Her çıkış yolunda olduğu gibi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye gündemdeki soruları soracağız. Tabii ki gündemde Venezuela var. Amerika’nın haydutça saldırıları ve Venezuela halkının ordusuyla, devletiyle birlikte direnmesi var. Konuyla ilgili tabii çok tartışmalar var, sorular var. Aydınlık Gazetesi Ankara temsilcisi İsmet Özçelik’le beraber sorularımızı soracağız. Sayın Peçek hoş geldiniz yayınımıza. Merhabalar. İsmet Bey size hoş geldiniz. Sağ olun. Ben direk beni özel komisyona girmek istiyorum. Çünkü… Cumartesi günü haydutça bir girişimle Maduro’yu kaçırdılar. Ve Trump doğrudan biz yöneteceğiz açıklaması yaptı. İşimizi şansa bırakamayız dedi. Ve dün itibariyle de devlet başkanlığına yemin ederek, geçici devlet başkanlığına Rodriguez başladı. Rodriguez de hayır, biz Polivar’ın çocukları olarak biz yöneteceğiz dedi. Ve ne üzerinde neler yaşanıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz? Tabii burada önemli olan Venezuela Devleti’nin dimdik ayakta olmasıdır. Cumhurbaşkanı, Venezuela’nın başkanı Sayın Maduro kaçırıldı Amerika tarafından. Tabii bu önemli bir devlet zaafı ve moral kırıcı bir olay. Onu saptamak gerekir. Fakat hemen buna devlet, Venezuela devleti dimdik ayakta bütün örgütlenmesini, çalışmasını devam ettirerek yanıt verdi. Bu çok önemli. Çünkü sonuç itibariyle Amerika Birleşik Devletlerin hedefi oradaki yönetimi, rejimi değiştirmek. Yani ya doğrudan doğruya işgal etmesi lazım. Gidecek kendi askeriyle Venüzyo’yla işgal edecek ve karakasa gelecek, oturacak. Oraya bilmem vali biz yöneteceğiz dediğine göre. Vali falan ataması lazım. Sömürgecilik, işbirliği bile değil. Veya Venezuela’nın içinden Maduro’ya, Chavez’in partisine, devrimci partiye ve devrimi muhalif olan bir grubu götürüp Venezuela ‘nın tepesine oturtacak. Onu başaramadı. Bu çok önemli. Yani bir turuncu kalkışma da örgütleyemedi. Venezuela devleti hemen… Sistemini çalıştırdı, ayakta tuttu, meclisini topladı. Kendi anayasasına göre Cumhurbaşkanı vekili olarak Rozy Gizit oraya seçti. Ve bizim Cumhurbaşkanımız Maduro’dur diye kendi anayasasını uygulamaya devam etti. Görüyoruz polisiyle, ordusuyla, diğer örgütüyle, televizyonlarıyla, Venezuela televizyonları çalışıyor. Mesela bizde bir darbe falan oldu mu? …diye bakarız. Televizyona bakarız. Darbeciler ele geçirdi mi diye. Ondan sonra… Şimdi orada Deniz Ueli Devleti’nin… …bütün araçlarının, örgütlerinin… …ayakta olduğu gözüküyor. Ve o devlet… O yüzbinleri ayağa kaldırdı. Yani tabii kısa bir şok dönemi yaşandı. Ama arkasından, işte dün gece gerçekten kutluyorum ulusal kanalı. Yani belki de dünyada tek Venezuela televizyonu gibi, Venezuela devlet televizyonlarından veyahut da işte Venezuela ‘nın Küba ve Nekaragua ile ortak televizyonlarının telesurdan yayınlar yaptı. Oradaki kitle hareketlerini gösterdi. Biz ilk önce Şule’yle dedik ya bu görüntüler eskiden falan olmasın. Tabii İspanyolca tam anlamadığımız için eskiden seçimlerden kalma, eski halk hareketlerinden kalma olabilir falan filan. Neyse baktık hepsi canlı ve bugüne ait şeyler. Ondan sonra gece 3’e 4’e kadar Ulusal Kanal oradaki büyük halk hareketini devlet örgütledi. O çok önemli. Bizzat İçişleri Bakanı çelik yeleğini giydi ve çıktı. Halkı meydanlara çıkarttılar, çağırdılar vs. Orada Venezuela halkının beraberliğini, birliğini gördük ve düşmana bir iktidar seçeneği alanı bırakmadı. Biz varız dedi. Yani orada bir karşı devrimci bir ayaklanma, bir turuncu renkli bir kalkışma ondan sonra falan. Çünkü muhalifleri de var devamlı. Amerika’nın en pezminin kışkırttığı, desteklediği, hatta Nobel ödülleri falan verilen muhalifler var. En zor durumda da o galiba. En itibası. Amerika ne yapacak? Çünkü ben yönetirim dedi, siz ifade ettiniz, biz yöneteceğiz dedi. Yani Amerikan emperyalizminin de bugüne kadar… Bunu söylediğine ilk defa tanık oluyoruz. Çünkü Amerika her yeri nasıl giriyor? Ondan sonra demokrasi gelecek. Huk devleti olacak. Ben demokrasi getiriyorum. Değil mi? Irak’a da öyle girdi. Suriye’yi de öyle karıştırdı. Vietnam bütün müdahalelerinde Amerika Birleşik Devletleri ‘nin işte buraya demokrasi gelecek. Vietnam halkını kendini yönetecek. Irak halkı kendisini yönetecek falan derken burada ilk defa ben yöneteceğim. diye çıktı. Ama Irak şey ve Venezuela devleti de ona şunu cevap verdi. Hayır, burayı biz yönetiriz. Venezuela devletini, Venezuela millet, Venezuela devleti yönetir. Bizler varız dedi ve hemen meclisi topladı. O meclisten de… Verdi Ulusal Kanal. Biz de izledik. Mecliste Rus Büyükelçisi, Çin Büyükelçisi, İran Büyükelçisi, işte hepsi Rodriguez’e sarıldılar. Ondan sonra şey yaptılar, kutladılar sırayla. O da güzeldi. Yani kurumları Venezuela’nın ayakta. Bu önemli. Venezuela’nın kurumları. Ama ne oldu? Cumhurbaşkanı esir edildi. Maduro’da sözüm ona bir yargılama, sahte yargılama. Orada ben Venüze’yle Cumhurbaşkanıyım dedi. Ondan sonra gururunu çiğnetmeyen, dimdik duran. Demek ki ona yapılan baskılar da şekar etmedi Amerika için. Ben Venüze’yle Cumhurbaşkanıyım diye. O da o yargılama da dik durdu. Amerika şimdi ne yapacak? Benim kafamdaki soru o. Yani Venezuela’da nasıl bir alternatif yaratacak? Mesela işte mevcut hükümetle mi bir işbirliği yapmaya çalışacak? Mevcut hükümet onun o işbirliği tekliflerine hangi cevapları verecek? Önümüzdeki soruların bunlar olduğu gözüküyor. Ama benim için önemli olan Venezuela devletinin, Venezuela ordusunun ve Venezuela milletinin halkının ayakta olması, kurumların çalışması… Devletin İçişleri Bakanlığı’ndan televizyonlarına kadar, meclisine kadar anayasal düzeni şu anda… Dimdik ayakta duruyor. Bir devlet başkanı kaçırma olayı. Orada da 32 Kübalı. Demek ki o Kübalık muhafızları arasında Kübalılar da varmış. 32 Kübalı asker ve polis. Venezuela’yı bilmiyoruz. Söylemiyorlar ama onların da bir kayıpları olduğunu anlaşılıyor. Amerika’da bazı helikopterlerinin yaralıları olduğunu söylüyor. İki şey sormak istiyorum. Bir, Maduro’nun mahkemede ilk söylediklerini gördüğünüz zaman, mesela yakın tarihte bir Saddam’ın yakalanışı ve mahkemedeki tavrı var. Saddam… Mahkemede kendini yargılatmadı. Amerika’yı yargıladı. Ve bu da bütün dünyada böyle sempatik ve şey karşılandı. Hatta onuruyla, hatta işte idam sehpasına giderken bile yüzüne şey kabul etmedi. Jellata şey yaptı, meydan okudu. Meydan okudu. Korkma dedi, geçirdi de. Jellata korkma dedi. Yani öyle bir yargılama mı bekliyorsunuz? Bir, o ikincisi… Rodriguez göreve başlarken önce Bolivar şehitlerinin mezarlığını ziyaret etti. Bir anlam yüklüyor musunuz? Tabii yani bunların hepsinde bir mesaj var. Maduro kim? Bir kamyon şoförü sonuç itibariyle. Halkın içinden gelen bir insan. O da Chavez’den sonra lideri oldu oranın. Ben onunla yakın bizim Türkiye’ye geldiği zaman… Cumhurbaşkanı Beştepe’de büyük bir… Cumhurbaşkanımızın bir töreni olmuş, yemin töreni. Hemen Maduro’yla… Maduro… Biliyorum, biliyorum. Gördüm efendim. Ben de oradaydım. Sizin durumunuzu görmüştüm. Ondan sonra… Orada yakından da gördüm. Yani onun bıraktığı izlenim bir halk adamı. Ondan sonra… Cesur bir insan olduğu anlaşılıyor. Tabi bu durumlarda… Yani gururunu, onurunu koruyacağı, kendi devletine, milletine olan sadakatı, bağlılığı, sorumlulukları, onlarının yerine getirmesini tabii hep bekledik. Ve onu yerine getirdi. Yani benim için bir sürpriz değil. Yani onun böyle teslim olacağına hiçbir şekilde ihtimal vermedik ve teslim olmadı. Şimdi Rodriguez falan da aynı tehditler altında hanımefendi. Yani o da onun yardımcısıydı. Şimdi vekili oldu. Ondan sonra gidip şehitleri falan ziyaret etmesi. Yani biz ölümü göze aldık diye Amerika’ya meydan okuyan bir tavır var. Fakat tabii çok iyi anlamamız lazım onları. Yani biz böyle rahat koltuklarımızdan… Ondan sonra böyle bazı tavırlar belki bekliyoruz. Öyle bekleyenler var yani görüyoruz sosyal medyada falan ama… Sonuç itibariyle onların coğrafyası da Amerikan emperizmi karşısında kolay bir coğrafya değil. Yani Rusya’ya uzak, Çin Halk Cumhuriyeti’ne uzak olan, Amerikan hemen burnunun dibinde olan bir coğrafya. Yani orada Amerikan emperizmi gibi önemli bir dünyanın en büyük silahlı güçlerinden biri. Hava kuvvetleri var, deniz kuvvetleri var vs. Böyle birebir bir teke tek çarpışma, öyle kolay bir iş değil tabii. Oralarda onların birtakım hesaplar, kitaplar yapmaları, mümkün olduğu kadar kendi ülkelerini korumaları, kendi ülkelerine karşı yıkıcı… Saldırıları önlemeye çalışmaları. Bunun için belki gerekirse bazı ödünler vermeleri falan. Böyle yani kolay oturduğumuz yerden değil de onların bulunduğu sorumluluk ve konumdan değerlendirmek lazım. O çok önemli. Yani mümkün olduğu kadar tahminim benim şimdi. Venezuela’nın devrimci yönetimi bu badireyi bir takım bazı uzlaşmalarla falan filan Benim tahminim tabii. Daha doğrusu onların devrimci olmasına bakarak bunları söylüyorum. Sonucu devrimcilik demek, donkuşotluk demek değil. Karşıda önemli bir düşman var ve mümkün olduğu kadar bu süreci… Önemli bir yıkıma uğramadan Venezuela olarak atlatmak, iktidarı elde tutmak, kaybetmemek gibi dikkatlerle yürüteceklerini tahmin ediyorum. Ama güvenilir bir yönetim. Başlarına çok işler geldi, vadirelerden geçti. Taşavez döneminden geliyor. Taşavez’i iki defa devirdiler. Gece kondulardan tekrar geldi, iktidarı ele geçirdi. O tabii o partinin dayanıklılığını gösteriyor. Şey bir halkta, Venezuela halkı, Latin Amerika’nın önde gelen devrimci Halklarından biri ve gelenekleri de önemli. Bolivarcı diyorlar zaten. Bizim Atatürkçü gibi Cumhuriyetin adına Bolivarcılığı koydular. En özellikle Bolivarcı Cumhuriyeti falan diye. Devrimi sürdüreceğiz diyorlar. O çok önemli. Dikkat edersek… Roderges’in açıklamalarında da şu var, devrimi sürdüreceğiz. Yani siz bizim devrimimizi boğamazsınız. Bırakalım bizim devlet egemenliğimizi ortadan kaldıramazsınız. Bizi bağımlı sömürge haline getiremezsiniz. Onun ötesinde biz devrime devam edeceğiz gibi kararlılıklar ifade etti. Şeyi görüyor musunuz efendim, Güney Amerika’da gördüğümüz manzara… Mesela Kolombiya’yla Maduro’yla biraz problemleri de vardı. Fakat yani çok net bir şekilde Venezuela’nın yanında durdu. Kolombiya Cumhurbaşkanı. Hatta meydan okudu. Biraz da agresif bir şekilde okudu. Bunun yanında Brezilya’da Lula’nın açıklaması var. Diğer Güney Amerika ülkelerin açıklaması var. Bir Güney Amerika dayanışması Amerika’ya karşı bekliyor musunuz? O çıktı ortaya. Ama o da… Danışmanın boyutları ne? Yani oradan yanışma bir silahlı Amerika’ya karşı beraber silahlı bir direniş boyutunda olur mu? Ona ihtimal vermiyor. Ben sonuç itibariyle oradaki bütün ülkeler tabii esas olarak Venezuela ‘nın yanındalar. Yanında olmayan da ülke galiba yok. Ondan sonra fakat herkes de bu dönemi başına fazla bela gelmeden Amerika’nın şerrinden ondan sonra mümkün olduğu kadar uzak kalarak ve Amerika’nın yıkıcı Saldırılarıyla karşılaşmadan bu dönemi atlatmaya bakıyor sanıyorum. Yani bütün rejimler, Küba’da öyle, hepsi öyle. Sonuç itibariyle evet, büyük Brezilya gibi, Ajanti gibi orada büyük devletler de var. Fakat… Karşılarındaki güç, Amerika Birleşik Devletleri askeri bir bakımdan silahlı güç olarak kendileriyle karşılaştırılmayacak oranda bir kabiliyetlere sahip. Hepsi onların hesabı içerisinde tahmin ediyorum. Ama bu dönemi mümkün olduğu kadar Amerika’yı gemleyerek, Amerika ‘nın içinden tabii itirazlar ve isyanlar çıktı. Trump’a da suikastler falan oldu geçmişte. Yani önümüzdeki günlerde yine Trump’ı vururlarsa falan filan benim için sürpriz olmaz. Amerika’nın içinde de derin devlet de Trump arasında veyahut da artık Trump derin devletin adamı ve reisi başkanı oldu. Ama sonuç itibariyle Biden’cılarla Trump arasında da bayağı derin çelişmeler ve boğazlaşmalar var. Amerika’nın kendi içinde de iç savaşa doğru giden eyaletler arasında olsun. Sonra sınıflar arasında olsun, derinleşen çelişmeler… Badru konusunda bile birbirlerine gelmiyorlar. Evet. Mesela bu New York Belediye Başkanı. Evet. Direniyor, kafa tutuyor. Badru’nun yanında tavırlar alıyor. Teksas falan gibi bazı eyaletler ayrılmayı Amerika Birleşik Devletleri ‘nden tartışıyorlar. Tabi bu arada o Grönland… O da ayrı bir iş değil mi? Onu ayrı bir ele alalım isterseniz. Ayrı bir değerlendirelim. Bu Amerika’nın şeyle ilgili biz… Hani mesela bir çocukken Birinci Körfez Savaşı yaşandı. Daha sonra diğer saldırılar. Hep böyle Amerika… Size program başında söylediniz. İşte özgürlük, terörle mücadele… gibi yöntemlerle yaptık. Bu sefer o doğrudan… Amerikan bir tane sloganı var. Demokrasi götüreceğiz. O maskeyi niye indirdi şu an? O maskeyi niye indirdi? İndirme gereği duyduğum. Valla bence bir taktik hata yapıyor. Niye indirdi? Biraz böyle fütursuz ve kendine aşırı güvenen ve tehdit amaçlı. Belki kendi içerisine bir mesaj veriyor. Yani Amerikan halkına ve kendi muhaliflerine de… Bak biz oraya yöneteceğiz, onların petrollerine el koyuyoruz. Size de bir damla petrol düşer buradan. Bu demek istiyor. Temsilciler meclisinden bir tane kadın vardı, öyle dedi ya… Venezuela ‘yı ele geçirirsek… petrol şirketleri bayram edecek, şölen yapacaklardı. Yani belki artık orada tamamen kendi iç kamuoyunu düşünüyor. Dünyayı münyayı taktığı yok. Yani diyor ki biz yöneteceğiz… Bak orada dünyanın en kaliteli petrolleri var, muazzam rezervler var. Hani Amerikan ekonomisine oradan büyük kaynak aktaracağız demek için mi o kadar fütursuz? Yoksa tehdidi ağırlaştırmak için mi? Yani o adam her şeyi yapar mı dedirtmek istiyor? Çünkü Hitler bile barış götüreceğim diyerek gitti. Evet, evet. Hitler, ki o kadar kabadayı ve saldırgan ve tabi Amerika ile ölçüşmeyecek kadar da büyük askeri gücü vardı. Yani o günkü dengeler açısından bakarsak, Hitler’in karşısında olan İngiltere, Fransa… Solediler Birliği falan askeri bakımdan Hitler’le karşılaştırılmayacak zaafları olan askeri güçlerdi. Ondan sonra çok büyük bir askeri güç inşa etmişti. Çok güçlü bir ekonomisi vardı Almanya’nın 39 yılında falan. Fakat o koşullarda Hitler barış götürüyorum dedi. Barış götürüyorum. Hitler’in sloganı barış götürmekti. O bile bu kadar haydutça, ben oraya yöneteceğim falan, onu diyemedi. Barış götüreceğim. Çok ilginç, efendim. İkinci Dünya Savaş başlamasını söyledi. Polonya’ya girerken 1 Eylül 39’da resmen başlatıyor. Aynı gün Reichstag’da bir konuşması da var. Diyor ki, Polonya’yı uyardım. Dinlemedi, gereğini yaptım diyor. Siz de Trump için Hitler’in çizmelerini giydi diye bir açıklama yaptınız. Hakikaten Trump da o gün, kaçırdıkları gün Maduro’yu, Maduro ‘yu uyardım, dinlemedi, kaçırdım diyor. Çok benziyor bir tavrı. Ben ona bakarak değil de şunu, şu mesajı vermek istedim. Yani sonu akıbeti Hitler gibi olacak. Çünkü genel olarak kamuoyunda… Böyle bir dalgalanmalara, konjonktüre göre ya Amerika’ya bak vay arasına ya neler yapabiliyor, neler başarabiliyor gibi bir propaganda cihazı, Atlantik sisteminin ve Amerikan emperyalizminin propaganda cihazı ve Türkiye’deki onun uzantıları bir hava yaratıyor ve tabii bu moral bozukluğuna da yol açıyor. Yani Venezuela gibi bir devletin başkanını Amerika gidiyor, kendi yatağından kaldırıp… Kaçırıyor. Orada ben, yani bu 24 saat, 48 saat, 72 saat, bir hafta, bir ay içinde düşünmeyelim. Yani daha geniş bakalım. 1939-1 Eylül’ünde Hitler saldırdı. 1945 yılında da ininde tozu kalmadı. Bakın Hitler’in tozu yok. Hitler’in tozunu bulamadılar. Yani araştırdılar, ettiler falan filan. Sığınakta fırına mı attılar, yaktılar mı falan filan. Tozu yok itleri. Ona işaret etmek istedim. Bakmayın bugün, işte evet, Venezuela Başkanı’nı kaçırdılar. Bir operasyon var, hayranlık var kamuoyunda kısmi olarak falan. Bunu bırakın, siz stratejik olarak bakınız, sonun ne olacak? Irak Savaşı’nda da aynı yaptı. Evet, evet. Şov’a dönüştürdüler. Irak’ta da bakışım ne oldu? Irak’ı işgal etti falan filan ama şu andaki Irak hükümeti Amerika ‘ya karşı. Aynı şeyi Suriye’ye yaptı ama döndü dolaştı. Suriye’nin başına eşyara geldi. O da… Esad’ın şeriatçısı falan diyorlar. Sonuç itibariyle bunlar devlet yani siz burayı işgal ediyorsunuz falan filan ama oranın da bir tarihi var, bir halkı var, askeri var, polisi var, sanayisi var, tarımı var. Bunlarla tabii sonuç itibariyle Direniyor. O bizim formülümüz çok önemliydi. Milli devlet direnir, milli ordu direnir. Bakın Venezuela örneğinde de şimdi görüyoruz. Yani asrımızın… En önemli formülü bu anlamak bakımından yaşadığımız çağı, yüzyılı. Milli devletlenir, milli ordu direnir. Bunlar empirizme karşı mücadelenin kaleleridir. Çünkü niye devlet kuruyorsun? Kendi ülkemi yönettiğim, başkaları gelip bizi yönetmesin. Sömürge olmayayım. Sömürge olmayayım demek milli devlet kurmak. Sömürgeliğe karşı kendi organizasyonu. Ben İngilizlerin Hindistan’ı yönettiği gibi valilerle yürütülmüyorum. Şimdi o soruyla karşı karşıya geldi Venezuela. Yani zaten Trump diyor ki ben yönetirim orayı, biz yöneteceğiz orayı diyor. Onlar da dediler ki devlet olarak hayır, sen bizi yönetemesin. Evet Cumhurbaşkanımızı kaçırdın ama burayı biz yönetiriz. Ve halkı da tarih sahnesine çıkartarak devlet, Venezuela devleti, yani ben bu halka dayanıyorum, o senin halka… Bakın var mı burada? Sen niye dayanarak burada iktidar olacaksın? Hadi Amerikan askeri bilmem nesi diyelim geldi karakası ele geçirdi ama sonuç itibariyle dayanacağın bir kuvvet olması lazım. Amerikan askerinin de daha karakası falan filan şu anda ele geçirdiği yok. Bakalım ne yapacak? O da kolay da değil. Kolay değil. Yani o bir cumhurbaşkanı kaçırmaya benzemez. Yani sen Amerikan askeri olarak karakasa girdiğin zaman ve oranın petrollerini falan filan çalmaya başladığın zaman yani orada çeşitli işte gerilli hareketler olacaktır, başka hareketler olacaktır falan filan. Şeyi efendim, mesela doların saltanatı yavaş yavaş bitiyor. Dünya rezervlerindeki payı azalıyor. Amerika aslında strateji belgesi Son yayınlanan, orada da bir yenilginin itirafı da var. Yani biz diyor Amerika’ya çekileceğiz. O anlayış öyle çıkmıştı. Fakat son günlerde işte Gazze’de olanlar, Suriye’nin parçalanması, İran’a saldırı, sonrasında Venezuela. Yani tabii insanların kafasında başka, biraz önce siz anlattınız ama bu Amerika için bir hani yalancı bahar. İnerken, şimdi Hitler’le en önemli farkı bu. Hitler yükselen bir güçtü. Evet. Yani 1918’de Birinci Dünya Savaşı’ndan Almanya büyük bir yenilgiyle çıktı. Fakat çok hızlı toparlandı, tekrar sanayileşti. Ondan sonra tekrar çok kısa zamanda, işte 32 yılında falan Hitler de seçimle üst üste iktidara geldi. Ondan sonra… 5-6 seçim var hatta herhalde. 5-6 tane seçim var. Evet, 4 tane seçim var. Üst üste, üst üste. En sonunda %42’ye kadar falan çıktı oyları. Ondan sonra seçimlerle iktidarı geldi Hitler’de. Ve muazzam bir sanayileşme oldu, askerileşme oldu. Büyük bir silahlı güç yarattı Hitler. Ve halk üzerinde muazzam bir otorite kurdu. Mesela Berlin’de, çeşitli kentlerde, Nürnberg’de falan yaptığı mitinglerin falan… İki milyon, üç milyon, dört milyon insan, beş milyon insan toplandı. Dünyanın en büyükleri galiba. Evet, en büyük mitinglerini yaptı. Ondan sonra arkasında halk ondan yana çok güçlü bir nazi örgütü var. Ondan sonra militer. Bütün karşıtlarını ezdi, bastırdı, temizledi Hitler. Çok büyük bir güç olarak karşısında ona direnecek, dengeleyecek bir güç yok. Ne İngiltere’nin gücü ne Fransa’nın gücü. Onunla baş edecek güç değil. Sovyetler Birliği de baktığı büyük bir tehdit geliyor. Hemen 1930’lardan itibaren savaşa hazırlanmak için bir sanayileşme atağına girdi. Yani tarımdaki kaynakları falan hızla el koyarak Sovyetler Birliği ‘nde… Nahileşme ve savaşa hazırlanma çizgisine girdi Stalin. Zaten en sonunda da Hitler’i durduran Sovyetler Birliği oldu. Ama bugün Trump’la karşılaştığımız zaman Trump iniyor. İnen bir Amerika’nın lideri. İnen de rakamlarla söyleyelim. 1950 yılında Amerika dünya ekonomisinin yarısını üretiyor. Yani 100 üretiliyorsa dünyada 50’sini Amerika üretiyor. Diğer 50’sini de bütün dünyayı üretiyor. Şimdi %16’lara kadar indi. Çin Halk Cumhuriyeti onu geçti. Hatta 2030 yılında bizzat OECD’nin, Standard Chartered Bankası ‘nın Londra’da, IMF’nin… Ve Dünya Bankası’nın yaptığı araştırmalara göre 2030 yılında, yani bundan 5-4 sene sonra Amerika Birleşik Devletleri Çin’in yarısı kadar bile üretemiyor. Çin 64 trilyon dolar üretecek. Sıtın alma gücü paritesine göre. Amerika 31. Hindistan Amerika’yı geçiyor. 46. Yani 64 trilyon, 31 trilyon Çin’in yarısı kadar bile üretemiyor Amerika 2030’da. Şu anda zaten Çin Amerika’yı geçti. Ondan sonra… Dolayısıyla Amerika inen bir güç. İnen bir güç olarak… Bugün Sayın Delir Bahçeli’nin… Konuşmasında da vardı bu. Yani inen bir güç olarak onun bu son çırpışmışları gibi değerlendirme yapıyordu. O inen güç olma gerçekçiliğiyle iktidara geldi Trump. Yani biz artık sınırlarımızı bilelim. Ondan sonra kabiliyetlerimizi bilelim. Dünya efendiliği, dünyanın tepesinde olma falan gibi her yere işte demokrazi götüreceğiz, hukuk götüreceğiz falan bu sevdaları bırakalım. First America diyelim falan derken bir baktık Biden’ın programı Trump’ın kimliğinde Demek ki bir Amerika derin devleti var ve o var zaten demek ki demeye lüzum yok. O derin devlet en sonunda ele geçirdi Trump’ı ve yönlendiriyor. Bu ulusal güvenlik belgesinin hilafına bir eylem mi? Yoksa ulusal güvenlik belgesindeki Amerika’ya yoğunlaşacağız, biz kendi bölgemize yoğunlaşacağızın uygulaması mı? Evet, öyle bir yorum da yapılabilir tabii. Daha doğrusu yorumu hayat yapıyor. Yani şimdi biz… Bir de arkasını saydılar. Biz kağıta güvenlik belgesine bakarak yorumlar yapıyorduk. Ama şimdi Trump diyelim veyahut Amerikan devleti o belgeyi böyle yorumluyor. O belge böyle yorumluyor. Sizin dediğiniz gibi yorumluyor. Ama şunu görmemiz lazım. Amerika Birleşik Devletleri’nin son itibariyle saldırganlığının sınırını belirleyen bir ekonomik güç var, silahlı güç var. Onun sınırı var. Yani şimdi kolay iyi yapıyor. Yani kendi arka bahçesi diye tanımlanan Güney Amerika’da ve Venezuela ‘nın dostlarının, dünyadaki dostlarının çok uzak olduğu Rusya’yı alalım, Çin’i alalım. O bakımdan Türkiye daha çok talihli bir şey coğrafyada. Yani Rusya bizim hemen kuzey komşumuz. İran doğudaki komşumuz. Çin Halk Cumhuriyeti sonuç itibariyle bir Asya ülkesi. Ve oralarla ilgilenmek zorunda. Hürmüz Boğazi’yle ve Trump burada Venezuela’nın dostlarının coğrafi olarak da çok uzaklarda olmasını da değerlendirmiş oldu. Evet. İnerken… Diyelim iniş halindeyken ya öyle ben iniyorum falan filan diye bana da öyle fazla bakmayın. Ondan sonra herkes hizaya gelsin. Aslında burada bütün dünyadaki iddiaları açısından hizaya getirmeye yönelik bir şey de var. Sırf bir Venezuela operasyonu diye düşünmeyelim. Yani bunun etkilerinin dünyanın her tarafında olduğunu tahmin ediyorum. Çin falan gibi ülkeler etkilemez de özellikle orta ve küçük bir ülkeler. Büyüklükteki ülkelerde o tür etkileri vardır. Efendim, şeyi söylemiştiniz bu Görünland meselesi. Yani biz de hep şu dönelim. İşte biz NATO üyesiyiz. İşte güvenliğimizi sağlıyor. Şudur, budur diye. Şimdi NATO üyesi Danimarka topraklarını istiyor Amerika. Yani alacağım diyor. Danimarka’dan yapılan açıklamalar, şaşkınlık içinde. Ya bunu nasıl görüyorsunuz? Yani şimdi bakın, Danimarka Dolayısıyla gelişmiş bir kapitalist ülke. Onu saptayalım. NATO içerisinde Türkiye gibi, Yunanistan gibi, İspanya gibi, son katılan Romanya’ydı, Macaristan’dı gibi ekonomilerin gelişme düzeyleri sınırlı olan bir ülke değil. Danimarka dünyanın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden biri. Yani fert başına düşen. Gelirleri çok yüksek. Danimarka’nın gelişmiş bir sanayisi vesaire var. O bakımdan yani NATO’nun has ülkelerinden biri. Yani NATO içerisindeki kaz ördek cinsinden falan değil. Yani NATO’nun has ülkelerinden biri. Halk da NATO’nun has ülkelerinden birinin topraklarını alacağım diye böyle bir şey yaptı. Ama başbakanı… NATO’nun sonu olur dedi Danimarka’nın bugün. Tabii bu, NATO’yu falan da dağıtacak bir şey. NATO’yu bir müdafaa şeyiydi, paktıydı. Şimdi birdenbire ne oluyor? Amerika Birleşik Devletleri, NATO’nun baş düşmanı olarak ortaya çıkıyor. NATO ülkelerini fethedeceğim diye tehdit ediyor. Amerika Birleşik Devletleri ile Avrupa arasındaki çelişmeleri çok keskinleştirecek bir olay. Çünkü Avrupa ile Amerika da birbirlerine meydan okumaya başladılar. Yani Trump en son Avrupa medeniyeti çöküyor dedi. Onlar da Paks Amerikanının sonuna geldik, Amerikan barışının sonuna geldik diye cevap verdiler falan. Yani böyle bir karşılıklı meydan okumalar da var. Mesela Fransa’da Le Pen’in partisi bir açıklama… Dün yaptı. Dün yaptı. Dün yaptı. Dün yaptı. Dün yaptı. Dün yaptı. Biz bugün okuyoruz. Yani biz kendi açımdan söylüyorum. Ondan sonra ya bunlar bir gün Amerika bizim de tepemize, Fransa ‘nın da tepesine böyle binebilir diye kendi ülkesine uyardı. Evet. Meloni’de benzer bir… İtalyan başkanla benzer bir konuşma yapmıştı. Evet. O sanki biraz destekler bir açıklama. İlk başta destekleri bir şey yaptı. Yani Amerika ve NATO ilişkiler bağlamdayız. İlk başlarda öyleydi fakat o son zamanlarda biraz böyle Trump ‘ın şeyine girdi. Ukrayna’da da ona yakın bir çizgi izliyor. Peki efendim, şeyde lafını kestim. Avrupa’da şu andaki manzara bu. Ki Avrupa’daki kritik ülke, Almanya’nın başında MERS var, Fransa’da Macron var. Öyle sanıyorum 1-2 yıl sonrasında bunlar yok. Bambaşka bir kuvvet olacak. Yani diyelim ki AFD var, Rusya ile işbirliği istiyor. İşte Löfven’in partisi Rusya ile işbirliğini istiyor. Yani öyle bir manzarada durumlu olur. Düşünün Almanya’da tam tersi bir yönetim, Fransa’da tam tersi bir yönetim. Diğer ülkelerde de bunun yansıması olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri’nin ekonomik gücü ve silahlı gücü onun yapacaklarının sınırını belirleyecek. Buna öyle bakmak lazım. Şu anda… Ve çok böyle şaşalı, göz boyu yiyen, ondan sonra dünyayı korkutan bir Amerikan şovu izledik. Gitti Venezuela’nın Cumhurbaşkanı’nı bir operasyonla kaçırdı. İnsan öldürdü orada vesaire, Karakas’ta. Ama Amerikan’ın yapacakları nedir? Sonuç itibariyle, ekonomik gücüyle, silahlı gücüyle ve kültürel ideolojik gücüyle orantılı olmak zorunda. Sonuç itibariyle. Dolayısıyla ambargo koyduğu ülkeler, tehdit ettiği ülkeler, çeşitli cephelerde savaştığı ülkeler falan filan ve Avrupa ile kendi arasındaki rekabet bunların hepsi aynı zamanda Amerika ‘nın gücünü sınırlayan fakto etkenler dünya çapında. Dolayısıyla Amerika bundan sonra ne yapar? Bu şovları her zaman yapamaz. Zaten bu sınırları görerek Trump ortaya çıkmış ve başkanlık seçimini kazanmıştı. Fakat birdenbire bir fırsat buldu. Tabii Amerika açısından kısa vadede Venezuela’ya saldırmak, bu tür şovlar falan filan yapmak mümkün. Mümkün olduğunu zaten ispatladı. Ama devamı, devamında nasıl bu iş? Ve çok cepheler açıyor. Yani bir Amerika’nın karası var. Amerika Birleşik Devletleri, işte Atlantik’in ötesinde. Ama onunla Asya’ya ayıran bir Pasifik Okyanusu var. Onunla Avrupa’yı ayıran bir Atlas Okyanusu var. Afrika’yı ayıran. Yani sonuç itibariyle kendi güneyinde bir diyelim tehdit edebileceği, hükmedebileceği falan görevli olarak konuşuyorum. Bir Latin Amerika dünyası falan var. Ama dünyayla Amerika arasında da çok önemli mesafeler var. Dolayısıyla Amerika’nın merkezi olan Amerika Birleşik Devletleri coğrafyası ile ondan sonra cepheleri arasında işte Filistin cephesi, ondan sonra işte Ukrayna cephesi, Tayvan cephesi, Doğu Akdeniz cephesi var. Bunlar mesafe yani. Evet. Bu mesafeler onun aynı zamanda zaaflarını oluşturuyor. Mesela Rusya kendi sınırlarında savaşıyor diyelim. Çin, Tayvan’da kendi sınırında Amerika ile karşı karşıya geliyor. Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi sınırında Amerika ile karşı karşıya. Veyahut Araplar, Filistin kendi topraklarında Amerika ile karşı karşıya. Ama Amerika bunların hepsiyle… Kendi sınırlarının diyelim on binlerce kilometre, binlerce kilometre ötesinde, hatta binlerce de değil, on binlerce kilometre ötesinde karşı karşı. O hatları nasıl yapacak, o cephelerde nasıl baş edecek falan. Yani önümüzdeki süreçte bunları göreceğiz. Dolayısıyla Amerika’nın ekonomisinin ve silahlı gücünün sınırlarının sınandığı… Bir döneme giriyoruz. Ve buna dikkat çekmemiz lazım. Onun için ben Hitler’in çizmelerini giydi dedim. Yani kendi yapabileceklerinin çok ötesinde hedefler koydu. O aynı zaman onun yenilgisini getirecek o hedefler. Zaten burada da şu ortaya çıkmıyor mu? Yani siz de 40 yıldır savunuyorsunuz. Sayın Bahçeli de gündeme getirdi. TRÇ İttifakı diye simgeleştirdi. Türkiye, Rusya, Çin İttifakı, İran’la ittifak… Bu zorunlu hale getirmedi mi dünyayı? Tabii. Şimdi tabii… Bakın burada bence şu önemli. Ya Venezuela’da bilmem bir şeyler oluyor. Amerika, Venezuela’nın tepesine binmiş durumda. Türkiye ile Venüzya’nın 10 bin kilometre aramızda mesafe var. Bana ne ya? Biz televizyonlardan, ekranlardan film seyreder gibi Karakastaki senaryoları falan seyrederiz. Bu rahatlıkla seyreden insanlarımız var. Ama bizim Türkiye’de şu uyanıklığı… Kendi kamuoyumuza, milletimize vermemiz lazım. Türkiye Amerika’yla ve İsrail’le cephe cepheye olan az sayıda ülkeden biri. Ha bu ne? Bunu bir analizden rüyamızda mı görüyoruz? Hayır. Bütün Ege kıyılarında Amerika’nın üstleri var Yunanistan’ın. Ondan sonra Kıbrıs’a yırnak yapıyor. Suriye’nin kuzey doğusunda Amerika’yla şu anda Türkiye karşı karşıya. Kuzeyimizde Ukrayna üzerinden NATO Türkiye’yi kuşatan bir girişim içinde evet Rusya’yı hedef alıyorlar ama Rusya’ya karşı olan Ukrayna’yı NATO’nun içine almak ve yukarı NATO’yu Karadeniz ‘e doğru yayma girişime Türkiye’yi hedef alıyorlar. Bizi çeviriyor. Bizi çeviriyor sonuç itibariyle. Trap yolu… Trump yolu, orada Zengizir koridoru falan. Ama şu anda İran’ı da karıştırıyor. Ve İran’da bir rejim değişikliği, işte oradaki bir takım, orada bir takım insanlarla oynamaya başladı. Yani bazı terör örgütlerini, Pej Pejak falan onları ve bazı terör örgütlerini sahneye sürdü falan. Dolayısıyla Türkiye’nin bu manzaraya böyle film, Hollywood bir senaryo, bir film oynatıyor. Biz de onu seyrediyoruz. Öyle mi bakılıyor yani? Sayın Devlet Bahçeli’nin bugünkü konuşması öyle bakmayan bir konuşma. O bence devletin merkezi güçlerinin ondan sonra stratejik ve güncel hatta stratejin ötesinde. Çünkü Türkiye’nin problemini bugün Suriye’nin kuzey doğusunda. Bir işte SDG, YPG falan filan bir ikinci İsrail devletçi oluşturuluyor. Bu Türkiye için doğrudan tehdit. Ve bu tehditin arkasında kim var? İsrail var ama Amerika var. Amerika olmasa İsrail bir tehdit değil. İsrail bir tehdit değil. Şimdi bunu gördüğün an, aa Venezuela bize uzak değil. Evet. Venezuela bize uzak değil. Savunmamız oradan başlıyor. Evet. Çok güzel. Ve Türkiye’nin savunması… Venezuela’dan başlıyor, Ukrayna, Rusya sınırlarından başlıyor, Tayvan’dan başlıyor, Hürmüz Boğazı’ndan başlıyor, Somali’den başlıyor, Libya’dan başlıyor, İran’dan başlıyor. Azze’den başlıyor. Evet, yani Türkiye’nin savunma hatları doğumuzda ta Tayvan’a kadar, Tayvan Boğazı’na kadar uzanıyor. Batımızda da ta Venezuela’ya kadar uzanıyor. Çünkü bütün bu… Hatlarda Amerikan emperyalizminin bir şeyi var, saldırganlığı var. Ve sonuç itibariyle Amerikan emperyalizmi İsrail’le birlikte Türkiye ‘yi tehdit eden kuvvet. Yani Türkiye’nin güvenlik analizini yaptığımız zaman, güvenlik analizi ne demek, tehdit bana nereden geliyor? Bir güvenlik… Planının ilk sorusu budur. Tehdit bana nereden geliyor? Türkiye’ye tehdit, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’den geliyor. Ve Yunanistan’dan geliyor. Şimdi Amerika, İsrail, Yunanistan, Türkiye’ye karşı bir ittifak oluşturdu. Peki bu ittifakın, bakıyoruz, dünyanın çeşitli coğrafyalarında, Pasifik okyanusundan Atlantik’in en batı kıyılarına kadar, işte Karayip’lere kadar, bu Türkiye’de falan… Silahlı gücün başındaki Amerikanın buralarda girişimleri var. Dolayısıyla bizim savunma hatlarımız oradan başlıyor. Dolayısıyla Venezuela bizi savunuyor. Biz oraya böyle tarafsız sinema seyreder gibi bakamayız. Venezuela’nın direnişi bizim direnişimiz. Mesela o gün Venezuela halkı meydanlara çıkınca, Venezuela devleti direnince bir ferahlık geldi bize. Bunun ilk işaretini nereden aldık? Venezuela’nın Sayın Büyükelçisi ile Adnan Bey, Ulusal kanalımız görüştü. Venezuela Büyükelçisi, Amerikan emperyazmına karşı bir tavır oluyor. Demek ki, Venezuela’nın Dışişleri Bakanlığı çalışıyor. Ben hemen onu düşündüm. Ha dedim, Venezuela’nın Dışişleri Bakanlığı ayakta, daha o halk hareketleri başlamadan önce, bir hikayesiz tavır aldığına göre ona emir veriyorlar. Onun da şeylerle karşılıklı haberleşme falan. Dışişleri Bakanlığı çalışıyor. Biraz sonra bir baktık, Dışişleri Bakanlığı da çalışıyor. Çelik yeleği giydi, çıktı. Evet. Baktık, televizyonlar çalışıyor. Venezuela televizyonlarını Amerika ele geçirememiş. Veya oradaki kuvvetleri. Dolayısıyla o direnme hatları, Şimdi bizim ön cephemiz Venezuela’dır. Bu çok çok önemli. Bu bir başlık aynı zamanda. Venezuela ön cephemiz. Venezuela Türkiye’nin ön cephesi şu an. Hükümetin açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz? İlk günler biraz böyle itidar çağırdı. Dışişleri Bakanlığımız itilale davet ediyor. Tabii neyi itilale davet ediyorsun kardeşim? Ne yapıyor Venezuela’da onu itilale davet ediyorsun? Venezuela’ya gidip Trump’ı mı kaçırdı? Venezuela’ya gidip Washington’u mu bombaladı? Yani böyle bir Dışişleri Bakanlığımızın Amerika dostu bir açıklaması oldu. Fakat daha sonra mesela Cumhurbaşkanımızın hükümet toplantısından sonra yaptığı konuşma sağlam duran bir konuşma ve diğer AK Parti… Sözcüsünün, ondan sonra Bülent Tuğra’nın, Mehmet Uçmalı. Onlar hem ahlaki bakımda… Ben o ahlaki bakımdan duruşlar sonuç itibariyle vicdani bir insanidir ama daha çok ben ahlakın ötesinde kuvvetler planındaki duruşlara önem veriyorum. Oralarda da bu tehditin Türkiye’ye aynı zamanda yönelik olduğunu ifade eden şeyler var. Yani Amerika’ya bir tavır almalar başladı. Bu tabii iyi. Cumhurbaşkanı da hükümet toplantısından sonra… Keşke ilk gün yapsaydı. Evet. Zaten o 24 saat, buralarda 36 saat falan o kadar önemli değil, evet. Bir şey var, hani bizde bir söz vardır, uşaklar efendilerinden daha zalimdir diye. Bizde bazıları Venezuela’yı, Kolombiya’yı, işte başka nere vardı, Kanada’yı falan, onları şeye eyalet olarak önerdiler. Amerika’nın eyaleti olsun, dört eyalet eklensin diye. Bakın şimdi Grönland’da ne olacak? Orası Grönland, muazzam bir su deposu. Buz yığını. Buz da su demek yani. Evet. Su kaynağı bakımlar çok önemli. Bir takım yine stratejik yollar… Bakımdan da önemli. Orada ne yapacak şimdi? Evet. Kuzey Buz Denizi de dünya ticaret trafiğine açılacak. Askeri bakımdan da önemli. Yani Rusya ile Amerika arasındaki boy ölçüşmelerde, Çin ile Amerika arasındaki boy ölçüşmelerde stratejik önemi var. Hakikaten Grönland’ı gidip ele geçirecek mi? Fethedecek mi orayı? Orayı fethettiği zaman… NATO ne olacak? Avrupa ne olacak? İşte buralarda hep Amerika’nın gücünü sınayacağız. Evet. Yani Hitler’in de ilk başta büyük zaferleri olduğu halde o adam kalktı Fransa işte majinatları falan filan yaptı. Hep böyle şeyi Almanya sınırından hücum bekliyor. O kalktı Belçika’yı çiğnedi geçti ve Fransa’ya Belçika’nın üzerinden daldı Hitler. Evet. Tabi bu bir şok yarattı ve çok hızlı bir şekilde Ve başarılı olduğu şey Hitler. Ondan sonra İngiltere’yi evet işgal edemedi ama ağır bombardımanla tuttu. Sonra kuzeye doğru harekatları, sonra doğuya yöneldi. Polonya’ydı, Çekoslovakya’ydı falan. Ta Stalingrad’a kadar gitti ama oradan dayağı yedi ve kendi ininde boğuldu. Evet, kısa bir reklam arasına gideceğiz. Neyse, başlığı belirledik. Türkiye’nin savunması Venezuela’dan başlıyor. Venezuela bizim ön cepteğimiz. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, çıkış yolunda kısa bir reklam arası. Reklamdan sonra Sayın Doğu Perinçe’ye sorularımızı sormaya devam edeceğiz. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, kısa bir aradan sonra çıkış yolunda devam ediyoruz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doktor Doğu Perinçe’ye sorularımızı soruyorduk. Aydınlık Gazetesi Ankara Temsilcisi İsmet Özçelik’le beraber. Venezuela ‘ya konuştuk. Tam bu sırada CHF’i Michael Rubin Middle East’te bir yazı yazdı bugünlerde ve Maduro’nun geçmişi Erdoğan’ın geleceği mi? Hangi tarihti Rubin bunu? Pazar akşamı, pazar günü. Bir iki gün içinde yazdık. Pazar ya da pazartesi. Michael Rubin yazısında diyor ki Maduro’nun geçmişi Erdoğan ‘ın geleceği mi? Diyor ve Maduro’ya yapılanlardan Erdoğan’da endişelenmesi, Erdoğan’da endişelenmesi gerekiyor. 4 Ocak. 4 Ocak. 2 gün önce. Erdoğan, Trump’la yakın ilişkiler kurmaya çalışıyor ama bu onun geleceğini kurtarmaz diyor. Amerika Kongreleri Erdoğan’dan nefret ediyor. Değerlendirmesi yapıyor ve Trump’dan sonraki bir Amerikan başkanının Erdoğan’a karşı Maduro yaptığı gibi bir operasyon içinde Ankara’ya hücreler yerleştirmesi gerektiğini anlatıyor. Türkiye ‘nin de bölgesel düzende attığı adımları düşmancı olarak değerlendiriyor. NATO’nun 5. maddesi Amerika’ya karşı asla böyle bir karar veremez. Değerlendirmesi yapıyor ve özetle Maduro’nun başına gelen de Erdoğan ‘ın başına gelir. Geri yakında gelecektir. Bence Maduro’nun başına gelen daha önce Türkiye’ye karşı denilen bir olay. Yani eğer bir öncelik varsa 15-16 Temmuz 2016’da Amerika Birleşik Devletleri Türk ordusu içindeki kuvvetleri Türk polisi içindeki kuvvetlerini sahneye çıkarttı. Ne oldu? Bizim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hangarlarından bir baktık, Amerikan tankları çıkıyor. Bizim Türk Silahlı Kuvvetleri’nin hava meydanlarından bir baktık, Amerikan’ın uçakları havalanıyor. Yani biz böyle basit bir cumhurbaşkanını… Kaçırma olayıyla değil, doğrudan doğruya ABD’nin Türkiye içerisindeki kuvvetlerini harekete geçirdiği 15-16 Temmuz 2016 gibi çok büyük bir beladan geçti. Ve o başarılı olsaydı ne olacaktı? Ben Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşme de şöyle başladı. Dedim, Sayın Cumhurbaşkanım, 15-16 Temmuz’da başarılı olsalardı, Biz sizinle yerin altında komşu olacaktık. Ama gelin bunu yerin üstünde yapalım. Yani beraber o teklifim geçerlidir. Türkiye öyle bir yere doğru gidiyor. Ne zamanki görüşme? Seçim öncesinde. Bu seçim öncesinde bu… Şey vardı, Cumhur İttifakı’na katılma talebimiz oldu Vatan Partisi olarak. Ondan sonra o şey tam reddedildi. Ama işte biraz Sayın Cumhurbaşkanı tarafından bizzat değildi, dolaylı bir şekilde. Yani bana Sayın Cumhurbaşkanı görüşmemizde hemen hemen bu gece beraber Maraş’a gidiyoruz Sayın Cumhurbaşkanı. Yeni Devlet Bahçeli ile. O benim sözümden çıkmaz, benim şeyi iyi aramaz. Bu akşam ona yarına helikopterde şey yapacağım falan demişti. Olumlu karşıladı o. Neyse, şimdi onun üzerinde durmayalım. Ama Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı zaten bunun… Şey var, planları var değil mi? 2020 Rent Corporation raporunda doğrudan duruyor Tayyip Erdoğan hedef alınıyor. Ve alındı. 15-16 Temmuz 2016’da ne oldu? Eğer o darbe başarılı olsaydı, Sayın Cumhurbaşkanımız Maduro’dan önce Amerika Birleşik Devleti’nin şiddetiyle daha yüz yüze gelecekti. Yani aslında gelindi de yani. Türkiye’ye gelindi. 250’nin üzerinde şehit var. 2400 bilmem yaralı var. Yani biz Amerika’yla Ankara meydanlarında, İstanbul meydanlarında, Boğaz köftelerinde falan filan, Amerika’yla silahlı çatışmaya girdik. Amerika’nın bizim içimizdeki, o bakımdan Venezuela’nın bizden… Daha şey olumlu bir şey var NATO ülkesi olmadığı için. NATO ülkesi olmak burada bela. NATO üssü yok. NATO ülkesi olduğunuz zaman sizin ülkenizden Amerika’nın bir yeraltı örgütlenmesi var, Gladio. Orada da demek bir Amerika’nın bir takım örgütlenmeleri olduğu anlaşılıyor Güney Amerika ülkelerinde falan. Ama Türkiye’deki Gladio çok daha büyük. O askeriyi… Her yeri ele geçirmiş. Tankıyla, uçağıyla… Yargısıyla, polisiyle… Polisiyle… Askeriyle… Evet, 24 bin subay tasfiye edildi. 200 tane general. Ne demek? 200 tane Türk ordusundaki general, Amerikan gladiyosunun aleti. Ondan sonra… Yani öyle bir şeyi geçirdik. Fakat şimdi ben başka bir uluslararası… Dersi burada hatırlatmak istiyorum. 1938 yılında… Yani 2. Dünya Savaşı’nın arifesinde bir meşhur Münchner Felsenung diye, yani Münchner abkomunda denilen, yani Münch sözleşmesi veya Münch anlaşması diye meşhur bir anlaşma vardır. Yani Batılı İngiltere ve Fransa Hitler’le oturdular, Münch’te bir sözleşme yaptılar. Ve dediler ki, Demek ki tamam, sen Doğu’ya saldır. Drank Nahost’un, Almancası odur meşhur, yani Doğu’yu git zorla. Ondan sonra Drank Nahost’un, o eski Almanların eski sloganıdır, Drank Nahost’un. Sen git, biz sana tasdik ediyoruz. Git, Sovyetler Birliği’ne saldır. Bunu da Münih Nerferzon noktaya, yani Münih sözleşmesi diye böyle bir anlaşma yaptılar. Fakat Stalin bunlara çok atak bir taktik cevap verdi. Kalktı, Hitler’le bir saldırmazlık paktı yaptı. Siz benim üzerime mi salıyorsunuz? Ondan sonra Hitler’le bir saldırmazlık paktı yaptı. Ve Hitler bu sefer Sovyetler Birliği’ni bıraktı. İlk önce döndü, Fransa’ya saldırdı. Yani onun için ben Hitler’i yatıştırırım. Onunla bazı anlaşmalar yaparım. Onu başka yönlere sevk ederim. Ya da başımdaki Amerika belasını önüne bir takım canavarın önüne size canavar saldırıyor. Önüne bir takım kuzuları, muzuları atarak falan filan o saldırıyı önleyemezsiniz. Sonuç itibariyle daha da kuvvetlendirir ve iştahlandırırsınız. O münikler, ferzonlukta, o bakımdan… Türkiye için çok önemli bir derstir. Dünya o tür derslerle dolu. Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye yönelik niyetleri dostluklarla, bireysel dostluk ve düşmanlıklarla açıklanacak bir olay değil, stratejik bir olay nedir? Amerika ve İsrail bölgemizde bir ikinci İsrail Devleti, Kürdistan adı altında kurmayı stratejik olarak hedeflemiş. Biz bunu kağıttan mı okuyoruz? Hayır, hayattan okuyoruz. 1991’de Irak’a saldırmış, onu bölmüş. Irak’ın kuzeyinde bir sürede Kürdistan kurmuş. Ondan sonra 2010’dan itibaren Suriye’yi… 2003’te fiilen işgal etmiş. İkinci defa fiilen işgal etmiş. 2010’da Suriye’yi karıştırmaya başladı ve ne oldu? Kuzey’de bir koridor. Amerikan-İsrail koridoru açtı. Barzanistan’la Doğu Akdeniz arasında falan. Yani yaşadığımız 1990’dan beri fiili olay ne? Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail silahlı gücüyle bölgemizde bir Kürdistan kurmaya yöneldi ve bunun uygulamasını yapıyor. Dolayısıyla biz masal okumuyoruz. Türkiye o bakımdan Amerika Birleşik Devletleri’nin hedef ülkelerinden biri. Onun için şu Rubin’im, Rubin’im ikide bir böyle tweetler atması falan veya tabii 2020 yılında Amerika’nın derin devletinin o Rent Corporation raporunda Türkiye’nin hedef alınması vesaire falan bunlar şey değil, hikaye değil yani. Bunlar Amerikan… Planlarını, stratejisinin Türkiye açısından ne kadar ciddi tehditleri içerdiğini gösteren olgular. Fiili olgular yani. Yani fiilen. Sırf yazı, kağıt falan filan bilmem ne değil. Dolayısıyla dostlukla… Trump benim dostum. Trump’ı yatıştırayım. Onunla telefonla konuşuruz. Bilmem ne. Muhabbet ederiz. İşte bizi kapıya kadar geçirir. Bilmem ne. Arkamızda koltuğumuzu düzenliyoruz. Düzeltir falan. Bunlar bizi unutmasın ve oyalamasın. Çok yanlış. Bir gerçek var. Amerika ve İsrail bölgemizde bir ikinci İsrail devletçi, Kürdistan adı altında bir ikinci İsrail devleti kurmayı stratejik bir hedef olarak ortaya koymuş. Ve bu güncel. Biz buna işte terörsüz Türkiye ama daha doğrusu bütünleşen Türkiye planı ile Türkiye olarak cevap vermek için karşı planı uyguluyoruz. O da Suriye’nin kuzey doğusunda gelmiş. Ondan sonra orada tahkimatını yapıyor Amerika ve İsrail. Oradan Türkiye’yi tehdit ediyor. Değil mi? Bu konuşuluyor. Ve Suriye… Suriye’nin kendi askeri güçleri emir bekliyoruz diyor. İşte Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasında da bence çok önemliydi. Zorla veya mutabakat yoluyla diyor. O Suriye’nin kuzey doğusundaki şey entegre edilecek Suriye Devleti ‘ne. Değil mi? Zorla veya mutabakat. Şu anda çatışmalar var. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da açıklamalarında bir gece ansızın geliriz falan filan otur. Hep Suriye’nin kuzey doğusu ile ilgili olarak Türkiye’nin elinde bir… Burada silah kullanma, yaptırım gücü kullanma… Kılıç çıkınından çıkarsa… Kılıç çıkınından çıkartırız diyor. Milli Savunma Bakanımız da bunları söylüyor. Dolayısıyla Trump’la Türkiye karşı karşıyadır. Bunun için Venezuela’daki bu şeyler, çekişmeler, çarpışmalar vs. ne dersek diyelim, bizim ön cephemiz, ileri cephemizdeki olaylardır. Böyle baktığımız zaman vatanımızı, cumhuriyetimizi, devletimizi, güvenliğimizi, ekonomimizi koruyabiliriz. Çok çok önemli. Onun için burada bir cümle söyleyeyim. Yani Amerika’yı ben burada oyalarım, durdururum. Birtakım dostluklarla falan, işte biraz da onu memnun ederek, yatıştırarak falan başımdan savarım. Bunlar hayalci görüşler, çok tehlikeli görüşler. Türkiye’nin bundan kurtulması ve denge politikalarını bırakması lazım. Tehditini net olarak belirleyecek, bana tehdit Amerika ve İsrail’den geliyor ve bütün dünyadaki ilişkilerini ve dünyaya bakışını da buna göre kuracak. Evet. Çok önemli. Son dönem… Ukrayna’ya nasıl bakarım? Tayvan’a nasıl bakarım? Filistin’e nasıl bakarım? Küba’ya nasıl bakarım? Diğer… Venezuela’ya nasıl bakarım? Hep bu açıdan. Yani Türkiye’ye yönelik tehdit de merkeze koyduğumuz zaman bütün denklem çözülür. Ama AK Parti’deki söylemlere baktığımızda evet, terör koridoruyla ilgili net açıklamalar var ama Trump konusunda bir parantez açılıyor. Yani Biden dönemi gibi değil. Artık bizim hassasiyetlerimizi anlıyor. Dolayısıyla bölgede… Bizim gerçekliğimize uygun adımlar atıyor. İşte sedge konusunda da bizi artık anlamaya başladı. Değerlendirmesi gerekiyor. İşte bunlar hep kendimizi aldatma. Bakın ben bunları kendimizi aldatma diyeceğim. Nasıl mümkünler Ferzonung da Fransa ve İngiltere kendini aldattı ve dayağı yedi Hitler’den. Hitler ta Paris’e kadar geldi, girdi. Bu kendini aldatmayı Sayın Maduro’nun da biraz yaşadığı anlamda. Yani Amerika’yla, diyelim Trump bunu söylüyor, biz Maduro ‘yla devamlı konuşuyoruz, görüşüyoruz, ona şöyle diyorum, o böyle diyor falan filan. Gerçi Maduro… Amerika’nın tekliflerini kabul etmemizi anlaşılıyor. Kabul etseydi bu sağlığı olmayacaktı. Ama gene de burada onun kötü ihtimali insan hep kafasından kovmaya çalışır. Rehavete gitmiş. Bu sonuç biraz doğru düşünüyor. Çünkü Amerika ile Türkiye karşı karşıya gelecek. Yunanistan’ı silahlandırıyor. Andaları Ege’de silahlandırıyor. Kıbrıs’ı yığınak yapıyor. Ondan sonra işte Suriye’nin kuzey doğusu var. Bakın… Amiral… Kutluk bile… Geçenlerde şeyde, Hussal Kanal’da bir konuşması vardı. Şaşırdım yani. Yani vatansever bir amiralimiz, emekli amiralimiz. Ondan sonra bakıyorsun, Yunanistan’da Amerika’nın üstün üstü yok. Ege Adaları’nı falan silahlandırdığı falan filan yok. Suriye’nin Kuzey Doğası var. O kadar önemli değil. Onun Türkiye için bir tehdit oluşturduğu falan filan yok. Biz NATO ülkeyiz. NATO bizi korur. Koskoca emekli amiral ki vatanseverliğini filan bildiğimiz bir insan kendimizi aldatıyor. Neden? Çünkü tehdidi net bir şekilde ortaya koymak için Atatürk olmanız lazım. İstanbul’daki hükümet de kendini aldatmaya çalıştı. Yani ben İngilizleri idare ederim, Fransızları idare ederim. Ondan sonra işte onlarla anlaşarak, manlaşarak, hatta siz işte manda bilmem ne falan, manda ve himaye kabul ederiz. Bu dönemi güzel dostane atlatır götürürüz diye damat Ferit Paşa politikaları falan. Bunlar bizim tarihimizden de aynı zamanda önemli derslerdir. Damat Ferit Paşa olmayacağız. Bugün Türkiye yönetiminin de önünde Damat Ferit Paşa ve Mustafa Kemal Paşa seçenekleri vardır. Damat Ferit Paşa olursan kendimizi aldatırız. Damat Ferit Paşalar olduğu da gözüküyor. Biraz evvel bir amiralden bahsettim. Yani kendimizi aldatan o tür senaryoları işleyenler de var. Ama tehditin ciddi olduğunu görmemiz lazım. Çünkü 90 yılından beri bir uygulama var yani. Ve Suriye’nin kuzey doğusundaki iğnak var. Ve Ege’de işte en son Ege adalarının silahlandırılması Yunanistan tarafından ki kendisi silahlandıramıyor tabii. Çok ciddi bir şey. Sen istediğin kadar destüroyal gemi yap falan filan. Yüzlerce adada batıramayacağın adamın destüroyalleri var. Yunanistan’ın. Yüzlerce adası var. Hangi adasıyla başar edeceksin? Yani Türkiye’nin savunma konsepti bakımından çok ciddi bir tehdit. Burada kendimizi aldatmanın bedelleri çok ağır olur. Dünya tarihinden de örnekler veriyoruz. Ondan sonra o kendimizi aldatma örnekleri çok ağır bedelleri olur. Efendim, Türk siyasetinde sanki bir… Yeni saflaşma görmeye başlıyoruz. Yani siyasi partilerin içlerinde de epey bir farklılıklar ortaya çıkmaya başladı. Mesela A partisindeki bir grupla B partisindeki bir grup birbirine daha yakın, kendi partisinin diğer kanadı. Doğru. Mesela Sayın Bahçeli’nin açıklaması oldu, çok dikkat çekiciydi. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir başka açıklaması oldu. Yani ben okuduğum zaman Kılıçdaroğlu ile Bahçeli’nin açıklamasını birbirine daha paralel. Aynı parti sayılır yani. Görüyorum. İki ayrı partideler ama tuttukları cepheler Sayın Devlet Bahçeli ile Sayın Kılıçdaroğlu aynı cephe. Yani Sayın Devlet Bahçeli kendi partisinde Amerika sayesinde birliği kurdu. Çünkü ABD MHP’yi birkaç defa parçaladı. Parçalar kopardı değil mi? Meral Akşener’i kopardı. Ondan sonra Zafer Partisi hepsi beraber kopardı falan. Milliyetçi Hareket Partisi Amerika’nın tecavüzleri ve operasyonları sonucunda daha tutarlı, daha birleşik ve Amerikan empezmine karşı net bir cephe ve konumlanma içine girdi. Ama bakın o da… Birçok şeyler feda ederek girdi. 3 tane parti çıktı MHP’nin içinden. İyi Parti, Zafer Partisi, bir de Anahtar Partisi. O galiba kapanıyormuş şimdi. Ama ne olursa olsun 3 tane parti çıkarttı Amerika. AK Parti içerisinde Amerikancılar var. Var ama Rubin’in işte biraz evvel okuduğunuz yazılarından da görülüyor. Amerika hala Tayyip Erdoğan’ı şey yapmıyor, hoşgör görmüyor. Yani onunla beraber olmayı kabul etmeyen bir Amerika’da tecavüzkar bir tutum var. Cumhuriyet Halk Partisi’nin ağırlığı Amerika yanında Atlantikçe, yani Özgür Özeller, İmamoğulları falan ama… CHP’nin içinden de bir Kemal Kılıçdaroğlu çıktı. Yani MP Hizmet tavır alan. İşte bugünkü aydınlıkta da manşetti Kılıçdaroğlu’nun MP Hizmet tavrı. Son Maduro Venezuela olayında da kararlı bir tutum gösteriyor. Yani sizin dediğiniz çok doğru. Yani bütün partiler bölünüyorlar. Millicilerle Atlantikçiler arasında bölünmeler oluyor. Dolayısıyla bir millici bir cephe Türkiye’de oluşuyor. Hatta bu çıkışlar yani Bahçeli’nin çıkışı, Kılıçdaroğlu’nun çıkışı, Süleyman Soylu, Mehmet Uçum, Bülent Turan, ondan sonra en son bugün Sayın Cumhurbaşkanı ‘nın Bakanlar Kurulu toplantısından sonraki yaptığı açıklamalar falan filan. Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanımız tabii Amerika’nın doğrudan doğruyu hedefi. Fizik olarak da hedefi. Fizik olarak da hedefi. Yani sırf siyasi bir hedef değil. Onu görmemiz lazım. Zaten bu tehditlerde onu şey yapıyor. Trump’ın övmesi de öyle aldatması kimseyi. Trump’ın… Yani şimdi bu tarihi birikim, dersler, tarih… Ferzonluk’tan bahsettik. Ondan sonra Kurtuluş Savaşı derslerimizden bahsettik değil mi? Damat Ferit Paşalar ne kadar yaransalar da Fransız ve İngiliz emperistlerini diyelim şey yapamadılar. Bizim İttihat Terakki’nin de o bakımdan önemli dersleri var. Mesela Birinci Dünya Savaşı öncesinde Cemal Paşa şeye gidiyor. Çarlık Rusyası’na, Moskova’ya. Ondan sonra… O da Sazanov, Rusya’nın Dışişleri Bakanı. İşte onunla görüşmeler yapıyor falan. Öte diyor ki ya bizi diyor, o zaman İngiliz, Fransız, Çarlık Rusyası ittifakı var. Türkiye’yi, Osmanlı’yı paylaşmak, parçalamak üzere bir anlaşmalar yapmışlardı. Meşhur bir saykı spiko falan filan. Bizim Cemal Paşa Sazanov’u diyor ki ya şey yap. Bizi de alın aranızda. Fransa, İngiltere, Rusya. Ya diyor, sizi nasıl alacağız? Biz sizi yiyeceğiz, parçalayacağız. Koşturuyorlar Paris’e, Fransa’yla yine görüşmeler falan filan. Yani ne kadar yaranmaya çalışsan… Olmuyor ve en sonunda hakikat geliyor. Dolayısıyla Almanlarla beraber olmak mecburiyetinde kalıyorsun. Ve beraber olmasak perişan olacaktık. Yani Almanya ile 1914 yılında yaptığımız beraberlik ve 29 Ekim’de… Rus şarlığının donanmasını, Karadeniz’de Türkiye’nin bombardıman etmesi, İttihat-ı Raki’nin o cesareti. Ama işte İttihat-ı Raki oraya tecrübelerle geliyor. Moskova’ya koşuyor, bizi de alın, Paris’e koşuyor, bizi de alın, İngilizlere koşuyor falan. Ola Talat Paşa’nın falan, Cemal Paşa’nın İttihat Teraki yönetiminde dersler var. Yani çok önemli. Sonunda hakikat kendini kabul ettiriyor ve Almanya ile ittifak. Bakın şimdi, bizde de hakikat kendini kabul ettirmeye başladı. Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifak. Yani biz NATO ülkesiyiz falan ama NATO’nun bizi korumadığı, bize düşman olduğu ne oldu? Türkiye hakim sınıfları, güçleri devleti içerisinde bu görülmeye başlandı. Ve burada da siyasi planda işte en cesur tutumu Sayın Devlet Bahçeli alıyor Türk-Yurusu için İran İttifakı. Demek o aldanmıyor. Kendini aldatmıyor. Kendi milletini de aldatmıyor. Önemli bir gelişim. Tabii yayının sonuna doğru geliyoruz. Aralık ayı bitince bir rapor yayınlandı. Ulusal kanalın izlenmesiyle ilgili. Ulusal kanal en çok izlenen haber kanalı arasında birinci. En çok izlenen haber kanalı ve 604 milyon… Bu rakam var. Aralık ayında, sadece Aralık ayında da 220 milyonun üzerinde. Evet. Aralık ayında %80’e bir artış var. Müthiş bir şey var önceki aya göre. YouTube. Evet. YouTube. Zaten şu an aslında bütün yayınlar… Evet. İnsanlar oradan takip ediyor. Gündem oradan takip ediyor, izliyor. En yakın rakibi… Sözcü. Sözcü. 204 milyon. Sizdeki 3 aylık rapor sanırım. 3 aylık raporda Ulusal Kanal 604 milyon. Aralık ayında Ulusal Kanal 220 milyon izlenmiş. En yakın rakibi Sözcü 66 milyon. Halk TV 54 milyon, CNN Türk 50 milyon, A Haber 43 milyon. Kendisini takip eden 4 kanalın toplamı kadar bir… 3 kat fark vardı, şimdi o fark 4 kata çıkmış. Yani Aralık ayındaki fark… Tabii bu şeyden geliyor, yani ulusal kanal aralık ayında kendi devrimci kimliğini berraklaştıran bir yönetim kurdu. O kararlılık tabii rakamlara da yansıdı. Yani üç katı iken, arkasından gelen sözcünün, onlusal halk devrinin falan üç katı iken, şimdi dört katı. Yani aradaki… Aralık ayındaki artış 4 katlık bir artış oluyor. Zaten Kasım ayına göre de… Halk TV’de düşme var. Düşme var, evet. Sözcüde biraz artış var ama gene Sözcü ile arasındaki oran 4 kat. Yani 4 izleyicisi varsa, ulusal kanalın Sözcü’nün bir izleyicisi var. Arkasındaki 4-5 kanalın hepsini toplasa bir ulusal kanal etmiyor. Evet, tam olarak öyle. Yani arkasında ulusal kanalın izlenmesi kendisini takip eden Sözcü, Halk TV, CNN Türk’ün izlenmesinden daha fazla. Aralık ayında ve birinci kanal oldu. Ki Ocak ayında çok daha iyi bir şey çıkacağını öngörüyoruz. Çünkü Venezuela konusunda özellikle tek başına oradaki halkı direnişe… Mesela ben de gece 4’e kadar evvelsi gün… Bırakamadım ulusal kanalı. Görüyorsun işte artık beklediğimiz oldu. O halk harekete geçti. Devlet onları örgütlüyor falan filan. Fakat o görüntüleri ulusal kanalı bırakamıyorsun. Sabah dörtte ancak. Nadir Temeloğlu’yla, ondan sonra Çağdaş Cengiz karşılıklı konuşuyorlardı falan filan. Bir ara verdiler falan. O aranın sonuna kadar da bekledim. Gece dörde kadar dayanamıyorsun. Yani iştahla izliyorsun ulusal kanalı. Çünkü kendisini bizi aydınlatıyor, bilgilendiriyor falan. Bütün Türkiye izliyor. Çünkü başka neyi izleyecek abi? Yani Venezuela’da devlet direniyor, halka ayağa kalkmış, şimdi görüntüler ortada. Neyi izleyeceksin? O öbür tarafta da masallar, nenemizden masallar okuyor. Belki çok kanallar ama baktığımızda mesela o mahkemeye götürüş görüntüsü, bütün kanallar, bütün dünyadaki kanallar, hepsi… Ya o da bir gerçek tabii ama bakın… Biz Kölcü Savaş olarak da yapıyorlar. Doğru ama bakın orada da şu var, direnen bir Maduro var. İnişte efendim muhtemelen ilaç vermişlere benziyor. İnişte biraz sersemlemiş vaziyetteydi. Yani böyle biraz… Amerikanlılar hep çatışmadan çıktı. Muhtemelen bir de sakinleştirince yaralandı. Gözüküyor. Evet zaten mahkemede avukatı onu söylüyor. Eşinin kabırga kemikleri kırılmış. Onların tedavisi madronunda sağlık sorunları var. Yani çünkü sonuçta onu yakalayıp götürürken falan belli bir direniş falan filan olduğu, yaralandığı gözüküyor. Ama nedir? Kalkıyor. Amerikan mahkemesine ne diyor? Ben diyor. Venezuela’nın cumhurbaşkanıyım diyor. Teslim olmuyorum size diyor. Ondan sonra bu çok çok önemli tabii. Orada Maduro’da da yıkıldı Amerika’nın planları. Evet, evet. Yani fiziken diyelim esir alabildiler ama onun bilincini esir alamadılar. Maduro’nun bilincini Amerika esir alamadı. Ve ben diyor bir savaş esiriyim diyor siz de. Maduro diyor ki ben diyor savaşta esir oldum diyor. Evet. Savaş esiriyim diyor. Saddam’dan sonra ikinci bir olay. Böyle direnen ve bu tür tavırlar. Saddam da tabi çok yiğit bir tavır almıştı Saddam Hüseyin. Kalktı cellata, korkma dedi, ipi diyecek. Ver bana dedi, sen korkuyorsun ben de. Şu anda Irak’ta en çok izlenen videolar başında Saddam’ın mahkemedeki… Tamam söyleyecektim. Sadece ilan değil, bizim ulusal kanaldaki en çok izlenen videolara baktığımızda Saddam’ın o direniş görüntüsü. Sonuçta böyle idam ediliyorsun yani. İdam edilirken ayakta durmak, ondan sonra… Her baba yiğitin karı değil onlar yani. Ben gelen efendim Ankara’ya gelen Iraklılar tanıdıklar mutlaka arıyorlar, konuşuyorlar ve onlara bir şey soruyorum. Bugünkü durumla Saddam dönemine karşı ne değişti diye söylüyorum. Mesela Amerika petrolü almış gidiyor, işletiyor ama Irak’ta hala yaz gününde o sıcaklığa da birkaç saat elektrik veriliyor. Yani petrol denizinde bir seçim olsa ne olur dedim. Saddam mezardan kalktı. Seçime girdim. Açık ara Saddam kazattı diyorlar. Yani Herkes yani Saddam dönemindeki refahı, ondan sonra ev ücretleri bedava, diğer devletin çok büyük katkıları falan. Zaten Saddam’la da Amerika’nın arası niye bozuldu? Amerika dedi ki dolarla alışveriş yapacaksın. Öyle dolar dışı yollara girmeye başlamıştı Saddam Hüseyin. Yani dolar dışı petrolü satma falan. Dolarla yapacaksın dedi. Hayır dedi. Amerika’nın en yakınlarında Suudi Arabistan’da, hep konuşuruz. Fakat Suudi Arabistan, Çin’le Yuan üzerinden Ruanlaşması yaptı. Yani nereden nereye geldiğini gösteriyor. Amerika’nın on parmağının altında on tane pire var. Sağ olun. On tane pire var. Parmaklarını oynatamıyor. Yani onun için bence bu akşamki bu buluşmamızın en önemli şeyi şu, Amerika’nın Ekonomik gücünün ve silahlı gücünün sınırlarının öğrenileceği bir döneme giriyoruz. Yani bu dönemde şunu göreceğiz. Amerika’nın savunması ve silahlı gücü ve ekonomik gücünün sınırı varmış meğerse. O sınırı tecavüz etmeye, aşmaya kalktığın zaman bunun Amerika açısından bedelleri var. Şimdi onları göreceğiz. Öyle bir döneme giriyoruz. Çok önemli. Yani Amerika kendi gücünü… Ötesinde iddialarla ortaya çıktı. Kolaydan başladı diyelim. Hemen arka bahçesinde olan ön özelliğe diyelim saldırmak falan filan falan kolaylardan başladı. Ama işte Gülenland’ı, Türkiye’ye yönelik tehditlerin işte Rubin tarafından açıklanması, diğer tehditler vesaire, Tayvan Boğazı’nda Çin’le olan… Hesaplaşması, bütün bunları topladığınız zaman Amerika Birleşik Devletleri’nin iddialarının gerçekçi olmadığını, önümüzdeki dönemde bütün dünya, en başta da Amerika öğrenmiş olacak. Öyle bir dünyaya giriyoruz. Bunu anlamamız ve anlatmamız lazım. Yani günlük, bak bak, Amerika’ya bak ya, ne marifetleri varmış meğerse. Değil. Amerika’nın silahlı gücünün şeyi ne, sınırları ne. Amerikan ekonomisinin gücü ne? Bunları tartacağız. Çünkü sonuç itibariyle bunlar tartıya şimdi giriyor. Amerika tartıya giriyor. Teoride tabi hep düzeltiyorum. Çıkış yolunda her hafta bir kitap ya da bir yayını anlatıyorsunuz. Burada tabi İran’ı unutmayalım. İran da tehditlerle karşı karşıya. Ama İran daha şey… Daha kuvvet olarak da daha güçlü bir devlet. Bir de yeni savaşlardan çıktı. Ondan sonra işi çok zor Amerika ve İsrail’in İran’la ilgili olarak. Bizi de çok daha yakında ilgilendiriyor tabii İran meselesi. Onu da önümüzdeki hafta vesaire konuşuruz. Bu hafta haftanın teori dergisini öneriyoruz. 21. yüzyılda bilimsel sosyalizm ve ütopyacı sosyalizm Bilimsel sosyalizm kapağıyla çıktı, teori dergisi. Benim de neredeyse kitap boyutunda, 45 sayfalık bir yazım var. Bilimsel sosyalizm mahallesinde Ütopya satmak başlığıyla. Yani Marx, Engels’ten bu yana bilimsel sosyalizm ile Ütopik sosyalizm arasındaki mücadeleyi, çelişmeyi anlatıyoruz. Ve Türkiye’de de Ütopyacı sosyalistlerin… Maceralarını falan Türkiye boyutunda da inceliyoruz. Çok önemli bir dergi. Dünya çapında bir dergi. Ve 21. yüzyıl… Biliminin, bilimsel sosyalizminin bir özeti oluyor. O bakımdan Teori Dergisi’ni önemli öneriyoruz. Herkese bu sayı. Başlığı 21. yüzyılda bilimsel sosyalizm ve ütopyacı sosyalizm. Şu anda Ocak sayısı olarak da… Ocak sayısı olarak da var. Ocak sayısı Teori Dergisi’nin bayiler de var. Vatan Partisi internetten de satın alabiliyor. Ulaşılabiliyor. Müzik olarak da bugün Venezuela Devleti direniyor. Venezuela Milli Marşı’nı çalalım. Yani bir Venezuela şarkısı da çalabilirdik ama o halk şarkısı. Ama şu anda Venezuela Devleti direniyor. Onun müziği nedir? Venezuela Devleti’nin müziği Venezuela’nın Milli Marşı. Venezuela Milli Marşı ile de kapayalım programımızı. Katıldığınız için teşekkür ederim. Biz teşekkür ederiz. Çok teşekkür ederim. Çıkış yolunun sonuna geldik. Çıkış yolunu Sayın Doğu Pencek ifade etti. Direnen Venezuela milletinin ve devletinin milli marşıyla çıkış yoluna veda ediyoruz. Güzel bir program oldu ya. Güzel şeyler geliştirdik. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Altyazı M.K. İzlediğiniz için teşekkür ederim. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Bu ikincisi. Bu ikincisi.
Çıkış Yolu • 07.01.2026
Paylaş

