Alkanal izleyicileri, yepyeni bir çıkış yolu programıyla karşınızdayız. Ben Çağdaş Cengiz, Nadir Temeloğlu arkadaşımla birlikte Vatan Partisi Genel Başkanı Dr. Doğu Perinçek’e sorularımızı yönelteceğiz.
Nasılsınız Sayın Genel Başkan? Eyvallah, sağ olun; sizler de iyisiniz? Bizler de gayet iyiyiz. Hareketli bir süreç var. Tabii Suriye Geçiş Süreci Cumhurbaşkanı… Söylemekte biraz zorlandım ama… Daha önce de HTS lideriydi. Türkiye Cumhuriyeti’nde ziyaretini gerçekleştiriyor ve Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’la görüşme sürüyor. Sanırım kısa bir süre sonra da bir basın açıklaması olacak. Onu da canlı olarak izleyicilerimizle paylaşacağız.
Ama isterseniz sadece bu görüşmede söylenecekler değil, Suriye hakkında olup biten her şey hepimizin genel gündemi. Bu son gelişmeleri de değerlendirerek soralım: Suriye’deki son durum nedir? Federasyon tartışması, HTS ve PKK-PYD ile süren görüşmeler silsilesini ve toplam durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Artık “Suriye’de son durum” diye bir şey yok, “Doğu Akdeniz’de son durum” var. Ege’den başlayalım; Ege, Suriye, Türkiye, Filistin, Irak’ın kuzeyi, Yemen, İran, Lübnan… Lübnan’ı hep ben Suriye’nin bir parçası gibi düşündüğüm için unutabiliyorum. Lübnan, ardından Yemen, Hürmüz Boğazı… Azerbaycan’ı da katalım. Ta Umman Denizi’ne kadar, yani Ege Denizi’nden Umman Denizi’ne kadar bir yay var. Burada “son durum” bu; çünkü bu coğrafya içerisinde bütün ülkeler birbirine bağlı. Suriye diye ayrı bir gündem yok. Suriye’nin gündemi Türkiye’nin, Türkiye’nin gündemi Yemen’in, Filistin’in, Hürmüz Boğazı’nın, hatta Çin’in bile gündemidir.
Açıklama başlıyor Sayın Genel Başkan. Canlı olarak bizler de izleyicilerimizle paylaşalım. Açıklamanın ardından ayrıntılı bir şekilde konuşacağız, yorumlayacağız. O yüzden izleyicilerimizi basın açıklamasıyla baş başa bırakalım. Sanırım başladıysa geçebiliriz arkadaşlar.
***
(Cumhurbaşkanı Erdoğan: “…Aziz kardeşim, kıymetli heyet üyeleri, değerli basın mensupları… Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Suriye Arap Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Şara’yı Ankara’da misafir etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Kendisine ve muhterem heyetine bir kere de sizlerin huzurunda ‘Türkiye’ye hoş geldiniz’ diyorum. Hepimizin bildiği gibi Suriye halkı 13,5 yıl boyunca her türlü zulmü gördü. Kimyasal silah kullanımı dâhil her türlü insanlık dışı katliama maruz kaldı. Bir milyona yakın Suriyeli kardeşimiz eski rejimin ve terör örgütlerinin saldırılarında maalesef şehit oldu. Milyonlarca kardeşimiz de evlerini, yurtlarını, doğdukları toprakları terk etmek mecburiyetinde bırakıldı. Ama tüm bunlara rağmen Suriye’nin yiğit evlatları, zalim rejime ve destekçilerine karşı mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmedi. Sonunda da zafer, 8 Aralık tarihi itibarıyla Suriye halkının oldu. Öncelikle Aziz Kardeşim Muhammed Çağrı’yı ve onun şahsında tüm Suriye halkını mücadeleleri ve zaferlerinden ötürü tekrar tebrik ediyorum. Bu vesileyle Suriye’nin özgürlük mücadelesinde şehit olan tüm kardeşlerimize Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. 13 yıllık kan ve gözyaşının ardından sadece Suriye’de değil, tüm bölgemizde yeni bir sayfa açılmıştır. Suriye halkı kendi geleceklerini belirlemede artık gerekli iradeye sahiptir. Türkiye olarak nasıl en umutsuz ve zor günlerinde Suriyeli kardeşlerimizi yalnız bırakmadıysak, yeni dönemde de kendilerine gereken desteği vereceğiz. Bunu kıymetli kardeşime ve heyetine de çok net biçimde ifade ettim. Tarihi nitelikteki bugünkü ziyareti ülkelerimiz arasında daimi dostluk ve iş birliği döneminin başlangıcı olarak görüyorum. İlişkilerimizi yeniden stratejik düzeye kavuşturmak için tüm kurum ve kuruluşlarımız son iki aydır yoğun çaba içerisindedir. Malum, yeni hükümetin Dışişleri Bakanı’nı da 15 Ocak’ta kabul etmiştim. Önümüzdeki dönemde karşılıklı ziyaret ve temaslarımızın inşallah daha da yoğunlaşacağı inancındayım.
Değerli basın mensupları, komşumuz Suriye’ye yönelik politikamızın esasını öteden beri bu ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin muhafazası oluşturuyor. Sayın Şara ile bugün yaptığımız görüşme de bu ilke üzerine bina edilen samimi bir havada geçti. Kıymetli kardeşimle ülkede güvenliğin ve ekonomik istikrarın tesisine yönelik atılabilecek müşterek adımları değerlendirdik. Hemen her konuda tam bir fikir birliğinde olduğumuzu memnuniyetle gördüm. Bilhassa Suriye’nin kuzeydoğusunu işgal altında tutan bölücü terör örgütü ve yandaşlarına karşı atılacak adımları mütalaa ettik. DAEŞ olsun, PKK olsun, terörün her türlüsüyle mücadelede Suriye’ye gereken desteği sağlamaya hazır olduğumuzu kendisine ifade ettim. Suriye’nin kuzeydoğusundaki kampların kontrolü bağlamında da yanlarında olduğumuzu tekrar teyit ettik. Ahmet Şara kardeşimin terörle mücadele noktasında ortaya koyduğu güçlü iradeden dolayı duyduğumuz memnuniyeti belirtmek istiyorum. Ülkelerimizin ve bölgemizin selameti açısından birlikte, aynı hedef doğrultusunda güç birliği yapmaktan başka bir yolumuz da açıkçası bulunmuyor. İnşallah dayanışma içinde hareket ederek terörün olmadığı bir huzur ve güven iklimini ortak coğrafyamızda tam manasıyla hâkim kılacağımıza inanıyorum.
Değerli basın mensupları, bugünkü görüşmemizde siyasi gelişmeler üzerinde de durduk. Bu kritik süreçte Suriyelilerin iradesini yansıtacak şekilde ülke idaresinin kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yaklaşımla tesisini önemsiyoruz. İnsani yardımların yanı sıra, Suriye’nin harap olmuş şehirleri ve kritik altyapının yeniden imarında gerekli desteği sağlamaya hazırız. Suriye’nin ekonomik kalkınması hızlandıkça, gönüllü geri dönüşler de ivme kazanacaktır. Öte yandan Suriye’ye yönelik bir dizi uluslararası yaptırım, ülkenin ekonomi ve altyapı olarak ayağa kalkmasının önünde engel teşkil ediyor. Devrik rejimi hedef alan yaptırımların kaldırılması için yürüttüğümüz gayretlerin de etkisiyle kısmen bir esneme sağlandı. Ancak tam netice alınıncaya kadar girişimlerimizi sürdüreceğiz. İlk günden bu yana tereddüt etmeden Suriye halkının yanında olduğumuzu somut adımlarla ortaya koyduk. Şam Büyükelçiliğimizin ardından Halep Başkonsolosluğumuzu da faaliyete geçirdik, Şam’a uçuşları başlattık. Diplomasi alanında yeni yönetimin bu ilk iki ayında bölgede ve uluslararası planda sesinin ve halis niyetlerinin duyurulması için elimizden geleni yapıyoruz. Yeni yönetimden ülkemize ziyaretler olduğu gibi, Türkiye’den de birçok bakan ve bürokrat Şam’ı ziyaret etti, etmeye de devam edecek. Ticaretten sivil havacılığa, enerjiden sağlık ve eğitime kadar tüm alanlarda ilişkilerimizi çok boyutlu bir şekilde ilerletiyoruz. İman varsa imkân da vardır. Biz her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğuna iman eden, buna teslim olan insanlarız. Direniş azimleriyle bölgeye ve mazlumlara ilham olan Suriyeli kardeşlerimizin Allah’ın izniyle ülkelerini tekrar ayağa kaldıracaklarından hiçbir şüphe duymuyoruz. Allah ömür verirse, ileride şöyle geriye dönüp baktığımızda Suriye halkının neler başarabildiğini hep birlikte gururla göreceğiz. Arap ve İslam dünyasının yeni yönetime ve Suriye halkına gereken maddi-manevi desteği sağlaması çok ama çok önemlidir. Yapılan karşılıklı ziyaretleri bölgesel sahiplenme adına çok değerli buluyor ve memnuniyetle karşılıyoruz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyor, sözü Sayın Cumhurbaşkanı’na vermeden evvel kendisine üstlendiği bu onurlu ve mühim vazifede Yüce Allah’tan muvaffakiyetler niyaz ediyorum. Sizlerin vasıtasıyla dost ve kardeş Suriye halkına bir kez daha en kalbi selam ve muhabbetlerimi iletiyorum. Toplantımızın ve yaptığımız istişarelerin hayırlara vesile olmasını diliyorum. Teşekkür ediyorum.”)
***
(Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmet Şara: “…Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve katılımcılar, Allah’ın selam ve bereketi üzerinize olsun. Ben Sayın Erdoğan’a davetinden ve görmüş olduğumuz sıcak misafirperverlikten dolayı çok teşekkür ediyorum. Hiç şüphesiz Suriye halkı, Türkiye’nin hem kurumlarının, hem devletinin, hem halkının duruşunu hiçbir zaman unutmayacaktır. Bildiğiniz gibi, geçmiş dönemlerde Kurtuluş Savaşı’nda Türk kanı ile Suriyelinin kanı birbirine karışmıştır ve bu başarı o şekilde gelmiştir. Biz şu anda Suriye topraklarının bütünlüğüne önem vermekteyiz. Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler tarihe dayanmaktadır. Ortak coğrafyayı paylaşıyoruz. Kültürümüz aynıdır, sosyal alanlarımız aynı. Her şeye rağmen iki ülke halkı arasındaki bağ çok güçlüdür ve inşallah her zaman böyle devam edecektir. Biz bu ilişkileri derin bir stratejik iş birliğine dönüştürmek istiyoruz. Her iki ülke yararına olacak şekilde; insani, kültürel veya ekonomik tüm alanlarda iş birliğine gidelim. Büyük stratejik hedeflerimizi ortaya koyalım. Ortak stratejilerimizden bir tanesi güvenlik alanında olacaktır. Özellikle bölgede ve her iki ülkenin güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunacak şekilde… Toplantılarımızda tehditleri ele aldık. Özellikle Suriye’nin kuzey ve doğusunda uluslararası baskıların İsrail’e mutlaka uygulanması lazım ve 1967 sınırlarına dönmesi lazım. Biz yine aynı şekilde Türkiye ile yeniden ticareti canlandıracağız. Özellikle altyapının tekrar yapılanması ve Suriye’nin bundan sonraki ekonomik kalkınmasına yardımcı olacak şekilde tekrar rehabilite edilmesini istemekteyiz. Sayın Cumhurbaşkanı’na bir kez daha buradan teşekkür etmek istiyorum. İş birliğine büyük önem veriyoruz, özellikle bu geçiş döneminin başarılı olarak tamamlanması adına… Sayın Cumhurbaşkanı’nı buradan Suriye’ye davet ediyorum ve inşallah en kısa sürede bu gerçekleşecektir. Allah’ın rahmeti, selam ve bereketi üzerinizde olsun.”)
***
Evet, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Geçiş Hükümeti Cumhurbaşkanı Ahmet Şara görüşmesinin ardından her iki ismin de basın açıklamasını dinledik. Çok kısa notlar halinde aktarayım: Erdoğan, 13,5 yıllık zulüm döneminin bittiğini ve bunun Suriye halkının zaferi olduğunu söyledi. Şara’dan “Aziz kardeşim” diye bahsetti, toprak bütünlüğünün ve birliğin en önemli ilkeleri olduğunu vurguladı. “Hemen her konuda fikir birliği içindeyiz” dedi. Suriye’nin kuzeyindeki DEAŞ ve PKK terör örgütleriyle mücadele konusunda Suriye’ye destek olacaklarını ifade etti. Ülke idaresinin kapsayıcı olması gerektiğini, insani yardım ve ekonomik destek sağlayacaklarını belirtti. Suriye’ye dönük yaptırımların ekonomik istikrar açısından engel oluşturduğunu, kısmen kaldırıldığını ancak devamının gelmesi gerektiğini söyledi. Şam Büyükelçiliği, Halep Başkonsolosluğu ve Türk Hava Yolları uçuşlarının başladığını belirterek karşılıklı ziyaretleri önemsediklerini ifade etti.
Şara ise Türkiye devletinin ve halkının yaptıklarını unutmayacaklarını belirtti. Tarihsel birliğe vurgu yaptı. Özellikle güvenlik açısından ortak stratejinin önemine işaret etti. Ancak orada “terör örgütü PKK” gibi bir ifade kullanmadı. Son olarak İsrail’in 1967 sınırlarına dönmesi gerektiğini söyledi ve teşekkür ederek bitirdi. Daha önce söylenmemiş çok çarpıcı bir detay çıkmadı gibi… Siz nasıl yorumluyorsunuz?
Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşmasında önemli bir nokta var: Suriye’nin kuzeydoğusundaki terör örgütlerinin adlarını sayarak DEAŞ’ı öne koydu, ardından PKK dedi. Bu DEAŞ ve PKK’ya karşı mücadelede desteklemek ve orada bir fikir birliği… Sanki hemen öncesindeki cümlede “fikir birliği” dedi, sonra o cümleyi söyledi. Fakat Sayın Ahmet Şara’nın konuşmasında, Suriye’nin toprak bütünlüğüne gönderme yapması normaldir; yani Suriye devletinin başı sonuçta. Ama kritik soru şu: Suriye’nin kuzeydoğusundaki bölücü terör örgütüne, DEAŞ ve PKK’ya karşı bu terörü temizlemek için bir kararlılık var mı? Cumhurbaşkanımız kadar net, açık bir şekilde ve terör örgütlerini saymadan “dokunup” geçti.
Burada şu soru önümüze çıkıyor: Sayın Cumhurbaşkanımızın konuşması çok iyimser, çok umutlu. Fakat hakikaten Suriye’de DEAŞ’a ve PKK’ya karşı bir mücadele olacak ve Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanacaksa, ki burada asıl rol Suriye Devleti’ne ve Suriye Ordusu’na düşer; peki bunun karşısındaki kuvvetler olan Amerika ve İsrail’le nasıl boy ölçüşülecek? Trump, DEAŞ’ı Obama’nın kurduğunu ifade ediyor. PKK ve PYD’ye karşı bizim Cumhurbaşkanımızın çok net bir ifadesi var ama Ahmet Şara oraya sanki Türkiye’yi memnun etmek için bir “dokunma” mecburiyetiyle dokundu ve geçti. İki cumhurbaşkanından bu konuda odaklanmış, açık ve kararlı bir irade birliği beklenirdi. O bakımdan bu görüşmenin bir tarafı sakat kaldı. Ahmet Şara, mecburen Suriye’nin kuzeydoğusundaki terör örgütlerine karşı mücadele gibi bir laf etti ama o örgütlerin adını anmadı. En önemli nokta bu. Orada tam bir irade birliği olduğu konusunda bu basın toplantısından bir izlenim elde etmek zor.
İsrail’in Suriye’deki işgalinden Sayın Cumhurbaşkanımız da söz etmedi. Suriye’de PKK, PYD ve DEAŞ’ın üzerine yürüdüğünüz zaman karşınızda Amerika ve İsrail’i bulacaksınız. Trump’ın Doğu Akdeniz’de odaklanma siyaseti apaçık ortada. Dolayısıyla Türkiye’nin arzu ettiği gibi Suriye’nin kuzeydoğusunda PKK ve DEAŞ’ın üzerine yürümek, Amerika ve İsrail’in üzerine yürüme iradesi demektir. Suriye Geçiş Cumhurbaşkanı’nın Sayın Tayyip Erdoğan’a bu konuda pek olumlu bir cevap verdiği izlenimini edinmedim. Türkiye kamuoyunun beklediği asıl vurgu buydu ve bu eksik kaldı. Geri kalan bütün konular; Suriye’nin yeniden imarı, ekonomisi ve Batı’nın yaptırımları gibi hususlar, her iki tarafın da dile getirmesi beklenen olağan konulardı. Burada asıl odaklanmamız gereken yeri birazdan açalım. Şimdi kısa bir reklam aramız var; reklamlardan sonra bu konuyu konuşmaya devam edeceğiz.
Zorlu çamaşırların temizliğinde Doğa sıvı çamaşır deterjanı kullanmaktan daha doğal ne olabilir? %100 yerli ve vegan Doğa sıvı çamaşır deterjanı beklentinizi anlar, yeni ve etkili formülü sayesinde çamaşırlarınızın renklerini korur ve derinlemesine temizlik sağlar. Doğayla üstünkörü değil, şıkır şıkır temizlik.
Atatürk’ün bütün eserleriyle Ulusal Kanal’ı güçlendiriyoruz. Cumhuriyetin 101. yılında ve 10 Kasım’da, Türk milletine bir kez daha Atatürk’ün bütün eserlerini sunuyoruz. Ülkemiz, devletimiz ve milletimiz büyük zorluklar içinde; ancak Atatürk devrimini tamamlayarak büyük çözüme ulaşabiliriz. Atatürk devriminin programını milli medyamızla halka ulaştırıyoruz. Ulusal Kanal’ı güçlendirmek için Atatürk’ün bütün eserlerini yurdun dört köşesine gönderiyoruz. Yakınlarınıza, arkadaşlarınıza, komşularınıza, mezun olduğunuz okula ve kütüphanelere en güzel hediye Atabe’dir. Türk devriminin büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı, söylediği ve imzaladığı bütün belgeler 30 ciltte bir araya getirildi. 30 ciltten oluşan bu dev eserin bir takımı 15.000 TL. Haydi vatanseverler, görev başına.
Bugün 6 Şubat 2023, günlerden pazartesi… Merkezi Kahramanmaraş olan 7.7 ve ardından 7.6 büyüklüğündeki depremle yıkıldık. Yeni gün milli yas ilan edildi, bayraklar yarıya indirildi. Bir oluruz, bir oluruz. Sarsılsak da derinden birbirimize tutunuruz. Sen bilirsin, sarıldık mı ne de güçlü dururuz; bir oluveririz. Uzak da olsa kardeşimiz, düştüyse dara ve dahi “Yetiş” dediyse, Mecnun misali yollara düşüveririz. Dağları aşar, yine birbirimizi buluveririz. Bazen de ağlarız; koşar, düşer, yoruluruz. Ama omuz omuza nice kuvvetler doğururuz. Yeri gelir, birimizin tırnağı için… Köklerimiz derindedir, umudumuz yüksektir. Sarsılsak da bir gün tasalanma, yine sapasağlam dururuz. İstikbale dirayetli bir temel oluruz. Bir oluruz, bir oluruz. Gerekirse tüm Türkiye on bir il oluruz. Güzeli küllerimizden doğar, yeniden dimdik dururuz. Kapımızı çaldıysa zor günler, biz dimdik dururuz. Verdik mi omuz omuza, durduk mu yan yana; aş olur, yoldaş olur, yuva, yurt oluruz. Doğarız küllerimizden, bir oluruz. Yeri gelir on bir il el ele, Allah’ın izniyle depremin yıktığı şehirlerimizin tamamını ayağa kaldırmadan durup dinlenmeyeceğiz. 6 Şubat’ta kaybettiğimiz canlarımızın anısına saygıyla.
Reklamların ardından “Çıkış Yolu” ile karşınızdayız. Nadir Temeloğlu ile birlikte ben Çağdaş Cengiz, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’e sorularımızı soruyoruz. Sıcak konuyla başladık ve zaten Erdoğan-Esad görüşmesini canlı olarak da yayınladık. Tam da özellikle Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütleri meselesi, işin can alıcı noktasıydı; konuşuyordunuz, reklama gitmiştik, devam edelim.
Bu görüşmede bütün dünyanın ve Türkiye kamuoyunun, en başta kendi milletimizin ve Suriye halkının, komşularımızın odaklandığı konu neydi? Suriye’nin kuzeydoğusunda, yani PKK’nın ve PYD’nin işgali altındaki bölgelerle ilgili iki ülkenin ne yapacağı konusuydu. Bence görüşmenin en önemli gündemi buydu. Verilen yanıtlara baktığımız zaman, Sayın Cumhurbaşkanımızın “terörle mücadele” ve “görüş birliği” gibi ifadeleri genel laflardır. Önemli olan, Suriye’nin kuzeydoğusunda terör örgütlerine karşı ortak bir mücadele ve ortak bir kararlılık olup olmadığıdır.
Cumhurbaşkanımız, “Mütalaa ettik” diyor. “Bu konuda bir görüş birliğine vardık” demiyor. Genel, soyut ve temenni içeren ifadeler var. Eğer gerçekten PKK, PYD ve DAEŞ’e karşı bir ortak kararlılık, bir ortak mücadele veya Suriye Devleti’nin bu konudaki mücadelesi ile ilgili bir eylem birliği söz konusuysa, bu açıkça ifade edilir, değil mi? “Mütalaa ettik” demek, sadece değerlendirdik demektir. Cumhurbaşkanımız, bir karar ve eylem birliğinden söz etmiyor. Gelelim Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın açıklamasına; o da “Suriye’nin doğu ve kuzeyini ele aldık” diyor. Bu da “mütalaa ettik” ile neredeyse aynıdır. O da bir görüş birliğinden bahsetmiyor, terör örgütlerinin adını dahi anmıyor. Dolayısıyla burada bir karar birliği olmadığı apaçık ortadadır.
Sayın Cumhurbaşkanımızın Beşar Esad’a karşı övgüleri ve onu kahramanlaştırması, çok ciddi bir siyasi değerlendirme hatası olarak gözüküyor. Türkiye’nin güvenliğini ve toprak bütünlüğünü tehdit eden bir konuda, güneyimizde beraber hareket ettiğimiz bir yönetim yok. Dahası, Suriye devletinin başında, ülkesinin İsrail tarafından işgali konusunda bir irade de yok. Sonuç itibarıyla senin toprakların işgal edilmiş; İsrail güneyden girmiş, Şam’a 15-20 kilometre kadar yaklaşmış. Amerika, Filistinlilerin Mısır’a, Ürdün’e sürülmesi gibi açıklamalar yapıyor. Trump, “İsrail çok küçük, büyümesi lazım” diyor. İkiniz toplanmışsınız, hani nerede İsrail’e karşı ortak tavır? Kendi vatanın işgal altında, Golan Tepeleri işgal edilmiş; bırakalım Filistin’i, sen kendi topraklarını kurtarmak için ne yapıyorsun?
Türkiye ile Suriye yönetimi birleşmiş olsa, “İsrail’in işgaline son vermesini bekliyoruz” diyemiyorlar mı? İkincisi, Türkiye bakımından hayati öneme sahip Suriye’nin kuzeydoğusundaki PKK-PYD devletçiği meselesi var. Suriye’nin toprak bütünlüğü iki cephede sağlanır: Biri kuzeyde PKK-PYD’nin tasfiye edilmesi, ikincisi de güneyde İsrail işgalinin son bulmasıdır. Bunların hiçbiri konuşulmuyor. Dolayısıyla bu görüşme, bölgenin geleceği bakımından ümit veren hiçbir işarete sahip değil.
Sayın Perinçek, Beşar Esad Türkiye’ye gelmeden önce The Economist’e konuştu ve iki mesaj verdi. Birincisi PKK-PYD ile süreçlerin gizli yürütülmesi gerektiğini, ikincisi ise Türkiye’nin operasyon yapmaya hazır olduğunu ancak müzakerelere alan açmak için operasyonları durdurduklarını söyledi. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz? PKK ve PYD’yi silah kullanmadan tasfiye etmek mümkün mü?
Amerika ve İsrail, Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasından bu yana Türkiye’ye hep “Müdahale etme, terör örgütlerine tavır alma” diyor. PKK, Amerika’nın kara gücüdür. Şimdi Esad da aynı şeyi söylüyor; “Türkiye operasyonu durdurdu, müzakere ediyoruz” diyor. Türkiye’de Devlet Bahçeli PKK ile müzakereyi savunuyor, Suriye’de Esad PKK ile müzakere ediyor. Peki, arkasında Amerika ve İsrail’in bulunduğu bir terör örgütünü müzakere ederek nasıl tasfiye edeceksiniz?
Dışişleri Bakanımız “Kimse kan dökmek istemiyor” diyor, yani “Askeri harekat yapmayacağız” demek istiyor. Devlet Bahçeli de “Savaştan herkes zararlı çıkar” diyor. Bu, savaş ve tarih bilmemekten kaynaklanıyor. İstiklal Savaşı’nda, Çanakkale’de, İkinci Dünya Savaşı’nda kazananlar olmuştur. Savaşlarda kazanan olmaz demek, savaşmaya mecalimiz ve irademiz olmadığını gösterir. Çünkü Amerika ve İsrail bizim savaşmamızı istemiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başında bulunduğu iktidarın, PKK ve PYD’yi temizleme konusunda bir kararlılığı maalesef yok. Zaten bu, Devlet Bahçeli’nin çıkışında da kendisini gösterdi. Siz Abdullah Öcalan’ı muhatap aldığınız zaman, bu yalnız Türkiye’de mi muhatap oluyorsunuz? Aynı zamanda Suriye’nin kuzeyinde muhatap oluyorsunuz. Bir tane PKK, bir tane Abdullah Öcalan var. Yani Suriye’nin kuzeyindeki PKK, Irak’ın kuzeyindeki PKK, Kandil’deki PKK, Türkiye’deki PKK; hepsi aynı PKK ve hepsinin lideri de Abdullah Öcalan. Siz “Onu muhatap alıp, biz barış yapacağız falan diye Meclis’e getireceğiz, konuşturacağız” dediğiniz zaman, Suriye’de PKK’nın üzerine yürüyecek bir karar ve iradeniz kalır mı? Kalmadığı, bu Ahmet Esad Şa’ra görüşmesinde de ortaya çıktı. Bunlar son derece önemli.
Dolayısıyla bu süreç, Vatan Partisi’ni iktidara çağırıyor. “Türkiye’nin milli bütünlüğü, vatan bütünlüğü açısından bu sürecin üstesinden gelecek tek parti Vatan Partisi’dir” diyen milli güçleri de yanına alır Türkiye. Çünkü bu hem milli gücümüze olan güvenle bağlantılı hem de ittifak potansiyeliyle ilgilidir. Karşımızda Amerika var, İsrail var. Doğu Akdeniz’e odaklanan bir Trump yönetimi var. Biden’dan bu konuda çok daha ileri gitti. Yani Biden bütün cephelerde kavga yürütmeye çalışan, gerçekçi olmayan bir çizgi izlerken şimdi birdenbire Trump geldi. Dedi ki: “Ben Ukrayna cephesinde Rusya’yla uzlaşacağım, Tayvan Boğazı’nda Çin’le uzlaşacağım ama Doğu Akdeniz’e odaklanıyorum.”
Bakın, şu açıklama ki galiba yarın Aydınlık’ın manşeti mi oluyor? İsrail toprağına bakıyorum, kalemin ucu kadar küçücük. Yani büyüteceğiz. İsrail toprağını nereye doğru büyüteceksin? Lübnan’a doğru büyüteceksin, Suriye’ye doğru büyüteceksin. Bir de Gazze’yi ve Batı Şeria’yı da Filistin devletinden alacaksın. Daha başka büyüyeceği yerler varsa Arap topraklarına doğru büyüteceksin. Yani Amerika Birleşik Devletleri burada, Doğu Akdeniz’de İsrail’i büyütme hedefini Trump’ın ağzından ortaya koyuyor. Dahası bununla bağlantılı olarak diyor ki; “Filistinliler Mısır’a mı gider, Ürdün’e mi gider falan.” Yani bugüne kadar hiçbir Amerikan başkanının cesaret edemediği, benim hatırladığım kadarıyla, bir açıklamada bulunuyor. Yani Filistinlileri kendi vatanlarından sürüp atma açıklaması. Bunlar neyi ifade ediyor? Doğu Akdeniz’e odaklanan bir Trump yönetimi oluştu. Bu, Vatan Partisi’nin dünyadaki gelişmeleri stratejik düzlemde okumasına çok önemli bir katkıdır. Yani arkadaşlarımın da, benim de izlediğim kadarıyla, dünya basınında “Trump geldi, Doğu Akdeniz’e odaklandı” analizini yapan tek parti Vatan Partisi var. Bu çok tarihi ve çok önemli.
Türkiye bakımından da hayati önemde bir tespit ve bu doğrulanıyor. Mesela ne oldu? 3-5 gün önce İsrail basınında bir haber yer aldı: “Trump Suriye’deki askerlerini çekecek.” Biz geçen haftaydı sanıyorum, şu değerlendirmeyi yaptık: “Bu olacak bir iş değil. Doğu Akdeniz’e odaklanan bir Trump, Suriye’deki askerini çeker mi? Tam tersine oradaki yığınağını güçlendirmesi lazım. Ege’deki askerini çekiyor mu? Doğu Akdeniz’deki donanmasını çekiyor mu? Suriye’deki askerini de çekmesi söz konusu değil.” Hakikaten birkaç gün içerisinde Amerika’dan resmi açıklama geldi: “Hayır öyle bir şey yok, askerlerimizi çekeceğiz falan filan diye; bunlar tamamen uydurma haber” dediler. Yani Vatan Partisi bu süreci çok iyi görüyor, çok iyi tespitler yapıyor.
Tayyip Erdoğan-Ahmet Esad Şa’ra görüşmesi de bu tehditler karşısında… Ne yazık ki bizim Suriye’de güvenilir bir müttefikimiz ve dostumuz yok. Yani Beşşar Esad’ı kaybetmenin faturalarını Türkiye önümüzdeki dönemde yaşayacak. Çünkü Türkiye sadece Beşşar Esad’ı kaybetmedi; aynı zamanda son birkaç ay içerisinde İran ve Rusya dostluğunu ciddi şekilde sorgulayan bir sürece girdi. Şimdi bu açıklamaları dinleyen İran ve Rusya yöneticileri, “İşte Beşşar Esad şöyle zalimdir, böyle zorbaydı” söylemlerini duyuyor. Ama Beşşar Esad zamanında İsrail, Şam’a yaklaşamıyordu. Beşşar Esad zamanında İsrail Golan Tepeleri’ni geri alamıyordu, Kuneitra’yı işgal edemiyordu. Hizbullah, İsrail’e kök söktürüyordu. Şimdi ne oldu? Beşşar Esad’a, Suriye milli güçlerine ve onunla birlikte Hizbullah’a darbe indirildi. Dolayısıyla Türkiye’nin üzerindeki tehdit ağırlaştı. Bunu görmek lazım.
Benim için anlamlı olan, Sayın Cumhurbaşkanımızın Suriye’nin kuzeyinde terör örgütlerine karşı ne yapacağıydı; bu bana ilk önce bir ümit vermişti. Ancak Ahmet Esad Şa’ra’nın konuşmasından sonra o sözün hiçbir anlamının kalmadığı ortaya çıktı. “İkili ele aldık” diyorlar ama ele aldığınızda ortak bir kararınız, ortak bir tavrınız var mı? Bu Türkiye’nin önündeki çok ciddi ve önemli bir konudur.
Teori dergisinin 2023 Aralık sayısı çarpıcı bir sayıdır. Çünkü bugünü görmek açısından o dönem yine Doğu Akdeniz odaklı şekilde dünyada sürecin gelişeceğine işaret eden çok sayıda yazı çıkmıştı. Sizin de bir yazınız vardı, “Büyük Savaş Çıkar mı?” özellikle 7 Ekim’den hemen sonra yazılan. Dünya savaşı demek istemiyoruz çünkü büyük savaşın dünya savaşı olması şart değil; yani bölgeye yayılan bir savaş. O dönem özellikle 7 Ekim sonrasında Doğu Akdeniz konuşuluyordu ama daha çok Çin, Rusya ve Atlantik güçleri arasında bir genel savaş, yani “Üçüncü Dünya Savaşı geliyor” tartışmaları yapılıyordu. “Ukrayna’dan çıkacak” diyorlardı. Dünya kamuoyundaki analistler, uzmanlar; hepsi bir dünya savaşı tehlikesi geliyor ve Ukrayna cephesinde çıkacak diyorlardı. Çin’de çıkacak diyen pek azdı, Doğu Akdeniz’i hiç konuşmuyorlardı bile. Ama biz bir yıl iki ay önce yaptığımız tahlilde, dünyadaki en önemli çelişme odağının ve savaşın büyüyeceği yerin Doğu Akdeniz olduğunu vurguladık.
Kıbrıs, şu anda Türkiye için en büyük tehlikedir. Çünkü Kıbrıs Rum yönetimi ne dedi? “İsrail bize 3 dakikalık mesafede.” Yunanistan’a değil, İsrail’e güvendiklerini mesajını verdiler. Bu çok önemli. Dolayısıyla Doğu Akdeniz dünyanın gündemine geliyor. Biz Doğu Akdeniz’i; Yemen’i de içine alan, Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan bir coğrafya olarak tanımlıyoruz. Bu coğrafyanın biraz doğusunda Umman Denizi, kuzeyinde Karadeniz var. Dolayısıyla kanatlarında bu denizlerin bulunduğu, Rusya’nın ve Çin’in de dahil olduğu bir hesaplaşma gözüküyor. Neden Çin? Çünkü Çin’in petrollerinin önemli bir kısmı o boğazlardan geçiyor.
Nasıl görmeyiz? Ege’den karşı kıyılara baktığımız zaman volkan görüyorlar, deprem tehlikesi görüyorlar. Ya bırakın şu depremi, volkanı! Orada Amerika’nın kurduğu üsler son derece somut, namlular Türkiye’ye dönmüş. Türkiye’deki mevcut iktidarın elleriyle gözünü kapamasına insanlar hayret edebilir ancak. Doğu Akdeniz’de yapılan donanma tatbikatlarında Amerika, İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan yine beraber. Dolayısıyla bu cephede Amerika-İsrail-Yunanistan ortaklığının tehdit ettiği bir Türkiye var. Türkiye burada, tehdit altında olan diğer ülkelerle, örneğin Suriye ile bile ortak bir tavır geliştiremiyor. Ahmet Esad Şa’ra ile görüşmek başka bir şey, ortak tavır almak başka bir şey.
Amerika’nın Doğu Akdeniz’e odaklanmasının bir sebebi de, mevzi kazandığı tek coğrafyanın Suriye olmasıdır. Afganistan’dan kaçtı, başka hiçbir yerde başarı kazanamadı. Ama son birkaç ay içerisinde Suriye’de bir başarı kazandı; Suriye’yi ele geçirdiler. Ayrıca bu coğrafya, dünya petrol rezervlerinin önemli bir kısmını taşıyan topraklar; Irak, İran, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, Azerbaycan… Enerji kaynaklarında bütün dünya Batı Asya’ya bakıyor. Bir de Amerika’nın dolar saltanatı çöküyor. Amerika’nın karşısında çok önemli silahlı güçler ve başarılı kurtuluş savaşları var. Bu ortamda Amerika içinde bir bölünme oldu; gerçekçi Amerika ile maceracı Amerika arasında. “Dünyanın ağası olacağım” diyen 1990’ların iddiası çöktü. Biden’ın temsil ettiği maceracı Amerika’nın karşısında, şimdi gerçekçi bir Trump Amerikası var. Bu Trump Amerikası ile Biden Amerikası arasındaki fark, tekelci sermaye içerisindeki sınıfsal bir çelişmedir. Biri daha saldırgan ve maceracı, diğeri ise içe dönmeyi ve gerçekçi olmayı teklif ediyor. Vatan Partisi, bu sınıfsal çelişmelere göre analizini yapıyor ve bu analiz geçerlidir.
Devlet Bahçeli’nin Ege Adaları’na dikkat çekmesi, Türkiye’yi kandırmaktan başka bir şey değildir. Bahçeli orada dikkatleri Ege’ye çeviriyor. Ege önemli ama oradaki Amerikan yığınağı Ege Denizi için değil, Kürdistan için yapılıyor. Bu, çok önemli bir Vatan Partisi tahlilidir. Bazı amirallerimiz “Amerika geldi, Ege Denizi’ni kontrol etmek için yığınak yaptı” diyor. Hayır, Türkiye iki cephede tehditle karşı karşıya. Bu yığınak, hem Türkiye’yi barışçı yoldan hizaya getirmek için bir sopa hem de asıl odak noktası olan Suriye’nin kuzeyi, Irak’ın kuzeyi ve Doğu Akdeniz’deki süreci perdeden korumak içindir. Bizim Doğu Akdeniz’den kastettiğimiz esas budur. Merkezi Doğu Akdeniz’in de bir odağı var. Orası da Kıbrıs’tır. Kıbrıs’tan başlayıp Hürmüz Boğazı’na kadar uzanan bir hat… Filistin bunun içinde, İsrail bunun içinde. Evet, yani burada Devlet Bahçeli’nin bir şaşırtması, Türkiye’yi kandırması var. Türkiye’nin gözünü; bugün AK Parti iktidarının tüm temsilcilerinin yapmaya çalıştığı gibi, “Boş verin Suriye’nin kuzeyini falan, biz oralarda başarı kazanıyoruz. Halep’i, Musul’u da alacağız, içiniz rahat olsun, siz esas Ege’ye bakın” diyerek oyalamak bir kandırmacadır. Oysa bizim gözümüzün Suriye’nin kuzeyinde, Filistin’de ve Kıbrıs’ta olması lazım.
Bakın, haritaya baktığımız zaman Kıbrıs’ı bir üçgen gibi tarif edebiliriz. Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na uzanan kısmı, İskenderun Körfezi’nin bir parçasıdır. Jeolojik dönemlerde İskenderun Körfezi’nden kopmuştur. Kıbrıs çok önemli. Neden Kıbrıs’ta Türkiye’yi yalnız bırakabilirler? Oraya yığınak yapmaları tesadüf değil. Kıbrıs ve Suriye’nin kuzeyi aynı cephe gibi gözüküyor. Ege Denizi, Kıbrıs, Suriye’nin kuzeyi ve Irak’ın kuzeyi… Orası en emniyetli yer gibi görünse de Türkiye, tüm bu bölgelerde çok cepheli bir tehditle karşı karşıya kalabileceği bir sürece girmiştir. Bu tehdide nasıl karşı koyacağız? Elbette öz güçlerimizle; ancak yalnız öz güç yetmez. Rusya’nın, İran’ın, Suriye milletinin ve diğer Arap ülkelerinin dostluğu bizim için çok önemlidir.
(Reklam araları ve altyazı metinleri çıkarılmıştır.)
Programımıza tekrar hoş geldiniz. Bölgeyi ve Türkiye’yi konuşmaya devam ediyoruz. Sayın Perinçek, DEM Parti’den de açıklamalar var. Ömer Öcalan, İmralı’nın mesajını paylaştı. Öcalan özetle diyor ki: “Türkiye bu meseleyi çözerse model olur; çözülmezse Türkiye devleti Anadolu’ya çekilir ve orada cehennemi yaşar.” Türkiye gerçekten açılım yapmazsa cehennemi mi yaşar?
Sayın Devlet Bahçeli, Öcalan’la iftihar etsin. Amerika ve İsrail’in güdümündeki PKK’nın şefi Öcalan, kalkıp Türkiye’ye “cehennem” tehdidi savuruyor. Peki, Devlet Bahçeli’nin buradaki konumu nedir? Devlet Bahçeli cehenneme odun taşıyor. Bunu açıkça söylüyorum: Devlet Bahçeli cehenneme benzin taşıyor. Türkiye’yi “cehenneme dönersin” diye tehdit eden kim? Hangi “Kürt sorununu” çözeceksiniz? Milleti kandırıyorsunuz. Adam “Benim dediğimi yapmazsanız cehenneme döner” diyor. Bu cesareti nereden alıyor? Arkasında Amerika ve İsrail olduğu için bu tehdidi yapabiliyor. Yani “Amerika ve İsrail benim efendilerim, sizi yakarım” diyor. Bu tehdidi görmezden gelerek Türkiye’yi nasıl yöneteceksiniz?
Sayın Cumhurbaşkanımız, Suriye ile olan görüşmelerde bu tehdidi göremiyor gibi. Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütlerinin adını veriyorlar ama ortada gerçek bir beraberlik yok. İsrail’e direnen, Lübnan’ı destekleyen, İran’la beraber olan bir Suriye vardı. Şimdi ise Suriye’yi bölen Amerika ve İsrail. Suriye’nin güneyinden girip Şam’a yaklaşan, ülkeyi parçalayıp “Kürdistan” kurmaya çalışan bir güç var. Bunun karşısında kendi vatanının toprak bütünlüğünü savunan bir yönetim lazım.
Öcalan’ın mesajlarında Bahçeli ve Erdoğan’ın destek verdiği “paradigma” dediği şey, bu ABD-İsrail varlığına işaret ediyor. ABD ve İsrail’in stratejik hedefi “İkinci İsrail” yani Kürdistan’ı kurmaktır. Siz Amerika ve İsrail’i karşınıza almadan bunu önleyemezsiniz. Sonuç itibarıyla; devamlı İran ve Rusya düşmanlığı yapan, arkalarını Amerika’ya dönen çevreler var. Zafer Partisi Afgan ve Suriyeli düşmanlığı yaparak; bazı yazarlar ise Rusya ve İran düşmanlığı yaparak Amerika’nın cephesine sürülüyor.
Eylemlere bakmak lazım. Bugün Türkiye ile İran’ın bir kader birliği var. Tarihi düşmanlık lafları palavradır. Bu kader birliğini görmeden, Rusya ve İran’la, hatta Çin’le bir denklemde olduğumuzu kabul etmeden Türkiye’yi savunamazsınız. Bugün bir Türk milliyetçisinin önceliği, Amerika ve İsrail tehdidine karşı sağlam durmaktır. O sağlam duruşun uluslararası boyutu nedir? Rusya, İran, Arap ülkeleri, Filistin. Filistin’le dayanışma halinde olacağız. Filistin’e ihanet etmeyeceğiz. Bakın Filistin’e ihanet var. Ahmet Eşşar’a görüşmesinde aynı zamanda Filistin’e ihanet var. Kendi memleketini İsrail işgal ediyor ve Filistin’i kuzeyden kuşatıyor. Amerika; “Filistinlileri süreceğiz, Mısır’a gitsinler, Ürdün’e gitsinler” diyor. Trump ise “İsrail’in toprağı çok küçük, büyütülmesi lazım” diyor.
İsrail nereye doğru büyüyecek? Sayın Ahmet Eşşar, İsrail nereye doğru büyüyecek? Suriye’ye doğru büyüyebilir, Lübnan’a doğru büyüyebilir; bir de bugün yaptığı gibi Filistin topraklarını daha fazla işgal ederek büyüyebilir. Bunun dışında büyüyeceği bir alan yok ki. Trump, İsrail’in kendi vatanlarına doğru büyüyeceğini ilan ediyor. Tabii burada aynı zamanda Trump ile İsrail arasındaki beraberlik var. Sayın Ahmet Eşşar, nasıl Filistin’le kardeşliği koruyacak veya ondan daha önemlisi kendi vatanının toprak bütünlüğünü koruyacak?
Peki, Türkiye devleti, Türkiye hükümeti Filistin’e olan kardeşlik ve dayanışma sorumluluğunu, borçlarını nasıl yerine getirecek? Amerika ve İsrail nereye doğru büyüyecek? Türkiye’ye ve Türkiye’nin dostlarına karşı büyüyecekler. Bir büyüme alanı da Kürdistan. Bakın İsrail’in büyümesi yalnız Lübnan’a, yalnız Suriye’ye, yalnız işgal edemediği Filistin topraklarına karşı değil; aynı zamanda Suriye’nin kuzeyindeki bir Kürdistan’da, yani “ikinci İsrail”de büyümesidir. Peki bunları görmeden Türkiye’yi nasıl yönetecekler? Türkiye’nin güvenliğini nasıl sağlayacaklar? Bunlar çok önemli.
Netanyahu’nun bugün Beyaz Saray’da Trump ile görüşmesi, Doğu Akdeniz’e odaklanmakla ilgili. Trump ilk önce kimle görüşüyor? Netanyahu ile. Çünkü Amerika-İsrail beraberliği, onlar için vazgeçilmez olan birinci beraberliktir. Trump, Macron ile görüşmüyor, Scholz ile görüşmüyor; o büyük müttefikleriyle görüşmüyor. Çünkü Amerika, Doğu Akdeniz odaklı bir stratejiye girdi. Amerika’nın Doğu Akdeniz’e odaklandığını bütün gelişmeler gösteriyor ama bir taraftan Atlantik ülkeleri içinde de belli çatırdamalar gün yüzüne çıkmaya başladı. En son Avrupa Birliği, Trump’ın tehditlerine karşı “sert cevap veririz” demek durumunda kaldı. Yine Çin’e karşı gümrükleri yükseltme kararı alan Trump’a cevaben, Çin de Amerikan mallarına ilişkin gümrükleri yükseltme kararı aldı. Yani hem güvenlik hem de ekonomi açısından bir değişim ve dönüşüm ortada gözüküyor.
Peki, bunu gelecek açısından nasıl görmek lazım? Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve İkinci Dünya Savaşı (1939-1945) emperyalistler arasında oldu. 1941’den sonra Rusya’nın savaşa taraf olmasıyla, bir emperyalizme karşı aynı zamanda mazlumlar dünyasının ve vatan savaşları dünyasının mücadelesine dönüştü. Bugün de Amerikan emperyalizmi ile Alman ve Fransız emperyalizmi, Avrupa’nın kapitalist devletleri arasında çok hızla keskinleşen bir cepheleşme var. Gönland’ı Amerika’nın ilhak etmesine karşı herkes Danimarka’nın yanında tavır alıyor. Ekonomik bakımdan çok derin ve sert bir cepheleşme başladı. Yani Amerikan ekonomisi ile Avrupa ekonomileri arasında karşılıklı tehditler, yaptırımlar ve uygulamalar başladı. Bu, emperyalist sistemin çok derin bir krizle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Ben emperyalistler arası bir savaş olacak demiyorum ama bu keskinleşme; dünya emperyalist sisteminin çıkmaza girdiğini, derin bir bunalıma sürüklendiğini ve istiklal mücadelesi veren devletlerin bağımsızlıkları için bir fırsat dönemine girdiğimizi gösteriyor. Amerika ile Avrupa arasındaki bu derinleşen çelişmeler Türkiye’ye de bir şans sunuyor; başını dik tutması, üretim ekonomisine geçmesi, ABD denetiminden kurtulması ve ABD-İsrail tehditlerine karşı koyması için bir fırsat dönemi bu.
Bir taraftan çelişmeler bu kadar keskinleşiyor ama bir yandan da Trump özellikle Avrupa’daki milliyetçi siyasi güçlerle bir ittifak kurma çabasında. Bu bir çelişki değil mi?
Evet, daha derin ve kapsamlı ele alalım. Emperyalist devletler içinde bir ikiye bölünme var. Bir tarafta küreselciler; yani Amerika’nın kuyruğuna takılan, dünyanın tek efendisi olması hedefine bağlanan emperyalist ülkeler ve onların içindeki tekelci sermayeler var. Diğer tarafta ise “Hayır, biz Amerika’dan da bağımsız olmak durumundayız” diyen bağımsızlıkçılar var. Bu çelişme Almanya’da, Fransa’da, Belçika’da, Hollanda’da ve İngiltere’de de var. Trump, Amerikan derin devletine “suç örgütü ve terörist” dedi; Elon Musk da bunu tekrar etti. Dolayısıyla bu küreselciler ile vatanseverler (patriotlar) arasındaki çelişme keskinleşiyor. Birbirlerine silah göstermeye başladılar.
Bu düzlemde baktığımız zaman, küreselcilere karşı emperyalist dünyada bir birlik oluştu. Biden’ın temsil ettiği küreselci sermayeye karşı; Almanya’daki Alternatif Parti, Wagenknecht, Fransa’nın Milliyetçi Partisi ve İtalya Başbakanı’nı buluşturan bir beraberlik var. Bir başka düzlemde ise Amerika’ya tavır açısından Trump ile bu milliyetçi Avrupa ülkeleri arasında keskinleşen bir çelişki mevcut. Hangi düzlem ağır basacak? Milliyetçilerin küreselcilere karşı birleşmesi mi, yoksa bütün emperyalist dünyadaki vatanseverlerin Amerika’nın saldırganlığına karşı birleşmesi mi? Bu, emperyalist sistemin içine girdiği çıkmazdır.
Trump’ın Kıbrıs’a odaklanacağını söylüyorsunuz. Avrupa’daki bu çelişkiler Türkiye’nin Kıbrıs’ta nefes almasını sağlar mı?
Biraz sağlar ama odak başka bir şey. Odaklanmak demek, diğer cepheleri terk etmek değil, öncelik tanımaktır. Hayatın bütün işlerinde bir sıralama vardır; ocağı yakmadan tencereyi koyamazsınız. Doğu Akdeniz, Amerika’nın diğer çelişmeleri çözmesinde bir kılavuzdur. Mesela Çin ile olan rekabeti çözmede de bir kılavuz; Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına aldığınızda Çin’in enerji ihtiyacının %60’ını kontrol etmiş oluyorsunuz. Aynı zamanda Doğu Akdeniz’de Amerika’nın başarı kazanması, Rusya’yı Ukrayna cephesinde zor duruma düşürüyor.
Suriye Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov’un, Trump’ın “Önce Amerika” şiarı ile Hitler’in “Önce Almanya” şiarını kıyaslaması hakkında ne düşünüyorsunuz?
Hitler’in “Önce Almanya” diye bir sloganı yok, bu uydurma bir şey. Ancak bütün emperyalistler kendi emperyalizmlerini önceleyecektir. Trump’ın “Önce Amerika” derken yaptığı şey, dışa saldırarak kendi tekelci sermayesini büyütmek değil; dıştaki saldırıları sınırlayarak ve bir yere odaklanarak kendi ekonomisini toparlamaya çalışmaktır. “Analoji” denilen, yaşadığımız süreçleri tarihi olaylarla benzeştirerek anlama çabası, gerçeğe ulaşmada en büyük tehlikedir. Mevcut durumu tahlil etmeye cesaret edemeyenler, tarihten kuvvet alarak insanları gerçeklerden koparan benzetmelere başvururlar.
Peki, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bu politikaların neresinde?
Türkiye’de ana muhalefet Vatan Partisi’dir. CHP’nin bir ana muhalefet rolü oynadığı yok, onlar da Atlantikçidir. Maalesef iktidar da bugün Atlantik eğilimli bir çizgiye girdi. Hatta 2023’ten sonra AK Parti iktidarının da gittikçe CHP’leştiğini görüyoruz. En uçta olan da Devlet Bahçeli; neredeyse CHP’li oldu. Abdullah Öcalan’a tavırlarından bu belli oluyor. AK Parti yönetimi içerisinde milliciler ile Atlantikçiler arasında bir hesaplaşma olacak mı, bunu önümüzdeki süreçte göreceğiz.
Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ın “Ermeni soykırımı tarihini yeniden incelemeliyiz” açıklaması için ne dersiniz?
Bu, Vatan Partisi’nin ve Türkiye’nin Ermeni soykırımı konusunda yürüttüğü mücadelenin sonucudur. Paşinyan neredeyse benim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde yaptığım konuşmadan alıntılar yapıyor. Biz ne dedik? Ermeni soykırımı meselesi, yakın tarihte Kürdistan projesinin bir parçası olarak gündeme getirildi. Türkiye’deki bazı işbirlikçi hakim sınıflar, Kürdistan konusundan kaçmak için sürekli “Ermenistan toprak kazanmak istiyor, Ağrı Dağı’nı almak istiyor” söylemini kullanıyorlar. Ermenistan’ın Erzurum’u alması veya Adana’ya kadar gelmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Ermenistan’ın mevcut koşullarda kendi karnını doyuracak hali bile yok. Karabağ’da kaybetmiş ve yalnızlaşmış bir Ermenistan var. Ancak Amerika, “Ermeni soykırımı” yalanı üzerinden Türkiye’nin hareket alanını kısıtlayarak, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni vatan savunmasında etkisiz kılmayı amaçlıyor. Düğüm tam olarak burada atılıyor: “Türkiye, asker kullanamazsın.”
Ermeni soykırımı iddiasını “Şimdi de Kürt soykırımı yapılıyor” iddiası takip ediyor. Türk askeri vatanını savunmak için ne zaman harekete geçse, Amerika bunu bir “soykırım” olarak yaftalıyor. Bu, 1950’lerden sonra gündeme getirildi. Paşinyan da bu durumu ifade ediyor; Kürdistan projesinin “Ermeni soykırımı” yalanıyla olan bağını görüyor. Bu çok önemli bir gelişme. Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki mücadelemizle onlara bu gerçeği öğrettik. Eskiden Hrant Dink dahil birçok vatansever Ermeni de “Bizi emperyalistler kullandı, siz akıllı olun” diyerek bu oyunu görüyorlardı. İlk Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni bile 1923 yılında Taşnak Partisi’nin raporunda, emperyalistlerin piyonu olduklarını itiraf etmişti. Bugün Paşinyan da tıpkı Kaçaznuni gibi gerçeklerle yüzleşmektedir. Bu bizim başarımızdır; Vatan Partisi’nin ve Türkiye’nin başarısıdır. Kafkasya’da ayakta kalabilmek için Ermenistan’ın komşularıyla iyi ilişkiler kurması, Amerika’nın piyonluğunu bırakması gerekiyor. Paşinyan’ın bu tarihi tavrı çok önemlidir.
Teğmenler olayına gelince; Vatan Partisi olarak tavrımız nettir: Türk Silahlı Kuvvetleri’nde disiplin esastır. Türkiye; Amerika ve İsrail’in tehditleri altındayken, vatanı ancak disiplinli bir ordu savunabilir. Askerlik, komutanın emrini uygulamaktır; “Ben muhafazakarım” veya “Ben Atatürkçüyüm” diyerek disiplini bozamazsınız. Türk kahramanlığı, disiplinli örgütlenmenin bir sonucudur. Bugün Türk ordusu, binlerce yıllık gelenek üzerine kurulu, yakın tarihte Türk Devrimi ile şekillenmiş disiplinli bir kurumdur.
Üniversite kantininde slogan atmak başkadır, ordunun disiplini başkadır. Disiplini; Mustafa Kemal’in askeriyiz diyerek de, Allah-u Ekber diyerek de bozabilirsiniz; her ikisi de emir-komuta zinciri dışındaysa disiplinsizliktir. İhraçlar, Atatürkçü oldukları için değil, disiplin kuralını ihlal ettikleri içindir. Mehmet Uçum da bu durumu doğrulamıştır.
Ancak disiplinsizlik var diye hemen ihraç yoluna gitmek de yanlıştır. Disiplin cezalarının bir hiyerarşisi vardır; ordudan atmak en ağır cezadır. Bu kararın 5-4 gibi tartışmalı bir oylamayla alınması, hukuki açıdan sorunludur. İdari mahkemeden orantısız ceza nedeniyle geri dönüş kararları çıkabilir. Ayrıca, bu kararı “madalya” gibi sunarak ordu içinde bölünme yaratmaya çalışmak veya bu gençler üzerinden kışkırtma yapmak da bir o kadar yanlıştır. Vatanı savunacak olan Türk ordusunun disiplinini zayıflatacak her türlü tavırdan kaçınılmalıdır. İhraç edilen komutanlarımıza tavsiyem; dolduruşa gelmeyin, disiplinden yana durun. Orduya disiplinli birer subay olarak dönmek, ancak bu duruşla mümkündür. Yani bir Türk subayı istediği yerde bağıracak, istediği yerde düğmesini ilikleyecek; değil mi? Kıyafeti bile bir disiplin içindedir. Mesela bir Türk subayı ceketi açık gezemez; üniformasının en üst düğmesini açıp, “aman biraz hava alayım” diye dolaşamaz. Şapkasını yan çeviremez örneğin. Ayakkabısının rengi, pantolonunun ütüsü, ceketinin tertibi bile talimat ve disiplin içerisindedir. Dolayısıyla disiplin, Türk ordusunda kıyafete ve biçime kadar uzanan temel bir anlayıştır ve hep öyle değerlendirilir. Ben de ailesinde çok sayıda subay olan bir arkadaşınız olarak söylüyorum; bir Türk subayı elinde file ile bile gezemez. Subay olan akrabalarım, dayılarım pazara gidip eline file alıp dönemezler. Türk subayının bir görüntüsü vardır.
Evet, ekonomi konuşmadan olmaz. Süremizin sonuna yaklaştık. Hep farklı noktalardan konuşuyoruz ama İstanbul Valiliğinden çarpıcı bir açıklama geldi. O açıklamayı size sorarak ekonomi gündemine girmek istiyorum: Valilik, 16.427’si çocuk, 63.698’i yetişkin olmak üzere toplam 80.125 kişi hakkında dilencilikle mücadele kapsamında işlem yapıldığını ilan etti. 1 Haziran 2023’ten bu yana, yani bir buçuk yıllık bir süreçte 80.125 dilenci hakkında İstanbul’da işlem yapılmış. Burada 80.000 ayrı işlemden değil, 80.000 ayrı vatandaşımız hakkında dilenci olduğu saptamasıyla işlem yapıldığından bahsediyoruz.
Haziran’dan bu yana İstanbul nüfusu içinde 80 bin dilenci, Türkiye tarihinde rastlamadığımız bir durum. Çocukluğumdan beri Türkiye’de bu kadar dilenci söz konusu olmamıştı. Bu, ekonomimizdeki bozulmanın, yoksullaşmanın ve insanlarımızın dilenmek gibi utanç verici, insanı mahcup eden konumlara yuvarlanmasının bizim için çok büyük bir uyarısıdır. Bizim kültürümüzde, Anadolu kültüründe misafir geldiğinde “Aç mısın?” diye sorulmaz, önüne yemek konur; çünkü kişi aç olsa bile “Yeni yedim” der. Dilenmek bizim kültürümüzde olmayan, utanılacak ve ayıp bir durumdur. 80 bin insanımızın böyle manevi bakımdan ağır bir duruma sürüklenmesi, Türkiye ekonomisinin ve toplumsal hayatının nereye gittiğini gösteren çok kuvvetli bir uyarıdır. İktidarın da bu uyarıdan ders alması gerekiyor.
Diğer taraftan işçi ve esnaf hareketleri önemli başarılar kazandı. Çiftçi hareketinde de özellikle pancar üreticileri öne çıkıyor. Kayseri Şeker Fabrikası kooperatifinin seçimi tekrar gündeme geliyor. Bu kooperatife üye olanlar Kayseri, Nevşehir, Niğde, Yozgat, Sivas, Erzincan, Elazığ gibi bütün Orta Anadolu ve hatta bazı Doğu Anadolu illerini kapsıyor. Bana her yerden telefonlar geliyor; Kayseri’den, Sivas’ın İmranlısı’ndan, Yozgat’ın Çekerek’inden… Bu kooperatifle ilgili yolsuzluk konularında büyük bir huzursuzluk var. Üreticiler yönetime gelerek sorunu çözmek istiyor ancak orada büyük hileler dönüyor. 25 bin kişilik stadyumlarda kongre yapılıyor, sağlıklı bir sayım yok. Stadyumda kongre olur mu? Delegelerle yapılması lazım. Pancar üreticisi ne kadar zorluk olursa olsun, hileye rağmen kendi alın terini ve emeğini koruyacak; bizler de bu mücadelede onların yanındayız.
Son iki dakikamız kaldı. Bugün çok üzücü bir haber aldım; ilkokul ve mahalle arkadaşım Metin Kalaçlar’ı kaybettik. Bugün Ankara Cebeci Mezarlığı’nda toprağa verdik. İlkokul 2’den itibaren Saray İlkokulu’nda aynı sınıfta okuduk, Uludağ Sokak’ta beraber büyüdük. 1953 yılında “Türk Çocuğu” adında bir gazete çıkartmıştık. Sahipleri Metin Kalaçlar, Sanal Işık ve Doğu Perinçek’ti. Gazetenin baskısını Kalaçlar’ın kereste deposundaki daktiloda yapardık. O zamanlar 1953’te bu büyük bir girişimdi. Sanal Işık da çok kıymetli bir arkadaşımdı, onu da birkaç yıl önce kaybettik. 72 yıl önce başlattığımız o gazetecilik serüvenini anarak, Ulusal Kanal izleyicilerini görev vakfına destek olmaya davet ediyorum. Türk Çocuğu’nun gelirlerini yine bu vakfa aktarıyoruz.
Haftanın kitabı olarak Soner Polat amiralimizin “Mavi Vatan için Jeopolitik Rota” adlı (Kaynak Yayınları) kitabını öneriyoruz. Soner Polat, stratejileriyle, dürüstlüğüyle ve cesaretiyle Türk ordusunun en seçkin, en parlak komutanlarından biriydi. Kendisini saygıyla anıyoruz. “Deniz Üstü Köpürür” türküsüyle veda ediyor, hepinize iyi haftalar diliyoruz.

