İzlediğiniz için teşekkür ederim. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu programımıza devam ediyoruz. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’e sorularımızı soruyoruz; o da büyük bir içtenlikle yanıtlıyor.
Özellikle sizlerden gelen çok sayıda soru var. Hem telefonlardan, hem Twitter adresinden, hem de SMS’lerden sorular geliyor. Ben tekrar hatırlatayım: 0212 251 5090 numaralı telefondan sorularınızı iletebilirsiniz. 3969’a “ulusal” yazıp boşluk bırakarak mesaj yoluyla bize ulaşabilirsiniz. Sorularınızı ulusal@ulusalkanal.com.tr e-posta adresinden veya Twitter’da #ÇıkışYolu etiketiyle bize iletebilirsiniz.
Burada güzel bir soru var, onunla başlayalım isterseniz. Sayın Perinçek, Ertan Doğu sormuş: “Kürtlerin emperyalizm dışında bağımsızlık referandumu hakkı var mı? Bu hangi şartlarda olur ya da olmalı mı?”
Bakın, bugünkü koşullarda olaya bakalım. Bugünkü Batı Asya denkleminde Kürtlerin bağımsız bir devlet kurması demek, Amerika ve İsrail’in desteğiyle bu işin olması demektir. Çünkü siz o devleti nerede kuracaksınız? Türkiye, İran, Irak ve Suriye toprakları üzerinde. Peki, o devleti kim kurmak istiyor? Amerika, Büyük Orta Doğu Projesi ile kurmak istiyor. Siz “Böyle bir Kürdistan devleti kuracağım” diye ortaya çıktığınız zaman, en sonunda elinize bu İsrail bayrağını verirler. O İsrail bayrağı uğruna da sizi ateşe sürerler. Birçok Kürt genci heder olur, yazık olur.
Bir yurt dışı izleyicimizin daha sorusu var: “Kürtler size ne yaptı? Niye bu kadar korkuyorsunuz?” demiş Denizcan.
Ben vatanımı savunuyorum. “Kürtler benim, Kürtler Türkler” diye bir şey yok. Kürt de biziz, Türk de biziz. Hepimiz Türk milletiyiz. Benim için Türk ve Kürt diye bir ayrım yok. Diyarbakırlı ile, Hakkarili ile, Muşlu, Vartolu, Liceli, Mardinli ile Trakyalı, İzmitli, İzmirli, Yozgatlı, Trabzonlu arasında hiçbir fark yok; hepsi bir. Biz, Türk milleti olarak çok çeşitli kavimleri kaynaştıran, birleştiren bir imparatorluk geleneğinden geliyoruz. Biz bir ırk değiliz. O bakımdan bu soru çok yanlıştır. Eğer bazı insanlar kendi vatanlarına, kendi milletlerine, kendi cumhuriyetlerine Amerika ve İsrail’in aleti olarak ihanet ederlerse, tabii ki bunun dünyada nasıl görüleceğini hesap etmeleri gerekir.
Bakın, bu manzara hep burada duruyor. En önde İsrail bayrağı ile Kürdistan mitingi yapıyorlar. Bu manzara herkes için çok öğretici. Buradan, isimlerini vermeyeceğim Mardinli muhtar arkadaşlarımın bayramlarını kutluyorum; hem Zafer Bayramlarını hem de Kurban Bayramlarını. Bana sordukları sorunun cevabı işte burada.
Orta Doğu’da, Batı Asya’da Kürdistan kurmaya kalkarsanız orada o Kürdistan olmaz; o İsrail olur. Amerika’nın ve İsrail’in piyonu durumuna düşülür, bölgenin lanetlisi olunur. Siz İran’ı, Irak’ı, Suriye’yi, Türkiye’yi Amerikan planları içinde bölmeye kalkarsanız ve on binlerce, yüz binlerce insanın kan akmasına yol açacak bir süreci fitillerseniz ancak lanetli olursunuz. Şu anda Batı Asya’daki denklem çok açık: Bütün ülkeler ve o bölgede yaşayan halklar; Türküyle, Arabıyla, Farsıyla, Kürdüyle bugünkü sınırlar içerisinde bütünlük halinde kaynaşarak yaşayacaklar.
İzleyicilerimiz mesaj yoluyla sorularını iletiyorlar ancak bir uyarıda bulunalım: İsimlerini yazmadıkları takdirde sorunun kimden geldiğini bilemiyoruz. Lütfen sorularını yazdıktan sonra isimlerini ve soy isimlerini de eklesinler.
Mesela tam bu konuyla ilgili bir soru var ama kimden geldiğini bilemiyoruz: “Devlet Bahçeli’nin ‘Kürt devleti kurulması savaş sebebi sayılmalı’ sözü ne? Başbakanın ‘o kadar da değil’ manasında söylediği yumuşatma bence yanlıştır. Baştan bu konuda sert tavırlar olması gerekmez mi?”
Savaşa gerek olmadan çözülecek bir sorun. Neden? Türkiye caydırıcı bir tavır aldığı zaman –örneğin “Habur kapısını kapatırım” şeklinde, buna kesinlikle izin verilmeyeceğini belirttiği zaman– zaten o referandumun yapılması veya Kürdistan’ın bağımsızlığı mümkün değildir. Yine Türkiye; İran, Irak ve Suriye ile birlikte “Amerika da olsa, İsrail de olsa arkanızda, bu mümkün değildir” tavrını aldığı zaman konu bağlanmış oluyor. Savaş sözü belki erken; caydırıcı tarafı var ama kademe kademe gitmek lazım. Bugün “Habur kapısını kapatırız, bu yanlıştan vazgeçin” şeklinde bir tavır, bence daha devlet adamı tavrıdır.
Şimdi tam da burayla devam edelim. Türkiye’nin Afrin’e yapacağı operasyon tartışmaları son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri. Siz de ifade ettiniz; Suriye’nin kuzeyinde Doğu Akdeniz’e açılan bir koridor planı var. Sizce Türkiye bu Afrin operasyonunu gerçekleştirmeli mi? Gerçekleştirdiği takdirde bunu nasıl yapmalı?
Vatan Partisi başından beri “Doğu Akdeniz’e uzanan; Barzanistan’dan Suriye’nin kuzeyindeki o Amerikalıların ‘Kürt koridoru’ dediği, bizim ise ‘Amerika-İsrail koridoru’ dediğimiz terör koridoruna izin verilemez, Türk ordusu o koridoru yarmalıdır” diye savunuyor. 25 Ağustos 2016 tarihinde, yani 15 Temmuz’dan bir ay on gün sonra, Türk Silahlı Kuvvetleri o Amerikan-İsrail koridoruna girdi. Bugün yine Afrin’de Amerika’nın bir yığınak yaptığı gözüküyor. Amerika Birleşik Devletleri; PKK’yı, YPG’yi, PYD’yi açık açık “kendi kara gücüm” ilan etti. 1300 tır silah verdi. Bir tırda 20 ton olsa, bu 26 bin ton silah ediyor. 60 bin kişilik bir orduyu teçhizatlandıracak kadar silah ve mühimmatı Amerika Birleşik Devletleri PKK’ya vermiş durumda.
Tabii buna Türkiye’nin ve bölge ülkelerinin izin vermesi mümkün değil. Burada doğru siyaset; Rusya, İran ve Suriye ile birlikte hareket etmektir. Kilit ülke Suriye’dir. Beşar Esad bir süre önce “Suriye devleti tek devlettir, tek millettir; içinde özel bölge falan öyle bir şey yoktur” dedi. Biz Suriye ile birlikte hareket etmeye mecburuz. Vatan Partisi Genel Başkanı olarak bu nedenle Suriye’yi ziyaret ettim. Sayın Beşar Esad’ın daveti üzerine kendisiyle görüşmeler yaptık. Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkanımız Amiral Soner Polat defalarca Suriye’ye gitti; Suriye devletinin yöneticileri ve diğer önde gelenleriyle görüşmeler yaptılar. Tam bir anlayış birliği içindeyiz.
Arzu edilir ki, Tayyip Erdoğan yönetimi de bu zarureti anlasın. Siz Suriye ile iş birliği yapmazsanız, daha çok Mehmetçiğin kanıyla ödersiniz. Ölümüne sebep olduğun Mehmetçiğin cenazesinde Fatiha okumakla Mehmetçik savunulmaz. Biz diyoruz ki; Suriye ile iş birliği yapalım, asgari bedel ödeyerek bu işi sonlandıralım. Nasıl Vatan Partisi’nin çalışmaları sonunda Sayın Tayyip Erdoğan elini Putin’e uzattıysa, şimdi de derhal Şam’a, Sayın Beşar Esad yönetimine elini uzatmalıdır. Türkiye-Suriye dostluğu kaçınılmazdır.
Mustafa Ünal’ın sorusu: “İkinci İsrail, yani sözde Kürdistan kurulsa bile yaşama şansı nedir?”
Kurulamaz. Yaşama şansı olmayan bir şey kurulamaz. Amerika Suriye’de yenildi. Amerikan gazeteleri de yazıyor; “Kürdistan artık bir hayal” diyorlar. Eğer Suriye’de kazansaydı Amerika, planları işleyebilirdi ama o siyasetlerden dönülmüştür.
Yunus Ertürk sormuş: “Suriye’nin geleceği hakkında düşünceleriniz nelerdir? Türkiye’nin Suriye ile iş birliğini nasıl anlamalıyız?”
Türkiye-Suriye ilişkisi kaçınılmazdır. Göreceksiniz, önümüzdeki günlerde o iş birliği başlayacak. Ben bir anımı anlatayım: 2006 veya 2007 yılıydı, Suriye tarafından davet edilmiştim. Orada Suriye devletinin yöneticileri bize şunu söyledi: “Biz size açıkça söylüyoruz; Suriye devleti ile Türkiye devleti birleşsin, tek bir devlet olalım.” Aslında bu Atatürk’ün projesidir. Atatürk 1921 yılında bir Türkiye-Suriye-Irak konfederasyonu fikrini ortaya atmıştı. 1937 yılında Suriye Başbakanı geldiği zaman Atatürk ona bir kere daha söyledi: “Siz Fransız ve İngiliz emperyalizminden kurtulun, Irak-Türkiye-Suriye bir konfederasyon yapalım.” Aslında bu bizim Batı Akdeniz projemizin çekirdeğini oluşturuyor. Buraya İran’ı, Lübnan’ı, Azerbaycan’ı da katabiliriz. Bölgesel birlikler, milli devletlerin ayakta kalması için çok akıllıca çözümlerdir.
Sayın Esen Zafer soruyor: “Barzani’nin bağımsızlık yolculuğunda tek gücü, petrolü Türkiye üzerinden satabilmesidir. Bu durum hakkında ne diyorsunuz?”
Türkiye’de hiçbir iktidar Kürdistan’daki referandumu destekleyemez. Desteklediği an paldır küldür devrilir. Bunu herkes biliyor. Kuzey Irak’taki Barzanistan, petrollerini Türkiye’nin desteği olmadan dünyanın hiçbir yerine satamaz. Ama biz Türkiye ile Kuzey Irak arasında bir iş birliği değil, Türkiye ile Irak arasında bir iş birliği savunuyoruz. Irak’ın toprak bütünlüğü Türkiye’nin toprak bütünlüğüdür. Irak’ın doğal kaynakları bütün Irak’ındır. Sırf Kuzey Irak ile ilişki kurarak Türkiye enerji sorununu çözemez. Enerji güvenliğimizi sağladığımız ülkeler; Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya’dır. Bu dördüyle beraberlik içinde olmamız jeopolitik bir zarurettir. …kendi aralarında örtülü bir savaş yürüttüğü söylenmekte. Perinçek bu konu hakkında ne düşünmekte? Ayrıca hiç geçerli değil. Bakın İngiltere ne yaptı? Avrupa Birliği’nden ayrıldı. Neden? Çünkü Amerika’yla yakın olduğu için ve Amerika’nın Avrupa Birliği içinde bir Truva atı olduğu için. Bütün devletler arasında çelişmeler olabilir ama Amerika-İngiltere arasında durum farklı. Dostumuz belki Almanya ile karıştırıyordur; Almanya ile Amerika arasında, Fransa ile Amerika arasında çok ciddi çelişmeler ve gerginlikler var. Yalnız Muhafazakar Parti değil, Almanya’nın, onlar daha Amerika karşıtıydı. Şu anda Almanya’nın Sosyal Demokrat Partisi’nin genel başkanı seçimlere giderken şunu söylüyor: “İktidara geldiğimiz zaman Almanya’daki bütün Amerikan ve NATO üslerini kapatacağız.” Bakın, Amerika’ya en yakın parti olan Sosyal Demokrat Parti bile bu noktaya geldi. Türkiye açısından da böyle bir şey mümkün olabilir mi?
Sanırım Servet Bey—soyadını bilmiyorum ama—Türkiye’nin NATO’nun üvey evladı, kölesi olduğunu sormuş. Şu anda Türkiye NATO’ya isyan halinde. NATO, Türkiye’yi kaybettiğini çok iyi görüyor. Tam da bunu sormuş Servet Bey: “Bu kadar kaybımıza rağmen NATO’dan neden çekilmiyoruz? İncirlik neden hâlâ açık?” diye sormuş. Bakın, her şeyin bir zamanı var. Türk ordusu Afrin operasyonunu planlayacak birikime ve kurmay yeteneğine sahiptir. Türkiye Afrin operasyonunu yaparken Erhaç, Diyarbakır ve İncirlik gibi üslerden Amerikan uçaklarının kalkmasını önleyecek tedbirleri alacaktır. Bundan en küçük şüphemiz yok. Oradan kalkan uçak YPG’yi, PKK’yı destekleyecek, Türk ordusu da kendi ülkesinden kalkan uçaklarla savaşacak; böyle bir mantık olamaz. Türk ordusunun komuta kademesine güveniyoruz. Kesinlikle Amerikan uçakları Türkiye’deki üslerden kalkıp piyonlarını destekleyemeyecek ve Mehmetçiği vuramayacaktır.
Burada Naci Çolağan’ın sorusuna da cevap vermiş oluyorum. 15 Temmuz’da ne oldu? O gece Türk askeri İncirlik’i kuşattı ve orada Amerika’nın üstünde gizlenen 15 Temmuz’un Fethullahçı Gladyo generallerini etkisiz hale getirdi. Demek ki icap ettiği zaman Türkiye İncirlik’i kuşatıp kendi kanunlarını oraya dayatabiliyor. Zaten orası Türk üssüdür, Türkiye’nindir. Amerikan uçaklarına kapatılması yeterlidir, kapatılması gerekir. İncirlik üssünü tamamen kapatmayacağız çünkü orası vatanımızın parçası. Ama Amerikan uçaklarına “Hadi güle güle, memleketlerinize dönün” diyeceğiz.
Serkan Erten Adana’dan soruyor: “Perinçek, mevcut iktidar S-400 hava savunma sistemi anlaşmasını sağlayabilir mi?” Sağladılar bile. Bu, Türkiye’nin kendisini savunmakta ne kadar kararlı olduğunu ve mecburiyetlerinin yürürlükte olduğunu gösteriyor. Türkiye yalnız S-400’leri almıyor; Çin Halk Cumhuriyeti ile de milli savunmasını geliştirmek için çok güzel ilişkiler kuruyor. Ankara’dan dönerken uçakta bir hava pilotu komutanımızla tesadüfen yan yana düştüm. Ondan çok önemli bir şey öğrendim; Rusya’nın MiG uçaklarının, Amerika’nın F-16 ve F serisi uçaklarından çok daha kabiliyetli ve üstün olduğunu belirtti. Biz Türkiye’de “F-16’ların rakibi yoktur, Rus uçakları onun karşısında mücadele yeteneğine sahip değildir” gibi bir propaganda duyuyoruz. Yıllarca pilotluk yapmış olan komutanımız, bunların hepsinin Amerikan propagandası olduğunu söyledi. Bilinmelidir ki MiG uçakları F-tipi Amerikan uçaklarından çok daha üstündür.
Şimdi biraz da iç politikaya dönelim. Osman Gözen, emekli öğretmen, Denizli’den yazmış: “Meclis Başkanı 30 Ağustos mesajında niye Atatürk’ün adını ağzına almadı?” Bunu Meclis Başkanı’na sormalı. 30 Ağustos’u Atatürk’ü anmadan kutlamak, bir Meclis Başkanı için çok olumsuz ve ciddi soru işaretleri doğuran bir tavırdır. Çok büyük bir yanlıştır. Vatan Partisi’nin programı, yarım kalmış Kemalist devrimi tamamlama programıdır. Kemalizmin birçok kalesi ve kurumu tahrip edilmiştir. Önümüzde bağımsız, halkçı Türkiye’yi kurma görevi vardır.
Üzeyir Baran, Mersin’den sormuş: “CHP mitinginde bir takım insanlar ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ dediler, CHP Başkanı susturdu. Yorumunuz nedir?” Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu tavrı yeni değil. Gezi Hareketi sırasında da Vatan Partisi, Türk bayraklarıyla ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganıyla kitleleri birleştirmişti. O zaman da buna en çok Cumhuriyet Halk Partililer karşı çıkmıştı ama toplum onları dinlemiyor. Bu slogan Fenerbahçelisini, Beşiktaşlısını, Galatasaraylısını birleştiren bir slogandır.
“CHP ve MHP’nin üzerine daha fazla gidilse Vatan Partisi seçimi kazanırdı” yorumu doğru değil. Vatan Partisi’nin önünde beş maddelik net bir program var: Terörü bitirmek, üretim ekonomisine geçmek, komşularla iş birliği yapmak, laiklik ve aydınlanmayı kurmak, Avrasya’da bağımsız öncü konuma yerleşmek. Biz şu veya bu partiyi hedef almıyoruz; Türk milletinin programını önüne koyuyoruz. Kim bu programı kabul ederse bizim dava arkadaşımızdır.
Salih Altunolup, “Perinçek Adalet Yürüyüşü’ne neden katılmadı?” diye sormuş. Çünkü Adalet Yürüyüşü, FETÖ’yü ve PKK’yı hapisten çıkartmak amacıyla yapıldı. O yürüyüşün bir kolunda FETÖ, diğer kolunda PKK vardı. Biz, Türkiye’nin Fethullahçı Gladyo’dan temizlenmesine destek veriyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’ni uyarıyoruz: Elinizi PKK’dan, FETÖ’den kurtarın, gelin vatan birliği için bir milli hükümet seçeneği yaratalım.
“Doğu Bey, AKP savunması mı yapıyor? Tayyip Erdoğan gibi konuşuyor” diyenler var. Gerçek şudur: 2014 öncesinde Tayyip Erdoğanlar Fethullahçı Gladyo ile birlikte Türkiye’yi yönetiyordu, biz ise onlara karşıydık. Şimdi onlar Fethullahçı Gladyo’nun üzerine yürüyerek Vatan Partisi’nin çizgisine geldiler. PKK ile açılım yaparken biz “açılım yanlıştır, PKK’nın üzerine silahla yürümek şarttır” dedik; 2015’ten sonra devlet o noktaya geldi. Uçak krizinde “Rusya ile dostluk şart” dedik, sonunda Erdoğan Putin’den özür diledi. Kim kimin yanına geldi? Erdoğanlar bizim çizgimize geldi. Amerika, Tayyip Erdoğan’ı devirmek hatta öldürmek istiyor. “Tayyip Erdoğan düşmanlığı” ile Amerika’nın kucağına yuvarlananlar, Türkiye’nin gerçeklerine gözünü kapatmış demektir. Amerika ile birleşip Erdoğan’a karşı savaşırsanız, karşınızda Türk milletini bulursunuz. Bizim çağrımız; partiler üstü bir vatan birliği kurmaktır. O zaman siz, bu Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla kimin siyasetlerine alet oluyorsunuz? Ben de size bu soruyu soruyorum. Vatan Partisi, sizler gibi hiçbir şekilde Amerika’nın siyasetlerine alet olmuyor. Çünkü Vatan Partisi’nin bulunduğu mevzinin ne kadar haklı ve doğru olduğu ortaya çıkıyor. Eğer Türk Devleti, Vatan Partisi’nin mevzisine geliyorsa, Vatan Partisi’nin siyasetleri her gün doğrulanıyorsa ve geniş güçleri birleştiriyorsa bu hepimizin sevineceği bir gelişmedir.
Çok fazla soru var. Muhtemelen hepsini birden soramayacağım ama yine de tekrar olanları birleştirerek sizlere sormaya çalışıyorum. Neşe Kırsaç isimli bir müzisyen izleyicimiz; “Yargı altın çağını yaşıyor” ve “Adalet yürüyüşü CHP’lilerin bonzaisidir” ifadeleriniz dikkat çekmek için miydi diye sormuş. Gerçeği belirtmek için. Şimdi bakın, çok basit; gerçeklere bakacağız. Son 40-50 yılına bakalım yargının. 1970’lerde yargı ne yaptı? Deniz Gezmişleri itham etti, Doğu Perinçekleri ve Mahir Çayanları hapse attı. Böyle bir yargıdan bugün nereye geldik? Fethullah Gülenleri, PKK’yı hapse atan bir yargıya geldik. 1980’leri alalım; yargı ne yaptı? 650 bin ilerici, solcu, Atatürkçü, milliyetçi ve ülkücü hapse atıldı. Şimdi yargı, Fethullah Gülen’i ve PKK’yı içeri atan bir noktaya geldi. 2000’leri alalım; yargı İlker Başbuğları, Doğu Perinçekleri, Hurşit Tolonları, Fatih Hilmioğulları’nı, Türkiye’nin aydınlarını, ilericilerini, Vatan Partisi yöneticilerini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarını içeri atıyordu. 2007’den başlayarak Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy soruşturmalarıyla… Şimdi yargı nereye geldi? Fethullah’ı ve PKK’yı içeri atan noktaya geldi. 21. yüzyıla baktığımız zaman, yargı bugün altın devrini yaşıyor. Tabii biz burada siyasi yargı dışında kalan alacak-verecek, tarla veya borç tahsili gibi davalardan bahsetmiyoruz. Genel toplumun adalet talebi bambaşka ama bir de siyasi yargı var.
Cumhuriyet Halk Partisi yürürken köydeki adamın tarla davası için adalet istemiyor; Selahattin Demirtaş için, Fethullah Gülen için, Nazlı Ilıcak için adalet istiyor. PKK ve FETÖ’yü hapisten kurtarmaya çalışıyorlar ama yargı, o PKK ve FETÖ’yü hapse attığı için doğru bir iş yapıyor. Vatan Partisi de kumanda mevzisindedir, Türkiye’nin bugün yürüttüğü Vatan Savaşı’nın, Cumhuriyet Savaşı’nın önderlik mevzisindedir. Oradan Türk yargısına, Fethullah Gülenleri ve PKK’yı içeri attığı için cesaret vermek durumundadır. Biz bu tespiti savaş mevzisinden yapıyoruz.
Bonzai konusuna gelince… Cumhuriyet Halk Partisi bir projenin içinde. Hangi proje? HDP ile beraber, FETÖ ile beraber hükümet olma projesi. Maalesef “mağdurlarla birlikte iktidara geleceğiz” diyerek Amerika tarafından böyle bir projenin içine itildiler. Bunu CHP tabanına alıştırmak çok zor. Nasıl alıştıracaksınız? Bu tür yürüyüşlerle. Yanında HDP’liler vardı, kardeş kardeş yürüdünüz; “E gelin birlikte iktidar olun” diyorlar. Mehmetçik’e kurşun sıkan, Türkiye’nin altına mayın döşeyen PKK’nın siyasal uzantısı HDP; lojistik destek veren, gençlerimizi ateşe süren bir örgüt. Bunu bilmeyen var mı? CHP yöneticileri bilmiyor mu? Siz nasıl o HDP’nin genel başkanı Selahattin Demirtaş’a özgürlük diye çağırıp, bunu insanlara alkışlatıyorsunuz? Bu, bonzai vermek değil mi? Örgütü alkışlatarak o insanları uyuşturmak, büyük, menhus projelere onları alıştırmak değil mi? Biz bütün bunları alkışlayanları uyarmak için “Sana bonzai veriliyor” diyoruz. Eğer bir babaysanız, abiyseniz ve kardeşiniz uyuşturucu çekiyorsa, omuzlarından tutup sarsmaz mısınız? Vatan Partisi, milletimize ve CHP tabanına o abilik, babalık görevini yapmaktadır.
Üslup duruma göredir. Türkiye’nin namluları hedefteyse, Amerikan uçakları PKK’yı koruyorsa, Türkiye sınır ötesi savaşta çok daha ciddi bir dönemin eşiğindeyse o zaman sert konuşacaksınız. Bu uyarıyı yapmazsanız ne olacak? CHP, “Türk ordusu çamura battı” demeye devam edecek. “Suriye’de ne işimiz var” dediği zaman, ancak Türk ordusu yenilirse haklı çıkarlar. Yani CHP, Türk ordusunun yenilgisine yatırım yapıyor. O bakımdan uyarıları bugün sert yapmak zorundayız.
Kenan Eyrek’in 15 Temmuz darbesini önceden haber alıp almadığımıza dair sorusuna gelince: Evet, bildirdik. Atilla Uğur komutanımız Yeni Şafak gazetesine giderek bildirdi. Ama bu işi öğrenmek yetmez. Genelkurmay da, iktidar da öğrendi. Darbeyi emirlerle, “tankları çıkartma” diyerek durduramazsınız; adam emir dinlemiyor ki. Bir tek kuvvetle durdurabilirsiniz. O gece Türkiye kuvveti ile Amerika kuvveti arasında Ankara’da ve İstanbul’da bir savaş oldu. Bu bir Türk-Amerikan savaşıydı. O savaşı Türk ordusu ve milleti kazandı. O savaş kaybedilseydi Amerika Ankara’yı ele geçirmişti.
Michael Rubin’in iddiaları hakkında: Rubin, Pentagon’un bir fesat ve fitne merkezidir. Sürekli olarak Türkiye’nin milli güçleri arasına nifak sokmaya çalışıyor. Ancak söylediklerinde gerçekler de var; Türk ordusu içinde Amerika’nın kaybettiğini, Avrasyacıların kazandığını itiraf etmek zorunda kalıyor. Amerika’nın, Rubin’in ağzından Vatan Partisi’ni baş hedef alması, partimizden ne kadar çekindiğini ve bizi bir numara olarak gördüğünü gösteren son derece uyarıcı bir gerçektir.
Mustafa Kartal’ın sorusu: “AKP Türkiye’yi savunuyorsa Barzani’nin bayraklarını niye dalgalandırdı?” AKP yönetimi, 24 Temmuz 2015’ten, yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’yı hendeklere gömme harekatından bu yana Vatan Partisi’nin bulunduğu mevzilere gelmiştir. Biz bundan memnuniyet duyuyoruz. Ama tabii her gücün özellikleri var. Tayyip Erdoğan’ların birtakım ideolojik sorunları, cumhuriyetle çelişkileri, tutarsızlıkları var. Ama onların hatalarına bakarak, onları düşman tarafta görmek aptalcadır. Hep birlikte Vatan Partisi’ni hükümet yapacağız ve Türkiye’yi bu yanlışlardan kurtaracağız.
Neşe Hanım’ın ikiz yasalar sorusu: İkiz yasalar, 2002 yılında Ecevit hükümeti zamanında, Devlet Bahçeli’nin de imzasıyla kabul edildi. 2003’te de meclisten geçti. CHP de buna oy verdi. Ben o zaman Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’i ziyaret edip “bunu veto edin” dedim. O ise “veto etsem ne olacak, tekrar meclisten geçer” dedi. İkiz yasalar, Türkiye’nin önünde duran Demokles’in kılıcıdır. Vatan Partisi iktidara gelir gelmez bu yasaları iptal edecektir. Çünkü bu yasalar, HDP’nin Türkiye’yi bölmeyi talep edeceği gerekçeler barındırmaktadır.
İran meselesine gelince; ben “Mehdi stratejisi” diye bir şey bilmiyorum. İran, Türkiye’nin dostudur ve Türkiye, İran’la beraber olmak zorundadır. Türkiye ile İran arasına fitne sokan Amerika’dır. Türkiye ve İran arasında bu tür anlaşmazlıklar yaratmaya çalışmak son derece yanlıştır. Biz İran’a gittik, bu konuları görüştük. Yıllardan beri de İran’la görüşüyoruz. Yani ben temmuz ayında gittim ama bizim partimizin yöneticileri defalarca İran devleti tarafından davet edildiler. Onlar da buraya geldiler. Buralarda da görüştük. İran’la beraber olmak mecburiyetindeyiz. İran kendi rejimini istediği gibi yönetir, Türkiye de kendini istediği gibi yönetir; ama bu iki ülke güvenlik ve ekonomi alanında iş birliği yapmak zorundadır. Onun için böyle “Mehdi stratejisi” bilmem ne falan… İran’da da buna benzer durumlar var. Bakın, Amerika; “Türkiye’de laik, zındık, İslam düşmanı bir Türkiye var” şeklinde propaganda yapıyor. Bu propaganda burada da gündeme getiriliyor. Bence bugün mesele İran’la Türkiye arasında birbirine rejim ihraç etmek veya rejim dayatmak değil; vatan bütünlüğü, güvenlik ve ekonomi alanında birlikte olmaktır. Enerji güvenliğimiz açısından da İran’la beraber olmamız lazım. İhracat imkanları, sanayimiz ve tarımımız açısından da durum böyledir.
İran’ın da neredeyse yarısı Türk. Bakın, İran’a gittik; İran’ın en büyük adamı Ayetullah Ali Hamaney Türk. Türkçe şiir yazıyor, “nurlu” bir adam. İran’da da bu olgunluk var; başına “Ben Türk’üm” diyen bir insanı getiriyor. Gittik, çok güzel bir söz var; otellere gidiyorsunuz. 7 kişilik heyetimiz vardı. Otelin kapısından giriyorsun, Türkçe konuşuyor. Oteldeki temizlikçi Türkçe konuşuyor. İçecek veren insan Türkçe konuşuyor. Şoför Türkçe konuşuyor. Ve çok da güzel bir şey duyduk; “Tahran’da Türkçe konuşulur, Farsça’yla da durum idare edilir” diyorlar. Yani böyle de sıcak bir durum var. İran devlet yöneticilerinden bazılarına “Ne güzel Türkçe konuşuyorsunuz” dediğimiz zaman, “Ben zaten Türk’üm” dediklerini duyduk. Meclisi selamladığımız sırada biri Türkçe selam vermişti, Meclis başkanı da Türkçe konuşuyordu; Azeri türküydü. “Azeriyim” demiyorlar, “Türküm” diyorlar. Bu çok önemli.
Şimdi negatif vurguları olan soruları öne aldım ama çok sayıda olumlu söz, selam ve kutlama da var. Onları da geçmeyelim. Hepsini selamlıyoruz, canları sağ olsun. Tebriz’den, Azerbaycan’daki dostlarımızla beraber selamlarını ileten Ali Mete Tuna Bey’e de sağ olsun diyoruz. “Sayın Başkan, Azerbaycan’a bir ziyareti düşünür müsünüz?” demiş. Elbette, geçen gün 15 kişilik bir heyet geldi, onlar da aynı davette bulundular. Tabii memnuniyetle. Aydın Özkan Salihli’den bayramımızı kutlamış, sağ olsun. Tekstil işçisi Kemal Vural, “3-4 yıldır takip ediyorum, bugüne kadar Doğu Perinçek hakkında yanlış bilgilendirildik. CHP hakkında çok yanıldık; emperyalizme karşı savunuyorduk ama emperyalizmle beraber olduklarını gördük” demiş. Yusuf Çeken, “AKP’liyim ama Doğu Perinçek’i destekliyorum, CHP ülke menfaatleri için ne zaman çalışacak?” demiş. Celal Kanay, “CHP üyesiyim, bayram kutlaması için aradım” demiş. Biz de parti farkı gözetmeden 80 milyonluk bütün milletimizin bayramını kutluyoruz, hepsini yüreğimize basıyoruz.
En çok sorulan sorulardan biri; özellikle son atamalardan mı demek doğru olur bilmiyorum ama Şaban Dişli’nin ekonomi danışmanı olarak, Cumhurbaşkanlığı danışmanı olarak alınması konusunu nasıl yorumluyoruz? Cumhurbaşkanıyla biz aynı partiden değiliz, aynı görüşte değiliz. Tayyip Erdoğan’ın partisi AKP bizim rakibimizdir. Şaban Dişli gibi takdirler onların kendi amaçları ve programlarıyla bağlantılıdır; bunu bizim tasvip etmemiz mümkün değildir. Biz iktidara geldiğimiz zaman, ilerici, halkçı ve üretim ekonomisinden yana olan kadrolarla Türkiye’yi yöneteceğiz. Her partinin kendi kadrosu var.
Serkan Sayın, “İsmail Hakkı Karadayı ve Hüseyin Kıvrıkoğlu döneminde Orta Asya ülkeleriyle yapılan iş birliği bugün neden bu koşullara rağmen yavaş ilerliyor?” demiş. Yavaş mı ilerliyor? Sayın Karadayı ve Sayın Kıvrıkoğlu müstesna komutanlardır. Onları buradan saygıyla selamlıyoruz. Sayın Kıvrıkoğlu, 2002 yılı 30 Ağustos’unda Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılırken devir teslim töreninde, “Türkiye, Avrasya’daki bağımsız konumunu alacaktır” demiştir. Genelkurmay Başkanlığı’nın sitesinde ben bunu kendi gözümle okudum. Ancak ayrıldıktan sonra yeni gelen Genelkurmay Başkanı bu ifadelerini kaldırdı. Bakın, 2002’de Sayın Kıvrıkoğlu tarihi bir açıklama yaptı. Cumhuriyetlerle o zamandan daha kararlı bir şekilde ilişki halindeyiz, bunu söyleyeyim; süreç gelişmiştir.

