…birlikteyiz. Gündemimiz çok dolu, konuşacağımız çok şey var ama hepsini bu zamana sığdıracağız. Öncelikle arkadaşımız, kardeşimiz Oğuzhan Balkan ağır bir sağlık sorunu yaşıyor. Hem ulusal kanal çalışanları hem Aydınlık gazetesi ve çevresi olarak kendisine acil şifalar diliyoruz. Güzel haberlerini bekliyoruz.
Bu akşam Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek konuğumuz, misafirimiz. Sefalar getirdiniz efendim, hoş geldiniz. Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Tevfik Kadan ve Ulusal Kanal İnternet Müdürü Sayın Barış Demiralay da bizimle birlikte. Bir konuğumuz daha var, o da birazdan programımızın diğer bölümünde bize katılacak.
Gündemimiz dolu dedik çünkü bir dayanışma heyecanıyla haftamıza başladık. Hepimiz bir taraftan imeceyi, belki bir seferberliği, bir ayağa kalkmayı, “Bakın, biz buradayız” demeyi bir kez daha yaşıyoruz. “Ulusal Kanal Türksat’ta kalsın, yolumuz kararmasın, geleceğimiz aydınlık olsun” şiarıyla yoldaydık, o yolda devam ediyoruz. Hedef 15 milyon Türk lirası. Bu heyecanı arkadaşlarımızla paylaştığımızda, daha masadan kalkmadan dostlarımız yağmur gibi, rahmet gibi üzerimize yağmaya başladı. Bu heyecanımız devam ediyor, yetiyor mu? Tabii ki yetmiyor. Daha çok yürüyeceğiz. Hedef 15 milyon. Son tarih 30 Haziran olarak görünüyor ancak bayramdan hemen sonra bu işi bitireceğiz.
Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek, siz bu kampanyanın taşıyıcı kolonlarından birisiniz, buyurun.
“Yolumuz aydınlık olsun. Halk edebiyatımızda ve milletimizin felsefesinde ‘yol’ çok önemli bir kavramdır. Yoldaş diyoruz; Batı dillerinde ‘kamerat’ diyorlar, yani odadaş gibi dar bir mekândan üretilen bir kavram. Bizde ise ‘yol’ var. İki kapılı bir handa gidiyoruz; sonsuzdan giriyorsun, ömrünle sınırlı bir handan geçip öbür kapıdan sonsuza çıkıyorsun. İşte biz o yolun kararmaması için, Türksat’ın bizden talep ettiği 15 milyon Türk lirasını bütün yol erenleri, yol düşkünleri hep birlikte omuz vererek toplayacağız. Ergenekon tutuklularından biri tazminatından 1 milyon lirasını vereceğini söyledi. Yine önemli bir iş adamımız 2 milyon Türk lirası katacağını iletti. 15 bin yol erimiz 1000’er lira verse yine 15 milyon ediyor. Bin lirası olan bin, on bini olan on bin, elli bini olan elli bin lirasını verecek. Kurban Bayramı’na giriyoruz; bu bayram et yeme değil, dağıtma, paylaşma bayramıdır. Vererek yolumuzu aydınlatıyoruz.”
Dünyadaki YouTube kanallarına baktığımızda Ulusal Kanal beşinci sırada. Birinci El-Arabiya, ikinci Fox News, üçüncü Hindistan’dan bir kanal, dördüncü ABD’nin CNN’i. Ulusal Kanal, ABD’nin CNN’i ile yarışıyor; Reuters’i, France Presse’i geçmiş durumda. Bu, son 60 günün, yani giderek yükselen bir başarının ürünü. Dünyada aşk ve sevgi üretiminde bizimle yarışacak yok, yol yürümekte de en önlerdeyiz. Ulusal Kanal, Türkiye’yi dünya yarışında ilk onun içine soktu.
Barış Bey, bu başarıyı ve verileri izleyicilerimize nasıl anlatırsınız?
“Bugünkü tabloyu biz oluşturmuyoruz; Vidaiq.com gibi YouTube’un verilerini analiz eden platformlar var. Tıpkı TÜİK gibi, herkesin ne olduğunu gösteren şeffaf veriler bunlar. Bir yıllık toplam izlenmemiz 1,2 milyar görüntülenmeye ulaştı. Son bir yılda 480 bin yeni abone kazandık ve toplamda 1 milyon 115 bin aboneye ulaştık. Türkiye’de en çok izlenen haber kanalıyız ve arayı da açıyoruz. Dijitalleşmeye öncülük ettik. Türkiye’de 65 milyon insan YouTube kullanıyor ve bu mecrada en çok izlenen televizyon kanalıyız. Amerika’da artık ‘YouTube yeni televizyon’ deniliyor; evimizdeki televizyonlar da artık YouTube bağlantılı.” İnsanlar YouTube üzerinden televizyon izliyor ve haberleri takip ediyorlar. İşte ulusal kanalın YouTube’da bu kadar çok izlenmesinin böyle de bir anlamı var. “Sadece YouTube’da izleniyoruz, televizyon ayrı” diyemeyiz. Ulusal Kanal’ın YouTube’da çok izlenmesi, aslında bütün evlerde çok izlenmesi anlamına geliyor. Bir yılı doldurduğumuz bu ivmeli yükselişte gördük ki önümüzdeki dönemde Türkiye’de zaten birinciyiz. Bu birinciliği kaptırmaya da hiç niyetimiz yok. Bütün Ulusal Kanal ailesiyle çok iddialıyız; buna yeminliyiz. Yepyeni projelere ve çalışmalara yönelik bir yol haritamız var. İşte bu yüzden, Türksat kampanyası vesilesiyle de insanlarımızdan destek bekliyoruz. Bu birinciliği kaptırmamak, daha ileri taşımak, dünyada birinci sıraya yerleşmek istiyoruz. BBC’den, NBC’den bakanlar; “Ulusal Kanal geldi, hepimizi bir anda geçti, bunlar ne yapıyor?” desinler istiyoruz. Türkiye’den başka hiçbir kanalın olmadığı bir listede sadece Ulusal Kanal’ın olması hedefimiz ve bunu başaracağız.
Siz bu başarıyı çok geniş bir kadroyla mı elde ettiniz? Onlarca, yüzlerce kişilik bir ekip çalışması mı bu, yoksa işini gayet iyi bilen mahdut bir kadroyla mı sağlandı? İşini severek yapan, Ulusal Kanal’ın milli devrimci iradesine sarılmış devrimci kadrolarımızla biz bu başarıyı kazandık. Sayımız diğer televizyon kanallarına göre az; bu yönde henüz büyük yatırımlarımız yok. Ancak Ulusal Kanal; çekirdek kadrosu, seferberlik ruhu ve emekçilerinin el birliğiyle bu başarıyı sağlıyor.
İnsanlar Ulusal Kanal’ın içeriklerini merak ediyorlar; bu tesadüfen oluşmuş bir başarı değil. En çok izlenen videolarımız, başarımızı getiren temel unsurlardan biri. Ulusal Kanal dünyadaki gelişmelere ilişkin ne diyor? Dünyaya ilişkin analizleri neler? İsrail nasıl durdurulur? Dedeağaç’ta NATO nasıl durdurulur? İzleyiciler bunları öğrenmek için kanalımızı tercih ediyor. İzleyicilerimizin yaklaşık %80’i Türkiye’den, %10’u Almanya’dan, %8’i Azerbaycan’dan. Türkiye’deki insanlarımız, dünyadaki gelişmeleri okumamız ve anlamamız gerektiğini biliyor ve o yüzden Ulusal Kanal’a tıklıyorlar.
Dünya nereye gidiyor? Televizyonlar YouTube’dan mı yoksa geleneksel mecralardan mı izleniyor? Şu an hâlâ en çok televizyonlardan izleniyor ama YouTube Genel Müdürü’nün 2024 yılındaki açıklamasına göre, Amerika’da televizyonlar YouTube üzerinden izlenmeye başlandı. YouTube giderek televizyon odaklı bir mecra haline geliyor. O zaman belki de karasal yayınlara, uydu platformlarına gerek kalmayacak ve herkes YouTube üzerinden istediğine ulaşacak. Dünya biraz da buraya gidiyor ve biz bunun ilk adımını atanlardan olduk.
Peki, birinci Ulusal Kanal ise ikinci kim? Tabloya baktığımızda ikinci sırada bir milyar görüntülenmeyle Halk TV var. Üçüncü sırada 930 milyon görüntülenmeyle Kanal D, dördüncü sırada 923 milyonla Sözcü TV, beşinci sırada ise 783 milyonla TRT World yer alıyor. Haber Global de 838 milyonla üst sıralarda. Yani Ulusal Kanal; Halk TV, Sözcü, Kanal D ve TRT World gibi rakiplerini arkada bırakarak en önde gidiyor. Artık bizim rakibimiz yok, rakibimiz Ulusal Kanal’ın kendisi. Bu yarışta hepimizin enerjisini bu mücadeleye katması lazım. Başta Ekrem Usta olmak üzere herkesi kutluyorum. Bu tablo, yolumuzun aydınlık olduğunu ve dünyaya yayın yapan, dünyadan izlenen bir kanal olduğumuzu gösteriyor.
Ulusal Kanal, yanlış haberi doğrulayan bir teyit kapısı haline geldi. Dezenformasyonla otomatikman mücadele eden bir kanal kimliği kazandı. Bu yüzden bu kadar tercih ediliyor. Ulusal Kanal’ın YouTube kanalında sırf izlenmek uğruna yapılmış yalan veya magazin haber göremezsiniz. Tamamı Türk halkını bilgilendirmeye, gerçekleri anlatmaya ve uyarmaya yöneliktir. Tıpkı televizyon yayınımız gibi YouTube kanalımızı da yönetiyoruz.
Son 30 günde 180 milyon görüntülenme aldık. Halk TV 80 milyonlarda kalırken, biz 180 milyondayız. İkinciyi, üçüncüyü farkla geride bıraktık. Türk halkı; bugün yaşanan süreci, Türkiye ve dünya siyasetini Ulusal Kanal’dan takip ediyor. Biz amiral gemisiyiz ve izleyicilerimiz bu geminin yelkenine rüzgâr oluyorlar.
Bu ölçümler en doğru verilerdir. Reyting cihazlarının aksine, burada IP üzerinden kişi bazlı veri alıyoruz. Türkiye’de internet kullanımı %88,8 seviyesinde ve bu kitle içerisinde Ulusal Kanal rakipsiz şekilde en önde. Hedefimiz, 1 milyon 115 bin olan abone sayımızı 2025 sonuna kadar 2 milyona çıkarmak. Her ay 40-50 bin yeni vatandaş aramıza katılıyor.
Bin lirası olan bin, yüz bin lirası olan yüz bin lira yollayacak. Nasıl ki bir gönüllümüz “2 milyon veriyorum” dediyse, başka gönüllüleri de bekliyoruz. Hepimiz İlyas Gömrükçü gibi her yere giderek bu kampanyayı bir seferberliğe dönüştürmeliyiz. Bu ekranın kararmaması, gerçeklerin halka ulaşması için destekleriniz çok önemli. Tarihin bu döneminde milletimizin aydınlatılmaya, fikirlerin yayılmasına ve milli bir hükümete ihtiyaç var. İşgal kuvvetlerinin İstiklal Caddesi’nde yürüdüğü günleri unutmadan, bağımsızlığımızdan taviz vermeden bu mücadeleyi sürdüreceğiz. Bu yolun aydınlatılması lazım. Öğretmenlerin kanalı Ulusal Kanal. Borçlanma ekonomisi çöküyor. Ekonomide Batı’ya bağlı sistemin sonu geliyor. Türkiye, üretim ekonomisine yelken açıyor. Türkiye’nin önünü durduramazlar, tıkayamazlar. Sıcak başlıklar, üreticinin talepleri, Türkiye’nin finansal durumu; Türkiye’de çiftçinin, kamyoncunun kullandığı bu pahalı petrol, işsizlik ve istihdam sorunu, enflasyon değerleri…
Ama bir sevindirici rakam geldi; “İşsizlik düştü” dediler. Gerçekten düştü mü işsizlik? Neoliberallerin başka bildiği bir şey yoktur ki: Arz-talep, arz-talep. Çözüm de bu programda. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Siyasetleri Bürosu Başkanı Hakan Topkurulu, ekonomide anlatılmayanları anlatıyor. İdeal etmediği yerlerde, özel sektörün olduğu yerlerde patinaj yapılıyor. “Büyüteç”, çarşamba saat 20.30’da Ulusal Kanal’da.
“Çıkış Yolu”nun ikinci bölümündeyiz. Şimdi mesajlar geliyor tabii, çok da mutlu oluyoruz bu gelen mesajlara. Hele ki benim sınıf arkadaşım, konservatuvardan çok da kıymetli bir müzisyen arkadaşım, dostum… Birçoğunuz tanıyorsunuz zaten. Şöyle diyor: “Sayın Genel Başkanımıza ve tüm dostlara selam, saygılar. Kampanyaya bayram emekli ikramiyemi yatırıyorum. Ulusal Kanal olmazsa gerçekleri nereden öğreneceğiz?” diyor sanatçı Yolcu Bilginç. Aynı zamanda Tahtacı Kültür Dernekleri Federasyonu Başkanı arkadaşımız. Kendisi, Türk kültürünün taşıyıcı kolonlarından biri olan Tahtacı kültürünün örgütlenmesinde çok emeği geçmiş, yıllardır emek veren bir dost ses, bir dayanışmacı, bir gönül eri, bir uç beyimiz. O son derece kıymetli. Sayın Genel Başkan’ın söylediği gibi; yol erenleri bitmez bize. Onlar ışığı taşırlar, alınlarında yıldızı, ışığı da gönüllerinde taşırlar. Evet Sayın Genel Başkanım, “Allah yürüyenin yolunu yürüsün.” Yine Yörükler ön başa geçti.
30 Haziran’daki 15 milyon hedefli yürüyüşünde yine Yörükler en başta, helal olsun. Sayın Başkanım, siz 30 milyon diyordunuz, “Allah söyletiyor” derler. Bu 15 milyonu geçecek gibi görünüyor. Şimdi tabii Kurban Bayramı’na doğru da gidiyoruz. Ulusal Kanal izleyenleri, gönül verenleri ülkenin geleceğini kurban etmezler, onda en ufak bir şüphemiz yok.
Buyurun efendim. Kurban Bayramı bir kere herkese kutlu olsun. Gelecek “Çıkış Yolu”nu burada beraber yaptığımız zaman Kurban Bayramı’nı idrak etmiş olacağız. Benim gördüğüm kadarıyla Kurban Bayramı’nın iki yorumu var: Biri büyük lüks otellerde toplanıp; ekosyal etekli devrekler, havyarlar… Yani Kurban Bayramı’nı yiyiciler bayramına, oburlar bayramına dönüştürmek isteyen bir kesim var. Ama bir de “vericiler bayramı” olan Kurban Bayramı var. Kurban’da esas olan nedir? İnsanın o kestiği kurbanı ihtiyacı olanlara, fakire, fukaraya, yoksula dağıtmasıdır. Bu, bencillikten arınma bayramımızdır. Miskin Yunus’un dediği gibi: “Var imdi üryan olup gir yola / Yüz çukallı gelirse yalınçağı soyamaz.” Yani Kurban Bayramı vermek, arınmak; bütün bencil duygulardan, nefsimizle ilgili çıkar hesaplarından kurtulmak demektir. Bu, en insani şeydir. Kurban Bayramı; paylaşma, birbirimize sarılma, gönüldaşların bayramıdır.
Bu arada stüdyomuza çok kıymetli bir dostumuz, Ulusal Kanal’ın çok kıymetli bir program yapımcısı ve prodüktörü katıldı. Estağfurullah, Emekli Deniz Kurmay Albay Halil Össaraç. Emekli diyoruz ama ruhu hiç emekli değil, hep çalışıyor; askerlik bitmez ölünene kadar. Hoş geldiniz.
Tevfik Kadhan: Efendim, isterseniz yavaştan gündeme ilişkin bazı sorularımızı da yöneltelim. Malumunuz “Bütünleşen Türkiye” süreci devam ediyor. Sürecin ilerleyişinin yavaş olduğuna dair eleştiriler var. Tıkandığı noktalardan bahsediliyor ama hükümetten gelen açıklamalarda sürecin beklendiği şekilde ilerlediği belirtiliyor. Suriye konusunda daha yavaş ilerlediği de ekleniyor. Son dönemde PKK liderlerinden sürece ilişkin çeşitli açıklamalar geliyor. Bunlardan çok dikkat çekenlerden bir tanesi Duran Kalkan’ın açıklaması. PKK’nın yayın organı ANF’de şu ifadeleri kullanıyor: “PKK 48 yıldır silahlı direniş yürütüyor, 41 yıldır gerilla savaşı veriyor. Şimdi bu kadar savaşıldıktan sonra niye savaşı bırakıyor diyorlar. Peki bu halk hep savaşacak mı? Bazıları çok akıllı; bu kadar savaş istiyorlarsa kendileri savaşsınlar. Ellerinden alan mı var?” Duran Kalkan’ın bu sözlerini öncelikle değerlendirelim isterseniz.
Hakan Topkurulu: Duran Kalkan, hepimizin bildiği gibi PKK’nın önde gelen lider kadrosundan. Abdullah Öcalan İmralı’da olduğuna göre, medya okumalarımıza göre şu anda PKK’nın lideri gibi. Abdullah Öcalan’ın çizgisini yansıtıyor bu sözler. Bence bu okuduklarınızın içinden iki cümle çok önemli: “Biz savaşa son veriyoruz. Savaşmak isteyen varsa buyursun, savaşsın.” Güzel bu, hadi meydana çıkın diyor. “Bize savaşın demek kolay, sizin elinizi mi tutuyoruz?” diyor. Aslında geldiğimiz yeri çok gerçekçi bir şekilde saptıyor. Bu yaşadığımız sürecin ruhuna ve hedeflerine uygun bir açıklama. PKK’nın silah bırakması ve kendini feshetmesi; Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı, Doğu Akdeniz’i, Kıbrıs’ı, Ege’yi, hatta Karadeniz’i, Umman Denizi’ne kadar, Babülmendep’e ve Hürmüz Boğazı’na kadar ilgilendiren bir sorun haline geldi. Ben burada sözü komutanımıza vereyim, Doğu Akdeniz bağlamında değerlendirmesini bekliyoruz.
Halil Össaraç: İsterseniz biraz harita açalım, 14 numarayı açalım. Küresel güç dediğimiz şey, dünya ticaret yollarıyla alakalıdır. Küresel güç olmanın tek bir formülü vardır; dünya ticaret yollarını komple kontrol edebiliyorsanız, küresel güç oldunuz demektir. Soğuk Savaş döneminde kara hakimiyeti ile deniz hakimiyetinin mücadelesi yaşandı ama tarih boyunca deniz imparatorlukları her zaman kara imparatorluklarını yenmişlerdir. Çin’in yükselişinden sonra ABD, kendisine yeni bir ağırlık merkezi aramaya başladı; bu da Batı Asya denizleridir. Doğu Akdeniz’deki son tatbikatlar, her ne kadar “NATO tatbikatı değil” dense de aslında o kadar NATO tatbikatı ki… Sınırımızda, İskeçe civarlarında yapılan ve Türkiye’yi işgale yönelik siperlerin kazıldığı bir alandan bahsediyoruz. Hedef, 2030’lu yıllardan itibaren bütün dünya ticaret yollarını kendi egemenliğine almaktır. PKK’nın bu son süreci de aslında bununla bağlantılı. Abdullah Öcalan’ın bu son mektubundan sonra ümit verici gelişmeler yaşandı ama süreç biraz kör topal ilerliyor, o bakımdan endişeler devam ediyor.
Beş numaralı haritaya alabilirsek… İşte Doğu Akdeniz’de uçak resminin olduğu yer İncirlik, onun üstündeki de Kürecik. Amerika’da şu tartışmalar var: “İncirlik’i ve Kürecik’i Güney Kıbrıs’a taşıyalım.” Aslında bizim bunları çoktan def etmemiz gerekiyordu. Çünkü önümüzdeki yıllarda İncirlik ve Kürecik, Türkiye’ye yönelik bir harekâtta kullanılmak üzere planlanıyor. Artık Türkiye’nin Tayfun ve Bora balistik füzeleri var. Kürecik’teki o radarın ana fonksiyonu; İran’dan atılacak balistik füzeleri İsrail’in korunması maksadıyla izlemekti. Şimdi Amerikan donanmasının hizmet dışına ayrılacak gemilerindeki dikey füze fırlatma modüllerini, hedef bölgenin etrafındaki adalarda ve kıyılarda konuşlandırmayı tartışıyorlar. Bu şu anlama geliyor: Türkiye’nin etrafına 2080 adet dikey fırlatma sistemi yerleştirilecek ki bunlar balistik füzelere karşı savunma amaçlı kullanılacak. İncirlik’te bulunan nükleer taktik bombaların da Kıbrıs’a, yine Türkiye’ye karşı kullanılacak şekilde yeniden konuşlandırılmasını beklemek gerekiyor. Yani bizim yapmamız gereken şey; az önce haritasını göstermeye çalıştığım gibi, 2025’ten itibaren üç deniz girişimine, yani Avrupa’daki Türkiye’ye karşı hazırlanmaya çalışılan bu altyapının yatırımcılarından biri olmaya çalışmak değil. 2025’ten itibaren stratejik ortak olarak bu girişimin içerisinde yer almak inanılmaz bir hata.
Denge politikası adı altında yalpalayan; “Doğuda mı yer alayım, batıda mı yer alayım?” fikriyle hareket eden Ankara, bu gerçekleri henüz algılayabilmiş değil. Neyin NATO tatbikatı olup olmadığını anlayamadığı gibi, burada da sıkıntılı bir durum var. Doğu Akdeniz ve Batı Asya denizlerinden sonra 2030’larda bölgemizde büyük bir savaş beklemek gerekiyor ve ona göre hazırlık yapmalıyız. Askeri anlamda hazırlığımız aslında dolaylı olarak var. Geçen hafta Tevfik ile beraber katıldığım deniz sistemleri seminerinde, Deniz Kuvvetleri’nin önümüzdeki 10-20 yılının fotoğrafı çekildi. Deniz Kuvvetleri uçuyor; nükleer denizaltı projeleri bile başlamış durumda. Sadece milli denizaltılar, uçak gemileri ve diğer sistemler dışında Deniz Kuvvetleri gerçekten çok ileri bir noktada. Batı Trakya’da yapılan tatbikatın asıl amacı, Doğu Akdeniz’de aşılamayan Türk donanmasını kara üzerinden aşarak Türk boğazlarına yönelik bir emperyalist askeri harekatın provasını yapmaktır. Deniz Kuvvetleri, Doğu Akdeniz başta olmak üzere Batı Asya denizlerinde batıdan gelecek fırtınaya karşı güven veriyor. Ancak siyasi anlamda büyük eksiklerimiz ve yalpalamalarımız var; siyasi farkındalığın gelişmesi gerekiyor.
Doğu Akdeniz’den sonra bir harekat alanı daha var: Arktik. 8 numaralı haritaya baktığımızda; sarı alan Rusya, pembe ve kavun içi renkli alanlar ise Grönland ve Kanada. İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya alınmasıyla kare tamamlandı. Arkasından Trump Grönland’ı ve Kanada’yı istiyor. Arktik’teki deniz buzları her on senede bir %12 ile %85 oranında eriyor. Bu, tüm Avrasya ve Afrika’yı ilgilendiren Güney Ticaret Yolları’nın Rus kıyılarından geçeceği anlamına geliyor. Kuzey Avrasya Ticaret Yolu 2040’larda aktif hale gelecek. Bu da Rusya’nın, yüzyıllardır beklediği sıcak denizlere küresel ısınma sayesinde kendi kıyılarında kavuşacağı anlamına gelir. Rusya’nın jeopolitik gücü günümüzün üç misline çıkacak. ABD, Arktik için hazırlık yapıyor; önce Doğu Akdeniz, ardından 2040’lı yıllar için donanmasını değiştiriyor. Constellation sınıfı fırkateynlerden 81 adet inşa etmeyi planlıyorlar; Türk donanmasının 15 fırkateyni olduğu düşünülürse bu, 5-6 Türk donanması kadar bir güç demek.
Önümüzdeki yıllarda Doğu Akdeniz’de bir dünya savaşı beklemek gerekiyor. PKK, İsrail ve İran üzerindeki vekil çalışmaların ve Türkiye’ye yönelik emperyalist kışkırtmaların amacı; Türkiye’yi denizlerden, Doğu Akdeniz’den uzak tutmak ve Karadeniz’e giriş-çıkışı kontrol eden Türk Boğazları’nın savunma yeteneklerini başka bir cephede tüketmeye mecbur etmektir. Emperyalizmin, dört devlet üzerindeki Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bir Kürt devleti kurma rüyasıyla kışkırttığı terör faaliyetleri 50 yıldır Türkiye, İran, Suriye ve Irak’ı oyaladı. Ancak denize erişimi olmayan bir Kürt devleti, karaya kilitli ve güçlenemeyecek bir yapıya dönüşeceği için bölgedeki sermaye tarafından da çok sıcak bakılmıyor. Emperyalizm, denize ulaşamamış bir terör örgütünün işine yaramayacağını anladığı için bu faaliyetleri tasfiye etme eğiliminde.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki seçimler ve oradaki siyasi ayrışmalar bu tabloda önemli. Tam bağımsızlıktan yana olan kitle ağırlıkta ve Ersin Tatar doğru yerde duruyor. Ancak Orta Asya’daki Türk Devletleri’nin Avrupa Birliği ile yaptığı anlaşmalar KKTC lehine değil. Türkiye olarak bu ticari ilişkilerde katalizör rol oynamalıyız. Asya’nın içlerinden Karadeniz’e ve Akdeniz’e mal çıkaran devletlere “Mavi Vatan”ı hatırlatmalıyız. Mavi Vatan, doğu ile batının jeopolitik sınırıdır; eğer bu sınır korunmazsa olumsuz etkilerin sürekliliği kaçınılmaz olur.
ABD Büyükelçisi Thomas Barak’ın açıklamaları dikkat çekici. Batı’nın bölgeyi emperyal kazanç için böldüğünü ve bu müdahale döneminin sona erdiğini söylüyor. Pentagon asker azaltma kararı alıyor, üslerini kapatıyor. Bir yanda küreselci olmadığını söyleyen, diğer yanda fırkateyn üreten bir Amerika var. Amerika aslında karadan denizlere çekiliyor. Dünya ticaretinin %90’ı denizler üzerinden dönüyor. Amerika artık Rusya’nın Tartus ve Lazkiye’deki üslerine göz dikmiş durumda.
Burada bir “hesaplaşma” var. Batı, Birinci Dünya Savaşı’ndan beri bölgeyi böldü ve dolar saltanatını silahla dayattı. Şimdi ise “Bunu yapmayacağız” değil, “Bunu yapamazsınız” noktasına gelindi. Dünya dengeleri değişti; Amerika’nın dünya ekonomisindeki payı %50’lerden %13-15 seviyelerine düştü. Trump’ın iktidara gelmesi, bu yeni gerçekliğe uyum sağlama çabasıdır. Biden Amerikası “tek kutuplu dünya” idealini sürdürmek isterken, Trump’ın yaklaşımı gerçekçidir. Hem dönemler arası hem de Amerika’nın kendi içindeki bu çelişki, aslında imparatorluk döneminin sonuna gelindiğini gösteriyor. Sonuç itibarıyla Amerika gibi entelektüel düzeyi yüksek, strateji kuran, arkasında devrimler olan; İstiklal Harbi’nde İngilizlere karşı durmuş, 1861-1865 İç Savaşı’nda demokrasi başarısı kazanmış bir birikimden bahsediyoruz. Amerikan tarihindeki bu devrimci birikimin yeniden canlanmaya başladığını görüyoruz.
Amerika’da yaşayan hem akrabalarım hem de çok yakın dostlarım var. Son 3 yıldır üst düzey ekonomilerde yaşayan bu tanıdıklarım, çok ciddi bir ekonomik problemle karşı karşıya olduklarını belirtiyorlar. Amerika artık “Big Brother” (Büyük Birader) olmaktan yavaş yavaş “Little Lucy” olma yoluna doğru hızla kayıyor. İçeride çok ciddi bir muhalefet var. Sokaktaki insan, kamuoyu; savaş bütçesinin neden bu kadar geniş olduğunu sorguluyor. Trump, göreve gelir gelmez aslında biraz buna vurgu yaptı; “Savaş bütçesiyle bu yürümeyecek, bu biraz daha geriye çekilecek” dedi. Bu çok önemli; Amerikan halkı aslında kendi yönetimine muhalif durumda. Amerika’nın içinde bulunduğu bu sıkışmışlığın etkili olduğunu düşünüyorum. Belki de savaşa ihtiyaç duyuyor olabilir; toplumu bir araya getirmek adına… Ancak yenileceği bir savaşa girmesi mümkün değil. Pentagon komutanları da herhâlde böyle bir riski göze almak istemez.
Türkiye-İsrail ilişkilerine dair mesajlar gündemde. Özellikle Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğin din temelli olmadığını, Türkiye’nin 1948’de İsrail’i ilk tanıyan ülkelerden biri olduğunu hatırlatmak gerekir. Hakikaten tarihte Türkiye-İsrail ilişkileri pek çok dönemde iyiydi; 1967 Altı Gün Savaşı’nda da, 1973 Yom Kipur Savaşı’nda da Türkiye, İsrail’e karşı saldırgan bir pozisyonda olmadı. Şimdi şöyle bir iddia ortaya atılıyor: Amerika bölgedeki, özellikle Suriye’deki varlığını azaltırken İsrail’in güvenliğini Türkiye ile sağlamak istiyor. Türkiye’ye İsrail’i koruma görevini yüklemek istiyor çünkü bölgede Arap ve Körfez ülkelerine güvenme şansı yok.
Bu proje gerçekçi mi? Açıkçası ben çok gerçekçi bulmuyorum. İsrail’in özelliği şu: Kemal Reis döneminden, 1492’de Sefarad Musevilerini alıp Osmanlı vatandaşı yapmamızdan beri, Osmanlı Müslümanlığın ve Ortodoksluğun hamiliğinin yanı sıra Yahudilerin de hamiliği rolünü üstlenmişti. Ancak bu dönemler geride kaldı. Yahudiler de değişti; artık mazlum rolden çıkıp katliamcı bir role ve emperyalizmin gözde vekili durumuna dönüştüler. NATO üyesi olan Türkiye’den, NATO üyesi olmayan İsrail’in Doğu Akdeniz’deki katliamlarına ve yayılmacı politikalarına destek olmasını istemek hiç mantıklı ve gerçekçi değil. Türkiye’nin belirlemesi gereken yol, gerçek jeopolitik kimliğini algılaması, Batı’nın bir unsuru olmadığını fark etmesi ve Asya’da güçlü bir yer edinmesidir.
İsrail ile savaş tehlikesi ne kadar gerçekçi? İsrail’in stratejik hedefi, Kürdistan adı altında ikinci bir İsrail devleti kurmaktır. ABD de bu stratejiyi destekliyor. Türkiye, Atlantik sistemine bağlı olduğu dönemde buna refleks gösteremedi. Ancak 2015-2016’da FETÖ ve Gladio’nun ezilmesiyle birlikte bir özgürleşme süreci başladı. Türkiye, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Pençe harekâtlarıyla zincirlerini kırmaya başladı. Türkiye Atlantik sisteminin baskısından kurtuldukça, İsrail’in planlarıyla cepheden karşı karşıya gelmeye başladı. İnisiyatif Türkiye’ye geçti. İsrail şimdi ya Türkiye ile bir hesaplaşmayı -Amerika’yı da yanına alarak- göze alacak -ki bu İsrail için bir felaket olur- ya da bu duruma katlanacak.
Türkiye-İran ittifakına gelince; vakit kaybetmeden bu ittifakı başlatmak gerekiyor. İran, Türkiye’nin NATO üyesi olması nedeniyle mesafeli yaklaşıyor. Hâlbuki bizim NATO üyeliğimiz, tıpkı Yavuz ve Barbaros sınıfı fırkateynler gibidir; dışı yabancı görünse de içindeki tüm savaş sistemleri millileşmiştir, Türkleşmiştir. NATO’yu da böyle görüyorum; dışta bir NATO çeperimiz var ama içimiz NATO karşıtı. Bu kabuk Milgem ve MİLDEN gibi projelerle kırılıyor. Bu kabuk tamamen kırıldığında İran, Rusya, Çin, Pakistan, Mısır, Suriye ve Filistin ile ittifak kurmamızın önünde hiçbir engel kalmayacak. Bütün Asya birleştiğinde emperyalizmin bu bölgede yeri kalmaz. Amerika “çık aradan” dediğimiz an süpürülüp gider. Batı Asya’nın birleşmesi tüm meselenin çözümüdür. O durumda İran’la tabii ki güç ve iş birliği yapacağız, yapmak zorundayız. Dengeler değiştikçe Avrasya’da özgüven de yükseliyor; bu durum gelişmeleri besliyor. İşte bunun örneklerinden bir tanesi Türkiye.
NATO demişken; yarın gençlerimizle denizlerde, okyanuslardayız. Gelecek bizim. Vatan Partisi’nin yarın saat 16.30’da İncirlik’te bir eylemi var. Oradan diyeceğiz ki: “Tanklarıyla gelen tabutla gider.” Bakın, İncirlik’ten bunu söyleyeceğiz; tankla gelebilirsiniz ama giderken tabutla gidersiniz. Tanklarınızı burada bırakırsanız, size tabutlarınızı burada hazırlamış durumdayız.
Adana örgütümüz yenilendi, yeni başkanımız Banu Karahan’a buradan saygılarımızı yolluyoruz. Onun liderliğinde yarın İncirlik Üssü’nün önünde, nizamiye kapısında bir eylem yapıyoruz. Bütün Adanalıları, Tarsusluları, Mersinlileri, Hataylıları, Anteplileri, bölgeden Niğdelileri, hatta Kayseri’ye kadar olan insanlarımızı oraya davet ediyoruz. Edirne’de bayrak gösterdiğimiz gibi, bu sefer de İncirlik Üssü önünden bayrak göstereceğiz. İncirlik Üssü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne geçsin istiyoruz. Yurdumuzda Amerikan üssü hiçbir şekilde istemiyoruz. Çiçekle geliyorsanız eyvallah, başımızın üzerinde yeriniz var; ama tankla geliyorsanız tabutlarınız hazır.
Vatan Partisi aslında büyük bir toplumsal ihtiyaca önderlik ediyor. Edirne’de gördüğümüz gibi, bu fitili kim ateşleyecek sorusuna Vatan Partisi yanıt veriyor. Edirne’ye gittiğimizde Vatan Partililerin yanı sıra motosikletleriyle gelen gençler, Kırklareli’nden, Çanakkale’den ve ülkenin dört bir tarafından gelen büyük bir kitle vardı. Tekirdağ’dan 57 öğrenci, TGB’li gençlerle orada buluştu. Bu, görev anlayışıyla yapılan bir eylemdi.
Bu arada ailemden de, Karamürsel’den annem ve babam da geldiler. Babam, 60-70 senelik bu davanın emektarlarındandır; yaşına rağmen 20 yaş enerjisiyle dimdik ayakta. Kendisine ve Oğuzhan Balkan’a buradan şifalar diliyoruz.
Süremizin sonuna gelirken bir konuya daha değinelim. Bir yandan bayram ediyoruz, bir yandan da emekçiler sokaklarda. İzmir’de 23 bin işçi greve çıktı. Türk-İş Ankara’da açıklama yaptı, birçok ilde grev çadırları var. Son 1,5-2 senedir yükselen bir emekçi hareketi görüyoruz. Polonez ve Çayırhan direnişleri bu sürecin fitilini ateşledi.
Atlantik sistemi Türkiye’de ekonomik olarak bitti. 1980’de Turgut Özal’la kurulan, “dünya ekonomisiyle bütünleşme” adı altında üretimi sınırlayan, borcu büyüten sistemin sonuna geldik. Şimdi yeni bir sistem kurulacak: Üreticilerin sistemi. Bu sistemin en saf üreticisi işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı, bu yeni dönemin öncüsüdür. Belediye işçilerinden maden işçilerine kadar büyük bir hareketlenme var. İşçi sınıfı, 1989-90 yıllarındaki gibi yeniden tarih sahnesine çıkıyor; sadece hak isteyen değil, geleceği kurma iddiasıyla çıkan bir sınıf görüyoruz.
Edirne eylemimizden sonra Türk-İş Genel Başkanı Sayın Ergün Atalay aradı ve “Meriç’i diri diri geçemezler” dedi. Türk-İş’in vatan ve emek mücadelesini birleştirmesi, Türkiye için en büyük güvencedir. Bu mücadele sadaka isteme mücadelesi değil, yeni kurulacak üreticilerin düzeninin habercisidir. Tarihi artık üreticiler, esnaf, zanaatkar ve sanayiciler; yani milleti oluşturanlar yazacak.
Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin, yani Özgür Özel yönetiminin ise bu süreçte maskesi düşüyor. Bir yanda belediyeler yolsuzlukla anılırken, diğer yanda işçi karşıtı, grev kırıcı bir tutum sergiliyorlar. İşçi sınıfı bu belediyeleri cezalandıracak ve o belediyeler tekrar halkın, kamunun belediyeleri olacak. İzmir İl Örgütümüz de işçinin hakkını vermeyen, halkın kaynaklarını yağmalayan bu anlayışa karşı işçi sınıfının yanında yer alıyor.
Son olarak haftanın kitabını önerelim. Hakan Topkurulu’nun “ABD Neden Batıyor?” adlı kitabı, geleceğin sırlarını ve bu ekonomik çöküşün zeminini anlatıyor; herkese tavsiye ederim. Haftanın müziği olarak da Pir Sultan Abdal’ın, “Uyur idik uyardılar / Diriye saydılar bizi / Koyun olduk ses anladık / Sürüye saydılar bizi” dizeleriyle başlayan, kolektifleşmeyi ve örgütlenmeyi anlatan eserini öneriyoruz. Bu, bizim 15 milyonluk hedefimize ulaşma seferberliğimize de tam uyan bir ruhtur. Yani mezbahada mekân tuttuk. Seri hakka teslim ettik. Başımızı hakka teslim ettik; ölüye saydılar bizi. Hâlimizi hâl eyledik, yolumuzu yol eyledik, her çiçekten bal eyledik; arıya saydılar bizi. Olağanüstü. Felsefe olarak da her bakımdan da her çiçekten bal eyledik; arıya saydılar bizi. Tam üreticilerin şiiri. Pir divanına dizildik, örgütleniyoruz. Aşk defterine yazıldık; yani öyle banka defteri falan filan değil, aşk defteri. Bizim defter aşk defteri. Bal olduk, şerbet ezildik, doluya saydılar bizi. Pir Sultan Abdal’ım şunda, çok keramet var insanda. O cihanda, bu cihanda Ali’ye saydılar bizi.
Buraya gelirken de benim arkadaşım Ali Kel var. Dedim ki: “Bu programda senden bahsedeceğiz.” O da merakla bekliyor. Onun için son kıtayı bir daha okuyayım: “Pir Sultan Abdal’ım şunda, çok keramet var insanda. O cihanda, bu cihanda Ali’ye saydılar bizi.” Eyvallah. Şimdi bunu 1996 yılında size bir Ekrem Atayar düzenlemesi, kompozisyonu ve İstanbul Senfoni ile çalışmıştık. Yeni 01 Beste olarak dinleteceğim. O yıllara ait bir kayıt, izniniz olursa.
Ama her şeyden önce hayli vakit geç oldu. Kaç olmuş saat? Bu saate kadar bizimle birlikte nefes nefese; içeriden haberler geliyor. Bizimle çalışan bir reji var. Arkadaşlarımız, Ulusal Kanal emekçileri var. Onlar yönetmenimiz Esra Babacan’ın komutanlığında; VTR operatörümüz Rüveyda Aydın, KJ operatörümüz -yani bu altyazı yazmaktır o KJ- Özge Çakır. Kameramızda Soner Akçay bütün kameraları burada ustaca idare etti, var olsun. Güvenliğimizde, aşağıda bizim güvenliğimizi sağlayan Emin Şahin; o da bekliyor bizim güvenliğimiz için, son derece önemli. Çaylarımız geldi; bunlar böyle gökten inmedi, bunu da bizim ablamız, Filiz ablamız getirdi. Hepsine bin çiçek olsun, bin teşekkür olsun. Sağ olsunlar efendim, beraber yaptık bunu.
Şimdi izliyoruz: “Uyur idik, uyardılar, diriye saydılar bizi. Koyun olduk, ses anladık, sürüye saydılar bizi. Yolumuzu yol eyledik, hâlimizi hâl eyledik, her çiçekten bal eyledik; arıya saydılar bizi. Pir Sultan Abdal’ım şunda, çok keramet var insanda. O cihanda, bu cihanda Ali’ye saydılar bizi.” İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Paraf Dünyası, güzellikler dünyası. Paraf’tan Kurban Bayramı güzelliği! 1500 liraya varan ParafPara; 1-30 Haziran 2025 tarihleri arasında gıda marketi, bakkal, kasap, manav ve şarküterilerden yapacağınız 2000 lira ve üzeri ilk harcamadan sonraki her 2000 lira ve üzeri harcamaya 150 lira, toplam 1500 lira ParafPara hediye. Kampanyaya katılmak için Paraf Mobil veya Halkbank Mobil’den hemen “Katıl”a tıklayın ya da KURBAN yazıp 3404’e gönderin. Güzellikleri kaçırmayın.
Arkadaşım hoş geldin. Hocam neden yapıyoruz biz bunu? Arkadaşım, numara taşımada lider operatör Türk Telekom. Yılda 5 milyondan fazla kişi buraya geliyor, sen de “Hoş geldin” diyorsun işte. Anladım. Yalnız bu arkadaşım beni yanlış tarafta, benimki burada, onunki burada. Arkadaşım hoş geldin.
Beko’dan bulaşıklarınızı düşünen teknoloji! Beko bulaşık makinelerinin kapısı yıkama bitince otomatik olarak açılır; doğal hava akışıyla bulaşıklar 5 kata kadar daha iyi kurur.
ABD ve NATO, Edirne sınırımızın hemen karşısında Dedeağaç’ta Türkiye’yi hedef alan bir tatbikat düzenliyor. Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen tatbikata dâhil edilmiyor çünkü hedef Türkiye. NATO, Türkiye’nin dostu değil düşmanıdır. Sınırımıza 30 km uzaklıkta tatbikat yapan NATO’ya İncirlik’ten bayrak gösteriyoruz. 4 Haziran saat 16.30’da İncirlik Üssü önünden Türk milletinin güçlü sesini duyuracağız. NATO’ya geçit yok, uyan Türkiye! Bayrağını al, İncirlik’e gel.
Tüm medyayı takip etmekte zorlanıyorsanız tek bir çözüme ihtiyacınız var: Medya Takip Merkezi. Yapay zekâ destekli araçları, editoryal çözümleri, hızlı ve yenilikçi medya takip sistemleriyle tüm medyayı kapsamlı olarak takip etmenizi sağlar. Basın bülteni dağıtımından izlemeye, tüm sosyal ağlardaki yayılımından medya analizine kadar tüm dünya medyasını takip ederken geriye dönük medya arşiviyle haber ve reklamlara anında erişebilirsiniz. Bilginin doğru adresi: Medya Takip Merkezi.
İzlediğiniz için teşekkür ederim. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

