Çıkış Yolu • 03.01.2024

Çıkış Yolu • 03.01.2024

Bugün Aydın’ın Gazetesi, haber müdürü Sayın Özlem Konur Usta ile beraber değerli konuğumuz, Çıkış Yolu’nun değerli konuğu Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek’e sorularımızı yöneteceğiz.

Hoş geldiniz.

Hoş bulduk, merhabalar. Siz de hoş geldiniz Özlem Hanım.

Merhaba. Evet, 2024 yılının ilk programı, ilk Çıkış Yolu’nda birlikteyiz. Tabii konuşacağımız çok konu var. Hem içeride hem dışarıda yaşanan gelişmeler; ekonomiden siyasete, spora konuşacağımız çok şey var. Ben, 2024 yılının ilk programı olduğu için belki izleyicilerimizle paylaşmak istediğiniz mesajınızı alarak başlamak isterim.

2024 yılı yeni bir yıl değil, yeni bir çağa giriyoruz; hem bütün dünya hem de Türkiye açısından. İnsanlık tarihinde dönüm noktaları olur. Şimdi Atlantik çağının sonuna geldik ve Asya’dan yeni bir uygarlık yükseliyor. Yeni bir çağ arifesindeyiz. 2024, bu yeni çağın habercilerinden, kapılarından biri olması bakımından önemli bir yıl. Bütün ulusal kanal izleyicilerinin, Türk milletimizin ve bütün insanlığın aydınlıklara, güzelliklere ilerlemesini diliyoruz. 2024 yılına da bu iyimser bakış açısıyla merhaba diyoruz.

Sağ olun, biz de bu iyi dilekleri paylaşıyoruz. Şimdi derseniz günün sıcak gelişmesiyle başlayalım. Özlem Hanım, sizle başlayalım; Türkiye’deki bu büyük “Köstebek” operasyonu ne ifade ediyor? Siz bilgileri aktarın önce.

Tabii. İstanbul merkezli 8 ilde “Köstebek” adı verilen bir operasyon yapıldı. Operasyonun hedefi İsrail istihbaratına çalışan elemanlardı; 34 kişi yakalandı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 57 ayrı adrese operasyon düzenlendiğini söyledi. Sayın Bakan, İsrail İstihbarat Servisi’nin ülkemizde ikamet eden yabancı uyruklu şahıslara yönelik keşif, takip, darp ve adam kaçırma gibi taktik bazlı işler yapmayı amaçladığının tespit edildiğini açıkladı. Sonrasında da Sayın Bakan, “Ülkemizin birlik ve beraberliğine karşı yürütülen casusluk faaliyetlerine asla izin vermeyeceğiz” dedi. Böylece 34 kişi yakalanmış oldu.

Bakın, biraz evvel dedik ya yeni bir çağa giriyoruz; bu haber de yeni çağın haberi. Türkiye tarihinde yeni bir olay bu. İsrail’in, Mossad’ın istihbarat teşkilatına karşı Türk Devleti’nin bir operasyon yapması ve bir tertibi önlemesi, yeni çağın ilk haberi oluyor. Çok önemli bir olay ve Türkiye ile İsrail arasındaki köprüleri atan bir gelişme. İki ya da üç hafta evvel Çıkış Yolu’nda bu konuyu konuştuk. İsrail’in, Mossad’ın Türkiye’de Hamas’a karşı bazı cinayetler işleyeceğine dair haberler vardı. Sizlerin sorusuna şöyle cevap vermiştim: “Türkiye büyük devlettir. Kendi topraklarında İsrail’e cinayet, suikast gibi imkanlar tanımaz, bu fırsatları vermez. Bunu önleyecek Türkiye’nin kabiliyeti vardır.” Çok sevindirici. İsrail’in 34 ajanının takip edilmesi, yakalanması ve Türk Devleti’nin bunu gümbür gümbür açıklaması çok güzel bir gelişme.

Evet, bundan bir süre önce, sanıyorum Aralık’ın ilk haftasıydı; İsrail İstihbaratı’nın şefinin, Hamas’ın liderlerine yönelik Türkiye’de operasyonlar düzenleyebilecekleri konuşulmuştu. O dönem siz bana Çıkış Yolu programında sormuştunuz, ben de bunlara güçlerinin yetmeyeceğini, Türk Devleti’nin buna kesinlikle izin vermeyeceğini ifade etmiştim.

Hatta Sayın Perinçek, 10 Aralık’ta, yani üç hafta önce Rusya Devlet Haber Ajansı RIA Novosti’ye verdiğiniz röportajda da bunu soruyorlar. Mossad’ın bu tür eylemlere kalkışması durumunda ağır sonuçları ve bedelleri olacağını söylemiştiniz.

O günleri görmüşüz. Hakikaten İsrail adına çok ağır bedelleri olur. Yani bu basit bir 34 ajanın yakalanması olayı değildir. Türkiye’deki Mossad faaliyetine karşı Türk Devleti’nin gördüğüm kadarıyla tarihteki ilk ciddi harekatıdır. Ben hiç Türkiye’de Mossad ajanlarına karşı böyle bir uygulama hatırlamıyorum. Hatta bakın, bir dönem Türkiye Devleti’nin Milli İstihbarat Teşkilatı’nda CIA-Mossad ekibi (Hiram Abbaslar, Mehmet Emürler) MİT’in neredeyse başındalardı. Nereden nereye geldik? Bir tarihte MİT’i kontrollerinde tutan CIA ve Mossad… İçişleri Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre bu operasyon ilk halka; daha üst seviyedeki elemanlara yönelik de operasyonlar devam edecek. Bence Türk Devleti’nin İsrail’e karşı tarihimizdeki en ciddi, en kararlı uygulaması bu. Vatan Partisi’nin aynı zamanda zaferi, büyük başarısıdır.

Şimdi isterseniz Suudi Arabistan’da oynanması planlanan Süper Kupa ile ilgili gelişmelere ve arkasından yaptığımız açıklamalara geçelim. Çünkü Türkiye hala bugün bunu konuşuyor.

Suudi Arabistan’ın yakın dönemdeki tavırlarına, uygulamalarına bakalım. Çok önemli. Bizim en son yaptığımız kurultayın Merkez Karar Kurulu raporunda da var. Ethem Sancak arkadaşımız işaret etmişti; “Suudi Arabistan’ın Amerika’dan kopması olayına Batı Asya’yı değerlendirirken yer verelim” demişti. Suudi Arabistan yakın zamanda Atlantik sisteminden, Amerika Birleşik Devletleri’nden koptu, kopuyor ve Asya’ya yaklaştı. BRICS’e girdi, resmi üyeliği tamamlandı. İkincisi, Çin’in enerji güvenliği açısından çok önemli petrol ve enerji anlaşmaları yaptı. Üç-dört gün önce de İran’la diplomatik ilişkilerini kurdu. Bunlar çok kararlı seçimler.

Bizde ise dünyadaki çelişmeleri “laiklik, çağdaşlık, dincilik” arasındaki çelişmeler olarak değerlendiren bir anlayış var. Halbuki dünyada esas çelişme emperyalizm ile dünya devletleri ve halkları arasındadır. Amerikan emperyalizminin karşısında bağımsızlık isteyen devletler, özgürlük isteyen milletler ve refah isteyen halklar var. Afganistan, Amerikan emperyalizmine karşı savaşıyor, silahla onu yeniyor ve ülkesinden def ediyor. Bizim ülkemizde ise “Afganistan’da şeriatçı bir yönetim var” diye bir karşı kampanya yürütülüyor. Amerikan yönetimi ile Afganistan arasında bir seçim yapıyorsun; ya Amerika’nın yanındasın ya da Amerika’ya karşı savaşanların yanındasın. Amerikan yandaşlığı, şeriatçılığa veya dinciliğe karşı mücadele perdesi altında gizleniyor. Aynı şey Suudi Arabistan için de oldu.

Suudi Arabistan, Amerika’nın kontrolünden çıkıyor, kafa tutuyor; bizde ise birtakım kuvvetler, “Atatürkçülük” perdesi altında bir Arap düşmanlığı götürüyorlar. Halbuki bu, Atatürk’e karşı en büyük sadakatsizliktir. Atatürk hayatı emperyalizmle savaşla geçen, emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı’nı veren ve bütün dünyadaki kurtuluş savaşlarına kıvılcım çakan kişidir. Atatürk zamanında Türkiye; Sovyetler Birliği ile dost, Afganistan ile dost, Suriye ve Irak ile konfederasyonu savunmuş bir ülkeydi. Şimdi Atatürkçülük adı altında bu düşmanlığı kim yürütüyor? Zafer Partisi, Meral Akşener ve CHP gibi Biden tayfası yürütüyor.

Bu bir tertiptir. Suudi Arabistan’da maç yapılmasına kulüplerin kendisi karar verdi. Türkiye talep etti, Suudi Arabistan “gelin burada maç yapın” demedi. Ve bu olay üzerine bir kara propaganda başlattılar. Her devletin bir egemenliği vardır, Suudi Arabistan’ın kendi hukuku vardır. Siz oraya Atatürkçülük ihraç edemezsiniz, onlar da size Vahabi zihniyetini ihraç edemez. Zaten maç yapma kararı verdiğiniz an o hukuku kabul etmişsiniz demektir. Bu tertibin merkezi neresi? İşaret fişekleri Sözcü gazetesinde yakıldı. Sözcü gazetesi, kendini Atatürkçülük perdesi arkasında gizleyen Atlantik’in Türkiye’deki önemli basın organıdır. 17 Aralık’ta bir manşet attılar, oradan başlattılar. Fenerbahçe yönetimi bu olayı köpürttü, Galatasaray yönetimi de ona uydu. Sonuç itibarıyla Türkiye’de Arap düşmanlığını kışkırtacak bir tertiple karşılaştık. Bu tertip, Amerika ve İsrail tarafından tezgahlanmıştır; Suudi Arabistan’ı cezalandırmayı hedeflemiştir. Amerikan emperyalizmine ve İsrail siyonizmine karşı mücadele pankartlarıyla çıkmalıydı; o zaman Arap halkıyla yürek yüreğe birleşirlerdi. Şimdi bu attığımız tweet mi diyoruz ona? Görüntülenmesi 4 milyon oldu. Yani yalnız benim attığım tweetin görüntülemesi bu. 5 veya 6 tweet daha var, öbürlerini de isterseniz okuyalım, hepsi önemli. Devam edelim diğer paylaşımlara. Fakat bu tweetler içerisinde beşincisi özellikle önemli.

Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimi üzerinden devam edelim. Niçin Almanya veya Fransa’ya giderken hiç ses çıkarılmıyor? Galatasaray en son Bayern Münih ile Almanya’da müsabaka yaptı, Manchester United’la İngiltere’de yaptı. Hiç kimsenin aklına oralarda Atatürk posteri açmak falan gelmedi. Atatürk onlara karşı savaştı; Suudi Arabistan’a karşı savaşmadı. Atatürk; İngiltere’ye, Fransa’ya karşı savaştı. Niçin oralarda Atatürkçü olmadılar? Birdenbire Suudi Arabistan olunca onları orada sözde Atatürkçü yapan güç, Amerika ve İsrail’dir. Bu, gerçek Atatürkçülük değildir, devrimci Atatürkçülük değildir. Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimlerini Türkiye’de gerçek Atatürkçü mevzilerde görmüyoruz. Ali Koçları veya Galatasaray yönetimlerini Atatürk devrim mücadelesinde görmüyoruz; bunlar Atlantik’e yakın, sermaye ile çok sıkı fıkı ilişkileri olan yönetimler. Ancak Suudi Arabistan’da birden Atatürkçü kesildiler. Onları yönlendiren, Amerika ve İsrail’dir. Galatasaray ve Fenerbahçe yönetimleri, Türk milletiyle Arap ülkelerinin arasını açmak isteyen emperyalist odaklara alet oldular.

Hukuki meseleye gelirsek; her ülkenin egemenliği ve hukuku vardır. Suudi Arabistan’ın da bir egemenliği, bir hukuku var. Siz orada maç yapmayı kabul ettiğinize göre, o ülkenin hukukuna ve egemenliğine uyacaksınız. “Sahaya şöyle çıkarım, böyle çıkarım” diyemezsiniz. Ahmet Çakar, bizleri çok güzel aydınlattı. FIFA kurallarına göre maçlara nasıl çıkılacağının 15 gün önceden bildirildiğini, formaların ve pankartların önceden onaylanması gerektiğini belirtti. Kulüpler zamanında böyle bir müracaatta bulunmamışlar, son gün gündeme getirilmiş. Bu, bir dolduruştur, bir tertiple karşı karşıyayız.

Mustafa Kemal, Batı emperyalizmine karşı savaşmıştır ve Arap ülkelerinin, Arap halklarının dostudur. Atatürk, daha 1907 yılında Şam’da görevli genç bir subayken, İttihat ve Terakki yöneticilerine, Osmanlı Devleti’nin dağılacağını ve Türklerin-Kürtlerin çoğunluk olduğu topraklarda bir milli devlet kurulacağını, Arap topraklarının ise sahiplerine verilmesi gerektiğini söylemiştir. Ali Fuat Cebesoy’un “Bilinmeyen Hatıralar” adlı eserinde bu belgelerle anlatılır. Atatürk, 1920-22 yıllarında Suriye ve Irak’taki kurtuluş hareketleri ile temas kurmuş, hatta bir federasyon veya konfederasyon planlamıştır. 1934 yılında Suriye Başbakanı ile görüştüğünde de bu düşüncelerini yinelemiştir. Atatürk, “Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak” diyen, Türkiye tarihinin en cesur Arap dostudur.

Şimdi bu Atatürkçülük adına Arap düşmanlığı yaymak istiyorlar. Kim yapıyor bunu? CIA ve Mossad. Amaç; Türkiye’yi Suriye, Irak, Filistin, Libya, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ülkelerden kopararak Türkiye’yi kontrol altında tutmak, Filistin davasını yalnızlaştırmak ve bölge üzerindeki tahakkümü sürdürmektir. Türk devletleri ile Arap devletlerinin birliği, gelişen ve ezilen dünyanın çok önemli bir gücüdür.

Muhalefet partileri (Zafer Partisi, İYİ Parti, CHP) bu yönde kışkırtmalar yaparken, AK Parti cephesi de bu konuda cesur davranamadı. Kendine güvenemeyen ve geçmişteki hatalarının faturasıyla korkan AK Parti, ilk etapta net bir duruş sergileyemedi. Ancak Vatan Partisi, bu olayın arkasında Amerika ve İsrail’in olduğunu, bunun bir tertip olduğunu ilk günden ifade etti. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan da daha sonra ihracatçılar meclisindeki konuşmasında, bunun bir sabotaj olduğunu ve Türkiye’nin kardeş ülkelerden koparılmaya çalışıldığını belirterek benzer bir noktaya geldi. Türkiye’deki nesnel saflaşma apaçık ortadadır; bir tarafta Atlantikçiler ve İsrail dostları, diğer tarafta ise Vatan Partisi’nin önderliğini yaptığı milli kamp yer almaktadır. 15-16 Temmuz’da, Silivri duvarının yıkılmasında veya sınır ötesi harekatlarda olduğu gibi, kritik anlarda Vatan Partisi tarih sahnesine çıkarak en kararlı duruşu sergilemiştir. O bakımdan çok önemli bir ders yaşandı ve milli olanla Atlantikçi olan arasındaki cepheleşme bir kez daha ortaya çıktı. Tabii şöyle şeyler de oldu; Gezi’den esinlenerek “yeni Gezi geliyor” gibi paylaşımlar yapıldı, birtakım çağrılarda bulunuldu. Çok etkili olmadığını gördük, milleti dolduruşa getiremediler.

Şimdi bakın, Vatan Partisi Genel Başkanı’nın paylaştığı tweetleri sıraladınız. Orada 4 milyon görüntülenen bir ilk tweet var, bir de beşinci veya altıncı tweet var, o da 4 milyon görüntülenmiş. O beşinci, altıncı tweeti getirelim: “Her ülkenin egemenliği var, her ülkenin hukuku var. Suudi Arabistan’da maç yapmayı kabul ettiğinize göre o ülkenin egemenliğine ve hukukuna saygı göstereceksiniz. Amerika ve İsrail dolduruşuna gelmeyecek.”

Bu tweet, bütün bu altı tweet içerisinde en soğuk olanıydı; hukuki cepheden veya halkın duyguları açısından en mesafeli olanıydı. Fakat bizde müthiş bir sağduyu var. Bir hukukçu olarak, kamu hukukçusu olarak bu tweete çok önem veriyorum. Onu beşinci sıraya koydum çünkü daha pratikten giden hatırlatmalar yapmıştım ama insanlar birdenbire buna yüklendi. Hukukçu olmayan milletimiz, bu altı tweet arasında önce ilkine, sonra beşinci olan bu tweete yüklendi. Bu durum beni millete olan güvenim konusunda çok heyecanlandırdı ve umutlandırdı. 4 milyon insan bu tweetler arasında önemli bir ayrımı yapıyor; Suudi Arabistan’ın hukuku ve egemenliğine saygı meselesine dikkat çekiyor.

Bu konu, dünya çapındaki gelişmeler bakımından da çok önemli. Dünyada Amerikan emperyalizminin merkezinde olduğu bir Atlantik sistemi var ve bu sistem yıkılıyor. Ona karşı, “Şeriatçı Afganlar” denilse bile, Amerikan emperyalizmine karşı ellerine silah alıp savaşanlar dünya tarihinin ilerlemesine katkıda bulunuyorlar. Suudi Arabistan için de “damgalı ülke” deniliyor ama İran öyle bakmıyor; Suudi Arabistan’la diplomatik ilişkilerini yeniliyor. Çünkü emperyalizme karşı mücadele açısından değerlendiriyor. Çin de öyle bakmıyor; Suudi Arabistan’ı büyük bir petrol üreticisi ve önemli bir ülke olarak görüyor. Tayyip Erdoğan da sabotajın farkında ve Suudi Arabistan’la Türkiye arasındaki ihracat ve ithalatın gelişmesine bakıyor.

Vatan Partisi, 11. Genel Kurultayı’nda yeni tespitlerini ortaya koydu. ABD’nin geleneksel müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere Körfez’deki çok sayıda Arap ülkesi bağımsızlaşmaya ve Atlantik sistemine tavır almaya başladı. Bunu biz bir yıldan fazla zaman önce tespit etmiştik. 2022 yılında, Çinlilerin ve Körfez ülkelerinin düzenlediği bir konferansta (Middle East China konferansı) konuşmacı olarak davet edildim. Suudi Arabistan Kralı ve Körfez emirleri de oradaydı. Konuşmam çok etkili oldu. Vatan Partisi; Suudi Arabistan ve Körfez emirliklerinin Amerika’dan kopmaya başladığını, Asya’da mevzilenmeye yöneldiğini görüyor. Olay çıktığında Vatan Partisi’nin şaşırmamasının sebebi budur. Bilimi rehber alan, dünyadaki süreçleri doğru değerlendiren ve Atatürk devrimini tamamlamayı önüne görev olarak koymuş olan parti Vatan Partisi’dir.

Sözcü Gazetesi’nin manşetini de gösterelim: “Cumhuriyetin 100. yılında Süper Kupa’nın Suudi Arabistan’da oynatılması kötü niyettir.” Bakın burada tertibin başlangıcı var. 17 Aralık’ta tezgah kurulmaya başlanmış. Tezgahı kuranlar, yani Amerika ve İsrail, Sözcü Gazetesi’ne bu manşeti attırıyor. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle birlik olanların bizi sırtımızdan vurduğunu söyleyenler, aslında bugün İngiliz’in, Fransız’ın ve Amerika’nın güdümündeler. Amaçları, Türkiye ile Arap ülkelerinin arasını açarak Amerika’nın tekrar Orta Doğu’ya mevzilenmesine hizmet etmektir.

Sıradan insanlar açısından “Atatürk etrafında birleşiyoruz” gibi bir durum algısı yaratıldı. Oysa burada Atatürk etrafında değil, Amerika ve İsrail etrafında birleşme var. Tıpkı Sıffin Savaşı’nda Muaviye’nin mızrakların ucuna Kur’an-ı Kerim sayfalarını takması gibi, bugün de Atatürk’ün ismi, emperyalist çıkarların arkasına gizlenmek için kullanılıyor. DAEŞ’in İslam bayrağı ile İslam’a karşı savaşması neyse, bu da odur.

Maçın kuralı gol atmak, centilmence yarışmaktır. Maça siyasi pankartlar, ideolojik söylemler sokuşturduğunuzda onun arkasında başka siyasetler vardır. Atatürk tişörtünün altına gizlenen İsrail ve Amerika’yı tarih boyunca görüyoruz. Bir yandan Suudi Arabistan’a şeriatçı diyorlar, bir yandan da Suudi Arabistan’ın yılbaşını kutlamasına “izin vermemişlerdi” diyerek kampanya yapıyorlar. Bu, kendi içlerinde bile tutarsız bir kara propagandadır. Dünya yeni bir çağa girdi; başçelişme, bağımsızlık isteyen devletler ile merkezinde Amerika’nın olduğu emperyalizm arasındadır.

İstanbul’da Galata’daki eylem sonrası hilafet tartışmaları ve Anıtkabir’deki slogan olayları da bu gündemin parçasıdır. Bunlar rastlantı değil; Türkiye ile Arap dünyasının arasını açmaya çalışan bir komplonun figüranlarıdır. Türkiye’nin son 200 yıllık devrim tecrübesinde, emperyalizme karşı savaşanlar aynı zamanda aydınlanmacı ve laik olmuştur. Namık Kemal’den Mustafa Kemal’e kadar Türk devriminin liderleri hem antiemperyalisttir hem de aydınlanmacıdır. Emperyalizmin güdümündekiler ise geçmişte Said Nursiler, günümüzde ise FETÖ gibi unsurlardır. Kendisini laik olarak tanımlayıp emperyalizmin aleti olanlar, aslında hem laikliğe hem de çağdaşlığa düşman bir kamptadırlar. Bu sahte çağdaşlar, Hamas’a yaklaşımda da benzer bir tutum sergilediler ancak Türkiye’nin gerçekleri onları hizaya getirdi.

Bugün hazırladığımız manşet yeni çağın habercisidir: “MİT ve Emniyet’ten İsrail İstihbaratı’na ortak operasyon.” Yani bu Türk devleti birdenbire Mossad’a ve İsrail’e karşı bir operasyon yapacak, yani silah kullanacak düzlemde bir uygulamanın içine girdi. Bu çok önemli. Yani “Bu İsrail kötüdür, İsrail’i lanetliyoruz” falan diye bir olay değil; doğrudan doğruya İsrail’in Türkiye’deki ajanlarını alıyor. Bu çok sert bir uygulama ve tarihin nasıl hızlı cereyan ettiğini gösteriyor.

Tayyip Erdoğanlara falan bakalım; onlar da arkamızda kalan dönemde böyle bir bocalama dönemi geçirdiler. Hatta ilk başlarda Hamas’a falan biraz yan bakıyor gibiydiler. İsrail ile Filistin arasında biraz orta yolcu bir tavır içindeydiler; ama hem Vatan Partisi’nin kararlılığı hem Türk milletinin kararlılığı, Sayın Cumhurbaşkanımızı da anti-emperyalist, anti-Siyonist mevzide bir tutumun içine çekti. Aslında biraz AK Parti’nin tarihi de bu. AK Parti’nin FETÖ’nün yanından kurtulması da böyle oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ve Vatan Partisi’ni hapse atarken; sonrasında FETÖ’ye karşı tavır alması, FETÖ’yü hapse atması süreci… Amerika tarafından iktidara getirilmişken, Fırat Kalkanı Harekatı’ndan başlayarak Amerika’ya karşı tavırları, Amerika’nın Tayyip Erdoğan’ı hedef alması vs.

Aslında Türkiye, AK Parti’yi yönetiyor; AK Parti Türkiye’yi yönetmiyor. AK Parti’nin önünde, ona önderlik eden bir Türkiye var. O Türkiye kim? Ordusu, polisi, sanayicisi, işçisi, çiftçisi… O Türkiye. Ve Vatan Partisi de o Türkiye’nin merkezinde. O Türkiye ne yapıyor? Tarihsel süreç içerisinde Tayyip Erdoğan’ı da önüne kattı ve götürüyor. Tabii böyle olunca AK Parti’de yalpalamalar yaşanıyor, bu bir gerçek. Takımların sahaya çıkmamasının ardından yaptığınız açıklamayla da aslında çok cesurca bir tavır sergilediniz.

Ben şunu sormak istiyorum: Bir seçime gidiyoruz, Atatürkçü kesimden tepki almaktan korkmuyor musunuz?

Korkmadım çünkü Atatürkçülüğün emperyalizme uşaklık etmek veya İsrail’e alet olmak olmadığını biliyorum. Biz cesuruz çünkü gerçek bizden yana. Biliyoruz ki bizim tavrımız toplum tarafından da anlaşılacak, görülecek. Çünkü gerçek orada. Yani gerçeği savunurken ilk başta yalnız olabilirsiniz ama gerçeği savunmak kadar sizi insanla ve kuvvetlerle birleştiren başka bir etken yoktur. Biz biliyorduk ki Suudi Arabistan’a karşı, Araplara karşı bu komplo sonuç itibarıyla Türkiye, Türk milleti ve Atatürkçüler tarafından anlaşılacak. Nitekim anlaşılıyor, giderek daha fazla anlaşılmaya başlandı. Onun için gerçeğe dayanmakta cesur olmamız lazım. Atatürk de öyleydi; bizim Türk devriminin bütün liderleri, kendi vatanlarının ve milletlerinin çıkarlarını savunmada ölümü göze alan cesur insanlardı.

Dün Atatürk’ün “Karlsbad Hatıraları”nı okudum. Hakan Kılıç arkadaşımız bu konuda bir söyleşi yaptı, ona hazırlanırken okudum. Atatürk, 30 Haziran 1918 ile 28 Temmuz arasında, 4 hafta Karlsbad’da (Doğu Almanya’da bir kaplıca şehri) tedavi görüyor ve orada hatıralar yazıyor. Komutanlarla ilgili şu tespiti yapıyor: “Geri çekilmekten korkmuyorsa o komutan, komutandır.” Yani geri çekilmek gerektiği zaman karar verebilen adam gerçek komutandır. Bizim maalesef ordumuzda komutanlar geri çekilmekten korkarlar çünkü kamuoyu onları hemen mahkûm eder, “Vay sen geri çekiliyorsun!” diye. Oysa savaşı kazanmak için bazen geri çekilmek gerekir. Bir komutan orada cesur olacak, kamuoyundan korkmayacak. Sizin sorunuzun cevabı da budur; biz bir savaş veriyoruz, emperyalizme karşı bir savaş veriyoruz ve hedefimiz bu savaşı kazanmaktır. Başarıya ulaşmak için gerçeklere dayanmaktan hiçbir şekilde korkmayacağız.

Bazen gerçekleri savunmak, toplumun büyük bir çoğunluğuyla kısa dönemde sizi karşı karşıya getirebilir. Kennedy’nin “Cesaret Mücadelesi” (Profiles in Courage) diye çok meşhur bir kitabı vardır. Kennedy, Amerikan tarihinde cereyana göğüs geren 12 önemli devlet adamını anlatır. Toplumdaki genel kanı başka yöndedir ama o adamlar tek başlarına kalma pahasına o cereyana meydan okurlar. 1950’li yıllarda çıkan bu kitap, beni çok etkileyen bir eserdir; korkmayan, cesur adamları anlatır. İşte Atatürk de Karlsbad Hatıraları’nda tam olarak bu tür komutanlardan söz ediyor.

Gelelim Filistin meselesine… 7 Ekim’den beri İsrail saldırıları ve Filistin’in direnişi sürüyor. Türkiye burada hangi somut adımları atmalı? İsrail ajanlarının yakalanması önemli bir adım ama daha güçlüsü; Türkiye’nin Suriye, Irak, İran ve Rusya ile birlikte, Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki Amerika ve İsrail güdümündeki terör örgütlerine karşı ortak silahlı harekat başlatmasıdır. İran’ın davet edeceği toplantıların gündeminde bunun olacağını tahmin ediyorum; Rusya, Suriye ve İran buna hazır. Türkiye hükümetinin de Mossad operasyonundan sonra bu iş birliğine yönelmesi beklenir. Suriye ve Irak’ın kuzeyini terörden temizlemek, hem Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlar hem de şehitlerimizin acısını dindirir. Aynı zamanda Filistin’e de olağanüstü güçlü bir destek olur çünkü Amerika’ya karşı yeni bir cephe açar. Umuyorum ki bu Mossad operasyonları, Batı Asya çapında siyasi harekatlara doğru ilerler.

İran Devrim Muhafızları Ordusu Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesinin yıldönümü. Türkiye Gençlik Birliği (TGB) bugün onun mezarı başında bir anmaya katıldı. TGB Genel Başkanı Kayahan Çetin’in açıklaması şuydu: “Türkiye, İran ve bölge ülkeleri el ele vereceğiz; ABD’yi, İsrail’i ve PKK’yı bölgemizden temizleyeceğiz.” Kasım Süleymani de tam olarak bunun için hayatını kaybetti; hem etnik terör örgütlerini hem de İslam bayrağı altında İslam’a düşmanlık edenleri temizleme mücadelesinde şehit oldu. O, emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadelesiyle sadece Müslümanların değil, Hristiyanların dahi şehidi oldu.

Bu arada akşam saatlerinde Hamas’ın önemli liderlerinden Salih el-Aruri, Lübnan’da İsrail’in noktasal operasyonuyla şehit edildi. Olayların kızıştığı çok açık. Galatasaray-Fenerbahçe maçıyla ilgili kışkırtmaların, tertiplerin hepsi bu büyük resmin bir parçasıdır. Türkiye ile bölge halklarının dostluğunu önlemek, PKK’nın temizlenmesine karşı oluşacak ittifakları sabote etmek için emperyalist bir tertip yürütülüyor. Ancak bir de buna karşı direnen Batı Asya’nın Türkleri, Arapları, Farsları ve Kürtleri var.

Türkiye hükümeti ise maalesef zikzaklar ve bocalamalar içerisinde. Bir yandan Mossad ajanlarına operasyon yapılıyor, diğer yandan İsveç’in NATO üyeliğine onay verilmek isteniyor. NATO nedir? Türkiye’yi savunan bir örgüt mü yoksa Türkiye’yi tehdit eden mi? Yunanistan kıyılarındaki Amerikan üsleri Türkiye’yi savunmak için mi kuruldu? Tabii ki Türkiye’yi vurmak için. Deniz Kuvvetleri Komutanımızın dediği gibi; biz Akdeniz’de, Karadeniz’de NATO’yu istemiyoruz. Devletin zaafı burada başlıyor; hem kendisini tehdit eden bir örgüte kapı açıyor hem de Anayasa Mahkemesi aracılığıyla PKK’nın siyasi uzantısını besliyor. Türkiye bu bocalamalarla gidemez. Ya NATO’nun karşısında duracağız ya da bu tehdide boyun eğeceğiz. Vatan Partisi olarak bu konuda üzerimize düşen görevleri yapmaya devam edeceğiz. Türkiye’ye tehdidi Türk milleti de Türk ordusu da görüyor. Türkiye’ye tehdit Amerika’dan ve İsrail’den geliyor, bu çok açık. Bugün bir gelişme daha oldu; İletişim Başkanlığı, Birleşik Krallık’ın Ukrayna’ya verdiği savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesine izin verilmeyeceğini açıkladı. Bu, Montrö Antlaşması’na göre savaş zamanında Türkiye’nin egemenliğini kullanması açısından çok önemli ve olumlu bir gelişme. Hatta bu bir manşetlik haber. Çin medyasında Türkiye’nin buna onay vereceği, dolayısıyla Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin bozulacağı yönünde haberler çıkmıştı. Görünüşe göre Çin’in o uyarısı yankı buldu; hükümetin bu kararı almasında Çin’in uyarısı dostane bir ikaz işlevi görmüş olabilir. Aydınlık’ta dün bu konuda bir haber yapmıştık.

Türkiye, Montrö Antlaşması hükümleri gereği savaş zamanında o gemilerin geçişini engelleyebilir. Türkiye egemenlik hakkını kullanarak “Ukrayna’ya buradan silah taşıyamazsın” diyor. Bu tutum, NATO ile de bağdaşmıyor. Öyle bir yere gidiyoruz ki, tıpkı 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi gibi, İsveç’in NATO’ya alınmasına karşı meclisten bir ret kararı çıkabilir. Vatan Partisi bu yöndeki mücadelesini yoğunlaştıracak. Mecliste bu itirazların olduğunu, komisyonda karşı oy verenler bulunduğunu biliyoruz. Türkiye kendi milli konumuna doğru ilerliyor; bu, Vatan Partisi’nin büyük bir başarısıdır. Seçimlere giderken yalpalamalar olabilir, ancak bizim görevimiz bu yalpalamaları önlemek ve kararlı duruşu güçlendirmektir.

İletişim Başkanlığı’nın açıklaması şöyle: “Bazı basın yayın organlarında yer alan, Birleşik Krallık tarafından Ukrayna’ya hibe edilen mayın avlama gemilerinin Türk Boğazlarından Karadeniz’e geçişlerine izin verildiği iddiası doğru değildir. Türkiye, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik özel askeri operasyonunu derhal savaş olarak tanımlamış ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 19. maddesi uyarınca savaşan tarafların savaş gemilerine boğazları kapatmıştır. 1936 yılından beri Montrö Sözleşmesi’ni tarafsız ve titizlikle uygulayan Türkiye, Karadeniz’de gerilimin tırmanmasının önlenmesini teminen bu savaş boyunca da değişmez kararlılığını ve ilkeli tutumunu muhafaza etmektedir. Birleşik Krallık tarafından Ukrayna’ya hibe edilen mayın avlama gemilerinin, savaş devam ettiği müddetçe Türk Boğazlarından Karadeniz’e geçişlerine izin verilmeyeceği ilgili müttefiklerimize bildirilmiştir.”

Türkiye’nin bu uygulaması, Ukrayna’yı destekleyen Amerika ve NATO’ya karşı bir tavırdır. İşin gerçeği budur ve bu süreç, Türkiye’nin NATO’ya İsveç’in alınmasına “hayır” demesine kadar gidebilir. Tarihin hızlı ilerlediği süreçlerde düne bakarak yarını anlayamayız.

Asgari ücret meselesine gelince; milyonlarca emekçinin gözü bu masada. Fakat asgari ücreti artırmak tek başına çözüm değil. Türkiye’de üretimi artırmaz ve üretileni adil bir şekilde bölüştüren bir sistem kurmazsak, yapılan zamlar kısa vadede insanları sevindirse de refah açısından orta vadede sonuç getirmiyor. Asgari ücret artınca fiyatlar da artıyor. Emekçiler olarak dikkatimizi üretimi artıran ve bölüşümü adilleştiren çözümlere yöneltmeliyiz.

Ekonomide bir diğer konu da faizler. Türkiye şu an dünyada en yüksek faizi uygulayan dördüncü ülke konumunda. Bir yanda Mossad ajanlarını yakalayıp İngiliz gemilerine geçiş izni vermiyoruz, diğer yanda faiz politikalarıyla Atlantik sistemine boyun eğiyoruz.

Türkiye halkı ağır karar verir ama doğru ve devrimci karar verir. Önümüzdeki süreçte emekçi hareketlerinin disiplinli ve önderliği olan bir şekilde yükseleceğini görüyorum; tıpkı 1989 bahar eylemleri gibi.

Teori Dergisi yeni sayısında “Emperyalist Proje: Kürdistan” dosyasıyla çıkıyor. Kuntay Gücüm, İngiliz ve Amerikan arşivlerinden belgelerle bu konuyu çok iyi işledi. Şeyh Said meselesi çok tartışıldı; HÜDA PAR ve DEM Parti’nin Şeyh Said’i sahiplenmesi, bu partilerin emperyalist projelerle aynı cephede buluştuğunu gösteriyor. Kürdistan projesi, bir matematik olarak emperyalist bir projedir.

Son olarak, Hakkari eski milletvekili ve genel başkan başdanışmanım Sayın Lezgin Önal’ı kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kendisi Türkiye’nin birliğinden ve bütünlüğünden yana duran çok değerli bir büyüğümüzdü. Onu saygıyla anıyoruz, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyoruz. Ankara’da kendisi için bir anma töreni düzenleyeceğiz. Partimize katılması olayı… Aynı zamanda deminki resim de bir Güneydoğu Halk Önderleri kurultayı yapmıştık, konferansı; orada da katılmıştı. Orada da çok güzel konuşmalar yapmıştı. Partimizin büyüklerindendir. Onu saygıyla anıyoruz. Ocak ayında da onunla ilgili güzel bir anma töreni yapacağız. Ben Cumhurbaşkanı adayı olduğum zaman yedi tane kuzu kesmiş, etlerini yollamıştı. Abimizi hiç unutmuyoruz. Çok değerli, bonkör, fedakar, paylaşan bir abimizdi. Kürt halkının, bütün Türk milletinin, Hakkari halkının bütün değerlerini ve erdemlerini taşıyan büyük bir insan ve ağabeyimizdi. Evet, saygıyla anıyoruz.

Programın sonuna gelirken, 2 Ekim’de Görev Vakfı öncülüğünde “Umuda Ortak Ol, Çözüme Ortak Ol” kampanyası başlatılmıştı ve 2023 yılının sonuna kadar da yoğun bir kampanya yürütüldü. Tabii burada en önde kampanyaya koşturan, milli medyanın ayağa kalkması, atılım yapması ve daha güçlü bir şekilde görevlerini yerine getirmesi için büyük bir seferberlik oldu. En başta Ulusal Kanal izleyicileri, Aydınlık okurları, Vatan Partisi’nin ilçe yöneticileri ve üyeleri, kahramanca ve fedakarca bir seferberlik içerisinde oldular. Bugün de Vakıf Başkanlığımızla beraber bir son durumu ilettik. Bu, yarınki Aydınlık Gazetesi’nde de yer alacak.

“Türk milletinin değerli öncüleri; kampanyamızı başarıyla tamamladık, kutlu olsun. Görev Vakfımızın Ulusal Kanal ve Aydınlık için 2 Ekim’de başlattığı ‘Çözüme Ortak Ol’ kampanyasında 32 milyon TL toplanmıştır. Ocak ve Şubat ayları için taahhütte bulunan değerli öncülerimizin katkılarıyla hedefimize ulaşmış bulunuyoruz. Yine birlikte başardık. Fedakarlar, sağ olun, var olun. Türkiye’mizin zor koşullarından çıkışı için, çözüm için göreve hazırız. Yeni yılınızı kutluyoruz. En içten, en derin duygularla sizleri selamlıyoruz. Saygılarımızla. Görev Vakfı Başkanı Erkan Önsel, Osman Erbil, Aydınlık Genel Müdürü ve Ulusal Kanal Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Adnan Türkkan.”

Hepimizin yüzü gülüyor. Bu kampanya başlarken Ekim ayında 25 milyonluk bir hedef vardı. Ben “25 milyon değil, 35 milyon yapalım” demiştim. Şimdi 32 milyon oldu. O 25 milyonu 7 milyon aştığımız için çok sevinçliyim, 3 milyon daha toplansaydı tam olacaktı. Kampanyamız başarıyla sonuçlandı ama buradan bir çağrı yapıyorum: Beni mahcup etmeyin, bu 3 milyonu da yollayın. Dünyanın son atılımı olarak bu 3 milyonu sizlerden bekliyorum. Bunu arkadaşınız için yapın. Onu kendi inisiyatifimle buradan açıklıyorum. 3 ayda 32 milyon iyi bir rakam. Vatan Partisi, Aydınlık ve Ulusal Kanal, hep beraber Görev Vakfı Başkanlığı’nda bu başarıyı kazandık. Çok mutluyuz ama yüzümüzün daha da gülmesi için 3 milyon daha istiyoruz. Bunu sizden izinsiz istiyorum burada.

Çok güzel, böyle inisiyatifler bizi çok mutlu eder başkanım. Türk milletinin fedakarlığı, verici ruh; bunlar çok önemli hasletlerimiz. Türk milleti olarak paylaşmak, almak değil vermek esastır. Aydınlık, Ulusal Kanal ve Görev Vakfı bu geleneklerimizi ayakta tutuyor. Milletten sürekli kampanya ile kaynak topluyoruz ama bunun manevi değeri çok daha önemli; verici ruhu ayakta tutmak ve geleceği kurmak açısından çok değerli. Eğer müreffeh, bağımsız bir Türkiye istiyorsak vericilik dışında bir çözüm yok. Yeni çağın insan tipi, verici ve paylaşmacı insandır. Bu, Türk milletinin karakteridir.

Tebrik ediyoruz. Bu 32 milyonu alın teri olarak görüyoruz; alın teri aynı zamanda şehitlerin alnındaki kandır. Şehit kanıyla fedakarların terinin buluştuğu bir noktadayız. Yeni çağa girerken, çözüme ortak olan bütün gönüllülerimize, izleyicilerimize ve vatanseverlere yürekten teşekkür ediyoruz. 3 milyon daha bekliyorum, çağrım budur. Bu gece göndermeye başlayın.

Programı kapatırken haftanın kitabını verdik. Teori’nin yarınki sayısı hakikaten kitap gibi bir sayı; Kuntay Gücüm’ün Amerikan ve İngiliz arşivlerini inceleyerek yazdığı çok iyi bir çalışma. Ayrıca Arap dostluğu bayrağını yükseltiyoruz; Arap kardeşliği yüreğimizde. Bunu bir Arap şarkısıyla kutlayalım.

Paylaş