Çıkış Yolu • 26.09.2017

Çıkış Yolu • 26.09.2017

Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, Çıkış Yolu programına kaldığımız yerden devam ediyoruz. İzleyicilerimizden gelen çokça soru var, bunları Sayın Perinçek yanıtlayacak. Tekrar hatırlatalım; sorularınızı Ulusal.com.tr adresi üzerinden veya Twitter’da #ÇıkışYolu etiketiyle iletebilirsiniz.

Evet, bir mesaj geldi. Vatan Partisi MKK üyesi Arif Doğan şöyle diyor: “Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun büyük bölümü bu referanduma karşı çıkıyor. Nedeni, bölgenin karışacağı endişesi ve Barzani’ye olan güvensizliktir. Bazı aşiretler dışında, Güneydoğu Anadolu’daki yurttaşlarımızın büyük bölümü bu referanduma karşı.” Sayın Doğan, Vatan Partisi Kardeşlik Bürosu olarak bölgede dolaşırken nabzı böyle tuttuklarını ifade ediyor.

Yalnız Sayın Doğan’dan değil; Mardin’deki muhtarlardan, Şırnak’tan, Hakkâri’den, İran sınırından, Siirt’ten, Van’dan devamlı bilgi alıyorum. Arif Doğan arkadaşımızın bu tespitleri bütünüyle doğru. Bölgedeki vatandaşlarımız bunun bir macera olduğunu, sonunun olmadığını görüyor. Nusaybin’den de dün telefonlar aldım. Bu tür maceralar bölgede huzursuzluk ve kaygı getiriyor; iş büyürse zararını yine bölge halkı çeker.

Şimdi tezkereye geçelim. Sayın Mine Hacıosmanoğlu sormuş: “Yabancı ülkelere asker gönderme konusu var tezkerede. Siz bu tezkereyi nasıl yorumluyorsunuz? Amerikan askeri mi gelecek? Yabancı ülkelere asker göndermek zaten tezkerenin özü, ancak tezkerenin içinde Türkiye’de yabancı asker bulundurulmasına izin veren maddeler de var.”

Tezkere zaruri ve kaçınılmazdır. Bu tezkere olmazsa Türkiye vatanı savunamaz. O yüzden tezkere çok doğrudur ve Vatan Partisi bunu desteklemektedir. Evvelki gün eski Devlet Bakanımız Sayın Tayfun İçli de tezkereyi mükemmel bir şekilde değerlendirdi, ben de onun fikirlerine katılıyorum. Bu tezkere, Türkiye’nin ihtiyaçlarını karşılayan bir içeriktir.

Yasemin Tuna Boylu, “Sayın Perinçek’in ‘çizgimize geldiler’ dediği AKP, ders kitaplarından Ege adalarını sildi. Bu konuda neler söyler?” diye sormuş.

“Çizgimize geldiler” derken her konuda demiyoruz. Rusya, Irak ve İran konusunda silahlı güç kullanarak Türk meselesini çözdük. Ancak müfredat konusunda çok köklü ideolojik takıntıları ve sırtlarında büyük yükleri var. Bununla mücadele eden de Vatan Partisi’dir. Müfredattan Atatürk’ü çıkarmaya çalışıyorlar, okulları mescit yaparak ibadethane haline çeviriyorlar; bu anayasaya aykırıdır. İmam hatip okulları ihtiyaç fazlası. Vatan Partisi olarak net söylüyoruz: 15 imam hatip okulu Türkiye’ye yetiyor. Şu andan itibaren sayı 15’e indirilmeli. Böylece eğitimde birliği yeniden sağlayabiliriz.

Türkiye bir vatan savaşı veriyor. Siz böyle bir savaşta gençlerimizi milli bilinçten ve milli kültürden uzak yetiştiremezsiniz. Müfredata “barış” gibi kavramlar koyuyorlar; kastettikleri Amerika ve İsrail’in bölgeye getireceği barıştır. Bu tür yanlışlara tavır alıyoruz. AKP’nin Atatürk’süz eğitim çizgisine, bölücülerle birlikte cevap verilemez. Vatan Partisi bilimsel, laik ve en önemlisi milli eğitimi savunuyor. Bakanlığın adı Milli Eğitim Bakanlığıdır; millinin içinde laiklik zaten vardır.

İsterseniz şimdi iç cepheye dönelim. Bir izleyicimiz şöyle sormuş: “İç cephenin zarar görmemesi için AKP’nin Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerine karşı gelmeyi bırakması gerekmez mi?”

Kesinlikle. Türkiye’nin vatan bütünlüğünü sağlaması, teröre karşı başarıya ulaşması ve huzurun gelmesi için Atatürk devrimini bir bütün olarak uygulamak zorundasınız. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilik; bu altı ok birbirini tamamlıyor. Sadece biriyle olmaz.

Referandum değerlendirmelerine gelirsek; Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Binali Yıldırım’ın açıklamalarını biliyoruz. Haziran ayından beri tutumumuzu net bir şekilde ortaya koyduk. Şimdi de Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ve Sayın Meral Akşener’in açıklamalarını değerlendirelim.

Meral Akşener diyor ki: “İnisiyatif alanı ülkenin tamamı içindir. Ülkeyi yönetenler iddialı beyanatlar vermeseydiler Türkiye hiçbir girişimde bulunmasaydı daha iyi olurdu. Sınırı kapatmayıp tatbikatı üst düzeye çıkarmak israftır. Türkiye kendi sınırlarında bile ana aktör olmaktan çıkmıştır.”

Bu konuşmada ne milliyetçilik var ne vatanseverlik. Amerika’ya yaranmaya çalışan, Türk vatanını koruma hassasiyeti taşımayan bir üslup. “Türkiye aktör değildir” demek, “Eller yukarı, teslimiyet” demektir. Bu konuşma, Amerika ve İsrail’e beyaz mendil çekmektir. Meral Akşener’in partisi, sanki bu beyaz mendili çekmek için kurulmuş. Batı sistemine zincirle bağlanmış bir teslimiyet konuşması bu. Türk ordusunu aşağılayan, Türk devletiyle alay eden bir tavır. Silahların konuştuğu bir süreçte bu tür politikaların hiçbir geçerliliği yoktur.

Kemal Kılıçdaroğlu ise Irak, Türkiye ve İran’ın ortak çözüm üretmeleri gerektiğini söylüyor. Bu görüş Vatan Partisi ile uyumlu. Ancak burada eksik olan, çözümün ancak devletin yaptırım gücüyle uygulanabileceğidir. Kılıçdaroğlu, “Türkiye milli bir duruş sergiledi” diyerek doğru bir tespit yapıyor. Hükümetin farklı sesler çıkarmasını da eleştiriyor, bu da olumlu bir tespit. Ancak çözüm, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin caydırıcı gücünü hızla kullanmasından geçer. Bu, savaşa girmek değil, savaşı önleme veya en az maliyetle başarıya ulaştırma çözümüdür. Kılıçdaroğlu’nun bu konuşması, partisi içinde daha önce yapılan bozguncu açıklamalardan bir düzeltme ihtiyacı duyulduğunu gösteriyor.

Turgut Çunkur, askeri öğrencilerin durumunu sormuş. Her cumartesi İstanbul’da ve yedi ayrı kentimizde Hıdır Hokka önderliğinde “Askeri okullar açılsın” nöbetleri tutuyoruz. Türkiye askeri okulsuz yapamaz. FETÖ ile bağlantısı yargı kararıyla saptananlar hariç, diğer öğrencilerin geri dönmesi Türk ordusunun ihtiyacıdır. Bu konuyu da Vatan Partisi iktidarında çözeceğiz.

Son olarak Almanya seçimlerine bakalım. Merkel bir oy kaybına uğradı. SPD tarihinin en büyük düşüşünü yaşadı. Yeşiller ve Sol Parti’de de güç kaybı görüyoruz. Türkiye ve orada yaşayan yurttaşlarımız açısından süreci yakından takip ediyoruz. Almanya’da alternatif parti %13’e yakın bir oy alarak üçüncü parti konumuna yükseldi. Tabii bu parti, daha çok aşırı sağcı ve neonazi gibi nitelendirmelerle tanımlanıyor ve tartışmaların merkezinde yer alıyor. Almanya’daki seçimleri ve ortaya çıkan sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Almanya seçimlerinde Amerika’nın etkisi azalırken vatanseverlik ve Alman milliyetçiliği yükselişe geçti. Bugün Almanya’da en moda terim “patriot”, yani yurtsever. Bütün partiler “Ben yurtseverim” diyor. Almanya’da Hitler travması ve ezikliği nedeniyle milliyetçilik konusunda bir çekingenlik olsa da artık bunu vatanseverlikle ifade ediyorlar. En Amerikancı olan, Atlantik Sistemi’ne en yakın Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başkanı bile “İktidara geldiğimizde NATO bağlantılarının birçoğunu sorgulayacağız, NATO kurumlarını Almanya’dan temizleyeceğiz” dedi.

Alternatif Parti’nin (AfD) üçüncü parti olması çok büyük bir olay. Çünkü AfD; Alman milliyetçisi, Amerika karşıtı ve Avrasya eğilimli. Yaklaşık on gün önce Amiral Soner Polat ile Berlin’deydik ve Alman Meclisi’nin basın konferans salonunda bir toplantı yaptık. AfD’nin Amerika karşıtı olması nedeniyle, Amerika onları hemen “aşırı sağcı” veya “nazi” diye suçluyor. Siz daha önce AfD’nin %10 civarında gösterilmesine rağmen daha fazla oy alarak üçüncü parti olacağını söylemiştiniz; sonuçlar da öyle oldu. AfD’nin yönelişi nazi ya da aşırı sağcı bir yöneliş değil; tam tersine, anti-Amerikan olduğu için daha solda yer alan bir parti. Yeşiller ve Die Linke (Sol Parti) gibi “sol” geçinen partiler ise PKK yanlısı, FETÖ koruyucusu ve Amerika yanlısı bir çizgide. Bu partiler önemli ölçüde oy kaybına uğradı. Merkel’in partisi de oy kaybederek Alternatif Parti’ye doğru bir seçmen akışı yaşadı. Bu, Alman milletinin artık Amerika’ya karşı başını dik tutma eğiliminde olduğunu gösteriyor.

Almanya Dışişleri Bakanı Sayın Gabriel, “Orta Doğu’da Trump’laşmaya izin vermeyeceğiz” demişti. Bu, “Orta Doğu’da Kürdistan’ın kurulmasına izin vermeyeceğiz” demektir. Trump’ın, Başbakan Merkel’in elini sıkmaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin ne aşamaya geldiğini gösteriyor. Türkiye hükümeti de bu durumu iyi anlamalı. Eğer Alman Başbakanı Orta Doğu’nun Trump’laşmasına karşıyız diyorsa, Almanya bizim potansiyel müttefikimizdir. Vatan Partisi olarak, Rusya, İran ve Suriye ile ilişkilerimizde olduğu gibi, Alman devleti ile de Türkiye-Almanya dostluğunu geliştirmek için çalışmaları başlattık. Basınımızı, Alternatif Parti hakkında “neonazi” veya “aşırı sağcı” gibi kavramları kullanmamaları konusunda uyarıyorum. Vatan Partisi sayesinde AfD’nin gelecekte PKK ve FETÖ’ye karşı Türkiye’nin yanında yer aldığını ve Avrasya dostluğuna yöneldiğini göreceğiz.

Alternatif Parti ile ilgili İslamofobi ve yabancı düşmanlığı gibi kaygılar dile getiriliyor. Ancak bu yabancı düşmanlığı söylemi, AfD’nin gittikçe eriyen ve terk ettiği bir yönü. Partinin içinde farklı kanatlar olsa da, mevcut %13’lük oy oranıyla onlar artık Alman milliyetçiliğini temsil ediyor. Bizim görevimiz, bu olayı seyretmek değil; Vatan Partisi ve Almanya’daki Türkler olarak, bu yabancı düşmanı eğilimleri düzeltmeleri için onları ikna etmek ve mücadele etmektir. Önümüzdeki 1-2 yıl içinde, AfD’nin Almanya’da yaşayan konuk işçilere ve Türklere karşı siyasetlerinde olumlu gelişmeler olacağını göreceğiz. AfD’ye “nazi” suçlaması yapanların; PKK’lılar, sahte solcular, Amerikan taraftarları ve Alman istihbaratının kontrolüne girmiş unsurlar olduğunu görüyoruz.

Almanya ziyaretinizde Ermeni soykırımı yalanı üzerine düzenlenen bir çalıştayı engellemiştiniz. Bu süreç nasıl gelişti?

Sabancı Üniversitesi, Koç Üniversitesi ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden bazı hocaların, bir Amerikan üniversitesi ve Ermeni araştırmaları yapan bir kurumla birlikte Berlin’de düzenlediği çalıştayı kararlı bir mücadeleyle bozguna uğrattık. Kamuoyundaki mücadelemiz sonucu Sabancı Üniversitesi oradan çekildi ve çalıştayı iptal ettirdik. Berlin’deki basın toplantımızda Almanlara şunları söyledik: “Siz, Amerika’nın Kürdistan adı altında ikinci bir İsrail kurma planına hizmet ediyorsunuz. Ermeni soykırımı propagandası, Türkiye’nin teröre karşı silahlı gücünü kullanmasını önlemek için emperyalist güçlerin yürüttüğü bir psikolojik savaştır.” Üniversite kürsüleri mahkeme kürsüsü değildir; soykırım konusunda hüküm vermeye yetkili değilsiniz.

Alman basını, Recep Tayyip Erdoğan için “İslami Kemalist” kavramının kullanıldığını yazmıştı. Bu değerlendirmeyi nasıl yorumluyorsunuz?

Batılılar, Kemalizm’den vatan bütünlüğü ve bağımsızlık anlıyor. Türkiye’de Batı’ya kafa tutan liderleri, onların yaftalamasıyla “Kemalist” olarak tanımlıyorlar. Benim hakkımda da “ultra Kemalist”, “aşırı milliyetçi” gibi kavramlar kullanıyorlar. İslami Kemalist tabiri ise doğru değildir, Kemalizm ile bağdaşmaz.

Bugün Dil Bayramı. Türkçe sizin için ne ifade ediyor?

Türkçe benim için bir aşktır. Kendimizi, bilimi ve insani ilişkilerimizi Türkçe ile kuruyoruz. Dilimiz bizim için paha biçilemez bir değerdir. Eylül başında kaybettiğimiz dil ustası Emin Özdemir, Türk Dili Kurumu’nda ve akademik hayatta dilimize büyük emekler vermiş bir değerdi. Türkçe, yaşama sevincimizdir. Ondan sonra bir yerleştiğimiz de var. O arada telefonla da konuşurduk; o da beni çok mutlu ederdi. Onun Kemaliye ile bağının olması çok anlamlı. Çünkü Kemaliye, Türkiye’de Türkçenin en güzel işlendiği yerlerden biri. Alagözlülerine, manilerine, bilmecelerine, masallarına bakıyoruz; çok zengin bir Türkçesi var.

Kemaliye’den Enver Gökçe, Ahmet Kutsi Tecer ve Emin Özdemir gibi şairler, yazarlar ve aydınlar çıkıyor. Emin abimiz, Kemaliye’nin pınarlarından o güzel Türkçeyi içmiş biri olarak dilimize çok büyük katkılarda bulundu. Onu saygıyla anıyoruz. Ölmeden 10-15 gün evvel çekilmiş, torunlarıyla olduğu çok güzel bir fotoğrafı var. Orada bile hep umutlu, ufka açık ve geleceğe dönük bir insandı. Zaten dille uğraşmak, doğrudan doğruya geleceği yeniden inşa etme çabasının bir parçasıdır. Dil; binlerce yıllık bir birikimin zenginliğini taşıyan, tecrübelerle sınanan, çözülen, yenilenen ve sürekli canlanan canlı bir varlıktır. Emin Özdemir abimizin, özellikle dille ilgili temel bilgileri edinmek için çok öğretici, sade ve özenli bir dille yazılmış kitapları var. Bir kısmı Bilgi Yayınevi’nden ve diğer yayınevlerinden çıkmış bu kitapları herkese öneriyorum.

Bugün çok sayıda soru geldi, hepsini yanıtlama şansımız olmasa da büyük oranda sorularınıza cevap vermiş olduk. Son bir not olarak; tahminleriniz daha önce de tutuyordu, bakalım bu sefer de tutacak mı? Beşiktaş ilk yarıyı 2-0 önde tamamladı, inşallah 3-0 olur. İlk golü Babel, ikincisini Talisca atmış. Biz tabii Beşiktaş’ın yanındayız. Porto’dan sonra bu başarı da gösteriyor ki Beşiktaş’ımız bir üst tura doğru gidiyor. Tabii daha ilk yarı bitti ama herhalde dönüşü zor olur.

Sayın Perinçek, çok teşekkür ediyoruz. Sorularımızı yanıtladınız, sizi izlemeye devam edeceğiz. Biz de size teşekkür ederiz, başarılar dilerim. Ulusal Kanal’da yeni yayın dönemine başladık, önümüzdeki dönemde daha çok güzellikler getireceğiz.

Şule Perinçek ile konuşuyorduk; bir anda sahaya indik. Bakın, Kerkük’ten bağlanıyor, İran’dan bağlanıyor; başka hiçbir televizyon yok. Orta Doğu’da savaşlar oluyor, geçen gün bir yerde okudum; “Nerede ya, Kerkük’ten hiçbir televizyon haber almıyor” diyorlar. Hâlbuki siz Batı Asya haberlerinde savaş alanından; Kerkük’e, Tahran’a, Kabil’e, Silopi’ye bağlanıyorsunuz. Başka böyle bir televizyon yok. Çok gözüpek savaş muhabiri arkadaşlarımız var, onları buradan selamlıyoruz. Bizi hep bilgilendiriyorlar.

Çok teşekkürler Sayın Perinçek. Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, “Çıkış Yolu” programımızı bugün Ankara’da yaptık. Umarım sizlerin kafasındaki soru işaretlerine cevaplar üretebilmişizdir. Tekrardan teşekkür ediyor, bütün izleyicilerimize iyi akşamlar diliyoruz. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız; söz veriyoruz.

Paylaş