Çıkış Yolu • 30.05.2017

Çıkış Yolu • 30.05.2017

Hem hücumda hem de oyunu yönetmede önemli bir mevki değil mi? O numara takımın lideri, yöneticisi demek oluyor. Bizde daha çok bireysel hünere dayanan büyük futbolcular çıkıyor. Takım oyununu beceremiyor muyuz? Evet, biz orada o kadar gelişmedik; ama bireysel becerilerde Türk futbolcusu bayağı iyi. Arda Turan Barcelona’da boşuna oynamadı; o önemli, büyük bir futbolcudur. Lefterlerimiz, Metin Oktaylarımız… Türkiye iyi futbolcular yetiştirdi ama genç kuşaklar onları hatırlamıyor. O dönemleri ben ezbere bilirim; hatta 1956 Dünya Kupası’ndaki Macaristan takımını bile ezbere sayabilirim. Radyodan dinlemiştik, çok merakla izliyorduk. Macaristan o zaman dünya futbolunun lideriydi. Düşünün, küçük Macaristan dünya futboluna yön veriyordu.

Dün 29 Mayıs’tı, İstanbul’un fethinin 564. yıl dönümüydü. Türkiye’de İstanbul’un fethinin kutlanması konusunda iki tavır ön plana çıkar: Milliyetçi ve muhafazakâr çevrelerde bu günün önemi altı çizilerek kendince kutlanır. Onun dışında sol, laik çevrelerde pek öne çıkmaz, hatta kutlanması eleştirilir. Peki, siz neredesiniz?

İstanbul’un Türkler tarafından fethedilmesi dünya çapında bir olaydır, bir çağ değişikliğidir. Orta Çağ’dan Yeni Çağ’a geçiş 1453 ile anılır. İlle bir tarih aradığınızda Rönesans’ın, reformların başlangıcı; ardından gelen devrimler (1640 İngiliz Devrimi, 1789 Fransız Devrimi) hep bu çağın başlangıcı olarak İstanbul’un fethini referans alır. Çünkü İstanbul’un fethinden sonra Bizans’taki birçok bilim insanı İtalya’ya kaçtı ve Rönesans’ın kuruluşunda önemli roller oynadılar.

Peki, Türkiye’de sol bu meseleye niye uzak duruyor? Aslında sol dediğiniz şey o değil. Onlar kendi milletlerinin tarihine, birikimlerine, tecrübelerine ve miraslarına yabancı, kopuklar. Bakın, biz 1971-73 yıllarında, Mamak Cezaevi’nde Orhun Yazıtları’nı okumayan tek bir arkadaşımız kalmamıştır. Dede Korkut Destanı’nı okumayan yoktur. Hatta o dönem cezaevindeki kadın ve erkek koğuşları arasındaki mektuplaşmalarda bile Selcan Hatunlar, Banu Çiçekler, Bamsı Beyrekler, Kanturalılar eksik olmazdı. Mamak’ta erkekler, Yıldırım Bölge’de kadınlar kalıyordu; mektuplaşmalar çok güzeldi. Aslında o mektupları bulsak, bir kitap haline getirsek ne güzel olur.

O zamanki savunmamız, Türk tarihi konusunda yazılmış çok önemli eserlerden biridir. İçinde bazı yanlışlar olsa da 300 kişinin birlikte hazırladığı olağanüstü bir çalışmaydı. Sabahları 5’te kalkardık; herkes şaşıracaktır, cezaevinde 5’te mi kalkılır? Zamanımız yoktu, o kadar çok çalışıyorduk ki… Hikmet Kıvılcımlı’nın da fetihle ilgili değerlendirmeleri vardır.

Türk tarihi açısından da İstanbul’un fethi olağanüstü önemlidir. Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı padişahları arasındaki en büyük üç isimden biridir. Aslında Yıldırım Bayezid bir “erken Fatih”tir. Stratejik bakışı olan, İstanbul’u hedefleyen ve Anadolu Hisarı’nı yaptıran odur. Arkadan Timur gelip vurmasaydı, İstanbul’u Yıldırım alacaktı. Onun büyük bir merkezi imparatorluk projesi vardı. Fetret devri bu projeleri erteledi. Onun torunu Mehmet Çelebi, onun oğlu 2. Murad, onun oğlu da Fatih Sultan Mehmet’tir. Fatih, devleti bir imparatorluğa dönüştürdü.

En önemlisi şu: Fatih Sultan Mehmet merkezi bir devlet oluşturdu. Selçuklulardaki merkez kaç beylik yapısının aksine, Fatih merkezi bir imparatorluk kurdu. Hatta Machiavelli, ünlü “Hükümdar” (Il Principe) kitabını Fatih modelini inceleyerek yazdı. Siyaset biliminin temel kitabı kabul edilen bu eserden 400-500 yıl önce, bizim 11. yüzyılda Nizamülmülk’ün “Siyasetname”si ve Yusuf Has Hacib’in “Kutadgu Bilig”i vardı. Doğu, devlet teorisinde o dönem muazzam bir atak yapmıştı.

Machiavelli, İtalya’daki parçalanmışlığa bakıp Floransa prenslerine “Türkleri, yani Fatih Sultan Mehmet’i örnek alın, merkezi bir devlet kurun” diyordu. Osmanlı, Bizans’ın kopyası değildi; Bizans köhnemişti, ağır vergileriyle halkı eziyordu. Türkler Anadolu’ya geldiğinde pazar güvenliğini sağladı, haydutluğu bitirdi. Claude Cahen’in belirttiği gibi, bu durum bir üretim ve nüfus patlaması yarattı. Fatih, merkezi devlet projesini bu temelde kurdu. Devletin merkezileşmesi, kapitalizmin gelişmesi için gerekli olan köylü özgürleşmesinin de önünü açtı.

Bizim teorisyenimiz niye çıkmadı sorusuna gelince; 11. yüzyılda Nizamülmülk’ümüz vardı. Sonrasında pratiği yaptık ama teorisini geliştirmekte biraz eksik kaldık. Fatih Kanunnameleri bu teorinin hukuksal düzlemdeki karşılığıdır. Yine de İbn-i Haldun gibi devasa bir düşünürü çıkarmış bir medeniyetten bahsediyoruz. İbn-i Haldun, Marx ve Darwin’den yüzyıllar önce evrim teorisine ve toplumsal süreçlere dair çok daha derin tespitlerde bulunmuş, siyaset biliminin zirvesini temsil etmiştir. Bizim İslam’ın Mutezile ekolü dediğimiz, İslam’daki diğer akılcı büyük bilim insanlarının savunduğu evrim teorisi gibi konulara değinmek gerek. 4 Haziran’da Iğdır’da bir il genel meclisi seçimi vardı. Bütün ilçeleri kapsayan bu seçim, daha önceki meclisin bir takım usulsüzlüklerin tespit edilmesi sebebiyle toptan feshedilmesi sonucu gerçekleşti. Yani sadece BDP veya HDP’li üyeler değil, diğer partilerden seçilen üyelerin de üyeliği düştüğü için bir seçim yenileme süreci yaşandı. Ben sizden evvel Iğdır’a gidip birkaç gün dolaştım; diğer partilerin mensupları ile de görüştüm. Herkesin tespiti şuydu: “Ne oldu birdenbire Vatan Partisi buraya önem verdi ve muazzam bir güç çıkarması yaptı?”

Peki, Iğdır neden bu kadar önemli? Amerika da buraya büyük önem veriyor. Yalnızca biz değil, dünya da veriyor. Amerika’nın önem verdiğini nereden mi çıkarıyoruz? Arkadaşlarımız Iğdır haritasını bulursa daha iyi anlaşılacaktır. Öncelikle şunu söyleyeyim: Iğdırlılar gerçekten gönül insanları; hepsi sevgi dolu, üreten, çalışkan ve yüzleri her zaman gülen insanlar. Hepsine buradan selam ve saygılarımı gönderiyorum.

Iğdır neresi? Türkiye’nin Asya’ya uzanan eli, en doğu ucu. Güneş Türkiye’ye oradan doğuyor. Ayrıca Türkiye’nin Azerbaycan’a, Nahçıvan’a bir parmak gibi uzanan noktası. İran ile sınırımız Hakkâri’ye kadar gidiyor ama Azerbaycan’la, yani Nahçıvan’la birleştiğimiz tek yer Iğdır. İpek Yolu da buradan geçiyor. Amerika, İpek Yolu’nu ve Türkiye’nin İran, Azerbaycan, Çin, Hindistan ve Orta Asya ile olan bağlantısını ancak buradan kesebiliyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin “İkinci İsrail” projesine bakalım: Suriye’nin kuzeyinden, Doğu Akdeniz’den başlıyor ve kuzeye dönerek Kars’a kadar uzanıyor. Yani projelerinde Kars, Ardahan ve Iğdır’ı da “İkinci İsrail” yapmak var. Ben buna “Kürdistan” demiyorum çünkü Amerika’nın silahıyla bir devlet kurulmasını, en azından kendi Kürt vatandaşlarımıza yakıştırmıyorum. Zaten Kürtlerimiz de bu “İkinci İsrail” projesini desteklemiyor. Ancak araya bir kama sokulduğunda İpek Yolu kesiliyor. Biz bunu Çinli devlet yöneticilerine de anlattık; “İpek Yolu buradan kesiliyor” dedik. Çünkü İpek Yolu onlar için Atlas Okyanusu’na kadar uzanan, Türkiye’den geçen bir hat. Amerika, İran ile Türkiye arasına bir kama gibi girerek hem kapıya kilit vuruyor hem de Azerbaycan ve Orta Asya bağlantısını kesiyor. Bir nevi Asya’nın anahtarını elinde tutmak istiyor.

Bizim ise Asya ile bütünleşme projemiz 1990’lardan beri devam ediyor. Avrasya projesini geliştiren parti Vatan Partisi’dir. O bakımdan Iğdır bizim için çok önemli. Iğdır’ın pamuğu, domatesi, kayısısı, keçisi, koyunu ve sığırı; hepsi önemli. Çünkü vatanı sadece Mehmetçik ya da polis değil, orada üretilen pamuk, domates, pancar ve devletin kurumları bekliyor. Kamu İktisadi Teşebbüsleri, Toprak Mahsulleri Ofisi, Et ve Balık Kurumu; siz bunları özelleştirip yok ettiğinizde veya tarıma desteği kestiğinizde, o bölge Amerika’nın “İkinci İsrail” planına elverişli hale geliyor.

Iğdır, dünyanın en kaliteli pamuklarının üretildiği, su problemi olmayan, verimli topraklara sahip bir yer. Dağlar, Ağrı ve Küçük Ağrı ovaları koruyor. Fakat bugün pamuk ekilemiyor, pancara kota konulmuş, hayvancılık bitmiş. Dışarıdan et ithal ederek üreticiyi devre dışı bıraktık. Siyasetteki bu büyük hataları Iğdırlılara da anlattık. Tekrar tarımı destekleyeceğiz, tarıma dayalı sanayi kuracağız ve o sayede vatanımızı koruyacağız. Tarımla vatan bütünlüğünün tam birleştiği yer orasıdır.

Vatan Partisi, sistemin partisi değildir; sistemle mücadele eden bir partidir. Iğdırlılar, Turgut Özal politikalarının tarımı nasıl yıkıma uğrattığını gördüler, yaşadılar. Şimdi Vatan Partisi örgütü her yerde; Aralık’ta, Tuzluca’da, Karakoyunlu’da ve merkezde örgütlü. Çok kaliteli halk önderlerimiz var. HDP’den, MHP’den, AKP’den ve CHP’den partimize katılımlar oluyor. İnsanlar sistemden koparken Vatan Partisi’ne yöneliyor.

Buradan Iğdırlı can insanlarımıza sesleniyorum: Iğdır’da birleşeceğiz ve Türkiye’yi birleştireceğiz. Iğdır’dan 5 Haziran sabahı Türkiye’ye bir güneş yollayacağız. Bu güneş, Vatan Partisi güneşidir. Türkiye’nin önünü açacak olan Iğdırlılardır. Her akşam Makedon eğlenceleri ve yemekleriyle buluşuyoruz. Jön Türklerin ocağına, dağları kahraman kokan topraklara, şahinlerin yuvasına gidiyoruz. Kurtuluşu müjdeleyen Güneş’in ülkesi Makedonya seni çağırıyor. Geliyor musun? Bu benzersiz tura katılmak için yerinizi şimdiden ayıralım.

İncirlik bir eşkıya yatağı. Oradan kalkan uçaklar hainleri ve bölücüleri destekliyor. Arkasındaki güç ise Amerika Birleşik Devletleri. Şu anda bir savaşın içindeyiz; Türkiye-Amerika savaşı devam ediyor. Türkiye’nin Amerika önünde diz çökme ihtimali yok, aksine Amerika bizim önümüzde diz çökecek. Siz bugün bir istiklal savaşı veriyorsunuz ve savaşın gereğini yapmak lazım. İncirlik Üssü derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne geçmelidir. Amerika bizim stratejik müttefikimiz değil, stratejik tehdidimizdir. İncirlik’e el koymak bir vatan müdafaası meselesidir. Kanla belirlenmiş bu vatan sınırlarını yeniden belirlemeyi göze alanlar, bedelini ödeyecektir. Bu bedel şudur: Amerika kendi yaptığı haritaya gömülecektir.

15 Temmuz darbe girişimini bir gün öncesinde Türk makamlarına bildiren, Türk-Rus ilişkilerinin onarılmasında kritik rol oynayan, bölgesel öngörülerinde hep haklı çıkan, Rus dış politikasının bir numaralı stratejisti ve Avrasyacılığın öncü ismi Putin’in dış politika danışmanı Alexander Dugin, kaynak okurları için yazdı: “İnsanlığın ön cephesi Avrasya.” Rus uçağının düşürülmesi, Büyükelçi Karlov suikastı, Rusya’nın Suriye’deki savaşı ve Türk-Rus diplomasisinin az bilinen ayrıntıları… Dugin’in geleceğe mercek tutan kitabı “İnsanlığın Ön Cephesi Avrasya”, KaynakYayinlari.com’da ve tüm kitapçılarda. Kaynak Yayınları, Türk Devrimi’nin yayınlarıdır.

Ütopya Mercan ve Pamukkale Otel, huzurlu ve güvenli tatilin adresi. İzmir’in şirin beldesi Ürkmez’de, Kazderesi kenarındaki iki otelimizde 7 kilometrelik eşsiz sahil ve masmavi deniz sizi bekliyor. Ütopya Mercan Otel’de yörük çadırında ayağınızı uzatın ve dertlerinizi unutun. Yenilenen odaları ve eşsiz lezzetleriyle Ütopya Mercan ve Pamukkale Otel hizmetinizde. Rezervasyon için: 0252 712 39 69 – 0530 568 52 87.

Çocuklarımızın kimi örnek alarak büyüdüğünün farkında mıyız? Gerçek kahramanlar Kahramanlar.org’da. Çocuklarınıza özgüven armağan edin. Türk devrimini anlamak ve liderini tanımak isteyen herkes için “Atatürk’ün Kaleminden” seti; gençlere, çocuklarınıza ve dostlarınıza en güzel armağan. Doktor Doğu Perinçek, Atatürk’ün halktan gizlenen el yazılarını, din ve laiklik üzerine düşüncelerini, sultan ve halifelerin düşmanla iş birliğini, tarikat şeyhleri, dervişler ve müftüler hakkındaki görüşlerini bu derlemede inceledi.

Geometri, eski terimle “hendeze”nin terim düzeni çok ağdalı ve çapraşıktı. Boyut, uzay, çap, kesit, çember, teğet, açı ve benzeri terimler Atatürk tarafından türetilip konmuştur. “Zabıt ve Kumandanla Hasbihal” ve diğer askeri yazıları, Atatürk’ün 1909-1914 yılları arasında kaleme aldığı eserlerdir ve emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un sunuşuyla yayımlanmıştır. “Hatırat Sayfaları: Cihan Harbi, İttihatçılar ve Abdülhamit”, 1926’da Büyük Gazi’nin hatırat sayfaları başlığıyla Hakimiyet-i Milliye, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yayımlanan, Atatürk’ün 1914-1919 dönemine ait anılarıdır.

Gençler için Nutuk: Türk devriminin deneyimlerini anlatan, dersler çıkaran ve bugün de bağımsız, özgür ve çağdaş Türkiye’yi kurmak için yol gösteren en önemli belgedir. Atatürk’ün söylediği, yazdığı, gözden geçirip düzelttiği biçimiyle ve günümüz Türkçesiyle; aslına uygun, yorumsuz, hatasız Nutuk. Ayrıca ön yüzünde Atatürk fotoğrafı, arkasında Gençliğe Hitabe’nin yazılı olduğu ahşap kapaklı defter ve Ulusal Gönüllü logosu baskılı bardak altlığı… Atatürk’ün Kaleminden seti; 5 kitap, defter ve çok amaçlı taş sadece 99 TL (Kargo ve KDV dahil).

Anneler, babalar, öğretmenler; yarınlarımız olan çocuklarımız için doğru oyun seçmenin hem zor olduğunu hem de sorumluluk yüklediğini biliyoruz. İşte gönül rahatlığıyla tercih edeceğiniz bir oyun: “Uyanış: Çanakkale Destanı” masaüstü oyunu. Çocuklarımızın hayal gücünü, zeka, karar verme, bilgi ve becerilerini artıracak, tarihimizi sevdirerek öğretecek mükemmel bir oyun. Zorluk derecesine göre mavi, sarı, kırmızı ve siyah renklerle sınıflandırılmış 200 soru kartı. Her soru kartı, öğrenmenin kalıcı olması için konusuyla ilgili özel olarak resimlendi. “Sıfır sayısını ilk kez kullanan ve Batı’ya öğreten bilim insanı hangisidir? A) Harizmi B) Köroğlu.” Evet, dört kare ilerliyorsun! Özel görev kartları, oyun işlev kartları ve ayrıntılı Gelibolu Yarımadası savaş alanı haritası ile Çanakkale uzmanı olacaksınız.

Defalarca bıkmadan oynayacağınız “Uyanış: Çanakkale Destanı”, 7’den 77’ye herkes için hazırlandı. Ayrıca 45 lira değerinde muhteşem armağanlarımız; 14 ayrı destanın bir arada olduğu 336 sayfa, tamamen renkli, kuşe baskı Çanakkale Destanı çizgi romanları ve 50×70 ebadında 2 dev poster (Futbolcularımız ve Seyit Onbaşı) hediyemiz. KDV dahil sadece 59 TL. Hemen arayın: 0212 912 20 23. Çanakkale geçilmez!

Sevgili izleyiciler, “Çıkış Yolu” devam ediyor. Konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Iğdır seçimlerini konuşuyoruz. 6 köy ve 3 ilçeyi ziyaret ettiniz. İnsanların talepleri nelerdi?

“Bir numaralı talep tarımın ve hayvancılığın sorunlarının çözülmesi. Oradaki üreten insan, pamuk ekemiyor çünkü Amerikan ve Yunan pamuğu limanlarımıza iniyor. Sulama kanalları eskimiş, tamir edilmeli. Su bol, dağlardan gelen karlar eriyor. Ucuz mazot istiyorlar. İran’da mazot 75 kuruş, burada 4,5 lira. İran Büyükelçisi dostum bana şunu demişti: ‘Türkiye, Amerika’nın taşeronluğunu yapmasın, biz size İran piyasasından %17 daha ucuza mazot, petrol ve doğalgaz verelim.’ Eğer bunu yaparsak Türk tarımı şahlanır. Türkiye’nin etrafı enerji kaynağı; Irak, İran, Azerbaycan… Biz de onlara sanayi ve tarım ürünlerimizi satarız. Bağ-Kur emeklileri ’65 yaşında emeklilik mi olur?’ diyor, biz de ‘Mezarda emeklilik’ diyoruz.

Ermeni soykırımı meselesine gelince; Koçkıran Köyü’nde köylüler bizi dikenli tellere kadar götürdü. Erivan oradan gözüküyor. Dedeleri anlatıyor; 400 yıllık caminin minaresinden insanları atmışlar, kuyular kan dolmuş. O bölge zaten Osmanlı zamanında Türk kentiydi. İnsanlar toprağını bırakmak istemiyor, göçü durdurmamız lazım. Duvarlara ihtiyacımız yok; sınırda ticaret serbest olsun. Amerika kendi pamukçusuna destek verirken bizim köylümüzün rekabet etmesini bekleyemezsiniz. Oradaki insanların Türkçesi olağanüstü güzel, şiirsel konuşuyorlar. Aşık geleneği, Yunus Emreler, Pir Sultan Abdallar hâlâ yaşıyor. Okullarda halk edebiyatını okutsak gençlerimiz en güzel Türkçeyi konuşur. Aralık ilçesinde muhtarlarımız ve Milliyetçi Hareket Partisi kökenli vatandaşlarımız partimize katıldı, rozetlerini taktık.” O da bizi çok mutlu etti. Onları da buradan selamlıyoruz; hepsi çok sayıda yeni emekçi arkadaş kazanacaklar. “Iğdırlılardan ne öğrendiniz?” diye sorsanız, en çok etkileyen tavırları derim. Sevmek, gönül insanı olmak, sevgi dolu insanlar… Bir de dürüst, başı dik ve kendine güvenen insanlar. Ezik bir insan görmedik. Ezik, sıkılan, eğilen, bükülen bir insan görmedik; son derece kendilerine güvenen, başı dik insanlar. Kadınları da öyle, onu söyleyeyim. O bakımdan Iğdırlılar, tıpkı Anadolu köylülerimiz gibi örnek insanlar. Hepsinin yüzü gülüyor.

Sayın Perinçek, beklentilerinizi karşıladı mı? Ben beklentilerimi kazandım. Nedir bizim beklentimiz? Orada halka dayanan, kitleselleşmiş bir Vatan Partisi oldu ve beklentimiz gerçekleşti. Şimdi 5 Haziran günü Iğdır’dan buraya gönderecekleri güneşi bekliyoruz.

Peki, ya kadınlarla olan toplantı? “Şiir gibi konuşuyorlar” demiştiniz. Bu, benden sonra gelişen bir olay. Şule Perinçek orada kaldı. Bugün telefonla konuştuk; dağların yamaçlarına tırmanmışlar, karlı yerlerde çobanlarla görüşmüşler. Iğdır’ın Aralık ilçesinde yaptıkları kadın toplantısından telefonla bilgi aldım. Kadınlarımız da harika; mesela Melekli’de bir bakkal arkadaşımız partimize üye oldu. Kendi işini yöneten, yürüten bir kadın. Bunlar çok güzel şeyler.

Sayın Alpay Tuğlu da fotoğrafçı arkadaşımız; eski bir tersane ve liman işçisidir. Haydarpaşa liman işçiliğinden sonra sergileri var. Lozan, Berlin ve Paris’teki Ermeni soykırımı yalanı konusundaki mücadelede çektiği fotoğraflardan bir seyyar sergi yaptı. O mücadeleyi çeşitli yerlerde anlatıyor. Tabii orada bu konularda çok büyük bir ilgi ve duyarlılık var; çünkü dedelerini, nenelerini kaybetmişler. Ermeni meselesi orada teorik veya tarihsel bir mesele değil; her ailenin hayatında kanlı, acılı bir karşılığı var.

Müziğimiz ne? Alim Kasımov’un parçası, “Getme, getme”. Azerbaycanlı bir sanatçı. Yöneticimizden rica edelim, hazırsa dinleyelim.

(Parça sonrası)
İzleyiciler, tekrar merhaba. Parça o kadar güzeldi ki erken kesilmesini istemedik. Alim Kasımov ve kızı Fergane. Alim Bey def çalan ve söyleyen beyefendiydi, hanımefendi de kızı.

Azerilerin pek çok hüneri var. Sanatta çok ileriler, özellikle müzikte. Bunu Sovyetler dönemiyle mi izah edeceğiz, yoksa öncesi var mı? Bir kere bu, Oğuz destan geleneğine, müzik köküne dayanıyor. Onun üzerine bir de Sovyetler Birliği döneminde çok önemli bir müzik eğitimi almışlar. Niyazi Beko gibi çok büyük bestecileri var. Orta Asya’ya gittiğimizde, örneğin Uygur bölgesinde Türkler müzikte çok ileri. Çin kaynaklarında, bizim sema törenlerine benzeyen, dönerek yaptıkları Türk danslarından bahsedilir. Hatta Orta Asya Türk müziği, Çin’in beş makam (mugam) sistemini etkilemiştir. Demek ki Orta Asya’dan beri gelen bir gelenek var.

Azeriler bu konuda özellikle ileriler. Halk müziğini orkestrasyona tabi tutmuşlar. Türk müziğinde çok seslilik zaten var. Rahmetli Nesimi Çimen, üç telli curayı çok sesli çalardı. Bağlamada da çok seslilik vardır. Orta Asya’da “ırlama” denilen bir gelenek var. Moğol ve bozkır müziğinde görülen o hırıltılı gırtlaktan çıkarılan sesler çok etkileyicidir. 1990 yılında Azerbaycan’a gittiğimde şaşırarak gördüm ki, köylerdeki kızların çeyizlerinde piyano var. Niyazi Beko’nun Köroğlu operası, Leyla ile Mecnun’u Fuzuli’den uyarlaması… İnsan mest oluyor, olağanüstü. O Türk müzik geleneği birikimiyle Sovyetler’in teknik olanakları birleşince ortaya bu çıkmış.

Iğdır konusuna dönecek olursak; Iğdır bizim gönlümüzü açtı. İnsanlarının sıcaklığı, yürekliliği, yiğitliği… Gerçekten Iğdır Ovası, yiğit yuvasıdır. Türkiye’nin nöbetini tutan çok değerli bir halkımız var. Kürt’üyle, Türk’üyle çok ince, zarif bir kaynaşma var orada. Halk katında hiçbir sorun, gerginlik yok. Ne kahveler ayrı, ne dükkanlar ayrı. Herkes bir arada. Onun için sloganımız şu: “Vatan Partisi Iğdır’da birleşir, Türkiye’yi birleştirir.” Orada tam bir beraberlik var; aslında biz aynı milletiz. Millet, ırk ile tanımlanmaz. İmparatorluk kültürü olan Türk milleti, kaynaştıran ve birleştiren bir kültüre sahiptir.

25’inde Ankara’da bir görüşme oldu. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu sizi bir heyetle ziyarete geldi. İsterseniz o toplantıdan sonra yapılan açıklamaları izleyelim. (Görüntü izlenir)

Değerli izleyiciler, konuşmalar uzundu ama üzerinde etraflıca konuşacağımız için orijinalini seyretmekte fayda gördük. CHP ile görüşmelerinizden sonra ilk defa “olumlu” bir hava seziyorum, yanılıyor muyum?

Hayır, her zaman olumluydu. Daha önce de görüştük. Görüşmeleri sürdürme kararı, o zaman da vardı.

Peki, görüntü mü kurtarıyorsunuz yoksa ciddi bir yakınlaşma mı var?

Buna “ümitli bir görüşme” diyeyim. Neden ümitli olmaya mecburuz? Çünkü Türkiye; halk olarak, üretimden yana vatan bütünlüğü isteyen millet olarak umutlu olmaya mecburdur. Tayyip Erdoğan’ın yönettiği Türkiye dönemi sonuna geldi. Halk oylaması verileri, AKP’nin %41-42 seviyelerine düştüğünü gösteriyor. Bu iniş devam edecek. O zaman bizim bir hükümet seçeneği yaratmamız lazım.

Basın bu görüşmeyi çok iyi anladı. Hürriyet gazetesinin “Hayır ziyaretinde HDP hassasiyeti” başlığı çok manidar. Hükümet seçeneği yaratmak için HDP hassasiyeti şart. HDP ile beraber bir hükümet seçeneği yaratamayız; bunu Cumhuriyet Halk Partisi yöneticilerine anlattık. Türkiye’nin sorununu, o sorunu yaratanlarla birlikte çözemezsiniz. Terörle mücadele, vatan bütünlüğü ve huzur açısından Türkiye’nin birinci meselesidir. Terörün yasal uzantısıyla toplumun karşısına çıktığınızda başarı şansı yoktur. Görüşme sonrasındaki konuşmalar dışında bu konuda başka bir yorum yapmayacağım, çünkü her şey o konuşmalarda açıkça söylenmiştir. Yorumu basın yapıyor ve bizim söylediklerimiz zaten açık, ortada. Şimdi bakın, hürriyetle milliyet; olaya yapıcı yaklaşıyor. Çünkü HDP hassasiyeti ne olacak? Bir hükümet seçeneği yaratacak. Nitekim Milliyet şu başlığı atıyor: “Yeni hükümet acil görevdir.” Biz “Bu görüşmeyi yapalım, iş birliği yapalım, görüşelim” diyoruz ama ne için iş birliği yapacağız? Yeni bir hükümet için. Bu, bir seçim ittifakı için mi görüşmeydi yoksa bir teşekkür ziyareti miydi?

Ben Cumhuriyet Halk Partisi açısından bu görüşmeyi bir fikir alışverişi olarak görüyorum. “Ne diyorsunuz, fikirleriniz nedir?” diye sağ olsunlar, şeref verdiler, bize sordular. Ama bizim açımızdan bu görüşme laf olsun diye değil, sonuç itibarıyla Türkiye’nin ihtiyaçlarına yanıt veren bir görüşme olmalı. Hangi ihtiyaca? Türkiye’nin bir hükümet ihtiyacı var. AKP ile artık gitmeyecek. Ama efendim, “%49’u birleştirirseniz ne yazar ki?” diyenler var. %49 birleşmez. Birleşseniz öbür taraf %51; zaten her türlü hükümet oluyor. Yani bugün bizim önümüzdeki soru şudur: Ya PKK ve HDP ya da Türkiye’nin milliyetçileri ve Türk milleti.

Bakın, Sayın Kılıçdaroğlu’na da belirttim; HDP ile beraber olan önümüzdeki seçimi kaybedecek. Çünkü Türk milletinin HDP ile birlikte bir hükümet seçeneğine oy verme ihtimali yok. Bunu laf olsun diye tartışmayacağım. Bakın, olayı o bakımdan hemen Hürriyet gazetesi yakaladı ve Hürriyet burada kamuoyunun ve Türk milletinin hassasiyetini ifade ediyor. Milliyet de şunu yakalıyor: Bu sonuç itibarıyla niçin görüşüyorsun? Laf olsun diye, muhabbet olsun diye partiler arasında görüşme olmaz; “Acil görev, yeni hükümet.” O yeni hükümeti de HDP ile kuramazsınız. Bu iki başlık birbirini tamamlıyor.

Sayın Güneri Cıvaoğlu’nun yine Milliyet’teki çok önemli yorumunda belirttiği gibi; PKK’nın gölgesi altında bir girişime hiç kimse oy vermez. HDP faktörünü iki saniyeliğine unutun lütfen; %49 zaten %51’i geçmeye yetmiyor. Dolayısıyla her hâlükârda, hayır bloğu bir araya gelse bile buradan bir hükümet çıkmıyor. Bir kere biz Vatan Partisi olarak, terörün temizlenmesini Türk milletinin yüzde 80-85’inin birinci meselesi olarak görüyoruz. Biz de bugün Türkiye’nin sorunlarını sıralarken birinci sıraya vatan bütünlüğünü ve huzuru, ikinciye üretim ekonomisini, üçüncüye komşularla iş birliğini koyuyoruz. Vatan bütünlüğü ve huzura kavuşmak birinci mesele olduğuna göre, biz Vatan Partisi olarak hiçbir şekilde HDP ile yan yana bir girişimin içinde bulunmayız.

Peki %49’un içindeki Meral Akşener, Yusuf Halaçoğlu, Ümit Özdağ, Sinan Oğan; MHP tabanı, ülkü ocakları ve Vatan Partisi’ni hangi büyük kudret HDP ile yan yana bir cephe içinde toplayabilir? Deniz Baykal mı toplayacak? Bu blok hayali bir şeydir; anayasa oylamasında “hayır” demek için var olmuştur ama hükümet kurmak ya da seçim yapmak için öyle bir %49 yok. Biz diyoruz ki PKK’yı temizleyeceğiz. Siz PKK’yı meclise soktunuz, şimdi bir de hükümete mi sokacağız? HDP, PKK değil mi? En büyük yanlış, YPG ve PKK arasına ayrım koymaktır. HDP yöneticileri “Sırtımızı PKK’ya, dağlara dayıyoruz” demiyor mu? Millet bunu görüyor.

Bizim CHP ile görüşmemizde esas vurgumuz buydu. Hürriyet gazetesi bunu kocaman orta sayfada vurguladı. Ertesi gün bu gazeteleri görünce “Tamam, bu görüşme gerekli sonuçları vermiş” dedim. Cumhuriyet Halk Partisi’nin bizi anlayacağına güvenmemiz lazım. Eğer hükümet olacaksak başka yolu yok. Sayın Kılıçdaroğlu kuşkusuz çeşitli çevrelerle görüşecek; MHP’nin bugünkü yönetimiyle veya muhalefetiyle de görüşmek lazım. Biz o ortam oluşursa herkesle görüşürüz. Neden MHP gibi milliyetçi bir parti Türkiye’nin milli hükümetinin oluşmasına katkıda bulunmasın? Bence bulunacaktır. Kendimizi %49’a kapatmak çok yanlış. Çünkü o %49’un içinde beraber hükümet kuramayacağımız unsurlar olduğu gibi, %51’in içinde de beraber hükümet kuracağımız önemli bir çoğunluk var. O kuvveti yaratmamız lazım. İki gerçek var: Bir, HDP ile beraber olan kaybeder. İki, hükümet kurmak için AK Parti’nin tabanına ve MHP’ye yönelmek gerekir. Aritmetik bilmemiz lazım. Ev ve iş yerlerinizin elektrik tesisat kablolarını ve sistem data kablolarını kemiren fareler, kısa devre sonucu yangın facialarına veya teknik arızalara sebep olabilirler. Ayrıca fareleri basit bir sorun olarak görmeyin; onlar veba mikrobu ve hantavirüsün aktif taşıyıcılarıdır. Ya böcekler? Onlar da astım ve alerjik hastalıkların başlıca nedenleridir.

“Benim fare veya böcek sorunum yok” demeyin. Önemli olan, başımıza bir iş gelmeden tedbir almaktır. Ancak onları sprey, ilaç ve zehir gibi insan sağlığını tehdit eden kimyasallarla yok etmeye çalışırken kendi hayatınızı tehlikeye atmayın. Dahası, ilaç ve zehirle öldürülen haşerelerin etrafa yaydığı kötü koku ve zehir atıkları başka bir tehlike kaynağıdır.

Ürünümüz, yaz gecelerinde sizi uyutmayan, gecenizi kabusa çeviren sivrisineklerin korkulu rüyasıdır. Haşeresiz, böceksiz mekanlar herkesin hakkıdır. Peki, çaresi nedir dediğinizi duyar gibiyiz. Çaresi, Teknopest’in ürettiği ultrasonik haşere kovuculardır. Bu ürünler, zararlıları dışarıdan içeri sokmaz, içeride barındırmaz. Bu davetsiz misafirleri yediğimiz içtiğimiz gıdalardan, yaşadığımız mekanlardan uzak tutmak hiç bu kadar kolay olmamıştı.

Şimdi rahat bir nefes alın. Telefonunuzu elinize alın, kendinize ve sevdiklerinize bugün bir iyilik yapın. Ekranda gördüğünüz numaraları şimdi arayın. Teknoloji harikası ultrasonik kovucular tükenmeden siparişinizi verin. Ürünümüz radyasyon yaymaz; Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi tarafından test edilmiş ve onaylanmıştır. Fırınlar, pastaneler, un fabrikaları, kuruyemişçiler, kantinler, büfeler, restoranlar, şeker ve bisküvi fabrikaları, arşivler, gemiler, okullar, yurtlar, oteller, trafo binaları, hastaneler, evler ve yazlıklar; kısacası tüm mekanlarda gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz.

Sevgili izleyiciler, tekrar merhaba. “Çıkış Yolu” devam ediyor. Konuğum, Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Önceki bölümün sonunda şurada kalmıştık: Siz, “AKP iktidarının sonu geldi, bir hükümet seçeneği yaratabilirsek bunu gerçekleştirebiliriz” diyorsunuz. Ben de şunu demeye çalışmıştım: Buna, öncelikle HDP ile olmayacağına CHP yönetiminin evet demesi gerekiyor. Bunun bir garantisi var mı, bilmiyorum. İkincisi, referandum süreci boyunca Tayyip Erdoğan ile birlikte hareket eden MHP yönetiminin veya devlet partisi kanadının sizin bu projenize evet demesi lazım. Artı, bu ikisi olduktan sonra AKP tabanından belli bir kesimi bu tarafa çekmeniz lazım. Zor bir durum, ama tarihte zor işler de yapılmıştır.

Kolay şeyleri tarih yazmaz. Tarihe baktığımız zaman; Mustafa Kemal önderliğinde başardıklarımız, İstiklal Savaşımız, Cumhuriyet Devrimimiz ortada. Diğer milletlerin tarihinde de Fransız Devrimi veya Sovyet Devrimi var. 1949’da dünyanın en yoksul ülkelerinden biri olan, 200-300 milyon insanın aç olduğu Çin’in bugün dünyanın birinci ekonomisi haline gelmesi kolay mıydı? 1950’lerde, 80’lerde, 90’larda “Çin 50 sene sonra birinci ekonomi olacak” deseydiniz herkes alay ederdi. 1930’larda Türkiye, Sovyetler Birliği ile beraber dünyanın en hızlı kalkınan iki ülkesinden biriydi.

CHP yönetiminin bu işe “evet” diyeceğinin garantisine gelince; ben CHP adına burada konuşmayı doğru bulmam, bizim terbiyemize uygun olmaz. Cumhuriyet Halk Partisi kararlarını kendisi verecektir. Ancak Türk milleti adına konuşayım; Türk milletinin önemli bir çoğunluğu, Tayyip Erdoğan’a karşı bir hükümet seçeneğinin arkasında olacaktır. Türkiye’nin mecburiyetlerini görenler buna uyar.

Bu durum İstiklal Savaşı’na benziyor. O günlerde de “İngiltere ve Fransa yoruldu, Rusya’da yeni bir güç doğdu, Anadolu’da sıkışmış Türk milleti için mücadele edeceğiz” dendiğinde “Hayal görüyorlar” diyorlardı. Bugün de Türkiye vatan bütünlüğünü sağlayacak, borçlanma ekonomisini terk edip üretim ekonomisine geçecek ve komşularıyla iş birliği yapacaktır. Bu üç maddeyi önüne koyan bir hükümet kaçınılmaz olarak kurulacaktır. Tayyip Erdoğan yönetimi bile mecburiyetler gereği bu yöne itilmektedir. 30 bin FETÖ’cünün ordudan tasfiyesi, polisteki ve yargıdaki temizlikler; bunların hepsi Türkiye’nin mecburiyetleridir.

Amerika’nın müsaade etmediği şeyler artık Türkiye’de oluyor. Türkiye Rusya’yla iş birliği yapıyor, Şanghay İşbirliği Örgütü’nden söz ediliyor, İncirlik ve NATO sorgulanıyor. HDP ile bir hükümet seçeneği yaratılamaz; bunu herkes anlayacak. HDP ile beraber olduğunuzda %49 değil, %9’ların altına gidersiniz. Cumhurbaşkanlığı seçimi, hükümet seçimi demektir. MHP meselesine gelince; ülkücü çerçevenin içinden bakarsanız Türkiye’nin hiçbir sorununu çözemezsiniz. Türkiye’nin sorunlarını çözemeyen güç erir gider. Devlet Bahçeli’nin NATO’ya tavır alması bile Türkiye’nin ihtiyaçlarının bir sonucudur.

Sonuç olarak; %49’dan hareket ederek hiçbir şey olmaz. Türkiye’nin önündeki programı koymalısınız. Atatürk, bir mirliva (Tuğgeneral/Tümgeneral) iken, Türkiye’nin gelecekteki sürecini gördü. Amasya’da, Erzurum’da ve Sivas’ta “Anadolu’da bir hükümet kurmamız lazım” dediğinde çevresi buna karşı çıkmıştı. Ancak tarih onu haklı çıkardı. Çünkü Büyük Millet Meclisi orduları düşmanı denize döktü. Günümüzde de Türkiye’nin önündeki sorunları ve yolu görürseniz, o yola uygun çözümleri üretirsiniz. Onun için efendim “Şu zorluklar var, bu zorluklar var” diyorlar. Ben de diyorum ki bütün zorluklar aşılacak çünkü Türkiye’nin vatan bütünlüğü kaçınılmazdır. Bu vatan bütünlüğünün önünde hiçbir kuvvet duramaz. İkinci olarak, Türkiye’nin üretim ekonomisine geçmesi de kaçınılmazdır. Türkiye, borçlanma ekonomisiyle devam edemeyeceğine göre, iflas ettiğine göre (ki bunu AKP iktidarı da kabul ediyor), üretim ekonomisine geçmek zorundadır. Üçüncü olarak, komşularla iş birliği yapmadan Türkiye’nin ne güvenlik ne de ekonomi sorunu çözülür. O zaman bu üç mecburiyeti önünüze koyacak, bayrağı açacak ve “Gelin ey millet; ey milletin partileri, kim varsa bu üç mecburiyet temelinde bir hükümet seçeneği yaratalım” diyeceksiniz. Göreceksiniz, bu kaçınılmaz olarak büyüyecek ve hükümet olacaktır. İster erken seçim yapsınlar ister geç seçim yapsınlar, Türkiye dönecek dolaşacak bu programa gelecektir. Bizim görevimiz, o hükümeti bugünden hazırlamaya çalışmaktır. Onun için “O gelmez, bu gelmez, o yan çizer, bu burun kıvırır” demeden “Seçime hazır mısınız?” sorusuna yanıt vermeliyiz. İşte benim bu söylediklerim, en büyük hazırlıktır. Ben tek başıma kalsam da bu söylediklerim hazır olmam için yetiyor. Türkiye’nin buraya geleceği çok açık ve bu yüzden Vatan Partisi bugün çığ gibi büyüyor. Vatan Partisine bugün işçisi, çiftçisi, esnafı, zanaatkârı, büyük sermayesi; herkes geliyor. Artık herkes “Vatan Partisinden başka çözüm kalmadı” demeye başladı. Neden? İşte demin saydığımız program ve bu konuda verdiğimiz güven nedeniyle.

Ters bir soru sorayım izin verirseniz: PKK’ya karşı mücadelenin başlamasında AKP’nin rolü oldu mu? Evet, oldu. 15 Temmuz’un göğüslenmesinde ve FETÖ’ye karşı mücadelede çok ciddi rolleri vardı. Avrasya konusunu Türkiye’nin gündemine sizden sonra sokan da bir kuvvetti. Bir sürü olumlu iş yaptılar. Peki, niye onunla ittifak yapmıyorsunuz da daha ne olup ne olmayacağı belli olmayanlarla ısrar ediyorsunuz?

Bu soru çok anlamlı. AKP ile neden ilerlemediğimizin cevabı şu: AKP’nin bu işi tamamlamada çok önemli tıkanıklıkları ve ayağında prangaları var. Bu durum, programından ve bağlantılarından kaynaklanıyor. Somut konuşalım; Beşer Esad düşmanlığından, 2002’de Türkiye’nin başına bir Amerikan projesi olarak getirilmiş olmalarından geliyor.

Türkiye’de iki tür strateji üreten var. Birincisi, vatan cephesi ve vatan savaşı temelinde strateji üretenler; ikincisi ise aydınlarımız arasında da yaygın olan “Cumhuriyet mevzilenmesi” taraftarları. Türkiye’nin bugün esas mevzilenmesi Cumhuriyet değil, vatandır. Bu o kadar önemli ki; siz “Cumhuriyet” temelinde mevzilendiğiniz zaman, vatan bütünlüğünde yanınızda olacak birçok insanı karşı tarafa itiyor ve çıkmaza giriyorsunuz. Bugünkü birinci öncelik vatan, Cumhuriyet değil. İstiklal Savaşı’nın başında Atatürk “Cumhuriyet” diye bayrak açsaydı başarılı olabilir miydi? Önce “Vatan” dedi, arkasından Cumhuriyet geldi. Vatan savaşını kazandıktan, düşmanı denize döktükten sonra sıra Cumhuriyet’e, aydınlanmaya ve ekonomide kalkınmaya geldi. Siyaset, öncelikleri sıralamaktır; öncelikleri doğru sıralamazsanız hiçbir siyaset üretemezsiniz. Bugün en öne “Laiklik, Cumhuriyet” gibi başlıkları koyarsanız oradan çıkmanız mümkün değildir; Amerika da sizin orada mevzilenmenizi ister zaten. Ancak birinci önceliğe vatan bütünlüğü derseniz -ki toplumun %85-90’ı bunu görüyor- toplumla birleşir ve tarihin dışında kalmazsınız.

AKP karşı bir güç mü? Rakip, düşmanımız değil. Tayyip Erdoğan veya AKP düşmanlığıyla Türkiye’de hiçbir sorunu çözemezsiniz; bu sadece Amerika ve Avrupa’nın planlarına hizmet eder. AKP de Fırat Kalkanı’nda, PKK’nın ve Sincar’ın bombalanmasında, FETÖ ile mücadelede olumlu cephede yer alan bir güçtür. Ancak AKP’nin, dayandığı noktadan süreci ileri götürme şansı yoktur. Bugün ilk yapılması gereken Suriye ile iş birliğidir. Suriye ile iş birliği yaptığınız an PKK meselesini bitirir, Rusya ve İran ile de sorunlarınızı çözersiniz. Türkiye’nin vatan bütünlüğü için koşullar oluşur ve Amerika’nın planları yerle bir olur.

Avrupa Birliği ile ilişkiler konusuna gelince; Türkiye’nin ilişkilerini düzeltmesi lazım ancak burada bir ateşkes durumu yok. Ortada bir takvim konuşulması var. Ancak Türkiye’nin NATO’yu Suriye meselesine müdahil etmesi vahim bir hatadır. Dışarıdan bir kuvveti bölge işlerine çağırdığımız her yerde zarar gördük. Amerika’nın bölgedeki varlığı, Kürdistan planına ve Türkiye’nin bölünmesine yol açar. AKP, bir taraftan anti-Amerikan laflar ederken diğer taraftan NATO’yu davet ediyor; bu, AKP’nin çıkmazını yansıtır. Ayrıca AKP’nin üretim ekonomisine geçme kabiliyeti de yoktur çünkü çevresinde sıcak para komisyoncuları, ihale rantçıları ve tarikat rantçılarından oluşan bir hâkim zümre, yani bir “kambur” oluşturmuştur. Bu kamburla Türkiye’yi yönetme şansı kalmamıştır.

Referandum sürecinde “Milli Seferberlik Hükümeti” projesini ortaya attığımızda AKP, CHP, MHP ve Vatan Partisinin geçici sorunları aşmak için bir araya gelmesini kastetmiştik. Ancak stratejik olarak Türkiye’nin çözüme ulaşması, seçimle birlikte “AKP’siz bir hükümet” modeliyle mümkün olacaktır. Bu hükümet yine o üç maddelik programa dayanmak zorundadır. Vatan bütünlüğü, üretim ekonomisi ve komşularla iş birliği… Üçü de birbirini tamamlar. CHP ile görüşmelerimize gelince; Sayın Kılıçdaroğlu’nun ziyareti bizim için kıymetlidir. CHP ile diyalog kurmak nezaketsiz bir konumda değil, tam tersine çözüm odaklı bir çizgide olduğumuzu gösterir. Biz de o ziyaretlerin… Başka bir şey söyleyecektim. O da yanlış anlaşılmasın diye; tabii biz de bize şeref veren Cumhuriyet Halk Partisi’ni ziyaret edeceğiz. Onu da belirttik zaten. Şimdi bu görüşme turu… CHP yönetiminin kendi kafasında bir program var, ona uygun başladılar, sürdürüyorlar. Tamam, o onların bileceği iş. Sizin şu ifade ettiğiniz üç maddelik hükümet programı için ayrı bir görüşme turu başlatmayı düşünüyor musunuz? Ya da içinde misiniz? Tabii, eninde sonunda onları yapacağız ama şu anda hemen yarın olsun, koşullar oluşsun, tabii ki onları yapacağız. Ama şu anda zaten Cumhuriyet Halk Partisi’nde görüştük, diğerleri adım adım olacaktır. Yani zamanlama burada çok önemli.

Devlet Bahçeli’yle de görüşür müsünüz? Niye görüşmeyeyim? Tabii, elbette görüşürüz. Peki, “niye” diye sormayacağım. Hayır, zaten benim tavrımı herkes gördü. Sayın Bahçeli, siyaset nezaketine ve devlet adamlığı nezaketine uymayan çeşitli ifadeler kullandı ama biz hiçbir şekilde ona bir karşılık vermedik. Hep “Sayın Bahçeli” dedik. Neden? Çünkü sürecin sorumlusu biziz. Herkesi o sorumluluğa davet ediyoruz. “Sürecin sahibiyiz mi” diyorsunuz? Hayır, onu söyleyemem. Çünkü biz her zaman kendimizi sorumlu hissettik. Çin Halk Cumhuriyeti’ndeyken o ifadeler kullanıldığında, Selin Bey de dahil olmak üzere hiçbirimiz aynı tonda bir cevap vermedik. Vermem de. Çünkü önümüzde milleti birleştirmeye; vatan bütünlüğü ve üretim ekonomisi için geniş bir birlik sağlamaya ihtiyacımız var. Burada görüşmeyi reddedebileceğimiz hiçbir insan yok. Herkesle görüşüyoruz ama bu görüşmelerin bir işe yaraması lazım. Laf olsun diye değil, gerçekten bu hükümet seçeneğini oluşturmaya hizmet etmeli.

Bakın, Sayın Beşar Esad’la da görüşüyoruz. Bu görüşmeler bir şeye hizmet etti. Bizim Rusya’yla, Suriye’yle, İran’la, Çin’le görüşmelerimiz olmasaydı, Türkiye bugün bu noktada olmayacaktı. O Pekin’deki fotoğrafta Sayın Tayyip Erdoğan, Putin’le Xi Jinping’in arasında gözükmeyecekti.

Hakimler ve Savcılar Kurulu seçimleri yapıldı; meclise ait kısımda daha önce Tayyip Erdoğan 4 kişiyi zaten seçmişti, 2 kişi de zaten onun kontenjanındaydı. 7 kişiyi de meclis seçti. Yanlış hatırlamıyorsam ikisi MHP, 5 tanesi AKP kontenjanından seçildi. Tayyip Erdoğan, daha önce Beştepe’de kabul ettiği HSK üyelerini tebrik etmişti. “Çok büyük hizmetler, gerçekten sizin de beğendiğiniz bir kuruldu, Cumhuriyetin hakimleri ve savcıları demiştiniz.” O tebrik ettiği kurumu değiştirdi ve büyük bir ihtimalle çok ciddi, partizan bir kurul oluşturdu.

“Nereden biliyorsunuz?” demeyin; bilmeden konuşmuyorum. Tebrik ettiysen beğeniyorsun, doğru yoldaydı demek ki. Niye değiştirdin? Onu Tayyip Erdoğan’a sorun. Ama ben size şunu söyleyeceğim: Yargıyla bu süreçte kimse çok fazla oynayamaz. Türkiye; PKK ile mücadele ediyor, FETÖ ile mücadele ediyor. Bunlar Amerika’nın silahlı örgütleri; FETÖ’nün de silahlı bir örgüt olduğunu 15 Temmuz’da herhalde herkes öğrendi. Şimdi bunlarla mücadele ederken Türkiye, kimsenin oyuncağı olmaz. Yani “Efendim, Tayyip Erdoğan istediği adamları getirdi, yargıya hakim oldu” düşüncesi yanlıştır. Kurşun asker gibi hakimi oradan alıp buraya koyamaz; yapamayacağını göreceksiniz. Belli ölçülerde müdahaleler olacaktır ama Türkiye’nin PKK’dan, bölücülükten kurtulması ve FETÖ’den temizlenmesi sürecinde hiç kimse çok fazla manevra alanına sahip değildir.

Türkiye’nin birinci sorunu yargıyı rakiplerine karşı kullanmak değil. Siyasi rakiplerine karşı kullanabilir, o ayrı mesele ama FETÖ ve PKK’yı temizlemek esasken öyle fazla bir şey yapamazlar. Onu yapan adam devrilir gider. Türkiye’nin ihtiyaçlarından koptuğu an devrilir. “AKP yargıda istediği gibi at koşturuyor” söylemi ezbere dayalıdır. Türk yargıcı diye bir şey var, Cumhuriyet yargıcı diye bir şey var. Mülakatla alınan adam ağır ceza reisi olana kadar 25 yıl geçecek. O adamlar bu ülkenin evladı. Biz hükümet olduğumuz zaman o yargıçları eğiteceğiz, Cumhuriyet yargıcı yapacağız. Türkiye’de 14.663 hakim ve savcı var. Hiç kimse bunların hepsini bir anda biçip yerine kendi adamlarını koyamaz. Ben Türk yargısına güveniyorum. Hukuk fakültelerinde hocalık yaptım, Yargıtay ve Danıştay’ın ne olduğunu biliyorum. Yargıtay ve Danıştay kanunları çıkarılırken yapılan tasfiyeler son derece isabetliydi.

Hulusi Akar’la ilgili tartışmalara gelince; Türk ordusunun komutanlarına karşı yapılan kampanyalar çok büyük yanlıştır. Bu kampanyalar Amerika merkezlidir. Türk ordusunun savaş yeteneğini kırmak ve komutanlara olan güveni sarsmak için yapılmaktadır. Bunlar iğrenç kampanyalardır. İlerici olduklarını iddia eden merkezler, bu kampanyaları FETÖ ve Amerika bağlantıları nedeniyle yapmaktadırlar. Türk ordusu PKK’ya karşı mücadele etmiyor, batığa saplandı gibi yalanlar ancak düşmanın psikolojik harekat dairelerinde planlanır. Bunu yapanlar, PKK’yı siyasette meşrulaştırmaya çalışan, HDP’nin meclise girmesinden medet uman, Amerika ve FETÖ bağlantılı çevrelerdir. Bugün kitaplar ve Avrasya üzerine uzun uzun konuştuk; Iğdır’dan bahsettik. Bu bağlamda iki kitap seçtim. Birincisi, Mehmet Bedir Gültekin’in “Batı Asya Birliği” adlı eseri. Kitabın adı “5 Ülke, 5 Deniz” olarak geçse de aslında bunu “7 Ülke, 7 Deniz” olarak düşünmek lazım. Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Azerbaycan’ın yanına Lübnan’ı da kattığınızda sayı 6-7 ülkeye çıkıyor. Sayın Mehmet Bedir Gültekin’in bu kitabı, Türkiye’nin komşularıyla birlik olması gerektiğini savunan “üçüncü madde” anlayışımızın temelini oluşturuyor. Kitabın kapağındaki haritada zaten 6 ülke var; Lübnan’ı da dahil ettiğimizde 7 ülke, 7 deniz tanımı tam olarak yerine oturuyor.

Diğer kitap ise dostumuz Alexander Dugin’in “İnsanlığın Ön Cephesi: Avrasya” adlı eseri. Bu kitap, Rusya’daki Avrasyacıların hem Avrasya projesini anlatıyor hem de Türkiye’ye bakış açılarını, ülkemizi stratejik bir dost olarak gördüklerini ifade ediyor. Tabii onlar da belli bir süreç içerisinde kendilerini değiştirdiler, dönüştürdüler.

Değerli izleyiciler, programımızı biraz gecikmeli kapatıyoruz. Sorularımızı cevapladığı için Sayın Perinçek’e teşekkür ediyoruz. Arada kendisini biraz kızdırdık ama kızacak bir şey yok. Sonraki programda buluşmak dileğiyle, hoşça kalın.

Paylaş