Evet değerli izleyenler, kısa bir aranın ardından “Çıkış Yolu”na devam ediyoruz. Programın başında anons etmiştik; Çek Yasası Mağdurları Platformu Sözcüsü Sayın Haydar Zirek şu an Skype ile programımıza katılıyor. Sayın Zirek, bizi duyabiliyor musunuz? Hoş geldiniz.
— Duyuyorum Sinan Bey. Hayırlı yayınlar; iyi akşamlar İlker Bey, Sayın Genel Başkanım.
— İyi akşamlar. Biz de tabii “Çıkış Yolu”nda artık üretici sorunlarını daha sık ele alıyor ve doğrudan işin sizler gibi muhataplarını programa bağlayarak sorunları konuşuyoruz. Öncelikle sorununuz nedir? Bir de “Çek yasası mağdurları” derken vatandaşın kafasında iki şey oluşuyor: Çeki yazanlar, yani ticari tabirle çeki kesenler ve çekin karşılığını alamayanlar. Siz hangi taraftasınız ve sorunlarınıza ilişkin beklentiniz nedir?
— Sinan Bey, bahsettiğiniz konu Türkiye’de aslında alacaklı ve borçlu olarak ikiye ayrılıyor. “Siz hangi taraftasınız?” diye sorarsanız, aslında biz iki taraftayız. Çek yasası mağdurları diye bahsettiğimiz kesim, asıl borcundan ziyade alacaklı olan kesimdir. Ancak kamuoyu maalesef bunu farklı biliyor. İnsanlar çek yasası mağdurlarını, “Çeki kesmişler ama parasını ödememişler” şeklinde tanıyorlar. İşin arka planını, sebeplerini hiç kimse sorgulamıyor. Bu sebeple kitle farklı algılanıyor. Biz de bu tezi çürütmek ve işin doğrusunu anlatmak için var gücümüzle bu kitleyi savunmaya çalışıyoruz. Umarım iktidar bizi daha fazla duyar ve anlar.
Daha önce Sayın Şule Perinçek ile yaptığımız yayında, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Yılmaz Tunç ile birlikte bu konuyu ele almıştık. O yayın çok ses getirdi ve iktidarın dikkatini çektiğimize inanıyorum. Umarım bu işin finalini Ulusal Kanal ekranlarında daha ileri seviyeye taşıyacağız.
2016 yılında yürürlüğe giren çek yasası hükmüyle Türkiye’de tekrar hapis cezası gündeme geldi. İnsanlar çeklerini ödeyemediklerinde, ödenmeyen tutar kadar adli para cezasına çarptırıldılar. Bu adli para cezası mahkemelerde ödenemeyince de insanlar cezaeviyle karşı karşıya kaldı. Türkiye’de bu sebeple cezaevine girme riski 5 yıl sürüyor.
Peki, bu insanlar çeklerini neden ödeyemedi? 2017 ile 2020 yılları arasında ekonomik anlamda sıkıntılı bir döneme girdik. Hain FETÖ girişimi, Rus uçağının düşürülmesi, Brunson krizi, doların 3’ten 7’ye çıkması, faizlerin %40’lara ulaşması ve bankaların kredileri geri çağırması, sahadaki esnafı çok zor durumda bıraktı. Teoride işleyen düzen, sahada farklı işliyordu.
Bu sıkıntıları yaşayanlar sadece küçük ve orta ölçekli esnaflar olmadı. Daha büyük montanlı şirketler konkordato ilan edince, alt taraftaki küçük esnaf mağdur oldu. Konkordato ilan eden şirketlere herhangi bir icra veya cezai işlem yapamıyorsunuz, yasal zırh altındalar. Çek yasası mağdurlarının çoğu, aslında konkordato ilan eden şirketlerden veya senet borçlularından alacaklarını tahsil edemeyenlerdir. Buna bir de FETÖ soruşturmalarıyla mallarına el konulan veya yok olan şirketlerden alacaklarını tahsil edemeyenleri ekleyin. Bütün bunlar bir araya gelince insanlar boğuldu. Ellerinde hiçbir şey kalmadı; malları icra yoluyla ya da yarı fiyatına satıldı.
Bugün bu mağdurların çoğu, 30-40 yıllık köklü aile şirketleri. Hiçbir iş insanı bu duruma düşmek, borcundan dolayı cezaeviyle muhatap olmak istemez. Devletimiz diyor ki: “Senin alacaklarını (senetten veya konkordato ilan eden şirketten olan alacaklarını) yok sayıyorum; o borçluların cezai sorumluluğu yok. Ama senin çek borcun olduğu için senin sorumluluğun var ve seni 5 yıl cezaevine atıyorum.”
Anayasa’nın 38. maddesi, “Hiç kimse sözleşmeden doğan yükümlülüklerden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz” der. Aynı maddeye Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 4. protokolünde de yer verilmiştir. 2012 yılında çek hapis cezası kaldırılırken, Sayın Yılmaz Tunç meclis kürsüsünde bunun anayasal olarak suç olmadığını belirtmişti. Ancak 2016 yılında “adli para cezası” hükmü getirilerek sistemin etrafından dolanıldı. Yani çekten değil, yediğiniz adli para cezasını ödeyemediğiniz için hapse giriyorsunuz. Hukuken olmayan bir suç var edilmiş durumda.
2017 Ocak ile 2020 Kasım arasında 1 milyon 737 bin karşılıksız çek işlemi gerçekleşti. Bu sayı yaklaşık 502 bin kişiye tekabül ediyordu. Şu an ise yaklaşık 250 bin insan 5 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya. Mart ayında cezaevlerindeki yoğunluk nedeniyle bir infaz düzenlemesi yapıldı ve çek mağdurları şartlı tahliye edildi. Ancak şart şuydu: “Bir yılın sonunda borcun %10’unu ödemezseniz tekrar hapse girersiniz.”
Biz buna karşı çıktık; insanlar borçlarını ödemesin demiyoruz, aksine ödeyebilmeleri için imkân tanınmasını istiyoruz. İnsanların sicili bozulmuş, iş yeri yok, sermayesi yok. Bir iş insanına “1 milyon TL borcun varsa, önce 100 bin TL öde, kalanı da aylık 50-60 bin TL taksitle öde” demek gerçekçi değildir.
— Sayın Zirek, çözüm öneriniz nedir?
— Her şeyden önce bu insanları sahaya kazandırmanız lazım. İnsanların sicili bozuk olduğu için ticaret yapamıyor, banka hesaplarını kullanamıyorlar. Bütün mal varlıkları hacizli. Ticaret yapamayan bir insan, borcunu nasıl ödesin? Çözüm şu: Ekonomik ceza ilkesini uygulamamız lazım. Konu borçsa, Türkiye’deki 20 milyonu aşkın icra dosyasını da hapisle cezalandırmamız gerekir. Devletimiz bizimle masaya oturmalı; alacaklarımızı tahsil edebileceğimiz bir kabiliyet yaratılmalı. Biz tahsilat yapabilirsek, borçlarımızı da öderiz.
— Sayın Zirek, teşekkür ederiz. Sayın Genel Başkanım, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
— Haydar Bey, çek mağdurlarının derdini çok esaslı ortaya koyuyorlar. Çözüme geldiğimiz zaman; ekonomik suça ekonomik yaptırım uygulanması önemli bir prensip. Ayrıca sicil affı ve ticari yasakların kaldırılması gibi önlemler alınmalı. Vatan Partisi olarak bunu gündemimize alıyoruz. Çek mağdurlarıyla görüşüp somut, hukuki çözümler üreteceğiz. Sadece şikâyet ederek bir yere varamayız. Türkiye’de herkes borçlu; o zaman tüm Türkiye’yi hapse atarak işin içinden çıkamayız. Üretim ekonomisi kurulmadığı için yaşanan sonuçları belli bir grubun üzerine yıkmak doğru değildir. Bu sorunu çözmek için çalışacağız. Ve bunlar daha çok küçük esnaf ve zanaatkârlarken; söylediğiniz gibi konkordato ilan eden ya da iflas eden büyükler, “İflas ettim” diyor ve bütün borçlarından kurtulmuş gibi oluyor. Sonuç itibarıyla iflas ettiği için Ticaret Kanunu’na göre durum böyleyken, küçük esnaf ve zanaatkâr o borçların altında kalıyor, hapse düşüyor.
Çözüm için kafayı yoralım Haydar Bey. Komisyonlar kuralım. Biz de Vatan Partisi olarak sizlerle konuşarak çözüm üretelim. O çözümü topluma yayalım, Büyük Millet Meclisi’ne taşıyalım. Bu konuda çalışmalara bugün başlıyoruz. Sizleri arayacağız ve sizlerden bilgi alacağız. Çözüm önerileri konusunda da lütfen çalışma bekliyoruz; bize çözüm önerileri hazırlayın.
— Sayın Genel Başkanım, sözünüzü kesiyorum. Aslında bir şey unuttum. Şu anda önümde ekran olduğu için durmadan yazıyorlar, söylemezsem yanlış olacak. Türkiye’de sürekli olarak sizlerin de savunduğu tez üzerinden gitmek istiyorum. Kadın haklarını her zaman savunuyoruz biliyorsunuz, kadınların bu ülkenin temel taşlarından biri olduğunu her zaman söylüyoruz. Şu bilgiyi özellikle vermek isterim: Çek yasası mağdurlarının yüzdelik oranına baktığınız zaman, %30’a yakın kısmı kadın esnaflarımızdan oluşuyor.
Bunları anladık, bunlar şikâyet. Bunları söyleyerek 30 gün daha burada konuşsak bir neticeye ulaşamayız. Şikâyet ortada, problem ortada. Problemi anlatmak değil, bence artık çözüme yönelmek lazım. Size gelen bütün mesajların hep derdi anlatmaya yönelik olduğunu anlıyorum. “Başım ağrıyor, nefes alamıyorum” gibi… Ama çaresi ne? Çare üzerinde artık kafayı yoralım. Biz de Vatan Partisi olarak çare üzerinde çalışmaya başladık. Sizlerden bilgiler ve öneriler alacağız. Yüz binlerce insanız; bir çare üretmemiz lazım.
— Bir cümle söyleyebilirim.
— Evet, buyurun.
— Bizi şu anda izleyen avukatlar hemen bu işe odaklanmış olmalı ki bazı mesajlar gelmeye başladı. Bir tanesini söyleyeyim: Avukat Erkin Etike, 7226 sayılı kanunla getirilen ödeme kolaylığı üzerinde durmamız gerektiğini belirtiyor. Neyse, bunları düşünmeye başlayalım ama bu tek başına bir çözüm değil, zaten basit de değil. Hapse düşen insanların durumu… Neyse, bunlar üzerinde çalışmaya başlıyoruz. Teşekkür ederiz.
Haydar Bey, siz de lütfen kendi topluluğunuzu; yani bu derde düşmüş olan vatandaşlarımızı, esnafımızı, zanaatkârımızı, çek-senet mağdurlarını çözüm konusunda çalışmaya yönlendirin. Kafayı artık çözüme takalım. Derdimizi anlatmakla hiçbir yere varmayacağız, dert belli.
Öncelikle ilk çözüm; cezaevindeki insanlarımıza özgürlüklerini şartsız olarak vermektir. Bu, çözümlerden sadece biridir. Ancak çözüm burada kalamaz çünkü alacaklılar da var. Cezaevindeki insanlarımızı kurtaralım ama bir başka şey daha var: Sonuç itibarıyla çek alacaklıları da var. Bu alacaklılar ne yapacak? Ekonomiye bunun etkileri ne olacak? Ödeme yapamıyorsak, borçlarımıza sadakat gösteremiyorsak -tabii bunun ekonomik sebepleri var ama- Türkiye’de alışveriş ve borç konusunda; mesela köylümüzün ve insanımızın en önemli özelliği, borcunu ödemektir. Ben de öyleyim; üç kuruş borcum olsa, onu ödeyemeden gözüme uyku girmez. O geleneği yeniden ayağa kaldırmak lazım. İşin o yönü için de çözümler üretmemiz, çalışmamız lazım.
Teşekkür ediyorum, sizi uğurlayalım. Yine bu konuyu gündemde tutmaya devam edeceğiz. Bu konu bizim konumuz. Teşekkür ederim, iyi akşamlar.

