Çıkış Yolu • 14.06.2017

Çıkış Yolu • 14.06.2017

Değerli izleyiciler merhaba. Yeni bir “Çıkış Yolu” programıyla birlikteyiz. Konuğumuz her zamanki gibi Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Bugün hem dış hem de iç gündem oldukça yoğun; hatta bir anlamda iç ve dış gündem birbirinin üstüne binmiş vaziyette. Bunları ayrıntılı bir şekilde konuşacağız. Ben önce kısaca Sayın Perinçek’e hoş geldin diyeceğim, sonra yönetmenimiz Ali Solmaz’dan ricada bulunacağım; bir videomuz var, onu hep birlikte izleyelim ve üzerinde konuşalım. Sanıyorum önemli.

*(Video kaydı izlenir)*

“Gayrimeşru bir anayasayla şu anda görev yapıyorlar. Yüksek Seçim Kurulu’ndaki bir çetenin öngörüsüyle gayrimeşru bir anayasayı dayattılar. Bu anayasa yürürlükte olabilir ama meşru değildir. Bir yasanın meşru olmasıyla yürürlükte olması farklıdır. Bu anayasa gayrimeşru bir anayasadır ve bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur. Bunu da herkesin bilmesini isteriz.”

Değerli izleyiciler, bu konuşma Sayın Kılıçdaroğlu tarafından 13 Haziran 2017 tarihli Cumhuriyet Halk Partisi grup toplantısında yapıldı. Buyurun Sayın Perinçek, söz sizde. Ne anlama geliyor bunlar?

Efendim, bu Türkiye siyasetine konulmuş bir dinamittir. Bilmiyorum, Sayın Kılıçdaroğlu ne söylediğinin farkında mı? Arkadaşlarına danıştı mı? “Gayrimeşru” sözcüğünün ne anlama geldiğini biliyor mu? Siz neden “dinamit” olarak nitelediniz, diye sorarsanız; “gayrimeşru” dediğiniz an, anayasaya ve bugünkü hükümete “gayrimeşrudur” diyorsunuz demektir. Bu, “hükümeti her yoldan devirmek meşrudur” demektir.

Ayrıca bu anayasayla yapılacak her şey gayrimeşru ise; önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleri de Millet Meclisi seçimleri de gayrimeşrudur. O zaman Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerden çekiliyor mu? Meclisten çekiliyor mu? Anayasa hukukçuları, kamu hukukçuları ve siyasi liderler bu sözlerin ne anlama geldiğini bilirler. Temenni ediyorum ki Sayın Kılıçdaroğlu bu sözcüğün hukuki ağırlığını bilmiyordur; çünkü bilmeden söylüyorsa bu bir sürçülisandır ve sevindiricidir.

Muhalefet partileri hükümetleri eleştirir, “kanunsuz” derler, “hukuksuz” derler, “yaptığınız meşru değil” derler. Ancak kanuna aykırılık ile gayrimeşruluk farklı şeylerdir. Gayrimeşruluk kavramı, hukukta direnme hakkını beraberinde getirir. Tarihimizden iki örnek vereyim: Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’daki hükümeti ve meclisi gayrimeşru ilan ederek Ankara’da Meclis’i açtı. İkinci örnek ise 27 Mayıs’tır; o dönemde meclise yargı yetkileri verilince gayrimeşru ilan edildi. 27 Mayıs’ın anayasasının giriş bölümünde bile “meşruluğunu yitirmiş bir iktidara karşı direnme hakkını kullanan Türk milleti” ifadesi yer alır.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’nde anayasa hukukçuları yok mu? Birilerinin Sayın Kılıçdaroğlu’na gayrimeşruluk ile kanun dışılığın farklarını, bunun eylem ve hayat karşılığının ne olması gerektiğini anlatması lazım. Bu anayasaya dayanarak yapılacak her şey gayrimeşruysa, önümüzdeki seçimler de gayrimeşrudur. Yüksek Seçim Kurulu’nun kararı hukuka aykırı olabilir, biz de bunun iptali için başvurduk, istifaya davet ettik; ancak “gayrimeşru” demek bambaşka bir şeydir. Bu, seçimlere katılmayacağınız anlamına gelir.

“Kanuna aykırıdır” derseniz seçime katılırsınız. Ama “gayrimeşrudur” dediğiniz an, seçilecek Cumhurbaşkanı, kurulacak hükümet ve çıkarılacak yasaların hepsi gayrimeşru olur. O zaman topluma tek bir seçenek kalır: Bu gayrimeşru hükümete karşı direnme hakkını kullanmak veya ondan kurtulmanın her yolunu meşru görmek.

Bir muhalefet partisi mevcut hükümeti gerçekten gayrimeşru görüyorsa bunu ilan edemez mi? İlan eder, ama gereğini de yapması gerekir. Ali Fuat Başgil, Tarık Zafer Tunayan, Server Tanelli gibi değerli hukukçuların kitaplarına baksınlar; anayasa hukukunda bu sözün yüzlerce yıllık bir ağırlığı vardır. Eğer “tanımıyoruz” diyorsanız, meclisten çekilirsiniz, halkı direnmeye çağırırsınız ve seçimlere katılmazsınız. Başka hiçbir yolu yoktur.

Bu çağrı okyanus ötesinden geliyor gibidir. Bakın, Kürdistan referandumuyla ilgili de CHP’den ses seda yok. PKK ve HDP de bu anayasanın gayrimeşru olduğunu söylüyor. Cumhuriyet Halk Partisi burada PKK ve HDP’nin fikrine katılıyor. PKK tutarlıdır çünkü onlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için silahlı mücadele veriyorlar. Ancak CHP gibi bir partinin genel başkanının böyle bir açıklama yapması çok farklı bir boyuttur.

Sayın Kılıçdaroğlu’na bir çağrıda bulunuyorum: Uygun bulurlarsa, ne demek istediklerini açıkça ifade etsinler. “Bu anayasa ve bu hükümet gayrimeşrudur” demekle, anayasal sistemin dışına çıkmayı mı hedefliyorlar, yoksa sadece bir sehven (yanlışlıkla) yapılmış açıklama mı? Yarından sonra Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri mutlaka bunu açıklayacaklardır. Çünkü bu, çok ağır bir tespittir. Üç, bu anayasaya dayanarak yapılan ve yapılacak her şey; hatta tüm uygulamalar ve işlemler gayrimeşrudur. Yani hükümetin her türlü kararı ve uygulaması bu kapsama girer. Beni ilgilendiren kısım şudur: Cumhurbaşkanlığı seçimi bu anayasaya dayanarak yapılacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimi bu anayasaya dayanarak yapılacak.

O zaman Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki seçime girmeyecek diye düşünüyorum. Çünkü gayrimeşru olan bir seçime bir siyasal parti girmez. Hukuka aykırılık başka bir şeydir, buna devam edeceğiz.

***

İzleyiciler tekrar merhaba, “Çıkış Yolu” devam ediyor. Konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. Programımıza CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti grubunda yaptığı konuşmayla başlamıştık. Yönetmenimizden Kemal Bey’in konuşmasını tekrar dinletmesini rica ediyorum; önemli. Bu konu üzerinde kendi değerlendirmelerini yapacak olan izleyicilerimizin bilgilenmesi bakımından konuşmayı dinleyelim, ardından tartışmaya devam edelim.

*(Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşma kaydı izletilir)*

“Gayrimeşru bir anayasayla şu anda görev yapıyorlar. Yüksek Seçim Kurulu’ndaki bir çetenin öngörüsüyle gayrimeşru bir anayasayı dayattılar. Bu anayasa yürürlükte olabilir ama meşru değildir. Bir yasanın meşru olmasıyla yürürlükte olması farklıdır. Bu anayasa gayrimeşrudur. Bu anayasaya göre yapılacak her şey de gayrimeşrudur. Bunu herkesin bilmesini isteriz.”

***

Değerli Zeynep, Kemal Bey’in açıklaması bu. Üç madde öne çıkıyor: Bir, bu anayasa gayrimeşrudur. İki, şu anda hükümet bu gayrimeşru anayasaya dayanarak görev yapmaktadır; yani hükümetin meşruiyet kaynağı yoktur. Üçüncü notta ise bundan sonrası için konuşuyor: Bu anayasaya dayanarak yapılacak her şey gayrimeşrudur.

Peki, “her şey”in içine ne giriyor? Hükümetin tasarrufları, meclisin alacağı kararlar… Çünkü burada meclis de hükümet de gayrimeşru duruma düşmüştür. Bütün anayasal organlar, hatta yargılamalar bile bu anayasaya dayandığı için gayrimeşrudur. Bu açıklamanın yorumu yoktur, her şey çok açıktır.

Önümüzde seçimler var. Bu anayasaya dayanarak yapılacak yerel seçimler gayrimeşru oluyor. Yine bu anayasaya göre yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri de gayrimeşrudur.

Bunlar bir köşe yazarının lafları değil. Bunları PKK söylüyor ve gereğini yapıyor. Silahı eline almış; kendisine göre gayrimeşru olan bir devlete karşı elinde silahla mücadele veriyor. Ben meşruyum, o gayrimeşrudur diyor. Zaten “gayrimeşru” dediğiniz an iki meşruiyet çarpışır. Kanuna aykırılıkta ise herkesin paylaştığı ortak bir meşru zemin vardır. 1982 Anayasası’na hayır oyu verenler bile anayasaya “gayrimeşru” dememiştir. Çünkü gayrimeşru dediğiniz zaman seçime katılmamanız, o anayasaya dayanan her türlü uygulamayı yasa dışı kabul etmeniz ve kendi meşruiyetinizi karşısına koymanız gerekir. İkisi birden yan yana olmaz.

Hukuk bilmeyenler bu tür konuşmalar yapabilir. Ancak bir parti başkanı veya kamu yetkilisi bu kavramları kullanarak konuşuyorsa, bunun anlamını bilerek yapmalıdır. “Tanımıyoruz” sözü de “gayrimeşrudur” demektir. Beğenmiyorsanız bir anlık coşkuyla söylemiş olabilirsiniz ama “gayrimeşru” dediğinizde sistemi toptan reddediyorsunuz demektir.

Cumhuriyet Halk Partisi ya bu sözlerin anlamını bilmiyordu ya da bu açıklamasına sadık kalıp gereğini yapacak. Eğer birinci şıkkı tercih edecekse, millete şunu açıklamak zorundadır: “Biz bu anayasayı ve ona dayanan tüm organları gayrimeşru kabul ediyoruz; bundan sonraki seçimlere de katılmayacağız.”

Anayasa hukukunun temeli meşruiyettir. Bir hükümetin veya yasama organının meşruluğu anayasadan kaynaklanır. Meşruiyet sözcüğü ile anayasa kavramı dünyanın birçok dilinde ortak bir köke sahiptir.

16 Nisan referandumundan sonra “tanımıyoruz” dediklerinde de bu sözün tehlikeli olduğunu ifade ettim. O dönemde CHP’de bir bocalama oldu; bir kısmı sokağa çağırdı, bir kısmı “meclisten çekiliyoruz” dedi. “Tanımıyoruz” dediğiniz zaman seçimlere katılmamanız gerekir. Çünkü bu anayasaya göre yapılan her seçim gayrimeşru olur. Eğer seçim yoluyla iktidar değişmiyorsa, hangi yolla olacağının ortaya konması gerekir. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul hükümetini gayrimeşru ilan ettiğinde, Anadolu’da meşru bir iktidar odağı (Heyet-i Temsiliye) kurmuştu. Silahlı bir iktidar mücadelesi vermişti. Eğer bu anayasa gayrimeşruysa, meşru olan bir yolu göstermeniz gerekir. Hayır, İstanbul’daki hükümet gayrimeşrudur. Yine bir ara verelim mi? Yani bu meşruiyet sorunu, sonuç itibarıyla iki tarafın da birbirinin meşruiyetini kabul etmemesinden dolayı ortak bir düzlemde çözülemez. En önemlisi bu; ortak bir yasal düzlemde de çözülemez çünkü ortak bir yasal düzlem kalkıyor. Peki, değerli izleyiciler, kısa bir ara veriyoruz. Tekrar devam edeceğiz.

Değerli izleyiciler, tekrar merhaba. “Çıkış Yolu” devam ediyor. Konuğum Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek; CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun 13 Haziran 2017 tarihli grup toplantısında yaptığı konuşmayı değerlendiriyordu. Sayın Kılıçdaroğlu orada özetle, “Bu anayasa gayrimeşrudur, bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur ve şu andaki hükümet de gayrimeşrudur” demişti. Ben bu konuşmanın ardından interneti taradım; acaba ne gibi tepkiler var diye. Başta konu üzerinde durup yorum yapan, olumlu ya da olumsuz tepki koyan kimse çıkmamıştı. Siz niye bu kadar üzerinde durdunuz?

Bakın efendim, Sayın Kılıçdaroğlu’nun “gayrimeşru” kavramını bilip bilmemesi ayrı meseledir. O, Cumhuriyet Halk Partisi’nin iç meselesidir. Ancak “Bu anayasa gayrimeşrudur, bu hükümet gayrimeşrudur ve bundan sonra bu anayasaya dayanarak yapılacak her şey gayrimeşrudur” demenin tek bir anlamı vardır: Bu bir savaş çağrısıdır. Dünya tarihinde Fransız İhtilali’nden beri hangi anayasa hukukçusuna, hangi birikimli siyasetçiye sorarsanız sorun; “Bu anayasa ve bu anayasaya dayanan hükümet gayrimeşrudur, bundan sonra yapılacak her şey de gayrimeşrudur” demenin bir tek karşılığı vardır: Mevcut anayasal düzenle hiçbir ortak hukuki zeminimiz kalmamıştır. Bu, “Meşruiyetinizin karşısına biz kendi meşruiyetimizi dikiyoruz” demektir ve bu ancak kuvvetle çözülür.

23 Nisan 1920’ye giden süreçte Anadolu’da milli hükümetin oluşması ya da 27 Mayıs ve sonrasındaki süreç gibi, “gayrimeşrudur” dediğiniz zaman bu sistemin seçim yoluyla değiştirilmesini de reddetmiş olursunuz; çünkü seçimler de gayrimeşru ilan edilmiştir. O zaman hangi yolla kendi sisteminizi kuracaksınız? Anayasa Mahkemesi de mevcut anayasadan yetki aldığına göre o da gayrimeşrudur, mahkemeler de gayrimeşrudur. Dolayısıyla sistem içinde çözüm bitmiştir. Geriye tek yol kalıyor: Kuvvet yolu. Cumhuriyet Halk Partililer buna isyan edebilirler, istedikleri kadar etsinler; önce genel başkanlarının Türk Dil Kurumu sözlüğüne ve hukuk sözlüklerine bakmasını sağlasınlar.

CHP tarihine bakalım; İsmet Paşa, Turan Feyzoğlu, Necdet Uğur, Turan Güneş gibi isimler 1960’larda, 50’lerde bile bu kavramları çok dikkatli kullanırlardı. İsmet Paşa’nın “Sizi ben bile kurtaramam” sözü ya da Tahkikat Komisyonu’na yönelik tepkileri dışında, onlar her zaman ciddi adamlar olarak hareket ettiler. Şimdi siz, Türkiye emperyalizmle, Amerikan emperyalizmiyle cephe cepheye gelmişken, Fırat Kalkanı Harekatı yürütülürken ve içeride PKK eylemleri sürerken, “hükümet ve anayasa gayrimeşrudur” diyerek Türkiye’nin içine dinamit atıyorsunuz. Bu, iç savaşı gıdıklayan bir tutumdur.

Katar olayı ve Barzani’nin sözde referandumuyla da bunu yan yana koymak zorundayım. Irak’ın bölünmesini hedefleyen o referanduma karşı Türkiye’de bir tavır varken, CHP’nin sessiz kalması dikkat çekicidir. Bugün Amerika ve İsrail bir tarafta, Türkiye, Rusya, İran, Irak, Suriye ve Çin diğer tarafta cepheleşmiş durumdadır. Bu ortamda Türkiye’yi birleştirmek yerine, “Bu hükümet gayrimeşrudur” diyerek Türkiye’de bir dinamit patlatmanın başka bir anlamı yoktur. Amerika yenildikçe karşı ataklar yapıyor; Katar’da, Kürdistan referandumu üzerinden ve Türkiye’de “hükümet gayrimeşrudur” söylemi üzerinden. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması, bu Amerikan-İsrail cephesinin Türkiye’deki iç cepheye yönelik bir atağıdır.

Sormak istediğim soru şu: CHP Genel Başkanı’nın bu açıklaması, önümüzdeki dönemde uygulayacağınız politikalarda bir faktör olarak hesaba katılacak mı?

Vatan Partisi olarak bunu zaten Sayın Bülent Tezcan ve Sayın Haluk Koç ile yaptığımız görüşmelerde belirttik. Vatan Partisi’nin, %49 adı altında HDP ile yan yana olması mümkün değildir. HDP ile CHP baş başa kalırsa o da %19’dur, bu olaydan sonra %9’a kadar düşer. Biz Türkiye’yi meşru zeminde, seçim yoluyla AKP iktidarından kurtarıp milli hükümeti kurma olanağını savunurken, bu çağrıyla seçimler reddedilmektedir. CHP, sokağa dökülüp Türkiye’yi çatışmaya sürükleme senaryolarında bizi bulamaz. Bu, halk hareketi de değildir, PKK ile birlikte hareket etmektir ve başarılması mümkün değildir.

Eski CHP’liler ile kıyaslıyorum; onlar hukuk bilir, meclis içtüzüğü bilir, anayasa bilirdi. Şimdiki tablo çok farklı. Eğer CHP yönetimi, “Ağzımızdan kaçtı, sözlüğe bakmadan konuştuk” demezse ve bu tutumda ısrar ederse, Türkiye siyasetinde bir varlık olarak kalamaz. Ben buradan Deniz Baykal’a, İlhan Kesici’ye, Haluk Koç’a, Süheyl Batum’a ve diğer Cumhuriyet Halk Partililere çağrıda bulunuyorum. Bir çözüm üretmelidirler.

Bu hükümet gayrimeşru ilan edildiğinde, aslında sadece hükümet değil, seçimler de reddediliyor. O zaman AKP’den nasıl kurtaracaksınız? Bu tavırla AKP’ye karşı bir seçenek olunamaz. Türkiye’yi korumak adına, atılan bu dinamiti etkisiz hale getirmek bizim görevimizdir. Göreceksiniz, önümüzdeki hafta Türkiye sadece bunu konuşacak. Bu hükümet ve anayasa gayrimeşru mu, değil mi? Türkiye artık bir tek bunu tartışacak.

Değerli izleyiciler, Ulusal Kanal olarak CHP yönetimine, hem Sayın Perinçek’in söyledikleri hem de kendi açıklamaları konusunda tekrar çağrıda bulunuyoruz. Herhangi bir talepleri olursa onları da bu program içinde ya da bundan sonraki günlerde yayınlamaya hazır olduğumuzu belirtmek isterim. Tabii gelsin, Sayın Kılıçdaroğlu ile tartışalım; otursun, karşı karşıya oturalım. Buradan da çağrıda bulunuyorum: Kılıçdaroğlu ile bu anayasanın, bu hükümetin meşruiyetini ve bundan sonra yapılacak her şeyin meşru olup olmadığını tartışalım.

Şimdi… Ama yarından sonra herhalde gazeteciler hep bunları soracaklar. Katar krizine gelmek istiyorum izninizle. Ancak önce elimde bir açıklama var; dikkatinizi çekti mi bilmiyorum. İmza Tansel Çölaşan, Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı. Yanlış bilmiyorsam sizin de dostunuz.

Benim sınıf arkadaşım. Hukuk fakültesinden sınıf arkadaşım, aynı zamanda dönem arkadaşım. 1964 arasında Tansel Çölaşan’la hukuk fakültesi birinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar aynı sınıfta okudum. Dönem arkadaşı olmuyor mu bu? Neyse, aynı yılda girdiniz aynı yılda çıktınız.

Şimdi konu Katar. Katar’la ilgili Türkiye’nin politikası, AKP hükümetinin politikası. Ne diyor Tansel Çölaşan? Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı şunları söylüyor, tırnak içinde okuyorum: “Katar ile diğer Körfez ülkeleri arasında çıkan krizde Türkiye’nin taraf olması, Katar’ın yanında yer alması, hatta Katar’a tam bu sırada asker göndermeye kalkması, Türkiye’yi ateşe atmak demektir. Geçmişte yanlış dış politikaların ağır sonuçlarını hâlâ en ağır şekilde yaşayan ve atlatamayan ülkemizin, yeni sorunların içine böylesine balıklama atlamasının başka gerekçesi yoksa, ancak vizyonsuzlukla açıklanabilir.”

Eğer Türkiye burada Katar’ın yanında cephe tutmazsa esas o zaman ateşe atılmış olur. Türkiye Katar’ı savunmuyor, kendisini savunuyor. Türkiye, Katar’ı destekleyerek Amerika’nın Orta Doğu’daki hamlelerinin önünü kesiyor ve kendi sınırlarını ileri hatlardan savunuyor. Aynı zamanda Kürdistan’ın kurulmasını önlemiş oluyor.

Yani ikinci İsrail’in kurulmasını böylece önlemeye çalışıyoruz. Tabii; çünkü Katar, Irak’ın kuzeyi ve Suriye diye ayrı cepheler yok, tek bir cephe var. Ben burada Amerika’ya karşıyım, Amerika’dan yana değilim. Burada tarafsız olan bertaraf olur. Orta Doğu’daki süreçte Amerika’ya veya İsrail’e karşı tarafsız olan Türkiye bertaraf olur ve “Kürdistan” denilen, yani Amerikalıların projesi olan devletin kurulmasına taraf olur. Tansel Çölaşan kardeşim, Kürdistan projesine kendi çapında destek vermiş oluyor, çok açık söyleyeyim.

“Efendim, biz taraf olmayız.” Nasıl taraf olunmaz? Amerika orada Katar’ı bitirdiği zaman sonra ne yapacaksın? Aynı Amerika, Kürdistan kurmak için harekete geçti. Bunlar birbirinden kopuk şeyler değil, tek bir cephe. Türkiye kendini savunacak. Eğer Türkiye Katar’da kendini savunmazsa, işte o zaman ateşe düşer. Biz Katar’ı değil, Türkiye’yi savunuyoruz. Katar’ı Amerika’ya verirsen Türkiye’nin parçalanmasına “evet” dersin.

Bunların Atatürkçülükle hiçbir ilgisi yok. Atatürk, vatanın bütünlüğünü savunan milli bir devletin kurucusudur. Bugün Türkiye’de vatan bütünlüğünü savunmak için Katar’ın, Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün yanında olmak zorundasınız. “Ben Suriye’de, Irak’ta, Katar’da taraf olmam” derseniz Türkiye’yi böldürürsünüz. Değerli kardeşim Tansel Çölaşan, taraf olmazsanız Türkiye’nin kaderini belirleyen bu hesaplaşmalarda kaybedersiniz.

İtirazı dillendirebilir miyim? Deniyor ki; Tayyip Erdoğan’ın derdi Kürdistan veya Amerika değil, oradan gelen para akışını kurtarmaya çalışıyor. İkincisi de geçmişte Katar’la Suriye’de aynı fiillerin içinde bulundular, şimdi kendini korumaya çalışıyor diyorlar.

Bu görüşü söyleyenler hiçbir şeyden haberi olmayan bilgisiz insanlar. Tayyip Erdoğan’ın niyeti önemli değil. Burada önemli olan şu: Türkiye’nin bağımsızlığı ve bütünlüğü için Katar’ın, Suriye’nin ve Irak’ın toprak bütünlüğünün yanında olacaksın. Beşar Esad’ı destekleyeceksin. Kurtuluş Savaşı’na da herkes farklı amaçlarla katılmış olabilir; biri bakan, biri zengin olmak istemiştir. Ama nesnel olarak sen Türkiye’nin vatan bütünlüğünden yana mısın değil misin, ona bakacaksın.

Türkiye’nin bugün tehdit edildiği bir ortamda “milli bir direnme ekonomisi” lazım. Tayyip Erdoğanlarla ekonomi konusunda yollarımız tamamen ayrılıyor, onlar borçla ekonomiyi ayakta tutmaya çalışıyor, bu bir çıkmaz. Ama Katar’ın yanında olması, Türkiye’nin savunulması açısından ilgilendiriyor beni. Rusya’nın, İran’ın da çıkarları var. Fas’ın hava sahasını ambargo uygulayan ülkelere kapatmasına seviniyoruz değil mi? Çünkü bir cephe oluşuyor.

Türkiye’yi ateşe atıyorlar. Bir düğmeye basıldığını görüyorum. Direnen bir Türkiye var; Rusya’sı, İran’ı, bütün dünya bunu görüyor. Amerika, Orta Doğu’daki direncini kırmak için Türkiye’yi hedef alıyor. Kılıçdaroğlu da işte o direnen Türkiye’nin ortasına meşruiyet dinamitini atmıştır. “Katar’a taraf olmayalım” demek, Amerika’nın karşısına dikilmeyelim demektir.

Meşruiyet, ortak bir hukuk zeminidir. “Bu anayasa ve seçimlerle iktidara gelinir” konusunda anlaşıyoruz; hadi şimdi programlarımızı çarpıştıralım. “Bu meşru değil” dediğiniz an, ortak bir zemin kalmaz. Herkes kendi meşruiyetini kuvvetle getirmeye kalkar.

Katar olayıyla birlikte İran medyasının Türkiye’ye yönelik eleştirileri durdu. Nihayet durumu anladılar, günaydın diyelim. Ayrıca Katar kriziyle Türkiye’de parasal göstergeler düzelme eğilimine girdi; borsa yükseldi, döviz aşağı indi. Ama bunlar AKP’nin geçici çözümleridir, borcu borçla çeviren ekonomi bir çıkmazdır. Türkiye’ye dışarıdan gelen sermaye, kendi yanında olanların güçlü kalmasını isteyen müttefiklerin hamlesidir.

Türkiye’nin bağımsızlığını savunduğu her hamleye (PKK’ya karşı, FETÖ temizliğinde, El-Bab’da) bu kesimler “batığa saplandık” diye karşı çıkıyor. Tarihte eşi görülmemiş bir irtica temizliği yapılıyor, bunu bile göremiyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi’nin yayınladığı FETÖ raporu ise vatana ihanete giden bir çizgidir. Fethullah Gülen’in savunmasını bizzat Cumhuriyet Halk Partisi yazmıştır; bu, darbecilere verilmiş bir savunma malzemesidir. Kürdistan referandumuna karşı tavır almayan çizgi, Katar’da Amerika’nın yanında olan çizgi… Bu ne? Yani vatana ihanet başka nereden gidilir? İşte buralardan gidilir. Vatana ihanet biraz ağır değil mi? Bak, “gidiyor” diyorum. Bu çizgide devam edilirse Katar’da ve Kürdistan’da referanduma karşı tavır alınmıyor. Duymadı mı yani Cumhuriyet Halk Partisi? Herkes tavır alıyor. Herkes çıkıp “Bu Kürdistan referandumu, Amerika’nın referandumudur” diyor. Irak ve Almanya dahil bütün Orta Doğu ülkeleri tavır alıyor. Cumhuriyet Halk Partisi, Almanya’dan bile Türkiye’ye daha uzak duruyor. Almanya bile “Bu, Orta Doğu’nun başını belaya sokar, çok büyük bir yanlıştır” diyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nden ses yok. Bu nereye gider? Size soruyorum, Kürdistan’a tavır almazsanız nereye gidersiniz? Türkiye’de önümüzdeki dönem vatana ihanetin adı nedir? Kürdistan’dan başka bir vatana ihanet mi var?

Şimdi yönetmenimizden rica edeceğim, Erdoğan ile ilgili videomuzu bir dinleyelim. Sayın Perinçek’e bir sorum olacak: “Kuzey Irak Yerel Yönetimi ile ilgili yapılan açıklama gerçekten bizi derinden üzmüştür. Böyle bir reform arayışı içerisine girmek, Kuzey Irak’ın bağımsızlığıyla ilgili bir adım atmak, Irak’ın toprak bütünlüğüne bir tehdittir ve yanlış bir adımdır. Temenni ederdik ki bunlar istişare yoluyla yapılsın. Bu kritik süreçte böyle bir adım atılması kimsenin yararına değildir.”

Bu soruyu ve açıklamayı niye sordum biliyor musunuz? Sayın Başbakan Binali Yıldırım, referanduma “zamansız” demişti ve karşı çıkmıştı. Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağını açıkladığı bağımsızlık referandumuna “zamansız” dedi ama cepheden de net karşı çıktı. Televizyonda dinledim; belki arada “zamansız” lafı da çıkmış olabilir ama nesnel olmalıyız, çok net ve kesin çizgilerle karşı çıktı. “Reform” dedi; dil sürçmesi, referandum yerine reform diye çıktı ağzından. Yani siz de hep öküzün altında buzağı arıyorsunuz. Burada “reform” sözcüğü oraya yakışmıyor. “İstişare etseydik” dedi. Bunlar diplomasiyi böyle zannediyorlar. Neden? Çünkü Barzani, Tayyip Erdoğanların dostu. Dostu olduğu için Vatan Partisi gibi karşı çıkamıyor; “Bana sorsaydın” diyerek yumuşatarak karşı çıkıyor, anlıyorum.

Bu arada Kemal Bey’in, Kılıçdaroğlu’nun ve CHP’nin diğer sözcülerinin açıklamalarını taradım, Barzani’nin açıklamasından sonra acaba bir cümle ettiler mi diye; maalesef bulamadım. Ben bulamadım, Google da bulamadı, siz de bulamazsınız. Ankara’da Binali Yıldırım’ın arkasına Kürdistan bayrağı açıldı, hem de referandum ortamında, halk oylaması sürecinde. CHP milletvekilleriyle görüştüm, isimlerini şimdi söylemeyeceğim. Dedim ki: “Bakın, hayır oylarının yükselmesi için çok büyük bir fırsat. Her şeyi bırakalım, buradan yüklenelim.” O milletvekilleri, “Çok haklısınız” dediler. Koştular, gittiler Kılıçdaroğlu’na anlattılar. Hatta bana telefonla “Kılıçdaroğlu sizi arayacak” dediler. O Kürdistan bayrağının asılmasına CHP’den bir itiraz geldi mi? Şöyle bir şey söylediler: “Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi buna ne der?” Sen ne diyorsun? Milliyetçi Hareket Partisi gümbür gümbür tavrını koyuyor. Dedi ki: “Kürdistan bayrağını Ankara’ya asamazsınız.” Hâlâ söylüyor. Siz ne diyorsunuz? “Efendim, Irak buna ne der?” Siz ne diyorsunuz ey CHP? Bakın, yine Kürdistan konusu geldi, yine düğümlendiniz. Bir şey söyleyemiyorsunuz. Söyleyin, biz de sevinelim. Söylemekle olmaz, tavır alın.

Devlet Bahçeli, bugünkü grup konuşmasında Kemal Bey’e ve CHP’ye bir çağrıda bulundu. Onu da bir dinleyelim. Dördüncü video; onun üzerinde kısa bir değerlendirmenizi rica edeceğim. “Türkiye’nin bölgede pozisyon alması gözünüze batıyor da, Amerika Birleşik Devletleri’nden Almanya’ya, Fransa’ya ve Birleşik Krallık’a kadar birçok ülke için niçin dikkatlerinizden kaçıyor? Kimlerin nam ve hesabına çalışıyorsunuz? Kimlere sözcülük yapıyorsunuz? Eğer yürekliyseniz, eğer minderden kaçmayacaksanız, eğer sıkıyı görüp araziye uymayacaksanız, ‘ABD’nin ne işi var Orta Doğu’da?’ deyin de endamınızı görelim, ‘adam mısınız’ diyelim. Bakın, biz söyledik, yine söylüyoruz, yine söyleyeceğiz. CHP’nin cesareti varsa, Rabia polemiğine değil, emperyalizmin bölgeye kurduğu kanlı rampalara kafa yorsun. Bunu dert edinsin.”

Cevabı kendi içinde ama Devlet Bahçeli veya Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’nin safında tavır alıyor, çok açık. Seviniyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi de bu tavrı alsın, bizi ve bütün milleti sevindirsin. Milliyetçi Hareket Partisi bana geçmişte nezaket dışı şeyler söyledi, hiç önemsemedim; doğru bir şey yaptığı zaman “Doğru yapıyor” diyorum. Böyle olması ve böyle devam etmesi Türkiye’nin yararınadır. Türkiye’de Amerikan karşıtı tavırlar ve Amerika’nın bölgedeki emperyalist faaliyetlerini sorgulayan tutumlar giderek yayılıyor; %95, %100’e yakın. Bugün dünyada Amerikan emperyalizmine karşı en yoğun ve en kararlı tavır Türkiye’dedir. Hele Amerika, “YPG’ye, PKK’ya silah veriyorum, vermeye de devam edeceğim” dedikten sonra, Türkiye’de vatan hainleri dışında artık hiç kimse Amerika’dan destek beklemesin. Bulanık bir durum kalmadı.

Şimdi bugünkü yazınıza dönelim. Yazınızın başlığı Cemalettin Korkut ile ilgiliydi. Bugün akşam saatlerinde bir haber geldi, kaybettik. Emekli Kurmay Albay Cemalettin Korkut komutanımız partimizin üyesiydi, benim abimdir. Hep bana “can kardeşim” diye seslenirdi. Gerçekten bir karakter anıtıydı. Türk subayının karakterini; tarihten gelen fedailik, vatanseverlik ve disiplini temsil eden bir komutanımızdı. O karakteri gelecek kuşaklara teslim etti. Bugün, “Karakter nöbetçisiydi ve nöbeti Türkiye’nin subaylarına devretti” diye yazdım. Devrimci bir subaydı, Vatan Partisi üyesiydi. Berlin yürüyüşünde yedi saat boyunca bizimle birlikte yürüdü, otomobile binmeyi reddetti. Büyük bir örnek bıraktı. Bir şiirinde “Fedaisin, fedai kal Korkutoğlu Cemalettin” diyordu.

Cenazesi Perşembe günü Ataköy 5. Kısım Camii’nden kaldırılacak ve Büyükçekmece Mimar Sinan Mezarlığı’nda defnedilecektir. Kendisini Vatan Partisi’ne katıldığı zaman tanıdım. Lozan’da kürsüden bir konuşma yaptı, Berlin yürüyüşüne katıldı. Benim başdanışmanımdı. Vatan Partisi’ne sistem getirmeye çalıştı, biz onun sistemine ayak uyduramadık, onu söyleyeyim. Gümüşhaneli, olağanüstü bir askerdi. İsrail, Amerika ve İtalya’da ateşelik yapmıştı. Gerçekten orgeneral olabilecek kabiliyetlere sahip, çok esaslı, devrimci ve Atatürkçü bir komutanımızdı. Onu derin bir saygıyla anıyoruz. Disiplini, karakter namusu, vatana bağlılığı ve fedai ruhunun hatırası bizi her zaman aşıracaktır. Nur içinde yatsın, ışıklar içinde yatsın.

*(Bölüm arası verilir)*

İyi akşamlar tekrar değerli izleyiciler. “Çıkış Yolu” devam ediyor. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek ile beraberiz. Burada kitaplarımız var. Sizin bu haftaki kitap önerileriniz neler olacak?

Şimdi ilk başta Hindistan’ı düşünmüştük, Pakistan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girdi ama onu gelecek haftaya bırakalım. Bu “meşruiyet” meselesi Türkiye’nin gündemine oturacak, göreceksiniz. Herkes şimdi meşruiyet çalışacak. Türkiye’de yazılmış anayasa kitaplarının hepsinde bu konu vardır. Anayasa hukuku ve siyaset biliminin en temel konularından biridir.

Anayasa hukuku deyince aklımıza ilk Tarık Zafer Tunaya gelir; bizim en büyük anayasa otoritemizdir. “Siyasi Müesseseler ve Anayasa Hukuku” kitabı esas kitaptır. İkincisi, Prof. Dr. Ali Fuat Başgil. Muhafazakâr kesimden bir isimdir ama Türkiye’nin anayasa otoritelerindendir; Mehmet Ali Aybar’ın hocasıdır. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde Mehmet Ali Aybar’ı anayasa kürsüsüne alan ve onu koruyan kişidir. Gerçekten bizim çok önemli anayasa hukukçularımızdan ve babamın da hocasıdır.

Üçüncüsü, İlhan Arsel; benim anayasa hukuku hocam. Bir diğeri hocam Münci Kapani. Ayrıca Hüseyin Nail Kubalı’nın da anayasa hukuku üzerine çalışmaları çok değerlidir. Bunlar Türkiye’nin belli başlı, önemli anayasa hukukçularıdır. Meşruluk ve gayrimeşruluk konularında bu kitaplardan bilgi edinebilirler. 1980’lerin ortasında Tarık Zafer Tunaya ile evinde görüştük; akademisyen değil gazeteci olduğum halde beni kabul etmişti. O sohbetlere devam etmeliydim, çok esaslı bir hocamızdı. Yıldız Parkı’nda eski 27 Mayısçılar bir araya gelmişti. Onlardan birinde ben de bulundum. Tarık Zafer Tunay’ın Türkiye’de İslamcılık veya sadece “İslamcılık” üzerine bir çalışması var; yeşil renkli, evet. 1960’larda bir dizi çıkarmıştı, siyasal partilerle ilgili. “Türkiye’de İslamcı Cereyan” sizin bahsettiğiniz kitap. İttihat ve Terakki üzerine de çalıştı, siyasal partiler üzerine de… Esas baş eseri, Sayın Tarık Zafer Tunay hocamızın anıt eseri “Türkiye’de Siyasi Partiler”dir.

Peki, geçmişe ilişkin bir soru: 27 Mayıs’tan sonra üniversiteden atılan 147’ler içinde Tarık Zafer Tunay da vardı. Bunu nasıl anlamak lazım? Bu çok vahim bir şey. Bunu Suphi Karaman’la konuştum ama açıklamayacağım. Türkiye’nin en büyük hukuk otoritesini ve 27 Mayıs devrimini destekleyen, bizim için son 50 yılın en önemli hukukçusu olan bir insanı üniversiteden attılar. 147’ler daha sonra geri döndü ama bu, 27 Mayıs için çok ağır bir lekedir.

Geçen hafta Avrasya’nın Avrupa kanadında iki, Asya kanadında bir ülke olmak üzere toplam üç ülke üzerine yazı yazıyordum. Bu ara iç politikadan çok dış politikaya yoğunlaştınız. Bugün tekrar iç politikaya döndük, sağ olun hatırlattınız; meşruiyet meselesi Türkiye’nin gündemine oturdu. Dış gelişmeler artık iç politikayı da belirler hale geldi.

Avrasya’nın batı ucundaki iki ülkeden biri Almanya, diğeri Fransa. Fransa henüz gerçek bir hareketlenme içinde değil. Ancak Tayyip Erdoğan, Macron ve Katar emirinin bir telekonferans yapacağını biliyoruz. Erdoğan’ın böyle bir görüşmeyi talep etmesi, Fransa’da Amerika’dan farklılaşma eğilimi olduğunu gösteriyor. Almanya ise Barzani referandum yapacağını açıkladığında Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte tavır aldı. Bu, Almanya’nın Amerikan politikalarına karşı gittikçe daha cesur olduğunu gösteriyor. Merkel; Çin ve Rusya’yı stratejik ortak olarak görüyor, Rusya ile enerji konusunda ciddi bağlantılar kuruluyor. Amerika ise Volkswagen başta olmak üzere Alman sanayisini zayıflatmak için gaddar yaptırımlar uyguluyor. Almanya, Avrasya’daki yerini hızlı alıyor.

Erol Manisalı arkadaşımla 1990’larda tartışırdık; o, “Almanya Amerika’dan kopmaz” derdi. Atilla İlhan da o tartışmaya katılmıştı. Ben ise Almanya’nın Amerika’dan kopacağını, Amerika’nın tek kutuplu dünya iddiasına teslim olmayacağını savunuyordum. Hakikaten öyle oldu. Aynı yazılarımda Hindistan ve Pakistan’dan da söz ettim. Aralarındaki çelişkilere rağmen, çok kutuplu dünya tespitiyle 1986’dan beri öngördüğüm o Avrasya bloğu bugün oluşuyor. Fransa’da da toplumdan gelen bir milliyetçilik yükseliyor, Almanya’daki seçimlerde de alternatif partilerin yükselişini görüyoruz.

Amerika, kendisine kafa tutan veya kendi ülkesinin bağımsızlığını savunan partileri “faşist” diye damgalıyor. Faşizm; 1934’te Komintern’de, Dimitrov’un raporunda tanımlandığı gibi, emperyalizmin en saldırgan, en ırkçı ve en gerici kesimlerinin diktatörlüğüdür. Bugün her milliyetçiye veya yabancı düşmanına faşist demek, emperyalizmle olan bağı göz ardı etmektir.

Trump’a gelirsek; o da Avrupa’daki Le Pen tarzı bir çıkışla siyaset sahnesine çıktı ama Amerikan derin devletinin saldırgan politikalarının mümessili olmaya başladı. Suriye saldırısı, Trump’ın Rusya ile iş birliği yapma arzusunu berhava etti. Trump’ın görevde kalıp kalamayacağı belirsiz; Amerikan gazeteciler bile bir yolunu bulup onu götüreceklerini söylüyorlar.

Pakistan ve Hindistan’a dönersek; onlar Asya’nın birliği için çok önemli. Dünya ekonomisinin büyümesine Çin %39, Hindistan %16 katkı sağlıyor. Amerika’nın katkısı ise sadece %10. Hindistan ve Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bu iki ülkeyi kucaklamasıyla düşman kardeşler olarak barıştırılmış oldu. Bu, dünya barışının Avrasya’da inşa edildiğini gösteren çok önemli bir olaydır. Ben size parça parça okuyayım, biliyor musunuz? Aslında benzer yönleri var. Okuyayım bunları; ben değerlendirme falan yapmadım. Yani hiç tartışılacak bir tarafı yok. Bütün anayasa hukukçularının, devlet teorisyenlerinin, siyaset bilimcilerinin istisnasız oy birliğiyle yapacağı tespiti yaptım. Kendi şahsi görüşümü açıklamış değilim.

Dünyada “gayrimeşru” sözcüğünün bir anlamı var. Ben “gayrimeşru” sözcüğüne istediğim anlamı yükleyemem. Anayasanın bir anlamı var, meşrunun bir anlamı var, yasalın bir anlamı var. Ben o anlamları açıkladım; sözlüğü, hukuk kitaplarını, anayasa kitaplarını açtım ve bunları izah ettim. Bunun ne anlama geldiğini zaten kendisi söylüyor: “Bundan sonra yapılacak her şey gayrimeşrudur.” E o zaman seçime nasıl katılacaksınız? Seçime katılmazsanız AKP iktidarından Türkiye’yi nasıl kurtaracaksınız? Yani bu, sonuç itibarıyla AKP’nin zil takıp oynayacağı bir açıklama. Göreceksiniz sonuçları; Türkiye’nin AKP’den kurtulması için önce galiba Kemal Kılıçdaroğlu’ndan kurtulması gerekiyor.

Ada Pazarı’ndan Sayın Hüseyin Yıldız diyor ki: “Referandumda kullanılan iki buçuk milyon mühürsüz zarf meşru mudur, gayrimeşru mudur?” Bir kere, iki milyon mühürsüz zarf kullanıldığı tamamen uydurma bir şey; çünkü bunu kimse saymadı. Nesnel olmak zorundayız. Ayrıca bu soru yanlış; “Kanuna uygun mu?” diye sorulabilir ama buradan doğrudan meşruiyet zeminine atlanmaz. İkincisi; Yüksek Seçim Kurulu’nun akşamüstü oturup o mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli kabul etmesi kanuna aykırıdır. Ancak kanuna aykırılık başka bir şeydir, “gayrimeşru” dediğiniz zaman masayı deviriyorsunuz demektir. “Yok hükmündedir” demek de öyledir; ama bu benim şahsi görüşüm. Sonuç itibarıyla, bir yargı makamı (örneğin bir cinayet davasında) eylemi değerlendirir ve bir karar verir; beğenmeseniz de o kararı benimsemeyebilirsiniz ama bundan dolayı masayı deviremezsiniz.

“Meşru değil” dediğiniz zaman, “Artık ortak kurallarımız kalmamıştır” diyorsunuz. “Bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur” derseniz, seçim yoluyla bu iktidarın değişmesini de meşru görmüyorsunuz demektir. Buradan nereye varacaksınız? Masayı deviriyorsunuz ve seçimlere katılamazsınız. Çünkü “Bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur” dediğiniz zaman, Cumhuriyet Halk Partisi kazansa bile meşru olmayacağını ilan etmiş oluyorsunuz. Sayın Yıldız’ın sorusuna gelirsek; bir miktar oyun geçerli olmaması gerekirdi ama buna karar verecek makam Yüksek Seçim Kurulu’dur. Buna “yanlış karar” diyebilirsiniz ama “meşru değildir” derseniz, artık Türkiye’de iktidarı belirleyecek ortak bir kuralın kalmadığını, yani seçimle iktidarın belirlenemeyeceğini savunmuş olursunuz. Geriye bir tek yol kalır; o da kuvvet kullanarak veya seçim dışı bir yöntemle iktidarı belirlemek. Bunu söyleyen kişi, bu sözün nereye varacağını ve hangi sonuçları doğuracağını iyi hesap etmelidir. Hüseyin Yıldız’a şunu da hatırlatayım: PKK da “bu seçimler, bu anayasa gayrimeşrudur” diye tutturuyor; onlarla aynı mevziye düşüyorsunuz.

İzmir Dikili’den Hüseyin Bayram Bey duygusunu belirtmiş: “Doğu Perinçek’in CHP Genel Başkanı’nın seçim sonuçlarıyla ilgili eleştirisini çok yanlış buluyorum.” Sağ olsun, öğrenecek bu arkadaşlarımız. Ben de bu arkadaşları çok yanlış buluyorum. Türkiye’nin altına dinamit konuyor, farkında değiller. Bugün yapılan grup konuşması çok vahimdir ve vahim sonuçları olacaktır. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi’nin altına konan bir dinamittir.

(Ara)

Çorum’dan emekli öğretmen Saffet Birlik Bey, “Sayın Perinçek son zamanlarda anlaşılmaz şekilde AKP’yi savunur bir pozisyona girdi” diyor. Saffet Bey, siz bu anayasayı gayrimeşru ilan ettiğiniz an AKP zil takıp oynuyor. Cumhuriyet Halk Partisi’ni tamamen marjinal, hukukla ve bilgiyle ilgisi olmayan bir noktaya getirdiniz. Ben hukuk fakültesinde hocalık yapmışım, anayasa biliyorum; sizlere yaranmak için son derece cahil ve zavallı bir konuma mı düşeceğim? İsmet Paşa, Turhan Feyzioğlu, Turhan Güneş, Coşkun Kırca gibi geçmişte birikimi olan, anayasa bilen hangi Cumhuriyet Halk Partili kalkıp da bu anayasaya “gayrimeşrudur” der? Bunu dediğiniz zaman seçime katılmamanız, meclisten çekilmeniz, mahkeme kararlarını ve hükümet tasarruflarını tanımamanız lazım. Bunlar çocuklar tarafından bile söylenmeyecek laflar.

Bakın, bir tespitimi paylaşayım: Eğer Deniz Baykal ve diğer yöneticiler bu “gayrimeşrudur” açıklaması karşısında tavır alamıyorlarsa, hiç siyaset alanında dolaşmasınlar. Siyaset, anayasa hukuku bilgiyle yapılır. Kendi etrafınıza yaranmak için böyle ağır laflar ederseniz bunun altında kalırsınız. Bir hafta, on beş gün sonra konuşalım; bakalım seçimlere katılacak mısınız? Katılırsanız, “Gayrimeşru dediğiniz anayasaya göre yapılan seçime neden katıldınız?” diye sorarlar. Kılıçdaroğlu bu açıklamasıyla Cumhurbaşkanlığı seçimini de, milletvekili seçimini de gayrimeşru ilan etti. Peki nasıl devireceksiniz Tayyip Erdoğan’ı? Bu gevezeliklerle mi?

Sayın Ali İhsan Tunç Arslan diyor ki: “Hileli bir halk oylamasıyla kabul edilen anayasa değişikliği yok hükmündedir.” Yine aynı noktaya geliyoruz; bu zihniyet, Tayyip Erdoğan’ın seçimi kazanmasına hizmet eden bir çizgidir. Ben CHP Genel Başkanı’nın şahsı hakkında tek bir kelime söylemedim, söylemem de. Benim eleştirim; “Bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur” diyen o açıklamadır. Bu açıklama, AKP’ye karşı seçimlerde bir rakip olmayacağının ilanıdır. Bu anayasaya göre yapılacak her şey gayrimeşrudur dediğiniz an, bu anayasaya göre yapılacak bütün seçimlere katılmamanız lazım. Bu anayasaya göre şu anda çalışan meclisten ayrılmanız lazım. Bu anayasaya göre yapılan her türlü yargılama ve benzeri işlemlerin hepsinin karşısına, elinize ne alacaksanız onunla çıkmanız lazım. Yani bu, tekrar ediyorum, mevcut Türkiye’de artık meşru zeminlerin kalmadığını ve bu meşru zeminlerin karşısına yeni bir zemin yaratma iddiasını içeren bir konuşmadır.

“Siyasi bir eleştiri değildir bu” diyorsunuz. Siyasi eleştiri olabilir, tabii siyasi eleştiri tarafı var. Ama burada şöyle bir durum var: Siz “bir kanunsuzluk yapıyorsunuz, yanlış şeyler yapıyorsunuz” derseniz anlarım. Ancak burada, “Bugün Türkiye’nin üzerinde durduğu hukuki zemin meşru değildir, biz bu zeminde yokuz” derseniz; şu andan itibaren devletin yaptığı bütün uygulamalar, yasa çıkartmak, yürütme, hükümet etmek ve yargı uygulamalarının hepsi mevcut anayasaya dayanarak yapılmaktadır ve bunların hiçbirini meşru kabul etmiyorsunuz demektir.

Peki, sizin meşruluk zemininiz ne? PKK’nın bir meşruluk zemini var; “Ben silahla kendi meşruluk zeminimi dayatıyorum” diyor. Sizin meşruluk zemininiz ne? Bunları söyleyen insanlar bunun altında kalır, kalacaklar. Şimdi bunu alkışlayan, bu yazıları yollayan insanlar 3-5 gün sonra akılları başlarına geldiğinde ne olacak? Ben onları buradan uyarmış olayım; Tayyip Erdoğan’a ne kadar düşman olursanız olun, bu şekilde başarıya ulaşamazsınız. Bunlar çok büyük yanlışlar. Bunlar cahil, kaba saba siyasi görüşlerin ürettiği şeyler.

Hakan Bilge Bey, “Sayın Perinçek, konuşmalarınızı dinliyorum ve sizin neden bu kadar AKP’yi savunduğunuzu anlayamıyorum” diyor. Ben burada AKP’yi savunmuyorum, Türkiye’yi savunuyorum. AKP’ye muhalefet yapacağınıza CHP’ye muhalefet yapıyorsunuz. “Eskiden size çok saygı duyuyordum ancak son zamanlardaki tutumunuzu doğru bulmuyorum, yanlış yerde duruyorsunuz. Bu konuşmalarla asla iktidar olamazsınız.” demiş. Çok teşekkür ederim Hakan Bilge kardeşime. Ama AKP’yi ben savunmuyorum, Hakan Bilge savunuyor. AKP işte böyle savunulur. Ben nerede AKP’yi savundum? Ben diyorum ki; burada AKP’yi seçim yoluyla iktidardan indirecek zeminden ayrılırsanız, AKP’ye en büyük iyiliği yaparsınız. Seçim yoluyla AKP’yi indirmek, bu anayasayı kabul etmekle olur. Bu anayasayı reddetmek başka, beğenmemek başka. Biz bu anayasayı beğenmiyoruz, yerine yeni anayasayı gerekli çoğunluğu sağladığımız zaman biz yaparız diyoruz. Ama “meşru değil” demek başka bir şey. Bu arkadaşlar yeterli bilgiye sahip değil, meşruiyetle beğenmemeyi birbirine karıştırıyorlar. “Biz hiç beğenmiyoruz, anayasa sökülsün” diyebilirler, ama “gayrimeşrudur” dediğiniz zaman AKP’yi seçim yoluyla iktidardan indirme ve yeni bir hükümet kurma yollarını kendilerine kapatıyorlar. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum.

Gerçeklerden koptuğunuz zaman AKP’yi kurtaramazsınız. Bir eleştiri de bana gelmiş: “Sayın Ballı, konuşulan sadece meşru, gayrimeşru; başka konular konuşulamaz mı?” demiş Ertuğrul Öz beyefendi. Müsaade etmediler ki; biz bugün Hindistan’ı, Pakistan’ı, Almanya’yı konuşacağız diye kararlaştırmıştık. Türkiye aylarca bunu konuşacak; ben mi Türkiye’ye bunu konuşturacağım yani? Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu yaptıklarının, söylediklerinin yanlış olduğunu görüp düzeltmesini diliyorum; düzeltirse kendisini ilk alkışlayan ben olacağım. Çünkü bu, Türkiye’yi ateşe veren bir süreçtir. Eğer marjinal, küçücük bir parti bunları söylerse herkes güler zaten ve önemi yoktur. Ama bir ana muhalefet partisi anayasayı gayrimeşru ilan edip, yapılan her şeyi gayrimeşru olarak nitelendirdiği zaman bu Türkiye’yi ateşe vermektir.

Utku Altan Bey sormuş: “Anayasa Mahkemesi bu şaibeli referandumu geçer sayarsa ne olacak?” Anayasa Mahkemesi’ne bu iş gitmedi ki. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkıyla gidilebilirdi. Anayasa Mahkemesi “gayrimeşrudur” diye bir karar vermeyecek, o yetkisi yok. “Kanuna aykırıdır, anayasaya aykırıdır” der. Gayrimeşrudur demeyecek. Biraz hukuk bilmemiz lazım. Anayasa Mahkemesi kendi altındaki zemini dinamitleyecek bir şey söylemez. Kılıçdaroğlu, “yapılan her şey gayrimeşru” diyerek kendi oturduğu koltuğu da ateşlemiş oldu; çünkü sen o “gayrimeşru” dediğin mecliste milletvekilisin ve parti başkanısın.

Malatya’dan Haydar Fırat Bey: “Sayın Perinçek, söylemlerinizle Tayyip’in yareni olduğunuz anlaşılıyor. CHP’den bir çakıl taşı bile koparamazsınız. Tutuklandığınız gün ben üzüntüden ağlamıştım, yanılmışım maalesef.” demiş. O ağlamanızı size iade ediyorum. Bunların hiçbiri ciddi, bilimsel, bilgiye dayanan şeyler değil. Bunlar, Türkiye’yi AKP iktidarından kurtarma yollarını dinamitleyen çıkışlardır.

Akçay’dan Cemal Coşkun Bey: “Hukuku askıya alan, ülkeyi dış dünyaya rezil eden, terör örgütlerine aleni yardım eden insanlar gayrimeşrudur” diyor. Bakın, hukukta böyle şeyler yok. Bunlar siyasi eleştirilerdir ve bu eleştirilere ben hak veriyorum. Ama siyasi eleştiri ile gayrimeşruluk farklı şeylerdir. Herkes herkese istediği zaman gayrimeşru diyemez; derse bunun sonuçlarını bilmek zorundadır. Gayrimeşruluk aynı zamanda bir konsensüsü gerektirir; herhangi bir güce gayrimeşru dediğiniz zaman, o hükmünüz etrafında önemli bir gücün buluşması lazım. Şimdi yarın ne olacak? MHP bu “gayrimeşru” sözünü kabul etmeyecek. AKP kabul etmiyor. CHP’nin de bir kısmı, bir müddet sonra yarısı, daha sonra çoğunluğu bunun vahim bir hata olduğunu söyleyecek. Ne olacak bu gayrimeşru suçlaması? İki-üç adamın kucağında kalacak.

FETÖ ile ilgili Burhan Kemal Bey: “AKP’nin FETÖ ile mücadelesine nasıl inanıyorsunuz?” diyor. Ne inanmayayım kardeşim? 30 bin tane insan ordudan atılmış, 70 bin tane insan hapse atılmış. Neyine inanmayacağım? Ortada 70 bin insan hapse atılmış ve bunların ezici çoğunluğu haklı. Bu, inanç meselesi değil, olgular var ortada.

Recai Çetin: “Siz çok umutlusunuz, hayatın gerçekleri öyle ilerlemiyor. Tayyip Erdoğan dışında hiçbir kadronun bu mücadeledeki samimiyetine inanmıyorum.” diyor. Efendim, biz Vatan Partisi olarak her cumartesi İstanbul’da, Beşiktaş’ta ve 7 ilimizde, Merkez Karar Kurulu üyemiz Hıdır Hokka’nın önderliğinde; ordudan haksız yere atılanların tekrar orduya dönmesi ve askeri okulların açılması için mücadele ediyoruz, eylem yapıyoruz. Düşünmekle alakası yok, biz mücadelesini veriyoruz. Generallerimiz, hava, kara, deniz kuvvetleri incelediler ve yapılan uygulamaların (ihraçlar, tutuklamalar) %95 ile %100 arasında isabetli olduğunu saptadılar. Biz bunları daha önceden Silivri’de saptamıştık; FETÖ’nün Ergenekon ve Balyoz tertiplerini yapan polislerin, savcıların, hakimlerin hapse atıldığını görüyoruz. Askeriyede de aynı şekilde, komutanlarımızın daha önce Fethullahçı olduğunu saptadığı insanların tasfiye edildiğini görüyoruz.

“Arada masumlar var” deniliyor. Tabii ki olur, Atatürk de yapsa arada masumlar olurdu. Biz yapsak arada hiç mi yanlış yapmayacağız? “Arada masum var” lafı aslında yapılan bu kararlı uygulamalara karşı bir direnç oluşturuyor. O masumlar çok sayıda değil, bir avuç insan; onları da kurtarmaya çalışacağız. Vatan Partisi’nde bir izleme komitesi kurduk. Nusret Senem başkanlığındaki bu kurul, gelen şikayetleri inceliyor ve yanlış olduğunu tespit ettiklerimizi resmi olarak ilgili makamlara ulaştırıyoruz. Ve o sonuçlardan geri dönüşler alıyoruz, kararnamelerle yanlışlar düzeltiliyor. Bizim için samimiyetten öte, yapılan işin hukuka uygunluğu önemlidir. Adam helikopterle halka ateş açmış mı? Açmış. Onu içeri atanlar samimi değilse bile, o adamın halka ateş açmış olması gerçeği değişmez. Biz burada samimiyet aramıyoruz, hukuk arıyoruz. PKK konusunda ise; PKK bu anayasaya gayrimeşru diyor ve bunun gereğini yapıyor; yani kendi meşru sistemini getirmek için mevcut sistemi her aracı kullanarak bertaraf etmeye çalışıyor. Biz ise tam tersine, meşru zeminleri koruyarak mücadele edilmesini savunuyoruz. PKK’nın yaptığını yapmayalım diyorum. Yani diyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne; PKK, bu anayasaya “gayrimeşru” dedi. Bunun üzerinde düşünün. PKK ve HDP “gayrimeşru” dedi ve daha 4-5 gün önce Sayın Kılıçdaroğlu, HDP temsilcisiyle gidip konuştu. Açıklamalarını dikkatle izledim ve korkarak okudum. İnşallah Kılıçdaroğlu bu anayasa hakkında “gayrimeşru” demez diye. Orada HDP’nin yöneticisi “gayrimeşru” dedi. İki gün sonra da, en azından onu duyduktan sonra dikkat etmesi gerekirdi.

O “gayrimeşru” demenin sonuçları… Bakın şimdi, şu anda bayram yapanları söyleyeyim. Bir kere PKK bayram yapıyor; çünkü Türkiye’yi gayrimeşru gören ve silahla bu yönetimi yıkmak gibi kendi amaçlarına ulaşmak için çok esaslı bir ortam kazandığını düşünüyor. İkincisi AKP de bayram yapıyor. Neden bayram yapıyor? Çünkü CHP gibi bir parti havlu attı, “Ben seçimlere katılmayacağım” dedi. “Gayrimeşru” dediği zaman… Şimdi bakın, CHP’de ne tartışma çıkacak? İnsanlar çıkacak, “Biz peki seçimlere katılmayacak mıyız? Bu anayasaya gayrimeşru diyoruz. Bu anayasaya dayanarak yapılacak bütün uygulamalar şimdiden gayrimeşrudur diye ilan ediyoruz. O zaman seçimlere katılmayacak mıyız? Peki nasıl iktidar olacağız?” diye sormayacak mı? Bunu sorarak AKP’ye karşı mücadele edilir. Yoksa Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu gayrimeşru hükmüne katılarak AKP’ye karşı mücadeleden mi vazgeçiyorsunuz? Havlu atıyorsunuz.

İki kısa soruyla bitirelim. Birincisi Hatay’dan Beşir Baysoy sormuş: “Sayın Genel Başkanım, Barzani’nin referandumu konusunda AKP’nin ve Erdoğan’ın tepkisini yeterli buluyor musunuz?” Bir de yeni bir haber geldi; Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yarın Katar’a gidiyor. Serdar Ali Çavuşoğlu İstanbul’dan sormuş: “Vatan Partisi de Suriye, Rusya ve İran’a olduğu gibi Katar’a bir heyet göndermeyi düşünür mü?”

Düşünürüz tabii; ihtiyaç olduğu zaman düşünürüz ama şu anda bize ihtiyaç yok. Ama gittiğimiz Suriye, İran, Rusya görüşmeleri hepsi doğru şeyler; Katar da doğru. Ama birinci soruya gelelim; Tayyip Erdoğan’ın veya Binali Yıldırım’ın Kürdistan referandumuna karşı tepkilerini yeterli buluyor muyuz? Diyelim yeterli buluyoruz veya bulmuyoruz; ama onlar tepki gösteriyor, tavır alıyorlar. Biz yeterli bulup bulmayacağımıza ne zaman karar vereceğiz? Bunu şimdi sözle açıkladılar. Ama mesela eylül ayında, o referanduma giden süreçte Irak ne yapacak? Büyük bir ihtimalle kuvvet kullanacak. Suriye ne yapacak? İran ne yapacak? İşte orada biz Vatan Partisi olarak AKP iktidarına olan muhalefetimizi göstereceğiz. Diyeceğiz ki: “Burada bu ülkelerle; Suriye’yle, Irak’la, İran’la birlikte hareket edeceksin.” Orada göreceğiz yeterli mi, yetersiz mi? Ama biz şimdiden, bu Amerikan planını Suriye, Irak ve İran’la birlikte önlemede kararlı bir hükümet kuracağız ve önleyeceğiz. Amerika’nın bu girişimi ortalığı karıştırmaktan başka bir şey değil, bunu söyleyeyim.

Programımızın sonuna geldik. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı? Bakın, bu çok ciddi bir olaydır. Herkes aklını başına toplasın ve herkes tekrar dersine çalışsın; anayasa öğrensin, meşruluk ne demek, gayrimeşruluk ne demek, bunları öğrensin. Hele milletvekilleri, hele ciddi konumları işgal eden insanlar, ana muhalefet partisi gibi bir partinin önde gelenleri bu konularda gerekli incelemeleri yapsınlar. AKP iktidarı ile mücadeleye havlu atan, vazgeçen ve sonuç itibarıyla Türkiye’nin altına dinamit koyan bu yanlışlardan vazgeçsinler.

Siz burada iyimsersiniz, ben de sizin iyimserliğinizi paylaşmak istiyorum. Ümit ediyorum bu bir dil sürçmesidir. Ama tabii dil sürçmesi gibi de değil; 4-5 tane peş peşe gelen cümleler var ve CHP milletvekilleri falan da bilmeden tasvip ediyorlar. Alkışlar da dikkatimi çekti. Ben niye “iyiyim” söyledim biliyor musunuz? Ben bu akşam Cumhuriyet Halk Partisi liderlerini ve milletvekillerini buradan omuzlarından tutuyorum ve omuzlarını sarsıyorum. Ben niye iyimserim biliyor musunuz? CHP maalesef doğrusunun da yanlışının da arkasında duracak hiçbir iradeye sahip değil. Böyle bir şeyin arkasında duramaz kimse; bu öyle vahim bir şey ki yanlış bile demiyorum. Ama ben bundan ümit ediyorum; dönerlerse alkışlayacağım.

İzleyicilerimize de teşekkür ediyoruz. Bayağı uzun bir süredir bizleri izlediler, sorularıyla yön verdiler. Yeni bir programda buluşmak dileğiyle iyi geceler diliyorum efendim. Hoşça kalın.

Paylaş