Bu yakın geçmişteki devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Halkın yüzde elliye yüzde elliye bölündüğü bir durum tasviri… Türk milletinin mantığı açıktır. Ben yere atarım ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Gölgedeki bu yangın, Irak’taki bir… Hayır, birleşmek güzeldir. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.
Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu” programında karşınızdayız. Sayın Rafet Ballı ile karşılaşıyorsunuz normalde programda; bir mazeretinden ötürü bugün ben sunmaya çalışacağım. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek ile bugün uzunca bir vaktimiz var. Birçok şeyi konuşacağız. Çok da tarihi bir dönemeçte bir programla karşınızdayız. Hoş geldiniz Sayın Perinçek.
Çok teşekkür ediyorum. Bugün karşınıza gelince 15 Temmuz’un hemen ertesi günü yaptığımız program geldi aklıma. Türkiye o gün de merak ediyordu, “Sayın Perinçek ne diyecek, nasıl mesajlar verecek?” diye. Çok yoğun soruların olduğu bir program yapmıştık. Açıkçası bugün de o geldi aklıma. 15 Temmuz gecesi siz de oradaydınız, biz de mikrofonlarımızla yayınlar yapıyorduk. O günün ardından yine tarihi bir seçim süreci yaşadık. Her seçim sonrası bir klişe haline geldi; “Türkiye seçimini yaptı” denir. Ama biz bugün sadece Türkiye seçimini yaptı değil, geleceğe yönelik neler yapıldığını da konuşacağız. Bir fark olacak değerli izleyenlerimiz; programımıza istediğiniz gibi sorularınızı gönderebilirsiniz. Twitter’da #PerinçeğeSoruyorum başlığından veya alt banttan geçen iletişim numaralarımızdan bizlere ulaşabilirsiniz. Ben elimden geldiğince sorularınıza yer ayıracağım. Bizi radyodan dinleyen izleyicilerimizi de selamlayalım; onlar da sorularını Twitter üzerinden gönderebilirler.
Birçok konu var Sayın Perinçek ama en sıcak konudan başlamak isterim. Seçim sonuçlarını akşam evinizde izlediniz, hatta Ulusal Kanal’a bağlanarak mesajlarınızı verdiniz. İlk sonuçlar belli olduktan sonra nasıl karşıladınız? Beklediğiniz bir sonuç muydu?
Az çok beklediğim bir sonuçtu. Partimizin oyları açısından beklemediğim bir durum olsa da, Türkiye’deki oy yönelişi ve seçmen eğilimleri açısından beklediğim bir sonuçtu. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz: Halk “vatan” diyor, önce vatan diyor. Ekmekle vatan arasında, vatanı önde gördü. Teröre karşı tavrını koydu. Özellikle Güneydoğu’daki Kürt yurttaşlarımız da teröre karşı tavırlarını koydular. “Terör istemiyorum” diyor halk. Bu çok önemli. Kim PKK ile birleşir, kim FETÖ ile birleşir; o kaybeder. Seçimlerden önce de tahminler soruluyordu, Sayın Kılıçdaroğlu’na da söyledim: “Seçimi kimin kazanacağını söylemeyeyim ama size kimin kaybedeceğini söyleyeyim: Kim HDP yani PKK ile birlikte olursa o seçimi kaybeder.”
Peki, Sayın Kılıçdaroğlu’nun tepkisi ne oldu siz bunu söylediğinizde?
Çok iyi hatırlamıyorum ama Sayın Kılıçdaroğlu tepkisini belli eden bir insan değil. Ancak ben bunu vurgulayarak birçok görüşmemizde dile getirdim. Silivri ziyaretlerimde birçok Cumhuriyet Halk Partisi milletvekiliyle de görüşmelerimde şunu söyledim: “HDP ile iş birliği yaparak Kürt oyları kazanılmaz. HDP’nin veya PKK’nın taleplerini, bunlar Kürt halkının talepleridir diye dillendirerek kazanılmaz. Oradaki insanları kazanmanın en uygun yolu terörü bitirmektir.” Herkes çarşıda, pazarda rahat işini yapmak, ekmek biçmek, merada hayvanını otlatmak istiyor. Ama terör, bütün bu ekonomik faaliyetlerin önünde duruyor. Can kaybediliyor, mal kaybediliyor. O bakımdan teröre karşı tavır almak, orada oy kazanmanın biricik yoludur. Mesela Sayın Ali Özgündüz, Şahin Mengü gibi isimler ziyaret ederdi; bütün o CHP milletvekillerine o zaman bunları söyledik. “Bu söylemler çok kaybettirir” dedik. Nitekim gördük; HDP oyları Güneydoğu’da düştü, Vatan Partisi oyları ise olağanüstü yükseldi. Mardin’de sekiz misli arttı, Diyarbakır’da beş kat, Şırnak’ta altı-yedi kat arttı. Vatan Partisi’nin Güneydoğu’daki hiçbir yerde oy kaybı yok. Asker ve polis oylarının daha çok AKP’ye gittiğini düşünürsek, Vatan Partisi’ne yönelen bu oylar doğrudan ekenlerin, biçenlerin, esnafın ve halkın oylarıdır; bu bakımdan çok anlamlıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşmeleriniz oldu. İki ittifak da seçim sürecindeydi. Bugün herkes şu soruyu soruyor: Cumhuriyet Halk Partisi ve Muharrem İnce neden kaybetti?
Tek bir sebebi var: HDP ile iş birliği yaptığı için. Açıkça “HDP’li bir cumhurbaşkanı yardımcısı tayin edeceğiz” dediler. Özgür Özel’in televizyonda ifade ettiği; “Meclise girdiğimiz zaman Ermeni soykırımını araştıracak komisyon kuracağız, Dersim olaylarını araştıracağız” söylemleri… Amerika’nın dayattığı, Cumhuriyeti ve Türkiye’yi katil ilan etmeye yönelik bu politikalar, Atatürk ve İnönü’yü suçlamalar… Bunlar halkta büyük tepki topladı. Sayın Muharrem İnce, Türkiye’nin kırmızı çizgilerini, yani anayasanın ilk dört maddesini (vatanın bütünlüğü, milletin birliği, cumhuriyet rejimi ve Türkçenin resmi dil olması) kaldıracaklarını söyledi. Hatta “Beraber mi yaşayacağız, yan yana mı, ayrı ayrı mı?” diye sorarak Türkiye’nin birliğini tartışmaya açtı. Bunlar kanla, silahla olabilecek işlerdir. Bunlardan dolayı büyük kayba uğradılar. Ayrıca FETÖ’den de vazgeçmediler; “mağdurlar” üzerinden iktidar planı kurdular.
Sayın Kılıçdaroğlu ile Sayın İnce arasında bir fark görüyor musunuz?
Öyle bir fark göremiyorum. Zaten fark olsa kendileri ortaya koyardı. Muharrem İnce “Demirtaş’a özgürlük” söylemiyle AKP-MHP’nin daha fazla oy kazandığı yönündeki eleştirilere açıklık getiremedi. Edirne Cezaevi’ne, Diyarbakır’a ziyaretler yaptılar; bu bir dayanışma değil mi? Halkın bu inkar politikalarına tepkisi, dürüstlükle ilgili bir meseledir. Bir siyasetçi 15 gün önce söylediğini unutamaz. Siyaset yozlaştı ama bu, Cumhuriyet geleneğimizde görmediğimiz tavırlar.
Millet İttifakı ile ilgili öneriniz neydi?
Biz şunu önerdik: “Sayın Kılıçdaroğlu, siz cumhurbaşkanı adayımız olun. Tek adayla girelim; beş ayrı adayla değil. Vatan Partisi, CHP, İYİ Parti birlikte girelim, bu seçimi kesinlikle alırız.” Çünkü hükümet kuracakların beş adayla çıkması olmaz; bu, “Bizi yönetemezler” mesajı verir. Cumhur İttifakı bunu yaptı, ortak hükümet başkanlarının Erdoğan olduğunu ilan ettiler. Ben teklifimi sundum, Sayın Kılıçdaroğlu “Kabul ediyorum, İYİ Parti’ye de anlatın” dedi. Ancak İYİ Parti yöneticileri bunu reddederek çok büyük hata yaptılar. Kabul etselerdi kesinlikle Erdoğan’dan çok oy alabilirlerdi.
Peki, FETÖ ve PKK ile yan yana durduklarını iddia ettiğiniz bir yapıya neden ittifak önerdiniz?
Bizim ittifak önerimiz, onları FETÖ ve HDP ile el ele yürümekten kurtarma önerisiydi. Üretim ekonomisi ve vatan bütünlüğü için bir ittifak… Eğer Vatan Partisi o ittifakın içinde olsaydı, FETÖ ve PKK dışlanacaktı. Zaten Amerikalılar onlara şunu söyledi: “Vatan Partisi’nin olduğu yerde HDP olmaz.” O yüzden bizden uzak durdular. CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi, Amerika’nın projesi olan HDP’yi meclise ve hükümete sokmak için birleştiler. Planları ikinci tura kalmak ve o zaman HDP’yi devreye sokmaktı. Zaten birinci turda da İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin, CHP üzerinden PKK ve FETÖ ile yan yana geldikleri ortaya çıktı. Kaldı ki FETÖ ile ilişkiler yalnız CHP üzerinden de değil. Yani bu şekilde, biz Amerikan planını bozmaya çalıştık. Amerika’nın HDP’yi ve FETÖ’yü Türkiye’de siyasetin merkezine yerleştirme girişimini bozmaya çalıştık. Çok doğru ve isabetliydi. Eğer CHP ve İYİ Parti o konuda istekli olsalardı, ki CHP “kabul ediyoruz” dedi ama gayreti göstermedi. Daha çok bize bıraktı; belki de İYİ Parti’nin reddedeceğini biliyorlardı. “Reddeden İYİ Parti olsun” diye düşündüler.
İyi Parti’nin yöneticileriyle bizzat ben ve arkadaşlarım görüştük. Lider düzeyindeki insanlara bugünkü tabloyu anlattım: “Çok büyük hata yapıyorsunuz. Sonuç itibarıyla HDP ile yan yana bir konuma geliyorsunuz.” Meral Hanım ise “İlle ben cumhurbaşkanı adayı ve cumhurbaşkanı olacağım” dedi. Oysa Meral Hanım cumhurbaşkanı olamazdı; çünkü İYİ Parti, HDP ile iş birliği konusunda Amerika için elverişli bir parti değildi. İçinde milliyetçi birikimler ve geçmişten gelenler var. O iş birliği CHP üzerinden olabilirdi. Dikkat ederseniz, sistem bütün gücüyle Muharrem İnce’yi cumhurbaşkanı yapmak için yüklendi. Amerika’sı, Avrupa’sı, aralarındaki ayrılıkları kaldırıp tüm medya imkanlarını ve paralarını sahneye sürdüler. Ama Amerika yenildi.
Bu seçim şu bakımdan çok önemlidir: Amerika’nın Türkiye’de hükümet tayin ettiği dönem bitmiştir. Eskiden hükümet olacak kişiler önce Amerika’ya gider, oradan icazet alıp gelirlerdi. Fakat 24 Temmuz 2015’ten sonra bu durum bozuldu. Türk Silahlı Kuvvetleri, 7 Haziran seçiminden sonra PKK’nın üzerine yürüyüp onları hendeklere gömdü. O sayede AK Parti oyları dört ay içinde %10 arttı. CHP’ye, Sayın Kılıçdaroğlu ile İstanbul’daki Polat Renaissance Otel’de yaptığımız görüşmede de söylediğimiz gibi; PKK’nın üzerine yürümek oy yükseltir. “Burada kararlı biz olacağız, AK Parti’nin önüne geçeceğiz” demeleri gerekirdi.
Bugün baktığınızda Sayın Muharrem İnce’nin konuşmaları, CHP’nin artık yönetimiyle HDP ve dolaylı olarak PKK ile bir yol arkadaşlığına girdiğini gösteriyor. Umarız bu seçimden bir ders çıkarırlar. Madem onlar için vatan o kadar önemli değil, bari oyları önemli olsun. HDP ile ittifakın ve bu koşulların, halkın gözünde nasıl bir karşılığı oldu? Havucun fiyatı 8 liraya çıkmış, ekonomi kötü, Türkiye borca batmış, dolar 5 liraya yaklaşmış… Bu koşullarda AK Parti’nin oylarının %10-20 düşmesi gerekirdi. Ancak seçmen ana muhalefet olarak gördüğü CHP’nin “vatan mevzisinde” olmadığını fark etti. Halk şunu dedi: “Vatan ekmekten önce gelir.” Bu seçimin en önemli mesajı budur.
Bu seçim bir tartışmayı da çözdü: Türkiye’nin birinci sorunu terör mü yoksa ekonomi mi? Seçmen, terörü birinci sorun olarak gördüğünü belirtti. Elbette ekonomi hızla ön plana geçiyor, o ayrı bir mesele; ama seçmenin mesajı “Şu anda terör meselesi daha önemlidir” şeklindeydi.
Cumhur İttifakı ile ilgili “Madem vatanseversiniz, neden onlarla hareket etmediniz?” diye soran izleyicilerimize şunu söyleyeyim: Türkiye’nin, AK Parti ve CHP’nin başını çektiği bölücü ittifak dışında üçüncü bir seçeneğe ihtiyacı var. AK Parti ekonomide bir çıkmazı temsil ediyor. Vatan Savaşı’nda Vatan Partisi’nin dediği yere gelip PKK ve FETÖ’ye karşı durmaları olumlu, ancak ekonomide tamamen borçlanma ekonomisinin uygulayıcılarıdır. Eğer Cumhur İttifakı’na girseydik, biz de o çıkmazın içinde eriyip gidecektik. Vatan Partisi olarak bizim görevimiz, üretim ekonomisini ve vatan bütünlüğünü savunan bağımsız bir seçenek olarak kalmaktır.
Tayyip Erdoğan düşmanlığı bir çözüm değildir. Bu düşmanlığa kilitlendiğinizde kolunuza FETÖ’yü, PKK’yı takar ve Amerika’nın güdümüne girersiniz. Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerindeki bazı yazarların geldiği nokta budur. PKK’yı meclise sokarak Türkiye’de çözüm üretme girişimi iflas etmiştir.
Oy uğruna ilkelerden vazgeçmek, 1945 sonrasında partileri yolundan çıkaran en tehlikeli şeydir. Atatürk devrimlerini tartışmaya açtılar, tarikatlara taviz verdiler. Şimdi de “PKK oylarını kazanalım” diyorlar. Vatan Partisi oya kendini satmadı. Biz vatandaşı ikna ederiz, kazanırız ama oya partimizi satmayız.
Sonuç olarak halk, Atlantik sisteminin Türkiye’yi bölme planına karşı, daha vatansever seçenekler yerine hükümetteki ağırlığı olan partiyi tercih etti. “Zararın neresinden dönülse kârdır” mantığıyla, yani “mazaratı def etmek” adına bu tercihi yaptılar. Bu, halkın kendi pratik düşüncesidir; doğru değil ama halkın gerçekliği budur. Biz ise önümüzdeki süreçte Türkiye’yi üretim ekonomisine kavuşturacak bağımsız ve güçlü seçeneği temsil etmeye devam edeceğiz. O CHP’li vatandaşlara “Oyunuzu istemiyorum, gerekiyorsa diyorsunuz” diyorsunuz. Yani “Siz beni yönetemezsiniz” diyorsunuz. Burada ne demek istiyorsunuz tam olarak? “Sen beni yönlendiremezsin.” Bir kere şunu söyleyeyim: 122 bin imza verildi. Rastlantı, 122 bin oy aldı. Evet.
Şimdi bu 122 bin imzanın bir kısmı bizim partinin tabanından da var. Yani bize oy vermeyen, kendi üyelerimiz arasından Muharrem İnce’ye… Birazdan onu da soracağım. Evet, o konuda iyi için… Yani onları konuşacağız şimdi. Ama hem onların o kaybı telafi eden oylar geldi hem de sonuç itibarıyla o 122 bin… 122 bin olarak duruyor. Şu demek; yani o imzayı atan, Cumhurbaşkanlığı adayı göstermek için insanlar bize oy verdi. Orada da bir CHP oyu falan yok. Yani CHP’li diyelim bin kişi, bin beş yüz kişi gelip imza vermiş olabilir. Yüz yirmi iki binin, iki bini diyelim CHP’li olabilir. O da zaten bizim programımızı seven CHP’lilerdi. Ama CHP yönetimi kesinlikle böyle bir şey istemedi. Bizim seçime girmemizi de istemedi. Ama tabandan büyük baskı oldu onlara. Saadet Partisi’ne otobüslerle taşıyorsunuz, onun oy alması için. Hatta imzaları tamamlaması için. “Niye bu Vatan Partisi için yapmıyorsunuz?” deyince bir iki böyle yarım ağız açıklamaları oldu. Onlara da teşekkür ediyoruz o yarım ağız açıklamalara da. Ama o doğru değil. Yani bizim öyle Cumhuriyet Halk Partisi’nden bin, bin beş yüzden fazla bir imza almadığımız seçimde ortaya çıktı. 122 bin olduğu gibi, 122 bin o. Aynen duruyoruz.
Ama şöyle bir durum oldu; biz yalnız burada şu var: Biz biraz oy kaybettik. O oyu başka türlü telafi ettik. Yani biz o 122 bin bize aday gösterene ek bir seçmen kitlesini bu süreçte ikna edemedik. Bu bir gerçek.
Şöyle bir durum olduğu da ortada, özellikle sizinle ilgili: Sizi seven, Cumhuriyet Halk Partisi’ne de oy veren, sizi seven geniş bir kitle var. Bu ortada. Bu kitlenin de sürekli sitemine maruz kalıyorsunuz. Şimdi gelen soruların da önemli bir bölümü o yönden. İzliyorlar, çok yakından izliyorlar. Belki siz birçok kez ağır eleştiriler yapsanız da yine izliyorlar. Şu anda belli zaten gelen sorulardan. Hep de size bir sitem ediyorlar: “Cumhuriyet Halk Partisi’ne neden bu kadar yükleniyorsunuz? İktidara bu kadar yüklenmiyorsunuz.”
Efendim, biz Cumhuriyet Halk Partisi’ne yüklenmiyoruz; biz vatanımızı savunuyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi’ne yüklenmiyoruz. Bu Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki arkadaşlar bu vatanın evladı değil mi? Onların çocukları askere gitmiyor mu? Bu vatan onların vatanı değil mi? Bu topraklar onların toprağı değil mi? Bu bayrak onların bayrağı değil mi? Bu memlekette huzur içinde yaşamak onların meselesi değil mi? Biz neyi savunuyoruz? Biz diyoruz ki PKK ile, HDP ile beraber olunamaz. Biz buna kesinlikle izin veremeyiz Türk milleti olarak. Bunu söylemeden Türkiye’de vatanseverlik olur mu? Bunu söylediğimiz için biz varız. Cumhuriyet Halk Partisi de o mevzide olmadığı için; işte hiçbir şekilde Amerika’nın bu kadar desteğine rağmen, büyük sermayenin bu kadar desteğine rağmen, hazineden 300 milyon lira para verilmesine, HDP desteğine falan rağmen bir adım atamıyor. Buradan bir ders çıkartmaları lazım.
Biz CHP’ye falan babamızın hesabı veya çıkar uğruna bir şey söylemedik. Biz şunu söyledik: HDP ile iş birliği olmaz, FETÖ ile iş birliği olmaz. Bunlar vatanı ihanete götürür. Burada anlaşmıyor muyuz? Şimdi ben bu soruyu soran arkadaşlarıma soruyorum: HDP ile iş birliğine karşı mısınız değil misiniz? HDP ile iş birliğiyle Türkiye’nin hangi sorununu çözeceksiniz? PKK sorununu mu çözeceksiniz? FETÖ sorununu mu çözeceksiniz? Çiftçinin, tarımın sorunlarını mı çözeceksiniz? Çarşılarda bombalar patlarken turizm sorununu mu çözeceksiniz? Antalya’da CHP’ye oy veriyorsunuz, ondan sonra da “turist gelmiyor” diyorsunuz. Turist nasıl gelsin? Canlı bombaların patladığı bir ülkeye, PKK’nın Mehmetçik’e kurşun sıktığı, terör yaptığı bir ülkeye… Adam Almanya’da, Rusya’da gazeteleri okuyor ve gelmiyor. O zaman bu sorunlar sizin sorununuz değil mi? Hadi vatanınız yok, “ekmek parası kazanmak, kazanç sahibi olmak” diye de bir sorununuz yok mu? Onun için terör sorunu, ekonomik sorunla çok ilişkilidir. Ve bu sadece CHP’nin sorunu değil, Vatan Partisi’nin sorunu değil; bütün vatandaşların teröre karşı, Amerikan emperyalizminin güdümündeki teröre karşı, hem gerici-dinci teröre hem de bölücü PKK terörüne karşı bir olması lazım.
Bu, CHP’nin de görevi. Ama ne yaptı? Ta Ankara’dan İstanbul’a kadar bir koluna PKK’yı taktı, bir koluna FETÖ’yü taktı. Seçime de öyle girdi. Ve bu CHP tabanını da ne yaptılar? Uyuşturdular. Bu bir gerçek. Yani bunu söylediğimiz zaman rahatsız oldular. Dedim ki ben o İstanbul yürüyüşünde: “Ankara’dan bonzai çektiriyorlar CHP tabanına.” Dedim, yine şimdi söylüyorum; işte bonzai çektirdikleri ortaya çıktı. Bu sorular da bonzai çekmenin bir ürünü. Yani nasıl kabul edebiliriz? Vatandaşlarımız HDP ile iş birliğini hoş görsünler ve bundan dolayı bizi sorguya çeksinler… Tam tersine bu vatandaşlarımızın bizi desteklemesi lazım. Çok doğru yerde duruyorsunuz: HDP ile olmaz, FETÖ ile olmaz, PKK ile olmaz, Amerika ile hiç olmaz! Amerika Türkiye’yi borç batağına batırmış.
“Biz Amerika ile iktidar olacağız.” Amerika’yı iktidar projesi seçeneğine girdiler. Efendim, Amerika PKK’ya 5 bin tır silah veriyor, biz Amerika ile birlikte onun iktidar projelerinde hükümet olmaya çalışıyoruz. Cumhurbaşkanı seçimini kazanacaklar? Kazanamazlar. Bakın çok önemli bir şey söyledim ben konuşmamızın ilk bölümünde: Artık Amerika’nın tayin ettiği hükümetler dönemi bitti. Bu yana Amerika’nın işaretlediği hükümetler Türkiye’de iktidara gelemiyor. Şu an AKP iktidarı Amerika’nın tayin ettiği bir hükümet değildir. AKP iktidarını boğmak için CHP’sini, İYİ Partisi’ni, Saadet Partisi’ni, hatta HDP’sini bile onların yanına kattı, hepsini bir araya getirdi. Bütün Amerikan basını, bütün Avrupa… Hatta burada Avrupa ile Amerika arasındaki ayrılık da kaldı. Mesela son zamanda Amerika ile Avrupa arasında bir… Almanya, Fransa, İngiltere, Amerika’ya muhalefet ediyorlar. Fakat bu Türkiye’de CHP’yi iktidara getirme konusunda Amerika ile Avrupa birleşti. Bütün gücüyle Türkiye’ye çullandı; bütün yayın organları, imkanları ve propagandasıyla… Ama bakın başaramadılar. Bu yeni bir olay. Demek ki artık Türkiye’de İYİ Parti’nin hesapları yanlışmış, CHP’nin hesapları yanlışmış. Amerika’ya gidip yaranarak hükümet olunmuyor. Amerika’ya direnerek, kafa tutarak hükümet olunmuyor. İktidarın esas formülü; Türkiye’nin bağımsızlığını savunmak, Amerika karşısında başı dik durmaktır. Tayyip Erdoğan da yeterince başı dik duramayacağı için bu iktidardan inecek, yıkılacak. Ama Amerika’nın mevzisinden kimse yıkamaz. Vatan Partisi’nin bulunduğu vatan mevzisinden ancak Tayyip Erdoğan iktidarına son verilebilir.
Bugün itibarıyla baktığınızda CHP yönetiminden artık bu yönde umut kesilmiş midir? Artık bir yan yana Vatan Partisi ile CHP gelemez mi? Ben hiçbir şeyden umut kesmem. Herkesin önünde her yol açıktır. Ve bu seçmenin verdiği bu mesajlarda, ben ümit ederim ki; şimdi önümüzde bir ay, 15 gün bakalım CHP’de hangi sesler çıkacak? Niçin Cumhuriyet Halk Partisi birdenbire havalanmışken, arkasına da bütün dünya merkezlerinin, Amerika’nın, Avrupa’nın rüzgarını almışken bu başarısızlığa uğradı? Bunun bir sorgulanması lazım. Bakalım bunu sorgulayan bir vatansever ses Cumhuriyet Halk Partisi’nden çıkacak mı? Yoksa hâlâ “particilik”, “demokrasi” falan oralardan mı borçlanacaklar? Ama şu ana kadar Sayın Birgül Ayman Güler falan, onlar CHP’den tasfiye edildikten sonra ben öyle sesler de göremiyorum. Bakın Cumhuriyet Halk Partisi öyle yaptı ki; Ali Özgündüz gibi vatanseverleri listelerinden dışladılar. Mustafa Balbay gibi, Ali Özgündüz gibi vatanseverler dışlandı. Yine Haluk Bey gibi, Pekşen gibi vatanseverler… Ondan sonra Hüsnü Bozkurt gibi Konya milletvekili vatanseverler… Onlar ne dediler? “Biz Atatürkçü olduğumuz için dışlandık.” Bakın hâlâ Atatürkçüleri dışlayan bir Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi var. Ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinden de şu söylediklerimiz; “Niye HDP ile iş birliği yaptınız, niçin FETÖ ile el ele tutuştunuz?” diyen bir ses şu anda yok. Bir yanıyla da… Umarız çıkar. Evet, kabullenmiyorlar. Yani daha çok aslında söylemleri kabullenmeme yönünde.
Bugün Muharrem İnce’nin yaptığı açıklama da biraz onu yansıtıyor. “Biz Demirtaş’a özgürlük söylemi kullanmadık kesinlikle” diye bütün basının önünde söyleyebiliyor. Hayır efendim, Demirtaş’a özgürlük sözünü kullanmadılar ama 105 bin… 105 bin tane Demirtaş ve Fethullah’ı çıkartacağız… Yani kamudan tasfiye edilmiş olan… Açıkça rakam da verdi Sayın Kılıçdaroğlu. “105 bin kişi” dedi, “kamudan ihraç edildi. Biz bu 105 bin kişiyi tekrar devlet görevine alacağız” dedi. Ve “hapishanelerin kapılarını açacağız” diye yürümediler mi Ankara’dan İstanbul’a? Değil mi? Yani Selahattin Demirtaş’ı o yürüyüş sırasında… Tuncay, bu yürüyüş “Adalet Yürüyüşü”dür, İstanbul yürüyüşü değildir. “Edirne’den Selahattin Demirtaş’ı çıkaracağız” diye söylemediler mi? Ve kendileri gidip ziyaret etmediler mi? Ben de 6 sene hapis yattım. İlk başlarda CHP milletvekilleri “darbeciler yargılansın” diyordum. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da biz hapisteyken bizim için “darbeciler yargılansın” dedi. Biz duvarları zorlayıp yıkmaya başlayınca baktılar ki biz çıkacağız ve halk bizim yanımızda, ondan sonra ilgilenmeye başladılar. Yoksa çok açık söyleyeyim; ilk hapiste olduğumuz sıralarda CHP yöneticileri… Deniz Baykal da buna dahildir, benim arkadaşımdır… Koşuyorlar, ta uçağa binip Diyarbakır’a kadar gidip Ahmet Türk’ün eşini falan ziyaret ediyorlar. Ben beklerdim ki Deniz Baykal en azından benim eşime telefon edip, veyahut da Kılıçdaroğlu… Hiç böyle bir şey görmedik. Bir adım atmadılar. Sayın Metin Feyzioğlu o zindan kapılarını kırıp çıkarken ziyaretime gelmişti, çıkmamıza bir hafta falan kala. Bana aynen şunu söyledi, avukat görüşünde: “Doğu Bey, CHP yöneticileri sizin çıkmanızı istemiyorlar” dedi. İstemediler, biz biliyoruz. İstemediklerini çok iyi biliyoruz. Ama HDP’nin ve FETÖ’nün çıkmasını açık açık herkesin önünde istiyorlar. Zaten seçim stratejilerini bunun üzerine kurdular. Yani “mağdurlarla beraber iktidara yürüyeceğiz.” Benim ziyaretime gelen CHP’li milletvekilleri de Vatan Partisi’nde bunu söylediler. “Biz” dediler, “mağdurlarla iktidara geleceğiz.” Zaten bunu Sayın Kılıçdaroğlu da açıkça söyledi: “Mağdurlarla iktidara geleceğiz.” Mağdur kim? PKK mağdurları, FETÖ mağdurları. Başka mağdur var mı Türkiye’de? Deniz Gezmiş hapishanede mi? Mahir Çayan hapishanede mi? Doğu Perinçek, İlker Başbuğ, Hurşit Tolon… Bunlar hapishanede mi? Mağdur kim? PKK’lılar, FETÖ’cüler. Esas olarak o kesim. Burası açık.
Daha pek çok sorumuz var. Soruları sormaya devam edeceğiz. Sizler de sorularınızı göndermeye devam edin. Bunları söyleyince… Bunlar sitem miten falan değil. Bunları söylemeden bu vatanı savunabilir miyiz? Bunları söylemeden Türkiye’de bir üretim ekonomisi kurabilir miyiz? Yani bunlar nasıl AKP’nin geçmiş dönemde FETÖ ile beraber Türkiye’yi yönetmesi, bizleri hapse atması, Amerika’nın BÖP eş başkanlığını yapması… Amerika açılım yaptı, Vatan Partisi karşısına çıktı. 2010 yılında Cumhuriyet Halk Partisi “açılımı biz senden daha iyi yaparız” dedi. Hâlâ da diyorlar aslında. Yine geleceğiz, bunları konuşacağız. Birçok konuyu konuşacağız. Bonzai meselesini biraz daha ayrıntılandıracağız. Güneydoğu’da HDP’nin aldığı oylar, Vatan Partisi’nin aldığı oylar, değişiklikler… Hepsini konuşacağız ama yine bir kısa aramız var.
Değerli izleyenler, aranın hemen ardından sizin de merak ettikleriniz, o soruların yanıtları da bizim de soracaklarımız… Hepsini konuşacağız. Kısa bir ara ardından beraberiz.
***
Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu” programında karşınızdayız. Ulusal Kanal ekranlarında, aynı zamanda da Ulusal Radyo’da 100.8 frekansında bizi dinleyen dostlarımızı da hemen hatırlatalım. Belki ekran başına yeni gelen, yeni dinlemeye başlayan dostlarımız vardır. Sayın Doğu Perinçek, Vatan Partisi Genel Başkanı, sorularımızı yanıtlıyor. En merak ettiğiniz dönemde belki kafanızda bir sürü soru var. Zaten çok da yoğun bir şekilde sorular geliyor, biliyoruz. Biz de mümkün olduğunca yanıtlamaya çalışıyoruz. Sizlerin yorumlarınıza da yer vermeye çalışıyorum.
Sayın Perinçek, bu programda biraz önce sorduğumuz sorunun aslında herhâlde devamı gibi diye düşünelim. Cumhur İttifakı ile ilgili de sorular geliyor size. Örneğin Mesut Sarı, Kütahya’dan, Terziler Köyü’nden sormuş: “Ben Doğu Perinçek’in Cumhur İttifakı’nda dimdik durmasını isterdim, niçin Millet İttifakı’na yöneldi?” diyor. Yusuf Deveci, örneğin Edirne’den: “16 yıllık AKP’liyim, Doğu Perinçek’in siyasi dürüstlüğüne hayranım. Bu dürüstlüğü hiçbir yerde görmedim” diyor. Bir kez daha da ben bu vesileyle sormuş olayım: Cumhur İttifakı veya bundan sonraki süreçte böyle bir ihtimal var mı, AKP ile?
Ben kısa vadeli siyaset yapan bir parti başkanı değilim. Partiler oy karşılığı satılıyor. Eskiden biz neyi eleştiriyorduk? Makarna, kömür karşılığında insanlar oyunu satıyor diye. Şimdi tam tersi; yani oy satmanın ötesinde parti liderleri kendi partilerini satıyorlar. Yani oy alacağız diye, diyelim HDP’nin oylarını alacağım diye partisini satıyor. HDP ile ittifak yaparak partisini satmış oluyor. Programını satıyor, partisinin programından vazgeçiyor.
Şimdi biz burada Vatan Partisi’nin önümüzdeki dönem Türkiye’nin ekonomideki çıkış yolunda çok tarihi bir rol oynayacağını görüyoruz. Üretim ekonomisine geçişe biz önderlik edeceğiz. Bu seçeneği korumalıyız. Eğer biz Cumhur İttifakı’nda yer alıp… Çünkü orada bizim programımızı şu anda MHP ve AKP’ye kabul ettirmemiz mümkün değil. Ancak biz onların kuyruğuna takılarak orada yer alabilirdik ve partimizi satarak yer alabilirdik. Yani birkaç milletvekilliği karşılığında, diyelim 5-10 milletvekilliği karşılığında onların arasında yer alırdık. O zaman Türkiye’yi kim kurtaracak? Çünkü siz aynı zamanda o prestijinizi de satmış oluyorsunuz. Onun için önümüzdeki dönem Vatan Partisi lazım. Bu, gemilerdeki tahlisiye sandalları falan olur ya, hani en sonunda o kurtarır… O bir kurtarıcı lazım. O kurtarıcıyı korumamız ve önümüzdeki döneme taşımamız gerekiyor. O bakımdan orada yer almadık. Ama bu sorular… Bakın çok anlamlı ve son derece iyi niyetli sorular ve gerçekleri de gören sorular. Onun için de teşekkür ediyorum. Önümüzdeki dönem niçin o ittifakın dışında kaldık… Onu muhtaçlarımız çok iyi anlayacaklar. Çünkü AKP’nin önümüzdeki dönemde Türkiye ekonomisini bu darboğazdan çıkartma olanağı olmadığını görecekler ve orada Vatan Partisi’ni bulacaklar. Peki, bir başka soruya geçelim: Bundan sonraki süreçte seçim sonuçları, Recep Tayyip Erdoğan’ı uzlaşmaya mı iter? Cumhuriyetle kavga mı eder yoksa uzlaşır mı? Seçim öncesi atılan bazı adımlar (askeri liseler, askeri hastaneler) ve Cumhuriyete yönelik söylemler nedeniyle birçok seçmende AKP’nin bu yönde ilerleyeceğine dair tedirginlik devam ediyor. Siz bunu nasıl görüyorsunuz?
Türkiye’nin öyle güçlü bir Cumhuriyet, aydınlanma ve laiklik birikimi var ki, kim iktidara gelirse gelsin bu birikim onu alır, kendine benzetir ve dönüştürmeye başlar. Örneğin; Sayın Tayyip Erdoğan’ın “Türkiye’yi 1400 yıl evvelin hükümleriyle yönetemeyiz” demesi çok anlamlıydı. 14 yüzyıl önce şeriat, Kur’an hükümleri ve hadisler vardı. Bugün bankaların olduğu, uçakların uçtuğu, kredi kartının kullanıldığı ve koca koca transatlantiklerin malları taşıdığı bir ekonomiyi, o dönemin hukuk kurallarıyla yönetemezsiniz. Laikliğin özü de budur; dünyayı dünyevi düşüncelerle yönetmektir. Hz. Muhammed de kendi döneminin koşullarında dünyevi çözümler üretmiştir. Türkiye’de bunu söylemek büyük bir cesarettir. Son dönemde Ramazan ayındaki baskıların ve müdahalelerin büyük ölçüde kalktığını, toplumdaki bağnazlığın kırıldığını görüyoruz. Bunlar Türkiye’nin kazanımlarıdır.
Bu nedenle, Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki dönem Cumhuriyet düşmanı bir çizgi izlemesi hem iç hem de dış koşullar nedeniyle mümkün değildir. Bakın; Çin Halk Cumhuriyeti bugün tebrik mesajında Atatürk’ün Türkiye’sinden bahsediyor. Putin ve İran yönetimi de Türkiye’de bir Atatürk yönetimi görmek istediklerini ifade ediyor. Çünkü müttefiklerimiz ve dış ticaretteki ortaklarımız, Türkiye’nin istikrarını ve laiklik birikimini önemsiyor. Enerji güvenliğimizi sağladığımız ülkeler ve ticaret ortaklarımız (Çin, Rusya, Almanya) ile olan ilişkilerimizde hep Atatürk Cumhuriyeti’nin aydınlanmacı birikimi var. Tüm bunlara baktığımızda, Erdoğan’ın Cumhuriyet yıkıcısı bir çizgi izlemesi mümkün değil; buna izin vermeyiz. Atatürkçülük, “Cumhuriyeti yıkarlar” demek değil, “Yıktırmayacağız” demektir. Türkiye’yi yönetmek zorundasınız; ordusu, polisi, çarşısı, tüccarı laik bir eğitim ve gelişen bir ekonomi ister. Dua ederek makinelerin çarklarını çeviremezsiniz.
“Bu kadar imam hatip niye açıldı?” sorusunun cevabı seçim bildirgemizde mevcut. İmam hatip okulları din görevlisi yetiştirmek için gereklidir ama eğitimin birliğini bozacak kadar değil. Biz hesabımızı yaptık; yıllık ihtiyaç bellidir, fazlasını düz liselere çevireceğiz. İmam hatipli gençlerimizin tercihlerini de dikkate alacağız. Nasıl ki tornacı ihtiyacından 20 kat fazla mezun vermek işsizliğe yol açıyorsa, ihtiyaç fazlası imam hatip açmak da ekonominin verimliliğine uygun değildir.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a Muharrem İnce ve Temel Karamollaoğlu gibi isimlerden tebrikler geldi. Siz tebrik edecek misiniz? Buradan kendisini tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.
Bir izleyicimiz, “Şimdiye kadar FETÖ ve PKK’yı savunan CHP’li görmedim, neden Sayın Perinçek böyle söylüyor?” diye sormuş. CHP’liler “Savunmuyoruz” dese de olay eylemle ilgilidir. AKP, 24 Temmuz 2015’te PKK’ya karşı Vatan Partisi’nin çizgisine gelerek Türk Silahlı Kuvvetleri’ni harekete geçirdi. FETÖ ile mücadelede de Vatan Partisi 15-16 Temmuz gecesi belirleyici bir görev yaptı; orada CHP’yi görmedik. Eğer o darbe başarılı olsaydı, İYİ Parti ve CHP içindeki bazı isimler FETÖ hükümetlerinde yer alacaktı. PKK ve FETÖ’yü hapisten çıkarmak için Ankara’dan İstanbul’a yürüyenler kim? Seçim bildirgelerinde PKK’nın ve FETÖ’nün adı geçmiyor. CHP mitinglerinin önemli bir kısmı HDP’li, bu millet kör mü?
CHP içerisindeki FETÖ’cülerden bahsediliyor; AK Parti ise 2014’e kadar FETÖ ile birlikte yönetti, açılımı yürüttü ve o süreçte CHP de FETÖ’nün adını ağzına almadı. Söz konusu Doğu Perinçek olunca çok tevatür yayılıyor. “Ermeni soykırımı” yalanını yerle bir etmiş, Silivri duvarlarını yıkmış biriyim. O duvarları PKK’nın “Kürdistan” projesi için ABD örmüştü, ben onu bozdum. 1989’da Abdullah Öcalan’a “Amerika’nın ve İsrail’in aleti olma, silah bırak” dediğim için eleştiriliyorum. O dönemdeki yönetimler benimle hareket etselerdi Suriye PKK’dan vazgeçecekti. PKK ile röportaj yapmış olabilirim ama hiçbir eylemimde onlarla birlikte olmadım. Vatan Partisi’ndeki orgeneraller, Apo’yu sorgulayan komutanlar bu fotoğrafları görmediler mi? Teröristle mücadeleye ömrünü vermiş generallerimiz benim yanımda yer alıyor.
“Sol düşmanı mısınız?” sorusuna gelince; Türkiye’de solu ayakta tutan Vatan Partisi’dir. 68 Gençlik Hareketi’nin lideriyim, 5 kuşakla hapis yatmış biriyim. Sistemin hedefi olmuş bir insanın solculuğunu sorgulamak abestir. 1970’lerdeki sol örgütlerin hepsi PKK ile iş birliği yaptı ve sonunda PKK mezarlığında silinip gittiler. Amerika ve İsrail ile beraber solculuk olmaz. 50 yıldır emperyalizme ve derebeyliğe karşı dimdik duran tek parti Vatan Partisi’dir. Dünya sosyalizminde de etkin bir ismim; Mayıs başında Çin’deki bilimsel sosyalizm kongresinin konuşmacılarından biriydim.
Bugün saflaşma sağ-sol değil, vatanseverlik mevzisidir. Kim emperyalizme karşıysa, kim Amerika ve İsrail’in karşısında, milletin mevzisindeyse benim için o değerlidir. Muhafazakârı da kıymetli, dindarı da kıymetli; milliyetçisi, halkçısı, hepsi kıymetli. Zaten Vatan Partisi de o milliyetçileri, o halkçıları ve o solcuların hepsini birleştirdi.
Bir izleyicimiz; evet, Atilla Kemaloğlu. Bunu özellikle sormak isterim. Diyor ki: “Silivri’de de yürüdüm, sonra adalet yürüyüşüne de katıldım. Ben bonzai mi içmiş oldum?” Estağfurullah, ben öyle bir şey söylemiyorum. Bakın, şunu söylüyorum: Ankara’dan İstanbul’a adalet yürüyüşünde Cumhuriyet Halk Partisi üyeleri; PKK’lılarla, HDP’lilerle ve FETÖ’cülerle beraber yürütüldü. Hatta PKK açıkça bildiri yayınladı ve bu yürüyüşü destekledi, yürüyüşe katıldılar. HDP’nin meşhur isimleri de kol kola girdiler. HDP’li ve PKK’lı diye iki ayrı şey yok, lider düzeyinde hepsi aynı. Şimdi bunu göre göre CHP tabanındaki insanlar niçin o yürüyüşe katıldı? Alıştırıldılar, uyuşturuldular. “Bakın, bunlar da bizim gibi vatandaş. Ayağıma basmadı, nasırıma basmadı, beraber kol kola yürüdük, güldük, oynadık” diyerek buna alıştırıldılar. Onun için biz size “bonzai çektiriliyor” diye uyarı yaptık. “Sizi PKK ile ittifaka alıştırıyorlar” dedik. Bir nevi omuzlarından tutup sarstık. Eğer biz bunu çarpıcı, etkili sözlerle yapmasaydık bu kadar dikkat çekmezdi. Şimdi o “bonzai” benzetmesinin anlamı ortaya çıktı. Çünkü hakikaten uyuşturulan bir kesim oldu CHP’de; PKK ile HDP ile yan yana gelmekten rahatsız olmayan bir kesim oluştu. Beraber meydanlarda slogan attılar. Demek ki bonzai çekmişler. CHP mitinglerinde HDP bayraklarıyla katılıyorlar; Hakkâri mitingi, Diyarbakır mitingi… Demirtaş’ın özgürlük sloganları atılıyor, Apo posterleri açılıyor. Demek ki bonzai çekmişsiniz ki buna katlanıyorsunuz.
Biz 2007 yılında Diyarbakır mitingi yaptığımız zaman, ben de oradaydım. Hatta Abdullah Öcalan posteri açmaya kalkarlarsa diye 20-30 kişilik bir müfreze kurmuştuk. Eski komando eğitimi almış arkadaşlar vardı. “Gidin, rica edin; indirmezlerse cart diye alıp indirin” diye plan yapmıştık. Cumhuriyet Halk Partisi ise o insanların gelip poster, bayrak açmasına göz yumdu, iç içe geçti. Bir de “Türk bayrağı da var” diyorlar. Doğru, Türk bayrağı da var ama yanına Apo posterini koyduğunuz zaman o Türk bayrağının bir kıymeti kalmıyor. Milleti aldatmak için Türk bayrağı taşımış oluyorsunuz; o Apo posterini göstermenin bir bahanesi oluyor.
Bir izleyicimiz “İkinci turda Erdoğan’ı destekleyeceğim diye bir sözünüz olmadı ama düşük oy almanızda Erdoğan’a destek verir görünmeniz mi etkili oldu?” diye soruyor. Olabilir. Biz öyle bir kamplaşma yaşadık ki, bir tarafta Amerika çullanıyor, karşısında buna direnen Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli var. Siz onların dışında duruyorsunuz. Vatandaş, “Türkiye’ye bir bela geliyor, ben bu belayı hükümet mevzilerinden, Tayyip Erdoğan ve müttefiki MHP ile def ederim” diye düşünüyor. Bize gelen çok sayıda destekçimizin başka partilere oy verdiğini biliyoruz. Ancak bakın, “International Digest” önemli bir Avrupa organıdır. Seçimden 2-3 gün önce “Bu seçimin galibi Perinçek olacaktır” diye yazı çıktı. Çünkü ne kadar oy alırsa alsın, Türkiye’nin Avrasya’ya doğru gittiğini, Atlantik’ten koptuğunu analiz ettiler. Türkiye’de Avrasyacılığın, Amerika’ya ve İsrail’e direnmenin merkezi Vatan Partisi’dir.
“Fikirleri iktidarda olup da bu kadar az oy almayı nasıl açıklıyorsunuz?” diye soruyorlar. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Civciv yumurtadan 21 günde çıkar. 20 gün beklerseniz, “Bu yumurtada iş yok” diye düşünebilirsiniz. Vatan Partisi’nin zamanı şimdi geliyor. Vatan Partisi gibi partiler, toplumun büyük kararlar verdiği, köklü değişiklikler yaptığı süreçlerde birdenbire tarih sahnesine çıkarlar. 50 yıldan beri görev gününü bekliyoruz. Önümüzdeki birkaç yıl içinde Vatan Partisi çok önemli merkezi konumlarda olacak ve Türkiye’yi üretim ekonomisine geçirecek. Çünkü bu sistem çöktü.
Tayyip Erdoğan yönetiminin ve AK Parti’nin çözemeyeceği sorunlar var. Doğu Akdeniz’de İsrail ve Amerika namlularını Türkiye’ye yöneltmiş durumdalar. Yunanistan, İsrail ve Amerika bir askeri ittifak oluşturuyor. Bir tek Vatan Partisi bunu gündeme getiriyor. Önümüzdeki sıcak dönemde bu işler silahla çözülecek; onlar zaten tatbikatlarla bunu ilan ediyorlar. Vatan Partisi ancak bu tehditleri göğüsleyebilir, AKP baş edemez. Çünkü gerekli ittifakları kurmadılar, Suriye’ye el uzatmadılar. Erdoğan’ın Beşer Esad’a dil uzatması, Doğu Akdeniz’de “çözümsüzüm” itirafıdır.
Ergenekon davasıyla ilgili bir izleyicimiz “AKP tekrar sizi Silivri’ye gönderir mi?” diye sormuş. Eminim göndermez. Yargıtay öyle bir karar verdi ki, benim savunmamı aynen karar haline getirdi. “Ergenekon diye bir terör örgütü yok, dolayısıyla suç yok” dedi. Geriye dönüş imkânı yok. Amerika gelir Ankara’yı ele geçirirse o başka, ama Amerika’nın bunu başarma şansı yok.
Seçim sonuçlarında ilk defa Güneydoğu’da HDP’nin oyları düştü ama Batı’da arttı. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendi tabanını PKK’ya yönlendirmesi büyük bir ihanettir. HDP’ye oy verdirtmekle PKK’yı meclise soktular; işte CHP’nin başarısı da budur. İstanbul, İzmir gibi şehirlerde Demirtaş’a verilen oyların üzerinde %6-%8 civarında bir ek oy var; o CHP oylarıdır. CHP seçmeni, HDP’ye oy verirken bonzai içmiştir. Kızsınlar bana, yeter ki kendilerine gelsinler. Mehmetçik’e kurşun sıkanlara, haraç toplayanlara, Kayseri’de komandolarımızı şehit edenlere oy verdiler. O oylar bize mermi olarak dönecek. Yaptıkları iş büyük bir suçtur. Düzelmeleri için bunları söylüyorum. Yani bir şeyi mahkûm etmek için değil. Savaş devam ediyor, mücadele sürüyor. Önlerinde bir fırsat var; bu arkadaşlarımızın bu hatadan dönmelerini, yanlışlarını görmelerini ve düzelmelerini bekliyoruz. HDP ve Güneydoğu bölgesi için tablo farklı olsa da, Vatan Partisi için bambaşka bir durum söz konusu. İzleyicilerimiz, “120 bin oydan bahsediyorsunuz, bu büyük sıçramalar kaça tekabül ediyor?” diye soracaktır ancak bir partinin bulunduğu noktadan oylarını 8-10 kat artırması, hele ki mevcut söylemlere sahipken, oldukça önemlidir.
Mardin’de oyumuzu 8, Diyarbakır’da 5, Şırnak’ta 7, Hakkari’de ise 9-10 kat artırdık. “Nasıl yaptınız, ne oldu da oylar arttı?” diye soruluyor. Biz, “PKK’ya karşı HDP kapatılsın” dedik ve PKK’ya karşı kararlı bir tavır aldık. Oradaki vatandaşlar, PKK’dan kurtulmak istediklerini göstererek oylarını bu oranda artırdılar. Bu oylar polis veya asker oyları da değil; çünkü asker ve polisin büyük ölçüde AKP’ye oy verdiğini sandık sonuçlarından biliyoruz. Bunlar, doğrudan Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlarımızın oylarıdır. Onlar, PKK karşısındaki en kararlı partinin Vatan Partisi olduğunu gördüler. Urfa, Siirt, Muş ve Mardin gibi illerde oylarımız 7-8 kat arttı. Seçimden bir gece önce Muş’tan başka partilerin yöneticileri bile arayıp, “Amcaoğullarımızla toplandık, size oy vereceğiz” dediler. Güneydoğu’da oylarımızın artmadığı tek bir il yok. Bu artış, vatanseverliğin güçlü olduğu İç Anadolu illerimizde de var; örneğin Tunceli’de oylarımız iki katına çıktı.
İzmir ve Trakya gibi yerlerde ise CHP veya Muharrem İnce’ye yönelik bir oy geçişkenliği söz konusu. CHP baskısının güçlü olduğu yerlerde oylarımızda bir azalma varken, vatan müdafaasına ve terörle mücadeleye ihtiyacın olduğu yerlerde Vatan Partisi’ne yönelen oylarda büyük bir artış var. Partimiz içinde de dürüst olmamız gerekiyor; parti üyelerimizden bile CHP’ye oy verenler oldu. Türkiye’de öyle ağır bir kamplaşma ve baskı var ki, “Vatan Partisi’ne giden oylar boşa gidiyor” algısı ve Tayyip Erdoğan düşmanlığının etkisi, bazı üyelerimizin yönünü değiştirdi. Bu bir gerçek. Gözüne kül serpilmiş, sadece Erdoğan düşmanlığına kilitlenmiş bu arkadaşlarımızla ilgili disiplin süreçlerini işleteceğiz.
Seçim sonuçlarını gözeterek Vatan Partisi olarak büyük bir örgütlenme atağına girişiyoruz. 30-40 araçla Güneydoğu illeri başta olmak üzere Türkiye’nin her yerinde doğrudan örgütlenmeye odaklanacağız. Kaynaklarımızı propagandadan ziyade örgütlenmeye aktaracak ve kadrolarımıza dinamizm getireceğiz. Genel başkandan başlayarak en alt kademeye kadar bir gençleştirme ve yeni kadrolarla süreci örgütleyeceğiz. Benim istifa edip etmeyeceğim soruluyor; ben varlığımı bu partiye adamış biriyim, kişisel karar verme hakkım yok. Ancak artık partinin en üst görevlerini başka arkadaşlara devretmenin zamanı gelmiştir.
Vatan Partisi, Türkiye’deki klasik sağ-sol bölünmesini aşan bir üstünlüğe sahiptir. MHP’den, AK Parti’den, CHP’den, İYİ Parti’den ve hatta HDP’den bile büyük bir ilgi ve yöneliş var. Biz belli bir kesime hapsolmuş değiliz; 85 milyonun her eğiliminden insanı kazanma yeteneğine sahibiz. Önümüzdeki süreçte solun %25’lik kesime hapsolma “makûs talihini” yenecek olan parti biziz.
Suriye konusuna gelince; AK Parti, MHP ve CHP bu konuda bir çıkmazdalar. Suriye ile dostluk ve işbirliğini geliştirecek yetenekte değiller. Muharrem İnce “Suriye’ye büyükelçi atayacağım” derken aynı zamanda “Amerika ile ilişkileri düzelteceğim” diyor, bu nasıl mümkün olabilir? PKK ve HDP ile el ele vererek Suriye ile işbirliği kuramazsınız. Bakın, Suriye ordusu ile ÖSO bugün El Nusra gibi gerici örgütlere karşı işbirliği yapıyor. Biz başından beri ÖSO’nun gerici olmadığını, vatanın toprak bütünlüğü için savaşacağını söyledik. Türkiye, Doğu Akdeniz’deki Amerikan-İsrail tehdidine karşı Suriye, İran ve Rusya ile beraber olmak zorundadır.
Son olarak, CHP’ye yönelik eleştirilerimin “Erdoğan’ın değirmenine su taşıdığı” yönündeki iddialara gelince; bu soru, sadece Erdoğan düşmanlığına kilitlenmiş bir bakış açısının ürünüdür. Vatanı savunmak, üretim ekonomisini desteklemek ve FETÖ/PKK ile işbirliği yapılamaz demek, birilerinin değirmenine su taşımak değildir. “Erdoğan düşmanlığı” bir illet haline gelmiş ve Türk aydınının muhakeme yeteneğini köreltmiştir. Vatan Savaşı’nı “Saray Savaşı” olarak yaftalayanlar, aslında Amerika’nın yanına düşmüşlerdir. Tayyip Erdoğan düşmanlığının kökünü, 24 Temmuz 2015’te Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’nın üzerine yürüdüğünden beri “saray savaşı” diyerek eleştirenler oldu. Mehmetçiğin vatanımızı savunmak için yürüttüğü bu mücadeleye saray savaşı dediler ve hâlâ bu söylem üzerindeler. Oysa bu kişiler, kendileri Amerikan Sarayı’nın, Beyaz Saray’ın savaşçıları haline geldiler.
İstanbul’dan izleyicimiz Ahmet Doğanay, AKP’ye yönelik tutumumu sorarak, marjinal sol yerine merkez sahada örgütlenmeyi düşünüp düşünmediğimi ve Sayın Cumhurbaşkanı ile ekonomi konusunda görüşmeyi planlayıp planlamadığımı sormuş. Ancak merkez sahada Türkiye zaten batırıldı; merkez sahada bir göçük var. Anavatan Partisi göçtü, Doğru Yol Partisi göçtü. Şimdi biz o göçüğün üzerine ev kuramayız. Borçlanma ekonomisi Turgut Özal ile yani merkez sağ ile başladı. Türkiye’yi borca batıran ve çıkmaza sokan bu merkez sağcılığı bırakıp Atatürk devrimi çizgisine girmeliyiz. Çözüm; ekonomide, bağımsızlıkta, dış politikada ve güvenlikte Atatürk’ün çizgisindedir.
Tayyip Erdoğan da en nihayetinde bu merkez sağın devamıdır. Sağdan gelmesine rağmen şu anda merkez sağı temsil ediyor ve çıkmazdadır. Seçimi kazandılar ama bu çıkmazdan kurtulamayacaklar. Önümüzdeki 15 ay içinde Türkiye’nin yönetilemediğini hepimiz göreceğiz. Erken seçim veya başka bir süreçle Türkiye Vatan Partisi’ni keşfedecektir. Amerikan gazetelerinde bile “Doğu Perinçek’in gücü darbeleri önler” şeklinde yazılar çıkıyor; dolayısıyla Türkiye’nin yönetilemeyeceği aşikardır.
CHP veya AKP ile ilgili eleştirilerimde her iki kesimden de tepki alıyorum. Ancak her yeni fikir ilk başta bir dirençle karşılaşır. 13. yüzyıl Arap seyyahı İbn Battuta, Seyahatnamesi’nde başkırtların yenilik getiren insanları ağaca asıp kuruttuklarını anlatır. Tarih boyunca Hz. Muhammed’e yapılanlar da, Nesimi olayı da statükonun yeniliğe verdiği tepkidir. Bize karşı gösterilen tepkileri bu nedenle hoşgörüyle karşılıyoruz. Eleştirilmekten, takip edilmekten memnunuz ve milletimize güveniyoruz; geçmişte bize saldıranların bugün partimize geldiği gibi, bu kesimleri de ikna edeceğiz.
15 Temmuz kalkışmasında müebbet hapis cezası alan Harp Okulu öğrencileri konusundaki değerlendirmem ise şudur: Fethullahçı darbenin merkezindeki silahlı darbeyi yönetenleri cezalandırmak gerekir; ancak komutan emriyle kışlasından çıkarılan askerlerin mahkûm edilmesi bir yargı hatasıdır. Türkiye’nin artık bu insanları hapishaneyle değil, Atatürk devriminin cumhuriyet ideolojisiyle kazanması gerekir. Türkiye şeyhler, dervişler ve müritler ülkesi olamaz. Vatan Partisi’nin AK Parti’den üstünlüğü de buradadır; çünkü AK Parti’nin ideolojik zemini cemaatlerle ortaktır, biz ise Atatürk’ün fikirleriyle o insanları dönüştürebiliriz.
AKP içerisindeki FETÖ’cülerin temizlenmesi konusuna gelince; Tayyip Erdoğan da kendi partisi içindeki bu durumu biliyor ancak temizleyemiyor. Abdullah Gül, Davutoğlu, Bülent Arınç gibi isimlerle geçmişte el ele verilmiş olması bu durumu zorlaştırıyor. Biz ise bu kişilerin siyasi kilit mevkilerden uzak tutulması gerektiğini savunuyoruz.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar konusuna gelince; 15 Temmuz gecesi önüne konan kağıdı imzalamayarak darbenin başarılı olmasını engelleyen bir komutanın, vatan savaşı sürerken yıpratılmasını doğru bulmadık. Ancak Abdullah Gül’ü helikopterle ziyareti, Genelkurmay Başkanlığı konumuna yakışmadı ve orduya olan güveni sarstı. Ben, Cumhurbaşkanı olduğum takdirde hukuki süreçleri işleterek bu görevi başka bir komutanın devralmasını sağlayacağımı belirttim.
Ekonomi konusuna gelince; sistemin içindeki çözümler bitmiştir. Şu anda Türkiye borç batağında çırpınıyor. 550 milyar dolar dış borcu olan bir ülkenin, dışarıdan borç dilenerek bir çıkış yolu bulması imkânsızdır. Sistemi değiştirmemiz, gümrüklerimizi korumamız, sanayicimizi ve çiftçimizi desteklememiz gerekiyor. Güney Amerika’dan hayvan, dışarıdan pamuk veya kömür almak yerine; Zonguldak’taki kömürümüzü çıkarmalı, Söke’de pamuğumuzu yetiştirmeli ve meralarımızda hayvancılığı geliştirmeliyiz. Dışarıdan ucuz diye alıp kendi üreticimizi işsiz bırakmak, bu çıkmazı daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramaz. O kömürü ödediğimiz bedeli artık Türkiye’deki üretimimizde ve ihracatımızda karşılayamıyoruz ve borca batıyoruz. O zaman ne olacak? Maliyetler yükselse bile Zonguldak Dağı’nın altından kömürü çıkaracağız. Zonguldak’ta 40 bin işçiyi tekrar Türkiye Kömür İşletmeleri’ne (TKİ) alacağız. Sonuç itibarıyla tarımda, sanayide ve madende yerli üretime yöneleceğiz. Bu, yeni bir sistemdir ve borç batağından çıkışın yoludur. Tabii bu yeni sistem sancılı bir dönemdir. Bu yüzden diğer partilerin yaptığı vaatlerin hepsi yalan, dolan ve göz boyamadır; bunu açıkça söylüyorum. İkramiyeler ve yüksek ücret artışlarıyla, şeker dağıtarak buradan çıkış yok.
Biz topluma şunları vaat ettik: Bir; Türkiye’nin gıda güvenliğini sağlayacağız, herkesin karnı doyacak. İki; ordumuzun ve polisimizin finansal kaynaklarında hiçbir kısıntıya gitmeyeceğiz. Çünkü huzur, barış ve vatan savunması açısından bu kaynaklar önemlidir. Üç; parasız sağlık. Dört; parasız eğitim. Bunların dışında, bu ekonomik bunalımın yükünün emekçilerin sırtına yıkılmasına izin vermeyeceğiz. Hükümet olarak emekçilerimizi koruyacağız ve bu yükü çeşitli sınıflara paylaştıracağız. El birliğiyle, hep birlikte buradan çıkacağız. Ekonomi programımızın esası budur.
Bugün dünyada Türkiye açısından dış politika ile ekonomi çözümlerinin buluştuğu bir noktadayız. Enerji güvenliğimizi Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya’dan sağlıyoruz; demek ki bu ülkelerle iyi ilişkiler içinde olmamız lazım. Suriye ile iyi olursak onlarla da iyi oluruz. Vatan Partisi bunun hazırlıklarını yaptı. İran’dan ucuz mazot ve benzin alacağız. Şu an oradaki fiyatlar çok düşük; İranlılarla anlaştık. Köylümüzün traktörüne mazotu uygun fiyata dolduracağız. Bu; buğday, pamuk, fasulye, nohut, mercimek üretimi ve hayvancılıkta büyük bir atılım getirecek, dış ödemeler açığımızın kapanmasını sağlayacaktır.
Çin bugün bizim birinci, Rusya ise ikinci ticaret ortağımız. Bu ülkelerle iyi ilişkiler, ihracat olanaklarımızı geliştirecek. Yine İran’la sınırlarımızı işlevsel hale getirip İran’ın tarım ve sanayideki ihtiyaçlarını Türkiye’de üretilen mallarla karşılayarak geniş bir piyasa oluşturacağız. Çin’in elinde 4 trilyon dolar rezerv var. Çinlilerle görüştük; 300-400 milyar dolarlık bir yatırımı Türkiye’ye getirebiliriz. Madencilikte çok iyiler; Zonguldak’taki kömürün çıkarılması için modern teknolojiyle yatırımlar yapabiliriz. Çandarlı Limanı’nı Türkiye’de üretilen malların Çin üzerinden dünyaya ihracat kapısı haline getirebiliriz. Elektrikli tren ve hızlı tren ihtiyaçlarımızı Çinlilerle birlikte karşılayabiliriz. Bu, istihdam yaratacak ve üretim atağımıza katkı sağlayacaktır.
Sadaka ekonomisine ayrılan kaynakları üretime aktaracağız. Sakat, yaşlı ve hasta vatandaşlarımıza bakacağız; bunun için 58 milyar dolarlık kaynağın 10 milyar doları yeterlidir. Onun dışında sağlam insanlara “tembellik primi” olarak sadaka verilmesini doğru bulmuyoruz. Tembellik primi vereceğimize iş vereceğiz. Vatandaşımız aldığı sadakanın çok üstünde ücret alacak, namusuyla çalışacak, evine ekmek getirecek; böylece eşinin ve çocuğunun gözünde itibarı yükselecektir. Sadakaya ayrılan kaynakları fabrika açıp insanımızı çalıştırmak için kullanacağız.
Gelecek dönem için bir kriz beklentiniz var mı? Zaten krizin içindeyiz. Şu an %7 civarında olan büyüme bir anlamda yapaydır. Bir ülkeye dışarıdan döviz soktuğunuz zaman bu bir büyüme yaratır. Ancak o borç gelip kapınıza dayanacaktır. Ödeme dönemi geldi; bir yanda %7 büyüme var, diğer yanda 450 milyar dolarlık dış borç kapıya dayanmış. Çocuklarımızın sırtına vurulan bir borç yüküyle değil, üretimle büyümeliyiz. Şu anda Türkiye’nin 2 milyon 200 bin konut stoku var. Her birine 100 bin TL maliyet biçersek, 200 milyar liralık bir yatırım çöpe atılmış demektir. Bu kaynağı boş duvarlara değil; fabrikaya, üretime ve iş sahalarına ayırsaydık dışa bağımlılığımız azalırdı. Türkiye’nin sağlıklı büyümesi ancak kaynakların doğru yönetilmesiyle olur.
Devletin dış borçları konusunda Arjantin gibi borcu ödememe yoluna gidilmemelidir. Vatan Partisi yönetiminde bu duruma düşülmez. AKP iktidarının karşılaştığı tablo budur. Borçları ödemiyorum demek bir kurtuluş değildir; yapılandırma anlaşmaları yapılmalıdır. Cumhuriyet’in kendi üretimiyle bu borçları ödeyeceğiz. IMF’li yıllar meselesine gelince; AKP yönetimi millete doğru olmayan bilgiler verdi. 19 milyar dolar olan IMF borcunu ödedik dediler ama şu an 550 milyar dolar dış borcumuz var. Esas olan IMF’ye olan borç değil, toplam dış borç yüküdür.
Herkes çalışacak, herkes üretecek; ekonomi böyle düzelir. Türkiye’nin insan kaynağı da doğası da imkanları da var. Vatan Partisi olarak sistemin dışındayız ve sistemin sahipleri, özellikle Amerika ve İsrail, bizden korkuyorlar. Amerikan gazeteleri Doğu Perinçek’i hedef gösteriyor. Biz; 12 Mart, 12 Eylül ve FETÖ darbelerinde hep Amerika’nın hapishanelerinde yattık.
FETÖ ile ideolojik mücadele esastır. HDP seçmeni içinde de aynı şeyi düşünmek gerekir; onlar da bizim yurttaşımız. HDP’nin etkisi altında kalmış insanlarımıza Cumhuriyet kültürünü ve ideolojisini vereceğiz. Ancak Tunceli’ye Seyit Rıza, Diyarbakır’a Şeyh Said heykeli dikmek, Cumhuriyet’e silah çekmiş kişileri yüceltmektir. Bu, Türkiye’ye yapılan en büyük kötülüktür ve PKK propagandasının bir parçasıdır. Bizim görevimiz, o insanlarımızı kazanmak ve onlara Cumhuriyet’in kucaklayıcı değerlerini anlatmaktır. Bizim Diyarbakır ve bölge örgütlerimizde HDP ve AK Parti geçmişli çok sayıda vatandaşımız yer almaktadır. Ve bunlar HDP’yi mahkûm ederek geliyorlar. Vatan Partisi’ne geldikleri zaman HDP’li olarak gelmiyorlar artık. Onun için kazanırız; bizim partimizin tarihinde bu şekilde kazandığımız çok insan var. Buradan da açıklama yapayım: Bütün HDP’lileri Vatan Partisi’ne katılmaya davet ediyorum. Bu, en iyi çözümdür. HDP’yle hiçbir yere varamazlar; HDP, PKK’nın koludur. Hiçbir yere varamayacaklarını ve Türkiye’nin başına yeni belalar açacaklarını önümüzdeki süreçte göreceğiz. Onun için o HDP’nin tabanında yer alan, hatta yöneticisi olan her insanı HDP’den vazgeçip Vatan Partisi’nde toplanmaya çağırıyorum. Onlara şunu söylüyorum: PKK’nın militanlarına da “Elinizdeki Amerika’nın, İsrail’in verdiği silahları yere atın, Mehmetçik’e kurşun sıkmaktan vazgeçin, Amerika’nın ve İsrail’in piyonu olmayın” diyorum. Amerika’yla Türkiye cephe cepheye gelmiş durumda; Doğu Akdeniz’de, güneyimizde, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde Türkiye’nin, vatanınızın cephesinde yer alın diye o PKK’nın kandırdığı insanlarımıza da sesleniyorum. Onları da kazanmak zorundayız.
Bütün partilerin tabanında Vatan Partisi’ne çok büyük bir ilgi var. Her yerde bu partilerin ikinci tercihinin Vatan Partisi olduğu çok yaygın bir durum. Cumhuriyet Halk Partisi zaten bizim eski mahalle arkadaşlarımız; bizim için CHP’li, MHP’li, AK Partili, İYİ Partili, HDP’li dahil hepsini kazanıyoruz. Partimizde de çok sayıda Cumhuriyet Halk Partisi’nden katılmış insan var.
Yoğun bir seçim sürecini ve imza toplama aşamasını geride bıraktık. Bugünden sonraki yol haritanızla ilgili bazı ipuçları nelerdir? Vatan Partisi yeni dönemde nasıl bir yol haritası çiziyor?
Olağanüstü süreç devam ediyor. Bu seçim bir şeyi çözdü; ben Türkiye’nin bölünmesine kesin tavır alıyorum. Türkiye’yi bölmek için Amerika tarafından kurgulanmış olan projeye “olmaz” dedim ve bu projeyi bozdum. Ama Türkiye’nin önünde çözümsüz kalan bir ekonomi sorunu var. İkincisi, Türkiye’nin önünde Doğu Akdeniz ve Ege’den Amerika, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın ortak tehditleri var. Bu ikisi de birbiriyle birleşiyor. Vatan Partisi hem ekonomide üretim ekonomisinin inşası için bir mücadele yürütecek; AKP’nin burada çıkmazda olduğunu, çözümsüz olduğunu görüyoruz. Öte yandan Doğu Akdeniz’de de AKP’nin olayı görmediğini, gözlerini kapadığını görüyoruz. Diğer partiler ise hiçbir şey söylemiyor. 19 Mart’tan bu yana, yaklaşık 2,5-3 aydır hangi parti lideri veya yöneticisi, seçim platformunda Doğu Akdeniz’deki İsrail ve Amerika tehdidini konuşuyor? Kudüs meselesinde Türkiye ile Amerika doğrudan karşı karşıya değil; orada bize silah uzatılmadı. Tabii Filistinlilerimizin yanındayız, ayrı mesele ama oralarda palavra atmak kolay. Oysa Doğu Akdeniz ve Ege’de Amerika ve İsrail donanmalarıyla Türkiye’yi tehdit ediyor. Burada palavra ile vaziyeti kimse kurtaramaz. Vatan Partisi; kadrosunda bulunan generalleri, amiralleri ve devlet adamı yeteneğine sahip insanlarıyla bu tehditlere karşı Türkiye’nin milli savunmasını güçlendirme planlarını yapıyor, ittifak ağlarını örüyor. Örneğin Suriye ile dostluğun, sadece PKK’yı bitirmek açısından değil, Doğu Akdeniz’deki tehditleri göğüslemek açısından da ne kadar önemli olduğunu söylüyoruz. Suriye’ye karşı İsrail’le aynı cephede yer alarak Türkiye’nin hiçbir sorununu AKP çözemez. Burada bizi dinleyen özellikle AKP’li yurttaşlarımıza sesleniyorum: Devamlı Suriye düşmanlığı yapan AKP, PKK’yı Suriye’nin kuzeyinde bitiremez. İkincisi, İsrail’le yan yana düşer. Çünkü İsrail de Suriye Devleti’ni yıkmaya çalışıyor. AKP, Doğu Akdeniz’de ittifak ağı öremez; Suriye’yi, Irak’ı, İran’ı, Rusya’yı veya Çin’i yanına çekemez. Doğu Akdeniz’de tüm bu ülkelere ihtiyacımız var. Vatan Partisi bunları görüyor ve önümüzdeki 1-2 yıl içinde bunlar Türkiye’nin önüne çok ciddi şekilde gelecektir. O zaman herkes Vatan Partisi’nin arkasında toplanacak. Onun için gecikmeyelim, bir an evvel bu kararları verelim.
HEPAR’ın desteğine gelecek olursak; bunu bir destek olarak görmeyelim. Sayın Komutanımız Osman Pamukoğlu’yla dün gece de telefonda konuştuk. O kahraman bir Türk generalidir; destek şeklinde söylemeyelim, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe verdik. Bundan sonra da öyle devam edecek. Ekonomi programları, güvenlik programları ve dış politikaları hemen hemen aynı. O arkadaşlarımızdan öğreneceğimiz çok şey var çünkü çok dinamik, bilgili, birikimli, aydınlık, kaliteli cumhuriyet birikiminin örnek insanları olan kadroları var. Böylece Vatan Partisi ve HEPAR, önümüzdeki dönemde Türkiye’ye birlikte bir seçenek oluşturacak.
(Program kapanışı)
“CHP’liyim ama ileride Vatan Partisi’ne katılacağım” diyen izleyicilerimizi bekliyoruz. Hepsini bekliyoruz. Sorularımızı sabırla yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. Eşinin sağlık sebepleri nedeniyle bir-iki haftadır katılamayan Rafet Ballı arkadaşımız önümüzdeki haftalarda yine alıştıkları saatte ve günde programımıza devam edecek. Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu”nda bugün emaneti sürdürmeye çalıştım. Sayın Doğu Perinçek sorularımızı açık yüreklilikle yanıtladı. Bundan sonrası sizin, karar vermek de sizin. Haftaya tekrar Rafet Ballı’yla beraber görüşmek üzere, hoşça kalın.

