Değerli Ulusal Kanal izleyicileri Ankara stüdyolarından sizleri selamlıyoruz. Bu hafta her hafta olduğu gibi çıkış yolu programında Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinç’i ağırlıyoruz. Ankara’da bugün Ulusal Kanal Genel Yönetmeni Nadir Temeloğlu ile beraber gündemdeki soruları soracağız. Sayın Başkan hoş geldiniz. Merhabalar hoş bulduk. Nadir Bey siz de hoş geldiniz. Merhabalar. Evet Sayın Başkanım çok soru hazırladık size. Gündem başlıkları yoğun içeride dışarıda çok önemli gelişmeler var. Kırmızı sorular da var mı? Dilerseniz hemen başlayalım. Tabii dünyanın konuştuğu Epstein belgeleri. Amerikan Adalet Bakanlığı 3 milyonu aşkın sayfadan oluşan bu belgeleri erişim açtı. 2000 video var 181 görsel var. Tabii büyük bir hem çocuklara yönelik dehşet sapkınlık tam bir çürümüşlük fotoğrafı aslında. Siz nasıl değerlendirirsiniz bu belgeleri? Tabii bizi Vatan Partisi’ne dedikodu tarafı çeşitli özel faaliyetler onları ilgilendirmiyor. Ama belgelerin içerisinde aynı zamanda dünya siyasetiyle ilgili önemli konular da var. Fakat en önemlisi şu yani o sistemin çürümüşlüğü bütün ortalığa saçılıyor. Yani mevcut en fez kapitalist sistem öyle bir yere geldi ki kadını erkek yapıyor ergeği kadın yapıyor. Ondan sonra bütün insan ilişkilerini insanlıktan çıkartıyor diyelim. İnsanlıktan çıkartıyor. Onu ortaya sergilemesi ortaya koyması bakımından uyandırıcı bütün insanlığı uyandırıcı bilgiler belgeler var. Bize o ilgilendiriyor. Yani bu sistem bitti çöküyor. Avrupa emperyizmi de çöküş halinde. Mekan emperyizmi de çöküş halinde. Bu belgelerde Türkiye ile ilgili de dikkat çekici noktalar var. Aslında tabii siyasi boyutunu ilgilendiriyor dediğiniz için soruyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan’la da yüzlerce kez geçiyor ama en önemlisi şu vurgulardan biri yapılıyor. Erdoğan Türk ordusundan İsrail’i temizledi deniliyor. Bir de Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin istediği yönde aksine hareketlerde bulunduğu söyleniyor. Yani bu belgeler biraz Türkiye açısından da ne anlatıyor onu bakarsak. Evet mesela ben de ona tam değinecektim zaten. Bu Türkiye’deki Erdoğan tartışması ve Erdoğan düşmanlığına kilitlenip kalan bazı insanlarımız var ya bunları uyandırmak bakımından da önemli bilgiler bunlar. Yani Tayyip Erdoğan yönetimi Vatan Partisi’nin saptadığı gibi 2014-15’ten sonra FETÖ ile arasındaki bağları kopardı. Hatta onun üzerine yürümeye başladı. Amerika emperyalizmi de Türkiye’ye karşı o hepimizin bildiği 15-16 Temmuz darbesini sahneye koydu. Dolayısıyla yani hani Türkiye’de Sayın Cumhurbaşkanı konumu konusunda tartışmalar vs. var. Ondan sonra o bakımdan aydınlatıcı. Türk ordusu konusundaki güvensizlikleri de ortadan kaldıran bir yönü var. EPSTE’in belgelerinde deniyor ki Türk ordusu içindeki İsrail yanlısı komutanlar temizlendi. Bu da tabi ferahlık veren bir şey Türkiye’ye. Yani Türkiye’nin büyük tehditlerle karşı karşıya olduğu Amerika-İsrail cephesinden bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içinden Amerika-İsrail yanlısı subayların ve komutanların temizlenmesi o zaten biz biliyoruz 24 subay 200 general yalnız Türk Silahlı Kuvvetleri’nden 15-16 Temmuz’dan sonra temizlenmişti. Ama bu EPSTE’in belgeleri de kendi Amerikan iç yazışmaları olduğu için yani onların da tabi bunu görmemesi mümkün değil görüyorlar. Türkiye’ye aydınlatıyor tabi bütün bu bilgiler. Türkiye ile ilgili ama bundan başka neler var acaba? Yani biz insanların özel faaliyetleriyle hayatlarıyla ilgili konuları merak etmiyoruz. Ama onun dışında yurt dışına götürülen yabancı bankalara yığılan ondan sonra Türk zenginlikler mesela bunlar bizi ilgilendirir tabi veya Türkiye ile Amerika ilişkileri konusunda bizim yöneticilerimizin ondan sonra bir takım Türkiye’ye sadakati temsil etmeyen bazı faaliyet ve ilişkiler vs. var mı veya başka neler var? Siyasi bilgiler, belgeler bizi ilgilendiriyor ama tabi milyon diyorsunuz. Evet. Ben şimdi sayfama mı geliyorum? Sayfa. Hemen bakıyorum. 3 milyonun aşkı sayfadan oluşan yazışmalar var. 2 bin video var ve 180 bin görsel fotoğraflar vs. Ama tabi şimdi büyük… Tabi İsrail’de bağlantılı bir isim olduğu da söyleniyor. Efsane. Einstein, Einstein diyoruz ama Einstein’la biten, Einstein Almanca taş demek ve Einstein soyadı genellikle Yahudilerdedir Almanya’da. Evet. Yani Einstein varsa biliyorsunuz soyadında. Mesela Einstein de değil mi? O da Einstein. Ama Einstein demiyoruz ona Einstein diyoruz. Onu Almanca okuyoruz. Ama Einstein’ı İngilizce, tabi İngiltere Amerika olduğu için İngilizce okuyoruz. Ama Einstein soyadları genellikle, aşağı yukarı belki de genelliklerin ötesinde tamamen Musevi Yahudi. Haydi Musevi de diyelim. Yani Yahudi olmayan Museviler de olabilir. Yahudileri ay soyadlarıdır Almanya’da Einstein. Einstein’ın soyadları. Evet. Yani bu… Mesela Bernstein meşhur dönek. Evet. Yani bilimsel sosyalizmin, marxizmin döneklerinden Bernstein o da Yahudi idi. O da Einstein. Einstein o da Yahudi kökenliydi. Evet. Şeydeki 15 Temmuz Fethullahçı darbe girişiminin de başarısız olmasından büyük bir rahatsızlık ifade ediliyor. Evet. Türkiye’de yükselen bir milliyetçilik tanımı yapılıyor ki aynen Rand Corporation raporunda olduğu gibi ortaya çıkıyor. Yani bu Epstein belgeleri de son itibariyle Rand Corporation raporunu 2020 Ocak ayında yazan heyet ve onun çevresinde dolaşan bilgi ve belgeler. Peki Sayın Perinçek bu Epstein konusu çok konuşuluyordu zaten az çok biliniyordu ama belgeler şimdi niye yayınlandı? Örneğin beklendi. Yani bunun Amerika siyasetiyle mi alakası var? Dünya siyasetiyle mi alakası var? Bölge siyasetiyle mi alakası var? Yani bir kere Trump’ın adı geçiyor belgelerde. Kaç yerde hatta bayağı da kalabalık Trump’la ilgili belgeler. Ve galiba ilk hedeflere de ulaştılar diye bir yorum var. Yani ben onu tam o kanaatı paylaşıp paylaşmama konusunda yeterli bilgiye sahip değilim. Ama işte Groenland konusunda ondan sonra şeyi ne derler Trump’ı Groenland’a karşı müdahaleci bir tavra zorluyor o belgeler deniyordu. Ondan sonra ikincisi Trump’ı İran’a karşı silah kullanmaya savaşmaya zorluyor o belgeler diye de bir takım yorumlar var. Bakacağız hakikaten zorluyor mu zorlamıyor mu? Ama Trump’ın bazı kirli çamaşırlarının o belgelerde olduğu anlaşılıyor. Tablo ile ilgili çok sayıda uluslararası bağlantı hesaplarla şöyle bir paylaşım yaptı. İşte bu çürüme içerisinde Batı’nın bütün liderleri var. Amerika’nın, Avrupa’nın önde gelen isimleri, Amerikan başkanları dahil. Ama kimler yok? Putin yok, Xi Jinping yok, Hamane yok. Bu bile aslında bir şey gösteriyor. Ama onlarla ilgili de siyasi belgeler var. Ama o çürümenin içinde değil. Zaten bakın Batı sistemi çürüdüğü için çürüyenler sistemin tepesine çıkıyor. Yani devrimci dönemlerde çürüyenler elenir, gelici enperyalist yükseliş dönemlerde çürüyenler en tepeye çıkar. Çünkü sistem onların çürüyenlerin sistemi olunca en çürüyen en başta olur. Balık baştan kokuyor zaten. Evet doğru, çok önemli. İran konusuna geçelim. Sessizce sıcak başlıklar var orada da. Bir böyle savaşın işiyle genelildi ama bir yandan da muhtemelen Cuma günü İstanbul’da bir müzakere masası kurulacak. Bugün de İran Cumhurbaşkanı Dişleri Bakanı’na onurlu İran’ın haklarını ulusal çerçevede savunacak bir müzakere konusunda talimat verdiğini açıkladı. Geçen hafta da İran Dişleri Bakanı Türkiye’deydi. Hem Erdoğan’la hem Hakan Pidan’la görüştü. Savaş erteleniyor mu? Ya da müzakereden sonuç çıkar mı? Yani tabii ben orada savaş olacak veya müzakereler devam edecek diye bir kesin bir değerlendirme yapamıyorum. Ama nedir? Biz bütün varlığımızla Vatan Partisi olarak ve Türkiye’nin de o cephede o siperde olması için çalışıyoruz. İran’ın direnmesi, Amerikan empezminin ve İsrail’in saldırganlığının püskürtülmesi o mevzideyiz. Bu mevzi Türkiye mevzisi. Bu önemli. Yani bu bir İran’la dayanışma konusu değil. Doğrudan doğruya Türkiye’nin güvenliği, Türkiye’nin bağımsızlığı, doğumuzda İran’ın olması bizim için bir güvence. Çünkü Türkiye’yi tehdit etti. Amerika ve İsrail’den geliyor. İran’da ne? Amerika ve İsrail’le mücadele eden, ona direnen ve savaşan onlarla güçlü bir ülke. O da önemli. Yani orada bulunduğumuz Batı Asya coğrafyasının en güçlü, diyelim iki üç ülkesinden biri. Türkiye, İran, Mısır diyebiliriz. Onlardan biri. Dolayısıyla İran dostluğu, İran komşuluğu bizim için çok çok kıymetli. Dört beş gün önce de İran Büyükelçiliği burada bizimle birlikte bir Firdevsi günü yaptı. Firdevsi 10. yüzyılda, o şahname denen, dünyanın en büyük şahseri şahname. Yani bu benim kendi fikrim değil. Batı’nın büyük filozofları, şairleri de hepsi şahnameyi dünyanın şiir olarak, şahseri olarak görüyorlar. Felsefe olarak ve aynı zamanda devlet teorisine katkıları da çok çok önemli. Öyle güzel bir toplantı yaptık. Kültür Müsteşarı İran’ın orada konuştu. Hocalarımız Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesinden çok güzel sunuşlar yaptı. Ben de konuşmacılar arasındaydım. Ve o toplantı da bir İran’la dayanışma toplantısı oldu. Yani her fırsatta, her zeminde, her kademede bütün gücümüzle Türkiye’den İran’la dayanışmayı savunuyoruz. Ama burada şu önemli, kesinlikle Türkiye’den kürecik üssü, incilik üssü gibi, Amerikan üssü falan tartışılıyor ama korktuğumuza göre demek ki onlar Amerikan üssü sonuç itibariyle. Yani bu üslerin İran’a saldırıda kullanılması Türkiye için çok büyük bir utanç olur. Onun için buradan Sayın Cumhurbaşkanımızın hükümetine, Tayyip Erdoğan hükümetine de talepte çağrıda bulunuyoruz Vatan Partisi olarak. Bu üsler derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne alınmalıdır. Yani buradan biz Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a saldırı amacıyla uçaklarının vesaire havalanmasını veya radar hizmetlerinin yapılmasını önleriz demek yetmez. Artık bu bir sınırdır. Türkiye derhal incilik üssüne ve aynı zamanda kürecik üssüne el koymalı. Yani kendi vatanımız burası sonuç itibariyle ve oradaki Amerikalı personel de memleketlerine 10 gün içerisinde gönderilmelidir. Bunu Vatan Partisi olarak buradan bir kez daha bütün kamuoyuna ve bir dünya kamuoyuna bildiriyoruz. Vatan Partisi incillik ve kürecik üslerinin ve Türkiye’deki bütün diğer Amerikan üslerinin İran’a karşı kullanılmasını bir ihanet olarak görür. Vatana ihanet olarak görür. Yalnız komşuya ihanet değil kendi vatanımıza bir ihanet olur. Ve bunun güvencesi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin derhal bu üslere vaziyet etmesidir, kontrol altına almasıdır. Ve oradaki Amerikalı personelin, askerlerin, sivillerin de derhal ülkelerine gönderilmesi günün görevidir. Bunu önemli ifade edeyim. Bizim yönetimimizde bazı tereddütler gözüküyor. Yani bize gelen bazı bilgiler var. Sanıyorum medya kuruluşlarında falan bu bilgiler zaten oralardan geliyor bize. Bizim yöneticilerimiz arasında İran’ın direnişinden bile endişe duyan bazı tavırlara sahip olanların bulunduğunu öğreniyoruz. Yani İran direnirse ondan sonra kendi rejimi güçlendirir, pekiştirir gibi sözler. İran dirensin yani ama Sünnici, yobaz bakış açısı mı diyelim? Biz de Sünniyiz, Aleviyiz. Hepimiz Alevi de biziz, Sünni de biziz, Türk de biziz, Kürt de biziz. Hepimiz Türk milletiyiz. Mesela ama o bir yobaz, mezhepçi yobaz bir tavır var. O tavır İran yönetiminin kendini güçlendirmesinden, pekiştirmesinden kaygı duyuyor. Veyahut Amerikancı yobaz değil de Amerika yobası. Amerika işbirlikçiliğinde yobaz da olabilir o. Yani yüreği İran’la çarpmıyor bizim yönetim çevrelerimizde. Şöyle fikirler var, yani İran müzakere konusunda biraz ayak sürüyor, bunu da kendi rejimini konsolide etmek için kullanıyor şeklinde. Ama orada şöyle bir şey de var, yani direnirse rejimi, bundan bu fırsattan yararlanarak kendi rejimini güçlendirir. Amerika’nın saldırganlığını, Amerika’ya saldırma, bu bize saldırdır demiyor da, ya bak sen saldırırsan İran’ın da rejimini pekiştirmesine fırsat verirsin. Çünkü İran direnecek, mücadele edecek falan. Halk, İran milleti etrafında yönetimin birleşecek. Yani rejimi devirmeyeceksin sen Amerika diyor bizimkiler. Amerika’ya diyorlar ki sen İran’daki rejimi deviremeyeceksin hatta o rejim güçlenecek. Onun için yani saldırma konusunda Amerika’yı ikna ederken bu saldırı bize saldırıdır. Bu tavır güçlü, bu tavır etkili, bu saldırının biz tam karşısındayız. Çünkü öbürünü söylediğiniz zaman Amerika’nın cephesinden, yani Amerika’nın çıkarları açısından saldırmak yanlış olur gibi bir tavır oluyor. O zaman Amerika der ki ya benim kendi çıkarlarımı senden mi öğreneceğim? Yani İran rejimini güçlendirir miyim yoksa devirir miyim onu bırak ben değerlendiririm. Değil mi Amerika’nın buna cevabı bu olur. Onun için burada Amerika Birleşik Devletleri’ne Türk devletinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Türk milletinin tek bir tavrı olabilir. Bu saldırı, İran’a yaptığınız saldırı bize saldırıdır ve biz bu saldırının karşısındayız. Bu saldırının karşısındayız. Bunu Türkiye hükümetinin bu tavrı Amerika’ya açıkça ifade etmesi lazım. Yoksa ya bak senin menfaatlerine aykırı olur bu saldırı. Bu Amerikancı bir gerekçe. Türk milliyetçisinin veya Türk vatanseverinin gerekçesi değil bu. Amerikan yandaşlığının gerekçesi oluyor. Sayın Peçi diğer yandan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a baktığımızda askeri müdahaleye karşıyız konusunda açıklamalar geliyor. Bunlar güzel yani Türkiye’nin bu İran’a bir saldırı istemediği anlaşılıyor tabi. Bu çok doğru. Bu da tabi sevindirici ve böyle olması zaten bizim beklediğimiz buydu. Yani başka türlü olması mümkün değil. Çünkü bu aynı zamanda İsrail karşılıklı one minute falan filan onların hepsini çökerten bir şey olurdu. Yani çünkü sonuç itibariyle İran’a saldırı İsrail’in aynı zamanda saldırısı. Bir yandan siz İsrail’i bir tehdit olarak ilan ediyorsunuz. Sürekli İsrail aleyhtarı bir tavrı temsil ediyorsunuz. Ama kalkıyorsunuz Amerikan’a İsrail’i şey İran’a saldırısından yana bir tavır alıyorsunuz. O büyük bir tutarsızlık olurdu. Onun için o tavra Türkiye hükümeti düşmüyor. Bir de Türk Silahlı Kuvvetleri var tabi. Türkiye’nin güvenlik güçleri var ve Türkiye’nin sanayicisi var, tüccarı var, milleti var, polisi var. Bunların hepsinin tutumu tabi İran’la beraber. Yani bizim ekonomimiz açısından da bir savaş, Amerika’nın İran’la savaşı çok ciddi problemler getirir. Onu görelim. İkincisi, biz bırakalım saldırıyı İran’a. İran’a yönelik bütün ambargolara, yaptırımlara karşı ondan sonra tavır almamız lazım. Demin eksik ifade ettim bizim tutumumuzu. Yani İncil’lik ve Kürlecik güçlerinin de herhalde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetimine geçmesi yanında aynı zamanda İran’a yönelik bütün ambargoları tanımıyoruz. Türkiye’nin bu tavra girmesi lazım. Biz komşumuzdur, komşumuzda ticaret özgürlüğü vardır. Siz liberalizm diyorsunuz, neoliberalizm diyorsunuz, dünya ticareti serbesttir diyorsunuz. E ben komşumla ticaret yapacağım. Ondan enerji de satın alırım, oraya bizim kendi ürünlerimizi de satarım. Sen buna karışamazsın. Onun için İran’a ambargoya karşı Türkiye’nin çok kararlı net ve hemen bir tavra girmesi Vatan Partisi’nin siyasetidir. Ve bunu da hükümetten talep ediyoruz. Sayın Perincim, şimdi bazı mezhepçi tavırlara değindiniz. Ama bir de solculuk, ilericilik adına Suriye ve İran gibi ülkelere de yönelik adımlar var. Örneğin Ahmet Şaray’a şeriatçı diyorlar, yine İran’da Mollalar diyorlar. Örneğin TKP bir açıklama yaptı. Baş düşman Amerika belleyerek her şeyi örtemeyiz, İran rejimi, Molla rejimiyle biz yan yana gelmeyiz gibi açıklamalar yapıyor. Bu mezhepçiliğin yanında bu bakışa ne diyorsunuz? Bu TKP dediğiniz ve buna benzer rozet yani komünist adını rozet olarak kullanan ne Mars’la ne Lenin’le ne Mao’yla bunların hiçbiriyle en ufak ilgisi olmayan Disneyland. Diyelim sosyalistleri bunlara, Türkiye’de de değiller, Disneyland’talar. 21. yüzyılda yaşamıyorlar, 19. yüzyılda yaşıyorlardı fakat şimdi hatta 15-16-14 yüzyılda oralara taşındılar. Yani senyörlere karşı, krallara karşı, kiliseye karşı mücadele çağına gittiler. Bunların düşmanları şeriatçılık, ondan sonra işte İran düşmanı bunlar, aynı zamanda Suriye düşmanı. Burada şu var, düşmanları şeriatçılık değil. Kim Amerikan emperyizmine karşı mücadele ediyorsa ona düşmanlar. Amerika’nın kucağında, sizin bahsettiğiniz TKP Amerika’nın doğrudan doğruya kucağında. Çünkü bugün bölgemizde iki güç var önemli, elinde silahla Amerika ve İsrail’e karşı çarpışan biri Suriye hükümeti değil mi? Suriye hükümeti şeriatçı, bilmem ne, feodal falan filan Amerikan emperyizmine karşı savaşıyor bir gerçek. Ve çok büyük bir iş yapıyor. PKK’yı bölgeden temizliyor. Amerika’nın ve İsrail’in aletlerini, enstrümanlarını, bölgeden silahla temizliyor. Bu Türkiye için de çok büyük ferahlık getiriyor. Türkiye’nin Amerika’dan bağımsızlaşması, egemenliği yönündeki fırsatları değerlendirmesi için çok elverişli bir ortam yaratıyor. İran’ın direnmesi de Türkiye için çok önemli. Bunlar Türkiye’de değil, bunların yürekleri Türkiye ile çarpmıyor. Antisneyland’da oldukları için bir masal ülkesinde diyelim ve savundukları fikirler de tamamen masalsı, yani materyalist değiller, tarihsel materyalist değiller. Türkiye’nin önündeki sorunlar o konularda mevzileniyor değiller. Tam tersine o konularda düşman tarafta mevzileniyorlar. Bugün Ahmet Şerha’ya karşı tavır almak veya Molla’lar diyerek İran’a karşı tavır almak bunun sosyalistlikle ne ilgisi var ya? Bu gerici, emperist uşağı bir tavır, çok açık söyleyeyim. Bugün Ahmet Şerha düşmanı tavır veya İran düşmanı tavır doğrudan duruyor. Bugünkü dünya cepheleşmesinde hangi ülkeye giderseniz gidin bu emperist uşağı bir tavır. Venezuela’ya sorun o da emperist uşağı diyecektir. Filistinli’ye sorun o da emperist uşağı diyecektir. Maduro için de benzer şeyler yaptılar. Çinli’ye sorun o da emperist uşağı diyecektir. Rus’a sorun o da emperist uşağı. Amerika’nın Komünist Partisi’ne sorun o da emperist uşağı diyor. Benim arkadaşım Amerikan Komünist Partisi’nin genel sekreteri onlarda emperist uşağı diyor. Yani tavırları emperist uşağı. Komünisten açısından da dünyadaki diğer komünist partilerde emperist uşağı diyor. Xi Jinping’in dünyanın en büyük partisi Çin Komünist Partisi veya Japonya Komünist Partisi. Dünyada çeşitli Venezuela’daki sosyalist rejim, Küba Komünist Partisi. Onlara sorun. Onların hepsi diyecekler ki bu tavır, bu TKP’nin bu tavrı, Ameşşar’a düşmanlığı ve İran düşmanlığı ve cepheyi Ameşşar’a ve İran düşmanlığına karşı kurması, bu emperist uşağı bir tavır. Amerika’nın kucağında olan bir tavır. Hiç bunun başka bir izahı yok. Bunun şeriatçılıkla kavga veya feodalizmle bir ilgisi yok. Lenin’in çok önemli, neydi Lenin ne dedi? Afgan kralı dedi İngilizlere karşı mücadele ediyor. O bizimle beraber ama İngiliz işçi sınıfı kendi burcuvasını destekliyor. İngiliz işçi sınıfı karşımızda, Afgan kralı yanımızda. İşte devrimci tavır bu. İşçi sınıfının tavrı bu. İşçi devrimciliği bu. Devrim yapan devrimcilik bu. O bakımdan bu böyle bir maalesef Türkiye’de rozetmen haklısı. Emperizmin kucağında diyelim şarkılar söyleyen, sol şarkılar söylüyorlar ama ki neredeyse diyorlar emperizmin kucağında, kucağına almış emperizm bunları. Ah orada, bunlar ya kapitalizme karşı ama kapitalizm onlara karşı değil. Kapitalizm, Türkiye’deki kapitalistler sermayedarlar TKP’ye karşı, eski TKP’den bahsediyor şu günkü TKP’ye. Ya bunlar Tevk-ü Fatma, Mevk-ü Fatma hiçbir şey görmemiş. Hayatlarında demir parmaklık falan böyle bir şey tanımıyor. Böyle bir TKP olur mu? Ben o TKP’nin içinden geliyorum. Yani Türkiye’de ve onun en son şeyim, lideriyim ben ve devam ediyor liderliğim. Ve o TKP’lerin bütün aralarındaki sohbetler neydi? 1945 Tevk-ü Fatı, 1930 Tevk-ü Fatı, 1920 bilmem ne Tevk-ü Fatı. Bunların aralarında konuşacağı bir Tevk-ü Fatma, Mevk-ü Fatma şeyi yok. Çünkü kapitalizm onlara karşı değil. Sermaye onlara karşı değil. Kendileri işte kar olsun sermaye bilmem kapitalizm diyorlar ama kapitalizm onlara okşuyor. TKP’yi okşuyor kapitalizm. TKP’yi, Türkiye Komünist Hareketi’ni, Türkiye İşçi Partisi’ni, 3-5 tane böyle işçi adı taşıyan veya komünist adı taşıyan partiler var. Onların hepsini o bizim evlatlarımız bunlar. Bunlar bizim enstrümanlarımız okşuyor onları. Neden okşuyor? Çünkü İran’a karşı, Türkiye’ye karşı. 15-16 Temmuz’da bunlar neydi? 15-16 Temmuz’da darbe yapan FETÖ’yle Amerika’yla beraber değil miydi bütün bu saydığın partiler? Şimdi şeye karşı oluyorlar, Ahmet Şaray’a ve İran’a. Türkiye’de de her durumda Tayyip Erdoğan’a düşmanlar. Tayyip Erdoğan Amerika’ya karşı çıktığı zaman da en fazla Tayyip Erdoğan’a karşılar. Yani bunlar cephelerini Türkiye’nin önündeki devrime göre kurmuş değil. Materyalist değiller. Tarihin içinde değiller. Tarihin dışındalar. Onun için Disneyland diyorum. Disneyland diye bir ülke var mı? Ve bugün 16-17-18. yüzyılda mıyız? 19. yüzyılda mıyız? Dolayısıyla bunların komünistlikle şunlar bunlar falan bile hiçbir ilgisi yok. Bugün bırak komünistliği, Ahmet Şaray’a düşmanlığı yapanlar şu konu, koşullarda yani. Ahmet Şaray PKK’yı temizlerken Amerika’nın ve İsrail’in çok rahatsız olduğu Ahmet Şaray’dan, bu faaliyet içindeyken Ahmet Şaray’a yöneltmek okları veyahut da tam Amerika İran’a saldırırken İran Mollalar rejimi falan diye İran düşmanlığı yapmak. Bunların komünistlikle, mu’ministlikle, işçi sınıfıyla, vatanseverlikle hiçbir ilgisi yok. Bu gericiliğin en ucu, hatta onların gerici dediği adamların birçoğu Amerikan emperyizmine karşı şu veya bu ölçüde tavırlar alıyor. Bunlar Amerikan emperyizminin en hararetli taraftarı. Onun için bunların adlarından başka her şey komünist ama en önemlisini söylüyorum, mevcut sistem. Sermaye karşıtıymış beylerimiz, hanımlarımız ama sermaye hiç onlara karşı değil. Sermaye onlara okşuyor. Sermaye hiç onları hapse atmıyor. Sermaye onları hiç gözaltına almıyor. Ne biçim sermaye düşmanlığı bu? Ama sermaye onlara düşman değil. Kapitalizm onlara düşman değil. Emperyizm onlara düşman değil. Hatta onlara özgürlük, iktidarda fırsat, el altından çeşitli destekler, yardımlar. Bunlar şımarık zengin çocukları açık söyleyeyim. Zengin çocuklarına benim hiçbir şeyim yok. Şımarık zengin çocuğu olunca işte böyle komünistlik falan taslıyor. Ahmet Şahra konusunda bazı sizlere yönelik eleştiriler de okuduk Sayın Perincik. Onu da burada açmak isterim. Bir yıl önce Ahmet Şahra Amerika ile İsrail halk ediyor diye eleştiriyordu. Şimdi onu eleştirenlere çok kısa tepki gösteriyor gibi değerlendirmeler var. Bakın şimdi değerli arkadaşım, tarihsel materyalizm ve her kuvveti bulunduğu zaman ve konumda değerlendirir. Mesela en çarpıcı örnek şudur. İngiliz, Fransız, Emperyalistleri, Hitleri 1930’ların sonlarına doğru Sovyetler Birliği’nin üzerine kışkırttığı zaman, yani kendi üzerlerine İngiltere ve Fransa’ya karşı Hitler savaşmasın, gitsin Sovyetler Birliği’ne karşı şey yapsın girsin, o topraklarda yorulsun falan, hatta mümkünse yenilsin. O koşullarda Stalin ne yaptı? Aldı ilk önce şeyi bahsedeyim, 1938’de meşhur Münchner Fersenuk vardır Almancası. Yahut da Münchner Abkommen da diyorlar. Yani Münih Uzlaşması diyelim, Münih Anlaşması Sözleşmesi. Bu Münih Sözleşmesi 1938 yılında İngiltere ve Fransa Hitlerle bir anlaşma yaptı. Hitleri doğuya kışkırtmak için, yani Rus Sovyetler Birliği’nin üzerine kışkırtmak için. Buna Stalin çok akıllı bir cevap verdi. Stalin kalktı Hitlerle bir saldırmazlık paktı yaptı. Sen benim üzerime kışkırtıyorsun Hitleri, ben onunla saldırmazlık paktı yapıyorum dedi. Yani bütün komünistler, internasyonelerin kongrelerinde falan baş düşman olarak ilan edilen Hitleri. Ve ne oldu? Hitler kalktı ilk önce Belçika’nın da üzerinden geçerek Fransa’ya, İngiltere’ye, Norveç’e falan bütün bölge ülkelerine, ilk önce Batı’ya, Batılı Emperistlere saldırdı. Yani şimdi burada Hitler, Stalin Hitlerle anlaşma yaptı. Şimdi bilmem Hitlerle savaşıyor. Hitlerle anlaşma yaptı, saldırmazlık paktı yaptı. Hitlerle savaş, daha kuvvetli savaşmak için zaman kazansın, Sovyetler Birliği’nin savaş sanayisini geliştirsin, Ondan sonra ekonomisini pekiştirsin. Oradan bir iki sene kazandı, 39-41 arası ve en sonunda da Hitler’i yendi. Onun için Atatürk Fransa ile 1921’de Ankara Anlaşması yaptı. Ama o Ankara Anlaşması’ndan iki ay önce de Gazi Antep’te, Adana’da Milliyet kuvvetler Fransız ordularını yerle bir ettiler. Yani onun için dün böyleydi, bugün niye böyle falan hiçbir şey yerinde durmuyor. Mevziler değişiyor, kuvvetler değişiyor. Onun için böyle yani dün böyleydi, şimdi niye böyle bunlar hep saçma sapan şeyler. Sumut bakmak lazım, sumut durumun sumut tahliyeli. Onun için Ahmet Şara, evet doğru, bir Amerika-İsrail marifetiyle ve maalesef bizim hükümetimiz de burada çok olumsuz bir rol oynadı, getirdi Şam’ın başına oturtuldu. Bu doğru ama bugün aynı Ahmet Şara, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri’nin planını bozuyor. Yani biz neye bakacağız? Amerika ve İsrail’e tutuma bakacağız. Amerika ve İsrail, bugün Türkiye, dünya devrimi için baş düşman konumunda. Kapitalizmin, emperyalizmin temsilcisi, kim baş temsilcisi? Madem kapitalizme karşıyız, madem emperyalizme karşıyız, işte Amerika ve İsrail, onların en uçtaki silahlı saldırgan temsilcisi. Onun için İran konusunda da, İran’da Moğollar var, onlar şey yapıyorlar. Şii Hilali yapıyorlar. Bu mu mesele yoksa Amerika ile cepheleşme, oradaki konumu mu, oradaki tavrı mı? Yani Türkiye devrimi açısından ve dünya devrimi açısından bakalım. Onun için dün şöyleydi, bugün böyle, bugüne bakacağız. Bugüne ve bu zemine, bugünkü yere, yer ve zamana bakacağız. İran konusunu kapatmadan bir tartışma da şu Sayın Pelin Cenk, o konudaki fikrinizi almak isterim. Venezuela konusuna da girmek isterim ama İran konusunda deniyor ki, Amerika’nın dışarıdan saldırısıyla istediği kadar saldırısıyla rejimi değiştiremez. İran milleti bağımsızlığına düşkün ama yine sistem içerisinden bazı unsurlar bularak kendine uygun bir yönetim belirleyebilir mi? Venezuela’da bunun olduğunu dile getirenler de var. Yani Maduro sonrası gelen Rodriguez ile Amerika petrol anlaşması yaptı. Dolayısıyla İran’la da böyle bir yöntem olabilir mi gündemde? Bunlar sırtında yumurta küfesi olmayan, hiçbir sorumluluğu olmayan, aaa diyelim Venezuela’da değil, Venezuela’da ekmeğini kazanmıyor, Venezuela’da fabrikaya gitmiyor, Venezuela’da çocuğu yok, kocası yok, eşi yok, babası yok, anası yok, oğlu yok, kızı yok. Onun için vatanı Venezuela değil, oturduğu yerden. Onun için Venezuela yönetimi hakkında ve bunlar savaşta nedir? Üç tane taktik var değil mi? Bir strateji var, alt basamakta da üç tane taktik var. O taktikler nedir? Biri saldırıdır, hücumdur, biri savunmadı, biri de geri çekilmedir. Bunlarda hücumdan başka taktik yok çünkü kendisi savaşmadığı için hücum etmenin ona bir maliyeti yok. Savaşta başkaları ölecek. Hep her olayda bu tür insanlar, bu sahte solda da var, en çok sahte solda olan bir tutumdur bu. Sahte solun da sol sapma bölümünde olandır. Ondan sonra işte niye Venezuela Amerika’ya bazı tavizler veriyor? Ülkesinin yıkılmaması için belli uzlaşmalar yapıyor. Yani uzlaşmalar, hayatta savunma ve geri çekilme diye taktikler de var. Atatürk, İstiklal Savaşı’nda Sakarya’nın doğusuna çekilmeseydi Yunanları denize dökebilir miydi? Geri çekilme de bir taktiktir. Ondan sonra hücum da bir taktiktir, savunma da bir taktiktir. Her durumla uygun taktikleri bulmak mesele. Şimdi biz Venezuela hükümetine Amerika ile savaş. Bunu mu önereceğiz yani? Niye savaşmıyor? Bak uzlaştı. Uzlaşacaktır çünkü uzlaşmadığı zaman nedir? Bunun bedeli ülkesin harabı olmasıdır. Diyelim bütün petrol tesislerini falan yerle bir olmasıdır. Ondan sonra onu kaç senede tamir edecek? 30 senede, 20 senede, 10 senede. Peki halkına nasıl ekmek verecek? Asayişi nasıl sağlayacak? Güvenliği nasıl sağlayacak? Nasıl ülkesinde kalkınmayı geliştirecek? Böyle sorular yok ki bunlarda. Yani onun için bir kere Venezuela hükümetinin devirinci bir hükümet olduğunu bilelim, görelim. Ve kendi ülkesinin, kendi halkının, kendi devletinin bugün ayakta kalması, direnmesi, Amerika’nın işgaline uğramamak veya ülkesinin bir yıkıma uğramaması için belli Amerika ile anlaşmalar, uzlaşmalar yapıyor. Tabi sırtında yumurta küfesi var, sorumluluk var. Kendi vatanına, ülkesine karşı sorumluluk var. Öbür sorumsuzluğun da bunun öyle bir problemi yok ki. Aynı şey İran için de geçerli. Devamlı hep böyle şey, Amerika taraftarları, Avrupa taraftarları İran’da uzlaşmacı bir eğilim bulmaya çalışıyor. Vardır tabi yani olmaması mümkün değil. Bütün bir ikiye bölünür. Her şeyin içinde iki eğilim var. Yani uzlaşmak isteyenler de var ama bugün İran’da hakim olan yönetimli direnenler, Ay İran’ı yönettiği gözüküyor. Bir de İran’a akıl falan vermeye kalkmayalım. İran, Perslerden, Sarsanilerden beri dünyanın en büyük devlet geleneğine sahip olan bir ülke. Dolayısıyla oradaki devlet aklının üstünde buradan böyle ukala ukala oraya öğüt veren tavırlar, onlar da şımarık tavırlar onu söyleyeyim. Tabi bir de İran’ın meselesinin yanında Suriye’de önemli gelişmeler oluyor. Geçen hafta biz biraz konuştuğumuzda 15 günlük bir ateşkes olmuştu. Şimdi orada ilerlemeler var. Aynelaraf, Kobane dedikleri aslında bir bölgeye, şimdi Suriye ordusu giriyor, Haseke’ye giriyor. Orada vali olacak. Ve hükümet de biraz bizim ihtiyatlı bir destek veriyor bu yaklaşıma. Suriye’deki son gelişmeleri nasıl değerlemez? Bakın Amerika ve İsrail Suriye topraklarından temizleniyor. Oradaki Amerika ve İsrail’in güçlerini PKK, değil mi esas olarak? PKK ve IŞİD. Zaten PKK temizlenirken IŞİD’i de temizliyorlar. Yani bunlar birbirini destekleyen, birbiriyle savaşıyor gibi gözüken, ama birbirini destekleyen terör örgütleri. Ve gerçekten Amerika da bundan rahatsız. Peki Amerika buna niye razı oluyor? Demek ki Amerika da gücü yetmiyor. Yani orada hem Suriye devletiyle, hem Türkiye ile, hem İran’la, hem Filistin’le, bölgenin diğer Arap ülkeleriyle falan hepsiyle karşı karşıya gelmek, demek ki Amerika politikasına uymuyor. Yani Amerika niye ses çıkartmıyor bilmem, ses çıkartmaz olur mu? Bundan rahatsız. Ama demek ki Amerika’nın müdahale edemeyeceği bir zemini, fırsatı tespit etti. O da çok önemli. Suriye’de deli değil. Demek ki Amerika’nın müdahale edemeyeceği, İsrail’in müdahale edemeyeceği tespitlerini de yaptı. Ve Türkiye de onu destekliyor. İran da, bakın o da önemli. Mesela İran’da bir Şii olduğu söylenen bir yönetim var. Suriye’de de işte eşyara bir Sünni yönetim var. Aşırı Sünni bir yönetim var ama İran eşyarayı destekliyor. Çünkü İran’ın bakış açısı Şii-Sünni cepheleşmesi açısından değil. Hangi açıdan? Bu benim düşmanım olan Amerikan emperizmini ve İsrail’in kuvvetlerini Suriye’den temizliyor. Bu İran’a çok büyük bir destek. İşte örnek tavırlar bunlar. İki tane, bunlar feodaldır, bunlar şeriatçıdır, bunlar Şii yobazıdır falan diye hedef alınan iki ülke, hiçbirbirlerine karşı Şii-Sünni düşmanlığı yapmıyorlar. Neye bakıyorlar? Amerika ve İsrail’e tavra bakıyorlar. Bu Suriye’deki durum birkaç ayda özellikle, Türkiye’de yürüyen bütünleşme sürecini de yavaş yattığı bir kritik bir işe soktuğu değerlendirmeleri oldu. Şimdi aslında o iş çözülmüş oldu Suriye’de. Bütünleşme süreci biraz böyle bir duraksama oldu, doğru ama o Suriye yüzünden değil. Şimdi onun önü açıldı. Bakın PKK ezildi. İki yerde ezildi. Bir Suriye’de ezildi. Bir de İran’da değil mi? İran’da da PKK’ya çok ağır darbe indirdi İran yönetimi bu son olaylarda yani ezdi, öldürdü vs. falan. PKK ciyak ciyak bağırıyor. PKK’nın içinde de iki kuvvet var. Bir devletle ve toplumla bütünleşmeyi savuran Abdullah Öcalan’ın çizgisi var PKK içinde. Bir de artık Abdullah Öcalan’ın da hedef alan, onu Türkiye tarafında olduğu için suçlayan Amerika ve İsrail yandaşları var. Bu başından beri vardı. Rahmetli Sırrı Süreyya Önder beni ziyaret ettiği gün de bunu anlatmıştı. Ona da isimler de vermişti. Ve onun verdiği isimler de hakikaten o rollerde doğru çıktı. PKK içinde de bir Amerika-İsrail yandaşları var ve onlar Abdullah Öcalan’a hedef alıyorlar. Ve Abdullah Öcalan Türkiye tarafında. Abdullah Öcalan tarihsel süreci doğru okuyor. Ve doğru konumlanıyor. Devlet Bahçeli de bunu görüyor. Evet onu söyleyecektim. Bugün de hem Dem parti hem de örgüte Abdullah Öcalan’ın bir adesten saygı duymak çağrısında bulundu. Çünkü geçtiğimiz haftalarda yapılan bütün açıklamalarda işte Rojo Vader’in işi vs. Savaşı körükleyen, çatışmayı körükleyen açıklamalar gelmişti hem Kandil’den hem de Dem partiden. Peki sizin bir de bir süreci hızlandırmak bakımından af öneriniz var Vatan Partisi’nin. Aslında şu an kanunu hazırlamıştık. Fakat bakın şimdi Vatan Partisi’den başka bu süreci devam ettirecek bir programı, önerisi olan bir parti yok. Veyahut da var da ceplerini de saklıyorlar. Daha doğrusu ceplerinde de sakladıkları yok. Aslında doğru dürüst önerileri yok. Çünkü süreci doğru okumadılar. Hatta Abdullah Öcalan’ın bile gerisindeler. Yani Türkiye’de İYİ Parti, Zafer Partisi, Abdullah Öcalan’ın bile gerisinde. Hükümet bile Abdullah Öcalan’ın gerisinde. Tayyip Erdoğan hükümeti. Çünkü Abdullah Öcalan devlet ve toplumla bütünleşelim diye stratejik bir hedef koydu. O deklarasyonunda 25-27 Şubat deklarasyonunda. Ama bizim hükümetimiz maalesef terörsüz Türkiye diye daha taktik düzlendi bir hedef koydu. Stratejik bir hedef koymadı. Yani çünkü bu meselenin köklü çözümü nedir? Türkiye’de yaşayan bütün insanlarımızın, Türk Milleti’nde birleşmeleri ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bağlılıkta, onun egemenliği ve bağımsızlığının da bütünleşmeleri değil. Onu bütünleşen Türkiye diyoruz biz. Terörsüz Türkiye değil, bütünleşen Türkiye. Bu stratejik bir hedef. Ama maalesef hükümetimiz bütün bu konulardaki ısrarlarımıza rağmen terörsüz Türkiye diye koydu. Silahları bıraktılar. Ondan sonra ama kafalardaki silahlar, zihinlerdeki silahlar duruyor. Örgüt duruyor, parti duruyor, PKK duruyor vs. Ve hatta PKK’yı bitirme ve tasfiye gibi bir hedef bile koymuyorlar. Mesela Sayın Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan 4-5 gün önce Suriye’deki PKK kuvvetlerini illegallikten vazgeçin, legaliteye geçin diye bir çağrıda oldu. Arkadaş bunun legalitesi olur mu ya? Legalitesi de beterdir, illegalitesi de beterdir. Yani bölücülüğün legalitesine razı olmak olur mu? Vatan Partisi ne diyor? Türkiye’de etnik bölücülük, dinsel ve mezhepsel bölücülük falan filan bu temelde siyasi parti kurulamaz. Bu zaten anayasamızda böyle. Yani bu Vatan Partisi’nin görüşü değil yalnız, bu anayasanın görüşü. Yani anayasanın görüş de demeyelim, düzenlemesi. Ve bunun yaptırımı da var, o tür partiler katılır. Onun için Dem Partisi ve onun gibi etnik temelde, Kürt bölücülüğü, Kürtçülük veya başka tür bölücülükler temelinde parti kurmak Türkiye’de yasaktır. Kapatma meclisiyle, yaptırımıyla karşı karşıyadır. Dolayısıyla Türkiye Hükümeti’nin onları legaliteye davet etmesi, illegaliteden çıkın yasal partiler olun, bu çok yasal. Yasal partiler de olmasına hiçbir şekilde razı değiliz. Çünkü sonuç itibariyle bölücülük yasal zeminde de olsa, yasal olmayan zeminde de olsa yine bölücülüktür. Ve sonunda en sonunda iş, bu işi silahla hesaplaşmaya kadar götürür. Yani yasal olan da, Bağımsız Kürdistan diye bir hedefi olan bir yasal partisi, ne olur? Bağımsız Kürdistan’ı ancak silahla kurabileceğin için, fırsatı bulduğunuz silah sarılır. Dolayısıyla DEM parti kesinlikle kapatılmalıdır. Efendim HDP falan etnik bölücülük temelinde kapatılmalı. İşte bu TKP’ler MKP’ler de, bakın o da enteresan, sonuç itibariyle o partileri savunuyorlar Suriye ve İran’a düşmanlıklarıyla. Yani sahte solcularda Suriye ve İran düşmanlığı kimin işine yarıyor? Amerika ve İsrail yanında PKK’nın işine yarıyor. Peki burada Öcalanma Gemi 7 Şubat çağrısında başka bir dil kullanmak, yeni bir söylem geliştirmek üzerinden DEM partinin de ona uygun bir programa dönüşmesiyle faaliyetle yürütmesi imkan yok mudur? DEM partinin içinde böyle bir güç var. DEM parti içerisinde Abdullah Öcalan’la beraber olan ve Türkiye Devleti ve Milletiyle birleşmek isteyen bir akım var. Bu zaten Kürt halkımızın ezici çoğunluğu. Bu akımın büyümesi ve güçlenmesinden yana, yani Kürtlerimizin, Türkiye’de yaşayan Kürtlerimizin bölünme ayrı bir devlet talebi yok. Yani bunu bir referandumla sorsanız yüzde 2-3 çıkar mı çıkmaz mı şüphelidir. Belki o bile çıkmaz yani. Büyük ezici çoğunluğu birlikte yaşamak istiyor, zaten birlikte yaşıyor. Yani ayrı bölge, diyelim Kürtler ayrı bir bölgede yoğunlaşmış değil, Suriye veya Irak’taki gibi. Türkiye’nin her tarafında Trakya dahil çok yoğun Kürt gökenli vatandaşlarımız var. Ve bunlar beraber, çarşılarda beraber, fabrikalarda beraber, ondan sonra her yerde örgütlerde, sendikalarda beraber, borsalarda beraber sermaye kuruluşlarında beraber, hepsi iç içe yaşıyor. Ve bu sorun Türkiye’de o bakımdan beraber yaşamak açısından çözüldü. Ve bizim partimizin programında çok önemli bir slogan var. Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz diyoruz. Bugün Sayın Devlet Bahçeli de Kürt de biziz, Türk de biziz, alayımız Türk milletiyiz diyor. Çok güzel, Sayın Bahçeli’nin zaten buradaki çizgisi çok çok tebriki gerektiren ve bizleri de çok ferahlandıran, sağlam ve güzel tavırları oluyor, onu da ifade edeyim. Hakikaten bugünkü çözüm budur. Türk de biziz, Kürt de biziz. Evet Türk ve diyelim etnik kökenler var ama hepimiz bir milletiz, Türk milletiyiz. Hepimiz Türk milletiyiz. Alayımız Türk milletiyiz. Sayın Devlet Bahçeli de bugün bir cümlesi aynı bunun gibi çok konuşuldu. O cümle şuydu. Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönünceye kadar kararımız nedir? Bakın şimdi bunlar tabii eğilim olarak olumlu eğilimler ama burada köklü çözüm bir aftır. Yani tek tek Ahmet için, Öcalan için veya başkası için böyle. Tabi orada Sayın Devlet Bahçeli de diyelim aslında bir tek bireyler için olan bir çözümü savunmuyor. Onların konumlarında olanların hepsi için belki böyle bir savunma içerisinde. Ama burada bizim tercihimiz ve doğru olan bir afla bunun toptan halledilmesidir. Yani bütün PKK’nın yöneticileri, üyeleri, karışanlar, silahla mücadele karışmayan falan hepsinin bir şartla. Bu af kanununun bir beşinci maddesi var. Bir şartla Türkiye devletiyle ve Türk milletiyle bütünleşme amacıyla af talep ediyorum diyecek. Yani o iradeyi ortaya koyacak. Zaten o irade Abdullah Öcalan onların liderleri tarafından 27 Şubat Teklara Bildirgesinde var o irade. Peki PKK’yı devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla feshedeceksiniz ve silahları bırakacaksınız. Tekrar ediyorum PKK kongresine diyor ki PKK’yı Türkiye devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla feshedin ve silahları bırakın. Yani Vatan Partisi’nin bütünleşme diye koyduğu stratejik hedef aynı şekilde Abdullah Öcalan’da da var. Bu şekilde stratejik hedefin gerisinde ve bireysel çözümler yerine bir af kanunu ile bu toptan halledilecek. Başka türlü bir çözüm yok. Oraya gelecek göreceksiniz Türkiye. Ve onun koşulları da şimdi olgunlaşıyor. Yani bu Suriye’de bölücülüğün ezilmesi, İran’da ezilmesi, tabii onların bütün hayal ve umutları da yerli bir oluyor. Rojava, Mojava efsaneleri falan filan da tamamen tarihin dışındaydı ve yerli bir oluyor. Şimdi Türkiye’de o bütünleşme sürecinin başarıyla ilerlemesi için çok uygun koşullar oluşmuş oldu. Af Kanunu şimdi daha da fazla gündemde. Şimdi mecliste bir süreç komisyonu var. Onlar beş kişi bir hedef kurup rapor haline getirecekler. Ve bunun yasal düzenleme aşamasına geçecek aslında bu ay itibariyle. Orada size şunu sormak istiyorum. AK Parti’nin en son komisyona da sunduğu yönelime baktığımızda af ifadesi geçmiyor. Fakat şöyle bir formülasyon bulunmuş durumda. 5 yıllık denetimli serbestlik yani devlet ve toplumla bütünleşmeyle bu sürece katılanların 5 yıl boyunca bu suçu bir daha işlememesi. Ama işlediği anda tekrar bildiğimiz şekilde bir cezalandırılması gibi bir uygulama öne çıkıyor. Bizim kanunumuzda da var bu. Hatta şey sahiplerimdeki bir yasa hatırlatması da yapıldı. Bizim kendi kanunumuzda da var. Tekerrür ettiği zaman ondan sonra eski işlediği suçta cezalandırılır şeklinde. Bakın şimdi güzel de AK Parti bir af kanunu hazırlıyor mu? Yani getirdiğine denetimli serbestlikten bahsediyor da bütün bir kere PKK mensupları ve liderlerine af getiriyor mu? Nedir çözümleri? Ben görmediğim için size ben sorayım. Henüz bir af önerisi şeklinde gelmedi AK Parti. Şimdi orada biraz komisyona bazı… Hukuk, af denirse ne diyorsun abi? Denetimli serbestlik, ilk öyle affedeceksin de ondan sonra bilmem. Yani denetimli serbestlik hukuken nasıl olur? Tutuklamayla ilgili bir şey denetimli serbestlik. Tutuklamanın bir türü. Yani hapiste tutmuyorsun, evinde otur diyorsun. O değil mi denetimli serbestlik? Ev hapsi değil. Yani fiilen aslında topluma karışacaklar. Topluma karışıyorsun gidip haftada bir karakola gidiyorsun bir imza atıyorsun falan değil mi? O konu ayrıntı yok. Ama şimdi yani peki hangi denetimli serbestlik kime? Daha berraklaşmış değil. Evet. Yani bir müstakil yasa, bu konuya özel bir yasa çıkartılması ve burada… Ama o yasanın içeriği hakkında bir şey söylemiyorlar. Bir tek olumsuz şeyleri söylüyorlar, olumlu tarafını hiç söylemiyorlar. İşte infaz indirimi olsun ondan sonra falan gibi böyle olumsuz yanlarını söylüyorlar. Ama bir kere olumlu yönü yani bir kere bir affet de, affettikten sonra bir daha aynı suçu işlerse, diyelim onun yaptırımlarını falan ifade et. Yani buralarda hep böyle bir cesaretsizlik, korkaklık. Yani bir devlet adamı şeyi yok, tutumu yok. Onu söyleyeceğim. Bir yandan da eğer şey varsa süreçle ilgili bir tarafta da özellikle hem İYİ Parti’nin söylemine baktığımızda, diğer CHP’nin de söylemine baktığımızda zaman zaman çeşitli medya organlarına da bu süreçle ilgili sürekli olumsuz, özcananlık talepleri konusunda, petrolden pay istiyor, elektrikten pay istiyor gibi bir sürü böyle bir propaganda şeyleri oldu. Ama bunların hepsi yalan çıktı. Bakın burada beraber miydik, İstanbul’daki çıkış yolunda mı? O Saygı Öztürk, Sayın Saygı Öztürk’ün haberi çıkmıştı. İşte özcanan, petrolden pay istiyor vs. falan gibi bir takım özcanan adına bazı haberler yapılmıştı. Bunların mümkün olmadığını ben ifade ettim. O haberlerin yalan olduğu çıktı. Hatta Saygı Öztürk’e dedi ki siz haber kaynaklarınıza gidin. Abdullah Öcalan bunun belgesi var mı falan filan. O şeye katılan, diyelim Abdullah Öcalan’la görüşmeye katılanlar hiçbir şekilde o yönde bir bilgi vermediler. Kınaklar da çıktı zaten. Kınaklar çıkınca yalan olduğu haberin ortaya çıktı. Yani bu süreci bozmak isteyen Amerika ve İsrail taraftarları, diyelim Saygı Öztürk’ün eline bir şey tutuşturdular. Saygı Öztürk de bunu iyi niyetle, hakikaten ya görüşmede böyle oldu. Fışkmekence vardı ya görüşmede o bana söyledi, diyelim böyle oldu. Ama çünkü o haberin o görüşmede bulunanların o bilgiyi vermediği anlaşılıyor. Demek ki Dunaili yıllardan onların ağzından işte görüşmede bulunan falanca böyle dedi. Yani burada bizim medyaya haber yapan kurumlarımıza da büyük sorumluluklar düşüyor. Mesela orada Sayın Saygı Öztürk’ün iyi bir gazetecidir, değerli bir gazetecidir. Yani o tecrübe ve o birikimde olan bir gazetecinin Abdullah Özal’ın öyle şeyler söylemeyeceğini bilmesi ve görmesi lazım. Yani 27-27.5 Şubat bildirgesini okuyan bir insan ondan cayması mümkün değil. En azından o şüphe eder. Abdullah Özal’ı tanıyorsa da şüphe eder. Çünkü haber önüne gelen her kağıdı al onu yayınla bu habercilik değil yani. Haberi şey yapmak, araştırmak, doğruluğunu iyice tespit etmek diye bir sorumluluk var. Sayın Pençik bu süreçte tabi bir yasa yapılacak bazen anayasa tartışmaları oluyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin Türk ve Kürt vurgusuna siz de atıfta yaptınız. Bu anayasada Türk tanımı nasıl olmalı? Çünkü değişmesi önünde bazı fikirler de var. Anayastaki tanım değişmemeli. Çünkü o hukuki bir tanım ve bizim tarihten gelen bir tanım. Yani bu diyelim 1961’de anayasaya giren bir tanım değil. Bu ta şeylerden beri, diyelim 1876 anayasalarından beri şöyle veya böyle olan bir tanım. Nedir? Cumhuriyetle birlikte o tanım şu hale geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile yurttaşlık bağı olanlar Türktür. Bu bir hukuki tanım. Yani kanı işte bakalım hablo R1A grubu, R1B grubu olanlar Türktür falan diye bir tanım yapmıyor. Kan bağına dayanan vesaire bir tanım yapmıyor. Neye göre yapıyor? Çok basit ve nesnel. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı mısın? O zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Türktür. Fransa Cumhuriyeti vatandaşı Fransızdır. Alman Cumhuriyeti vatandaşı Ondan sonra Bundesrepublik doğuşturan Federal Almanya Cumhuriyeti vatandaşı Almandır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı da Türktür. Bu kadar basit. Ha belki buna Türkiye’yi özgü olarak biz vatanparti hep o Atatürk’ün 1930’lardaki tanımını hep canlı tutuyoruz. Yani Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türk Milleti’nin bence en güzel tanımı. Medeni Bilgilerden, Lüttaşlık Bilgisi kitabında da yer aldı bu Atatürk tarafından kendisi el yazısıyla. Gösterelim onu bence. Hemen bulabiliriz. Kendi el yazısıyla. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir. Burada üç tane unsur var bu tanımı. Bir, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran. Yani birlikte bir devrim yapmışlar. Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak ne demek? Devrim yapmak. Millet tanımının devrimci özünü ortaya koyuyor. Çünkü bütün dünyada milletler devrimlerle oluştu. Fransız devrimiyle, İngiliz devrimiyle, Almanya’nın ve 1870’te İtalya’nın yukarıdan birleşmeleriyle vs. Şu an Öteş’e ekranı yansıttılar. Ekrana yansıttık. Birinci tanımın birinci unsuru nedir? Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran. Yani devrim yapmak. Kim? Türkiye halkı. Bakın Türk halkı demiyor. Coğrafyayla tanımlıyor. Yani etnik bir, hani Türk dediği zaman etnik falan bir şey olur diye. Türkiye halkı. Bunlar bir millet oluşturuyor. Üçüncü unsur. Bu milletin bir adı olacak ya. İsimsiz, atsız, meçhul bir millet olmaz ki. X milleti denir olmaz değil mi? Bu milletin adı da Türk Milleti. APO da bunu böyle savunuyor. Yani Abdullah Öcalan da o ağabey millettir. Bizim o milletimizin adı Türk Milleti olacak tabii diyor. Değil mi? Onun için bu anayasaya mesela konabilir. Türk Milleti’yle, yurttaşlıkla ilgili bölümüne. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, Türkiye halkına Türk Milleti denir. Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk’dür. Diye, diyelim oraya bu tarihi tanım o bölüme konabilir. Bu aynı zamanda bizim devrimle millet olduğumuzu ve devrimle milli beraberliğimizi ve millet olma niteliğimizi güçlendireceğimizi, pekiştireceğimizi, geliştireceğimizi de ifade eder. Bunun içerisinde daha eşit olmak, ekonomik eşitlikleri sağlamak, baksızlıklar, yan bakmalar, yukarıdan bakmalar, eşitsizlik günündeki davranışlar falan, hor görmeler bunları da temizleyen bir içerik var bunda. Onun için bizim o Türkte biziz, Kürtte biziz, Türkte biziz, Kürtte bizizin şu önemi var. Hep Kürtlerden kardeşimiz diye bahsediyoruz. Kürtler bizim kardeşimizdir, Kürtler bizim kardeşimizdir. O zaman öteki oluyor yani. Biz diyoruz ki hayır Kürtler kardeşimiz değildir, Kürtler biziz. Kürtler biziz, bizler oradaki çok önemli. Kardeş değil Kürt, biz. Kürtle biziz, Türkte biziz ama hepimizin bir ortak adı var. O da neydi? Hepimiz biz Türk milletiyiz. Buna Denpark’tan şöyle bir itiraz geliyor diyor ki biz 1919-1921 vardı ama 1923 itibariyle Kürtler hukuk dışına itildi. Tuncer Bakırhan bugünkü grup toplantısında bir daha bunu vurguladı. Dolayısıyla Türkler, Kürtler düzeltiyorum, hukukun içine girmeli. Niye hukuk dışına itilsin? Ama burada bakın ille anayasaya Kürt’ü ayrı bir halk olarak, bir etnik grup olarak sokuşturup ondan sonra da şu gelecek, bize o zaman özellik verin, bölgedeki petroller bizim olsun. Bakın sizin imzaladığınız bir ikiz yasalar var, o ikiz yasalara göre bir Kürdistan diye tanımladığımız bölgenin ekonomik zenginlikleri bizim olsun falan filan. Veyahut da işte Kürtçe de resmi dil olsun. Yani onun arkasından da ta fırsat bulduğu zaman ayrı devlet kurmaya kadar giden niyetler var. O bakımdan da Abdullah Öcalan’ın o bildirgesindeki 25-27 Şubat bildirgesindeki, yani tarihsel zemini yok diyor, idari özelliğin de, ayrı devlet kurmanın da, federasyon, federe devlet kurmanın da, oluşturmanın da bir tarihsel zemini yok. Bunlar tarihin dışında olacak şeyler değil. Ama şimdi Bakırgan falan, ama bunlar ne? Kendi tabanlarını ayakta tutmak, kendi varlıklarını sürdürmek, meclis mebus olmak, milletvekili olmak, maaşları almak, itibarlı olmak. Sonuçta bunlar çıkarcı insanlar, açık söyleyeyim. Bunlar dava adamı falan değil. Bunlar Kürt halkının sırtından, Kürt halkının bir takım şeylerini, umutlarını, özlemlerini falan kışkırtarak, kışkırtarak diyorum yani, savunarak demiyorum, kışkırtarak falan filan belli çıkarları falan koruyan, itibarları falan yaşatmaya çalışan adamlar. Hem Türkiye’nin ekmeğini yiyorlar, hem Türkiye Meclisi’nin koltuklarını işgal ediyorlar, hem de Türkiye’ye düşmanlık yapıyorlar. Onun için DEM parti kapatılmalı. Tekrar bunda ısrar ediyoruz. Kesinlikle bunlara legalite sunan görüşler çok yanlıştır. DEM parti kapatılmalı. Çünkü bu anayasa bunu emrediyor, siyasi partiler kanunu emrediyor. Ben burada anayasayı ve siyasi partiler kanunu savunuyorum. Yoksa vatan partisinin görüşüdür demiyorum. Vatan partisinin görüşü ama anayasayı ve siyasi partiler kanunu da arkasına alan bir sağlam görüş. Teşekkür ediyoruz arkadaşlarımızla. Şimdi uyarıda bir kısa reklam arasına gideceğiz. Değerli uluslararası izleyicilerim, çıkış yolunda kısa bir reklam arasına gidiyoruz. Reklam arasından sonra soracağımız çokça sorular var. Ekonomiyle ilgili, emekçi hareketiyle ilgili, dünyanın gidişatıyla ilgili. Sayın Perinçe’ye sorularımız olacak. Reklamlardan sonra çıkış yolu devam edecek.
Değerli Ulusal Kanal izleyicileri, çıkış yolu programında Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinç’e sorularımızı sormaya devam ediyoruz. Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Nadir Temeloğlu ile birlikte. Sayın Başkanım süreci konuştuk, Suriye’yi, İran’ı konuştuk. Başka gelişmeler de var. Ve FETÖ çerçevesinde bazı adımlar ortaya çıktı. Yeni Herkül, Herkül ismi daha önce Fethullah Gülen yaşarken de kullanılıyordu. Açıklamaları oradan yayınlayabilirsiniz. Herkül ve herkul mu acaba? Sanıyoruz Herkül ama İngilizce’de Herkul olarak geçiyor. Aslında acaba Herkul mu? Hep Herkül diye geçiyor. Kul kavramından gidip, İngilizce’de yok ya. Herkül ile ne alakası var bunların ya? Ama bak orada da bir şey var. Herkül diye başkanım. Çünkü Türkçe yazılar da var. Boguslu ve şehidi Herkül. Yeni Herkül diyerek de. Orada da bir Yunancılık var. Manus’u Beyrek demiyor, Alparslan demiyor. Bizim kendi kahramanlarımız var destanlarımızda falan. Salur Kazan, onlar değil mi? Yunan destan kahramanına kalkıyor. Herkül isminin ne demeklerini ben de açıkçası bakmadım. Bakalım başkanım niye o ismini seçtikleri bir izahat yapmışlar. Evet, Yunan destanlarında, keşke çok güçlü adam. Ama bizim kendi güçlü adamlarımız var abi. Mamsı Beyrek var, Salur Kazan var, destanlarda tonla. Destan kahramanı var. Dünyanın en güzel büyük destanları, Türk destanları. Manas destanı dünyanın en uzun destanı mesela. Bu iki ayrı açıklama yayınladılar, arka arkaya. Geçmişte yapılan hatalarla ilgili, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan da, Türk Milleti’nden de özür dileyen ve hatalardan ders çıkardıklarını dile getiren ve bu yeniden devletle, toplumla anlaşma eğilimleri gösteren bir ekip ortaya çıktı. Kendilerini yeni herkül adı veriyorlar. Geçmiş dönemdeki o örgütün yöneticilerini de yaptıkları hatalar olarak değerlendiriyorlar. Bunun karşılığında bazı itirazlar da geldi. Takiye yapılıyor, Türkiye’deki şu anki bütünleşme sürecinden istifade ediyor, orayı bulandırmaya çalışıyor gibi değerlendirmeler de yapıldı. Siz takip ettiğiniz meseleler neresidir? Ben takip ediyorum ve önemli bilgilere de sahibim. Doğrudan doğruya takipçisiniz biz Vatan Partisi olarak. Şimdi iki tane eğilim var. Bir kere şunu saptayalım, Fethullah Terör Örgütü ezilmiştir. Devlet içinden, ordu içinden çok köklü bir şekilde temizlenmiştir. Verilen resmi rakamlara göre, Milliyet Savunma Bakanlığı’nın 24 bin Türk Silahlı Kuvvetleri’nden personel temizlendi. Subay 200’lü general olmak üzere. Hapislere atıldı. 30 bin polisten, toplam kamu yönetiminden 144 bin. Fakat epey önceki bir sayı, 600 bin kadar FETÖ mensubu ya gözaltına alındı, ya sorguya çekildi, bir kısmı diyelim hapislere atıldı, ama bir kısmı öldürüldü falan. Böyle 600 bin gibi çok büyük bir rakam. Şimdi bu ezilmeden ve sonra tabii örgütün içerisinde bir takım uyanışlar var. Yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve Türk Polisi’nin başarısı, Türk Devleti’nin başarısı sonunda, vatandaşlarımızın bir kısmı, yani FETÖ terör örgütünün aleti olmuş vatandaşlarımızın bir kısmında bir uyanış var. Ama burada iki grup olduğu gözüküyor. Bir grup bireysel bir takım çözümler arayışı içerisinde. Yani ben masumum, bana haksızlık yapıldı, ondan sonra beni tekrar yargılayın, benim hakkımdaki hüküm yanlış veyahut da ben suçsuzluğumu ispatlamak istiyorum gibi bireysel bir takım talepler var. Ama o bireysel talepleri olanlar da diyelim biz masumuz diye kendi aralarında birleşiyorlar. Bir bu var, bir de başka bir esas daha ciddi ve önemli olan başka bir eğilim var. O da nedir? Onları ben aynı zamanda daha yürekli olmaya davet ediyorum buradan, daha kararlı, daha yürekli olmaya. Bunların eğilimleri de şu, biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, Türk Milleti ile bütünleşmek, birleşmek istiyoruz. Böyle bir tecrübeyi yaşadık. FETÖ’lü örgütünün, terör örgütünün diyelim aletleri de olduk. Ama o örgütü iyice tanıdık. Ondan sonra şeklinde yani o bireysel af falan değil, daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve milletine bütünleşmeye yönelik bir eğilim de şimdi yükseliyor. Bence bu esas önemli ve o bireysel çözümleri de bu eğilim getirecek. Çünkü Türkiye’de ben masumum, bilmem neyim falan buna kulak verecek insan çok fazla yok. Yani çünkü kan dökülmüş, darbe yapılmış falan ne masumiyet? Bireysel masumiyetler olabilir ama kan dökülmüş, meclis bombalanmış, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içerisinden uçaklar havalandırılmış, tanklar yürütülmüş, insanlar katledilmiş, öldürülmüş falan. Tamam, hem buna toplam olarak baktığımız zaman burada bir masumiyet arada böyle bir yanlışlıklar olabilir. Yüzde iki, üç falan filan diyelim ondan sonra. Ama buradan ben şimdi o esas öbür eğilime sesleniyorum. Ki bu 600 bin insanın hepsini kucaklayan bir sesleniştir. Yani herkes için bu yola çıktık. Onlardan vatandaşlarımızdan biz FETÖ’nün aleti olmuş vatandaşlarımızdan şunu bekliyor ve istiyoruz. FETÖ’nün Lahteri örgütü bir Amerikan emperyizmine piyonluk yapan, İsrail’e hizmet eden bir örgüttür. Bir kere bunun saptamaları lazım. Bu çok önemli. Yani bu saptama onlara olan güveni getirecektir. Bunu saptamadıkları sürece ben masumum, ben suç işlemedim falan. Tamam işlemediysen en sonunda masumiyetin anlaşılır. Ama Türkiye’yi ilgilendiren şu, Amerikan emperyizmine hizmet eden bir gladiyo örgütüdür. FETÖ’nün Lahteri örgütü. O örgütü biz mahkum ediyoruz. Evet o örgütün aleti olduk vs. ondan sonra yanlışlar yaptık. Ama bu vatana ihanet eden, millete ihanet eden, Amerika’ya hizmet eden, İsrail’e hizmet eden bir örgüttür. Ve o örgütü biz mahkum ediyoruz. Ve o örgütün karşısındayız. Şimdi o vatandaşlarımızdan bunu bekliyoruz. O kardeşlerimizden. 600 bin insanın hepsi için söylüyorum bunu. İstisnasız bir şekilde. Yani diyelim en büyük hataları yapmış olanları da onun içine katıyorum. Demek ki hep örnek verdiğimiz nedir? Hz. Muhammed kendi amcası Hz. Hamza’yı öldüren vahşi Müslüman olduğu zaman ne dedi? Artık bizdendir dedi ve bağrına bastı. Biz de Türkiye olarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletiyle bütünleşme kararı olan insanlarımızı bağrımıza basmaya hazırızın ötesinde ve istekliyiz. Böyle olmasını istiyoruz. Ve bunun için çaba göstereceğiz. Yani yalnız bir bekleme içerisinde değiliz. Bu arkadaşlarımızı, bu vatandaşlarımızı teşvik ediyoruz. Bu örgütün mahkum etsinler. Bunun Amerikan Enfes’in ve İsrail’le bağlarını açıkça tespit etsinler. Bunun bir gladiya örgütü olduğunu göstersinler. Aynı zamanda bu örgütün son kalıntılarında temizlenmesi konusunda vatanseverlik görevlerini yapsınlar. Öyle sorumluluklar da vardır. Bunun için bu çağrıyı onlara yapıyorum burada. Bu önemli bir çağrıdır. Ve 2-3 yıldır da bunu söylüyoruz. Sonuç itibariyle bunlar bizim vatandaşımız. Bakın en önemli cümlemi söyleyeceğim. 600 bin insan şu veya bu şekilde FETÖ’ye bulaşmış. Biz bunları çöpe atamayız. Yani biz 600 bin vatandaşımızı çöpe atamayız. Vatan Partisi olarak bizim tarihsel görev ve sorumluluğumuz nedir? Bütün vatandaşlarımızın birer vatansever olarak vatanına bağlı, devletine bağlı, halkına bağlı, insanlığa bağlı, ondan sonra eylemli yurttaşlar olarak tarihi görevlerini yapmaları, vatandaşlık görevlerini yapmaları. Bunun için Vatan Partisi var. Devrim de bunun için. Devrim devrim deyip duruyoruz. Devrim nedir? İnsanın toplumun değişmesidir sonuç itibariyle ve toplum da kendi tecrübeleri için de değişir. Mesela istiklal savaşına katılır toplum, insanlarımız. O istiklal savaşı onu dönüştürür. Veyahut da diyelim düşman taraftadır. Öyle tecrübeler yaşar ki o tecrübeler onu değiştirir. Hz. Hamza’yı öldürenin değişmesi gibi veyahut da işte o Mekke’deki müşriklerin ondan sonra değişmeleri, Müslüman olmaları gibi. Değil mi? Hep şunu söylüyoruz. Hz. Muhammed diyelim 41 yaşında, 571’de doğdu diyelim, 611’de tebliğ geldiği zaman, Müslümanlığa çağrılarda bulunduğu zaman kendisi de Müslüman değildi. Hz. Muhammed’in kendisi de 41 yaşında değişti diyelim, Müslüman oldu. Ve ondan sonra Müslüman olan herkes, işte Hz. Hatice, ondan sonra Hz. Fatma, Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Ömer, Kılıç’la geldi, ondan sonra o da Müslüman oldu falan. Yani sonuç itibariyle herkes nedir? Kendi tecrübesi içerisinde puta tapıyorken Müslüman oldu. Ki bunlar bizim büyüklerimiz değil mi? İşte Hz. Hz. diye onları anıyoruz. Aynı tecrübeyi kendi tarihimizde Atatürk, İstiklal Savaşı en yakın örnek diyelim, ne oldu? Atatürk’ün iddia kararını imzalayan insanlar Ankara’ya geldi. İstiklal Savaşı da savaştı, bir kısmı şehit oldu, göğsüne madalyalar taktı. Sonuç itibariyle devrimci akımlar da sıfırdan değişiyor. Sıfırdan bir oluyor, iki oluyor, üç oluyor, milyon oluyor, yüz milyon oluyor değil mi? Ama nasıl oluyor? Değil, insanların dönüşmesiyle. Dolayısıyla Fethullah Terör Örgütü’nün şu veya bu şekilde yönetimine girmiş, denetimine girmiş, ona hizmet etmiş insanların da dönüşme, değişme, vatansever olma, Türk milletiyle kaynaşma, beraber olma hakları vardır. Bizim onları bu şekilde teşvik etmemiz gerekir ve bu konuda da böyle kindar olmamak gerekir. Burada çözüm dediğim gibi bireysel, ben masumum, tamam onu da söylesinler, o herkesin hakkı, ben yeniden yargılanayım, o da onların hakkı. Ama köklü çözüm şu, bu Fethullah Terör Örgütü, Amerikan emperizminin ve İsrail’in güdümünde olan Türkiye’ye karşı düşman, 15-16 Temmuz’da da o düşmanlığını göstermiştir. Bu bir gladiya örgütüdür ve biz bunu mahkum ediyoruz ve geçmişte de onun bir aleti olmakla yaptığımız hataları da cesur bir şekilde saptıyoruz. Bu cesur eğilimi, insani eğilimi, erdemli, faziletli tavrı o vatandaşlarımızdan bekliyoruz. Bize gelince biz de o 600 bin diye resmi açıklamalarda ifade edilen şu veya bu şekilde Fethullah Terör Örgütü’ne bulaşmış, karışmış olan insanlarımızı çöpe atmayacağız. Çöpe atmayı yanlış buluyoruz, onu söyleyeyim. Ve onların bizler gibi vatanımızın bütünlüğü, Cumhuriyetimizin güçlenmesi ve Türk milletinin refah içerisinde el ele, kol kola, omuz omuza, aydınlık gelecekleri ilerlemesinde görev sahibi olmalarını onlardan bekliyoruz, istiyoruz ve bu tavrı istiyoruz onlardan. Beni dinliyorlar şu anda, onu da söyleyeyim. Ben bu açıklamanızın çok ses getireceğini düşünüyorum. Çünkü FETÖ konusunda sizin en başından beri tavrınız ve çok netti bu yeni bir… Onlar şunu söylüyorlar, şunu söylüyorlar. Fethullah Terör Örgütü’ne 1970’ten beri karşı olan ve onun kimliğini ortaya koyan, onunla mücadele eden parti Vatan Partisi’dir. İdari de Doğu Perinçek’tir. Ama o mücadelede nasıl kararlı olduk, sorumlu olduk, şimdi de bu mücadelenin zaferinden sonra o insanlarımızı çöpe atmamak, kazanmak milletimizin ve devletimizin geleceği için onların emeklerini seferber etmek gibi bir sorumluluk taşıyoruz. Şimdi öyle bir sorumluluğumuz var. İran’da da sıcak gelişmeler var. Ulusal Kanal İran temsilcisi Gürkan Demir, hatta Gürkan ben direkt sana sözümü bırakayım. Ne oluyor? Bir yandan müzakere masası konuşulurken sıcak gelişmelerin olduğu iddia edilen bazı çatışma haberleri düştü. Hürmüz Boğazı’nda bir gemiye yönelik bir taarruz ve bir İHA’nın düşürülmesiyle ilgili durumlar olduğu iddia edildi. Sendeki bilgiler neler? Bir yandan saha sıcak gelişmeler, yaşadıklarına da diplomasi sahası sıcak. İkisine daim son gelişmeleri özetlemek gerekirse. Amerika’nın ilişki devletleri, İran’ın savaş gelişmesi bölgesinde istihbarat faaliyeti biriktiğini belirtti. Bir İran’a ait şahitlikli İHA’yı düşürdüğünü önetildi. Bir yandan sonuya dair henüz bir açıklama yok. Gelen bazı radar görüntüleri var. İran’a ait bir İHA’nın henüz göç izinde olduğuna dair. Ancak bu vurulduğu… Hürmüz Boğazı’da yaşandı. Bugün İngiliz… İngiltere’den yapılan… Bu gençlik bahanelerini takip eden kuruluşlar, şu iddia edildi. İran’ın bir ticari geni ucun botlarıyla çevrildiğini ve el vurmaya çalıştığı iddiası. Ancak buna da İran’ın bir yalanlama mariatı olayın özeti doğruluğu doğrultusunu şu şekilde belirtti. Fars Haber Ajansı’nda konuşan kaynaklar şunu ifade ediyorlar. Yetkililer açıklamasına göre bir gemi gibi örneğe çıkmış. İran tarafından girdik. İran görevli birileri bunu fark edince gemiler gerekli izinleri vermesini istedi. Söz konusu geminin usulü olmadığı için herhangi bir yasal izni olmadı. Gürkan Demir’in sesini izleyeceğimiz alamadığı bir teknik sorunu yaşadık. Biz bir kere şunu söyleyeyim dedikodulara düşmanın bir takım kara propagandalarına aldanmayacağız. Stratejik bakacağız bu sürece ve sağlıklı güvenilir bilgilerle halkımızı aydınlatacağız. Zaten ulusal kanalda bunun için var ve bu nedenle şu anda Türkiye’nin en çok izlenen kanalı son 3 ayda 604 milyon izleme ile ama beğenilen kanalda ikincilikten birinciliğe çıktınız. Tebrik ediyorum sizi. Teşekkür ederim. Sizi de tebrik ediyorum. Ulusal kanalın ikinci menücisi olarak. Yani en çok izlenen de en çok beğenilen de ikinci kanaldı. Şimdi orada da birinci oldu. Hem en çok izlenen kanal hem de en çok beğenilen kanal görevini yapmaktadır. Bu tabi Türkiye’nin çok büyük kararlara gittiğini gösteriyor. Çünkü halk gerçekleri aramaya başladı. Bir de ulusal kanal yalnız doğru haber, gerçek haber yapmıyor. Aynı zamanda bir tavır koyuyor değil mi? Enpeyizme karşı, geliciliğe karşı ondan sonra enpeyiz kapitalist sisteme karşı Türkiye’nin üretim devriminin kanalı, üreticilerin kanalı ve aynı zamanda Türkiye’nin bağımsızlık, egemenlik mücadelesinin kanalı, ulusal kanal. Halkın ulus kanalı açık ara rağbet etmesi çok önemli. Türk milletinin de içine girdiğimiz kriz döneminde artık istemezlik demeye başladı. Bu rejimi istemiyoruz. Bu sistemi istemiyoruz. Yani İran’da rejim değişikliği falan filan deniyor. Türkiye’deki cumhuriyet anlamında bir rejimi söylemiyorum ama ekonomik rejimin değişmesine doğru çok hızlı bir seyre girdik, sürece girdik. Ulusal kanalın bu şekilde 600 milyon izleme. Ondan sonra gelen kanal kim? Sözcü 200 milyon. Şey 190 milyon, Halk TV. AK Parti’nin kanalları, o 190. CNN Türk olan yüzünde altında. Yani o ulusal kanalın onda biri kadar falan. Hani CNN Türk çok seyrediliyor, Haber Türk çok seyrediliyor diye masallar var. Ama rakamlar neyi gösteriyor? Ulusal kanal 600, CNN Türk diyelim 60, onun onda biri kadar. Haber Türk yine 40-50 falan oralarda. Bu çok büyük bir başarı. Türkiye’nin nereye gittiğini gösteren ve ondan sonra halkın da neye yöneldiğini gösteren, daha açık söyleyeyim Türkiye devrime gidiyor. Ulusal kanal bütün kanalların önüne geçmişse, çünkü dünya tarihinde bakın böyle bir örnek yoktur. Hani biz biraz evvel işte TKP, Komünist Partilerden şuradan buradan falan bahsettik. Yani Türkiye’de dünyada devrimci bir partinin organlarının kendi ülkesinde açık ara medya organlarının birinci olduğu falan filan. Yani diyelim Sovyet Devrimi’nin en tepe dönemlerinde falan olan şeyler bunlar. Yani o bakımdan Türkiye’nin geleceği açısından da bunlar müjdeler. Onun için sizleri yürekten kutluyorum ve karamsarlığın ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor bu rakamlar. Bu İran’a dönelim. Hattımızda Gürkan Demir sesli olan bir sohbeti olacak. Ulusal kanal İran temsilcisi Gürkan Demir, Tahran’da sıcak gelişmeleri bize aktaracak. Gürkan seni dinliyoruz. İngiltere merkezli bir kuruluş İran’ın Basra körfezinde bir gemiye taze ettiği iddiasını, propagandasını ortaya attı. Ancak İran çok kısa bir süre içerisinde olayın özetini açıkladı ve şunları ifade etti. Fars Haber Ajansı’nda konuşan İranlı kaynaklar şunu söylüyor. Bir gemi bugün öğleden sonra İran karasularına girdi. İran güvenlik birimleri bunu fark edince gemiden gerekli izinleri vermesini istedi. Söz konusu geminin bu sularda bulunmak için herhangi bir yasal izni yoktu. Bu nedenle gemi uyarıldı ve uyarı aldıktan hemen sonra İran sularını terk etti. Herhangi bir güvenlik olayı yaşanmadı ve İngiliz şirketinin iddiası doğru değil açıklaması geldi. Fars Haber Ajansı’na konuşan kaynaklardan. Bununla beraber diplomasi trafiğinde akşam saatlerinde peş peşe bir telefon görüşmesi oldu. Dışişleri Bakanı Abbas Herakci Türkiye, Katar, Kuveyt ve Uman Dışişleri Bakanlarıyla telefonda görüştü. Bu görüşmeye dair Dışişleri Bakanlığından şu açıklama yapıldı İran cephesinden. İkili ilişkilerin güçlendirilmesi, siyasi istişarelerin sürdürülmesi, bölgesel işbirliği ve bölgesel güvenlik ve istikrarın korunması için yakın koordinasyonun önemine vurgu yapıldı. Açıklamanın devamında Katar, Türkiye ve Uman’ın gerilimleri azaltmaya yönelik diplomatik girişimleri ve çabaları Herakci tarafından takdir edilerek, bölgesel gelişmelerin barışı korumak ve uluslararası ortak çıkarlarını güvence altına almak için ortak çabaların önemini vurguladı, duyuruldu. Gürkan Demir’e Teşekkürler Teşekkürler Gürkan Demir’e. Tahran’dan bize sıcak gelişmeleri aktardı. Çünkü savaş döneminde haberciliği… Sayın Gürkan Demir, seni selamlıyoruz, yürekten kutluyoruz. Gerçekten Gürkan Demir, ben Tahran seyahatlerimde de oradaki itibarını, saygınlığını gördüm. Hem İran Devleti katında hem diğer medya kuruluşları katında. Büyük iş yapıyor Gürkan Demir. Uzun yıllardan beri gitti kendi isteğiyle Tahran’a Ulusal Kanal’ın aydınlığının temsilcisi olarak ve Vatan Partisi’nin temsilcisi olarak yerleşti. Kendini çok ilerletiyor, geliştiriyor pratik içerisinde. Farsça öğreniyor, Türkçesi de çok akıcı, çok güzel gelişiyor. Bilgisi birikimi, örnek bir arkadaş. Buradan Gürkan Demir arkadaşımı yürekten kutluyorum. Bir de bütün Türk basınının İran temsilcisi oldu değil mi? Bütün televizyonlar ona bağlı. Biz bazen sıraya giriyoruz. Ve sizi de bu açıdan da kutluyorum. Burada bencil davranmıyoruz. Ulusal Kanal olarak. Yani bu bizim muhabirimizdir. Ondan sonra başka kanallarda bilgi vermesin diye bir bencilliğimiz yok. Madem doğru bilgiyi yaymak diye bir sorumluluğumuz var. CNN Türk’ten de yayılsın, Haber Türk’ten de yayılsın, A Haber’den de yayılsın. Diğer hangi televizyonlar varsa, şimdi sayamıyorum da çünkü batan bayağı televizyonlar var. Yanlış bir isim söylemeyeyim diye. Onun için bencil olmayan bu tutumunu da Ulusal Kanal’ın tebrik ediyorum. Yani Gürkan Demir, Türkiye’nin bütün medyasının Tahran temsilcisi. Tahrandaki gözü kulağı ve sesi oldu. Tebrik ederim Gürkan kardeşim. Az önce saydığınız o izlenme, beğenme, dinlenme başarısında Gürkan Demir’in de bizim katkıları çok büyük. Özellikle kritik durumlarda gözler Ulusal Kanal’ı direk çeviriyor. Çünkü savaş dönemlerinde karşı propagandanın, psikoloji savaşının en yoğun olduğu dönemde gerçekleri adres olarak Ulusal Kanal’a büyük bir deneyim oluyor. Ben de izliyorum sayıları, rakamları, sizin verdiğiniz tablolara bakıyorum. Yani istikrarlı bir şey var. Büyüyerek istikrarlı. Yani yükselişte istikrarlı ve bir de inişleri yok. Yani yükseldiği yerde duruyor ve daha yükseklere gidiyor. Yani hani diyelim sırf heyecan dönemlerinde falan izlenen bir kanal değil. Sürekli en çok izlenen kanal ve şimdi en çok beğenilen kanal. En çok abone olan kanal da ikinci durumda galiba. Diyelim bir ay falan sonra tahminim orada da birinciliğe geçecek. Orada da izleyicilerimize belki çağrı yapmak lazım. Ulusal Kanal’ın YouTube hesabına girip abone olabilirler. Oraya bir tuşa basacak değil mi? Evet, ücretli değil. Ücreti yok masrafı yok. Ama bu sayede herkes kendi çevresine de duyurmuş olacak. O zaman bütün izleyicilerimize buradan çağrıda bulunuyoruz. YouTube’dan Ulusal Kanal’ı izlerken orada abone ol diye bir tuş var değil mi? Evet. Tuş var. O tuşa bastıkları zaman ondan sonra abone olmuş oluyorlar. Ulusal Kanal’ı da abone olanlar kategorisinde de birinciliğe getirecek. Şu anda ikinci mi orada? Her ay değişiyor başkanım. En son Aralık ayı raporunda en çok yeni abone kazanıyorlar. Sanıyorum Ocak-Şubat’ta, bugün Şubat’tayız. Şubat rakamları geldiği zaman orada birinci olduğumuzu göreceğiz. Abone birinci olacağız. Evet. Önemli konulardan bir tanesi de aslında biraz önce tavırları konuştuk. Cemil Meriç konusu. Bu ay tabii Cemil Meriç son dönemde özellikle ben takip ediyorum gençlik içinde de okulan isimlerden bir tanesi. Bazı yönelikler var. Teori dergisi de bu ay Cemil Meriç’in rolünü aslında inceledi. Sizin de bir yazınız var taraf olma sorumluluğu öğren. Kısaca Cemil Meriç’i sizden dinlesek kimdir nedir niye bu sayıyı yaptık? Ben yani Cemil Meriç’i çok okuyan, inceleyen bir arkadaşınız değilim. Sebebi de şu. Cemil Meriç’in Türkiye’nin diyelim son 200 yıldaki fikir hayatı. Şemsettin Sami’ler, ondan sonra Ahmet Mithat Efendiler, Namık Kemal’ler, Ziya Paşa’lar, Ali Suaviler, oradan Necip Asım’lar, Ziya Gökalp’ler, Yusuf Akçoğlar, Mustafa Kemal Paşa’lar, son yakın tarih falan. Hatta yazımda da belirttim en son diyelim Semih Koray, ondan sonra Türkiye’nin matematik takımının olimpiyatlardaki matematik hocası ya da Aziz Sancar falan gibi entelektüellerimiz var. Yani buraya kadar gelen 200 yıllık Türkiye’nin bir bilim tarihi var. Orada Cemil Meriç diye bir adam yok. Yani Cemil Meriç’in Türkiye’nin fikir hayatına, bilim hayatına bir katkısı yok. Ne var? Dönekliği var. Atatürk düşmanlığı var, devrim düşmanlığı var. Ondan sonra sosyalizm düşmanlığı var. Sosyalistleri katledin, öldürün çağrıları var. Yani bunlar doğrudan doğru Cemil Meriç’in yazılarından aktarıyorum. Yani kendisi, Cemil Meriç’in muhafazakarlığın temsilcisi olarak görenler var. Bizim arkadaşlarımızın içinde de var o. Çok yanlış. Yani Cemil Meriç bir muhafazakar değil. Cemil Meriç bir devrim düşmanı, bir Sayıd-ı Nursi şeyi, takipçisi, hayranı. Kendi ağzından söylüyorum. Teori dergisinin bu sayısını alıp okursak orada Cemil Meriç’in aynı zamanda o Sayıd-ı Nursi’ye olan hayranlığıyla ilgili ifadelerini uzun uzun hem de böyle. Yani onu göklere çıkartıyor. Zaten teorinin kapağını da verelim, orada vermişiz zaten. Sayıd-ı Nursi’yle beraber fotoğrafı konmuş. Yani onun konumunu o Sayıd-ı Nursi hayranlığı belirliyor. Karşı devrimcilik belirliyor. Atatürk düşmanlığı belirliyor. Atatürk’e dejenere soysuz diyecek kadar edepsiz ve terbiyesiz bir adam. Yani Atatürk’e karşı olanlar var falan filan ama Atatürk’e böyle söven sayan onlar da var. Tabi onlar artık şeyde, çukurun dibinde olan unsurlar. Cemil Meriç de orada olan bir unsur. Efendim, Hikmet Kıvılcımlı’ya Nami Kemal’in piçi diyen, burada tabi bunu özür dileyerek ifade ediyorum, bir unsur. Halkçılığına Kemalist devrimin, halkın ırzına geçmek diyen. Yani bir takım Kemalist devrimciler, Atatürkçü olduğunu söyleyen adamlar, işte Cemil Meriç’ten Avrupa Asya’nın büyük mütefekkiri veya işte ondan sonra şöyle düşünür, böyle düşünür. Biz hayranız falan diyorlar Cemil Meriç’e. Bizim partimizin içinde de birkaç tane arkadaşımız var ise, o havadan Cemil Meriç’i kim böyle toplumun önüne koyuyor? Doğrudan diyor mevcut sistemin ağları koyuyor ondan sonra. Ama bütün hayatı döneklik diye özetleyeceğimiz bir hayat. Birazcık böyle sosyalist falan filan da olmuş kendi söylediğine göre ondan sonra ama muhafazakar değil. Muhafazakar kimdir? Mesela Peyami Safa muhafazakardır. Veyahut da Müntas Turhan, Erpudaşman neresinde? Veyahut da 1960 öncesinde İstanbul Hukuk Fakültesi’nin anayasa profesörü olan Ali Fuat Başkil. Ama büyük bir anayasacıdır. Ve Ali Fuat Başkil’in yetiştirdiği anayasa hukukçusu da Mehmet Ali Aybar’dır, onun doçenti. Ama bu muhafazakarlar komünizm düşmanı, anti komünist, ondan sonra devrim düşmanı, Atatürk düşmanı değil. Muhafazakarlık esas olarak milliyetçi camia içerisinde olan bir eğilimdir Türkiye’de. Düşman tarafta değildir ama bir de ne var, Sayıd-ı Nursi hayranlığı falan filan gibi, FETÖ’cülük gibi. Ondan sonra Cemil Meriç’in mensubu olduğu, doğrudan doğruya muhafazakarlık veya yeni Osmanlıcılık diye tarif edemeyeceğimiz karşı devrimci, gerici, yobaz, yobazın da yobazı, Atatürk düşmanı konumlar var. Şimdi teori, siz söylediniz, ben hiç çevremde bu Cemil Meriç etkisi falan filan bilmiyorum, bizim toplumun çok merkezlerinde değiliz falan, biz bunların etkisini falan fazla görmedik. Ama yakın bir zamanda böyle bizim de çevremizde bazı arkadaşlarımızın Cemil Meriç hayranlığını falan gördük. O Ulusal Kanal’ın kimliğini de değiştirmeye yönünde bazı taşıbüsler oldu. Ondan sonra ama Teori Dergisi çok güzel şimdi inceliyor. İki tane çok önemli yazı var. Birincisi Atakan Atipoğlu profesör arkadaşımızın yazısı. Diğeri Hakan Ganimgilin yazısı. Ben bir taraf olma ihtiyacı hissettim. Ama benimki bilgiyi veren, aydınlatan bir yazı olmaktan çok bir tavır koyan bir yazı yazdım. Sayın Soner Yalçın kardeşimin, arkadaşımın gene Cemil Meriç ile ilgili onu öven, Soluğ’u anlamadı falan diye son çıkan kitabında bir yazısı vardı. Teori onu da aldı koydu. Ondan sonra Soner Yalçın orada ısrar edeceğini sanmıyorum. Soner Yalçın inatçı bir insan değildir. Gerçekleri gördüğü zaman kabul eden, ondan sonra bilimsel bakan bir arkadaşımızdır. Teori tartışmayı Oda TV’de taşımışlar. Ona da sevindim. Yani tebrik ediyorum Oda TV’yi. Soner Yalçın’ı en başta tebrik ediyorum. Çünkü kendi tavrına çok karşı olan bir teori dergisi çıktı. Onu yansıtıyor, ondan sonra teori dergisini tanıtıyor. İçindeki yazılardan alıntılar yapmışlar. Böyle olmamız lazım. Soner Yalçın’ı da buradan kutluyorum. Teori dergisinin bu yazısını, bu sayısını bütün izleyicilerimize öneriyorum. Hatta bunu yayalım. Çünkü Cemil Meriç, siz dediniz ki gençler falan okuyor. Ben de ona şaşırıyorum. Atatürk’e dejenlere soysuz diyen bir adamı daha neyi öğreniyor onu okuyanlar? Veya Hikmet Kıvılcımlı’ya Namı Kemal’in piçi diyen, söven sayan bir edepsizden ne öğreniyor? Edepsizlik mi öğrenecekler? Bir fikir yok. Bir fikir yok. Yani sövme sayma dışında ciddi bir fikir yok. Batıya karşı falan değil. Batının bir aleti. Said Nursi’nin hayranı olarak nasıl Batıya karşı olursun? Esas karakteri Said Nursi’nin hayranlığı Cemil Meriç’in. En son geldiği yer Said Nursi’nin hayranlığı. Said Nursi’nin hayranlığı ile Batı emperyalizmi karşıtları nasıl beraber oluyor? Said Nursi’den daha Batı yanlısı, ondan sonra ona alet olan kim var? Türkiye’deki Batı emperyalizminin en önde gelen aletlerinden biri. Şey bakımından da, ortaçağla mücadele açısından da baktığımız zaman, Said Nursi taraftarlığı sonuç itibariyle, yani hangi Türk aydını Said Nursi taraftarlığını hoşgörüyle karşılayabilir? O bakımdan teorinin bu sayısı çok çok önemli. Bütün okuyucularımıza tavsiye ediyorum. Cemil Meriç’in bir özetini istiyorsak, ben kendi yazımda bir özet yaptım. Oradan kendi açıklamalarıyla ele alıyor Atakan Itiboğlu olsun, Hakan Ganimgil olsun. Yani Cemil Meriç’e bir şey yüklemiyorlar kendi kafalarından. Onun bütün kitaplarından, yazılarından inceleyerek yapmışlar. Cemil Meriç şöyle, bu yazıda kendi tavırlarıyla, bir kere Türk devrimine düşman, ikincisi Türk devriminin doluğu olan Kemalist devrime düşman, halkçılığa, halkın rızına geçmek diyor. Kemalist devriminin halkçılık prensibini halkın rızına geçmek olarak tanımlıyor. Ve nasıl Atatürkçülerimiz bu Cemil Meriç’i hayran ona şaşırıyorum. Dil devrimini sözlüğe Anadolu’nun doluşudur diyor. Yani Anadolu’daki yaşayan Türkçe kavramların, tarama sözcükleriyle Atatürk zamanında saptanması, dilimizin geçmişi, hazinesinin canlandırılması konusundaki gayretleri, ondan sonra Anadolu’nun doluşu olarak, yani Anadolu’dan hoşlanmıyor. Harf devrimini, irfanımızı düne bağlayan köprüleri uçurmak. Yani Arapça harflerle yazalım. Ya Arapça harflerle yazdığın zaman, yazdığın yazı kuzu mu kaz mı? K ile Z yazıyorsun, onu kuzu diye mi okuyacaksın, koz diye mi okuyacaksın, kaz diye mi okuyacaksın değil mi? Ama Latin alfabesiyle yazılan yazılarda böyle bir problem yok. Yani bir şey yok. Kazı herkes kaz diye okur, kuzuyu herkes kuzu diye okur, kozu da herkes koz diye okur. Büyük devrimci önderimiz Atatürk’e aşağılık soysuz diyor. Böyle bir terbiyesiz ve edepsiz. Cemil Meriç’e göre Atatürk önüne gelenin kellesini vururdu. Kimin kellesini vurdu Atatürk? Ondan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne bağımsızlığına karşı silaha sarılanların ne oldu? Onları elbette bastırdı. Bastırmasa zaten Türkiye diye bir şey olmazdı. Menemen de olsun, batıda Menemen vakası, doğuda Şeyh Seyit, ondan sonra Seyit Rıza. Ve Hazret Atatürk’ten bahsedilmiş, dile bakınız, ve Hazret Siroz’dan kıvrandığı yataktan bir tanrı olarak kaldırıldı, bir tanrı ve şeytan. Atatürk’ten bir tanrı ve şeytan diye bahsediyor. Sol için cehenneme inen merdiven. Yani hangi solcu ondan sonra Cemil Meriç’e hayran olabilir? Solu cehenneme inen merdiven olarak tanımlıyor. Ve ağzı salyalı bir bilimsel sosyalizm düşmanı, sosyalistler vatan haini, yani Cemil Meriç’e göre sosyalistler vatan haini. Sosyalistler de Cemil Meriç’e hayran. Yani sosyalistlere vatan haini diyen adama hayran olan bir takım sahte sosyalistler var. Sosyalistler satılmıştır ve yok edilmelidir, onu söyleyen Cemil Meriç. Kıvılcımlı biraz evvel söylediğimiz gibi, nam-ı kemalim peçidir diyor büyüğümüz Hikmet Kıvılcımlı’ya. Devrim ve Cumhuriyet düşmanı olan İngiliz işbirlikçisi Sayıdın Rus’unun hayranı. Cemil Meriç bu. Ben şimdi bu, diyelim bu bütün Cemil Meriç’in ana karakter ve hatlarını özetledim. Ama Profesör Atakan Hatipoğlu’nun gerçekten bu konuyu çok okumuş, bütün Cemil Meriç’i baştan sona incelemiş, çok esaslı bir yazısı var, çok şey öğrendim Atakan Hatipoğlu arkadaşımızdan. Cemil Meriç’i anlamak diye yine Atilla Hakan Ganimgil arkadaşımızın, o da Atilla Hakan Ganimgil de bize ilk uyaranlardan ve çok sağlam ve köşeli bir duruşu var. Yani Cemil Meriç konusunda bir kafa karışıklığı yok. O da tamamen Cemil Meriç’in kaynaklarına göre Cemil Meriç’i yazmış. Ve yine Soner Yalçın kardeşimin ondan sonra Kırmızı Kedi yayınlarından çıkan, son kitabından bir Cemil Meriç yazısı var, onu aynen yayınlamış. O da çok iyi, çok güzel. Soner Yalçın da tabii şey, hatta… O sol anlamadı diyor. Evet, sol anlamadığı için sağa doğru savunulur, bir de geçiriyor. İdam ve yargılandığını anlatıyor. Soner arkadaşım bizi mutlaka dinliyordu. Ona seslenip sonunda anlaşılmayacak, Atatürk’e soysuz diyen adamın nesini anlayacaksın. Atatürk’e soysuz diyor. Hikmet Kıvılcımlı’ya piç diyenin edepsizliğini, terbiyesizliğini. Hayatının bir döneminde mi böyleydi acaba? Soner Yalçın’ın yazısına baktığımızda Sinan Cemgil’in ailesi, annesi babasıydı Adnan Cemgil’le samimi. Hatay’da idamlar yapılıyor sosyalizmle ilgili. Öyle bir Cemil Meriç şeyi görüyoruz. Yani Adnan Cemgil’le benimle de samimi olur, seninle de samimi olur. Bu mudur ya? Bir fikir adımı bunlarla mı değerlendirilir? Hatay o ilk şeyi, çocukluk çalışması. Hatay’la Cemil Meriç ve Fransızların işgali olduğu bir dönemde idamla yargılanmış. Ama bir şey olmamış Cemil Meriç’e. Berat etmiş zaten. Soner Yalçın’ın o yazısına göre. Yani Cemil Meriç’i böyle idamla yargılandı falan filan diye bizim gözümüzde bir tahta kimse oturtamaz. Onu söyleyeyim, neyle yargılanırsa yargılansın. Kurşuna dizilen adamlar var değil mi? Ondan sonra İstiklal Savaşı’nda. Diyelim idam edilen insanlar var Menemen’de. Menemen’de Kubilay’ı öldürdüğü için idam edilenler var. Şimdi o idam edilenleri idam edildi diye baş tacı mı yapacağız? Yani marifet mi devrim düşmanlığından dolayı? Öyle bir batı karşılıklığı falan yok. Bizim bir tanzimata karşı olan Feodal cepheden, ortaçağ cephesinden tanzimat karşıtı, batı karşıtı olan bir akımımız vardır. Bir yobaz akımı vardır. Bu kendisini böyle bir batı karşıtı diye satar. Ama onların batı karşılıklığı Fransız devrimine, İngiliz devrimine, batı devrimciliğine karşılıklıktır. Yoksa batının emperyalistliğine değil. Ve onlar batının aletleridir. Ben Soner Yalçın kardeşime güveniyorum. O şeydir, talihsel bakar, verilere bakar, bu bilgileri mutlaka değerlendirecek bir arkadaş. Onunla da bunları konuşabiliriz aslında. Çünkü konuşulacak bir insan. Karşılıklı diyalog, fikir alışverişi yapılacak. Teoride bu tartışma yapılmış, o da TV’de yapılmış, bunu televizyonda da yapılabilir. Genelde yapacağız. Ulusal kanalda da sizden öğrendiğime göre Cemil Meriç’le ilgili programlar olacak, aydınlatmalar vs. olacak. Ama Cemil Meriç’in, ta Şemsettin Sami’lerden diyelim, Sayın Aziz Sancar’lara, bizim arkadaşımız Semih Koray’lara uzanan Türkiye’nin entelektüel birikim ve tarihinde Cemil Meriç diye bir isim yok yani. Onun bir katkısı yok. Bana bir cümle söylesinler. Cemil Meriç, Türkiye’nin bilgi, bilim ve fikir hayatına şu cümleyle katkıda bulundu. Hangi cümleyi ibadet etmiş, hangi teoriyi getirmiş, hangi fikri getirmiş Türkiye’de? Değil mi? Onu bize göstersinler. Öyle bir şey yok. Zaten edepsizlikler de fikri ve teorisi olmayan insanlar da çıkar, onu söyleyeyim. Bir insan fikir hayatında sövüyor sayıyorsa, onun boş olduğunu gösterir. O sövme sayma bir boşluğu örter her zaman fikir hayatında. Ama Teori Dergisi’ni yine kutluyoruz. Geçen sayı bilimsel sosyalizm ve Ütopya’cı sosyalizmi anlattı. Çok önemli bir sayıydı, dünya ölçeğinde bir sayıydı. Bu Cemil Meriç’in rolü sayısı da gerçekten çok bizi bilgilendiren ve solun içerisine emperis cepheden sokuşturulmaya çalışılan bir edepsiz ve terbiyesiz sol ve devrim düşmanı bir Cemil Meriç’in gerçek kimliğini kendi açıklamalarıyla, kimse ona bir suçlamada bulunmuyor, yani kendi yazdıklarıyla. Emekçi hareketiyle devam edelim. Türkiye’de son dönemde farklı bölgelerde ama benzer gelişmeler yaşanıyor. Özellikle madenlerle ilgili, kömürle ilgili. Baktığımızda Zonguldak’ta, Türkiye Taşkömürü’ne bağlı kurumlarda 13 yıl itibariyle üretim durdu. Üretimi durduranlar işçi değil. Tabii tabii, bir grev değil. Türkiye Taşkömürü durduruyor. Zonguldak’ta yapılmak istenen, bu geçmişte de yapıldı. Burada işçilerin sağlığına uygun olmayan galerilerde, maden galerilerinde koşullar var, burada üretim yapmak güvenilir değil şeklinde bir üretim durdurmalar var. Ama burada özelleştirmenin psikolojisi işleniyor, onu görmemiz lazım. Yani özelleştirilecek, ya bakın burada işçilerin sağlığına uygun olmayan bir kurum var, Taşkömürü işletmesi, Zonguldak. Onu satalım, elimizden çıkartalım. Ama yalnız bu Zonguldak’ta değil, diğer madenlerimizde. Sivas-Sibirya’da Oya bağlı bir er madende üretim durdu. 200 madenci işten çıkartıldı. Orada da yine mücadele sürüyor. Şimdi bir özelleştirmeyle ilgili hükümetin bazı planları açıklandı. Ama komik rakamlar, özelleştirme sonucu birkaç milyar dolarlık bir, birkaç milyar dolar nedir? Komik paralar bunlar. 500 milyar dolar Türkiye’nin zenginleri götürmüş yabancı bankalara yatırılmış. Onun karşısında sen özelleştirme yapıp 1 milyar, 2 milyar dolarlık ya bir gelir elde edeceksin. Üstelik bu ülkenin birikimini satarak, ondan sonra kamuoyu ekonomiden tasfiye ederek birkaç milyar dolar. Orada 1-2 milyar dolar değil hükümetin derdi. Burada tamamen ideolojik, iflas eden bir ekonomik planım programın son çırpınışları diyeceğim. Bu özelleştirme. Bunun karşısında Vatan Partisi 1989-90 işçi baharında, tersanelerde, ondan sonra Sümer Bank’larda, ondan sonra tekerlerde, telekomlarda büyük mücadeleler verdik. Ondan sonra hakikaten unutmadığımız büyük mücadelelerdir. Şimdi çok daha büyük mücadeleler olacak. İşçi sınıfımız bu özelleştirme saldırısını bütün milletin de desteğiyle şevkdef edecektir. O zaman özelleştirme çıktığı zaman toplumda sendikalar bile ondan sonra özelleştirmeyi savunuyorlardı. Hatta bütün sendika liderlerinin beraber olduğumuz bir, hatırlıyorum, 1993-1994 yıllarda, orada çok büyük bir sendikamızın başkanı şunu söyledi, ben de varım, Doğu Bey’den başka hepimiz özelleştirme taraftarıydık, şimdi bütün bunları yaşadık, aklımız başımıza geldi. Sendika liderleri bile özelleştirme taraftarıydı. Bugün de çok somut bir şey olması var. Bu özelleştirme yaşandı ve artık toplumda o özelleştirme propagandasını falan filan, izleri falan büyük ölçüde silindi. Yani toplum özelleştirme atağını, AK Parti iktidarını kesinlikle desteklemeyecek ve karşısında olacak. Zaten işçi sınıfı büyük bir mücadele verecek. Başkanım özellikle Soma yine önemli bir konu. Türkiye’deki enerji ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan bir yer Soma’da. Özelleştirmenin acısını yaşıyor. Özelleştirme olduğu için oradaki üretim eseri durma noktasına geldi ve Türkiye Madeniş Genel Başkanı Nurettin Akçul’da tek çözüm kamulaştırma diyor. Ancak kamulaştırılırsa ve toplum şekilde üretim yapılırsa bu işin altına kalkılır. Akçul’da kutluyorum bu son dönemdeki işçi hareketlerinde parlayan ondan sonra emekçi hareketinin pırlantalarından çok değerli bir sendika liderimiz. Ondan sonra çok esaslı mücadeleler verdi. Sarıyer ve çevresindeki enerji ve maden mücadelerinde. Şimdi de çok sağlam, esaslı duruyor. Tavırları çok çok güzel. Şimdi bu da büyük bir kazanım onu söyleyeyim. Bakın Türkiye’de 30-40 sene evvel böyle sendika liderleri arasında Nurettin Akçullar gibi, Ergün Atalay gibi emeğe, emekçiye bağlı vatan ve emek mücadelesini birleştiren kararlı sendika liderleri pek yoktu. Ha şimdi böyle liderlerimiz var. Nurettin Akçullar gibi, Ergün Atalaylar gibi sendika liderlerimiz var. Bu da Türkiye’nin çok büyük bir kazancı. Çünkü Türkiye’de işçi hareketi sendikasız olmaz. Yani bir takım sendikaları reddeden eğilimler vardır. Ya biz sendikacılara dirsek atalım, işçi hareketlerinin önderi olalım. Hayır, bakın Türkiye’nin bütün işçi hareketlerine, tarihine bakalım. Sendikaların olmadığı büyük bir işçi hareketi olmamıştır. 15-16 Haziran’lar, ondan sonra özelleştirmeye karşı mücadeleler, 1989-90 baharı falan. Evet, sarı sendikacılık vardır. Sendikalardan işçi hareketine karşı çelmeleyen, tavır alanlar olmuştur. Ama sonuç itibariyle gene o işçi sendikaların içinden çıkan, ya alt kuşaklar çıkmıştır ve yönetimlerde bölünmelerle çıkan insanlar olmuştur. O sendikaların katılımlarıyla ve önderlikleriyle ve bizim Vatan Partisi’nin aynı zamanda esas önder, siyasi önder konumlarda olmuştur. Sendikaları destekleyerek, kenara iterek büyük işçi hareketi olmamıştır ve olmayacaktır. O bakımdan sendika liderlerimizin bu işçinin başına geçmesi, emeğe sadakat ve bağlılıkları bunlar çok önemli. Ben bir siyasileşme şimdi bekliyorum işçi hareketinde. Öyle bir yere geldi Türkiye’de. Tam onu sormak istiyorum. Zonguldak’ta Genel Maden İçişleri Sendikası, DvD’den bahsettik, diske bağlı dev maden sendikası, Soma’dan bahsettik, Türkiye Maden İçişleri Sendikası, Birleşik Metali İş Sendikası, Bir de başka sektörlerde var, enerji, yol, ulaşım, özelleştirme, telekomda bazı anneler var. Toplam bir mücadeleleşebilir mi? Eskiden neydi? Batı emperyalistlerinden para alan, onu da inkar etmeyen, kendi bütçelerine koyan bir disk vardı. Şimdi o diskin içinde de Birleşik Metali İş gibi bazı sendikalar, ondan sonra işçi sınıfına ve vatana bağlı mevzilere girdiler. Bu da çok önemli bir gelişme. Yani Türk İş ile beraber disk ve onun dışında da bazı sendikalar var. Ama bu iki büyük sendikanın, tabii şey de, üçüncü büyük sendikamız, AKİŞ’te, AKİŞ’in birçok sendikası da hem vatansever bir konumda, hem de işçiye, emeğe bağlı konumlarda. O bakımdan sendikalarımızda da çok önemli gelişmeler var. Ben şimdi bir siyasileşme bekliyorum işçi hareketinde. Çünkü oraya geldi Türkiye. Yani artık ekonomik mücadelelerle, devlet hükümetlerden bir şeyler talep ederek, ederek, ederek bir sınıra geldi. Ve sistemin de işçi hareketine verebileceği bir şey yok. Artık mülkiyet ilişkilerine, bölüşüm ilişkilerine siyasi mevzilerden müdahale ederek, emeklilerimiz, emekçilerimiz, çiftçilerimiz, çarşılarımız, esnafımız, zanaatkarımız, en başta işçi sınıfımız bazı iyilikler elde edebilir. Onun için siyasi mevzilerde olmak, kumanda mevkilerinde olmak, yani bir şey istemek değil, karar mevkiinde olmak. Çünkü istediğin adam Türkiye’nin kaynaklarını paylaştırırken ne oluyor? Sıcak para komisyoncularına, dolar borsa vurguncularına, büyük bankalara, faizcilere veriyor. Bugünkü sistem bu dördüne çalışıyor. Dört sülük diyoruz bunlara. Dört sülüğü bir daha sayıyorum. Sıcak para komisyoncuları dışarıdan para buluyor. Mehmet Çimşek falan da onu temsil ediyor. Dışarıdan para buluyor, oradan komisyonunu alıyor, havadan para. Dolar borsa, kağıtlar uçuşuyor falan filan, borsa indi, borsa çıktı falan. Borsa inip çıkarken oturduğu yerden paralar kazanıyor. Buna dolar borsa vurguncusu diyoruz. Veya doları oynayarak, altını oynayarak elindeki sermayeyi altına yatırdı, dolara yatırdı, gümüşe yatırdı. Şimdi bakır da çıktı, bakıra yatırdı falan. Bu yatırım değil ki ya. Bu havadan para kazanmak yatırım şudur. Fabrika açarsın, işçiyi tutarsın, işçiyi orada çalıştırırsın. Hem kar edersin hem Türkiye sanayisine bir şey katarsın veya tarımda aynı şeyi yaparsın. Değil mi? Bu yatırım ve kar. Ama bu havadan kapitalizm açısından da bu ilişkiler ayak bağı. Yani sıcak para komisyonculuğu, ondan sonra dolar borsa vurgunculuğu, tarikat rantçılığı, büyük faizcilik. Bunlar sülük. Bunların kapitalizmle bilgisi yok. Ama kapitalizmin çürüdüğü, geldiği yer, sistemin çöküşünün temsilcileri. Bu da çok önemli. O bakımdan Türkiye’de de 1980’de Turgut Özal ile kurulan sistem, yani bu vurguncuların sistemiydi, bu sanayicilerin sistemi değil. Turgut Özal ile birlikte sanayiciler kenara itildi, tüccarlar kenara itildi. Yani üretimle ilgili olan sermaye sahipleri kenara itildi. Havadan para kazanan komisyoncu takımı, faizci takımı şey oldu. Kapitalizm için de ayak bağı olan unsurlardır bunlar. Kapitalist olarak da adlandırılamaz. Finans kesimidir. Ondan sonra bunlar sistemin tepesine oturdu. Şimdi bunların sistemi çöküyor. Oraya geldi, bu çok önemli. Yani o bakımdan işçi hareketinde de ben siyasi ataklar bekliyorum. İşçi hareketi göreceksiniz önümüzdeki şeyde. Biz iktidarı istiyoruz. Çiftçilerle beraber, köylülerle beraber, esnafla, zanaatkarla, sanayici ve tüccarla beraber, yani üretimden yana olan, üretimde şu veya bu şekilde konumu olan, yeri olan, görevi olan, işlevi olan herkesle birlikte biz iktidarı istiyoruz. İşçi hareketi oraya gidiyor. Bir müddet sonra göreceksiniz işte Ergün Atalaylar, Nurettin Akçullar, diğer sendika önderlerimiz, Dizgi Halk İşlem vesaire falan. O iktidarı istiyoruz. Ve biz Türkiye’yi yöneteceğiz. Çiftçiyle beraber yöneteceğiz. Memurla beraber, kamu çalışanı ile beraber, çarşılarla beraber, esnaf zanaatkarla, küçük orta büyük sanayiciyle, tüccarla beraber, üretenlerle beraber Türkiye’yi yöneteceğiz. Havadan para kazanan sülük takımını da temizleyeceğiz. Türkiye sülüklerin temizleneceği bir üretim devrimine gidiyor. Üretim devrimi, üretici olan, üretimle ilgili sınıfların beraberliğiyle olacak. Ve işçi hareketi de bunun önder sınıfının hareketidir. Vatan Partisi de bu iktidar mücadelesinin merkezinde olan öncü partisi olarak göreceksiniz. Şimdiden zaten o yönde işaretler çok güçlendi. Vatan Partisi’ne büyük bir yöneliş var. Türkiye büyük bir karara gidiyor. Türkiye üretim devrimine gidiyor. Teşekkür ediyoruz. Zaten şey de, güvenlikte de, Türkiye Rusya Çin İran ittifakına gidiyor. Bu ne demek abi? Sistemin dışına çıkıyor Türkiye. Vatan Partisi’nin üreten Türkiye, birleşen Türkiye sloganı vardı. Birleşen Türkiye’de epey bir yol alındı. Şimdi üreten Türkiye yönünde gelişme var. Ama ne oldu? Türkiye, Atlantik sisteminden kopma sürecinde çok önemli bir yere geldi. 15-16 Temmuz’da Atlantik sistemiyle kanlı hesaplaşmalar falan başladı. Ve Atlantik sistemi, Türk Devleti içinden NATO, işte Süper NATO, İngilizler falan temizlendi. Hapse tıkıldı, bazıları öldürüldü. Değil mi FETÖ’cüler? Ondan sonra PKK hızla temizleniyor. Ondan sonra, dolayısıyla Türkiye bir sistem değişikliği sürecine girmiştir, girecektir demiyorum. FETÖ’nün temizlenmesi, PKK’nın temizlenmesi, ondan sonra ve Vatan Partisi’nin Türkiye Rusya Çin İran ittifakı, Avrasya’nın öncü mevzilerinde olalım, güvenliğimizi ve ekonomimizi bu ülkelerle ancak ittifaklar kurarak ve işbirliği yaparak geliştirebiliriz. Vatan Partisi’nin bu programı, ne oldu şimdi? Sistemin merkezlerinde bu rüzgarlar esiyor. Sayın Devlet Bahçeli’nin tavırları, çıkışları, dünkü konuşması da bu bakımdan çok çok önemliydi. Türkiye, Atlantik sisteminden kopuyor, Amerika’nın denetiminden ve güdümünden ayrılan, ona isyan eden bir sürece girmektedir. İşçi Hareketi, bunun önderliği, önder sınıfı olarak tarih sahnesine çıkmaktadır. Ve önümüzdeki dönem Vatan Partisi’nin önderliğiyle bu işçi hareketi siyasileşecek. Yani işçiler talep etmekten, sırf dilenmekten vazgeçecek, biz yönetiriz. Bizim partimiz, bizim önderlerimiz Türkiye’yi yönetir, çiftçilerle beraber, esnafla, zanaatkarla, çarşılarla beraber, sanayicilerle, tüccarlarla beraber. İşçi Hareketi buraya doğru gidiyor. Çıkış yolunda her hafta bir kitap, eser tanıtıyoruz. Aslında biraz konuştuk. Teori Dergisi’nin bu Cemil Meriç sayısını haftanın kitabı olarak veya haftanın yayını olarak şey yapıyoruz. Şubat sayısı yeni çıktı, Bağ-ı İleride. Çok dolu birikim, çok esaslı bir sayı. Cemil Meriç’in rolünü inceliyor. Tabi bu sırf bir Cemil Meriç meselesi değil. Bu ne? Döneklik, Atatürk devrimi düşmanlığı, devrim düşmanlığı, sosyalizm düşmanlığının başka kılıklara, çeşitli kılıklara girmesi. Ve aynı zamanda bu Sayıda Nursi’cilik, Sayıda Nursi akımının, ondan sonra Türkiye’deki yaptığı şeyler, faaliyetlerin uzandığı yerler, geldiği yerler, girdiği yerler, bütün bunları ele alan çok önemli bir sayı, teori’nin bu sayısı. Ve bunu öneriyoruz. Müzik olarak da emekçinin bir madenci şeyi vardır. Kazma vurduk madene diye. Ses çıkardı tane tane. Emekçi Almanya’daydı, hala orada mı acaba emekçi? Sanırım. Çok yakındı, dostumuz da epeydir uzun yıllardır. Ona da selam yollayalım buradan. Emekçinin Maden Ocağı. Maden Ocağı. Maden Ocağı türküsü. Tabi o türkü olmuyor, anonim değil. Onun bestesi diyelim ve sözleri de ona ait değil mi? Herhalde. Evet. Katılımınız için teşekkür ediyoruz. Eyvallah, sağ olun. Size teşekkür ederiz. Şimdi yeni başarılar Ulusal Kanal’a diliyoruz. Birincilikleri, dünya üçüncüsüydü. Sizden dünya birincisi olduğumuz müjdesini önümüzdeki aylarda bekliyoruz. Dünya Türkiye birincisi olduğunuz Ulusal Kanal, tebrik ederiz. İzlemediğinizde Türkiye birincisi oldunuz, arkasından beğenmediğinizde Türkiye birincisi oldunuz. Şimdi abone olmada ikinci galiba, o da birincilik. Sizden bekliyoruz. Ama esas dünya üçüncüsüydünüz. Bundan üç ay evvel. Sizden dünya birinciliği bekliyoruz. Başarılar diliyoruz. Teşekkür ediyoruz. Emekçinin Maden Ocağı eseriyle çıkış yolu programına veda ediyoruz. Programın sonuna geldik. Bir başka programda görüşmek dileğiyle. Korku sardı şu beyleri. Kızdık maden ocağından. Korku sardı şu beyleri. Kazmayı vurduk madene. Sessiz kaldık tane tane. Korku sardı şu beyleri. Bizdeki maden ocağından. Bizdeki maden ocağından. Bizdeki maden ocağından. Bizdeki maden ocağından.

