Çıkış Yolu | 03.06.2026

Çıkış Yolu | 03.06.2026

SPK_1 Derli Ulusal Kanal izleyenleri hepinize iyi akşamlar diliyoruz. Bir çıkış yolu programında da karşınızdayız. Her hafta olduğu gibi konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek. Hoş geldiniz Sayın Perinçek. SPK_2 Hoş bulduk sağ olasın. SPK_1 Geçmiş bayramınızı da kutluyoruz. SPK_2 Her hafta olduğu gibi derken böyle ben ne izlenim alıyorum biliyor musun? Bıkmışlar bundan. SPK_1 Sağlığın en çok izlenen programlarımızdan bir tanesi. SPK_2 Görev yapıyoruz. Görevimiz görevdir. SPK_1 Bu hafta yine yanımızda Aydınlık Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Sayın Tevfik Kadan var. Siz de hoş geldiniz. Sayın Perinçek tabi gündem hızlı. Bayramı da baya siyasi bir atmosferde geçirdik. Bugün de tabi hızlı gelişmeler vardı. Öncelikli olarak daha biz yayına girerken, yayına girmeden hemen önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu MYK listesini açıkladı, Merkez Yürütme Kurulu listesini. Tabii Özgür Özel de bugün bir artık kayıt dışı diyelim bir grup toplantısı yapmış oldu. Orada da bir kargaşa gördük. Tabii arkadaşlar da getiriyor CHP MYK listesinin isimlerini. Ama burada tabii şu daha çok konuşulmaya başladı. Acaba CHP bölünüp parçalanacak mı? Ne olacak? Gelişmeler bizi nereye götürüyor? Sizin değerlendirmeniz nedir? İsterseniz buradan başlayalım. SPK_2 Bir kere bir gerçek var, onu görmemiz lazım. Cumhuriyet Halk Partisi Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa tarafıyla Türkiye, milli devlet arasında bölündü. Bu bir gerçek. Bu bölünmenin tabi tarihsel kökleri var uzun zamandan beri. Ama 2020’yi hatırlayalım, Ocak ayı. O meşhur Rent Corporation dedikleri Amerika’nın derin devletinin 260 sayfalı bir raporu. O raporda zaten Cumhuriyet Halk Partisi’nin bölünmesini ifade ediliyordu. O rapor, Cumhuriyet Halk Partisi’nin başındaki imam oğullarının başına geçmesi ve Türkiye’de hükümet olması üzerineydi. 260 Sayfa. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin derin devleti. İmamoğlu’nu CHP’nin başına geçirme iddiasını ve hedefini açıkça 260 sayfalık bir rapor halinde yazıyordu. Tabii o bir şeye rağmen CHP’nin içinde de milli olan Türkiye güçlerini hedef alıyor o rapor. İkincisi, Türkiye çapında da Türkiye’nin milli devletini hedef alıyor. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, daha öncesine girmiyorum, Ama en azından 2020 yılı o Rent Cooperation raporuyla beraber, Türkiye’nin iç meselelerine, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç meselelerine doğrudan doğruya ayaklarıyla, parmaklarıyla, elleriyle Amerika’nın derin devleti girmişti. Tabi Amerika girdiği zaman orada bir bölünme başlıyor sonuç itibariyle. Hem CHP içerisinde bir bölünme başlıyor, Sonra yine aynı Amerikan derin devleti, Kılıçdaroğlu’dan vazgeçtiğini, onu da rapor halinde ilan etti. Üstünü çizdi. Dolayısıyla, CHP için de böyle bir bölünme bugün yaşanıyor. Yani bunun için, bunu anlamak, görmek için çok bir derinliğe de ihtiyaç var, çok analize, tahlile de ihtiyaç var. Ortada her şey meydanda. İşte görüyoruz, bir taraf, yani İmamoğlular, Özgür Özeller, sürekli Amerika’dan, Fransa’dan, İngiltere’den medet umuyorlar. Onlara gelin diyorlar, bizi CHP’de ve Türkiye’de iktidar yapın. Açık açık değil mi? Yani İmamoğlu’nun da o tür yazıları çıkıyor Amerikan basınında. Özgür Özel’in de çıkıyor. Bir de yalnız basında değil, bir takım emperyalizmin, Avrupa emperyalistlerinin ve Amerikan emperyalistlerinin çeşitli kurumlarının, örgütlerinin kürsülerine çıkıyorlar, toplantılarına katılıyorlar. Sosyalist, internasyonel adındaki anti-sosyalist, sosyalizm düşmanı, Sahte internasyonel de kendilerine mevkiler, makamlar veriliyor emperyalistler tarafından. Dolayısıyla böyle bir bölünme yaşanıyor. O şeyde de gözüküyor, Türkiye’nin iç cephesinde de gözüküyor. CHP’yi kimler destekliyor? Amerikan operasyonlarıyla kurulmuş olan İYİ Parti. Değil mi? Amerika Milliyetçi Hareket Partisi’nden İYİ Parti’yi kopardı. Herkesin gözü önünde. Yine Amerika Operasyonu’yla, yani Milliyetçi Hareket Partisi’nden kopartılan Zafer Partisi. Sonra PKK’nın şemsiyesi altında ve Türkiye’nin çok yakın tarihinde, 20-30 yılda batılı emperyalistlerin güdümünde olan bir takım sahte sol örgütler var. Onların hepsi isimleri biliniyor. Hedefleri hep Türkiye’nin milli devleti. SPK_1 Dem Parti de destek verdi. SPK_2 Ve Dem Parti. Dem Parti de zaten Amerika ve İsrail’in ikinci İsrail planında, Dem Parti yönetimi. Kendi partisinin içerisindeki Türkiye devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşmeden yana olan, yani ayağını bu toprağa basan, kendi diyelim eski parti arkadaşlarına da düşman olan bir yönetim var değil mi Dem Partisi’nin başında? SPK_3 Dem Parti tabanı katılmadı ama eylemlere. SPK_2 Katılmaz tabii. Niye katılmıyor? Çünkü adam şırnaklıdır, ağrılıdır, ondan sonra hakkarilidir, İstanbul’da ondan sonra milyonlar var. O insanlar katılmaz tabii. Yani katılmadılar. Dolayısıyla Bakın bu sorunuz çok anlamlı. Çünkü bu artık Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir iç meselesi. Yani CHP içinde klasik, eskiden beri hep alışığa gelmiş olan bir parti içi iktidar mücadelesinden çıktı. Öyle bir kapsamda değil. Ne bütün Türkiye’yi ilgilendiren, Türkiye’de herkesin cephe tuttuğu, en başta da Türkiye Devleti cephe tutmuş. Bakın bunun altını çiziyorum. Türkiye Devleti Bu olayda taraf cephe tutmuş. Nasıl taraf? Yargı kararıyla taraf. Mahkeme kararı. Ondan sonra köydeki hakimlerin bilmem veyahut da bilmem şeyhin bilmem aşiret reisinin kararı değil. Mahkeme kararı. Hangi mahkeme? Türk Milleti adına yargı yapan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yargı erki. Değil mi? Yasama, yürütme, yargı. Devletin üç tane erki var. Yargı erki, devletin erki. Türkiye Devleti taraf olmuş. Demiş ki Türkiye Devleti, yargı kararı o demek, Cumhuriyet Halk Partisi’ni veya Türkiye’de herhangi bir partinin yönetimini biz kesinlikle emperyalistlere, parayla satın alanlara teslim etmeyiz. Burada Türk Devleti bir tavır koyuyor. Diyor ki Türkiye’deki herhangi bir partinin yönetimini emperyalistlere teslim etmeyiz, parayla satın alan bir kuvvete teslim etmeyiz. Onun için devlet burada taraf bir anlamda mesela şimdi O tür yorumlar da çıkmaya başlandı, devlet aklı falan filan diye. Tamam, hangi kavramı kullanırlarsa kullansınlar, o yorumcunun kendi özgürlüğüdür, hakkıdır. Ama Türk Devleti burada taraf. Türk Devleti’nin yargısı var. Türk Devleti’nin yargısı diyor ki, burada diyor, yönetim sandalyeleri parayla satın alınmıştır. Parayla satın alındığı için O kurultay Demokratik değildir, yok hükmündedir. Siyasi partilerin İş düzeniyle ilgili bir düzenleme var. Burada da ben bu konunun birinci Türkiye’deki uzmanı olarak konuşuyorum. Yani benim 1968’de ilk baskısı yapılan, şimdi de Anayasa ve Partiler rejimi adıyla 4. Basımı yapılmış olan, diyelim 68’den bu yana 32-58 yıllık bir çalışmam var. Ama bunu geliştirdim. Burada da siyasi partiler hukuku açısından inceliyoruz. Siyasi partiler hukukumuz, partilerin yönetimlerinin parayla düzenlenmesini kabul etmiyor. Bunu yok hükmünde sayıyor. Dolayısıyla mahkemede o hükümlere dayanarak ve aynı zamanda medeni kanun hükümlerine, dernekler kanun hükümlerine dayanarak, ondan sonra mutlak mutlak, yani yok hükmünde kararı veriyor. Dünyada siyasi partileri düzenleyen ilk göze çarpan devlet, Federal Almanya. Federaler Almanya 1900 Hitler tecrübesini yaşadıktan sonra meşhur Bonn Anayasası vardır onların. Ondan sonra 1951 diye hatırlıyorum. 1951 Bonn Anayasası’nda siyasi partilerin 21. Maddesi var düzenlenmesini öngören. Yani siyasi partilerin üç düzeninin demokratik olması hükmü var ve Bunun bu temelde bir siyasi partiler kanunu çıkartılmış. Yani siyasi partilerin ilk defa hukuki düzenini yapan ülke Federal Almanya. Neden? Sütten ağzı yanmış. Yani Şeyh Partisi, Nazi Partisi demokratik yollardan gelmiş. 32 Yılında %34 diye hatırlıyorum. Ondan sonra 38-37 seçimlerinde %40 küsurlara kadar çıkmış. Bu bir tecrübe. Ya ben demokratik yoldan geldim, sandıktan çıktım falan. Aa Hitler de sandıktan çıktı. Mussolini de sandıktan çıktı. O zaman bu tecrübeyi biz Alman devleti olarak değerlendiriyoruz. Bundan sonra Hitler’in sandıktan çıkmaması için bir siyasi partiler kanunu yapıyoruz. Demiş Almanya ve o siyasi partiler kanunu çıkartmış. Bu dünyada ilk çünkü siyasi partiler alanı nedir? Devletin müdahale edemediği bir alan. Yani siyasi partiler İçişleri Bakanlığına bağlı değildir. Başka bir bakanlığa da bağlı değildir. Dolayısıyla devlet tarafından siyasi partiler yönetilemez. Yönetildiği zaman ne olur? Siyasi partilerin devletin başına geçip Ondan sonra devletin programlarını, siyasetlerini, düzenini değiştirme hakkını kaybetmiş oluyor. Çünkü devlet düzenlediği zaman, polis teşkilatı gibi, askeri teşkilat gibi, maliye bakanlığı, hariciye bakanlığı gibi bir teşkilat değil siyasi parti. Devlet dışı bir alan. Ama o devlet dışı alandan devletin düzenini yıkacak Hitler gibi, Mussolini gibi adamlar çıkıyor. Bunu liberal demokrasi bir tecrübe olarak yaşıyor, liberal demokrasi. Ve diyor ki, o liberal demokrasi devam edemez, o zaman militan demokrasiye geçeceğiz. Bakın bu iki kavram vardır, liberal demokrasi, militan demokrasi. Liberal demokrasi de, bırakınız yapsınlar, bırakınız yapsınlar, isteyen bilmem ne yapar, gelir benim milli devletimi de devirir. Hitler de olabilir. Hitler olmak da demokrasidir. Mussolini olmak da demokrasidir. Bu liberal demokrasi. Militan demokrasi ise şu, hayır biz demokrasiyi kararlı bir şekilde, mücadeleci bir şekilde, diyelim militan mücadeleci diye Türkçe’ye çevirsek, yahut savaşkan demokrasi diye çevirsek, biz demokrasiyi koruma konusunda da savaşkan olacağız, mücadeleci olacağız. Buna da militan demokrasi denmiş. İşte o militan demokrasi teorisi siyasi partilerin düzenlenmesini getirmiş. Bunu Federal Almanya, Hitler tecrübesini yaşadığı için ilk defa yapıyor. İşte Arjantin falan başka ülkelerde de var. Ama onu uzatmayalım. Türkiye’de de 1968 yılında ben hukuk, kamu hukuku doktoru oldum. Benim doktora tezim bu konuda. Rahmetli Müncü Kapağanî Hocam, işte doktoratezimi alırken falan dedi, senin Almancan var, bu konu hiç işlenmedi, bunu işleyelim falan diye. Ben de bunu işlerken Bundesverfassungsgerichtenscheidungen, yani Alman Federal Mahkemesi’nin bütün ilgili kararlarını okudum, inceledim. Yani bu kitapta o kararlar vs. Vardır. Dünyadaki ilk siyasi partiler hukukunun, hatta bir tane onların İçişleri Bakanlığı’nın bir raporu da vardır, Almanların. Işlerinin, alanının hukuki düzenlemesi diye. O da çok önemli bir kitaptır. İşte ben bütün o Alman literatürünü, federal mahkeme kararlarını ve militan demokrasiye ilişkin literatürü falan filan da inceleyerek bir doktora çalışması yaptım. Sonradan tabi bu 68’den bu yana bu konu hem literatürde şey yaptı, gelişti, hem de Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararları oldu. Parti kapatmaya ilişkin veya kapatmamaya ilişkin kararları vesaire oldu. Yani onların hepsini inceledim ve en sonunda geliştirilmiş dördüncü basımını yaptım. Yani özeti şu, Türkiye’de de Bir militan demokrasi anlayışı, teorisi kabul edilmişti siyasi partiler kanunu yapılarak 1961 yılında. Yani 61 Anayasası siyasi partilerle ilgili 69. Maddesinde bir hüküm getirdi. Yani siyasi partiler hiçbir şekilde ülkenin, millet bütünlüğüne, devletin temel yapısına, ondan sonra ve demokrasiye aykırı olamaz falan diye bir hüküm getirdi. Sonra o hüküm iki milli yıllarda değiştirildi. Benim önerime göre değiştirildi. Ben yazdım. Yani o zaman bana bu konunun uzmanı olduğum için Anayasa Mahkemesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden yazılar geldi. Yani işte yeniden anayasayı gözden geçiriyoruz, siyasi partiler kanunu gözden geçiriyoruz diye. Öneriler dedi. Ben o zaman anayasaya, aykırılığa odak olma kavramını önerdim ve girdi kanuna. Bunu şunun için yaptım. Yani herhangi bir, diyelim siyasi partilerin herhangi bir kapatmaya ilişkin bir aykırılık hükmüne bir faaliyet oldu, al onu kapat. Hayır, olabilir her partide, ferdi olarak, bireysi olarak bir teşkilat, bir insan vs. Ancak bir siyasi parti, önder, lider organları ve partinin bütününün de faaliyet olarak aykırılığın odağı haline gelmesiyle kapatma olmalıdır diye kanunu bu şekilde formüle ettim. Yani aykırılığın odağı haline gelmek. O aykırılığın odağı haline gelme önerisi doğrudan doğruya bana aittir. Onların bütün gönderdiğim yazılar falan da onu benimsedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi o zaman benimsedi ve ona göre değişiklikler yaptı. Dolayısıyla Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin mutlak kararı, sonuç itibariyle Almanya’nın tecrübesi, Türkiye’nin de tecrübeleri var. Türkiye’nin de tecrübeleri var. Artık bir ülkede iktidar ne? Milli irade değil. Bir parti geliyor iktidara. Dolayısıyla partilerin demokratik olması, partilerin devletin egemenliğine, bağımsızlığına uyumlu olmaları, aykırı olmamaları ülkedeki en önemli savunma mekanizması. Dolayısıyla Türkiye’de de o liberal demokrasi anlayışı terk edilmiştir. Onun yerine militan demokrasi anlayışı gelmiştir ve siyasi partiler düzenlenmiştir. Ayrıca dernekler kanununda, medeni kanunda da ilgili hükümler… Abi gözük ya, ailen görsün seni, alkışlasın, ulusal kanalda çalışıyorsun. Bu şekilde Türkiye’de de bu düzenlemeler yapıldı ve mahkemede bu düzenlemeler uyguladı ve hakikaten parayla satın alınan bir Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine yok hükmündesin dedi. Çünkü dedi Türkiye’de siyasi partilerin yönetimi parayla satın alınamaz. Bu ne demek? Türkiye’de hükümet parayla satın alınamaz. Türkiye’de ana muhalefet parayla satın alınamaz. Çünkü sonuç itibariyle o parti belki de hükümet olacak. Hükümet olmasa bile seçmeni etkiliyor, kamuoyunu etkiliyor, toplumu etkiliyor, ondan sonra ana muhalefet yapıyor vs. Dolayısıyla, şimdi burada efendim demokrasiye aykırı falan, şu mu demokrasi? Partilerin yönetimlerini parayla satın almak bunun ne alakası var demokrasiye? Bu tamamen parası olan Türkiye’nin siyasi partilerini de istediği gibi yönetir. Geri kalan işte o partilerdeki işte üyeler vs. Kongreler falan filan işte balonlar bilmem neler uçurulur, krapon kağıtları, afişler duvarlara asılır, kongreler toplanır, marşlar söylenir, sloganlar atılır ama bütün herkes nedir bir tiyatroda Hangi tiyatro? Parti yönetiminin parayla satın alındığı bir tiyatroda sen elinde balonla, ondan sonra marş söyleyerek, slogan atarak figüran konumuna düşersin. İşte buna Türk Devleti müsaade etmedi. Son uygulamada. Bu mutlak mutlak kararıyla. Burada bir devlet müdahalesi söz konusu. Burada devlet müdahalesini şöyle anlamayalım. Ha devletin merkezi, devletten bir emir geldi de mahkeme onu uyguladı. Öyle değil. Mahkemenin kendisi Türk Devleti. SPK_3 Yargı Devleti. SPK_2 Mahkemenin kendisi Türk Devleti. Şu gündedir mahkeme yargı organı. Değil mi? Yargı kim yapıyor? Mahkeme yapıyor. Ve mahkemeler hüküm verirken ne diyor? Türk milleti adına. Yani Türk Devleti adına, Türk Milleti adına yargı yapıyor ve Türk Devleti’nin kararını veriyor. Dolayısıyla burada saflaşma aynı zamanda Türk Devleti ile O Türk Devleti’nin bir takım yönetim mevkilerini, iktidar mevkilerini satın almak isteyenler, ki bunun arkasında şimdi Amerika ve Avrupa’nın olduğu da apaçık ortaya çıkmıştır. Bunları açık açık Türkiye’nin konuşması lazım. Utangaç utangaç tavırların falan bir alemi yok. Zaten Sayın Kılıçdaroğlu’nun da son konuşması yani bayramda yaptığı o tarihi utuk son derece kararlı, dürüst, faziletli vatandan yana, milletten yana, cumhuriyetten yana Türk Devrimi’nin temellerine gönderme yapan Cumhuriyet Halk Partisi’nin de kurucu iradesi ve kodlarına değil mi? Mustafa Kemal Atatürk ile Sivas Kongresi’nde 4 Eylül 1919’da kurulan Cumhuriyet Halk Partisi. Oralara gönderme yapan bir konuşma yaptı. Dolayısıyla bu Türk Devleti ile Doğrudan doğruya o Türk devletinin iradesini ele geçirmek isteyen, ona müdahale eden, Türkiye’yi ben yönetirim, tepesine ben adamlarımı getiririm. Hatta bunun raporunu yazdım. 2020 Yılında Türkiye’de milliyetçiliğin yükselişi tehlike olarak gören meşhur rapor değil mi? O raporda ne diyor? İmamoğlu’nu Türkiye’nin başına getireceğiz diyor. Amerikan derin devlet raporunda adını veriyor. Ekrem İmamoğlu’nu Türkiye’nin başına getireceğiz diyor. İşte Özgür Özel de o süreçte şey yapan, rol almış bir şahsiyet sayın Özgür Özel. Ondan sonra, dolayısıyla burada Türkiye devletiyle, Türkiye’nin milli devletiyle, milli devletiyle, emperyalistlerin yönlendirdiği falan değil, Türkiye’nin milli devletiyle doğrudan doğruya Başta Amerika ve ayrıca Avrupa’nın bazı işte Emperyalist Batılı, Fransa, Almanya gibi, İngiltere gibi devletlerin arasında bir mücadele var. Türkiye’de devlet iktidarı kimde olacak? Amerika’nın yönlendirdiği unsurlar mı Türkiye’yi yönetecek yoksa Türkiye’nin kendi milli unsurları mı? Bu arada şu iktidar, bu iktidar falan eleştirilir falan, o eleştirileri yapan da vatan partileri, onu söyleyeyim. O işleri yapan vatan partileri, hatta Vatan Partisi hangi yıldı? 2010’Lu yıllarda Yargıtay Başsavcılığı’na bir rapor verdi. Aynı bu gerekçelerle, yani Büyük Ortadoğu Projesi eş başkanıyım dediği için, kapatılması konusunda AK Parti’nin biz Vatan Pastörü’ne Yargıtay’a bir dilekçe verdik. Yargıtay bizim dilekçemizi kabul etti. Dava açtı. Kapatma davası açtı. AK Parti’yi kapatma davası açtı ve o davanın sonunda çoğunluk kapatmaya karar verdi ama üçteki çoğunluk gerektiği için mali yaptırımlar uygulandı. Yani bu Mutlak Butlan hikayesi Daha önce Mutlak Butlan değil, kapatma düzeyinde çok daha Partiyi kapatma düzeyinde Siyasi Partiler Hukuku’nun kapatma hükümlerine Anayasa’nın ve Siyasi Partiler Kanunu’nun kapatma hükümlerine aykırılıktan dolayı AK Parti hakkında Anayasa Mahkemesi Ondan sonra bu partinin kanun dışına düştüğünü tespit etti ama 3’te 2 çoğunluğu sağlayamadığı için Parti kapatılmadı, mali yeni hükümler getirdiler. Kapatma öngörüldüğü zaman, isterse Anayasa Mahkemesi bunu mali müeydelerle hayata geçirebiliyor. Mali hükümler uygulandı. SPK_1 HDP davası da sürüyor galiba henüz. SPK_2 HDP’yi kapatma davası sürüyor. Daha önce kapatılmış partiler var. SPK_3 Sayın Genel Başkan siz de vurgularınız aslında Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu yönetiminin aslında neyin odağını olduğunu çok güzel gösteren, anlatan dün bir makale yayımlandı. ABD’li Newsweek dergisine Özgür Özel yazdı makaleyi. İsterseniz o makaledeki cümlelere de kısa kısa göz atalım. Bir kimlik beyanı niteliğinde çünkü. Sayın Özgür Özel, bu dergiye yazdığım makalenin başlığı, Türkiye’nin demokratik krizi, güvenlik krizine dönüşüyor. Başlığı ile kaleme aldı. Türkiye’de yaşananlar, artık Türkiye’deki demokrasi sorunun bir iç mesele olmaktan çıktığını belirtiyor bu makalede. Ve bugün Türkiye’de yaşananlar, Avrupa, NATO, Karadeniz bölgesi, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’nun uzun vadeli istikrarını önemseyenleri de ilgilendirmelidir. Bürüttüğümüz demokratik mücadele bölgemizin, Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini de şekillendirecektir. SPK_2 Bakın, biraz evvelki ifadeyi alalım. Hiç bence teferruata gitmeye lüzum yok ayrıntıya. Özgür Özel ne diyor? Dün, bugün mü diyor bunu? Dün Newsweek dergisinde Amerika yayınlıyor. Ne diyor? Mücadelemiz Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini şekillendirir. Cumhuriyet Halk Partisi, Amerikan emperyalizminin, Avrupa’nın ve NATO’nun, NATO Amerikan emperyalizmi demek, NATO’nun, Amerikan emperyalizminin ve Avrupa’nın güvenlik polisi mi? Cumhuriyet Halk Partisi’ne bundan daha ağır bir hakaret olabilir mi? Bakın açıkça ne diyor? Yok hükmündeki genel başkanı CHP’nin, yok hükmündeki genel başkanı, yani seçildiği kongrede parayla satın alındığı için o koltuk yok hükmünde. Ne diyor? Mücadelemiz Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliğini şekillendiriyor. Empelistir’e diyor ki, ben senin polisinim Türkiye’de. SPK_1 Bir görev talep etmen var burada. SPK_2 Hayır, ben senin polisinim diyor. Ona göre ağırlığını koy, beni kurtar diyor. Bunu tabi başka makalelerde, beyanatlarda da söylüyor. Bir de kurultay kararları var. Koskoca Cumhuriyet Halk Partisi’nin son kurultayında doğrudan doğruya Avrupa Birliği’ne tam bir tabiyet, bağımlılık, Türk Devleti’nin egemenliğini, bağımsızlığını falan hiçe sayan kurultay kararları var. Daha önceki kararlara girmiyorum. SPK_3 Evet, bu cümlede tabii bir… Şu cümle yetiyor. SPK_2 Mücadelemiz Avrupa’nın ve NATO’nun güvenliği. Ya abiciğim ne demek bu ya? Bak burada Türk milletinin güvenliği yok. Emekçilerin güvenliği yok. Halkın huzuru, barışı, refahı, bilmem nesi falan filan yok. Batılı emperyalistlere diyor ki, ben diyor senin polisinim Türkiye’de ya diyor. Ben senin sopanım. Türk milletinin tepesinde sana sopalık yapmak istiyorum. Sen beni kullan. Al eline bu sopayı. Emperyalistlere diyor ki Özgür Özel, ben senin sopanım diyor, sopanım. Bu sopayı al elinden bırakma. Bak senin sopanı kırıyorlar Türkiye’de. Olay bundan ibaret. SPK_3 Şimdi efendim çok böyle net bir ayrışma ortaya çıktı. Özgür Özel İmamoğlu’nun programıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun programı taban tabana zıt bir hatta ilerliyor. Fakat yine de bazı çağrılar görüyoruz. Yani aman CHP bölünmesin, barışın, birlikte yönetin, ortak oturun, konuşun, bölünmüş görüntüsünden uzaklaşın diye bu çağrıların hayata geçmesi. SPK_2 Ya bakın buna boyun eğmek bir ihanettir. Yani CHP’yi, emperyalizmin polisi sopası haline getirmeye teslim olmak bir beraberlik, birlik uğruna bir ihanettir. Çok açık söylüyorum. Dolayısıyla CHP bölünmesin demek, aman Amerika’nın ve Avrupa emperyalistlerinin ve NATO’nun kılına dokunmayın. O demek bu. Yoksa ne olacak? Her Türk vatandaşına ve her vatansevere bu konuda başını dik tutma ve fikrini özgürce ifade etme sorumluluğu vardır. Susmak da ayıptır ve günahtır ve bence suçtur susmak. Ceza hukuk anlamında suç demiyorum da ahlak açısından, vicdan açısından suçtur. İkincisi, Cumhuriyet Halk Partisi geleneklerine, köklerine, tüzüğüne, programına da aykırıdır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin istediğin kadar yeni programlar yapılmış olsun falan hiçbir CHP programında ondan sonra Batılı empresilerin sopası olmak ve onun polisi olma diye bir görev tanımlanmamıştır. Dolayısıyla CHP üyesinin de Avrupa ve NATO’nun güvenlik memuru haline getirilmesine partisinin boyun eğmemek diye bir sorumluluğu var. SPK_3 Barışmak, kişilerle barışmak değil, bu programla barışmak olur. SPK_2 Yani onun için burada bu programı boyun eğdiğin zaman, o zaman neye benzer bu? Kurtuluş Savaşı’nda padişaha boyun eğmeye benzer. Padişah, Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’daki devrimci hükümetin üzerine adamlarını sürüyordu ya, orada da bazıları diyorduk, aman biz böyle bölünmeyelim, padişahımıza bağlılığı kaybetmeyelim falan filan. Ama Atatürk ne diyordu? Nutuk’un, bakın 10. Sayfasını açın, tabi başka baskılar. Müslüminin halifesine ve padişahına isyan etmek lazım geliyordu. Bakın Nutuk’un, ben en önemli cümlesini söylüyorum. Anadolu’ya geçişi anlatırken, padişaha ve Müslüminin halifesine isyan etmek lazım geliyordu. Değil mi? Yani İstiklal Savaşı bir iç isyanla başlamıştır, padişaha isyanla. Onun karşısındaki tavır neydi? Aman bölünmeyelim, padişahımıza bağlılıkla kusur yapmayalım, o bizim padişahımızdır, onu tepemizde taşıyalım. Ya senin padişahını tepede taşı ama senin padişahında Fransız ve İngiliz emperyalistlerini İstanbul’da tepesinde taşıyor. Yani sen orada Padişah’a isyan etmeden, Mustafa Kemal’in arkasına geçmeden istiklal savaşı yapamazsın. İstiklal savaşı aynı zamanda bir iç savaştır. Yalnız İngiliz, Fransız emperyalistlerine ve onların üzerimize sürdüğü diyelim, Ermeni, Yunan askeri güçlerine karşı değil. Kurtuluş savaşı aynı zamanda kime karşı verildi? İstanbul hükümetine. Çünkü İstanbul Hükümeti Anadolu’nun üzerine Kuvayi Enzibatiye diye örgütlediği açıkça silahlı güçlerini gönderiyordu. Yakalasa Mustafa Kemal Paşa’yı yakalasa idam edecekti. İdam kararı çıkmıştı. Altları imzalanmıştı. İstanbul Hükümeti idam kararını onaylamıştı. Öyle değil mi? Dolayısıyla böyle bölünmeyelim falan filan burada Türkiye’yi, NATO’nu ve Avrupa’nı ve Amerika’nı, tabii NATO olunca Amerika oluyor, sopası yapmak isteyen bir girişime, örgütlenmeye isyan etmek hem o örgütün üyeleri için bir sorumluluk ve görevdir, hem de tüm milletin görevidir. Onun için biz burada konuşuyoruz. Bu bizi ilgilendiriyor. Herkesi ilgilendiriyor. Zaten dikkat edersek Türkiye bu konuda ne olduğu için içinde bir şey yaşıyor. Kimse açıkça biz Avrupa’nın ve Amerika’nın sopası olalım diyemiyor. Diyemez. Diyemez değil mi? Türk milletin arasında kimse bunu söyleyemez. Ama işte bak söylüyor. SPK_1 Sayın Peniçek bir reklam arasına gitmemiz gerekiyor. Sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim. Sayın seyirciler çıkış yolu programımız kısa bir aranın ardından sizlerle buluşmaya devam edecek. SPK_2 Bir gün toplantı ödemesi çıkmasın mı? Peki ben ne yaptım? Çektim günlük hesaptan, hallettim. SPK_4 E vadede bozulmuyor. SPK_2 Budur işte. Siz de Vakıf Katılım mobil şubeyi indirin. Günlük hesapla her günün kazananı olun. SPK_5 Vakıf Katılım. SPK_4 Tüm medyayı takip etmekte zorlanıyorsanız tek bir çözüme ihtiyacınız var. Medya takip merkezi, yapay zeka destekli araçları, editoryel çözümleri, hızlı ve yenilikçi medya takip sistemleriyle tüm medyayı kapsamlı olarak takip etmenizi sağlar. Basın bülteni dağıtımından izlemeye, tüm sosyal ağlardaki yayılımından medya analizine kadar tüm dünya medyasını takip ederken, geriye dönük medya arşiviyle haber ve reklamlara anında erişebilirsiniz. Bilginin doğru adresi Medya Takip Merkezi. SPK_1 Altyazı. SPK_2 M.K. Türkiye’nin. SPK_4 E-ticaret platformu PTT AVM hava durumunu sundu. SPK_1 Değerli Ulusal Kanal izleyenlere, Çıkış Yolu programımız devam ediyor. Sayın Perinçek sorularımızı yanıtlıyor. Sayın Perinçek, Özgür Özel’den gidiyorduk Newsweek dergisi. Bugün de bir grup toplantısı yaptılar. Sayın TBMM Bakanı Başkanı Numan Kurtulmuş da aslında Kılıçdaroğlu bir yazı yazmıştı ama ben iç işlerine karışmam dedi. Bugün de bazı görüntüler oldu. Orada biraz Kılıçdaroğlu’nu hedef aldılar. Siz bu grup toplantısını nasıl değerlendiriyorsunuz? SPK_2 Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı da burada cephe tuttu. İçişlerine karıştı. İçişlerine karışmamak nasıl olur? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup toplantısıyla ilgili bir karar veremez. Kim karar verir? Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı. Türk Devleti, Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanının Kılıçdaroğlu olduğunu yargı kararıyla saptamış. Değil mi? Burada siz, Sayın Numan Kurtulmuş, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak ben burada tarafsızım. Nasıl tarafsızsınız? Öyle bir taraflısınız ki, Türk Devleti’ne karşı bıçağınızı çekiyorsunuz. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Türk yargısının kararına karşı bir uygulama yapabilir mi? Burada nedir? Grup toplantısı. Grup toplantısı, grup başkanı nedir? Her zaman partilerin genel başkanıdır. Olmasa bile, sonuç itibariyle o grup toplantısıyla ilgili bir tek karar makamı, merciği vardır. O da Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanıdır. Türkiye Büyüklet Meclisi Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi’nin grup toplantısı konusunda Tarafsız değilim adı altında taraflılık gösteriyor. Çok açık bir şekilde. Çünkü ne yapıyor? Yargı kararını hiçe sayıyor. Bu ne halde kaldı Türk Devleti? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Türk Devleti’ni hiçe sayıyor. Türk Devleti’nin yargısını verdiği kararı hiçe sayıyor. Yargı demiş ki bu kongre mutlak mutlak yok hükmündedir. Dolayısıyla genel başkan Kılıçdaroğlu’dur. Ki Kılıçdaroğlu da seçilen adam, yani seçilmiş başkan sonuç itibariyle. Bir evvelki kongrenin de seçtiği başkan, ikincisi bu kongrede de parayla sırtını almadığın zaman başkan Kılıçdaroğlu. Burada Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın bir şeyi yok, yetkisi, müdahale hakkı vs. Hukuku yok. Burada neyi görüyoruz? Bakın biraz evvel konuştuk ya, Türkiye’de bütün güçler sonuç itibariyle bir tavır alıyor bu olayda ve kendi kimliğini beyan ediyor. Burada apaçık görüyoruz, bir Türk yargısının, genel başkandır dediği bir CHP yönetimi var, Türk yargısının, Türk hukukuna göre ve Türkiye’nin demokrasiye göre aynı zamanda, Çünkü demokratik olmayan parayla satın alınan. Hem de 3-5 oyla yani. 6 Oy bu tarafa geçse, yüzlerce oy parayla satın alınmış. Burada, sonuç itibariyle, Türk yargısının bir kararına, koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin başkanı, şey yapıyor, ben tanımam bu kararı diyor. Ne oluyor? AK Parti de bölünmüş durumda. AK Parti de bölünmüş durumda. Mevcut hükümet de bölünmüş durumda. Sonuç itibariyle bunu görüyoruz. Yani bir kaosa götürüyorlar Türkiye’yi. Çünkü yargı kararlarını uygulamazsanız ve hiçe sayarsanız oradan olur orman kanunları yürürlüğe girer. Sayın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı orman kanunlarını getiriyor, Cumhuriyet Halk Meclisi’nin çatısının içerisine sokuyor. Orman kanunu yaşanıyor. Türk kanununu uygulamadığınız zaman, Türk hukukunun yargısını uygulamadığınız zaman onun seçeneği nedir? Orman kanunlarıdır. Orman kanunlarına göre grup toplantısı yapılıyor. SPK_3 Cemil Genel Başkan’ın bir yazı da yazdı. SPK_2 Yazmasına da bile lüzum yok. Bakın ben ne diyorum, bu işin hukuk… Türkiye’de emek vermiş, 10 yıllarını bu işe vermiş, kitaplarını yazmış vesaire bir arkadaşınız olarak söylüyorum. Burada yazı yazmasına bile gerek yok. Yani Türkiye Büyük Meclisi’ne bir mahkeme kararını hatırlatmak ayıp değil mi? Yani sonuç itibariyle. Hiç böyle gerek bile yok. Böyle bir yardıma ihtiyacı yok Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı’nın. Koskoca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı. Yani kanunları yapan kurum, yasama organı, kanunları yapan kurumun başkanı kanunları çiğnerse ne olur? O zaman ne olur? Orman olur. SPK_3 Sayın Genel Başkan, bir önceki toplantıda bu mutlak putlan kararını, bir önceki programda çıkış yolunda yine bu mutlak putlan kararını Türkiye’nin savaş hazırlığının bir parçası olarak değerlendirmiştiniz. Aydınlık Gazetesi de bunu manşetinden duyurdu ve bu çok ses getirdi. Hakikaten çok konuşuldu. Farklı gazetelerde, basın yayın organlarında yayınlandı. Hatta yabancı basın yayın organlarında dahi yayınlandı. Peki bu savaş hazırlığı sizce tam anlamıyla doğru rotada ve tam hazırlık şeklinde ilerliyor mu? Yoksa burada daha atılması gereken adımlar yapılması gereken işler var mı? SPK_2 Yani tabii onu da konuşalım ama önce geçen hafta beraber burada onu ele almıştık. Hem şunları görmemek mümkün değil Türkiye’de. Bir, Türkiye savunma sanayisine olağan koşulların ötesinde hızla güçlendiriyor ve dünya ölçeğinde bir savunma sanayisi modernleştiriyor, o hale getiriyor. Yani yaptığı ihalar, sihalar, füzeler, roketler, helikopterler, denizaltılar falan filan. Gemiler vesaire. Niye bu kadar bir ülke savunma sanayisini geliştirir? Herhalde o savunma sanayisini işte mercimek satar gibi oraya buraya satacak da para kazanacak falan öyle değil. Yani buraya muazzam kaynaklar ayrılıyor, alın teri ayrılıyor ve bu yatırımı yapıyor. Demek ki Türkiye’ye yönelik bir tehdit var ki, Türkiye o tehdide karşı bunu yapıyor. Bir. İkincisi, Türkiye, evet. İkincisi, değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti nedir? Terörsüz Türkiye dedi onu hükümet. Ama biz ona birleşen Türkiye süreci dedik ki bizimki doğrudur, doğru strateji. Birleşen Türkiye’dir. Hükümetinki eksik strateji. Yanlış demeyelim ama terörsüz Türkiye, o yetmez. SPK_3 Nedir? SPK_2 Devlette ve millette bütünleştireceksin Türkiye’yi. Devlette ve millette bütünleştireceksin. Onun sloganı nedir? Bütünleşen Türkiye. Neyse, ben o hükümette o tartışmayı bir kenara bırakıyorum ama gene burada nasıl bir irade var? İç cepheyi kuvvetlendirmek, içeride PKK gibi bir terör örgütüne kesinlikle izin vermemek ve bu oldu zaten. Ne yaptı? Türk Silahlı Kuvvetleri o PKK terör örgütünü ve Türk polisi etkisiz hale getirdi. Etkisiz hale getirmenin sonucu olarak da devletle ve milletle bütünleşme süreci başladı. Bu da bir savaş hazırlığı. Yani Türkiye’nin iç cephesinde ondan sonra silahlı güçler olacak, ondan sonra terör eylemleri yapacak falan. Hem de bu silahlı güçler Türkiye’yi tehdit eden Amerika ve İsrail’in planlarında açık rol oynayacak, onlar tarafından beslenecek, onlar tarafından silahlandırılacak. O olmaz yani. Dolayısıyla Bu PKK’nın tasfiye edilmesi olayı da sonuç itibariyle Türkiye’nin savaşa hazırlanmasının bir parçası. Üçüncüsü ne? Ne oluyor? Bugüne kadar 30-40 yıldır Vatan Partisi savurmuş, Türkiye Rusya için, İran İttifakı Türkiye için biricik çözümdür diye. Ama şimdi bizzat hükümet çevrelerinden ve hakim sınıflarının içerisinden Sayın Devlet Bahçeli bunu en cesur bir şekilde ifade etti ama herhalde onun Arkadaşları, dostları, müttefikleri falan da bunu onaylıyor ki bunlar söyleniyor. Türkiye-Rusya-Çin ittifakı, bu da bir savaşa hazırlık. Vatan Partisi geçen hafta bunu konuştuk, çok önemliydi. Ne dedik? Türkiye, Akdeniz’de Amerika, İsrail ve Yunanistan silahlı ittifakına karşı kendini korumak ve onları caydırmak zorunda. Peki karşı tarafın nesi var? Bir, nükleer silahları var. Hem Amerika’nın hem İsrail’in nükleer silahı var değil mi? İki, kuvvetli donanmaları var. Öyleyse bizim Doğu Akdeniz’de nükleer silahı olan ve güçlü donanmaları olan müttefiklere ihtiyacımız var. Evet biz ordumuza güveniyoruz, donanmamıza güveniyoruz falan ama Karşıda Amerika, İsrail, Yunanistan var ve hatta Fransa var. Hatta Hindistan bile geldi, onlara müttefik oldu. Bunlar da nükleermişler. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakının içinde ne var? Bir, nükleer silah var. Rusya’nın nükleer silahı var. Çin’in nükleer silahı var. Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakı formülünde Türkiye’nin bir kere nükleer silahı olan müttefikleri var. İki, kuvvetli donanmalar var. Rusya’nın donanması, Çin gerçi çok uzakta ama burada Rusya çok önemli. Çin’in donanması, İran’ın donanması, Akdeniz’de olmasa bile o da Uman, Körfezi vs. Ve oralar bakımından çok çok önemli. Bunlar var. Dolayısıyla Türkiye, Rusya, Çin, İran ittifakı da doğrudan doğruya Türkiye’nin savaşa hazırlandığını ve düşmanı caydıracak. Hatta dünyada barışı koruyacak bir çözüm bu. Üçüncü nokta bu. Mutlak mutlana gelince, ha bu bir Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde o olmuş bu olmuş olayı değil. İşte biraz evvel gördük, Amerika ve NATO’ya, Amerikan emperyizmine ve Avrupa emperyizmine ben senin sopan olmak istiyorum, beni koru diye bir talepte bulunan bir özgür üzel var. Siz Türkiye’nin ana muhalefetini Cumhuriyet Halk Partisi gibi köklü bir partinin yönetimine Türkiye’yi teslim edecek olursanız ne olur? Veyahut da bunların gücü savaş durumunda hangi rolleri oynayacaktır? Yani Amerika’ya ve İsrail’in tehditlerine karşı duran bir Türkiye’de içeriden ne olacak? İç cephede Türkiye’yi bozgunculuk yapan bir kuvvet. Bu şey mi, abartma mı? Hayır, yaşadığımız tecrübeler. İstiklal Savaşı nasıl oldu? İstiklal Savaşı ilk başta nasıl başladı? Türkiye’nin, özellikle Ankara’nın çevresini kuşatan coğrafyada ve Ankara’dan İstanbul’a kadar uzanan kuzeybatı coğrafyasındaki bütün örgütleri, Halife tarafından şey yapılan altınlarla beslenen İngiliz ve Fransız emprislerinin beslediği o içgerici isyanları 21 tane isyan oldu. 21 Isyanı bastırarak İstiklal Savaşı başladı. Bizim İstiklal Savaşımız da önce iç cephede düşman kuvvetlerinin ezilmesiyle başlamıştır. Onu yapmasan ve Doğu bölgesinde de Sırtını temizlemesen, Ankara’nın doğu bölgesini temizlemesen, Yunan ordularını denize dökemezsin. İngiliz’i, Fransız’ı Türkiye’den söküp atamazsın. Değil mi? Dolayısıyla iç cephenin sağlam olması askerliğin birinci kuralıdır. Çünkü neden? Direnecek kuvvet iç cephe kuvvetleri. Yani düşmanın dış cepheye karşı… İç cephe kuvvetleri bölünmüşse nasıl, kim direnecek? Kendi birbirleriyle savaşıyorsa iç cephe… Yıldırım Beyazıt’ın orduları gibi değil mi? Yıldırım Beyazıt’ın ordularındaki Türkmen beyleri Tumur’un tarafına geçtiler ve ne oldu? Yıldırım Beyazıt bozguna uğradı. Bütün dünya tarihinde böyle çok örnekler var öyle değil mi? Onun için mutlak mutlak aynı zamanda Türkiye’nin iç cephesini sağlamlaştırma, Türkiye’nin çok büyük bir partisinin ve geleneksel bir partisinin tepesine Amerika ve Avrupalı emperyalistlerin gödümündeki unsurların gelip oturmasına, parayla o mevkilerin satın alınmasına Türk Devleti izin vermedi. Olayın esası budur. Bu da bir savaşa hazırlık. Bütün bu dört maddede topladığımız unsurları, gördüğümüz zaman, siz diyorsunuz ki bu yeter mi? Onu şimdi konuşmayalım. Tabii bu yetmez. Bunun en büyük eksiğini bir üretim ekonomisi kurmamız lazım. Türkiye’yi Akdeniz’den, Ege’den ve Trakya sınırlarından Amerika, İsrail ve Yunanistan tehdit ediyorsa, güçlü bir milli ekonomiyle bu tehdide karşı koyabiliriz sonuç itibariyle. Yani artık topyekûn savaş değil mi? Savaşlar topyekûn savaşlardır. Yoksa ona sonra bir takım orduların meydan muharebelerinde karşı karşıya gelmeleri değil. Yani bütün milletin milli güçlerle savaşlar veriliyor. Ki aslında o meydan muharebelerinin de arkasında büyük halk kuvvetleri vardır. Ayrı mesele. Dolayısıyla o milli bir ekonomi savaşta direnmenin temel. Temelidir. Dolayısıyla Türkiye’nin de bir üretim devrimini başarması siz eksik ne var? Bugün maaş günü. Kredi kartı ödemem yarın. Bir gün bir gündür borçta duracağına günlük hesapta dursun dedim. Kısa günün kârı. Siz de Vakıf Katılım mobil şubeyi indirin. Günlük hesapla her günün kazananı olun. SPK_5 Türkiye Sigortadan gençlere uygun fiyatlı büyük fırsat. Sağlığınız sadece 9.900 TL’ye tamamlayıcı sağlık sigortasıyla güvende. Üstelik sabit fiyat ve 12 taksit imkanıyla. Aylık ödemeniz sadece 825 TL. Avantajlı fiyattan yararlanmanın yolu Türkiye Hayat Emeklilikte BES’li olmanız veya yeni BES başlatmanız. Ayrıca diş ve göz muayenesi, online doktor, check-up ve daha birçok ayrıcalık da sizin için Ücretsiz 18-26 yaş arası gençler hem sağlığınızı hem geleceğinizi güvence altına alan bu fırsatı sakın kaçırmayın. Son gün 30 Eylül. Ayrıntılı bilgi turkiyesigorta.com.tr ve Anlaşmalı Dağıtım kanallarımızda. SPK_2 Türkiye Sigorta Üç Adımda Otomotiv tamir, ahşap, metal, kompozit, inşaat ve dekorasyon sektörlerine özel ürünler. Zımpara makineleri, toz emiciler ve aksesuarlar, aşındırıcılar, parlatma ürünleri, özel çözümler. KB Zımpara, çözüm ortağınız. Kemalbaşaran.com.tr 0266 281 1050 Türkiye Cumhuriyeti Kültür. SPK_4 Ve Turizm Bakanlığı tarafından hayata geçirilen Halk Plajları Projesi ile Türkiye’nin dört bir yanındaki plajlarımız halkımızın hizmetinde. Girişlerin ücretsiz olduğu beş yıldızlı halk plajları, çocuk parkları, yeme içme mekanları, spor sahaları, kamp alanları ve mavi bayraklı tertemiz sahilleri ile konforlu bir tatil imkanı sunuyor. Halk plajlarımız ülkemizin eşsiz turizm noktalarında sizi bekliyor. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı. SPK_2 Sanayisi, tarımı güçlü bir ekonomiye Türkiye’nin hızla ihtiyacı var. Burada bir miye eksiğimiz var, onunla da özür dileyerek okuyucularımızdan şey yapalım. Ülkemizi Brüksel’den yönetmek isteyenlerle vatanını savunabilir miyiz? Diyelim bakın sağda solda olan beyazlıkları Blok yapsak şeyi, o miyi sığıca koruyor. Bu da bize ders olsun. Okuyucularımızdan özür diliyorum. Ama çok tarihi bir şey. Türkiye’nin savunma sanayisinde büyük gelişmeler yaşanıyor. Mavi Vatan Kanunu hazırlığı yapılıyor. Bütünleşme ve PKK’nın silah bırakması sürecindeyiz. Bunlar savaş hazırlığıdır. Türkiye savaşa hazırlanırken ana muhalefet partisini Atlantikçiler mi yönetecek? Hayır yönetemez. Ülkemizi Brüksel’den yönetmek isteyenlerle vatanı savunabilir miyiz? Hayır savunamayız. Çok güzel bir aydınlığı tebrik ediyoruz. SPK_1 Savaş hazırlığını galiba ekonomide biraz görmüyoruz galiba en çok tartışılan noktalarda. SPK_2 Ama bakın savunma sanayisi açısından da görüyoruz. Yani savunma sanayisini büyük kaynaklar ayıran bir Türkiye var. O çok çok önemli. SPK_3 O da çarkları çeviren ana sektörlerden bir tanesi. SPK_2 Bakın burada İran tecrübesini de bir ders olarak önümüze koymamız lazım. O ders nedir? İran yanına Rusya ve Çin’i alarak Amerika ve İsrail’in nükleer silah tehditini bertaraf etti. Biz Türk-Rusya-Çin-İran ittifakı diyoruz ya, bakın o ittifakı Türkiye dışında İran kurdu. Yani İran-Rusya-Çin ittifakı. Bunun İran’a ne faydası oldu? Tayin edici bir seçenektir bu. Şu var, Çin’in nükleer silahı var ve açıkça ifade etti Çin yetkilileri dediler ki bizim nükleer silahlarımız aynı zamanda İran’ı savunan nükleer silahlardır. Eğer İran’ın nükleer silahı falan atmaya kalkarsanız tepesinde bizim nükleer silahlarımızı bulacaksınız diye açıkça meydan okudu. Rusya da buna benzer açıklamalar yaptı. Yoksa Yani Çin ve Rusya gibi İran’ın dostları, müttefikleri olmasa, İran’a karşı Amerika’nın ve İsrail’in nükleer silahı kullanacaktı. Kesin bu. Hem de müthiş bir fiyatı olacaktı Trump için. Nükleer silahla bütün dünyaya. Truman bunu yaptı ya, 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Japonya’ya, Nakazaki ve Hiroshima’ya atom bombalarını attı ve dünyayı titretti. Bunu bir kere daha yapmaya kalkacaklardı ama İran’ın Rusya ve Çin’i yanına alması bunu püskürttü, önledi. Bu bize Türkiye’ye ders olsun. Demek ki Türkiye’nin Rusya, İran, Çin’le ittifaka bu bakımdan da büyük bir ihtiyacı var. SPK_1 Tevfik Kadan arkadaşımız hatırlattı, Özgür Özel, New Silk’te Avrupa’nın ve NATO’nun bekçiliğini yapma çağrısı yaparken, yani vurgusu yaparken, Sayın Devlet Bahçeli de tam tersi bir açıklama yaptı grup toplantısında. ABD ve NATO’nun kan kayba yaşanmaktadır diye bir değerlendirmede bulundu. Tabii Türkiye-Rusya için İran İttifakı’nı sık sık aktarıyor. Bugünkü grup toplantısındaki sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz Devlet Bahçeli’nin? SPK_2 Yani devlet bahçelerini ben yanıma da getirdim. Yani esas olarak altını da konuşmanın uzun boylu çizdim. Devlet Bahçeli o duruşunda devam ediyor. Yani Amerika ve İsrail tehditlerini çok açık bir şekilde ifade ediyor. Buna karşı Türkiye’nin iç yapısının sağlam tutulması ve birleştirilmesine özellikle göndermeler yapıyor. Ve coğrafya olarak da Doğu Akdeniz’den Tehditler, Amerika ve İsrail tehditlerinden bahsediyor ve NATO hakkında da bakın şöyle bir tespit yapmış, Avrupa Birliği ve NATO gibi birliklerin her geçen gün kan kaybettiğini ifade ediyor. Ve Doğu’nun dünya ekonomisi ve siyasetindeki ağırlığını artırdığını söylüyor. Önemli bir dünya tahlili yapıyor. Daha doğrusu herkes o tahlili yapıyor. Doğu’dan yeni bir güç yükseliyor, ekonomik güç, siyasi güç, askeri güç. Ondan sonra Batı inişte, Doğu yükselişte. Yani Batı Atlantik sistemi inerken, Asya merkezi, doğuda ülkeleri de ekonomide olsun, diplomasi ve siyasette olsun, ondan sonra askeri alanda olsun, yükseliş halinde ve bu dünyanın geleceğini belirliyor. Bu tespitleri yine Sayın Devlet Bahçeli yapıyor. Bu çok çok önemli. Bu tabii Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakının aynı zamanda temelini Gerçeklik temelini Sayın Bahçeli burada cesur bir şekilde açıklamış oluyor. İran konularında da çok kararlı bir tavrı var. Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik, yani müttefiklerinden farklı orada. Mesela Amerika’yı, AK Parti hükümeti açıkça ağzına almazken, daha çok İsrail odaklı olarak tehdidi ifade ederken, Sayın Devlet Bahçeli gerçekçe bir tavır alıyor ve Amerika ve İsrail ortaklığını vurguluyor. SPK_3 Yine öyle Avrupa Güvenlik Mimarisi içerisinde yer alma gibi ifadeler hiç Batı’nın başka bir yerde yok. O hükümette daha baskın mı var? SPK_2 Tersine, Avrupa’yı da Türkiye’ye yönelik tehditin bir unsuru olarak değerlendiren ifadeler var. Yani Doğu-Batı çelişmesi ekseninde bütün dünyadaki gelişmeleri inceliyor. Ve o tabi Batı’nın içinde yalnız Amerika değil, Avrupa’da var. SPK_3 Bugün Yunan basınında dikkat çeken bir haber vardı. Belki izleyicilerimizin bilgisine sunmak iyi olur. Amerika bir yandan bölgeden çekilecek, batı yarım köreğe gidecek ve artık eski projelerine devam ettirmeyecek gibi bir beklenti sürekli ifade ediliyor. Yunan basında bugün verdiği haber de ABD’nin DDAŞ’taki askeri varlığının kalıcı bir üs haline getirilmeye getirileceğini, şu an bunun değerlendirildiğini ifade etti. Tabi bu DDAŞ’ta siz mitingler yaptınız büyük o DDAŞ’taki tatbikatlara karşı. Bu da önemli bir gelişme diye değerlendiriyorum. Yani Amerika gidecek diyenler için önemli bir soru işareti koyuyor. SPK_2 Ya valla tabi gerçeklerden kaçmak isteyenleri kovalar yakalar ve kafalarına da İndirir yani yumruğunu. Hiç bunun inanmasında çıkmasına falan gerek yok. Yani bu kadar yığınak niçin yapılıyor? Türkiye’de Amerikan tehdidini görmek istemeyenler, yani tankların namluları gözlerine dokunmuyorsa, Füzeler, rampalar, ondan sonra gemiler, uçak gemileri. Uçak gemilerini falan bile görmeyen bir Atlantik uşaklığı var Türkiye’de, çok açık söyleyeyim. Bunları böyle söylemek mecburiyetindeyiz. Şimdi Helebi’de Nato Zürvesi toplanıyor 6-7 Temmuz’da. 6-7 Temmuz’da Ankara’da. Nato Zürvesi’nin arifesinde bunları göreceğiz. Yani bu namlular, Dede Ağaç’ta yapılan tatbikatlar neydi? Geçen Mayıs’ta bunları bir sene evvel açıp da ortaya koyduk. Meriç Nehri’nin geçme tatbikatı. Meriç Nehri’ni geçtiğin zaman nereye giriliyor? Bazıları diyordu ki, bu tatbikat dedaçtaki Rusya’ya karşı. Ya Meriç Devri’ni geçtiğin zaman Rusya’ya mı giriyorsun? Bu derece milleti aldatmaya kalkışan girişimler, çabalar vardı. Meriç Devri’ni geçtiğin zaman Rusya’ya mı giriyorsun? Rusya bile Türkiye’ye yönelik tehdit olduğu için onlara karşı çıkıyor. Türkiye kendisinin topraklarına girme tatbikatları yapılıyor, batısında. O meriçlerin geçme tatbikatları yapılıyor. Türkiye’deki Atlantikçiler bunun üzerine örteceğim diye, bir takım kurumlar da maalesef bunu yaptı, resmi kurumlar. Bir takım askeri resmi kurumlardan da bunlar geldi falan. NATO’ya o tatbikatlara Türkiye davet edilmedi. Hatta Türkiye beni de alın dedi, seni almıyoruz dediler. Bu derece küçük düşürüldü Türkiye. Siz de dedi, açtı tatbikat yapıyorsunuz, NATO tatbikatı. Türkiye’nin resmi yazışlamaları var. Bunlar dedikodu falan değil, resmi yazılar var. Bizi de alın dediler. Karşıdan cevap geldi. Hayır dediler, sizi almıyoruz. Neden almıyorsunuz? Çünkü Meriç Nehri’ni geçiyoruz ya. Tadbikatı düşmana alırsan o tadbikat olur mu? SPK_3 Sizi alacağız ama toprak… SPK_2 Siz gelip ihanet yaparsanız bizim tanklarımıza yol gösterirseniz veya tanklarımızı sizin bellerinize bağlayalım halatlarla siz bizim tanklarımızı çekecekseniz onu sizde alalım. SPK_1 Sayın Perinçek, Hakan Fidan bugün Bloomberg konuştu. NATO meselesi açılmışken onu da dinleyelim. Trump’ın Ankara’daki zirveye katılıp katılmayacağına ilişkin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la geçen ay birkaç kez görüştüğünde her seferinde zirveye katılacağına belirttiğini söylüyor. Şurası önemli. Diyor ki Hakan Fidan, siyasi söylemlere rağmen ABD’nin ittifaka bağlılığını sürdürdüğünü, ve NATO’dan çekilebileceği yönündeki uyarıları hayata geçirmeye planladığına dair hiçbir belirti göstermediğini vurguluyor ve devamında şunu söylüyor ABD müttefiklere savunma harcamalarının artırmaları ve kendi güvenlikleri için daha büyük sorumluluk almaları konusunda sürekli baskı yapıyor. Avrupalılar mesaj aldı ve NATO bünyesinde savunma bütçelerini yükseltmek için şimdiden adım attı. Liderler bir araya geldiğinde kaydedilen ilerlemeyi gözden geçireceğiz diyor. SPK_2 Ben Sayın Tevfik Kadı’nın biraz evvelki sorusuna eksik ve yanlış bir cevap vermişim. Ne dedi? İşte Türkiye savaşı hazırlıyor, dört tane madde sayıyorsunuz. Burada eksik bir şey var mı? Sayın Hakan Fidan’ın bu açıklamasını dinledikten sonra, evet eksik bir şey var. Türkiye’nin hariciye bakanı yok. Yani çünkü sonuç itibariyle Türkiye’ye yönelen tehdit, Doğu Akdeniz’den geliyor, Ege’den geliyor, Trakya’dan geliyor. Bu Amerika, İsrail ve Yunanistan ittifakı değil mi? Ama Türkiye’nin Dışişleri Bakanı hükümeti, aslında Dışişleri Bakanı’na da galiba haksızlık yapıyoruz. Çünkü o hükümetin bir parçası. Türkiye’nin hükümeti Amerika’nın namlularını, NATO üyesi olan Yunanistan’ın namlularını ve Amerika’nın güdümündeki İsrail’in namlularını görmeyip Aynı Özgür Özel gibi neredeyse, ona benzeyen bir konumda falan filan, onları hala müttefik falan filan olarak görüyor ve Amerika bakın NATO’dan çekilmiyor, hala Amerika bizi koruyor falan demeye getiriyorsa, Tevfik Bey’in sorusunun en önemli cevabı, Türkiye’nin eksik olan bir vatan savunması stratejisidir. Vatan savunması stratejisi yok. Bir yandan savunma sanayisini geliştiriyor, bir yandan mutlak mutlakla Türkiye’nin iç cephesini sağlanmaştırmaya çalışıyor. Bir yandan PKK’yı temizleyerek iş cephesini güçlendiriyor ondan sonra. Ama öte yandan Türkiye-Rusya-Çin ittifakı, diyelim hükümet açıkça bunu söylemese bile hakim güçlerin içinde bu çözüm gene Türkiye’nin savunmasına yönelik. Bunları yapıyor ama Bunların esasına dayandığı strateji ifade edilmiyor, ters bir strateji ifade edilmiyor. Peki kim? Ben de hükümete buradan şunu soruyorum, Sayın Cumhurbaşkanımızın başında olduğu gibi, Türkiye’ye tehdit nereden geliyor? Bakın bunu saptamayan bir savunma stratejisi olmaz. Savunma stratejisi ne demek? Stratejisi şudur, dostu ve düşmanları doğru saptamak ve o düşmanı alt edecek bütün araç ve yolları da gerçeğe uygun doğru bir şekilde belirlemek. Stratejinin tarifi budur. Siz dostu düşmanı saptamıyorsunuz. Türkiye’ye tehdit nereden geliyor? Yani düşmanlık nereden geliyor? Bunu açıkça saptamadığınız gibi o düşmanı sık sık dost olarak tarif ederek millete uyutuyorsunuz. Millete gaflete sürüklüyorsunuz. Çünkü eğer millet size inanılacak olursa, diyelim tanklar toplar koştuğu zaman, aa ne oldu ya, bizim hükümetimiz diyordu ki bunlar bizim müttefik hükümetimiz, şimdi bunların bombaları benim tepeme düşüyor. Böyle bir hükümet olabilir mi? Böyle bir savunma stratejisi olabilir mi? İşte eksik olan bu. Türkiye bizim dosyaların içinde güvenlik belgelerinde falan aramızda fiskosla gizlice konuştuğumuz bir tehdit kavramız ve savunma stratejimiz var. Olmaz arkadaş. Millete söyleyeceksin. Çünkü millet savaşacak. Sen eğer milleti Amerika benim dostum diye aldatıyorsa ve kendi silahlı kuvvetlerini ve askerini Amerika benim dostumdur diye aldatıyorsa, savaş sırasında o bocalamaları nasıl halledeceksin? Seni devirecekler, o bocalamaları Türkiye’ye yaşatmayacak hükümet gelecek, başka çaresi yok. Onun için burada Türkiye için en önemli eksik ne odur ne şudur ne budur. En önemli eksik Düşman, tehdit nereden geliyor? O tehdide karşı kimlerle beraber olmam lazım? Bakın şimdi biraz evvel bana Sayın Devlet Bahçeli’yi söylediniz. O bir doğru savunma stratejisi saptıyor. Yalnız bu son grup toplantısında değil, daha önceki konuşmalarında da hep. Tehdit Amerika ve İsrail’den geliyor. Bunlar Türkiye’nin başındaki belalardır. Şer kuvvetleridir diyor değil mi? Tehdit onlardan geliyor. İki, bu tehdide karşı Türkiye-Rusya-Çin-İran ittifakıyla caydırıcı bir kuvvet inşa edebilirim. Bitti. İşte size savunma stratejisi. Doğru strateji bu. Ama bunu millete mal etmemiz lazım. Milleti bu bilinçle seferber etmemiz lazım. Çünkü savaşa hazırlanmanın en önemli maddesi de budur, insan unsuru. SPK_3 Halkı seferber etmek. SPK_2 Tüfeğin var, topun var, füzen var, bilmem ne falan. O füzeyi kim atacak? Bakın birçok ülke, özellikle Batı Asya’da, Suudi Arabistan’da, Körfez şehirlikleri de adamların parası çok. Silah da alabiliyorlar, en iyi ve en üstün silahları alıyorlar ama o silahları kullanacak adamları yok. Orada ne oluyor? Türkiye’ye farkı çıkıyor. Türkiye bir Atatürk devrimi, İttihat-ı Teraki devrimi, Hürriyet devrimi, mükemmel bir Tatbaşıların devrimlerini yaşamış ve bir dünyevi düşünen, Dünyevi düşünen, maddi gerçeklere göre dünyayı anlayan ve çareler üreten kuşaklar yetiştirmiş Türkiye. Fark burada. O adamın eline silahını verdiğin zaman kullanabilirsin. Ve buna uygun bir ordu yetiştirmiş. Onun için Mustafa Kemal’in askerleri izlediğin zaman, onun içinde ne var? Dünyevilik var. Maddi gerçekleri, bilimi, kulavuz yapmak var. Ve aynı şekilde öyle bir insan yetiştiriyorsun ki eline tüfeğini verdiğin zaman onu atmasını bilir. Füzenin başına geçirdiğin, topun başına geçirdiğin zaman onu kullanmasını bilir, değil mi? Onu sağlıyorsun. Bu çok çok önemli. Ama körfezdeki adamlar o kuşaklara, o insan kaynaklarına sahip değil. Bu çok çok önemli. İkincisi, Diyelim bizim Türk devrimiyle yetiştirdiğimiz kuşaklarımız var ama sen o kuşaklara, Türkiye hükümeti olarak, ondan sonra işte NATO’culuk, Amerikan’cılık, Avrupacılık falan filan aşılarsan, o kuşakların da beynini sulandırırsın, bilinçlerini karartırsın, düşmanını görmez hale getirirsin. Dolayısıyla bizim tarihten gelen birikimimiz var, tamam güzel, dünyevi düşünen bir tarihsel birikimimiz var ama buna ek olarak ne lazım? Ona layık bir hükümet, yani Türkiye’nin tehditlerden geliyor, dostları kimlerdir sorularına doğru cevap veren bir savunma stratejisine ihtiyacı var. SPK_3 Çok önemli başlıklar verdiniz Sayın Genel Başkan. İlan edilmeyen strateji, strateji değildir diye özetledik onu. SPK_2 Daha doğrusu milletin bilincine yerleşmemiş strateji. İlan ettiğiniz zaman milletin bilincine yerleştiriyorsunuz. Ben gizli toplantılarda da doğru bir strateji çizildiğine güvenmiyorum. Çünkü sonuç itibariyle o stratejiyi çizen adam milletine ilan eder. Atatürk bunu yaptığı için İstiklal Savaşı’nı kazandı. Veyahut da Mao bunu yaptığı için Çin’de düşmanı alt etti, kurtardı. Veya işte Cezayir örneği veya bugün İran örneği. İran düşmanını gizliyor mu? Hiç İran’ın yöneticilerinde, efendim, Amerika bizim düşmanımız değil de sağ olsun Amerika falan filan var mı? Böyle birinin retoriğinde, söylentisinde, söyleminde böyle bir şey var mı? Veya Filistin, Filistin, Gazze, Gazze diyoruz. Gazze düşmanını gizliyor mu? Gizleseydi Gazze direnebilir miydi? Gazze’yi ve İran’ı örnek alalım. Düşmanlarını gizlemiyorlar, düşmanlarını çok öncelerden saptamışlar. Dolayısıyla kendi milletlerini de donatmışlar, bilinçlerini donatmışlar. Ve o milletler işte direniyor. Ve o milletin eline verdiğin zaman o tüfek tüfek oluyor. SPK_1 Evet, Sayın Perençek isterseniz haftanın kitabı ve müziğine… SPK_2 Haftanın için yarın Dünya ölçeğinde teorik birikimi yansıtan bir teori dergisi çıkıyor. Hatta bugün çıktı Ankara’da da diğer illerimize diyelim yarın öbür gün falan ulaşmış olacak. ABD hegemonyasının çöküşü. Burada Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun, batının yol ayrımı, ABD’nin batısı mı, aydınlanmanın batısı mı diye hakikaten zihinleri açan, yani batının devrimci olduğu bir dönem vardı aydınlanma batısı. Ama bir de Amerika’nın batısı var. Bak şimdi Amerika’nın batısı mı diyerek aynı zamanda Türkiye’ye tehditin nereden geldiğini de ifade etmiş oluyor. Yalnız askeri plandaki, siyasi plandaki tehdit değil, kültürel tehdit de. Yani yozlaşma, çürüme mesela o bakımdan bir yazısı var. Doğu Perinçek’in hegemonyacılığın sonu diye böyle kapsamlı bir yazısı var. Prof. Dr. Ali Murat Özdemir kardeşimin, arkadaşımın, dostumun hakikaten teorik düzeyi çok yüksek ve tartışılacak bir yazısı var. Mesela oradaki kolektif emperyalizm. İçeriye baktığınız zaman bizim hegemonyacılık dediğimiz olayı, olguyu Sayın Ali Murat Özdemir kolektif emperyalizm diye tanımlıyor. Ama içerikleri hemen hemen aynı. Ama orada Ali Murat Özdemir’in çok dikkati çeken bir kavram var. Diyor ki, tarihsel devletler, Yani emperyalizmin sınırlarını çizdiği devletler değil, emperyalizmin ürettiği Yunanistan gibi, İsrail gibi emperyalizm tarafından kurulmuş devletler değil, tarihin içinden devlet olarak gelen, devletler var, tarihsel devletler. Bunların bizim imparatorluk birikimi olan devletler de o tarihsel devletlerin içine giriyor şüphesiz. Bunların geleceğin dünyası açısından önemi gene Ali Murat Özdemir tarafından ifade ediliyor. Çok değerli bir yazı. Sayın Hakan Top Kurulu’nun da bir çok önemli tartışması var. Empirizmin sonumu Başçelişme ne olacak? Şeklinde sorulara yanıtlar veriyor. Şule Perinçek de, abedi ekonomisinin çöküşünü, finans alanından, tarım alanından, sanayi alanından, rakamlarla, grafiklerle falan incelediği çok aydınlatıcı bir yazısı var. Bu hegemonyacılıkla ilgili dosyanın unsurları ama onun dışında batıcılaşma, Ve batı meselesine de bu sayı teori giriyor. Prof. Dr. Bayram Kaçmazoğlu’nun, Kuntay Gücüm arkadaşımızın yine batıcılıkla ilgili yazısı. Serhat Latifoğlu, o da maliyecimiz, ekonomi üstümüz. O da emperyalizmin sonumu, yeni bir aşama mı sorusuna cevap arıyor. Yani çok içeriği dolu ama Hiç çekinmeden şunu söyleyebilirim. Bu sözlerim abartı ve iddialı sözler değildir. Dünya ölçeğinde bir birikimi yansıtan bir teori dergisi çıktı. Bunu herkese bu haftanın dergisi olarak öneriyoruz. SPK_3 Yarından itibaren de BAİ’ler de…. SPK_2 Ankara’da galiba bugünden BAİ’de sanıyorum. Ama tabii Kılıçdaroğlu bugün çok gündemde. Onun yazısı o bakımdan da önemli, Sayın Kılıçdaroğlu’nun yazısı. SPK_1 Tabii hem bayilerden, kitap evlerinden ve Vatan. SPK_2 Partisi’nin ilk ilim eğitimi. Bayilerde, kitap evlerinde, ondan sonra Vatan Partisi örgütlerinin merkezlerinde, Abediye Hekimoğlu’nun çöküşü. Tabii başka şeyler de var. Yani Abediye Hekimoğlu’nun çöküşü yerine, Avrupa hegemonyası gelir mi, Çin gelir mi, Hindistan hegemonyası gelir mi falan gibi soruları da bu söylediğim yazarların neredeyse hepsi bunları da tartışıyor. O şekilde. Müzik. SPK_3 Haftanın müziğiyle. SPK_2 Müzik, kılıç. Kılıçlaroğlu gündemde kılıçlar çekildi. Kılıç deyince, yani ben de müzikte kılıçtan gidelim dedim. Mesela Borodin’in meşhur kılıç dansı vardır. Borodin, Rus peşlerinden, çok büyük bir besteci. Bu kılıç dansı da Kıpçak Türklerinin dansı. Şey dedi, Tolstoy’un meşhur Harp ve Sur kitabı da bu dansla başlar. Hani okuduysanız, harf ve solün başında bir dans vardır. O dans, Kıpçakların dansıdır, Türklerin dansıdır. Ondan sonra kılıç falan denince kılıçlar çekildi Türkiye’de. Kılıçdaroğlu tarih sahnesinde elinde kılıçla, kılıcı keskin olsun diyelim, boy verdi Sayın Kılıçdaroğlu. Genel başkanımız çok değerli. Mücadelenin içine girdi. Aklıma şey geldi, Borodin’in Kılıçdansı. Müzik olarak da Borodin’in Kılıçdansı’nı verelim. Eski bir Türk dansından esinlenerek Borodin beslemiş. Yani bu motifler Türk motifleri, Kıpçak motifleri. Borodin’in Kılıçdansı müzik. Bol bol gösterin, o güzel bir parçadır, heyecan verici. SPK_1 Sayın Periçek, sorularımızı yanıtladığınız için çok teşekkür ederiz. Değerli Ulusal Kanal izleyenlere, bir çıkış yolu programının daha sonuna geldik. Teori dergimizi edinmeyi unutmayalım. Hegemonyacılığın çöküşünü ve sonunu anlatıyor. Ve sizi yine bu haftanın müziği olarak Boröder’in Kılıçdansızıyla baş başa bırakıyoruz. Herkese iyi akşamlar diliyoruz. SPK_2 Altyazı M.K MÜZİK Şanlı asker düşmez bana Şanlı asker düşmez bana Şanlı asker düşmez bana Şanlı asker düşmez bana Kül kedisi! Nerede bu kız? Şey, neredeyse bitirdim. Nereden çıktın sen? Her zaman kendini koru. Cinderella, Süperstar Prens Mel Flore’un düzenlediği büyük bir baloya katılmanın hayalini kurma.

Paylaş