Çıkış Yolu | 18.02.2025

Çıkış Yolu | 18.02.2025

Çıkış yolu programına hoş geldiniz değerli ulusal kanal izleyenleri. Bu hafta yine dünyadaki ve ülkemizdeki önemli gelişmeleri vatan partisi genel başkanı sayın doktor doğu perinç’e soracağız. Arkadaşım Aydınlık gazetesi yazı işleri müdürü özlem konur ustayla birlikte efendim hoş geldiniz. Merhaba hoş bulduk merhabalar. Sayın genel başkan çok sayıda soru hazırladık. Biz izleyicilerimiz için şöyle bir konu başlığını sıralamak isterim. Bir zirve riyad da yapıldı bugün sulu arabistan’da bir zirve istanbul’da ankara’da yapıldı. Türkiye’de yapıldı. Bir zirve paris’te yapıldı. Avrupa ülkelerin liderleri toplandı. Oradan çıkan sonuçları size soracağız. Ukrayna savaşı bitiyor mu? 2. si doğu akdenizdeki abd tehditine dikkat çekiyorsunuz. Oradaki gelişmelere bir büyüteci tutacağız. Arkasından Filistin gecesi düzenledi. Vatan partisi çok etkili, görkemli bir geceydi. Çok sayıda ülke temsilcisi de orada hazır bulundu. Onunla ilgili bazı ayrıntılar sizden rica edeceğiz. Sonra demin pkk’nın siyasi partisi demin kuzey irak ziyaretlerine odaklanacağız. Arkasından da hüdaparı milli devleti hedef alan çalıştığı ki vatan partisi sert bir tepki gösterdi. Arkasından da batman’da vatan partisine yoğun bir katılım haberi hemen arkasından geldi. Ve bugün Halit Güngay ve Eşref Bitlis’in bugünkü tarihsel önemi onların mücadelelerine ilişkin siz her 2 ismi de yakından takip eden bilen. Türkiye’mizin, vatanımızın, devletimizin aynı zamanda çok değerli şehitleri. Sonra da Türkiye’de bir İran düşmanlığı son dönemde ön plana çıktı. Buna ilişkin değerlendirmelerinizi alacağız. 7-8 tane başlık çıkaracağız. Biraz tempolarız. Bir program olmasını diliyorum. Özlem de ben sorularımı yöneltirken özlem arkadaşım da aralarda beni beklemeden siz de arada sorularınızı sorun lütfen. Önce zirvelerle başlayalım. Bugün zirveler günüydü. Riyad’daki zirvede Rusya Dışişleri Bakanı ile ABD’li mevkidaşı bir araya geldi ve oradan bir açıklama çıktı. Barış için ilk adım atıldı. Başlığını atabiliriz. Oradaki açıklamanın başlığını. Bugün aynı sırada Ankara’da Erdoğan ve Zelenski buluştu. Masada yer bulamayan Avrupa Birliği liderleri de Paris’te toplandı. İstanbul’daki pardon Ankara’daki toplantıda Erdoğan sürece ev sahipliği yapmak istediklerini dile getirdi. Zelenski bizi de masaya alın dedi. Biz de masada olmalıyız dedi. Avrupa Birliği ülkeleri de Paris’ten bizi sürecin dışına etmeyin çağrısında bulundu diyebiliriz. Bu 3 ayrı zirve hangi gelişmelerini haberci siz? Bir kere Türkiye’den bakıyoruz. Bizim kendi geleceğimiz bakımından en önemli saptamayı ifade edeyim. AK Parti hükümetinin denge politikaları iflas etti. Daha denge menge diye bir şey kalmadı. Rusya Ukrayna savaşını kazandı ve kazandı. Evet süngüsüyle diyelim füzesiyle, topuyla, tankıyla kazandı. Ama onun kazandığını Amerika Birleşik Devletleri yani Ukrayna’nın arkasındaki kuvvetin merkezindeki en felis güç itiraf etti. Yani Trump Rusya’nın savaşı kazandığını 2014 öncesi sınırlara yani Rusya’nın kazanmış olduğu toprakları kendi vatan topraklarını geri almanın mümkün olmadığını ifade etti ve Zelenski’yi de ortada bıraktı. Hatta Avrupa’yı da çok sert bir şekilde azarladı Trump. Ama Trump’ın adamları da yani düzelterek söyleyeyim Trump’ın adamları demek biraz nezaketsizlik oldu. Savunma Bakanı ve diğer yetkilileri de Amerika Birleşik Devletleri’nin hepsi birazdan konuşuyorlar. Yani bu savaşı Rusya kazanmıştır. Ayrıca Rusya NATO için bir tehdit değildir bizzat Trump söylüyor. Bir kere bir buçuk saat görüştü bir kere üç saat görüştü Putin’le Trump ve bu görüşmeler sonrasında tam bir anlayış birliği içinde olduklarını hatta böyle onun tarihsel şeyine de birikimlerine miraslarına da göndermeler yaptı. Dedi ki biz dedi İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika Birleşik Devletleri milleti ve Rus milleti omuz omuza savaştık. Yani savaş arkadaşıyız aynı cephedeydik. Demokrasi cephesindeydik gibi ve Rusya aldığı topraklar ona aittir. Burada bir uzlaşmaya Amerika Birleşik Devletleri Rusya ile anlaşmaya açıkça girdi ve Avrupa Güvenlik Konferansı’nda da 31. Sanıyorum yanlış hatırlamıyorsam 31. Avrupa Güvenlik Konferansı’nda da 12.15.16 Şubatlarda toplandı. Orada da Amerika Birleşik Devletleri’nin temsilcileri Avrupa ülkelerini Avrupa demeyelim de küreselci yani Batı Avrupa Fransa’nın başını çekti. Fransa Almanya Avrupa ülkelerini ortada bıraktı ve onlara şunu söyledi. Yani siz dedi Rusya için hedef almayın düşman onlar değil sizin için. Sizin düşmanlarınız kendi içinizde Avrupa’nın içinde diye ifade etti. Ve bu arada Avrupa’daki vatansever partilerle yani küreselciliğe karşı çıkan partilerle de çok dikkat çekici bir iş birliği Trump’ın oluşmaya başladı. Yani mesela Almanya’ya gelen Amerika Birleşik Devletleri temsilcisi şeyleri müttefikleri ziyaret etmeye gidiyor alternatif partiyi. Yani Amerikan emperyalizmine karşı olan Rusya yanlısı yani Rusya dostu olan partiyi ziyaret ediyor. Çok ilginç bir enternasyonel de oluşuyor. Yani küreselciliğe karşı Trump Amerika’sıyla Avrupa’daki işte o milliyetçi partilerin bir enternasyonel vatanseverlik temelinde bir uluslararası beraberlik oluşturdukları da ortaya çıktı. Burada bir parantez açabilir miyim? Çok güzel bir noktaya değindiniz. Bu söylediğiniz süreç Türkiye’nin iç dinamiklerine nasıl yansıyacak peki? Türkiye’deki Asya dostu kuvvetlerle acaba böyle bir ilişkiye geçerler mi? Yoksa daha farklı mı ilerleyecek? Burada iç dinamiklerini vatan partisinin büyümesi şeklinde yansıyacak. Çünkü o Atlantikçi, küreselci güçler Türkiye’de onlara bel bağlayanlar başta maalesef 2014 sonrası siyasetleri terk ederek 2023’ten sonra Tayyip Erdoğan hükümeti de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’le aynı rotaya girdi, aynı çizgiye girdi. Onlarla uyumlu siyasetlere yöneldi. Bunun sonucunda Suriye’de kazandık diyorlar ama orada Türkiye’ye karşı bir kazık yontuluyor. O yontulan kazıkta maalesef bizim kendi Ak Parti iktidarımızın da, Türkiye’yi yöneten iktidarın da bir payı var. Yani Suriye’de Amerika, İsrail kazandı ama Türkiye aslında kaybetti. İstedikleri kadar biz Beşşar Esad yönetimini yıktık falan diye bayram yapsınlar Ak Parti ve yandaşları. Sonuç itibariyle orada bir sözde Kürdistan, İkinci İsrail Devleti oluşuyor. Bunun bayram yapılacak bir tarafı yok. Türkiye üzerindeki tehditler ağırlaştı. Dolayısıyla artık denge hiçbir yerde denge yok. O dengeler bitti. Yani Ukrayna cephesinde denge yok. Rusya kazandı. Suriye’de yine denge yok. Amerika Birleşik Devletleri kazandı ama öyle bir kazanç ki son derece tehlikeli Amerika ve İsrail açısından da. Yani orada da sonuç itibariyle Türkiye’yi hedef alan bir Kürdistan kurma girişimi cevabını bölgeden bulacak. Onu da görmemiz lazım. Burada terk edilenler ortada kalanların toplantılar yaptığı gözüküyor. Avrupa işte Fransa merkezli olarak Avrupa’da Amerika’nın terk ettiği ülkeler bir araya geliyorlar. Ondan sonra öte yandan Ankara’da da Zelenski ile Tayyip Sayın Cumhurbaşkanımız Zelenski ile buluşacak. Zelenski ile buluşacak ne var? Erdoğan’ın açıklamaları Zelenski ile yaptıkları görüşmenin ardından. Erdoğan şunu söylüyor. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü bizim olmazsa olmazımızdır diyor. Kırım Tatarı soydaşlarımızın hakları konusunda Zelenski’nin adımlarını takdirle karşılıyorum diyor. Zelenski’den duyduğumuz bir şey de şu. Güçlü Ukrayna ordusu güçlü ülkelerin Ukrayna’ya konuşlandırılması konusunu Türkiye ile de konuştuk. Sayın Erdoğan ile de konuştuk diyor. Kim konuşlanacak? Trump söylüyor. Yani kendisinin asker vermeyeceğini söylüyor. Avrupa’da, Fransa’da, Almanya’da her yerde biz evlatlarımızı Ukrayna’ya göndermeyiz diyorlar. Amerika Birleşik Devletleri Ukrayna’ya yardımı kesti. Yani Zelenski kaybetmiş ve ne zaman kaçacağı, hangi uçakla kaçacağı, hangi uçağın tekerleklerine yapışacağı falan bugün konuşuluyor. Yani bu kadar bizim hükümetimizin aymaz bir tavır alması çok çok garip. Şimdi bakın siz ifade ediyorsunuz Ukrayna’nın toprak bütünlüğü diyor. Rusya da diyor ki burası benim vatanım diyor ve 2014 sınırları ötesine öncesine dönülmeyeceğini bizzat Amerika ifade ediyor. Yani hem de Rustemov’un yüzüne karşı Amerika Birleşik Devletleri’nin dışişleri bakanı, Milih Güvenlik Konferansı’nda 15 Şubat günüydü hatırladığıma göre. Yani iki gün önce Rustemov, yani Zelenski’nin savunu o bakanının yüzüne karşı Amerika Birleşik Devletleri savunu o bakanı, ondan sonra dedi ki öyle dedi 2014 öncesine falan kimse hayal etmesin öyle bir yere dönülmeyecek dedi. Ve Ukrayna’nın toprak bütünlüğü dediği bizim Cumhurbaşkanımızın, Ukrayna’nın toprak bütünlüğü falan değil o toprakların önemli bir kısmı Rusya’ya ait. Ve Rusya aldı kendi topraklarını. Kırım’da Türkiye ile Rusya arasında bir savaş olmuyor. Yani 1851 Kıbrıs savaşını yaşamıyoruz. Kırım’daki savaş Amerika ile Rusya arasında. Türkiye orada Amerika’nın yanında olabilir mi? Kürdistan’ı kurmak isteyen, 2. İsrail Devleti’ni kurmak isteyen Amerika ile İsrail. Hani bizim hükümetimiz İsrail karşıtıydı, şimdi İsrail ve Amerika yanlısı. Yani Ukrayna cephesinde bizim yönetim İsrail ve Amerika yanlısı. Kırım’da da İsrail ve Amerika yanlısı, Türk yanlısı değil. Kırım Türk toprağıdır tezi aldatıcı bir tez. Evet Kırım geçti, benim de atalarım 1860’larda Kuba nehrinin oradan geldiler falan. Evet oralar da Türk yurduydu falan. Ama bugün Türkiye’nin Kırım’da bir iddiası var mı? Bakın Cumhurbaşkanımız Kıbrıs’ta dik durmuyor. Kıbrıs’ta dik durmuyor. Esas Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren toprak parçası Kıbrıs adası. Oralarda bir tavır yok. Kırım’da kaybeden Zelenski’nin yanında, kaybeden Amerika bile Zelenski’yi terk etmiş. Amerika bile Kırım’ın Rusya’ya ait olduğunu kabul etmiş. İflas eden bir siyasette ısrar ediyorlar. İflas etmiş. Böyle bir siyaset yürütülebilir mi? Türkiye’nin Asya’ya yönelişini inkar eden, ondan sonra Türkiye’nin en büyük ticaret ortağının Rusya ve Çin olduğunu unutan, Türkiye’nin Amerika ve İsrail odaklı bir tehditle, ikinci İsrail devleti sözüm ona Kürdistan tehdidiyle karşı karşıya olduğunu görmeyen, gözlerini kapayan, Suriye’nin kuzeyinde bir sözde Kürdistan kurulması yönündeki gelişmeleri görmeyen, hatta oralarda PKK’yı temizleme görevini uluslararası çağrılar yapıyor bizim iktidarımız. Bir Şam yönetimini havale etmek istiyor, ya burayı temizleyin diyor. Ondan sonra uluslararası topluma çağrılarda bulunuyor. Suriye’de terörü temizleyin diye. Peki Türk ordusu ne için kuruldu? Türk ordusu ne için var? Sınır ötesindeki terörü temizlemek görevi değil mi Türk ordusunun? 2015-16 Temmuz’dan sonra 10 Ağustos’ta Türk ordusu Fırat Kalkan harekatıyla o sınır ötesi temizlemeye başlamıştı. Şimdi ne oldu? Amerika ve İsrail’le paralel uyumlu politikaları girince ne oldu? Suriye, Amerika, İsrail’in eline geçti. Orada bir Kürdistan kuruluyor. Türkiye’de kendisini bölmek için, 2. İsrail Devleti’nin orada kuruluşu amacı o. Kendisini bölmek için kurulan o sözde devletçiye karşı kendi görevlerini başka devletlere ısmarlıyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarı. Bu anlayışlarla, bu tavırlarla iflas eden, dünyadaki gelişmeleri görmeyen, anlamayan, o gelişmeler içerisinde Türkiye’nin milli devleti nasıl güçlendirilir, bunları görmeyen tersine o devleti zaaflara sürükleyen anlayışlarla nasıl Türkiye’nin güvenliğini sağlayacaklar. Bu da neyle birleşiyor? Bakın, bizzat Cumhur İttifakı içinden böyle bir bölücü bildirge çıktı. Hüdapar. Cumhur İttifakı’nın üyesi değil mi Hüdapar? Hüdapar’ın bildirgesine bakıyorsunuz. PKK’nın bildirgesiyle hiçbir farkı yok. PKK’nın bildirgesiyle, Hüdapar’ın bildirgesiyle hiçbir farkı yok. Hatta tarihsel köklere kadar, Şeyh Said, Seyit Rıza, Hedo’lar, kahramanları, idolleri vs. oraya kadar. Ve bugün de PKK’nın talepleri neyse Hüdapar’ın talepleri o. Hüdapar, PKK, DEM Partisi birleşmiş. DEM Partisi ile ittifak halinde olan devlet bahçeliğiyle Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, Hüdapar’la ittifak halinde olan da Sayın Tayyip Erdoğan. Sayın Genel Başkan, Hüdapar’ı birazdan soracağız size. Önce şu çizdiğiniz çerçevede, Türkiye’ye yönelik, Türkiye’den bakalım diye girdiğiniz söze ve bu zirvelerin, bu gelişmelerin Türkiye’nin önündeki sorunları ağırlaştırıp ağırlaştırmadığına dair bir analiz yaptınız. Şimdi Doğu Akdeniz’deki tehlikeye uzun süredir vurgu yapıyordunuz. Burada ABD ve Rusya’nın aynı masada Ukrayna savaşını bitirme iradesini gösterdiği koşullarda, siz daha önce Doğu Akdeniz’deki tehditlere hem özgücümüzü kuvvetlendirmek, ikincisi çeşitli dayanaklar, ittifaklarla dayanaklar oluşturmanın önemini işaret ediyordunuz. Burada da hep Rusya’yı. Rusya ve İran. Evet Rusya ve İran. Daha çok donanma kuvveti sebebiyle de Rusya’nın biraz üzerinde. Ve Suriye. O zaman Suriye’nin başında Sayın Beşşar Esad vardı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran’la birlikte Suriye’nin kuzeyindeki terör hükümlerini temizlesin. Şimdi bu yeni durumda Trump’la birlikte Rusya’yla da masada bir savaşı bitirme iradesi de gösterdiklerine göre, Doğu Akdeniz’de sizin kurduğunuz bu denklemde bir değişiklik olacak mı bu siyasetlerde? Bu denklemde esasta değişiklik yok şu manada. Bizim kurduğumuz denklemin hedefi belli. Nedir o hedef? Biz burada Türkiye’nin de güvenliğini tehdit eden, toprak bütünlüğünü tehdit eden bir ikinci İsrail devletçinin kurulmasını kabul etmiyoruz. Bakın Kürdistan demiyoruz. Kürdistan’la hiçbir ilgisi yok. Doğrudan dolayı ikinci bir İsrail devletçiliği. Amerika’ya, İsrail’e sırtını dayayan ve sonuç itibariyle İsrail’in kuklası olacak bir devletçik. Suriye’nin bölünmesinin sonucu bu. Yani Suriye’nin bölünmesinden iftihar edenler ki, Türk Ak Parti iktidarı da sevinçle bayram yaparak karşıladı. Suriye’yi böldüler. Şimdi bakalım bunun altından Türkiye nasıl çıkacak? Onun zorluklarını da biz halledeceğiz. Bize kalacak yani. Çünkü mevcut Sayın Tayyip Erdoğan’ın yönetiminin Suriye’nin kuzeyinden gelen Amerika-İsrail odaklı tehlikeye göğüs gelecek hali yok. İktidar ortağı Devlet Bahçeli ve Amerika-İsrail projesinin tam göbeğinde. Yani tam Temmuz ayında Devlet Bahçeli’nin açıkladığı yeni açılım PKK’yı muhatap alıyor. Zaten bugün Amerika-İsrail’de neyi tezgahlıyor? PKK’nın orada bir devletin başına geçmesini tezgahlıyor. Sonuç itibariyle. Ve bakın siz de söylediniz, aynı zamanda Irak’ın kuzeyinde, Abdullah Öcalan’ın güvercinleri haber taşıyorlar, Barzani’ye gittiler. Bu da Amerikan planı. Yani Abdullah Öcalan güya Türk Devleti’nin avucunda. Ama Türk Devleti’nin Amerika’dan bağımsız bir politikası olmayınca, Abdullah Öcalan da neye bakıyor? Kürdistan’ı burada Amerika ve İsrail kurar. Öyleyse ben de Amerika ve İsrail’in projelerinde kendime bir yer tarif edeyim, bir rol tarif edeyim. O rol de ne? Zaten o rolü Amerika ve İsrail belirlemiş. Yani siz Irak’ın kuzeyindeki Barzani’yle, Barzanistan’la, Suriye’nin kuzeyindeki PKK devletçiyi birleşeceksiniz. Ta Doğu Akdeniz’e kadar bir de limanınız olacak. Hatta Irak’ın kuzeyinden Musul’a, Kerköke, Sarkın ve petrolleri de ele geçirin. Bir eksiğiniz kalıyor, o da Diyarbakır. Diyarbakırsız bir Kürdistan olmaz, sözde Kürdistan olmaz. İkinci İsrail olmaz Diyarbakırsız. O şey, evelallah, yani Amerika’nın ağzından söylüyorum, onu da hep beraber halledeceğiz. Bunun mevzilerini yaratalım, onun için siz Barzani’yle PKK olarak anlaşın, birleşin. Şimdi bu tezgahın içindeler. Bu tezgahın içinde başka kim var? Devlet Bahçeli de var. Geçen gün Dem Parti’nin sözcüsü ağzından şey diye kaçırdı, Abdullah Bahçeli diye ağzından kaçırdı, kimisi de Devlet Öcalan diye söylüyor. Ama bu şaka ama gerçeğe dayanıyor. Devlet Bahçeli çok açık bir şekilde Amerika-İsrail projeleri üzerinden PKK ile yandaş oldu. Beraber aynı konuma girdiler. Peki, Sayın Tayyip Erdoğan nasıl çıkacak bu işin içinden? Baş müttefiki Devlet Bahçeli önderliğindeki yeni açılıp tamamen Kürdistan projesine Amerika ve İsrail’in hizmet ediyor. Yine Cumhur İttifakı içinde yer alan Hüda Apar PKK ile aynı programı savunuyor, bölücü. O da Amerika ve İsrail’in güdümünde. Yani İslamcılık falan taslıyor ama sonuç itibariyle Amerika ve İsrail güdümündeki planlarda ne kadar İslamcı olunur o da ayrı bir mesele. Ve bunların arasında Sayın Tayyip Erdoğan şimdi AK Parti Kongresine gidiyor. Nasıl işin içinden çıkacak bu denge politikalarıyla? Ve Dışişleri Bakanlığımızda bütün dünya merkezlerini dolaşıyor. Ve bütün o merkezlerde her yerde Şam’a gidiyor diyor ki ya şu terörü temizleyin. Peki Türk ordusunun görevi ne? Yani o Türkiye’ye yönelen tehdidi Türk ordusu temizlemiyor da HDP mi temizleyecek? Ondan sonra Münih Güvenlik Konferansı’na gidiyor. Oradan uluslararası camiaya yani Amerika’ya, İsrail’e çağrılarda bulunuyor. Türkiye’nin terörü, Suriye’deki terörü temizleyin diye. Yani Amerika ve İsrail kendi kara kuvvetini mi temizleyecek? Amerika Birleşik Devletleri nasıl adlandırdı PKK’yı? Bu dedi benim kara kuvvetim. Hani hava kuvveti, deniz kuvveti, kara kuvveti var ya bu benim kara kuvvetim. Şimdi bizim iktidarımız, AK Parti iktidarı, onun bakanları vesaire kalkıyorlar. Amerika Birleşik Devletleri diyorlar ki sen kendi kara kuvvetlerini temizle. Yani Amerika şu bu şuna benziyor. Amerika Birleşik Devletleri kendi ordusunun bir tugayını temizleyecek mesela diyelim. Tugay gücün değilse. Kendi silahlandırdığını silahsızlandıracak. Münih Güvenlik Konferansı’nda da. Bakın şimdi AK Parti hükümetinin bu dengeci diye ilan ettiği, dengeci diye en sonunda dengesini de kaybetti. Amerika ve İsrail şeyine girdi, rüzgarın içerisine kapıldı gitti. Onun iflas ettiği yerdeyiz şu anda. Halbuki ama Türkiye gemisi nereye doğru gidiyor? Geminin kaptan köşkünde kim olursa olsun Asya’ya doğru gidiyor. Türkiye’nin birinci ve ikinci ticaret ortakları Rusya ve Çin. Asya’ya doğru gidiyor Türkiye ekonomisi. Ben burada çok affedersiniz bir şey sormak istiyorum. Fiyatta ki bu zirve ile ilgili orayı geçmeden önce, şimdi Rusya ve ABD ilişkilerini yeniden tesis etmek konusunda anlaşmaya varmaya başladı. Yani yeni büyük elçiliklerin daha işlevli hale getirilmesi, Biden dönemindeki bir takım adımların geri alınması. Hatta bankalara yönelik yaptırımlarla ilgili de bir takım şeyler konuşulmuş anlaşılan. Peki bunun Türkiye’ye yansıması ne olur? Suriye sahasındaki yansıması ne olur? Şimdi bir kere şunu söyleyeyim. Yani bu Trump’ın ki tamamen gerçekçi bir politika. Yani üç cephede, diyelim Amerika’nın başta üç cephesi var. Birisi Ukrayna’da Rusya’ya karşı kurduğu cephe. İkincisi Tayvan Boğazı’nda Çin halk cumhuriyetine karşı bir cephesi var. Bunlar başlıca önemli cepheler. Üçüncüsü de Doğu Akdeniz cephesi. Bu üç cephede birden mücadeleyi ABD’nin yürütemeyeceğini Trump gerçekçi bir şekilde saptırdı. Yani bunu kaldıramıyor Amerika ekonomisi de, güvenliği de kaldıramıyor. Yani Amerikan ekonomisi bu üç cephede boy ölçüşmeleri falan filan götürecek durumda değil. Ekonomi, dolar saltanatı çökmüş, haraç sistemi çökmüş. Ve bunu da ısrar ederse maceralara yönelecek ve bunun ağır faturaları var. Hem güvenlikte ağır faturalar var ama ekonomi de esas. Trump ne yapıyor? Bu cephelerden iki tanesini de tatil yaparak yani erteleyerek biraz zamana bırakarak Rusya ile nereye odaklanıyor? Doğu Akdeniz’e odaklanıyor. Bakın Doğu Akdeniz cephesinden vazgeçmiyor. Ne yapıyor Trump? Bir kere Doğu Akdeniz cephesinde yığınağını yapmış. Ege kıyılarına getirmiş. Yunanistan’ın üstlerini kurmuş değil mi? Dedaş’tan başlıyor, devamlı sayıyoruz. Dedaş, Kavala, Selanik, Larissa, Stepanovic, Birit’in kuzeyi, Kıbrıs’ın güneyi üstlerini kurmuş. İkincisi Doğu Akdeniz’de İsrail ve Yunanistanlı tatbikatlar yapıyor ABD. Yani Doğu Akdeniz odaklı. Doğu Akdeniz’de de bir donanma yığınağı yapmış. Ondan sonra ve üçüncüsü Suriye’de bir başarı kazanmış. Suriye’de Türkiye’nin devlet zaafını da çok iyi değerlendirerek ABD ve İsrail Suriye’yi açıkça ele geçirmişler ve orayı bölüyorlar. Orada Amerika bir başarı kazanmış. Şimdi bu koşullarda siyasetleri belirlemek lazım. Burada Amerika ve Rusya, Rusya cephesinde Amerika teslim oldu diyebiliriz. Daha doğrusu şöyle diyelim teslim olduğu değil de, Rusya’nın zaferini Amerika kabul etti. Baktık yani Rusya kazandı orada. Orada ısrar etmenin bir manası yok, Amerika açısından zararı var. Çin’e de diş geçirme şansı yok. Pentagon’da bir takım harp oyunları yapılıyor biliyorsunuz ve o harp oyunlarında hep Çin kazanıyor. Yani Amerika’nın generalleri de şunu saptıyorlar, eğer Çin’le savaşırsak Çin kazanıyor. O cephede de çelişmeleri erteliyor ABD. Ama vazgeçmediği ve başarı kazandığı bir cephe var, o da Doğu Akdeniz. Türkiye’yi ilgilendiren bu. Amerika ve İsrail’in odaklandığı yer Doğu Akdeniz ve buradaki bir nohulu tehdit, tehdit olarak kabul ettikleri Amerika ve İsrail’in bir nohulu düşmanları diyelim. Şu anda Amerika ve İsrail’in bölgemizdeki bir nohulu düşmanı Türkiye’dir. İkinci düşmanı İran’dır. Bunu İsrail’in güvenlik raporları, İsrail’in hükümetinin güvenlik programları, İsrail’in istihbarat teşkilatının tespitleri hepsi burada bu bölgede diyor, bizim için birinci tehdit Türkiye’dir. Türkiye’yi hedef alıyorlar. Sonuç itibariyle Amerika’da İsrail’le tam bir beraberlik kurdu ve Trump Doğu Akdeniz’de yoğunlaştığını, odaklandığını çok pratik bir şekilde, masa demeyelim de bütün coğrafyanın, kürenin üzerine koydu. Burada nedir? Dedi ki, buradan gerekirse sürüp atacağız, gerekirse bile değil. Buradan dedi, Gazze’den Filistinlileri süreceğiz ve atacağız. Bugüne kadar hiç kimsenin ifade edemediği çok ciddi bir tehdit. Ve bu tabii bütün Arap ülkelerinde dalgalanma yarattı. Bakın Mısır’ıydı, Ürdün’üydü, Suudi Arabistan, bütün Arap ülkeleri, Amerika elektriği, İsrail elektriği birdenbire bir dalga yükseliyor. Bunu da görmemiz lazım. Bütün bunların ortasında bocalayan, ne yaptığını tam bilemeyen, strateji doğru dürüst saptamamış, Amerika’nın ve İsrail’in güdümüne girmeyelim, güdüm demeyelim, o biraz ağır kaçacak, ama onunla uyumlu siyasetlere girmiş, dolayısıyla bocalayan bir AK Parti iktidarı var. Şimdi Rusya, her cephede anlaşmış değillerle Rusya ile Amerika. Yani tabii Rusya kendi cephesinde, Ukrayna’da zaferi kazandı. Ama Doğu Akdeniz, Rusya için dehayati önemli. Dolayısıyla Doğu Akdeniz’e Amerika’nın odaklanması, en sonunda Rusya’yı da tehdit eden bir olay. Yani diyelim Ukrayna cephesinde Amerika kaybetti ama Doğu Akdeniz’den bir Kürdistan kurarak. Şimdi burada da bir, geçen de Sayın Rusya Büyükelçisi ile görüştüm. Orada şunu ifade etti, bugüne kadar Suriye’nin Akdeniz kıyısı bir şey odaydı, yani stratejik odaktı. Yani Suriye’deki stratejik odak Suriye’nin Akdeniz kıyılarıydı. Şimdi Amerika ve İsrail’in Suriye’yi ele geçirmesinden sonra, orada stratejik merkez Fırat’ın doğusuna, Suriye’nin kuzey doğusuna kaydı. Yani orada ne var? Kürdistan projesi var, İkinci İsrail projesi var. Yani bu da Rusya’nın berraklaştığını bu süreçle ilgili olarak görüyor. Yani onlar da İkinci İsrail planını stratejik odak olarak kabul etmeye başladılar Suriye’de. E tabi bu, şimdi Rusya bir zafer kazandı, doğru ama önümüzdeki süreçte, Doğu Akdeniz’deki Amerika tehdidi sonuç itibariyle Rusya’yı da ilgilendiriyor. İran’ı çok ilgilendiriyor. Şimdi ne yaptılar? İran’ın denetiminde yönettiği Hizbullah’a karşı Lübnan’da bir takım darbeler indirdiler. Ve en önemlisi de Hizbullah’la İran arasındaki iletişimi ve destek yollarını tıkama yolunda bir başarı kazandı ABD. Ve İran’ın yönetimindeki güçleri mücadele eden Hizbullah gibi kahramanca mücadele eden güçleri hedefe aldı. Ama yavaş yavaş okların İran’a doğru döndüğünü de görüyoruz. Amerikan siyasetindeki, Trump’ın siyasetindeki okları. Böyle bir tablo var. Sonuç itibariyle yani Amerika ile Rusya anlaştı, kısmen anlaştı. Bu stratejik bir anlaşma değil, taktik planda bir anlaşma. Trump açısından da, Amerika açısından da tabii bu anlaşmanın kazananı Rusya olduğu için Putin son derece memnun ve bütün dünyada bunu Rusya’nın zaferi olarak ilan etti. Evet. Rusya Büyük Elçisi ile görüşmeden başka bir ayrıntı var mı? Hazır oraya gelmişken görüşmenin çerçevesi neydi? Sayın Rusya Büyük Elçisi Yerhoff aşağı yukarı bizimle aynı tahlilleri yapıyor. Bu söylediklerimin hemen hemen hepsi onun da paylaştığı fikirler. Ama bu Suriye’nin eskiden stratejik coğrafyası Akdeniz kıyısı iken, Fırat’ın doğusuna, kuzeydoğu Suriye’ye kaydığı tespiti çok çok önemli. Rusya’nın da dikkati artık o ikinci İsrail planında diyebiliriz bu açıdan. Evet. Şimdi Doğu Akdeniz’deki tehditleri vurguladınız. Sizin son yaptığınız konuşmada Vatan Partisi’nin Filistin’e direnen Selam Gecesi’nde yaptığınız konuşmada da Filistin’le bu Kukla Devlet Projesi’ni bağlaştıran ifadeleriniz oldu. Benim görüştüğüm bazı gazeteci dostlarımız bu ikisinin farklı farklı cepheler olduğunu, birbirinden farklı durumlar olduğunu iddia ettiler sohbetlerimin sırasında. Ben Vatan Partisi’nin gecesine ilişkin görüntüleri onlara yolladıktan sonra WhatsApp üzerine yazıştığım gazeteciler sizin konuşmanızdan buraları sorguladılar. Nasıl bir bağ var diye. Şöyle, Filistin kazanırsa, bunu yazalım da lütfen. Lütfen yazalım şuraya. KJ mi diyoruz? KJ diyoruz, evet. Alta yazalım. Damla hemen yakalaştı. Filistin kazanırsa Kürdistan kaybeder. Kürdistan kazanacak olsa Filistin kaybeder. Yani Filistin’in kazanması ile Kürdistan’ın kazanması arasında bir beraberlik yok. Neden yok? Çünkü Filistin Amerika ve İsrail’e karşı mücadele ediyor. Kürdistan ise Amerika ve İsrail güdümünde bir proje. Dolayısıyla aynı coğrafyada yani sonuç itibariyle Filistin’de Kürdistan’ın kurulacağı bir coğrafya olarak ilan edilen coğrafya arasında 500-600 km bir mesafe var. Hatta daha da kısa olduğu söylenebilir. Ve burası birbirinden kopuk cepheler değil. Filistin Amerika ve İsrail ile mücadele ediyor. Kürdistan projesinin teröristleri ise Amerika’nın güdümünde Türkiye’ye karşı, İran’a karşı ondan sonra Suriye’ye karşı, sonuç itibariyle Suriye’yi bölmek istedikleri için ve Irak’a karşı konumlanmış durumdalar. Dolayısıyla Filistin davasıyla Kürdistan davası cephe cepheye. Filistin davası empeyizme karşı bir dava. Kürdistan davası ise empeyizmin güdümünde bir dava. Aslında bu yeni bir olay da değil. Bakın 200 yıldır Filistin davası empeyizme karşı. Hiç Filistin davasının empeyizmle iş birliği yaptığı bir tarihsel süreç yok. Kürdistan davası ise 19. yüzyılın sonlarından beri o zaman İngiliz empeyizminin, sonra Fransız empeyizminin, Rus şarlığının desteklediği bir projeydi. Yakın tarihten beri de Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in desteklediği bir proje Kürdistan. Dolayısıyla Filistin ve Kürdistan karşı karşıya olan iki proje, iki dava. Bu konumlarının değişmesi için bir sebep de yok. Değişmesi de mümkün değil. Çünkü Kürdistan’ı Amerika ile birlikte kurmak zorundasınız. İsrail ile birlikte kurmak zorundasınız. Kürdistan’ı Amerika’ya kafa tutarak kuramazsınız. Bunu İsmail Beşikçi de bunu kabul etmeyen yok. En sonunda biraz anti-empeyiz gözüktüğü dönemler olmuştu. 1990 öncesinde PKK’nın ve şimdi o da tamamen Amerika ve İsrail’i arkalarındaki dayıları kendilerini güden kuvvet olarak görüyor. Zaten onlardan silah alıyor. Ve onların başarılarıyla amacına ulaşmaya çalışıyor. Ve bu 200 yıldır empeyizm işbirlikçisi olan Kürdistan projesi bugün en koyu bir şekilde empeyizm işbirlikçisi bir mevziye girdi. Çünkü silahların konuştuğu bir dönem. 1 Aralık 1921-1922 yani İstiklal Savaşı sırasında Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde bir iki Türkiye’nin desteğiyle, Mustafa Kemal Paşa’nın desteğiyle bir iki anti-empeyiz Kürt hareketi ortaya çıkar gibi oldu. Ama o bir iki yıl bile sürmedi. Hemen kendi yatağına girdi. Hangi yatak o? İngiliz empeyizmi ile Fransız empeyizmi ile işbirliği yatağı. Gece nasıl geçti? Televizyondan çok etkili gözüktü. Olağanüstü, başarılı ve çok büyük bir kararlılık. Filistin’de kadınlar ölüyor, kızlar ölüyor, çocuklar ölüyor, bilmem ne oluyor falan söylemi değil. Bütün konuşmalarda Filistin Büyükelçimiz de bir şiir gibi konuştu. Hakikaten konuşması bir edebiyat örneği de diyebilirim. Çok olağanüstü bir konuşmaydı. Son derece kararlı. Mesela oradan bir cümle söyleyeyim. Filistin Büyükelçisi’nin bu Trump’un gazze halkını sürmesiyle ilgili konuda cevabı şuydu. Trump dedi, Filistin halkını tanımıyor dedi. Mükemmel bir cevap. Hiçbir sivriliği olmayan, tanımıyorsunuz onu bunu yapamazsınızı çok veciz bir şekilde ifade etti. Bütün konuşmalar öyle. Ekrem Atayer’in yönettiği koro, Aydınlık Halk Korosu, gerçekten herkes gözyaşlarıyla çok duygulanarak izledi. İki tane parça seslendirdiler. Sarp Öztan’ın yaptığı bestelere Ekrem Atayer çok güzel girişler bestelemiş. Ben hayran kaldım. Özlem Konur da bu arada korodaydı. Koroda Özlem Hanım da vardı. Aydınlık Halk Korosu’nun da bu süreçte canlanması Ekrem Atayer önderliğinde çok güzel bir haber. Çok güzel bir müjde oldu. Aydınlık Halk Korosu da çok başarılıydı. Ekrem Atayer’in bu besteleri. O da geceye çok duygusal bir boyut kattı. Herkesi heyecanlandıran. Ama orada da bir kararlılık var. Bizim 9 şehidimizin Nahre-i Baret’te, o da 21 Şubat 1973’tür. 21 Şubat’a 3 gün kaldı değil mi? Evet. 18 Şubat. 21 Şubat, 3 gün sonra 21 Şubat günü 1973 yılında verdiğimiz şehitlerin 52. yıl dönemi oluyor. Yani 52 yıl önce arkadaşlarımıza tek tek isimlerini, Filistin Büyükelçimiz şehitlerin isimlerini tek tek saydı. 9 şehidimizin başta oraya gözlenmek üzere. Zaten Ekrem Atayer’in Korosu’nun da seslendirdiği hikayeler, destan diyelim onlara. O 9 şehidimiz hakkındaydı. Bir şehidimiz daha var bizim İsmet Düşbudak. O da 30 Aralık 1971 günü İsrail Büyükelçiliği önündeki eylemde şehit edildi. Şehit oldu. Yani İsmet Düşbudak. O da Filistin’de eğitim görmüş. Ondan sonra savaş kabiliyetleri falan yetenekleri çok yüksek olan bir arkadaşımızdı. O da 10. şehidimizdi. Aslında ilk şehidimiz odur. 30 Aralık 1971 yılının son günü diyelim, sonundan bire belki günü. 30 Aralık günü İsrail Büyükelçiliği önünde şehit olmuştu İsmet Düşbudak. O 9 arkadaşımız, tabii onu tanıyanlar var. O 9 arkadaşımızda hatıraları olan, ben 9’unu da çok yakından tanıyorum. Hepsi pırlanta gibi çok değerli arkadaşlar. Çocuklarını mesela Bora. Bora’nın çocuğu daha 1 yaşında yoktu hatırladığıma göre. Yani 1 yaşındaki kızını bırakıp ailenin, 1 yaşındaki kızını bırakıp Filistin’e gitti. Yani ona o parti o görevi verdiği zaman. Diğer arkadaşlarımız evlerini, annelerini, karılarını, eşlerini, yurtlarını, okullarını bırakıp gittiler. Sevgililerini ondan sonra. Ve bir daha oradan dönmediler. Yani arkalarında da çok büyük bir hasret bırakarak, özlem bırakarak aramızdan ayrıldılar. Hepsi kahraman. Ve onların şehit edilmesinde tabii bizim Gladio’nun, Türkiye Gladio’sunun büyük rolü var. Mehmet Eymür, Hiram Abbas Mehmet Eymür ekibinin, Mossad ekibinin mit içindeki iftiharla anlattığı marifetidir. Ergenokon duruşmasında tanık olarak geldiği zaman Mehmet Eymür, Filistin’de Perinçek’in 9 arkadaşının şehit olmasını ben sağladım. İsrail’lere onların adreslerini verdim. Ondan sonra bilgileri verdim. Ve ben sağladım diye de göğsünü gere gere Mehmet Eymür anlatmıştı. Tabii oradan kurtulan birkaç arkadaşımız da oldu. Toplantımıza uluslararası alanda çok güçlü bir katılım oldu. Tam onu soracaktım. Burada bayrakları var. Bu şeyi sırasıyla yaptık arkadaşlarımız. Niye Nicaragua’dan başladınız? Pasifik’ten başladık. Yani diyelim tepsi gibi haritayı çiziyorlar ya. Evet. Aldıkları önümüze. En batıda o haritada ne var? İşte Latin Amerika var. İşte o dört tane Latin Amerika ülkesi temsilcisi toplantımıza katıldı. Nicaragua Büyükelçisi hanımefendi, işte Kolombiya, Bolivya, Venezuela diplomatları. Oradan Afrika’nın batı ucundaki Moritanya. Meridyenlere göre bakmışlar. Belarus, Filistin, Lübnan. Yani Batı Asya’dan da Belarus da aslında kuzey de Batı Asya’dan sayılabilir. Belarus, Filistin, Lübnan, İran, Birleşmiş Arap Emirlikleri, Rusya, Batı Asya’dan olan katılımdı. İki tane Türk devleti, yani bizler Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden bizler dışında, Türkmenistan ve Kırgızistan diplomatları da geldi. Sonra Asya’ya doğru Bangladeş ve en son diyelim Çin Halk Cumhuriyeti. Onlar da çok, dört beş arkadaş Çin Halk Cumhuriyeti’nden katıldılar. Bayağı yoğun olarak katıldılar ve böyle bir enternasyonel hava oldu. Ondan sonra o siyahlar, beyazlar ve tam böyle omuz omuza. Ve çok coşkulu bir hava oldu, onu söyleyeyim. Yani ben bazı büyük elçilerin böyle bizzat ağladıklarını, gözyaşları içinde duygularını toplantıya izlediklerini gördüm. Heyecan tabii gözyaşları ama çok büyük bir kararlılık oldu salonda. Katılım da çok çok güçlüydü. Birçok insan ayakta kaldı. Salonda çok güzel bir salon. Çankaya Belediyesi’ne de teşekkür etti arkadaşlarımız. Öyle özetlenebilir. Ben geceden bir şey sorabilir miyim? Filistin Büyükelçisi Sayın Büyükelçinin bir sözü aklımda kaldı benim. Diyor ki Vatan Partisi bizim yalnızca acılarımıza değil, mücadelemize de ortak oldu. Acaba Filistinliler de mi artık bu ağlama şeyinden sıkıldılar? Filistinlilerde o ağlama yok zaten. O ağlama Filistin’in gevşek dostlarında diyelim, sahte dost diyemiyorum onlara. Gene de bilgi dostu ama Filistin’e dostluğu acındırarak Filistinlileri sergiliyorlar. Yani Filistin’in kahramanlığı ile sonuca ulaşmak değil de bu halka acıyın, bu kadar bombalamayın, bu kadar çocukları, kadınları öldürmeyin ondan sonra falan diye. Ve orayla dayanışmayı da sargıbezi yollamayla sınırlayan bir şey var, kamuoyu var. Yani orada da tabii Filistin dostluğu var ama neyi kavramıyor? O silahlı mücadelenin başarı için biricik şans olduğunu kavramıyor. Bunu Karabağ’da da gördük. Bakın Karabağ olayı başladığı zaman Vatan Partisi tekti. İşte bizim yönetimimiz, o zaman yine Sayın Tayyip Erdoğan yönetimi, Karabağ olayı başladığı zaman uluslararası camia, uluslararası camia durdurun bu Ermenileri falan çağrıları yapıyordu. Vatan Partisi dedi ki Ermeni işgalini ancak, arkasında Amerika ve Batı da var, ancak silahla durdurabilirsiniz. Silah dışında bir durduracak şey yok, güç yok dedik. En sonunda bizim o görüşümüz ağır bastı ve Azerbaycan’ın silahı, Türkiye’nin silahı ve Rusya’nın da oluruyla ve katkısıyla Karabağ başarısı oldu. Orada da Sayın Cumhurbaşkanımız söyledi, Putin olmasaydı dedi, Karabağ’da zafere ulaşamazdık. Yani Rusya’nın katkısını da bizzat Sayın Cumhurbaşkanımız New York’tan dönerken ve başka düzlemlerde ifade ettiler. Orada da bir model oluştu, Türkiye, Azerbaycan, Rusya beraberliği Karabağ sorununu çözdü. Silahla mı? Filistin de silahla çözülüyor. Hamas’ın mücadelesi ne oldu? Birdenbire dünyanın her yerinde Filistin yanında hareketler başladı. Amerika dahil, İsrail dahil. Çok çok önemli. Sadece uluslararası değil, ben ekrandan bakarken Doğan Bekin, Profesör Doktor Doğan Bekin’i gördüm. Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı. Sonra Ayhan Bilgen Beyefendiyi gördüm. Evet, ses partisinin eski başkanı, eski Kars Milliyetvekilimiz Ayhan Bilgen. Yeniden Refah Ses Partisi. Millî Görüş Camii aslında çok sayıda kişi vardı. Çok şeyde şeyler vardı, başka partiler. Biz Doğan Bey’i Ezberbozan programında ağırladık yaklaşık bir sene önce. İran dostluğunun ve İran’la birlikte siyasetler geliştirmenin stratejik önemine işaret etmişler. Bir şey de vardı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun partisinin Genel Başkan Yardımcısı. Bu gecenin ana mesajı nedir? Onunla tamamlayalım, yeni bir konuyu açalım. Filistin’in silahlı mücadelesinin ve her alanda yürüttüğü mücadelenin yanındayız ve hepimiz Filistinliyiz. Hepimiz Filistinliyiz, başlığı, aydınlığı, havayı veriyor. Orada herkes Filistinli oldu. Orada Kolombiyalı, Nicaragualı yok, Filistinli var. Bangladeşli, Birleşik Arap Emirliklerinden yok, Filistinler var. Türk yok, Rus yok, İran yok, Belarus yok, Mauritanya yok. Hepimiz, yani bütün yedi kıta, yedi iklim Filistinli oldu o gece. Çünkü Filistin bütün dünyanın ön cephesi. Bu çok önemli. Filistin yalnız Filistin halkının bir mücadelesi, hepimiz onu destekliyoruz. O değil. Sonuç itibariyle o bütün insanlığın, dünya ölçeğinde, küresel ölçekte bütün insanlığın Amerikan empeyizmi ve İsrail’e karşı ortak mücadelesinin mızrağının ucu Filistin. Yani orada da ön cephe nedir süngü hücumlarında falan? Ölümü en başta göze alan, yani süngü hücumuna kalktığı zaman düşman siperlerine, ölüme doğru koşan insanların cephesi. Hakikaten bu yaşanıyor. Filistin ön cephe. Türkiye de coğrafi olarak ön cephe ülkesi ve aynı zamanda savaşıyor. PKK ile Türkiye’nin mücadelesi, sonuç itibariyle bir ön cephe mücadelesi. Filistin, Türkiye, Suriye milleti, Suriye milleti de bir ön cephe ülkesi. Bakın 2013, 2011’den mi başladı? 2012’den mi başladı? 2012’den bugüne kadar 13 yıl Amerika ve İsrail’in Suriye’ye yaptığı müdahaleler, iç savaş kışkırtmalarına karşı. 2011 Nisan’da başladı. O zaman ne oldu? 14 yıl. Tabii. Cisreel Şubu’daki olay. 14 yıl savaştı Beşer Esad önderliğindeki Suriye, Amerika ve İsrail müdahalesine karşı. Bu da bir ön cephe ülkesi ve o mücadele de devam ediyor. Üstelik o savaşın içinde Milli Güvenlik Kurulu diyebileceğimiz heyetlerin yarısını havaya uçuran bombalı saldırılar olmuştu. Hasan Türkmani savunma bakanıydı. O da Türk’tür yani. 7-8 bakanı birden. Görüştüm onunla. Hasan Türkmani, biz Suriye’ye gittiğimiz zaman o zaman Genel Kurulama Başkanı ve savunma bakanıydı. Soyadı Türkmen olan. Yani Suriye ordusunun başında bir Türk vardı. Evet. Hasan Türkmani. Ve yine başbakan Türk’tü. Ben ismini vermeyeyim. Türkmen liderlerden biriyle yakın zamanda görüştüm Suriye’de neler oluyor diye. O Özgür Suriye ordusu içerisinden yer alan birisiydi. Biz dışlandık dedi. Şu anda Şahra’dan randevu bile alamıyoruz dedi. Şam’da bekleme durumundayız dedi. Dedim Hasan Türkmani’yi hatırlattım. Savunma bakanıydı. Siz şimdi dışlandık diyorsunuz. O zaman Esad döneminde savunma bakanlığı koltuğunda bir Türkmen oturuyor. Başbakan. Tabii. Beşer Esad zamanında yani biz 2008 pardon 2000 kaç? 2007 yılında Sayın Yaşar Müjdeci komutanımız 7 kişi olarak gittiğimiz zaman Semih Koray arkadaşımız vardı diğer 7 kişilik bir heyette gittiğimiz zaman o zaman başbakan Türk’tü. Türkmendi. Savunma bakanı Türkmendi. Tabii. Filistin Gecesi’ni yeni bir gündemle geçelim eğer başka bir soru yoksa. Şimdi Sayın Genel Başkan, reklama bir 7-8 dakika var ama konuya girelim. Girelim. Bu sefer bizim hem Aydın’dan hem de Ulusal Kanal’ın çeşitli alanlara yoğunlaşan muhabirlerimiz var. Bilal Gürbüz arkadaşımız da özellikle Emperyalizm Güdümü’ndeki bölücü girişimleri çok dikkatli takip ediyor. Yayından önce Bilal’i aradım. Dedim ki Genel Başkan’a ne soralım ne diyorsun Bilal dedim. Bana bir özet geç bugünün gelişmelerini. Çok böyle hap gibi bana yazdı bütün. İzleyicilerimizin de dikkatine sunayım. Mesut Barzani Türkiye’deki sürece destek vermeye ve katkıda bulunmaya hazır olduğunu söyledi. İşin özü yani Barzani’yle görüşmenin özü bu. Abdullah Özalan, Mesut Barzani, Devlet Bahçeli, Amerika, İsrail beraber. Evet yani Mesut Barzani de bunu bir kez daha ilan etmiş oldu. Hüda Apar da dahil. Tabii. Neçirvan Barzani. Yani Sayın Cumhurbaşkanımız da bu iş Devlet Bahçeli önderliğinde yine açılım gidiyor diyor. O da var orada ama önderlik Devlet Bahçeli. Tabii. Neçirvan Barzani bu tarihin fırsatı kaçırmayalım açıklamasında bulundu. Bafıl Talabani’den bir ses çıkmadı şu ana kadar. Kimden? Bafıl Talabani. Yani hem Barzani hem Talabani temaslarının sonucu. Şimdi burada… Bu da biraz İran dozu altında. Evet İran etkisinin hep olduğu söyleniyor. Gerçeklerde görüşüyor. Bafıl Talabani’nin de şey var. Açıklama mı geldi? Buyurun. Bu süreci birlikte inşa edelim gibi yardımcı olmaya hazırlıyor. Anladım. Biz onu demek ki kaçırmışız. Şimdi burada… Bu da çok önemli. Neden? İran, Rusya, Türkiye Kürt örgütlerini kontrol edemez. Çünkü stratejik hedef bu ülkeleri bölmek olduğu için Kürt örgütleri Amerika ve İsrail’le iş birliğine mecbur, mahkum olan örgütlerdir. Bu Talabani bunun dışında değil. Bakın Kürt milliyetçiliğinin tarihi, Enpeyzm’de iş birliği tarihidir. Bir tarihte İngiliz Enpeyzmi ile Fransız Enpeyzmi ile Rus Çarlı ile iş birliğidir. Şimdi bugün de Amerikan Enpeyzmi ile iş birliği tarihidir. Yani Kürt örgütleri içerisinde Enpeyzm’e karşı tavır alan tarih boyunca… Bir denge kava falan vardı ama onlar da ezildi, yok edildi. Şimdi bu ziyaretlerin varacağı nokta ne? Hedefinde ne var? Türkiye Dışişleri Bakanlığı özellikle, hatta Ak Parti hükümeti neden bu ziyaretlerle ilgili ses çıkartmıyor? İşte bu Amerika-İsrail ziyaretleri de ses çıkartmıyor değil. Ak Parti hükümeti de Zelenski’yi yani iflas eden ve bitmiş olan Zelenski’yi bile ağırladıklarına göre sonuç itibariyle Suriye’nin bölünmesinde de rolleri vardı. Yani İdlib’den şeyin ipini bıraktılar Hedefşerin ve Şam’a kadar gitti o Amerika-İsrail güdümünde. Bu konumda olan Ak Parti hükümeti maalesef Amerika-İsrail projesine boylu boyunca devlet bahçeli üzerinden girmiş durumda. Biraz nazlanarak endişeyle falan filan da Ak Parti yönetimi üzerinden bu sürece katılmış durumda. Yani bir takım endişeler falan filan var. Mesela bugün Sayın Mehmet Uçum’un açıklaması Hüdapar’ın çıkışı karşısında ihanettir bu diyor değil mi? Ama ihanettir dediği adamlar kim? Cumhur İttifakı’nda yani kendi müttefikini ihanetle suçladı Mehmet Uçum. Yani bir yandan da Ak Parti içerisinde bu Amerika-İsrail projesi karşısında kaygıları olan ne oluyoruz nereye gidiyoruz falan diyen bir güç de var. Bakalım onlar önümüzdeki Ak Parti kongresinde seslerini çıkartacaklar mı? Onları görebilecek miyiz? Tam bu konuyla ilgili 23 Şubat’ta Ak Parti kongresi var. Bugün arkadaşımız Aykut Diş hazırlıklarla ilgili olan toplantıyı izledi. Oradan bir ayrıntı yakaladı. Dem parti şeye çağrılmamış, kongreye çağrılmamış. Mesela davet edilen partiler arasında Dem parti yok. O tabi isabetli tabi. Vatan Partisi davet edildi ve Sayın Hasan Korkmazcan Genel Başkan Yardımcısı, eski Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili partimizi Ak Parti kongresinde temsil edecek. Dem partinin çağrılmaması önemli. Ak Parti’nin Devlet Bahçeli’den farkı buralarda kendisini gösteriyor. Devlet Bahçeli boylu boyunca bu işin içinde, Amerika-İsrail projesinin artık Türkiye’deki önderi konumunda, Dem parti de onun önderliğinde olduğunu söylüyor. Sayın Tayyip Erdoğan da onun önderliğinde olduğunu söylüyor. Abdullah Öcalan da yoruladığı mesajda Devlet Bahçeli’yi Tayyip Erdoğan’dan önce sayıyor. Ve PKK’nın yaptığı bütün açıklamalarda Sayın Tayyip Erdoğan’a ve Ak Parti’ye yapılan çağrılarını, siz de Devlet Bahçeli gibi olun, böyle kenarda köşede durmayın bu işi, başına geçin ve yürütün. Tam gönüllü bir şekilde gitmiyorsunuz şeklinde biraz eleştiri, biraz tavsiye mesajları yayınlanıyor. Fakat bir yandan da PKK’ya çok ağır darbeler vurulmaya da devam ediyor. Bu bence Türk Silahlı Kuvveti. Van Belediye Başkanı’nın görevden alınması, bu sabah 51 kişi gözaltına alındı. Ak Parti’nin Devlet Bahçeli’den farkı buralarda gözüküyor. Yani o Devlet Bahçeli’nin projesine bir yerlerde Ak Parti Hükümeti’nin bazen dirsek attığı görülüyor. Hem o projenin içinde, ama bakın bu da Ak Parti’nin denge siyasetini ifade ediyor. Bir çeşit taktik mi uygulanıyor? İçinde iki kuvvet var. Karşılıklı ataklar olarak mı? Hem Ak Parti’de iki kuvvet var. Vatanseverler, milliyetçiler var. Bir de Amerikan’cılar var Ak Parti içinde. MHP’de Devlet Bahçeli, Amerika ve İsrail yandaşlığını açıkça artık bayrağı açtı ve temsil ediyor. Ama orada da bir huzursuzluk ve buna tepkiler var. Çünkü Milliyetçi Hareket Partisi’nin bünyesi kabul etmez yani PKK’yla falan beraber. Ondan sonra Batı Asya politikaları üretmek. Onları da kandırmaya çalışıyorlar. Ya merak etmeyin arkadaşlar biz Halep’i alacağız, Türkiye büyüyecek. Bak uluslararası küresel roller oynuyoruz. Bölge devleti oluyoruz. Ondan sonra dünya devleti oluyoruz gibi bir takım kandırmacalar var. MHP tabanı ve milliyetçiler için üretilmiş. Ben Abdullah Gül’e yakın bir isme yakın zamanda şunu sordum. Neden Cumhurbaşkanı Erdoğan bir adım geriden bu süreci izliyor? Ve bir yandan da PKK’ya yönelik kayyum uygulamaları da devam ediyor diye. Şöyle bir yanıt verdi. Birinci açılım başarısızlığından sonra ikinci kez aynı başarısızlığın siyasi faturası çok daha ağır olacak. Bu yüzden de Bahçeli’yi ön plana koyma ve bölgede de AK Parti’nin tabanını genişletme taktiği yürütülüyor. Müdahaparla yapılan ittifak da bunun bir getirisiydi. Şu anda Barzani ve Talabani ile işletilen süreç de bunun bir ifadesi diye söylüyorlar. Fakat AK Parti’nin bu süreçte kendini kurtarma şansı yok. Ama bir taahhüt altına girmedi şu anda. Girdi. Suriye’de girdi. Suriye’nin bölünmesine fiilen iştirak etti, katıldı AK Parti iktidarı. Yani Bahçeli laf ediyor ama AK Parti iktidarı Suriye’yi bölen projede rol aldı. Ondan evvel onun alternatifi neydi? Rusya ile İran ile Suriye ile birlikte oradaki terör örgütlerini temizleyebilirdi. O onu benimsemedi. Onun kabahatini de başarısızlığın üzerine atmaya çalıştı. Ama o gerçek değil. Orada hatalı olan AK Parti iktidarıdır, başarısızlığa sad değildir. Ben onu şimdi merkezin deve içinde olarak, o projenin başında olarak söylüyorum. O proje tamamen Vatan Partisi’nin projesiydi. Ve biz bu bölge devletleri olarak Türkiye, İran, Suriye, Rusya birleşelim, terör örgütlerini temizleyelim fikrini bütün devletlere biz götürdük. İran’a biz öneriyi sunduk. Rusya’ya biz sunduk. Türkiye Devleti’ne biz aynı öneriyi sunduk. Suriye’ye biz sunduk. Onun için o süreci ben yaşadım ya ve sonuna kadar yaşadım, biliyorum herkesin ne yaptığını. Orada olumsuz tavır ne yazık ki bizim iktidarımızdan, AK Parti iktidarından geldi sonuç itibariyle. Siz geçen çıkış yolu programlarında aslında üzerinde çok durulması gereken bir şey söylediniz. Devlet haklı devrede ve devlet aklının bildiği vardır diye bir kestirmeden yorum yapılıyor MHP tabanında. Efsane. Kele olan masalı gibi bir şey. Devlet aklı yok mu Türkiye’de? Devlet aklı yok. Yani devlet aklı sihirli, efsunlu falan bir şey değil. Yani Kaf Dağı’nın arkasındaki bir bulutların arasında bir şey değil. Devlet aklı nerede gözükür? Fatih Sultan Mehmet’te gözükür, Atatürk’te gözükür falan. Nasıl tanımlıyorsunuz devlet aklını? Türk Devleti’nin bağımsızlığını, egemenliğini, bütünlüğünü, tekliğini şey yapan, hayata geçiren, uygulayan bir akıl. Ama bizde şöyle bir şey var. Bu Amerika’nın gladiyosu var ya yer altında, bizim sahte milliyetçilerimiz de yer altında değil de diyelim yer üstünde, göklerde bir uydurma devlet aklı icat ettiler. Yani ortada bir devlet aklı var. Yani nedir elle tutulur devlet aklı bugün? Tayyip Erdoğan’ın aklı. Aslında bugünkü devlet aklı Tayyip Erdoğan’ın aklı. Ama bizim milliyetçilerimizin icat ettiği… Bir tane grup var işte geri planda, burada gizlidir, yer altındadır falan. O devlet aklı ondan sonra mevcut iktidarları, hükümetleri yönetir. Ama bu uydurma bir şey. Öyle bir şey yok. Atatürk işte devletin başındaydı. Atatürk’ün dışında bir devlet aklı yoktu. Ha bu NATO şeyinde, döneminde ne oldu? Bir yer altı örgütlenmesi, yer altı NATO’su, Gladio diyoruz ona. Türkiye Devleti’nin içinde, askerin içinde, polisin içinde ama başında siyasiler var. Öyle bir çekirdek, yer altı örgütlenmesi oluşturuldu. İşte 12 Mart’ı o yaptı, 12 Eylül’ü o yaptı. 15-16 Temmuz’da onun tanklarını gördük, toplarını gördük. Yani birdenbire yerin altından o devlet aklı çıktı. Yani Amerika’nın yüdümündeki Gladio dediğimiz. Ama o Gladio’da temizlendikten sonra böyle milli olan devlet aklı niye yerin altında olsun? Yani Türkiye’de millilik her zaman ne olmuştur? Meşru olmuştur. Yani meclisi vardır, hükümeti vardır, ordusu vardır. Bunun için de ayrıca bir yer altı örgütlenmesi, gizli örgütlenmesi falan filan bunlar olmaz. O yabancılar, Türkiye Devleti’ni gizli yerlerden, karanlıklardan yönetmek isteyen parmaklarıyla kuvvetler, o kuvvetler devlet aklı diye bir şey icat ediyor. Yer altı devleti diyelim ona. Yönetmenimiz uyarıyor, ben de daldım yeni bir soruyla 4 dakika reklamı geçmişiz. Şimdi arka arkaya mesajlar geliyor yönetmenimizden, esra arkadaşımızdan. Değerli Ulusal Kanal izleyenleri, şimdi devlet aklı çok önemli bir başlık açtık. Biraz daha bu konuyu irdeleyeceğiz, çok kısa bir ara tekrar bir arada olacağız.

Çıkış yolu programına tekrar hoş geldiniz. Değerli ulusal kanal izleyenleri vatan partisi genel başkanı sayın doktor doğu perinçeye gündeme ilişkin sorularımızı sormaya devam ediyoruz. Aydınlık gazetesi yazı işleri müdürü Özlem konur ustayla birlikte. Sayın genel başkan çok önemli bir başlık açtık. Devlet aklı bir efsanedir dediniz. Türkiye’de aslında biraz da sizinle ilgili yargılarda çok duyduğumuz bir şeydir. Yani bir devlet bir krize uğradığında doğu perinçeye bir bakmak lazım diye hep söylenir. Biraz siz aslında size yönelik de yakıştırılan bir durumu bir efsane diye yorumlamış oldunuz. Ben memnunum şu manada yani biz vatan partisi olarak milli devleti savunmayı bugün birinci temel mevzi olarak görüyoruz. Yani Türkiye’nin bütün sorunları sonuç olarak milli devlet mevzisinde çözülecek. Ekonomi sorunu da yani milli devlet mevzisinde kamucu ekonomiyle, planla, gümrüklerimizi koruyarak, ondan sonra yerli üreticiyi koruyarak bunların hepsi milli devlet mevzisi. Ama güvenlik de ancak milli devlet mevzisinde savunulabilir. 1990’da Sovyet Devleti Birliği dağılınca Amerika Birleşik Devletleri milli devletleri tasfiye etme stratejisine girdi. Küresel efendilik, kutuplu dünya, ben dünyanın ağası olacağım, küresel efendi olacağım iddiasıyla. Küresel efendilik milli devletlerin zaafa uğratılmasıyla olabilirdi. Ve burada işte kimlikler kullanıldı. Etnik kimlikler, dinsel kimlikler, mezhepsel kimlikler, LGBT ondan sonra cinsel kimlikler. Yani bir devleti tasfiye eden, zaafa uğratan ne varsa kullanıldı. Ekonomisi altı oyuldu milli devletin. Öyle bir dönem yaşadık ve orada da vatan partisi o milli devletin ön mevzisinde, yani tarihsel süreç milli devleti savunma sürecidir. Ve Türkiye’nin her şeyini korumak, refahı arttırmak falan onların hepsi devlet mevzisinden mümkündür, milli devlet mevzisinden mümkündür. Dolayısıyla milli devletle vatan partisi arasında bir özdeşlik oldu. Yani milli devletin birnoğlu, kararlı savunucusu programıyla, kadrolarıyla. Bu da bir devlet aklı değil mi? Buna vatan partisinin aklı değil ama böyle devlet aklı dendiği zaman Türk devletinin içinde bir gizli çekirdek var. Ondan sonra. Siyaset üstü. Yani siyaset üstü. Bunlar meşru gördüğümüz işte meclis tarafından belirlenen hükümet değil veya Cumhurbaşkanlığı etrafındaki şey değil, toplanan zevat değil. Ama ne var? Yani bir Türk devletinin içinde ayrı bir örgütlenme var. Yani atanmayla gelen insanlardan oluşan. Diyelim bunun içinde belki biraz Sayın Tayyip Erdoğan da vardır gibisinden falan. Böyle bir devlet hayali, gerçekte olmayan bir devlet icat ettiler. Ve bunun gizli olduğunu söylüyorlardı. Buna da devlet aklı, daha sonra da devlet aklı demeye başladılar. Şimdi devlet nedir? Ortada gördüğümüz sonuç itibariyle yasama organıyla, yürütme organıyla, yargısıyla, silahlı gücüyle bir devlet var. O gördüğümüz yasal devlet, anayasal kurumlardan oluşuyor. Ama bir de yer altında olan, gizli olan, Karagöz’de Hacı Batur oynatır gibi elinde çöp sopalarla kurumlara vesaire yön veren, bir de arkada bir gizli merkez var. Bu daha çok, bu ülkücü çevrelerde çok yayılan bir şeydir. Ama bir de bu Gladio, tabii Ergenekon Gladio falan, hakikaten Amerika’nın kurduğu böyle bir yer altı örgütlenmesi Türk Millî Devleti içinde oldu. İşte FETÖ’nün falan kurduğu, ta 1950’lerde NATO’ya girişimize kadar tarihçisi dayanan. Hakikaten NATO, bir devlet üye olduğu zaman, NATO ile yapılan anlaşmalarda böyle bir gizli devlet örgütleniyor. İşte Gladio dediğimiz devlet. Her ülkede onun başka adları var. Yunanistan’daki adı başka, Fransa’daki başka, Almanya’daki başka, Türkiye’deki başka. Böyle bir devlet var ama bu, milli devletin aklı veya milli devletin örgütlenmesi değil. Bu doğrudan doğruya Gladio örgütlenmesiydi ve onu da tanıdık. Ne zaman? 15-16, 12 Mart’ta tanıdık, 12 Eylül’de tanıdık. Ama 15-16 Temmuz’da bütün tankıyla, tüfeğiyle, topuyla, uçaklarıyla çok iyi tanıdık. O milli devlet değil. Yani bizim ülkücülerin kastettiği milli devlet ama öyle bir devlet değil. Aslında ülkücüler de o Gladio’yu biraz devlet aklı ve kendi milli devletleri gibi gördüler. Çünkü onun hizmetine girmişlerdi. Yani tetikçiliğini yaptılar maalesef. Ama tehditin kaynağını da herhangi bir emperyalizme karşı saptamadıkları için de aslında devletin aklı oldu. Süreci göremediler. Milliyetçi Hareket Partisi ve ülkücülerin içinden de bu tecrübeleri yaşadığımız süreç sonunda, yani süreç içinde bir takım gerçekleri gören şahsiyetler çıktı ve dedi ki ya biz Gladio’nun, NATO’nun aleti oluyoruz, vurucu gücü olduk. Bu bir milli devlet, milli devletin çekirdek gücü değil. Bu doğrudan doğruya Süper NATO, Gladio falan gibi adlarla ifade edildi. Doğrudan doğruya Amerika’nın Türkiye devleti içerisindeki yuvalanması. Aslında bizi şu anda izleyen milliyetçi muhafazakar vatandaşlarımızın, aydınlarımızın bu söylediğiniz tespitleri çok önce FETÖ tertipleri zamanında da görmesi gerekirdi. Sizin savunmanıza kadar, yani Doğu Perinçek savunma yapana kadar orada savunma yapılmadı. Hani o devlet aklı dediğiniz bir defa kendini hapse attırır mı devlet? Yani hapisteydi çünkü milli kuvvetlerin büyük bölümü. Vatan Partisi orada ağırlığını koyarak içeriden mücadeleyi ateşledi ve oradan çıkmayı başardı. Şimdi bakın orada da… Bu söylediğinizin somut mücadelesi oradaydı aslında. Evet, bak orada da yer altın atısı diyelim ona, ya da Gladio diyelim, kendisini Ergenekon ile maskeledi. Yani şimdi Ergenekon ne? İşte Türklerin destanı falan. Zorluklardan, kayaları yararak çıkması değil mi? Gladio’ya Ergenekon adını vererek aslında o devlet aklı eftanesini de işlemiş oldular. Yani tezgahı öyle güzel kurmuşlardı kendi açılımında. Ahmet Altan o dönem derin devlet çok sıra çıktı diye yazılar yazıyordu. Yani direkt onlarda. Biz Kontürgeri’yle diyorduk onlara. Onlar da derin devlet söylemini koyuyordu. Orada işte bir takım emekli yüzbaşılar, deniz yüzbaşıları falan filan çıktılar. Bunu dediler adı Ergenekon’dur. Hatta memduhü ünlü Türkiye Korgeneral ona gönderme yaparak falan. Yani Türkiye’deki o NATO yer altı örgütünün adı Ergenekon’dur dediler. Sanki Gladio bir dönem o ismi kendi aralarında bir şifre olarak kullandılar diye anlaşıyor. Yani o memduhü ünlü Türkiye falan atfederek söylendi. Bunu Alparslan Türkeş’in son özel kalemi müdürü Miraç Demirbaş ile Aydınlık’ta bir söyleşi yapmıştık. Ben de çok görüştüm onunla. Evet, Miraç Bey aslında o söyleşi sizin yıllardır ülkücülük ve Türk milliyetçiliğinin gelişimiyle ilgili bir öz eleştirme ayetindeydi. Partimize girmek üzereydi sonra maalesef kaybetti. Evet vefat etti. O da bu süreci çok ayrıntılı anlatıyordu. Peki bir soru varsa bu konuyla ilgili Özlem Hanım yoksa yeni bir konuya mı geçelim? Konuya geçebiliriz. Şu Suriye ile ilgili bir soru var. Aslında çok biraz geride kaldı ama yine meraklı. Suriye ile ilgili Kosiga’nın İtalya Cumhurbaşkanı Nuray Başaran mıydı? Sabah gazetesinin. Nur Batur diye isimli. Sabah gazetesinin meşhur. Sabah gazetesinde 2005 yılında yayınlanmış bir Kosiga ile röportaj vardır, söyleşi vardır. Olağanüstü Nur Batur olabilir mi? Batur? Nur Batur. Nur Batur. Nur Batur. Nuray Başaran’dan özür diliyorum. Nur Batur. Nur Batur’un çok güzel bir söyleşisi çıktı 2005 yılında. Bu İtalyan Cumhurbaşkanı Kosiga ile yapılan bir söyleşi. Orada Kosiga, Gladio’yu çok güzel, çok pratik ve basit anlatır. Şöyle der, bizler Avrupa’da, işte ben Kosiga, ondan sonra Margaret Thatcher İngiltere’de, Helmut Schmidt ve Helmut Kohl Almanya’da, ondan sonra Fransa’da kimdi? O zamanki Fransız Cumhurbaşkanı. Neyse, bizleri topladılar, Amerika’ya götürdüler. Orada iki sene çeşitli tecrübelerden geçtik, eğitimlerden geçtik falan. Ondan sonra getirip bizi, hepimizi kendi ülkelerimizin başına oturttular. Yani ağaç diker gibi bizi kendi ülkelerimizin başına, işte dedi, Gladio budur. Hep der, hep Gladio ordunun içinde falan aranır ama esas Gladio’nun merkezi siyaset alanındadır. Ve o doğrudan doğruya Amerika’ya bağlıdır, ben de onlardan biriydim diye. Kosiga, o Gladio’yu çok Nur Batur’un, Barton’un şeyinde, Nur Batur’un söyleştisinde yayınlanabilir. Yani çok kıymetli bir söyleşidir. Dört veya beş gün Sabah Gazetesi’nde devam ettiğini hatırlıyorum. Bir cumhurbaşkanının ağzından olduğu için çok kıymetli tabii bir söyleşi. Ama orada bir önemli, Kosiga’nın çok önemli bir saptaması var, bizim için çok önemli. Der ki, bakın der, bu NATO ülkeleri içerisinde en bağımsız olan ordu Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Yani Amerika Birleşik Devletleri’nin tam güdümünde olmayan, ipleri tamamen Amerika’nın elinde olmayan bir ordu varsa NATO’da o Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Yani onların bir bağımsızlıkçı gelenekleri var ve Türk Silahlı Kuvvetleri onu korudu diye bir tespit yapar. Bu çok doğru. Çünkü biliyorsunuz, bizim Hasan Bögün’ün çok önemli bir kitabı vardır. Amerika ve AB belgelerinde Türk Ordusu. Bir daha söylüyorum, AB’de ve AB belgelerinde Türk Ordusu. Orada tamamen Amerikan ve AB belgelerinde, işte Mediteryen’in, Quarterly, Joint Forces, Quarterly, Foreign Affairs, Foreign Reports gibi Amerikan kaynaklarından ve Avrupa kaynaklarından tamamen yazılmış bir kitaptır. Ve o kaynaklarda neyi görüyoruz 1990’lardan sonra? Damla arkadaşa teşekkürler. Teşekkür ediyoruz. Bu kitapta neyin anlatıldığını görüyoruz. Atlantik Sistemi içerisinde bu 1990’dan sonra Amerika gelip Irak’ı işgal ettikten sonra Türk Ordusu’nun cephesine güneye döndü. Yani Rusya’ya, Sovyetler Birliği’ne Rusya’ya değil doğrudan doğru güneye döndü. Tehlike oradan geliyor. Yani bir Kürdistan kuruyor, Amerika ve kurdu Irak’ın kuzeyinde, oraya döndü. Ve oraya karşı bir takım operasyonlar falan yapmaya başladı. Ve Amerika da bunun üzerine Türk Ordusu’nun hizadan çıktı, denetimden çıktı, Türk generalleri başkaldırıyor falan gibi tespitler yaptılar. Demin söylediğim kaynaklarda yani Foreign Reports, Foreign Affairs, Mediteryen’in, Quarterly, Amerika’nın Savunma Bakanlığı’nın dergisi olan Joint Forces, Quarterly falan. Bu kitapta onlar çok güzel değerlenmiştir. Yani Amerika, Türk Ordusu’nun kendisinden bağımsızlaştığını, kontrolü Amerika’nın kaybettiğini Türk Ordusu üzerinde falan o zaman tespit etti. Üstelik 12 Mart, 12 Eylül’de çok ciddi tasfiyelere rağmen binlerce subayı tasfiye etmeleri. Evet, 12 Mart’ta 1500 subay, 12 Eylül’de 2000 subay. Yani o maya hala sağlam ve tutuklu. Anımı anlatayım çok şeydir, kıymetli bir anıdır. Biz Mersin’deyiz. Ondan sonra Mersin’in böyle bir kenar, Gecekondu Mahallesi gibi, kenar bir mahallede. Ondan sonra Vartolu inşaat işçileri falan var. Onlarla bir toplantı yapıyoruz. Bu salondan büyük bir şey. Ev, işte kenarlarda minderler var falan, 80-90 tane Vartolu işçi. Ondan sonra işte aramızda sohbet ediyoruz. Bir telefon geldi. Dediler ki sizi Ordu Evi’nden arıyorlar. Ben de aldım. İşte ben dedi Ordu Evi komutanı, binbaşı, şimdi ismini söylemeyeceğim daha sonra albay oldu. Hatta buralarda falan da çalıştı daha sonra, emekli olduktan sonra. Ben binbaşı falancayım, sizi görmek, ziyaret etmek istiyoruz. Dedim valla ben Vartolu işçilerle toplantı alayım dedim. Zaten siz buranın, ben zaten buldum oranın şeyini, yerinizi buldum. Gelebilir miyiz falan dedim. Sizden gizli bir şey yok gelmek istiyorsanız, gelebilirsiniz tabii. Orada arkadaşları da sordu, Vartolu işçileri. Ordu Evi’nden dedim, subaylar telefon ediyor. İşte binbaşı, ondan sonra gelmek istiyorlar. Gelsinler buyursunlar dediler. Binbaşı yanında iki tane üsteğmen, hatırladığıma göre rütbeleri. Üçü deniz subayı. İşte Mersin, Ordu Evi’nden deniz subayı. O gün orada nöbetçi olan subaylar. Ordu Evi mi yoksa Mersin’deki Silahlı Kuvvetler Karargahı mı? Şimdi birdenbire karıştırdım. Ondan sonra işte o siyah kaputlarıyla kışta girdiler kafalarından denizci şapkaları falan. Onlar da minderlere oturdular. Konuşuluyor, Vartolu’nun amelelerde inşaat işçileri, ustalar falan da veriyorlar, veriştiriyorlar şeye. 12 Mart’a 12 Eylül’e. 12 Mart’ta şöyle oldu, böyle oldu, Vartolu da bu oldu, şu oldu, Muş da bu oldu falan. En sonunda o binbaşı deniz subayı komutanın sözü aldı. Dedi ki arkadaşlar siz neden bahsediyorsunuz? 12 Mart’ta 1500 subay ordudan atıldı. Arkadaşlarımız idam edildi hatta. Ondan sonra hakikaten 12 Mart’ta idam edilen subaylar vardı. 12 Eylül’de de dedi işte 2000 subay. Hakikaten bunlar doğru. Yani 12 Mart, 12 Eylül biz hep şey açısından bakarız. Yani sendikalar, Vatan Partisi gibi partiler falan. Daha doğrusu Vatan Partisi. Bunlara karşı yapılan operasyonlar, sendikalar, işçi hareketi, çiftçi hareketi falan. Ama bir de orduya bakın dedi, 2000 ne demek dedi, hangi kuvvetin içinden bu kadar yüksek sayıda? Sonuç itibariyle Türkiye’deki nüfus şu kadar ama ordunun da sayısı bu kadar. Orana vurursanız en büyük telefata, en büyük kayıbı dedi biz Türk Silahlı Kuvvetleri olarak verdik falan. Ve herkes birden zınk diye kaldı. Yani bizim hiç görmediğimiz bir şey. 12 Mart ve 12 Eylül’de hakikaten Türk ordusunda çok köklü tasfiyeler oldu. Ve Türk ordusu biçildi yani. Türk ordusundaki vatansever birikime çok ağır ama bir türlü biçemediler. Yani biçiyorlar, biçiyorlar altından geliyor yonca gibi ne kadar bitsen geliyor. Bu hatıra çok anlamlı. Evet, şimdi Sayın Genel Başkan çok soru var. Bir defa ulusal kanal izleyicileri var olsun. Burada tereddüt ettiğimiz, hatırlayamadığımız bir şey oldu. Onlarca mesaj geliyor hemen bize yardımcı olanlar. Nur Batur böyle onlarca izleyicimiz arka arkaya yazdı. Soruların içerisinden iki üç kişinin aynı soruyu sorduğu için bunu özellikle konuşmak istiyorum. Genel Başkan’ın tespitleri çok doğru. Bu Türkiye gemisi siyasetinde bir farklaşmayı getirecek mi? Getirmeyecek. Bakın şunu görmemiz lazım. Biraz evvel de ne dedim? AK Parti içinde vatansever kuvvetler var, AK Parti içinde Atlantikçiler var. Milliyetçi Hareket Partisi içinde Devlet Bahçeli gibi tamamen Amerikan-İsrail projelerinde kahraman rollerde olanlar var. Öte yandan çok milliyetçi, önemli bir birikim de var Milliyetçi Hareket Partisi’nde. Dolayısıyla bir kere CHP’de de aynı şey geçerli. Cumhuriyet Halk Partisi’nde evet Atlantikçe bir yönetim var. O yönetim Devlet Bahçeli’nin de önüne geçiyor. Özgür Özel ne diyor? Biz diyor Kürtlere sesleniyoruz. Biz size devlet veriyoruz diyor, devlet vaat ediyoruz diyor. Yani aslında Amerikan-İsrail projesini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Yani Kürtlere devlet veriyoruz falan. Başkalarının söyleyemediği ve kendilerini gizlediği projeyi bütün açıklığıyla söylüyor. Ama CHP içinde de çok önemli vatansever bir birikim var ve onu önümüzdeki günlerde göreceğiz onu söyleyeyim. Yani bu gizli böyle üste örtülü kalmayacak. Onların da harekete geçtiğini önümüzdeki günlerde, aylarda neyse haftalarda göreceğiz. Böyle bir şey var. Dolayısıyla yani Türkiye’nin önünde bir üreticilerin milli hükümeti kimle kurulacak? Evet Vatan Partisi’nin programı, Vatan Partisi’nin tecrübeleri, gençliği, kadın hareketi, işçi hareketindeki rolü, yedi ateşten geçmiş olması vs. bunlar çok çok önemli. Ama o üreticilerin milli hükümeti tek başına Vatan Partisi’nin hükümeti olmayacak. Orada vazgeçemeyeceğimiz ve olması mecburi olan ve olacak olan, yani istersen istemesen de olacak olan ne var? AK Parti içinde bir milli birikim var, MHP içinde bir milli birikim var, CHP içinde bir milli birikim var ve diğer partilerde de o milli birikimler var. Dolayısıyla üreticilerin milli hükümeti üreticilerle ve millilerle kurulacak. Üretici olan millidir, milli olan da üreticidir. Aslında milli bir üretici aynıdır. Dolayısıyla o aynı gemi siyaseti geçersiz değil, geçerli. O aynı gemi siyasetinin başında aynı zamanda kamuoyuna neyi anlatmıştık? Evet bir gemi var ama o geminin içinde bir de kaptanlık mücadelesi var. Yani o gemiyi kayalara, o milli gemi ama yanlış siyasetiyle diyelim kayalara doğru götüren bir alternatif seçenek de var. Ama o gemi de aynı zamanda selamete o gemiyi götürecek, hedefe götürecek, bağımsız, egemen, üreten Türkiye’yi götürecek bir önderlik seçeneği de var. Yani o hikaye devam ediyor. Yani burada AK Parti kendi içindeki iki eğilimle bocalıyor. Bazen milli eğilim ağır basıyor 2014 sonrasında olduğu gibi. 2023’den sonra da ne oluyor? 9 sene o milli eğilim ağır basmışken 2023’den sonra bu sefer diyelim Atlantikçi veya İsrail dostu eğilim ağır basıyor. Ama öbürü eğilimler yok olmuyor. İşte demin de söyledik ya bir yandan İsrail Amerika projesiyle Suriye’yi bölüyor, bir yandan da kayyum atıyor. Diğer yandan da Asya Altyapı Yatırım Bankası ile finansman anlaşması yapıyor. Asya güçleriyle de. Bir yandan Zelenski ile görüşüyor, bir yandan Putin ile telefon görüşmesi yapıyor. Çin ile ilişkiler koruyor, Çin ile ekonomik bağlantılar yapıyor. Çin sermayesini. Şimdi Sayın Genel Başkan az önce Özlem Hanım taktik mi diye çok önemli bir noktayı işaret etti. Şimdi şu fikir de çok söylendiği için konuşmak istiyorum. Şimdi belediyeleri kaybetti AK Parti ciddi oranda. Ve şöyle bir panik yaşadı. Ben eğer Kürt köken yurttaşlarımızdan oy alamazsam, yani HDP’nin etki altındaki yurttaşlarımızdan kendime çekemezsem, İstanbul’u ve Ankara’yı kaybettiğim gibi Cumhurbaşkanlığını da kaybedebilirim. Çünkü son seçimde kafa kafaya seçilmek durumunda kaldı Cumhurbaşkanı Erdoğan. Dolayısıyla burada bu konuştuğumuz sizin yalpalama zigzag dediğiniz süreçte acaba yani AK Parti benim gördüğüm kadarıyla ne yapıyorsa yeniden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçtirmek amacıyla yapıyor. Ne yapıyorsa. Temel amacı bu bence. Şimdi burada bu adımlar acaba bizim siyaseten karşı çıktığımız cepheden, yani burada Vatan Partisi hep çok köşeyle koyuyor. En son Hüdaipar’da da onu gördük. Bu süreçte eğer yeniden Milli Kuvvetler’in başarı kazanmasını sağlayacaksa bu taktiğin Türkiye’ye vereceği bir zarar olmaz. Öyle bir çıkarım yapamaz mıyız? Şimdi bakın burada AK Parti Cumhurbaşkanı’nı yeniden seçtirmeyi planlıyor. Ama burada çok yanlış bir hesap var. Yani bu oy getiren bir siyaset değil. Dolayısıyla oya bakarak bu devlet bahçelerinin yeni açılımına yöneldiğini düşünemeyiz. Yani oy nedeniyle oraya yönelmedi. Ne nedeniyle yöneldi? Amerika ve İsrail’le birlikte ancak ben iktidarda kalabilirim. Bakın bu oy değil, bu başka bir şey. Amerika ve İsrail’in kuvvetiyle neden? İşte ekonomiyi onun sayesinde toparlarım. Mehmet Şimşek gider, oraya koşar, buraya koşar. Bakın onun da sonuna geldiler. Mehmet Şimşek ekonomisiyle devam etmeyeceği de ortaya çıktı. Öte yandan göze alamadılar Amerika ve İsrail’in silahlı tehditlerini. Ondan sonra Suriye’de onunla uyumlu bir çizgiye girdiler ve kendilerini ve milleti de aldattılar. Efendim işte burada Beşer Esad’ı zalim, zorba, onu deviriyoruz, diktatörü deviriyoruz falan diye. Orada da Amerikan projesine kaptırdılar. Yani bu ilk defa olmuyor ki. Saddam Hüseyin’i de zalim, zorba, diktatör diye devirdiler. Irak’ı Amerika’ya teslim ettiler. Ondan sonra Kaddafi de aynı şekilde zalim, zorba, halkını kesiyor, biçiyor, öldürüyor falan dediler. Arkasında aynı hikaye Beşer Esad için yapıldı. Ama aynı hikaye Tayyip Erdoğan için de dillendiriliyor. Belki öbürleri kadar kuvvetli olmasa bile. Hatta bunun kalktılar Amerika Birleşik Devletleri 260 sayfalık 2020 yılının başında kocaman bir derin devlet planı yaptı Tayyip Erdoğan’ı devirme hedefine yönelik. Dolayısıyla burada Sayın Tayyip Erdoğan’ın bu izlediği politika oy almaya yönelik bir politika değil. Belki şuradan, yani Kürt oylarını doğrudan doğruya Kürtlerle bir bağ kurarak değil. Tam tersine Kürtleri de kaybediyor. Daha çok şöyle, yani ekonomi çarkı çevirmek için Amerika’dan başka çarem yok. Doğuya yönelik olsam Amerika’nın silahlı tehditleri karşısında ona direnecek cesaretim yok. Yani buralardan kaynaklanan bir yöneliş var. Ve tabii AK Parti içerisinde de çok önemli bir Amerikanca birikim var. Ve ona da, yani oy toplamaktan çok kendi partisi içindeki Amerikanca birikimle de hesaplaşmayı Tayyip Erdoğan göze alamadı. Yani onların da önemli bir kuvvet olduğunu görüyor. Onları kaybederse partim bölünür, ne oluruz? Bu hesaplarla yapıldığı gözüküyor. Hüseyin Çelik’i ben çok dikkatli dinledim, sen Genel Başkan. Hüseyin Çelik AK Parti içerisindeki liberal kanadın neredeyse hala akıl hocası. Hala dinleyeni de çok AK Parti içerisinde. Orada bu söylediğinizi o kadar net tarif ediyor ki, AK Parti için de bizim dayanaklarımız var, böyle cepheden karşı çıkmayın. İleride biz değiştirebiliriz içeride yeniden kuvvet dengesini diyerek. Zaten bakın şimdi AK Parti’nin hüda para alması, yeniden Refah Partisi’ni alması falan, 2023 seçimlerinde Mehmet Şimşik’e ekonomiye emanet etmesi falan yeni politikayı ifade ediyor. Bir kısa ara verelim mi? Tabii olur. Yönetmenimizden çok kısa bir ara rica edeceğiz. İzleyenlerimiz de ekranların başından ayrılmasın, hemen tekrar buluşacağız

Değerli ulusal kanal izleyenleri tekrar hoş geldiniz çıkış yolu programına. Vatan Partisi Genel Başkanı sayın doktor doğu perinçeye gündeme ilişkin sorularımızı yöneltmeye devam ediyoruz. Şimdi yeni bir konuya geçeceğiz. Ben sözü Aydınlık Gazetesi yazı işleri müdürü sayın Özlem konu ustayı bırakayım. Teşekkürler AK Parti ve MHP’nin ortağı Hüda Park 15-16 şubatta diyarbakır’da kürt meselesine insan çözüm diye bir çalıştay düzenledi. Tam bu konu tartışılıyordu. İşte bir takım sonuç bildirgeleri açıklandı falan. Batman’dan Vatan Partisi ile ilgili bir haber geldi. Ne oldu? Batman’da sizin yani şimdi orada hem Dem Parti hem Hüda para bir yanıt var. Yani Batman gençliği 30 genç katıldı. Onun arkası geliyor. Yani çok kısa süre önce de diyarbakır’da çok büyük 70-80 diyarbakır’da katıldı. Çok büyük katılma olmuştu. Ondan sonra yani onlar da şunu söylüyorlar. Yani Dem Parti’ye ve Hüda para hitaben vatanımız Türkiye partimiz vatan. Yani vatanımız Türkiye partimiz vatan. Yani güneydoğuda bazılarının sandığı gibi efendim kürt vatandaşlarımız işte bölünmeden yana falan PKK’nın tabanını oluşturuyor. Bu doğru değil. Türk Devleti’nin zaafları yüzünden PKK’ya orada oylar veriliyor. Batman Başkanımız İrfan Coşkun Vatan Partisi Başkanı ve Batman’da yani devam edecek bu katılmalar. İşte burada 30 genç Batman’da katıldı. İrfan Bey eski kuşak aydınlık geleneğinden gelen biri mi? Yok sonradan mı? Yok sonradan. Öyle mi? Sonradan partimize katıldı. Bugün de ben telefonda konuştum çok güzel anlatıyor konuları. Gençlikte çok önemli bir katılma var. Diyarbakır’da, Batman’da, Van’da, Şırnak’ta yani güneydoğunun bütün illerinde gençlikte çok önemli katılmalar var. Ankara, İstanbul, İzmir, Türkiye’nin her yerinde vatan partisinde şimdi çok kuvvetli bir yöneliş var. Ve bütün partilerden bu katılmalar yani CHP’den de katılma var. AK Parti’den de MHP’den de diğer partilerden de ve PKK’nın tabanında ve aynı zamanda Dem Parti ve Hüdapar’dan da vatan partisine yoğun katılmalar başladı ve devam ediyor. Evet. Peki şimdi Sayın Genel Başkan bugün tam… Yani bu şu bakımdan önemli. Biraz evvel o biraz yarım kaldı. Güneydoğu’daki insanlar, halkımız, Kürt vatandaşlarımız, yani Türk Milleti’nin partisi olan Kürt vatandaşlarımız Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünden yanadır. Bunu temenni olarak söylemiyorum. Bunu herkes de kabul ediyor zaten. Yani referandum yapsanız ayrılmaktan yana oy vereceklerin sayısı yüzde dört beşi geçmez yani. Bunu abartılı olarak söylüyorum. Türk ve Kürtler iki yüz yıldır tek bir millet içinde kaynaşıyorlar. Bir millet oluşturuyorlar ve o da Türk Milleti. Yani burada bir karma millet, Türk-Kürt Milleti diye bir millet oluşmuyor. Türk başlığı altında Türk Milleti’nin parçası haline geliyor ama onun içinde tabii Kürt kökenli çok yoğun bir nüfus var. Bunu başardı Türk devrimi. Bakın bu Türk devriminin çok büyük bir başarısıdır. Başar Esad da son zamanlarda Atatürk’e örnek alıyorum diyordu. Yani Suriye Arap Milleti’yiz biz ve Kürtlerimiz de o Suriye Arap Milleti içerisinde aynı Atatürk’ün yaptığı gibi kaynaşıyorlar şeklinde ifade ediyordu. Fakat devlet zaafı, yani Dem partisinin kapatılmaması, işte Hüda Apar’ın bakışını, Hüda Apar’ın da yaptığı bütün açıklamalar ve faaliyetler siyasi partiler kanununda ve anayasamızda kesin olarak kapatma sebebi. Ama Türk Devleti kendini koruma konusunda zaaflar gösteriyor. Yani Mehmetçi’yi görevlendiriyor, polisimizi görevlendiriyor terörü tasfiye etmesi, izlemesi için ama bir yandan da getiriyor meclis kürsüsüne çıkartıyor teröristi. Yani tamamen PKK’nın kontrolünde olan kuvvetleri getiriyor meclis kürsüsüne çıkartıyor. Onlara terörist toplama şansı tanıyor. Belediyeleri onlara veriyor. Mali kaynak bulmak için legal olanaklar onlara tanıyor. Hatta PKK propagandasını yasal planda yapıyor, Dem Partisi üzerinden, HDP üzerinden. Aynı zamanda şimdi onlarla beraber hareket eden bir de Hüda Apar var. Bunlar Türk Devleti’nin zaafları. Yani Türk Devleti topyekun milleti ve devletiyle bütün imkanları kullanarak bir terörü tasfiye planı, programı uygulamadı. Vatan Partisi’nde var o program. Tabii Güneydoğu’daki vatandaşlarımızda bir kuşku yaradı. Acaba Türk Devleti buraları bırakacak mı? Amerika ve İsrail de bölmeye çalışıyor. PKK’da Amerika ve İsrail’e yaslanıyor. Acaba buraları bölünür mü? Yani buraları bölünür mü? Türk Devleti buraları bırakır mı? Vazgeçer mi buralardan? Bu kuşku maalesef Güneydoğu’daki vatandaşlarımızda aynı zamanda PKK’yı da kollayan eğilimleri güçlendiriyor. Türk Devleti’nin şu azmini, şu kararını net bir şekilde vermesi lazım. Hem uluslararası güçleri hem de kendi vatandaşlarımızın tamamı. Türkiye’nin toprak bütünlüğünü kimse ortadan kaldıramayacaktır. Türkiye bölünmez. Atomu parçalayabilirsiniz ama Türkiye’yi parçalayamazsınız. Bu kararlılığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti vermedi. Hele 1980’de Turgut Özal’larla başlayan ve bütün büyük partiler, AK Parti sayıyorum, Cumhuriyeti AK Partisi, Avrupa özellikli şartını kabul etti. Ve işte şimdi görüyoruz Devlet Bahçeli sahneye çıktı. Yani birden herkes afalladı. Ya Türkiye’nin milliyetçileri bile Türkiye’nin bölünmesi sürecine omuz vermeye başladılar falan. Bu çok ciddi bir zaaf ve en temel meseledir bu. Türk Silahlı Kuvvetleri vazifesini yapıyor ama siyasi otorite, iktidar, hükümet ondan sonra maalesef bir bulanıklık içerisinde ve halkın zihninde de bulanıklıklar yaratıyor, zaaflar yaratıyor. Bu Türk Devleti’nin kararsızlığı, bocalaması maalesef Türkiye’nin bölünmesini isteyen güçlere en büyük yardım oluyor. Bugün Halit Güngen’in katledildiğinin yıl dönümü. Tam da hüdapar konusu konuşulurken, bölücülük konusu, gladiyo faaliyetleri konuşulurken bir genç arkadaşlarımız için Halit Güngen’i anlatabilir misiniz? Neden gladiyo? Halit Güngen bizim şırnak yöneticimizdi. Aynı zamanda Diyarbakır büromuzda da 2000’e doğru, ben 2000’e doğru genel yayın yönetmenliğini de yaptım. 2000’e doğru işte Aydınlığı’nın babası, amcası falan. Orada bu kontur gerillanın bütün şeylerini Hizbullahçevi Kuvvet Merkezi’nde eğitçiliyor haberi. Ve diğer kontur gerilla haberlerini yapan Diyarbakır’daki muhabir temsilcimiz de. 16 Şubat’ta yapmış bu haberi. Ve tabii burada kontur gerillanın aynı zamanda hedefi oldu ve 2000’e doğru bürosunu basarak Halit Güngen’i şehit ettiler. Ben hemen gittik ve uşakla gittik ve şırnakta cenaze merasimine de katıldık. Halit Güngen işte çok kahraman, çok esaslı bir arkadaşımızdı. Şurada en sağ baştaki bana göre arkadaşımızdı. İşte burada da görüyoruz. Onu saygıyla anıyoruz. Hayatını Türkiye’nin birliğine, bütünlüğüne vermişti. Ve Gladio’ya karşı mücadelenin de kahramanlarındandır. Halit Güngen, Gladio’ya karşı mücadelenin kahramanlarındandır. Orada şırnakta onun taziyesini yaptık. Ve o şırnağa gidişimi hiç unutamıyorum. O bir takım yollardan kıvrıla kıvrıla ve orada şırnağın nasıl bağrına bastığını, Halit Güngen’i orada yaşadık, gördük. Onu saygıyla anıyoruz. O kahraman arkadaşımızı. Hani Gladio, Gladio. Türkiye’de Gladio böyle elini kolluğunu sallayarak faaliyette bulunmadı. Ona karşı Vatan Partisi 1970 yılından beri şehitler vererek mücadele ediyor. Yani sadece Halit Güngen değil. Yani bizim Cizre, Diyarbakır, Van, Şırnak liderlerimizi Tunceli, ondan sonra Hozat liderlerimizi ömdür gerile. Bazılarını kontür gerile şehit etti. Zeki Ön Gaziantep’i galiba. Zeki Ön Gaziantep il başkanımız. Gaziantep il başkanımız da var. PKK’nın şehit ettiği liderlerimiz de var. Kontür gerilerinin şehit ettiği liderlerimiz de var. Bugün aynı zamanda Eşeb Bittis’in de hedef alındığı bir gün. Eşeb Bittis büyük bir kahraman. Büyük bir kahraman. O ve 24 Ocak’ta Uğur Umcu’yu şehit ettiler. Hemen ondan 24 gün sonra da Eşeb Bittis komutanımızı şehit ettiler. Genelkurmay başkanı olacaktı. O zaman jandarma genel komutanıydı ama normal olarak genelkurmay başkanı olacaktı komutanımız. Amerika’nın planlarına tavır aldı. Ve Kürtleri kazanan, ondan sonra Amerika ve İsrail’e karşı Kürtleri kazanan siyasetler üretti. Ve şehit edildi. Yani o zaman kaza falan diye ilan ettiler ama şehit edildi. Şehit edildiğini Teoman Koman, o general, jandarma genel komutanlığı yapmıştır. MİT müsteşarlığı yapmıştır. O da saptamıştır ve söylemiştir. Biz de bütün bilgileri, belgeleri topladık. Bakın Şubat ayında işte 17 Şubat’ta şehit edildi. Kaza falan dendi. Biz hemen bir soru işareti koyduk. Ama suikastle katledildiğini hatırladığıma göre Eylül veya Ekim’de kesin delillerle ilan ettik. Yani biz Şubat’tan Eylül, Ekim’e kadar bu konuda araştırma yaptık. Deliller topladık. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komutanlarıyla. Tarih ne yazıyor Özlem arkadaş? 93 olsa gerek. Hayır o değil. Eylül, Ekim mi? Hangi ay? Tarih. Bakalım Ecrin’e ki arkadaş bakabilirse. Eylül mü? Eylül diyor. Eylül diyor. Ben iyi hatırlıyorum. Yani 17 Şubat’ta şehit edildi ama biz onun suikast olduğunu Eylül ayına kadar araştırdık. Eşref İdris’in uçağı buzlanma nedeniyle düşmedi. Bir kere onu saptadık. Ondan sonra ve bize bir general onun şehit edildiğini açıkça bildirdi. Ve Sayın Teoman Koman, o da Allah rahmet eylesin Jandarma Genel Komutanlığımızı yaptığı, MİT Müsteşarlığı yapan bir değerli komutanımızdır. Ergenekon’a geldiği zaman da tanık olarak ilk önce beni selamladı ve çok esaslı bir ifade vermişti. O Teoman Koman da Tarık Bitlis kardeşimiz, Eşref Bitlis’in oğludur. Ona da buradan selam yollayalım. Tarık Bitlis, Teoman Koman’a diyor ki, yakın arkadaş Eşref Bitlis’in, Teoman amca diyor, Aydınlık diyor, babamı suikastle öldürdüklerini yazıyor, kaza olmadığını yazıyor. Sen bunu biliyorsun bana gerçeği söyle diyor. Teoman Koman da Tarık Bitlis’e diyor ki, Tarık hiç sen Aydınlık’ın yanlış yalan bir haber yazdığını gördün mü? Bu çok büyük bir sorun. O da suikastle öldürüldüğünü, bir general yine suikastle öldürüldüğünü bize açıkça bildirmişti. Zaten bütün topladığımız kanıtlarda onu gösterdi. Buzlanma falan diye bir şey yok. O tamamen uydurma. Hatta biz suikasti kimin yaptığını falan bile, uçağa sabotajla ilgili bir takım patlayıcılar konduğunu Ankara’daki hangarda onları dahi saptadık. Bir takım verilere ve tanıklara dayanarak. Evet. Sayın Genel Başkan, son olarak bir konuyu daha kısaca yorumlamanızı isteyeceğiz. Sonra haftanın müziği ve kitabına geçelim. Türkiye’de zaman zaman nükseden bir İran düşmanlığı var. Türkiye’de özellikle İslamcı cananın aydınlarında diyelim. Halkımızda bunun karşılığı yok da. Medya alanında o kadar saldırgan bir İran düşmanlığı var ki, her gelişmeyi, her olayı psikolojik savaş haline getiriyorlar. Bununla ilgili bu İran düşmanlığının temel sebebi ne? Bakın temel sebebi Amerika ve İsrail hedefine. Yani stratejik hedefi Amerika ve İsrail’in bir ikinci İsrail Devleti kurmak, Kürdistan adı altında. Türkiye ve İran’ı yıpratmadan ve Türkiye’nin ve İran’ın direncini kırmadan oraya ulaşması mümkün değil. Bir mevziye ele geçirdiler. Ne yaptılar? Suriye’de Beşar Esad direniyordu yani Amerika’nın karşısında. Onu yıktılar, bir mevziye ele geçirdiler. Şimdi esas ne kaldı? Türkiye kaldı, İran kaldı, Irak da tabii. Direnen mevziler. Arkadaşımız bir örnek buldu hemen, yansıttı. Suriye’de güç kaybeden İran, Suriye’de PKK-YPG ile görüşerek daha fazla destek vereceğini vaat etti. Buna karşılık İran’da PKK’ya bağlı Pejak militanlarının Türkiye’ye aktarılmasını eylemler düzenlemesi istediği belirtiliyor. Tabii bunlar tamamen Türkiye ile İran’ın arasını aşmaya yönelik. Ve bu arada dün sosyal medyada bir şey çıktı. Mesud Pezesgian, yani İran Sayın Cumhurbaşkanı, Tebriz’de galiba, Tebriz’de gibi hatırlıyorum. Konuşma yaparken Türkçe bir şiir okuyor. Pezesgian da hepimizin bildiği gibi Türk, kendisinin Türk olduğunu açık açık söylüyor zaten. Bir Türkçe şiir okuyor. Ondan sonra önüne bir kağıt getiriyorlar. O kağıdı okuduktan sonra da bana aktardıklarına göre, yani Türkçe şiir de tabii okunacak, niye okunmasın falan gibi bir açıklamada bulunuyor ve oradan bir yorum yapılıyor. Yani niye Türkçe şiir okudun diye önüne bir kağıt kondu gibi. Halbuki İran’da Türkçe çok serbest konuşulur. Hatta Taran’da diyelim Türkçe konuşulur, Farsça ile de idare edilir falan gibi böyle laflar var. Yani şoför bakarsın Türkçe konuşur, işte restorandaki çalışanlar Türkçe konuşur, otelin kapısındaki insan Türkçe konuşur, biz İran Meclisi’ne girdik, bizi meclis başkanı Türkçe konuşarak selamladı falan filan. Yani Türkçe’ye karşı İran’da öyle bir uygulama yok. Ve ilginç, mesela Hameney, bildiğimiz, hepimizin bildiği gibi İran’ın rehberi, yani İran Devleti’nin en büyük başındaki şahsiyet Hameney bir Türk. Kendisinin Türk olduğunu da hiçbir zaman saklamıyor. Hatta birkaç yıl önce onun bir videosu vardı. Torununa diyor ki, sen Türkiye’yi öğreneceksin diyor. Yani kendi torununun Türkçe öğrenmesine önem veriyor, özen gösteriyor falan. Bu arada, işte Türkçe konusunda, Türkiye kamuoyunda böyle bir yalanlar yaratılırken, Tebriz’de de, pardon Tebriz’de değil, Tahran’da da Sayın Hameney’in başkanlığını yaptığı bir toplantıda, kitle, iyi Farsça ve Türkçe maaşlar okuyorlar. Türkçe maaş da okunuyor hep birlikte. Onun da vereceğiz şimdi, bu haftanın müziği olarak. Yani İran Devleti’nin yöneticileri, Cumhurbaşkanı Türk, ondan sonra rehber Hameney, Sayın Hameney Türk, ondan sonra, ama onlar tabi İranlı Türkler, İran’ın Türkleri, ondan sonra, ve İran Devleti’nin birliği, bütünlüğü konusunda sağlam duran Türkler, o çok kıymetli insanlar. Ve İran’da da Türkçe’ye yönelik bir baskı falan filan hiçbir şey yok. Tersine aynı zamanda Türkçe eğitim de var İran’da. Ve anayasada da bu yazılmış durumda, onu tekrar araştırdım. Böyle bir, hep İran’a karşı Türkiye’de bir soğukluk yaratmak, kuşku yaratmak, düşmanlık yaratmak, kampanyası var. Ve bunun arkasında da Amerika ve İsrail var. Çok teşekkürler. Rica ederim, sağ olun. Çok güzel bir program oldu. Güzel oldu, evet. Çok konuyu işledik ama öyle her birine biraz dokunduk son gelişmelerin. Evet. Haftanın kitabı, öneminizi alalım. Haftanın kitabı Yahya Simvar’ın, yani bu şehidimiz, Diken ve Karanfil diye bir kitabı çıktı. Biliyorsunuz Yahya Simvar, o çok kahramanca Hamas’ın lideriydi. Yani yaralı koltukta otururken üstüne gelen durana elindeki sopayı atan, yani son anına kadar ondan sonra direnen ve hep bize o direnme, savaşma mirasını bırakmış olan bir kahramandı Yahya Simvar. Onun şimdi Türkiye’de Diken ve Karanfil diye bir kitabı çıktı. Daha okumadım ben ama hepimizin şehidi ve kahramanımız. Bunu Filistin halkıyla dayanışmamızın bir ifadesi olarak bunu bu haftanın kitabı olarak seçtik. Müzik olarak da, demin söylediğim gibi Sayın Hameneyi’nin yönettiği toplantıda Türkçe Marş okunması. O müziği bu hafta sunuyoruz ve saygılarımızla.

Paylaş