Çıkış Yolu • 22.06.2021

Çıkış Yolu • 22.06.2021

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Mutlu akşamlar efendim. Ulusal Kanal ekranına hoş geldiniz. Günlerden salı, çıkış yolu günündeyiz ve merak edilen konu başlıkları biraz birikti. Sizler de ekranlarınızın başına geldiniz. Bugün neleri konuşacağız? HDP’nin kapatılması sürecini, Vatan Partisi’nin örgütlenme atağını, geçen hafta gerçekleşen NATO zirvesinin yansımalarını, salgın sonrası ekonomiyi ve ekonominin durumunu zamanımız yettiğince ele alacağız.

Türkiye’nin komşularındaki seçimleri de gündemimize alacağız. İran başta olmak üzere, geçtiğimiz haftalarda Suriye ve Ermenistan’da yaşanan seçim süreçlerini değerlendireceğiz. Seçim sonuçları neyi işaret ediyor ve Türkiye açısından nasıl bir takvim öngörülüyor? Bunların hepsini Sayın Doğu Perinçek’e soracağız. Efendim, hoş geldiniz.

“Merhaba, hoş bulduk. Aydınlık Gazetesi editörü Nadir Temeloğlu ile birlikte size sorularımızı yönelteceğiz.”

Efendim, merak edilen en sıcak konu HDP. Kamuoyunda herkes “HDP kapatılırsa ne olur?” diye endişeleniyor. Soruya biraz tersten yaklaşalım: HDP kapatılmazsa ne olur?

“Tersten değil, doğrudan soruyorsunuz; Türkiye’nin kendine sorması gereken soru budur: HDP kapatılmazsa ne olur? Kapatılmazsa felaket olur diyeceğim ama Türkiye’ye felaket yakışmaz. Türkiye felaketlerden devrimle çıkar. Ancak HDP kapatılmazsa Mehmetçik’e kurşun olur. Vatanımızın toprağına, yollara mayın olur. HDP kapatılmazsa PKK’ya militan toplamaya, terör örgütü için para toplamaya ve propagandaya devam eder. En önemlisi, HDP kapatılmazsa PKK Türkiye’de meşru bir yasal parti olur. Bakın, HDP’nin kapatılmaması PKK’nın yasallaştırılmasıdır; arkasından Türkiye’nin bölünmesi gelir. O kapıyı aralayan bir karar olur. Burada Anayasa Mahkemesi’nin çok ağır, çok büyük sorumluluğu var.

Anayasa Mahkemesi şuna karar verecek: Mehmetçiğin yanında mı, yoksa Mehmetçiği sırtından vuranların yanında mı? Türkiye’yi bölmek isteyen emperyalistlerin yanında mı, yoksa vatanın bütünlüğünün yanında mı? Konu bu kadar basit. Ben de hukukçuyum ve bu konuda Türkiye’deki bir numaralı uzmanım. 1968 yılında yaptığım doktora tezim kitap olarak basıldı. Partilerin kapatılması konusunda Türkiye’de ilk incelemeyi yapan, uluslararası planda da bu konuyu çalışan bir arkadaşınızım. Başsavcılık mütalaalarında ve Anayasa Mahkemesi kararlarında benim çalışmalarıma göndermeler yapılır. Bu işin otoritesi olarak konuşuyorum: HDP, kapatılmayı bin kere hak etmiş bir partidir.”

Bugün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında, “HDP’yi terörle bağlantılandırmak doğru değil” diyerek davanın siyasi talimatla açıldığını söyledi.

“Bakın, bu konuşma Kılıçdaroğlu’nun PKK’nın yanında olduğunu çok net gösterir. Onlarla ittifak ettiğini, PKK ile beraber olduğunu kanıtlıyor. Teröristleri koruyor, savunuyor. Terör örgütüyle CHP bir ittifak kurmuş durumda. Bu çok açık. Yazıklar olsun. Cumhuriyet Halk Partisi için çok kötü bir durum. Bütün CHP üyelerini istifa etmeye ve Vatan Partisi’ne katılmaya çağırıyorum.”

Bir de 6 milyon oy tartışması gündemde. “HDP 6 milyon oy alıyor, nasıl kapatılır?” deniliyor.

“HDP’ye o 6 milyon oyu aldıran Amerika’dır, Cumhuriyet Halk Partisi’dir, İYİ Parti’dir, Atlantikçilerdir ve onların medyasıdır. PKK’nın arkasındaki güç Amerika Birleşik Devletleri’dir; HDP’nin arkasındaki güçler de onlardır. Medyalarıyla, mali imkanlarıyla desteklediler. O 6 milyon oy, Amerika’nın ve İsrail’in kontrolündeki Türkiye medyasının aldığı oydur.”

CHP ve İYİ Parti tabanına “Erdoğan’dan kurtulmak için HDP’ye ihtiyacımız var” mesajı veriliyor.

“Bu doğru. Erdoğan’dan kurtulmak için en başta Amerika’ya ihtiyaçları var. Biden planında olduklarını açıkça itiraf ediyorlar. ‘Biz Biden’ın tayfasıyız’ diyorlar. Biden planının merkezinde HDP var. Çünkü Biden planı; Tayyip Erdoğan hükümetini devirmek, Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak üzerine kurulu. Amerika’nın CHP, İYİ Parti ve PKK ittifakını Ankara’ya oturtma gücü yok ama Türkiye’yi istikrarsızlaştırma, karışıklıkların içine sokma gücü var. Türkiye’yi bölme planının en önemli merkezi unsuru PKK ve HDP’dir.”

Sokakta böyle bir propagandanın etkili olduğunu gözlemliyor musunuz?

“Medya araçlarıyla belli bir kesim üzerinde etkileri var tabii. Ama bir de Türk milleti var. Mehmetçiği cepheye yollayan Türk milleti; onun duyguları ve düşünceleri çok başka.”

Anayasa Mahkemesi üzerinde, özellikle CHP ve İYİ Parti çevresinden sert bir baskı var. 15 kişinin kararıyla Türkiye’nin terörle mücadele takvimi belirlenebilir mi?

“O 15 kişi Türk milleti adına yargı yapacak. İstediği kararı veremez. Kimse hukuk devleti adına Türkiye’yi parçalayamaz, başını belaya sokamaz. Tam vatan bütünlüğü sağlanırken, PKK hendeklere gömülürken Anayasa Mahkemesi buna müdahale edebilir mi? Türk milleti adına hüküm verecek bir kurum, Türk milletinin bölünmesine yol açacak bir karar alabilir mi?

Bu dava çok basit bir dava. Her şey ortada, bütün kanıtlar gözler önünde. İyi bir iddianame hazırlanmış. Anayasa Mahkemesi üyelerinin de bir vicdanı var. Bu olay; herhangi bir sulh ceza mahkemesindeki basit bir kavga davasından çok daha basit. Türkiye’ye silah çekmiş, Amerika’nın güdümünde bir terör örgütü söz konusu. Bu üç saatlik bir iştir.”

Ya kapatılmama kararı çıkarsa?

“Öyle bir seçenek yok. Ama fantezi kurgularsak, o zaman Anayasa Mahkemesi Mehmetçiğe kurşun atmış, Türkiye’yi sırtından bıçaklamış olur. PKK’yı yasallaştırmış, ‘fermanlı terörist’ yapmış olur.”

Abdullah Gül’ün bu işi durduracağı yönünde iddialar var. Buna ihtimal verir misiniz?

“İhtimal değil, bu kesindir. Bunların cephesi belli; Abdullah Gül, Davutoğlu, Babacan, Meral Akşener… Bunların hepsi Türkiye’nin felaketi için politika üreten adamlar. Abdullah Gül bu planın merkezindedir. Hala yargıda, siyasette, bürokraside etkiliyse; bilin ki bu, FETÖ’nün ve Amerika’nın etkisidir.”

Geçtiğimiz hafta HDP İzmir il binasında bir saldırı oldu. Provokasyona işaret etmiştiniz, açabilir misiniz?

“O saldırıyı lanetliyoruz. Ancak Türkiye’ye yönelik bir saldırı olduğunu görüyoruz. Tıpkı Hrant Dink olayı ve Danıştay suikastı gibi; amaç ‘Katil Devlet’ söylemini yerleştirmek. HDP’yi mağdur ve masum göstermek istiyorlar. Bir de binanın saldırıdan hemen önce boşaltılması, içeride sadece temizlik yapan bir çalışanın bırakılması çok dikkat çekici. Oradaki kodamanlar birbirini kurtarıyor, ama o garibanı orada ölüme terk ediyorlar. Bu da vicdansızlığın başka bir boyutu.”

Son olarak, erken seçim ihtimalini nasıl görüyorsunuz? İktidar 2023’te ısrarcı.

“Bu süreci erken seçime zorlayanlar var. Ekonomideki sıkıntılar ve can güvenliğine yönelik terör eylemleri… ‘Eski MİT Operasyon Dairesi Başkanı’nın dediği gibi, süreç siyasi cinayetlere gidebilir. Biden planı cinayetlerle, tertiplerle hayata geçirilebilir. Hükümet bu sıkıştırmanın farkında, İçişleri Bakanı’nın beyanatlarından bunu görebiliyoruz.” Atlantik merkezi, Türkiye’ye yönelik bu tür tertipler olduğunu Sayın İçişleri Bakanımız sık sık belirtiyor. Son açıklamalarından birinde, “Türkiye’ye operasyon yaptırmayacağız” demişti; ama operasyon yapılıyor. “Daha ilerisini yaptırtmayacağız” demek istiyor. Tabii kendisi de büyük bir çaba içerisinde; FETÖ’nün ve PKK’nın üzerine giderek bu tür operasyonlarda kullanılacak aletleri kırıyor, sonuç itibarıyla başarılı çalışıyor.

Sizi buradan Vatan Partisi’nin örgütlenme atağına ve mali devrim atağına bağlamak istiyorum. İktidarın zayıfladığı tespiti yapıyorsunuz bir yandan; diğer yandan muhalefetin de başarma şansı olmadığını söylüyorsunuz. Türkiye bu iki seçeneğe mahkûm mu? Bu iki seçenek birbirine eşit değil; mevcut iktidar yetersiz, Türkiye’yi feraha çıkartacak ve aydınlığa götürecek imkânlardan yoksun. Diğer taraf yani Millet İttifakı; CHP, İYİ Parti, HDP ve FETÖ çizgisi ise doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor. Biden cephesinin Türkiye’ye düşman bir tarafı var; hepsi HDP’nin etrafında toplandı. AK Parti ve MHP Türkiye cephesinde yer alsa da programları ve uygulamaları Türkiye’yi kurtaracak olanaklara sahip değil. Türkiye’nin tek çözümü bugün Vatan Partisi’dir. Çözüm tarihin içinden gelir; bugün o çözümün görülmesi lazım. Stratejisiyle, kadrolarıyla, cesaretiyle, gençliğiyle, kadınıyla Türkiye’yi buradan çıkartacak öncü parti Vatan Partisi’dir. Türkiye’nin üreten güçlerini; işçisini, çiftçisini, sanayicisini kucaklayacaktır.

Türkiye, büyük zorlukların içinde bir devrime, bir üretim ve güvenlik devrimine gidiyor. Vatan bütünlüğünü sağlayacak, üreten Türkiye kurulacak. Çiftçisiyle, işçisiyle, sanayicisiyle işsizlik yok edilecek. Kaynaklar tasarruf yoluyla büyütülüp yatırıma ayrılacak. Yatırım demek iş, iş demek üretim demektir. Türkiye’nin can alıcı meselesi yatırım yapmaktır. Vatan Partisi, sadaka ekonomisine karşıdır; “Sana 500 lira vereceğim” demiyor, “Sana iş vereceğim” diyor. Üretim devriminin özü istihdam devrimidir. 18 yaşını geçen her gencin evine ekmek götüreceği bir işi olacak. Bu, liberal piyasa politikalarıyla değil, devrimci bir bakış açısıyla başarılabilir. Türkiye’nin atıl kalmış kapasitesini, paslanmaya terk edilmiş makinelerini çalıştıracağız. Çalışmayana değil, çalışana ekmek var. Sadaka ekonomisine son verip üretim ekonomisine geçiyoruz.

Örgütlenme konusuna gelince; Genel Sekreterimiz Özgür Bursalı ve Genel Saymanımız Yıldırım Gençer önderliğinde bütün kadrolarımız sahada. Şırnak’tan Diyarbakır’a, Antalya’dan Yozgat’a kadar Türkiye’nin her yerindeyiz. Türk toplumu, Türkiye’nin Vatan Partisi önderliğinde çıkışa geçeceğini görmeye başladı. Güneydoğu’da olağanüstü bir yöneliş var. HDP’yi Anayasa Mahkemesi’nden önce halk, bizzat bölge halkı ve Kürt kardeşlerimiz kapatıyor. PKK’nın elindeki silahları bırakıp Türk polisine teslim etmelerini bekliyoruz. HDP tabanındaki herkesi de partilerinden istifa edip Vatan Partisi’ne katılmaya davet ediyorum.

Mali devrim ise milleti örgütlemek için bir gereklilik. Vatan Partisi, 50 yıllık birikimiyle öncü partiyi inşa etti; şimdi ise Türk milletini örgütleme ve iktidara yürüme aşamasına geçti. Bu, partimizin tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bütün milli ve üretici güçleri temsil eden kesimlerle birlikte Türkiye’yi yöneteceğiz. Vatan Partisi, şu an üreticilerin milli hükümetinin anahtar partisi gibi görünüyor. Keşke başka partiler önümüzde olsa ve biz de onların arkasından koşsaydık; böyle bir rekabet içinde değiliz. Ancak bugünkü gerçek şudur: Vatan Partisi, üreticilerin milli hükümeti hedefini ortaya koydu, kadrolarını ve programını hazırladı ve şimdi bütün üretici ve milli güçleri kucaklayarak hükümet kurma sürecini başlattı.

CHP ve benzeri partiler, “Biz dostlarımızla iktidar olacağız” diyorlar. Vatan Partisi de sizin anlattığınız süreçte dostlarıyla mı iktidar olacak? Elbette. Onların dostu Biden, PKK ve FETÖ; onların dostları bizim düşmanımızdır. Peki bizim dostlarımız kim? Sanayiciler, çiftçiler, esnaf, zanaatkarlar, işçiler, memurlar; AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve diğer milli partiler, üreten partiler, CHP ve İYİ Parti tabanındaki vatanseverler bizim dostlarımızdır.

Mali devrim konusuna gelecek olursak; bu, milleti örgütlemek için yapılan bir devrimdir. Kayseri’ye, Konya’ya, Kütahya’ya, Batman’a, Bartın’a, Artvin’e gideceksiniz; bavulunuzu hazırlayıp arabanızla yola çıkacaksınız. Batman örgütümüz 21 metre boyunda levha astı, bir futbol sahasının dörtte biri kadar. İllerde ve ilçelerde dört beş odalı güzel binalar tutuluyor. Tüm il ve ilçe örgütlerinin binaları, kendi yarattıkları kaynaklarla kuruluyor. Şırnak ve Silopi’de çok güzel binalarımız var. Bu mali devrim, genel merkez odaklı değil, ilçelerden fabrikalara, köylere kadar her düzeyde örgütlenme kaynağı yaratmak içindir. Türkiye’nin iktidar yürüyüşünde daha geniş imkanlar yaratma çabasıdır. İktidar, milletle ve üreticilerle kurulur; onları örgütlü bir güç haline getirerek başaracağız.

26 Haziran’da Polatlı Avşar Köyü’nde ve Amasya Kızılca Köyü’nde üretici kurultayları yapacağız. Artık üretim devrimi kurultaylarını köylerde gerçekleştiriyoruz. Temmuz ayının ortasında Amasya, Tokat, Yozgat, Niğde, Nevşehir, Erzincan, Elazığ, Maraş ve Erzurum hattında peş peşe kurultaylar düzenleyeceğiz. Çok önemli ve hareketli bir süreç olacak; üreticileri ayağa kaldırıp Türk milletini üreten bir millet haline getireceğiz. Vatan Partisi iktidar olduğunda tüm bunları planlayacak.

Devletin müdahalesi olmadan üretim olur mu? Tasarrufu %25-28 bandına çıkaracağız, o tasarrufla fabrikalar kuracağız, tarıma ve ticarete yatırım yapacağız. Devlet bunu kamu eliyle, ancak özel sektörle uyum içinde yapacak.

Bir de “yırtık pantolon” medeniyeti meselesi var; bu medeniyet çöküyor. Atlantik medeniyeti artık yırtık pantolon modasıyla insanları kumanda ediyor. Bizim çocukluğumuzda yamalı giymek ayıp değil ama yırtık giymek ayıptı. Bu, sadece bir estetik meselesi değil, tasarruf kültürünün ve insan onurunun korunmasıdır. Türkiye’yi bu “yırtık medeniyetten” de kurtaracağız.

Ekonomideki yolsuzluklara gelince; biz bunlara ses çıkarıyoruz ancak asıl çözüm, üretim odaklı bir sistemdir. Vatan Partisi’nde yolsuzluk yoktur, bireysel çıkar ve gözü dönmüş bir zenginleşme amacı yoktur. Biz paylaşarak zenginleşeceğiz. Turgut Özal dönemiyle birlikte “işini bilen” anlayışı yerleşti ve yolsuzluk bir değer haline getirildi. Sistem, kara para, faizcilik ve borsa vurgunculuğu üzerine kuruldu. Biz bunlara izin vermeyeceğiz.

Şu an Türkiye için ekonomi mi güvenlik mi daha öncelikli sorusuna gelince; artık ekonomi sorunları güvenliğin önüne geçti. Ancak ikisi at başı gidiyor; sağlam bir ekonomi olmazsa güvenlikte de ciddi tehditlerle karşı karşıya kalırız. Biden planları da zaten ekonomideki bu olumsuz gidişata dayanıyor.

Bahçeli’nin TÜSİAD’a yönelik eleştirilerine gelince; TÜSİAD’ın HDP’yi ziyaret etmesi kabul edilemez. Bir vatansever, bir üretici, üretimden yana olan bir sermaye HDP’yi ziyaret eder mi? Demek ki TÜSİAD’ın ekonomiyle, üretimle bir ilgisi kalmamış, hâlâ Amerika kaygısıyla hareket ediyorlar. Kimler ziyaret etti? Var mı isimler? Hemen bakalım. O kadar da önemli değil ama utanılacak bir olay. İleride hiçbir zaman bunu iftiharla söyleyemeyecekler ve çocuklarından bile gizleyecekler. Ben TÜSİAD’ın bir Mehmetçik’i ziyaret ettiğini falan hatırlamıyorum. Bu da bir ziyaret tercihi. Peki, bunu milli sermayenin bir tutumu olarak mı görüyorsunuz, yoksa belli bir çevrenin tutumu olarak mı?

Milli sermayenin bugün birinci talebi; Türkiye’de, çarşılarda barış olsun, bomba patlamasın, canlı bombalar dolaşmasın, huzur ve istikrar olsun ki üretim yapılabilsin. Sermayenin birinci talebi budur. Yalnız sermayenin değil; bakın Mete’den, Cengiz Han’dan, Hz. Muhammed’den beri bütün kabile toplumlarından feodal topluma geçişler, önce asayişi sağlayarak olur.

Doğrudan TÜSİAD Başkanı gitmiş efendim. İsmi neydi? Simon… Neyse ismini… Tahmin ettim onun gittiğini. Üzüldüm. Yazıklar olsun. Biraz vakti de verimli kullanmak adına; Ermenistan’da, İran’da seçim oldu. Geçtiğimiz haftalarda Suriye’de seçim yapıldı. Türkiye’nin komşuları açısından tabloya baktığınızda çıkan sonuçları nasıl görüyorsunuz? Beşşar Esad’ın Suriye’de kazanması Türkiye için çok iyi bir güvence. İbrahim Reisi’nin evvelsi gün İran’da Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması çok önemli. Bundan sonra İran-Türkiye ilişkileri daha güçlü, daha güvenilir olacak. Kendisini kutladım, beni de davet ediyorlar. İran’da devir teslimden sonra görüşmelerimiz olacak.

Paşinyan’ın kazanması da önemli. O seçimi aslında Azerbaycan ordusu kazandı ve Ermeni halkının gözünü açtı. Bugün ben Azerbaycan Devlet Televizyonu’nda iki milletvekiliyle bir tartışma programına katıldım. Üçümüz orada ittifak ettik. Sonuç itibarıyla Azerbaycan’ın yendiği adam seçildi. Neden? Çünkü başka birini seçseler yine yenileceklerdi. Hiç olmazsa bu yenildi ve ders aldı. Ermeni halkı, diğer adaylar olan intikamcılar gelirse bir kere daha yenilme tehlikesiyle karşı karşıya kalmamak için ders çıkaran mağlubu seçti. Bu bir sağduyudur.

Erdoğan ve Aliyev’in altılı platform önerisi vardı, Paşinyan da bu sürece davet edildi. Bu durum süreci hızlandırabilir mi? Tabii ki, Ermenistan’ın başka çaresi yok. Türkiye, Rusya, İran ve Azerbaycan arasında ne yapacak? Kafkaslar’da kurulmuş olan Azerbaycan ordusunun gücü, Türkiye’nin ve Putin’in desteğiyle bir barış ortamı sağlandı. Ermenistan için tek yol kaldı: Kafkas barışına uyum göstermek ve ekonomisini geliştirmek. Paşinyan bunu temsil ettiği için kazandı. Hangi savaş politikası Ermenistan’da tutar? Paşinyan bu dersi aldı. Bugün Azerbaycan televizyonunda Alparslan’ı anlattım. Malazgirt’te Romen Diyojen’i yendi, onu öldürmedi ya da Bizans sokaklarında rezil etmedi; geri yolladı. İşte Alparslan’ın büyük dehası budur. Bugün de Paşinyan, savaşın mağlubu olmasına rağmen seçimin galibi oldu çünkü Ermeni halkı macerayı ve intikamı değil, ders alan bir yönetimi seçti.

Ukrayna, Gürcistan gibi Amerika’nın rol oynayabileceği alanlara baktığımızda; bugün Azerbaycan televizyonunda da belirttim, altılı platformu; Sayın İlham Aliyev, Sayın Putin ve Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a öneriyoruz. Bunu sekizli platforma çıkarıp Abhazya Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de katalım. Sayın milletvekili de benim bu görüşümü tekrar etti. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması Türkiye için çok önemli; Abhazya’dan, Rusya’dan, Azerbaycan’dan, İran’dan ve Orta Asya Cumhuriyetleri’nden başlayarak bu süreç gelişmeli. Amerika’nın, Yunanistan’ın, Fransa’nın tanımayacağını zaten biliyoruz.

Hükümetin bu konudaki yavaşlığını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün Türkiye’de her şeyi hızlı yapmak zorundasınız. Devrimler, bazı şeyler yavaş yürüyüp iflas edince hız getirmek için gerekli olur. Yavaşlıkla hiçbir şey çözülmez artık Türkiye’de; yavaş olan çözümsüzdür.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO zirvesinde yıllardır NATO’dan bir destek göremediklerini ve şemsiye altında artık bir çözüm olmadığını söyledi. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bence bu sözler önemli. Türkiye, 2014’ten bu yana Silivri duvarını yıkmamızla başlayan süreçte NATO ile mücadele etti. En önemlisi; Türkiye, NATO’nun Gladio’sunu 15-16 Temmuz gecesi ezdi. Bu, NATO’da bir ilktir. Bunu da NATO’daki tek Asya ülkesi olan Türkiye yaptı. Mazlumların Türkiye’si bunu ezdi. Dünya devrimi; mazlumların, Asya’nın, Afrika’nın, Latin Amerika’nın esas gücünü oluşturduğu bir sürece girdi. Türkiye burada en ön cephede. Sayın Tayyip Erdoğan, 2015’ten beri sorunları silahla çözme gibi döneme uygun, akıllı ve doğru bir siyasete girdi. PKK ile FETÖ ile sorununu silahla çözüyor; Doğu Akdeniz’de donanmasıyla bayrağını yükseltiyor. Doğu Akdeniz’de sorun hukuk yoluyla değil, kuvvetle, yani silahın gücüyle çözülür.

Biden zirvesinde ortaya çıkan Afganistan’daki Kabil Havalimanı’nın Türk askerlerince korunması konusuna gelince; Cumhurbaşkanı burada Pakistan’a referans vererek NATO görevini reddettiğini ifade etti. Bu, bölgesel bir ittifak ürünüdür. Doğu Akdeniz’e gelince; Sayın Akşener, “Rusya’yı Doğu Akdeniz’e çağırıyorlar” diye beni kastediyor. Evet, çağırıyorum. Çünkü küresel sorunlar küresel güçlerle çözülür. İstiklal Savaşı’nda Atatürk, Sovyet Rusya ile iş birliği yapmasaydı kazanabilir miydik? Hem milli ordumuza güveneceğiz hem de onun müttefiklerini devreye sokacağız. Akıllı bir Türkiye, Rusya’yı Doğu Akdeniz’e çeker. Rusya oraya sömürgecilik için değil, kendi güvenliği ve Amerika’yı dengelemek için gelir.

Sayın Davutoğlu’nun Doğu Türkistan üzerinden yaptığı eleştirilere gelirsek; bunlar Türkiye’yi yönetemez. Doğu Türkistan meselesinde Amerika’nın Çin’e yönelik kışkırtmalarına alet olduğunuz zaman Türkiye’nin bağımsızlığını ve güvenliğini savunamazsınız. Ben Ermeni soykırımı yalanını bitirmiş bir partinin genel başkanıyım. 15-16 Temmuz gecesi kümeslere saklanmadım; çıktım, TRT ve Genelkurmay işgal altındayken “Bu bir FETÖ darbesidir, Amerikancıdır, milletimizi direnmeye çağırıyorum” dedim. Davutoğlu’nun Ermeni açılımı, Kürt açılımı mı milli? Osmanlıcılık adı altında Amerikan planlarına hizmet etmek mi milli? Vatan Partisi’nin her tarafı millidir. Davutoğlu’na tekrar çağrı yapıyorum: İstediği televizyonda, yanına Meral Akşener’i, Babacan’ı, Abdullah Gül’ü, Kılıçdaroğlu’nu da alsın; hepsiyle medeni bir şekilde tartışalım.

Türkiye’nin tekrar Atlantik sistemine dönme ihtimali sıfır. Türkiye şimdi Avrasya ikliminde bağımsız, egemen ve milli demokratik devrimini tamamlama çağında. Çin ile yapılan swap anlaşmalarına gelince; Davutoğlu sıcak para komisyoncularının temsilcisidir. Vatan Partisi’nin ise üretim devrimi programı ve milli paralarla ticaret politikası vardır. Milli paralarla ticaret; dolara, Amerika’ya haraç vermemek demektir. Amerika, dolarla ticaret yaptığınız an, ödediğiniz her dolarda Amerika’ya bir haraç veriyorsunuz. Neden? Amerika o parayı bir cent maliyetle, yeşil mürekkeple basıyor. Kâğıt parası veriyor, mürekkep parası veriyor; üzerine 100 yazıyor ve 100 dolar ediyor. Amerika dünyaya ne kadar dolar ihraç ederse, dünyada ne kadar dolar dolaşırsa, cebine o kadar haraç indirmiş oluyor. Siz Amerika’nın haracı için ticaret yapıyorsunuz, ticaret yaparken Amerika’ya haraç ödüyorsunuz.

Onun için Amerika’nın en hassas olduğu nokta nedir? Mesela niye Irak’a saldırıyorlar? Saddam Hüseyin, “Ben artık dolarla petrol satmayacağım” dedi. Bu, doların yayılma ve dolaşım kabiliyetine vurulan en büyük darbedir. Dünyada dış ticaretteki en büyük kalem enerjidir; petrolü dolar dışındaki paralarla sattığınız zaman Amerika’ya en büyük darbeyi indirmiş, Amerika’nın haracına çok ağır bir darbe vurmuş oluyorsunuz.

Efendim, süremizin sonuna geldik. Varsa ekleyeceğiniz ya da Nadir Bey’e soracağınız, atladığımız bir konu yoktur umarım; gündemin hemen hemen bütün başlıklarına değindik. Bugün Diyarbakır annelerine ve bütün Kürt vatandaşlarımıza bir Kürtçe türkü armağan edelim: “Barani, Guje Guje”. Siz bunu bazı etkinliklerde de söylüyorsunuz, manası nedir efendim?

“Yağmur serpiliyor, yeryüzünü şenlendiriyor. Barani hurme hurme; yani yumuşak yumuşak, çisil çisil yağıyor. Baran bari namete, yani nimet getiriyor yağmur.”

Bunu anlatan namesi güzel bir türkü. Siz onu bulduğunuz bir koma (grup) mı dediniz? Evet, bir gruptan bulduk. Arkadaşlar yavaş yavaş versinler tınıyı. Kime armağan ediyorsunuz? O zaman gelsin. Teşekkür ederiz Nadir Komaroğlu; güzel katkılar, sorular oldu. Değerli izleyenler, “Barani Barani” türküsü ile size veda ediyoruz. “Çıkış Yolu”nun bu haftalık da sonuna geldik. Sizler için gelsin efendim.

Paylaş