Çıkış Yolu • 24.12.2018

Çıkış Yolu • 24.12.2018

Geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi. Ama… Türk milletinin altı açıklığını… Ben yere atar ve onu çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bırak! Gölgedeki bu yangın. Bıraktaki bu yangın. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.

Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu”ndan herkese iyi geceler diliyoruz. Yerel seçim gündemi, Ankara’nın Fırat’ın doğusuna dönük operasyon hedefi, Amerikan askerlerinin bölgeden çekileceği açıklaması ve tabii bunlarla birlikte yine gündemin sıcak başlıklarını çok değerli bir konuğumuzla ele alacağız. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek, hoş geldiniz.

“Hoş bulduk, merhabalar. Efendim tabii her hafta tecrübeli gazeteci üstadımız Rafet Ballı bu programı sunuyordu ama kendisinin İstanbul’da olması nedeniyle bu hafta ben sunacağım. Değerli izleyicilerimize de bu bilgiyi vermiş olalım. Efendim isterseniz yerel seçimler diyelim öncelikle. Tabii gündem çok. O yüzden ben de size çok kısaca sorularımızı özetlemeye çalışacağım. Tabii hemen bir hatırlatma yapalım değerli izleyicilerimize; ‘Çıkış Yolu’ etiketiyle sorularını yöneltebilirler, biz de o soruları size ileteceğiz efendim.”

Evet, şimdi tabii yerel seçim gündemi belli bir olgunluğa kavuştu gibi görünüyor. AKP, MHP ile bir ittifak sürecine dahil oldu. CHP de İYİ Parti ile kurumsal ittifak açısından baktığımızda… Tabii aynı zamanda Vatan Partisi de önce Kadıköy adayını, ardından bugün Kars Belediye Başkan adayını açıkladı. Vatan Partisi, tüm seçim çevrelerinde aday çıkarmak üzere bir çalışma içerisine girdi. Şuradan başlayayım efendim: Eski belediye başkanı olduğunu biliyoruz, Kars Belediye Başkanı. Bunun gibi sürpriz adaylar olacak mı?

“Evet. Şimdi bakın, önce şunu söyleyeyim: Seçimlere üç ay, bir hafta var. Bu üç ay, Türkiye’nin yakın tarihindeki başka hiçbir üç aya benzemiyor. Yani o onunla ittifak yaptı, CHP PKK ile ittifak yapıyor esasen. Bence İYİ Parti’den falan önce CHP ile bugün PKK-HDP ittifakı var. Bu, Türkiye’nin geleceğine karşı büyük bir kasıt ve ihanet diye vasıflandırılacak bir olaydır. Yani Mehmetçiğe kurşun sıkanlarla ittifak yapan bir CHP var. Efendim ‘AK Parti MHP ile yaptı’ falan… Olay bu değil. Olay şu: Bu üç ay Türkiye için bir karar süreci. Yerel seçimler tabii o da bir karar ama esas Türkiye’de sistemin sorgulandığı bir üç aya giriyoruz. Hangi sistem? 1980 sonrasında kurulan, Türkiye’yi borca batıran sistem. Türkiye’yi bölmeyi hedefleyen sistem. Yani Türkiye’de Amerika Birleşik Devletleri’nin dayattığı bir program var. Nedir? ‘Sizi böleceğim, Kürdistan’ı kuracağım’ diyordu. Tabii bozguna uğradı, o ayrı mesele. Ama Doğu Akdeniz ve Ege’de Amerika tehdidi devam ediyor. Yani Türkiye’nin güvenlik sorununun son derece acil, yakıcı olduğu bir üç aya girdik.

İkincisi, bir ekonomi kurdular, o borca batırdı Türkiye’yi. Amerika Türkiye’ye borçlanmayı dayattı. ‘Borçlanacaksın, borcu borçla çevireceksin, iflas edeceksin’ dedi. Şimdi bu dayatmalara karşı Türkiye bir karar verecek, bir çözüm üretecek. Önümüzdeki gündem bu. Onun için Türkiye için bu bir altın fırsat dönemi; bütün bu bölünme tehditlerinden, dış tehditlerden kurtulmak, onlara direnmek ve bir üretim devrimi yapmak için. Çünkü siyasi kararlarla olacak bu. Ve bu kaçınılmaz. Türkiye’nin bu şekilde borca batarak, borcu borçla çevirerek devam etmesi mümkün değil. Şimdi bu sistemden diyelim üç ay içinde kurtulur ama altı ay içinde kurtulamaz. Milletimizin de içine girdiğimiz bu dönemi iyi anlaması lazım. Zaten göreceksiniz, hayat milletimize o büyük kararı dayatacak.

Yerel seçimlerde Vatan Partisi yalnız Kars’ta, yalnız Kadıköy’de değil, Türkiye’nin her yerinde istisnasız bu seçimlere girecektir. Büyük kentler olsun, diğer ilçelerimiz olsun hazırlıklarımızı yapıyoruz ve çok güçlü adaylarla giriyoruz. İşte bugün de Kadıköy Belediye Başkanı adayımız Dr. Tuğrul Kihtir’den sonra, bugün de Kars Belediye Başkanı adayımız Tuncay Mutluer’i ilan ettik. Kars’ta efsane başkan diye anılan, 5 yıl belediye başkanlığı yapmış, hizmetleriyle unutulmayan biri. Aynı zamanda Kars’ta Halk Bankası müdürlüğü yapmış bir bankacı. Milliyetçi Hareket Partisi’nden seçilmişti; o dönemde partisi 400 oy alırken, o 8 bin oy aldı. Ve diğer bütün partilerin toplamı Tuncay Mutluer kadar oy alamadı, 1994 seçiminde. Tuncay Mutluer, Vatanseverliği her türlü sınavdan geçmiş, bütün halkçıların, ilericilerin ve muhafazakarların birleşeceği bir adaydır. Birleştiren adaydır; Türk-Kürt, Şii-Sünni gibi ayrımları ortadan kaldıracak, Kars’ı kucaklayacak ve Atatürk’ün Serhat kenti yapacak belediye başkanı adayıdır. Bunu da gururla tüm milletimize ve Karslı hemşerilerimize duyuruyoruz.”

Aday belirleme takvimi nasıl ilerleyecek efendim, Vatan Partisi’nin stratejisi açısından?

“Birçok adayımız aşağı yukarı olgunlaştı. İllerimiz adaylarını belirliyor. Büyükşehir belediye başkanı adaylarımızı ve diğer merkezlerdeki adaylarımızı belirliyoruz. Hepsi iftihar edilecek, hizmet ve vatan aşkıyla dolu, gönül insanlarıdır. Çünkü belediyecilik sonuç itibarıyla insana hizmettir. Halkın özlediği belediye başkanı adayları Vatan Partisi’nden bir bir ilan edilecek.”

Efendim, tabii bu yerel seçimler sürecinde siz biraz önce de söylediniz; CHP, PKK ile beraber…

“Şimdi buradan ilan ediyorum ve bütün Türk milletine şikayet ediyorum: Bugün Cumhuriyet Halk Partisi, HDP ile açık bir ittifak içindedir. Herkes bunu görüyor ve örtmeye çalışıyor. Bunun büyük bir günah, ayıp, utanmazlık ve hatta ihanet olduğunu herkes biliyor. Çünkü HDP kim? PKK. HDP diye PKK’dan ayrı bir parti yok; HDP, PKK’dır. Bunun adını koyalım. Vatan Partisi, bir-iki gün içerisinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na HDP’ye kapatma davası açılması için başvuruda bulunacak. Genel Başkan Yardımcımız Nusret Senem tüm hazırlıkları tamamladı. Yargıtay Başsavcılığı’nın hukuku uygulamak ve vatanı savunmak diye bir görevi var. Cumhuriyet adına dikkat çekiyorum; Cumhuriyeti yıkmayı hedef alan PKK’nın ve HDP’nin bugün yasal bir parti olarak ortada dolaşmasına izin vermek, vatana karşı son derece sorumsuz bir davranıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın burada çok ağır sorumlulukları vardır.”

Bu önemli notu da almış olduk efendim. Buradan şuraya geçelim: Cumhuriyet Halk Partisi HDP ile iş birliği yapıyor. Bunun hiçbir gerekçesi olamaz. Hele bunun gerekçesi olarak “Tayyip Erdoğan’ı devireceğiz” derseniz, tam tersine siz devrilirsiniz. HDP ve PKK ile iş birliği yapan bir CHP, Türkiye’de ana muhalefet partisi değil, sıradan bir muhalefet partisi bile olamaz.

“Türkiye bir vatan savaşı içinde. Şimdi o vatan savaşının çok daha ciddi bir aşamasına geldik. Türkiye ilan etti; Fırat’ın doğusuna Türk Silahlı Kuvvetleri giriyor. Bugün Münbiç’e doğru, TSK’nın denetlediği Suriye Milli Ordusu girmeye başladı. O, Türk Silahlı Kuvvetleri demektir. Şimdi bu koşullarda Türkiye PKK ile savaşıyor, Amerika’nın üzerimize sürdüğü terör örgütü ile savaşıyor; Cumhuriyet Halk Partisi ise o terör örgütü ile seçim ittifakı yapıyor. Ne yapacaklar? Onları Güneydoğu’da tekrar belediyelerin başına geçirecekler. O belediyeler tekrar PKK’ya hizmet edecek, eleman bulacak, PKK’ya erzak-levazım desteği taşıyacak, kurduğu zabıtalarla orada otorite sağlamaya çalışacak. Böyle belediyecilik olur mu?

Buradan yalnız Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi değil, her bir CHP üyesi sorumludur. Çünkü HDP demek PKK demektir. PKK, HDP örtüsünü kendini gizlemek için kullanıyor. Biz HDP’yi legal bir parti olarak kabul ettiğimiz an PKK’nın oyununa geliyoruz. İhanetin legali olur mu? Mehmetçiğe kurşun sıkmanın legali olur mu? Türkiye onların yakasına yapışacaktır. Türkiye ayrıca Akdeniz’den, Ege’den; Amerika, İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs tarafından tehdit ediliyor. Bu koşullarda CHP, İsrail ile iş birliğini savunuyor. Genel Başkan Yardımcıları Ünal Çeviköz, Kıbrıs dönüşünde parti adına açıkça ‘Biz niye İsrail ile iş birliği yapmıyoruz?’ dedi. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’ne göre Türkiye’yi tehdit eden İsrail ve Amerika ile iş birliği yapmak, enerji denkleminde yer almak oluyor. Amerikan filoları, destroyerleri, İsrail’in denizaltıları Türkiye’yi tehdit ediyor ama CHP bunları görmüyor. Bunlar çok ağır sorumluluklar. Bazılarına bu batabilir; batsın! Batması lazım. Batmıyorsa yazıklar olsun.”

Bazı belediye başkanlarınızın (Denizli, Buldan) bu konudaki tepkileri örnek gösteriliyor. Bu tepkilerin devam edeceğini öngörüyor musunuz?

“İsyan olması lazım. Bırakın tepkiyi, vatanseverlik ölmediyse, Atatürk’ün adı hâlâ o CHP’nin kurucu başkanı olarak orada yazılıysa, isyan olması lazım. Nasıl CHP böyle bir hummanın içine sokuldu? ‘Bonzai içiriyorlar’ diye uyarmıştık, o zaman rahatsız olanlar oldu. İşte bonzai içirildiği çıktı ortaya. O Ankara-İstanbul yolunda HDP ile kol kola yüründü ve o alıştırıldı. CHP tabanı ve yöneticileri, ‘Bak, HDP ile yürüyoruz, hiçbir şey olmuyor’ düşüncesine alıştırılmak istendi. Buna mutlaka isyan etmek gerekir. Hiçbir mazereti yoktur.

Biz her bir CHP üyesini sorumlu görüyoruz. Yıllardır HDP’ye oy verin çağrıları yapılıyor. Yalnız yöneticiler değil; Sözcü Gazetesi’nden Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil gibi arkadaşlarımız HDP’ye oy ver çağrısı yaptılar. Bunların hiçbirinin hoş görülecek tarafı yoktur. Türk orduları Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da emperyalistlerle çarpışırken; düşmanla iş birliği yapanlarla bugün HDP ile iş birliği yapanlar arasında ne fark var? Lütfen bana bağlansınlar, açıkça da konuşma hakkı verelim; bunun İstiklal Savaşı’nda İngiliz, Fransız emperyalistleriyle ve onların üzerimize sürdüğü Yunan ordularıyla iş birliği yapmaktan en küçük hangi farkı var? Bize onu göstersinler, biz de öğrenelim. Bunlar Tayyip Erdoğan düşmanlığıyla da mazur gösterilemez. Çünkü Tayyip Erdoğan’ı haklı çıkarıyorsunuz, ona öyle bir silah veriyorsunuz ki bin kere seçim olsa CHP kaybeder. Türkiye’yi ‘Tayyip Erdoğan çıkmazı’ ile ‘PKK-HDP ihaneti’ arasına sıkıştırıyorsunuz. Çıkmaza mı girelim, ihaneti mi seçelim?” Türkiye’yi bu ikilemin, bu iki çatal çıkmazın karşısında bırakamazsınız. Bırakamayacaksınız. Buna da izin vermiyoruz. Vatan Partisi, Türkiye’yi bu süreçten kurtaracak ve çıkaracak çözüm olarak Türk milletine kendisini sunmakta ve yetki istemektedir.

Efendim, HDP politikasından dolayı CHP’yi eleştirdiniz. Şimdi gelen soruları biraz yanıtlamak istiyorum; izin verirseniz. Örneğin Ankara ve İstanbul politikası, özellikle Vatan Partisi’nin tutumu merak ediliyor. Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu gibi adayların Vatan Partisi tarafından desteklenmesi söz konusu olabilir mi? Benim demin yaptığım konuşmadan sonra, HDP ile birlikte seçime giren bir CHP’yi desteklememiz mümkün mü? Cumhuriyet Halk Partisi, bunu resmen yapmaktan korkuyor ama milletin gözü önünde HDP ile ittifak yapıyor. Size bir haber vereyim: Geçtiğimiz cumartesi ve pazar günleri Diyarbakır’daki bir otelde, CHP’nin bütün Güneydoğu ve Doğu illerinin yöneticilerini, belediye başkanlarını ve belediye meclisi üyelerini topladılar. Orada CHP Genel Merkezi, “HDP ile bulunduğunuz Doğu ve Güneydoğu illerinde, yerel seçimde iş birliği yapacaksınız” talimatı verdi. Bunu açıktan kamuoyu önünde söylemeyeceksiniz ama HDP ile iş birliğini hayata geçireceksiniz dediler.

Aydınlık Gazetesi bu haberi yaptı. Bizzat o il başkanlarından öğrendik; arkadaşlarımız görüştü. Tabii büyük üzüntü içindeler. Eğer böyle bir toplantı olmadıysa veya iş birliği talimatı vermedilerse, Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri, örneğin Veli Ağbaba, çıksın ve bunu yalanlasın.

Şimdi efendim, yerel seçim gündemine değindiniz ve CHP’yi eleştirdiniz. Geçen günkü yazınızda İYİ Parti lideri Meral Akşener’i de eleştirdiniz ve bu yazı çok tartışıldı. Özellikle “Yandaşlığına yeni bir örtü bulmak için ne yapacağını şaşıranlar var” ifadenizi açmanızı rica ediyorum.

Bakın, bizim gençliğimiz, Vatan Partisi gençliği Atatürkçülük çalışması yaparken, İYİ Parti’nin gençliği İstanbul’da NATO’ya destek toplantısı örgütlüyor. Bugün Türkiye, Amerika ile karşı karşıya gelmişken; Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çekinen Amerika, Trump’ın ağzından Suriye’yi terk etme kararını açıklamışken, bu koşullarda NATO’yu destek toplantıları yapmak ne biçim vatanseverliktir? Bu ne biçim milliyetçiliktir? Amerikan milliyetçiliği mi bu? NATO Türkçülüğü mü? Buradan ilan ediyorum; bugün NATO’yu desteklemek ne Atatürkçülüktür ne de Türk milliyetçiliğidir. Buna ancak “NATO Türkçülüğü” denir.

Isparta’daki Baro Başkanı, İYİ Parti’den aday ilan edildi. İlk afişinde Isparta’nın şehir sorunlarıyla, belediyeciliğiyle ilgili tek bir söz yok. İyi Parti ve CHP’nin ortak adayları, ilk iş olarak Çin’in zulmüne karşı afişler asıyor. Ya sen Isparta’ya belediye başkanı adayı oluyorsun, Amerika’nın memuru değilsin. Bugün Türkiye’de “Çin zulmü” iddiasını kimler yayıyor? Amerika! Çünkü Türkiye; Rusya’yla, İran’la, Irak’la, Suriye’yle ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’yle aynı blokta buluşuyor. Türkiye, Amerika’ya karşı bir direnme mevzisi oluşturuyor. Amerika’nın derdi de Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkisini bozmaktır. Bunun memurluğunu da İYİ Parti’nin adayları yapıyor.

İşleri güçleri Amerika’nın vur dediği her şeye vurmak! Amerika “İran’a vur” diyor, vuruyorlar; “Rusya’ya vur” diyor, vuruyorlar; “Çin’e vur” diyor, vuruyorlar. Ama Amerika’nın emperyalizmine karşı ağızlarını açmıyorlar. PKK’ya 20 bin tır silahı Çin vermiyor, Amerika veriyor. PKK’yı Çin eğitmiyor, Amerika eğitiyor. O teröristleri Amerikan üsleri koruyor. Türkiye ve Doğu Akdeniz’de bizi Amerika ve İsrail tehdit ediyor; bizimkiler ise Amerika’nın hedef gösterdiği yerlere saldırıyor.

(Reklam arası sonrası)

Sayın Perinçek, son olarak Doğu Türkistan üzerinden İYİ Parti ve Büyük Birlik Partisi’ni eleştirmiştiniz. BBP’nin Ankara’da yaptığı mitingde partiniz doğrudan hedef alındı. İsterseniz önce o görüntüleri izleyelim, sonra değerlendirelim.

(Görüntü izlenir)

Bakın, bu mitingler doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor. “Çin zulmü” söylemi, aslında Türkiye’yi müttefiklerinden koparmak için kullanılan bir maskedir. Bugün Türkiye, Amerika ile karşı karşıya; Fırat’ın doğusunda Mehmetçik harekat yapıyor. Bu harekat PKK’ya ve onun arkasındaki Amerika’ya karşıdır. Bu mitingleri düzenleyenler ise Türkiye’nin müttefikleri olan Rusya’yı, İran’ı, Çin’i hedef alıyorlar. Amerika istiyor ki Türkiye müttefiklerinden yoksun kalsın, planları hayata geçsin. Ayrıca, o mitinglerde konuşanlar aslında Mehmetçik’e kurşun sıkan DAEŞ’in içindeki militanlardır. Doğu Türkistan İslami Harekatı’nın 15 bin militanı, El-Bab’da Türk askerine kurşun sıkmıştır. Bunlar Amerikan kuklasıdır.

Çin Halk Cumhuriyeti büyükelçiliğine yumurta atarak milliyetçi olunmaz. Türk milliyetçiliği devlet yöneten, devrim yapan ve vatanı koruyan milliyetçiliktir. Bunlar ise Amerika’nın güdümünde Türkiye’nin stratejik ortaklıklarını sabote etmeye çalışıyorlar. AKP hükümeti ise Türkiye’nin zaruretlerini bildiği için bu tip provokasyonlara girmiyor. Çünkü biz Amerika ile Ege’de, Kıbrıs’ta ve Doğu Akdeniz’de bir mücadele yürütüyoruz.

Şimdi Suriye meselesine gelelim. ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan askerlerinin çekileceğini açıkladı. Ancak Türkiye’de “Bu bir oyalama taktiği, Amerika çekilmeyecek” diyenler var. Ne diyorsunuz?

Amerika silahla geldi, silahla gidiyor. 1990 yılındaki Körfez Savaşı ile Batı Asya’ya girdiler ve 1,5 milyon kardeşimizi katlettiler. Arkasından 2003 baharında ikinci bir harekatla bölgeyi kana buladılar. Şimdi ise kaçınılmaz bir geri çekilme süreci içerisindeler. Irak’ın kuzeyinde o sözde Barzanistan’ı, Kürdistan’ı kurdular. Bunun Kürtlükle falan hiçbir ilgisi yok; o, ikinci bir İsrail devleti girişimiydi. Amerika silahla geldi ve Suriye’yi dağıtmaya, Beşar Esad’ı silahla yıkmaya çalıştı. İç kargaşalıklar çıkardılar, birtakım yobaz, gerici örgütleri ayağa kaldırıp isyan ettirdiler. Ancak Batı Asya halkları; Irak devleti ve halkı, Suriye devleti, Türk devleti ve Türkiye Cumhuriyeti, Amerika’nın piyonlarıyla ve bizzat Amerika’yla savaştılar ve Amerika yenildi.

Amerika’nın çekilmesi bir oyun veya poz değil; Trump’ın kendisi bunun bir mecburiyet olduğunu açıkladı. Trump, seçim faaliyetleri sırasında başkan seçilmeden önce çekilmeyi vaat ederek Amerika Başkanı oldu. “7 trilyon doları Batı Asya’ya gömdük; bu parayla Amerikan ekonomisini iki kez ayağa kaldırırdık,” dedi. Bugün de hâlâ bunları söylüyor. Amerikan ekonomisi bu savaşı taşıyamıyor, mecali kalmadı. Bu çekilmenin altında yatan gerçek zaruretler şunlardır: Birincisi Amerika yenilmiştir. İkincisi, Türk ordusu oraya giriyor. Türk ordusu Fırat’ın doğusuna gireceğini ilan etti; Amerika buna karşı ne yapacak? Türk ordusuna kurşun atamazsa PKK’yı koruyamadığı için itibarı sıfıra iner; atarsa, içerisinde PKK’lıların da bulunduğu üsleriyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri ile karşı karşıya gelir. Amerika bunu göze alamadı. Bu çekilme, kandırma değil; Türkiye’nin, Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın ve Rusya’nın silahlı mücadelesi karşısında Amerika’nın yenilmesidir.

Amerikan ekonomisi bu savaşı artık götüremez; Trump’ın ifadeleri ve Mattis gibi bakanların istifası da bunun göstergesidir. Türkiye, Amerika’daki dengeleri değiştirdi; Pentagon ile Trump karşı karşıya geldi.

Diğer taraftan, Mustafa Destici ve Seyit Tümtürk gibi isimler, Amerika’nın piyonu olarak PKK ile yan yana düştüler. Güya Türkleri savunuyorlar ama Amerika’nın gösterdiği hedeflere vurarak PKK’yla aynı hizaya geliyorlar.

Suriye konusunda; Menbiç’e yönelik Türk ordusunun bir operasyon hedefi var. Bazı ÖSO unsurlarının ve Suriye ordusunun bölgeye ilerlediği söyleniyor. Bazı yayın organlarında “Türk ordusuyla Suriye ordusu karşı karşıya gelebilir” yorumları yapılıyor. Ben böyle bir ihtimal görmüyorum. Çünkü Türkiye ile Suriye aslında silah arkadaşı oldular; her ikisi de oradan Amerika’nın piyonlarını temizlemek için harekete geçmiş durumdadır. Kazalar olsa bile bunlar telafi edilir.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, “Suriye ordusundan askerlerimize herhangi bir saldırı olursa dünyayı başlarına dar ederiz” mealinde bir açıklama yaptı. Suriye, Türk askerine saldırmaz. Türkiye ile Suriye el ele vermek varken, işi zora sokan tavırlar görüyoruz. Bu tür açıklamalar, devlet yönetme tecrübesi olmayanların, provokasyonlara davetiye çıkaran sözleridir. Vatan Partisi iktidarında böyle bir ihtimal yoktur çünkü iki devlet iş birliği yapar.

Ankara’nın Suriye politikasında ısrarcı olmasının sebebi, Mehmetçik’in fedakarlığı ve kan vermesinden sorumluluk duymamasıdır. Suriye ile iş birliği; Rusya, İran ve Irak ile iş birliğinin anahtarıdır. Ayrıca Doğu Akdeniz’de de buna muhtacız. Türkiye; Suriye yönetimine ve Mısır’da Sisi yönetimine düşmanlık ederek kendisini yalnızlaştırıyor ve bu ülkeleri Yunanistan’ın yanına itiyor. Bu vatanseverlik değil, basiretsizliktir. Türkiye, PKK ile iş birliği yapan CHP yönetimi ile Suriye ile iş birliği yapamayan AK Parti yönetimi arasına sıkıştırılamaz. Çıkış yolu, Vatan Partisi’nin temsil ettiği milli hükümet ve üretim ekonomisidir.

Suriye ordusu ile PYD arasındaki görüşmelere gelince; savaşan devletler düşmanlarıyla bile görüşebilir, bunda bir yanlışlık yoktur. Önemli olan Suriye’nin kararlılığıdır. Beşar Esad; federasyonu, özerkliği ve ikinci bir etnik yapıyı kabul etmediğini, tek bir Suriye Arap milleti olduğunu vurgulamıştır. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve üniter yapısı konusunda hiçbir tavizi yoktur.

Vatan Partisi olarak 2006’da “Amerika bu haritaya gömülecek” demiştik ve gerçekten de gömüldü. Amerika’nın bölgedeki federasyon ve özerklik planları, bölge ülkelerinin silahlı mücadelesi karşısında yerle bir olmuştur. Türk donanması ve ordusu, Ege’de ve Doğu Akdeniz’de hiçbir oldu bittiye izin vermeyecektir. Yunanistan, Amerika’nın ve İsrail’in aleti olmayı bırakıp, Türkiye ile karşılıklı çıkarlar temelinde bir uzlaşmaya varmalıdır. Herkes kendi payına düşen kısmı alır. Ancak siz Yunanistan ve Güney Kıbrıs olarak, Amerika ve İsrail ile birlikte ne alacaksınız? Canınızı, kanınızı vereceksiniz. Yazık olacak, ayak altında kalacaksınız. Ey Yunanistan, ey Güney Kıbrıs! Bunları ben Yunan kamuoyuna da açıkladım. Gazeteler geniş yer verdi ve orada bize hak veren çok önemli bir kamuoyu oluşuyor. Çünkü hakikaten Yunanlar da Birinci Dünya Savaşı’nı ve sonrasını hatırlıyor; yani İngiliz’e alet olarak başlarına gelenleri biliyorlar. Buna zaten “facia” diyorlar, değil mi? O nedenle “Küçük Asya Faciası” diyorlar. Bugün aynı faciayı tekrar etmenin onlar açısından hiç akıllıca bir tarafı yok.

Efendim, süremiz bir saat gibi. İsterseniz Suriye başlığını kapatalım. Ekonomik kriz meselesi; şu anda hem Ulusal Kanal hem Aydınlık Gazetesi hem de Vatan Partisi ekonomik kriz ve çözümleri üzerine paneller düzenliyor. Siz de bu panellerin birçoğuna katıldınız. Bu noktada gözlemlerinizi merak ediyorum. Gerçekten şu anda ekonomik krizin vatandaş tarafından hissedildiğini düşünüyor musunuz? Vatandaş “böyle gitmez” diyor, feryat hâlinde.

Hissedilmek ne demek? Vatandaşın canına hançer girmiş, hissetmez olur mu? Evine ekmek götüremeyen, ekmek teknesini kaybeden anneler, babalar, çocuklarına emzik veremeyen anneler nasıl krizi hissetmeyecekmiş? Ben son dönemde Bursa, Mersin, Adana, Manisa, Denizli’nin Honaz kasabası, Antalya’nın Kumluca, Gazipaşa ve Alanya ilçelerinde üretici kurultaylarını gezdim. En son dün Ankara’da yine konferans yaptık. Buralarda üreticilerle, sanayicilerimizle, çiftçilerimizle, işçilerimizle, küçük-orta boy sanayicimizle ve esnafımızla buluştum. Hepsinin söylediği iki sözcük: “Böyle gitmez.” Bu işin sonuna geldik, böyle devam etmesi mümkün değil.

Bakın, bu çok önemli. “Böyle gitmez” sözcüğünde bir umut var, bir karar beklentisi var, bir çözüm ihtiyacı var. Türkiye büyük bir çözüme gidiyor. Halk, üretici “böyle gitmez” diyorsa –ki her yerde bu söyleniyor– buradan büyük bir çözüm çıkacak. Bunu görmemiz lazım. Herkes krizin yıkım tarafını; işten atılanları, kapatılan fabrikaları, iflas eden iş adamlarını, konkordatoları ve maalesef intihar edenleri görüyor. Biz de görüyoruz. Antep’te 50 bin işçi bir ayda işten atıldı. Bunları görüyoruz ama asıl görmemiz gereken süreç şudur: Türkiye buradan büyük bir çözümle çıkacak. Çünkü böyle gitmez. “Böyle gitmez” demek, “çözüm geliyor” demek. Böyle gitmeyeceğine göre başka bir şekilde gidecek; ülkenin çarkı dönecek, toplum yaşayacak. İnsanlar evlerine ekmek götürmek, üretim yapmak zorunda. Başka türlü bir toplumun yaşama şansı yok.

Türkiye şu anda büyük bir karara, büyük bir çözüme ilerlemektedir. O yüzden “altın dönem” diyoruz.

Ekonomik krizden dolayı AKP’nin oy kaybettiğini düşünüyor musunuz? Tabii, baş aşağı gidiyor. AK Parti önümüzdeki bir-iki yıl içerisinde tek başına Türkiye’yi yönetemeyecek. Çünkü bütün bu batan ekonominin sorumlusu AK Parti’dir. 2002 Kasım ayında iktidara geldi, 16 sene oldu. Türkiye borca battı; AK Parti iktidarının özeti budur. İnsanları işsiz bırakan, fabrikaları kapanmaya mecbur bırakan, iş adamlarına konkordato ve iflas dayatan bir yönetim sonuç itibarıyla. Ama bu dayatma, aynı zamanda bir çözümün dayatmasıdır. İflas devam edemez, yerine bir şey gelecek. Türkiye tekrar ekmek teknesine kavuşacak. Vatan Partisi bunun programlarını üretti. Üretime hizmet eden her siyaset doğrudur, üretimi baltalayan her siyaset yanlıştır.

Üretici baş tacıdır. Üretici kambur değil; çiftçi kambur değil, sanayici kambur değil, esnaf kambur değil, kamu iktisadi teşekkülleri kambur değil. Bunlar üreticiyi “kambur” ilan ettiler; biz ise “Hayır” diyoruz. Köylü memleketin efendisidir, üreticiler memleketin efendisidir. Türkiye’de tekrar üreticilerin efendi olduğu bir sistem geliyor, eli kulağında. 2019’un kapısını çalıyoruz. Aynı zamanda Türkiye, yeni bir sistemin kapısını çalıyor. Zaten yeni bir dünya kuruluyor ve o dünyada Türkiye üreten, bütünleşen, birleşen Türkiye olacak.

Sayın Genel Başkan, muhalefet partilerinin çözümü göstermediği için AKP’deki oy kaybının küçük kaldığını söyleyen anket şirketleri var. Ne dersiniz?

Bu değişiyor. Çünkü ekonomiyi sürdüremezseniz savaşı da sürdüremezsiniz. Savaşın da bir ekonomisi var. Ekonomik bakımdan ayakta olmayan bir ülke savaşı götüremez. Atatürk, o zor koşullarda “Tekâlif-i Milliye” emirleriyle savaşın ekonomisini inşa etti. Askerin sırtına kaputunu giydirdi, karavanasını kaynattı ve millet o zorlukları aşarak ordusuna cephe gerisi oluşturdu. Ekonomi, savaşı zafere ulaştırmak bakımından çok önemlidir. Türkiye bir savaş ekonomisi dönemine girmiştir; yalnız savaştığı için değil, ekonomisi çöktüğü ve iflas ettiği için. Teori Dergisi’nin son sayısı savaş ekonomisini işliyor, orada dünyadaki tecrübeleri ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki başarımızı görebiliriz. İttihat ve Terakki o dönemde savaşın ekonomisini çok iyi örgütlemiştir.

AKP kitlesi, ekonomideki kötü gidişatı Amerika’nın bir operasyonu olarak görüyor, ne dersiniz?

Bütün ekonomistler buna güler. Sağlam bir ekonomiyi hiç kimse dışarıdan müdahalelerle böyle bir duruma düşüremez. Amerika, Çin veya Vietnam ekonomisini sarsabilir mi? Bu mümkün değil, bu bünyesel bir durum. Türkiye ekonomisi, 1980’lerden itibaren Turgut Özal ile başlayan “dünya ekonomisiyle bütünleşme” adı altında; kapıları, gümrükleri kaldırdı, KİT’leri özelleştirdi, “devleti küçülteceğiz” dedi. Amerika mı devleti küçülttü? Hayır, Türkiye’nin yöneticileri Amerika’nın emriyle yaptı. Gümrükleri açarsanız, kendi sanayicinizi ve çiftçinizi desteklemezseniz, pahalı mazot ve gübre verirseniz o ekonomi çöker. Yaşanan olay budur.

Bugün İZBAN işçileriyle ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Onları kutluyoruz, Vatan Partisi her zaman onların yanındaydı. İl Başkanımız Dr. Rıfat Mutlu önderliğinde örgütümüz her zaman işçinin mücadelesinde en ön safta yer aldı. Mahkeme kararıyla gelen bu zaferi kutluyoruz. İşçi eylemlerinin devam edeceğini düşünüyor musunuz?

Tabii, işçiyi sokağa atarsan, çiftçinin ürünü beş para etmezse o eylemler elbette devam eder. Halk zor durumda ve “böyle gitmez” diyorsa mücadele edecektir. Ama buradan Amerika ve güdümündeki kuvvetler hiçbir şey ummasın. İstanbul’daki eylemlerde gördük; HDP’yi içeri almadılar, Türk bayraklarıyla yaptılar. Bu işçi ve emekçi eylemlerine PKK’nın ve onunla hareket eden güçlerin müdahale şansı yoktur. Bunlar vatansever eylemlerdir, milleti birleştirir ve güçlüdür.

AKP’nin son 1-2 haftadaki yaklaşımında bir panik görüyor musunuz?

Panik var. Fransa’daki “Sarı Yelekliler” eylemlerine yapılan göndermeler, Gezi soruşturmaları… Bir halk hareketinden korktukları apaçık ortada.

Ekonomiye dair ekleyecekleriniz bittiyse…

Buradan çıkış yolu var. Ümitli bir döneme girdik. “Kriz, kriz” diye dizimizi dövmenin anlamı yok. Amerika’nın Türkiye’ye dayattığı sistem bitmiştir. Türkiye buradan bir üretim devrimiyle, üretim ekonomisiyle çıkacak. Bu sistem artık tarihin çöplüğüne gidiyor.

Bugünün diğer bir sıcak gelişmesi; Metin Akpınar ve Müjdat Gezen hakkında, bir televizyon programındaki açıklamaları nedeniyle gözaltı kararı verildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da “sanatçı müsveddesi” şeklinde açıklamalar yaptı. Siz süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sanatçıların ve büyük aydınların dokunulmazlıkları vardır. Nasıl milletvekilinin kürsü dokunulmazlığı anayasada güvence altındaysa, aydın ve sanatçının dokunulmazlığı da milletin vicdanındadır. Toplum sanatçısına, aydın, kültür adamına dokunursa bunun bedelini öder. Sanatçılar bazen saçmalayabilir, ölçüsüz konuşabilir; onların böyle bir özgürlüğü vardır. Bundan topluma zarar gelmez; hatta sonra bakarsınız ki o “saçmalama” aslında önemli bir hakikati uyarıyormuş. Toplum sanatçısını korumalıdır. Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’e yapılan bu gözaltılar yanlıştır. Sanatçının üzerine polisle, gözaltıyla gidilmez; fikirle gidilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “müsvedde” demesi ise bir devlet başkanına yakışmayan ifadelerdir. Cumhurbaşkanı her vatandaşın haysiyetini korumakla görevlidir. Bir kuzu kaybolsa sorumluluk duyan Hz. Ömer’in makamında oturan biri, büyük sanatçılara “müsvedde” diyemez. Bu yanlış ve vahim bir hatadır.

Akpınar’ın “Kim Rusya’ya döndüyse iktidardan gitti” ifadesine gelince; ben burada Metin Akpınar’ı da eleştiriyorum. Üzerine savcıyla gitmek yanlış olsa da kendisiyle fikir mücadelesi yapmak zorundayız. Çünkü bu sözler Amerika’nın özlemlerini ifade ediyor. Atatürk, Sovyetler Birliği ile dayanışma içine girdiğinde iktidardan mı gitti? Tam tersine, Sovyetler Birliği ile iş birliği yapmasaydı İstiklal Savaşı başarıya ulaşmazdı. Bugün de Türkiye Rusya, Çin, Irak, İran ve Suriye ile iş birliği yapmazsa vatanın bütünlüğünü ve üretim ekonomisini inşa edemez. Onun için bugün Türkiye’nin Rusya’yla, İran’la, Çin’le, Irak’la ve Suriye’yle dayanışma içinde olması; Türkiye’nin ayakta kalması için hem ekonomisiyle hem güvenliğiyle şarttır. Peki, niye Metin Akpınar bunu hedef alıyor? Yani Amerika’nın çıkarlarından başka ne var burada? Kim rahatsız Türkiye’nin Rusya’yla iş birliği yapmasından? Amerika. Peki, bu tehdit ne ifade ediyor? Bunu bir suç manasında söylemiyorum ama siyasi bir tehdit olarak; yani kim Rusya’ya yaklaşırsa siyasi iktidardan gider. Bu, bir siyasi tehdittir. Kim adına yapılıyor? Amerika adına. Amerika’nın çıkarları burada ifade ediliyor.

Evet, Metin Akpınar’ın üzerine savcıyla gidilmesin, soruşturma açılmasın, dokunulmazlığına saygı gösterilsin. Ama biz Türk vatanseverleri ve Türkiye’nin geleceğinden sorumlu insanlar olarak, Metin Akpınar’ın söylediği bu sözlerde vahim bir hata olduğunu ifade edeceğiz. Bundan korkacak bir şey yok. “Metin Akpınar’dır, her türlü yanlışı savunma imtiyazına sahiptir” diyerek savunulamaz. Savunduğu zaman bizler de “Bu yanlıştır” deriz. İktidarın da böyle yapması lazım. Örneğin Vatan Partisi bugün iktidarda olsaydı ki olacaktır; Türkiye’nin Rusya, Çin, Irak, İran, Suriye ve Orta Asya Cumhuriyetleri ile dayanışmasını ve ittifakını sağlayacak, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girecektir. O zaman Metin Akpınar istediği kadar “Kim Rusya’yla yakınlık kurar, iş birliği yaparsa iktidardan gider” desin. Biz de ona “Sen kim adına konuşuyorsun bunları?” deriz. Ama ona polis göndermeyeceğiz, kolundan tutup savcılığa getirmeyeceğiz. Ancak bir konseri veya bir toplantısı olduğunda da en ön sırada oturup Metin Akpınar’ı alkışlayacağız.

Sayın Akpınar; Adnan Menderes, Süleyman Demirel ve Atatürk üzerinden örnekler veriyor. Tarihi atlamak olur mu? Ayrıca Menderes örneği tam doğru değil; Menderes veya Demirel Rusya’ya yaklaştıkları için o işler olmuş değildir. Bu görüş çok yanlış, Amerikan mevzisinden ifade edilen bir görüştür. Türkiye’nin Rusya ile iş birliğinden rahatsız olan Amerika’dır. Bu rahatsızlığı Metin Akpınar’ın paylaşmasını üzüntüyle karşılıyorum çünkü kendisi değer verdiğim bir insandır, dostumdur. Ancak sözlerini doğru bulmuyorum. Yine de Metin Akpınar’a polis yollanması, savcılığa celp edilmesi, gözaltına alınması ve soruşturma açılması hiç doğru değil. Mahkeme bir dava açarsa bunları siyasi görüş olarak değerlendirecektir; ortada bir suç tarifi yoktur. Yanlış fikir herkesin hakkıdır. Müjdat Gezen ve Metin Akpınar da “Suç işlemedik, mizah yaptık” diyorlar, doğru söylüyorlar. Sanatçıya, özellikle mizah sanatçılarına saçmalama, alay etme ve sanatsal araçları kullanma hakkı tanımak lazım. Buna ben sanatçının ve aydınların dokunulmazlığı diyorum.

Şimdi Ergenekon davasına geçelim. 27 Aralık’ta bir duruşma olacak, savcı mütalaasını açıkladı, sona yaklaşıldığını söyleyebiliriz. Karar hazırlandı mı bilemem ama kararın ne olduğu belli. Yargıtay bir karar verdi ve “Burada program yok, lider yok, toplantı yok, eylem yok, o zaman örgüt yok” dedi. Örgüt böyle olur; programı, amacı, toplantısı, eylemi ve lideri olur. İstanbul Mahkemesi de dosyayı Yargıtay’dan döndükten sonra bu karara uyduğunu açıkladı. Örgüt olmayınca, örgüt suçundan beraat kararı verileceği ilan edilmiş oldu. “Bazıları geciktiriliyor” gibi evham içinde olanlar var ama bunlar bilgisizlikten kaynaklanıyor. Cehalet, korkuyla el ele yürür. Dava bitmiştir, örgüt suçundan hiç kimse hakkında hüküm verilmesi mümkün değildir. Ancak bireysel suçlar (devlet sırlarını açıklamak, ruhsatsız silah bulundurmak gibi) varsa, bunlar ayrılıp ayrı bir dava olarak devam edebilir.

Savcılığın, Yargıtay’ın “örgüt yok” tespitinden sonra başka bir mütalaa verme şansı yoktu; savcılık da bu gidişe uydu ve yapıcı bir tavır aldı. Ancak bazı medya organları “Ergenekon yoktur diyorsunuz ama o zaman 28 Şubat’ı, 1 Mayıs’ı, Kahramanmaraş katliamını, Madımak Oteli’ni kim yaptı?” diye soruyorlar. Bunlar Türkiye’deki Gladio eylemleridir ve bu eylemler, Ergenekon davasındaki suçlamalarla ilgili değildir. Danıştay cinayetinin bile bizim Ergenekon sanıklarıyla hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıktı. Türkiye’nin önünde Gladio eylemleri bir suç olarak durmaktadır ama Ergenekon davasında böyle bir eylem veya suçlama yoktur.

Silivri’den biz Amerika’yı gerileterek çıktık. Silivri duvarını yıkmamız, Amerika duvarını yıkmaktı. O duvarı Amerika ve FETÖ beraber örmüştü. Türk ordusu özgürleştiği için 2015’ten sonra PKK’nın üzerine yürüyebilmiş, Fırat Kalkanı ile Amerikan-İsrail koridorunu yarmıştır. Afrin’e o sayede girilmiştir. Silivri duvarının yıkılması, Türkiye’yi bölme planının bozguna uğramasıdır.

Hulusi Akar’a karşı yürütülen kampanya yeni değil, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemden beri fitne merkezlerinde devam ediyor. Türk Silahlı Kuvvetleri PKK’nın üzerine yürüyünce, PKK yandaşları ve müttefikleri orduya karşı psikolojik harekata geçti. Savaşan bir orduyu yıpratmak için komutanlarını hedef alıyorlar. Bugün Cumhuriyet Gazetesi’nde, Barış Terkoğlu gibi değer verdiğim insanlar bile buna alet olmuş vaziyette. “Ergenekon soruşturmaları nedeniyle Genelkurmay Başkanı olmadı mı?” demek, Türk ordusunun komutansız kalmasını savunmaktır. Hulusi Akar, şu an bir siyasi şahsiyettir; niçin hedef alındığı bellidir. Kendisini 15-16 Temmuz ertesinde istifaya davet etmiştim, askeri gelenekler açısından bu doğruydu ancak Akar’a karşı yürütülen bu psikolojik harekata asla alet olmadım. Bu kampanyaya katılanlar, FETÖ ile aynı cephede yer almaktadırlar. Evet efendim, şimdi arkadaşlara sorayım, kaç dakikamız var reklam arasına? İsterseniz reklama girelim. Ben de soruları sormaya devam edeyim, bölünmemiş oluruz. Değerli izleyenler, “Çıkış Yolu” devam ediyor, Sayın Dr. Doğu Perinçek ile birlikteyiz.

Efendim, programın son on dakikasına girdik. Bu bölümde, özellikle izleyicilerimizden gelen soruları size yönlendirmek istiyorum. Yerel yönetimlerle ilgili sorular var; özellikle en başta açıkladığınız Kadıköy adayınızın çalışmaları merak ediliyor.

Dr. Tuğrul Kihtir, dünya ölçeğinde bir cerrah. Kadıköy’ü, o çağdaş, ilerici, Atatürkçü Kadıköylülerin özlemlerine cevap verecek bir kent yapacak birikime, önderliğe ve kültüre sahip, bulunmaz bir insan. Benim de çok değer verdiğim bir arkadaşım, dostum. Yalnız uluslararası çapta bir cerrah değil; Amerika’da kendini kabul ettirmiş, estetik ve rekonstrüktif cerrahide dünya çapında cerrahlarla birlikte çalışmış, Amerikan hastanelerinde başhekimlik yapmış bir isim. Sadece genç yaşta başarıları olan bir cerrah değil; aynı zamanda Türk tarihi, Selçuklu tarihi, Beylikler dönemi ve Orta Asya tarihi konusunda çalışmaları olan, dört tane de kitabı bulunan bir aydın. Üstelik bunlar ufak tefek kitaplar da değil; bütün o beyliklerin kültürel mirasını sırtında fotoğraf makinesiyle gidip belgelemiş. Divriği’ye gitmiş Ulu Cami’nin tavanlarının, halılarının fotoğrafını çekmiş; Malabadi Köprüsü’nü, Çakabey’in İzmir’de donanmayı nasıl kurduğunu incelemiş. Böyle çok değerli bir hekimimiz, aydınımız ve yöneticimiz, Kadıköy için büyük bir şans. Başarılı olacağını çok iyi biliyorum. Kadıköy’de de ona büyük bir ilgi başladı. Rantları temizleyecek; ilerici, Atatürkçü, vatansever, milliyetçi, halkçı bir Kadıköy’ü inşa edecek çok değerli bir adayımız var. Dr. Tuğrul Kihtir’in çalışmaları son derece hararetli geçiyor; halkla buluşuyor. Salon toplantıları, esnafımızla, aydınlarımızla, doktorlarımızla, küçük, orta ve büyük sanayicilerimizle buluşmalar, mahalle toplantıları yapıyor. Çok iyi bir ekip oluşturdu ve başarıyla ilerliyor.

**Miting takviminiz olacak mı efendim?**

Tabii tabii, önümüzde üç aydan fazla bir zaman var, mitinglerimiz olacak.

**Şimdi efendim, izleyicilerden gelen sorularda özellikle CHP’ye dönük eleştirilerinizden dolayı size tepki gösterenler de var, doğru bulanlar da. Bir yandan şunu soranlar da var: Sayın Kılıçdaroğlu, CHP’nin İYİ Parti ile bir ittifak düşünmediğini söyledi; AKP ve MHP ile ise zaten düşünülmüyor. Sizin bu konudaki duruşunuz nedir?**

Vatan Partisi Türkiye’yi seçeneksiz bırakmayacak. Çıkmaza giren bir AK Parti ekonomisi ve PKK ile iş birliği yapan bir “CHP-İYİ Parti” seçeneği var. Biz ne ekonomik çıkmazı paylaşırız ne de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK ile savaştığı koşullarda, Mehmetçiğe kurşun sıkanlarla bir seçim ittifakına gireriz. Bizim en temel kararımız şudur: PKK ve FETÖ ile hiçbir zaman aynı ittifakta, aynı cephede bulunmayacağız. Bunu burada açıkça belirtiyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelince; bir kişi kalksın da “Hayır, HDP ve PKK ile ittifak etmiyoruz” desin. Herkes biliyor, bütün Türkiye’de ittifak halindeler. Bu yeni değil; 24 Temmuz 2015’te Türk Silahlı Kuvvetleri operasyonlara başladığından beri, hatta 7 Haziran 2015 seçimlerinden beri bu ittifak sürüyor. FETÖ darbesi konusundaki zaaflarıyla da CHP, FETÖ üzerinden dolaylı olarak yine PKK ile aynı cepheye düştü. Kimse bunların “ittifak etmiyoruz” sözlerine kanacak değildir; ortada açık görüşmeler ve çağrılar var.

Ankara’dan İstanbul’a yapılan “Adalet Yürüyüşü”ne beni de davet ettiler. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir genel başkan yardımcısı bizzat partimizi ziyaret etti. Ben onlara dedim ki: “Siz HDP ile birlikte yürüyorsunuz; HDP ile yürümeyin, gelin beraber yürüyelim.” Ama HDP ile yürümedim. Çünkü HDP ile yürüdüğünüz zaman milleti PKK ile ittifaka alıştırıyorsunuz. O yürüyüşün amacı buydu, kol kola yürüdüler. Şimdi de seçimde beraber hareket ediyorlar.

Bakın, buradan bir açıklama yapayım: CHP çıksın, “HDP kapatılsın” desin; gidelim, koşalım, alnından öpelim. Ben burada diyorum ki HDP kapatılsın, çünkü PKK’nın uzantısıdır. Biz CHP’ye bu ittifak önerilerini daha önce de, Haziran seçimlerinde de yaptık. Her seferinde şunu söyledik: “HDP ve FETÖ ile ittifak olmaz. Gelin beraber seçimlere girelim, o zaman AK Parti’nin elinden iktidarı alırız.” Ve alırdık da. CHP’nin düşük oy almasının sebebi HDP ile ittifak yapmasıdır. Vatan Partisi ile ittifak yapsalardı, milletin her kesiminden büyük bir yöneliş olurdu.

**Efendim, üslubunuzu sert bulanlar var. Buna ne dersiniz?**

İstedikleri kadar sert bulsunlar. Eğer bir Cumhuriyet Halk Partisi, PKK gibi bir örgütle ittifak halindeyse, bizim onları omuzlarından tutup sarsmaktan başka çaremiz kalmaz. Yumuşak anlattık ama Türkiye savaş döneminde ve savaşta her şey sert olur. Kimseye hakaret etmiyorum, sataşmıyorum, şahsiyet yapmıyorum. Biz doğrudan siyasi tavırlara, eylemlere yönelik eleştirilerde bulunuyoruz. Esas sorun, hiçbir fikirlerinin olmaması. CHP, İYİ Parti, AK Parti; hepsi birbirine sataşıyor, sövüyor ama bir fikir göremiyoruz.

**Vatan Partisi bazı belediyeleri alacağını düşünüyor mu?**

Tabii ki, seçimi kaybetmek için değil, kazanmak için giriyoruz. Türkiye bir karar dönemine, bir altın fırsat dönemine girmiştir. Bu dönemin sonunda Vatan Partisi, milli hükümetin içinde belirleyici, önemli bir konumda olacaktır. Vatan Partisi’nin son 15-20 yılda Türkiye’nin önüne koyduğu program bir bir gündeme geliyor ve uygulanıyor. AK Parti eskiden PKK ile açılım yapıyordu, şimdi bizim dediğimiz yere geldi. FETÖ ile Silivri duvarını örmüştü, şimdi FETÖ’nün üzerine yürüdü. Rusya’ya “uçağı düşürdük” diye iftihar ediyorlardı, Vatan Partisi Rusya dostluğunu getirdi. Dış politikada, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Amerikan-İsrail koridorunu bozması gerektiğini savunan tek parti bizdik. Bunların hepsi programımızın Türkiye gündemine geldiğini gösteriyor.

**Medya ambargosu konusuna ne dersiniz? Size dönük sistemli bir engelleme olduğunu söylemiştiniz.**

Bütün televizyonları izleyin, Vatan Partisi yok. Oysa Vatan Partisi; Çin, Rusya, İran, Amerikan ve Alman televizyonlarında, gazetelerinde Türk partilerinden daha çok yer alıyor. Türk basınının bir problemi var; dünyaya açılan, değer gören bir partinin üstünü kapatıyorlar. Çünkü onlar sistemin medyası ve sistemle birlikte çöküyorlar. İstedikleri kadar kapatsınlar; Kurtuluş Savaşı döneminde de İstanbul basını Atatürk’ü vermiyordu, “Mustafa Kemal esir oldu” diye yalan haberler yapıyorlardı. Türkiye’de maalesef hala o mütareke basınının devamı olan bir yapı var.

**Son olarak, Trump’ın 2019 yılında Türkiye’ye gelişi politikada bir değişiklik yaratır mı?**

Hayır, Trump’ın ecdadı gelse ne olur? Türkiye bir yola girmiştir. Türkiye ile Amerika, Doğu Akdeniz’de ve Ege’de gittikçe artan bir cepheleşme içerisindedir. Kim yönetirse yönetsin, Türkiye’yi Amerika’ya teslim edecek süreçlerde bulunamazlar; bulunursa da millet onları sırtından atar. Amerikan askeri oradan çıksın, Türk ordusu aslanlar gibi oraya girsin; PKK zaten beyaz bayrak çekip kaçmaya başladı.

**Efendim süremiz bitti. Çok teşekkür ediyoruz.**

Biz de Ulusal Kanal’a, izleyicilerimize, radyoların başındaki dinleyicilerimize sevgilerimizi, saygılarımızı sunuyoruz. İyimser olalım, Türkiye’nin önü açıktır. Göreceksiniz, Türkiye buradan Vatan Partisi önderliğinde, büyük bir çözümle çıkacaktır. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız, söz veriyoruz!

Paylaş