyoruz. Savaşlar olmasa, ambargolar olmasa; insan haklarının kâğıt üstündeki özgürlükleri, insanların gerçek yaşamında seyahat edebilmeleriyle mümkün olur.

Son olarak; Doğu Akdeniz’deki tehditleri caydıracak iş birliğini kurarız. Bunun dışında bir yol var mı? Beni tek başına karşına aldığında döversin, Rusya’yı aldığında zor döversin, dövemezsin. Sen şimdi Akdeniz’de benimle oynuyorsun; Kıbrıs açıklarındaki doğalgaz yataklarını herkes inada bindirdi, çatışma alanına çeviriyoruz. Bakın, buldukları gazın potansiyeli, yapılacak yatırımın ve onu kullanılabilir hale getirmenin neredeyse yarısına denk geliyor. Feasible (yapılabilir) bir yatırım değil, miktarı da çok değil. Yani şimdilik daha çok bulunursa yapılabilir; öyle Kıbrıs’ın orasında, İsrail’in Leviathan sahasında şu kadar milyar metreküp varmış… Bunlar şimdilik sadece iddialar. Bu projelerin içerisinden çıkacak gaz; iletim, çıkartma, işletme ve pazara ulaştırma maliyetlerinin neredeyse yarısına denk geliyor. O bölgede tehditleri caydırmak çok önemli. Güney Kıbrıs’ta üsler kuruyor birileri. Bana karşı kuruyor, kime karşı kuracak? Rodos’ta, Girit’te, Ege Adaları’nda kime karşı silahlanıyor? Mısır’a karşı mı, İran’a karşı mı? Ege Adaları kime karşı silahlanıyor?

Siz Avrupa’yı barış adası yapar, Rusya’yı adam gibi içinize alırsanız Ukrayna-Rusya savaşmaz. Türkiye’yi de eşit şartlarda saygın bir üye olarak kabul ederseniz Türkiye ile Yunanistan da karşı karşıya gelmez. Ama bunlar işinize gelmez. Siz çatışmalardan beslenen aşağılık akbabalarsınız; insanlığın cesetleri üzerinde, ateşli silahlarınızla vurduğunuz o bedenlerden beslenen asalaklarsınız. Böylesiniz, avlanmazsınız bile.

Akdeniz’deki tehditlere karşı çok kutuplu (multipolar) bir dünyayı kaç senedir söylüyoruz. Avrupa, Avrupalılaşmalı; Asya’nın kendi bir gücü olmalı, bir kutup orada; bir kutup Avrupa’da; bir kutup Amerika Birleşik Devletleri’nde; bir kutup Güney Amerika devletlerinde; bir kutup ise kaynakları yağmalanan Siyah Afrika’da olmalı. Ben o noktada, haklarını savunma noktasında simsiyah bir Afrikalı olmayı isterim. Böyle bir dünyada; balenin en büyük derdinin çatlaklar olduğu, merdiven çıkamayanın, asansöre binemeyenin, söylediği sözü hatırlamayanın, konuşurken uyuyanın yönettiği bir sistemin içinden çıkmış oluruz.

Ben Biden’ın başkan olduğu bir dünyada yaşamaya mecbur muyum? Dünya cumhurbaşkanı olmasına razı olmak zorunda mıyım? Yok öyle bir zorunluluğum. Şi’nin de, Putin’in de dünya cumhurbaşkanı olmasını istemem. Dünya cumhurbaşkanlığı, yönetimi, en seçkin ordusu gibi kavramlar; eskiden “üçüncü dünya” diye anlatılan, sömürülen, günde bir dolar ve altı gelirle yaşayan insanların dış politikasında yer almaz. Vanuatu gibi ülkeler; Filistin, Kudüs başkent olsun dediğinde, nüfusları 20-30 bin olan okyanus ülkeleri “elini kaldır” dediğinde yapar. Çin de bunu yapsın mesela, o büyük okyanustaki 15 tane ülke de yapsın. Gelsin Birleşmiş Milletler’de oy kullansın, “Kudüs başkent olsun” desin. Sen Orta Doğu’nun dengeleriyle oynuyorsun, “benimkiler, bizimkiler” diyerek bunları unutuyorsun. Hani Kudüs başkent olmayacaktı? Gitti oraya yerleşti.

Akdeniz’deki tehditler sadece bize karşı değil, Orta Doğu barışına yönelik tüm tehditler Akdeniz’deki tehditlerdir. Kuzey Afrika’da Libya’nın parçalanması; borcu olmayan, evi, arabası, suyu, elektriği, üniversitesi, hastanesi bedava olan bir ülkede, “şeytan Kaddafi” imajı yaratarak üçe bölünmüş bir Libya’nın petrolünün bir kısmını İtalya’ya, bir kısmını Almanya’ya, bir kısmını Fransa’ya, bir kısmını Amerika’nın kontrolüne verdiniz. Ben yine bu petrol pazarlarından pahalıya ürün alırken, bu ülkeler kendi kaçak hatlarından Avrupa mevzuatına uygun şekilde petrol alıyorlar. Benim Libya’da ne işim var? Kimse de demiyor ki: “Libya petrollerinde Fransızların, İtalyanların, Almanların ne işi var?” Halkı Müslüman büyük bir devlet bırakmayacaksınız. Doğu Akdeniz Libya’dan başlar; Mısır’da birbirine düşürülmüş, yarısı bir tarafta yarısı öteki tarafta olan bir halk var. “Tahrir mi, öteki meydan mı?” çatışmalarıyla, Amerika’nın kucağına itilmiş zayıf bir Mısır’ın varlığından bahsediyoruz. Bize özgürleşmiş ve onurlu milletlerin buluşmasına katkıda bulunacak bir politika lazım. Suriye’yi haritalar üzerinde bölüyorsunuz; terör örgütü ne kadar alsın, Sünni Araplara yer ayıralım mı, Şiilere başka bir şey yapalım mı, mezhep üstünden birbirine takalım mı? Madem mezhep üstünden takacaksınız, siz takılsanıza kendi içinizde; Ortodoks, Katolik birbirinizi yiyin, biz de seyredelim. Yapmıyorsunuz.

Bütün halkı Müslüman büyük ülkeleri Orta Doğu’da yok ettiniz. Bunların hepsi son 30-40 yıl içinde, Z kuşağının da Y kuşağının da göremediği, sidikli gezerlerken olmuş gelişmeler. Şimdi sosyal medyada konuşuyorlar. Biz “KKTC” demiyoruz; ben şahsen “Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” diyorum. Bu “kuzey” ve “güney” kavramlarını Batı’nın bize angaje ettiği kavramlar olarak görüyorum. Ben onları yemek zorunda değilim. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasını sağlamalıyız.

Güney Kıbrıs’ta Rusların çok önemli mali birikimleri, şirketleri ve finansal operasyonları var. Rusların donanmasına su bile vermek istemeyen, “portakal devrimi çocukları” dediğimiz o zihniyetten paraları alıp, oradan bu tarafa, güvenilir bir Kıbrıs koyarsak; Kıbrıs’ın kendisi Türkiye’den de zengin olur. Kıbrıs’ı ikiye bölünmesini biz yapmadık, bize böldürdüler. Bizim için bir tane Kıbrıs var; onun bir Türk kesimi var. Kim tanır? İran tanır, Pakistan tanır, Rusya tanır, Çin tanır. Geçen gün Amiral Cihat Paşa söylemişti; bir devletin olması için toprak, ordu, millet ve devlet yapısı lazım. Hepsi var. Tanısan ne olur, tanımasan ne olur?

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisini tarihe hata sokar. Oradaki mücadeleyi veren insanların hak ve hukuklarını korumak zorundayız. Güney Kıbrıs’taki kaynakların çok az bir kısmı Kuzey Kıbrıs’a gelse; orası Hong Kong, Şangay, İsviçre gibi olur. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin ağzının suyu akarak baktığı bir ülke olur. Sen içme suyunu bile borularla denizin altından götürüyorsun, yakıtın, her türlü ikmalin, gümrüksüz satış hakkın buradan sağlanıyor. Kendi başına yaşayabilecek şartlara sahip bir Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, çok daha kuvvetli hale gelir. Güney Kıbrıs’taki finansal hareketlerin ve yatırımların miktarı Ruslar oradan çekildiği zaman, o Rum tarafının ne olduğunu hep birlikte görürsünüz.

Dünyayı Amerika gibi istese ayçiçek fiyatlarını bugün uçurur; petrole yaptığını oradan yapar. Savaşın kazananı, haramisi, soyguncusu, ganimetçisi Amerika Birleşik Devletleri’dir. Rusya kendi güvenliğine ilişkin ciddi bir tedbir alıyor. Benim sınırlarımın altında bana karşı terör faaliyeti yapan ülkeler kadar beklemiyor. Dedeağaç’ta beklediğimiz kadar beklemiyor, o helikopterler bana dalsın diye beklemiyor. Gücüm olduğu an o helikopterleri, “nasıl olsa müttefikiz, ben bu tarafa alayım” derim.

Milli savunma sanayimizin, savunma sanayii müsteşarlığının yapmış olduğu makinelerin dışarıdan gelen parçalarını; açık veya gizli olarak engelleyen bir Batı, bir Amerika, Almanya, Kanada, Fransa var. İHA’ların optik başlıklarının verilmemesi için uğraştılar. Şimdi savunma sanayinin başındaki insanlara “CAATSA” uyguluyorlar. Nedir CAATSA? Amerika’nın düşman gördüğü ülkeleri ekonomik olarak döverek soyguna, köleliğe razı etme kanunu. Benim ülkem beni dövüyor, İsmail Demirleri falan korkutmaya çalışıyor. Allah’tan korkacak değiliz ya! Savunma bakanıma, içişleri bakanıma utanmadan yaptırım uyguladın. Halk Bankası genel müdürümü aldın, hapis yaptın. Sebebi ne? İran’dan doğalgaz alıyorum. Adam san ver, dünyayı düşünüyorsan sen ver! Rusya’dan daha iyisini sen ver, yoksa sus be! Yeter artık, dünyanın içine limon sıktınız.

Savunma sanayinde gırtlağıma basıyorsun; para veriyorum, hava savunma sistemi vermiyorsun. “Bari kendim alayım” diyorum, “o zaman gene sana CAATSA yaparım” diyorsun. Ben de sana CAATSA yapayım! Bu millet olarak nerede bir Amerikan çıkarı görüyorsak hepsini CAATSA yapmalıyız. F-35 parasını ödediğimiz halde vermediler; hâlâ “abi ayakkabını boyayayım, elini ayağını öpeyim, parasını verdim uçak alayım” diyoruz. Bunları vermeyen ülkelerden kurtulmamız şart.

Bilişim güvenliği bizim için çok önemli. Devletin en üst kurumundan çıkan kabloların bir kısmı Amerika’ya, bir kısmı başka ülkelere gitti. Bilimsel araştırmada insan odaklı milli atılımı muhakkak yapmalıyız. İstanbul Havalimanı değil, bütün havaalanlarımız Ruslara açıktır. İstiklal Harbi’nde bize destek olan, demir-çelik fabrikaları, Sümerbank fabrikaları kuran, süt tozu gönderen bir ülkeye hava sahamı kapatacak değilim. Hepsini aynı kefeye koyacak değilim. Bir nükleer santral kurmakla ilgili olarak her türlü anormalliği yapacaksınız. “Nasıl olsa yapamaz” diyeceksiniz. Uygulamaya geçince de “Ya gelin, biz sizinle bunu yapardık” diyeceksiniz. Ben de sizi bekleyeceğim, öyle mi? 2022’de bütün bunları yapacağım, bütün bunları seyredeceğim, öyle mi? Bunların hepsinden bağımsız olmamız lazım. Burada yer alan maddeleri kimsenin cıvıklaştırıp ucuzlaştırmaya hakkı yok.

O birinci maddeyi de söylüyorum: Enerji güvenliği konusu tüm dünyanın önemli bir sorunu. Dünya savaşlarının sebebi olan enerji pazarında; Amerika’nın ve Batı’nın gırtlağına basmadığı, elini sokmadığı bütün marketlerden çekilip o harami payını almamış olsalardı bütün bu pazarlar rahatlayacaktı. Evet, bunlar ekonominin altın fırsatlarıdır ama bu fırsatların da bir bedeli vardır. Bu işleri haysiyeti olan insanlar, mücadele yüreği olan insanlar yapar. Onun bunun yanına yanaşarak olmaz; bu olmaz.

Şimdi “Peki, nasıl olur da AK Parti hem oraya hem oraya?” diye soruyorlar. Arkadaşlar, AK Parti Avrupa Birliği iddiasından vazgeçmeyecek çünkü Avrupa Birliği’ni patlatmamız lazım; zaten patlayacak. NATO’dan çıkmayacağız çünkü biz çıkarsak NATO karşımıza gelecek. NATO’nun içinde ne halt varsa engelleyeceğiz. NATO’nun Rusya’ya karşı olması mümkün; o zaman NATO seni dışarı atacak. NATO’nun beni hukuksal olarak dışarı atma şansı yok ama atılmamak için her numarayı yapacağım. Onun içinde kalacağım; bağırsaklarının içinde gezeceğim, beyninin damarlarında gezeceğim. Niye dışına çıkayım? Ben oraya casus sokacak olsam sittin sene uğraşmam lazım; içindeyim ulan NATO’nun! Bir halt olmadığını da biliyorum.

En büyük tehlikeyi söylüyorum: Rapid Deployment (Hızlı İntikal) gücü ve o da Trakya’dadır. DEDAŞ ve bu ilişkiye dikkat etmek gerekir. Bizim Genelkurmayımızın, Amerika’da eğitim görmüş ve Amerikalı dostları olan Rapid Deployable Force subaylarına dikkat etmesi gerekir. O iki sene önceki rapor; RAND Corporation raporunun içerisinde, Amerika ile dostlukları olan subayların yeniden harekete geçerek örgütlenmesiyle ilgili kısımda, DEDAŞ’taki birlikler ve Rapid Deployable Force’umuz olan üçüncü kolordu var. Buradaki adamların hepsinin çok seçmece olması lazım, her birini saç tellerine kadar incelememiz lazım. Çok dikkatli olmamız lazım. Bu maddelerin hepsi bu memleket için olması gereken şeylerdir, dahası da eklenebilir.

Onurlu bir Avrupa kurmak isteyen Avrupa Birliği yok. Hitler’in ve Napolyon’un ordular yoluyla işgal etmek istediği Avrupa’yı, bugün Ukrayna’yı itekleyip “Rusya’nın üstüne salalım, füzeleri koyalım, çak buradan Rusya’nın kalbine her türlü tehdidi” diyerek adamları yalnız bıraktıran bir Avrupa Birliği’nden ve NATO’dan bahsediyoruz. Uçaklarından insanların düştüğü Afganistan’daki Amerikan yanlılarından bahsediyoruz. Benim ülkemde binebileceğiniz uçakları iyi düşünün. Bu ülkede de kendinizi çok sağlamda zannediyorsunuz; bu ülkeyi de küçük Amerika uydusu yapmak niyetindesiniz.

Koskoca Avrupa, Amerika’nın alanı olmuş. Amerika Birleşik Devletleri bir Kuzey Amerika’da, bir de gelmiş yaşlı Avrupa’nın kalbinde kurulmuş. Sonra içinden Rusya’yı iteklemiş; “Avrupa olmayacak, Türkiye olmayacak, Sırbistan olmayacak, Bosna-Hersek olmayacak, Kıbrıs Türk olmayacak” diyorlar. Bunlar olmayacaksa kim olacak? Ukrayna olacak, Gürcistan olacak, Paşinyan olacak. Bakın, bu denklemler o kadar basit değil. Paşinyan olmak istedi, Portakal Devrimi’nde portakal suyu oldu. Gürcistan olmak istedi, Greyfurt oldu. Arkadaşlar, bu portakal devrimlerinin her birine karşı mücadele eden onurlu milletler olacaktır. Benim taraf seçme hakkım yok mu? Senin Avrupa’da yeni bir çatışma çıkarma özgürlüğün varsa, özel bir tehdit olma ayrıcalığın varsa, bu tehdidi sınır ötesi operasyonla giderme hakkı olan başka ülkeler de var ve onlar da salak değiller.

Ukrayna’nın bütün medyasına hakim olan mafyaları, siyasetinde Timoşenko ve benzerinden sonra devam eden Zelenski iktidarlarının nasıl oluştuğunu; buraya Kiriçli’yi vesaireyi koyup da o boksörleri bunlarla süsleyemezsiniz. Avrupa’yı tekrar bölüp yeni bir dünya savaşının Avrupa’daki hatlarını oluşturup bizi de o hatların karşı tarafına itmekle ilgili kısımda Rusya’nın direnişini kınayan adamları ben de kınıyorum. Tamam mı? Bu Rusya’nın savaşı falan değil; bu Amerika’nın Avrupa’daki savaşıdır.

Onuruyla ayağa kalkamayan; binaları, bayrakları, mavinin üstüne yıldızları, havaları, civaları, Merkez Bankalarıyla övünen Avrupa; Amerika’ya karşı hiçbir bankasına yaptırım uygulayamadı. Hepsini uyguladı; Hollanda’ya, Almanya’ya uyguladı. Ambargo olan bir ülkeden çay-puro alsanız, Küba’dan puro almış bir adamın parasını ödediği için bankasına ceza verdi. O ülkeye ceza verdi, ağzını açamadı. Eziksiniz! Koskoca Avrupa ezik. Amerika’ya hırsızlarını, haydutlarını, kaçkınlarını, sapkınlarını gönderip Amerika’nın kurulmasını sağlayan eski Avrupa, o çocuklarının şu anda şamaroğlanı olmuş durumdadır.

Yeni bir Avrupa kurulmak zorunda; bunu bir daha söylüyoruz. Çok kutuplu bir dünyada yeni bir Avrupa; Çin için de, bizim için de, Afrikalılar için de önemlidir. Yeni bir Afrika oluşturulmalı, biz o Afrika’ya yardımcı olmalıyız. Yeni bir Güney Amerika olmalı, biz o Güney Amerika’ya yardımcı olmalıyız. Amerika’nın kendisi vicdan sahibi ise kendisi yardımcı olmalı. Her biri saygın, adil bir uluslar topluluğu oluşturmalı. İkinci Dünya Savaşı’nın denge şartları değişti. Üçüncü Dünya Savaşı yürüyor zaten. Birkaç çeşit yürüyor; engelli Rus sporcularının yarışmalara katılmamasıyla yürüyor. O kadar adice ve çirkince yürüyor ki; Rus olan bir opera sanatçısının operadan kovulmasıyla, edebiyat yazarlarının eserlerinin okullarda okutulmasının yasaklanmasıyla çıkıyor.

Söylüyorsun ya “Demirperde ülkesi, fikir hürriyeti yok” diye; ulan Tolstoy ile savaşan bir medeniyetten bahsediyorsun! Bu Avrupa medeniyeti falan değil; bu babanızın, dedenizin, Nazinizin, Bonapartist yönetiminizin, faşizminizin kafasıdır. Kitap yakanların kafasıdır bu. Şimdi sen tutuyorsun bunu yapıyorsun. Sen üniversitede kitap, sanatçı, gazeteci, haber yasaklıyorsun. Turistleri Dominik Adası’nda bırakıyorsun; 15 bin Rus, 5 bin Ukraynalı… Bekliyorsun ki orada birbirlerine girsinler. Girmiyorlar kardeşler! Sen, “Ukraynalı ile kardeşsen ne diyorsun ya?” diyorsun; onlar gerçekten kardeşler, akrabalar, iç içe yaşamışlar.

Sen şimdi bu kavganın neresine gireyim diye bakıyorsun. “Neresine girersem Amerika beni aferin, küçük oğlum, ne güzel bir köpekçiksin” der diye düşünüyorsun. Senin köpekçiklik yapmana, şirinlik yapmana gerek yok. Bambaşka bir Avrupa olmalı. Bu Avrupa Birliği’nin adaletsizliğini görüyoruz; 63 senedir bize yapılanı görüyoruz. Buna sesiniz çıkmıyor; Dedeağaç’a sesiniz çıkmıyor, Akdeniz’de yapılana sesiniz çıkmıyor, Savunma Sanayii Müsteşarımıza konulan ambargoya, yaptırıma sesiniz çıkmıyor. Babanız Biden oradan size diyor ki: “Doğalgaz ve petrol alanında yaptırım ilan edin.” Has! Lan diyorum ben de sana! Git kendi coğrafyanla oyna be arkadaş ya! Yeter, bıktık seninle ya! Lanet olsun sana! Kazara başına füze düşerse üzülürsem insan değilim. Bu kadar söylüyorum; tüm dünyanın başına belasınız. Böyle bir keneyi dünya görmedi, böyle bir utanmazlığı ve Avrupa’nın rezilliğini de tarih görmedi.

Buna karşı tüm Avrupa’nın, tüm dünyanın kendine gelmesi lazım. Şu siyah Afrikalıların Ukrayna’dan çıkamamasında asıl ağlamanız gerekirken sesiniz çıkmıyor ya! Yemen’de 10 kilo gelmeyen, 15-22 kiloluk çocukların tabutsuz gömülüşlerini seyretmiyorsunuz. Bunlara acımıyorsunuz. 50 kişi, 100 kişi Ukrayna sınırında, Ukrayna tarafındasınız. Biraz objektif olun! 20 kişiniz de Rus tarafına geçin. Hani çok Müslümansınız ya; maşallah, maşallah! Oraya bir kısmınız da Yemen’deki kardeşlerimize, Suriye’dekine, Libya’dakine, Afganistan’dakine gidin. Sen şimdi göçmenleri çok seviyorsun, öyle mi? Hani şu sokaklarında dövüp “zinacı” diye bahsettiğin, evlerini basmak istediğin göçmenleri çok seviyorsun, öyle mi? Ne diyorsun, ben söyleyeyim sana: Haysiyetinin, şerefinin derecesini gör diye söylüyorum. Ukraynalılar gelsin, bir yerlere gitsin; ezilen Afganlı gelmesin, dövülen Suriyeli gelmesin, Libyalı gelmesin ama Ukraynalı gelsin. Sen çünkü göçmen seven bir insansın; bombalardan kaçan insanlara karşı çok duyarlısın. Çocukları çok seversin, ağlarsın; kameralarla çocuk arıyorsunuz Ege kıyılarında. Hala Yemen’e gidin, sokaklarında parçalanmış çocukları görün. Bir taneniz ya, bir taneniz! Allah’ınız varsa görün, Müslümanım diyorsanız görün, Türk’üm diyorsanız biraz adil olun.

Şu ülkede burnunun dibinde Dedeağaç’ta 120 helikopteri niye koydun? Fezerenk diye bir sorun ya! Ben sorayım yerinize. Benim yerime de mahcup olun. Utanabiliyorsanız utanın ama beni kınamayın. Tamam mı, beni kınamayın. Bu kadar. Eyvallah, sağ olun.

(Sayın Faik Işık’ın konuşması üzerine)

Sözün üzerine söylenecek bir şey yok. Zaten bugün basın toplantısı yaptık; milletimizin duygularını, insanlığın duygularını Sayın Faik Işık dile getirdi, hepimiz duygulanarak izledik. Bugün 8 Mart. 8 Mart, 365 günde bir kadınların günü olmasın; 365 gün kadınların günü olsun. Kadın-erkek ilişkilerinde gül ile gülün tartıldığı bir ortamı sağlayalım hep birlikte. Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin çığır açan mücadelesini buradan kutluyoruz. Aynı şekilde, uyuşturucuya karşı Anneler Hareketi’ni; Diyarbakır, Hakkâri, Muş, Van, İzmir, Şırnak, Mardin, Güneydoğu ve Batı illerimizde evlatlarını PKK’nın elinden kurtarmak için eylem yapan annelerimizi de bu 8 Mart gününde kutluyoruz. Başarılarının devamını diliyoruz ve onlarla her zaman beraberiz.

Biraz evvel Faik Işık Bey de söyledi; bunlar müzisyenleri falan yasaklıyorlar, biz de onlara inat Çaykovski’yi yasaklamışlar, biz Çaykovski’nin duygusal bir parçasını bu haftanın müziği olarak seçtik. Onunla toplantımızı kapatalım. Birazdan basın toplantısının tamamını Ulusal Kanal bir kez daha verecek. Saygılar sunuyoruz, sevgiler sunuyoruz. Çok teşekkür ederiz, sağ olun. Faik Bey çok teşekkürler, ağzınıza, yüreğinize sağlık. Değerli izleyenler, Çaykovski ile veda ediyoruz size, görüşmek üzere.

Paylaş