Çıkış Yolu • 18.06.2025

Çıkış Yolu • 18.06.2025

…duymanız, görmeniz ve tanık olmanız için elimizden geldiğince sizlere layık olmaya gayret gösteriyoruz. Bu hafta yine konuğumuz Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Doğu Perinçek. Hoş geldiniz. Merhaba, sefa bulduk. Aydınlık Gazetesi Yazı İşleri Müdürü değerli arkadaşımız Özlem Konur Usta ile birlikte bu programı sırtlanıp yürütmeye çalışacağız.

İzniniz olursa önce ben dün akşamki heyecanı sizinle paylaşmak istiyorum. Sizler ekranlarınız başında şahit oldunuz; bütün ekip, sabahın ilk saatlerine kadar cansiperane bir şekilde, en doğru haberi tam da olayın yaşandığı merkezden iletmek için bölgeden ve buradan üstün bir gayret gösterdi. Bunun karşılığını, semeresini sabahın ilk saatlerinde bir muhabbet seli olarak aldık. Özellikle sosyal medya üzerinden gelen tepkiler bizi çok mutlu etti.

YouTube verilerine baktığımızda, 29 milyon 352 bin 476 tıklanma ile muazzam bir başarıya imza attık. Arkamızdan gelen kanal 8 milyon civarında. Yani ulusal kanal, izlenme oranlarında en yakın takipçisinin tam 3,5 katı farkla Türkiye birincisi oldu. Artık izlenmeler YouTube’a kaymış durumda ve biz bu alanda açık ara öndeyiz; rakiplerimiz nal toplayacak durumda. Sıralamada bizden sonra Cennetürk 8 milyon, Haber Global 6 milyon, A Haber 6 milyon, Sözcü 4 milyon ve Kanal D 4 milyon tıklanma ile geliyor. Sözcü ile aramızda 7,5 kat fark var. Neredeyse bütün kanalların toplamı ancak Ulusal Kanal’ın rakamına ulaşıyor.

Sayın Genel Başkan, büyük sermayelerle yapılan yayınlar var ancak en büyük sermayenin biz olduğunu görüyoruz. Halkımız gerçekleri bizden öğrenmek istiyor. Dünya sıralamasında da beşincilikten üçüncülüğe çıktık. Türkçe yayın yapan kanallar arasında dünya üçüncüsü konumundayız. İngilizce ve Arapça yayın yapan devasa kanalları geride bıraktık. Bu, Türkçeyi uluslararası alanda bayrak yapan olağanüstü bir başarıdır. Olimpiyatlarda kürsüye çıkmak gibi bir duygu ancak bu çok daha büyük bir kürsü.

Bu, ani bir sıçrama değil; son bir yılın emeğinin ve ivme kazanan yükselişimizin bir sonucudur. Hedefimiz birinci olmak. El Cezire ve El Arabiya’nın da üzerine çıkacağız. Amerikalı, İngiliz ve Alman kanallarının tıkandığı bir noktada, kendi gücümüzle buralara geldik. Sendikalardan da büyük destek görüyoruz; bu, dünya tarihinde az rastlanan bir durumdur. Türk-İş, Hak-İş ve DİSK gibi farklı sendikalardan gelen destekler, önümüzdeki sürecin öncü gücünü gösteriyor. Bu dayanışma sayesinde yeni bir program hazırlığına başladık; Aslı kardeşimiz ile sendikalarımızı, emekçilerimizi konuk edeceğimiz, onların sesini duyuracağımız bir emek programı ile ekranlardayız. Burası, üreten Türkiye’nin sesidir.

Şimdi sıcak gündemle devam edelim. İran ile İsrail arasındaki gerilimin beşinci günündeyiz. İran, İsrail’in askeri istihbarat merkezlerini ve kritik noktalarını vurdu. Trump gezisini yarıda kesip Amerika’ya döndü ve “İran nükleer silaha asla sahip olamaz, Tahran’ı derhal boşaltsınlar” şeklinde sert bir çıkış yaptı. Bu tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsrail dua etsin ki İran ile arasında 1500-2000 kilometre mesafe var. Sınırdaş olsalar, İran tankları İsrail’in bir ucundan girip öbür ucundan çıkardı. İsrail, Sivas vilayetimiz kadar bir coğrafyaya sahip ve uzun bir savaşı taşıyabilecek bir nüfusu yok. Zaten İsrail’den kaçışlar başladı, Güney Kıbrıs’a geçiyorlar. Gazze gibi küçük bir yeri bile alt edemeyen bir İsrail’in, Rusya, Türkiye, İran ve Arap dünyasının karşısında durma şansı yok.

Trump’ın “Tahran’ı boşaltsınlar” çıkışı ise Netanyahu’nun kurduğu bir tuzaktır. Trump, barış vadederek iktidara geldi ama şimdi İsrail’in kuyruğuna takılarak Biden çizgisinde bir tavır sergiliyor. Bu durum Amerika içinde de Trump’ı zor durumda bırakacaktır. Rus stratejist Alexander Dugin’in de dediği gibi; Trump, küreselcilerin ve neoconların tuzağına düştü. İsrail, Netanyahu ile beraber Trump’ı da dibe çekiyor. Dolayısıyla bir süre sonra Trump’ı devirirlerse, Amerika’da bir darbe olursa şaşırmayalım. Veyahut buna ihtiyaç bile kalmadı çünkü Trump, “Trump” olmaktan çıkıyor; yani “baydınlaşıyor” diyelim. Peki bu son eylemler, Amerika’yı bu çizgiye getirmek için mi yapılıyor? Sonuç itibarıyla öyle. Demokrat Parti ve Biden bu eylemleri destekliyor. Rusya’nın yorumları da bu eylemlerin bir “turuncu kalkışma” olduğu ve Amerika açısından olumsuz etkileri doğuracağı yönündeydi. Amerikan halkının sahneye çıkması süreci nasıl etkileyecek, göreceğiz. Amerika’da iç çatışmaya ve iç savaşa doğru giden bir gelişme var. Bu durum, İsrail’in arkasındaki güç olarak Amerika’nın büyük zaaflara yöneldiğini gösteriyor. Süreçten en büyük zararı Amerika görecek gibi görünüyor.

Kaliforniya ve Teksas gibi eyaletler tartışılmaya başlandı. Hatta Meksika’nın Kaliforniya üzerindeki iddiaları gündeme geliyor. İspanyol kökenlilerin yoğun olduğu eyaletlerde 11 ayrı noktada eylemler oldu. Meksika, 120 milyonluk nüfusuyla İspanyolca konuşan büyük bir devlet. Amerika’nın toprak bütünlüğünün tartışıldığı bir yere doğru gidiyoruz. Kaliforniya, Amerika’nın kalbi; bir anda “Zapatalar” tarihi sahnesine çıkıyor, onların günü gelmiş gibi görünüyor.

Rusya ve Amerika’yı konuştuk ama burada asıl mesele Kürecik ve İncirlik üsleridir. Vatan Partisi olarak Türkiye’deki İsrail karşıtı ve İran dostu kamuoyu oluşumunu, Filistin halkının büyük direnişinin bir başarısı olarak görüyoruz. Türkiye’deki İsrail yanlıları bu direniş karşısında hızla eridi. Ancak yalnız başına lafla karşıt olmanın bir anlamı yok. Vatan Partisi olarak Türkiye Cumhuriyeti devletine iki eylem öneriyoruz:

Birincisi; İncirlik ve Kürecik üsleri derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kontrolüne alınmalıdır. Kürecik’ten doğrudan bilgi ve haber akışı sağlanıyor; İsrail’in savunması ve istihbaratı bu üs üzerinden yürütülüyor. Bunu Milli Savunma Bakanımız da üstü kapalı itiraf etti. Hükümet, bu üssün Amerika tarafından İsrail lehine kullanılmasından sorumludur. Türkiye bu şekilde İsrail’e yataklık yapmış oluyor. İsrail istihbaratının ileri hattı konumundaki Kürecik’ten ötürü Türkiye, İsrail’in İran’a yolladığı füzelerden de, İran’ın karşı füzelerinin İsrail tarafından engellenmesinden de sorumlu tutuluyor. Biz hükümete “Lafları bırakın, gizli bir İsrail yandaşı konumundasınız” diyoruz. Anayasaya göre Başkomutan olan Cumhurbaşkanı, derhal TSK’ya emir vererek bu üsleri kontrol altına almalı ve oradaki yabancı unsurları ülkelerine göndermelidir. Başkomutandan beklenen budur; aksi takdirde tarihe “İsrail’e gözcülük yapan bir başkomutan” olarak geçmek kaçınılmazdır.

İkincisi; Türkiye için Suriye’nin kuzeyinde İsrail’in ikinci bir devlet kurma girişimini yerle bir etme fırsatı doğmuştur. Türkiye ile Suriye arasında bu konuda bir beraberlik oluşmuştur. Abdullah Öcalan’ın son görüşme zabıtlarında İsrail’e yönelik düşmanlığını defalarca ifade ettiğini, İsrail’in karşısında olduğunu gördük. PKK’nın önemli bir kısmı ve Suriye’nin kuzeyindeki SDG/YPG/PYD denen örgütlenmenin tasfiyesinden yana olan kesimler de bu konumdadır. Dolayısıyla Türkiye-Suriye iş birliği ve bu yapıların desteğiyle oradaki oluşumun temizlenmesi Türkiye için büyük bir fırsattır. Bu, İsrail’e ağır bir darbe olur. Türkiye’nin silahlı kuvvetleriyle doğrudan İsrail’e savaş açması mantıklı değildir ancak Cumhurbaşkanımızın “Demir Yumruk” dediği stratejiyle, Suriye ile iş birliği yaparak bu bölgedeki ikinci İsrail girişimini bertaraf edebiliriz.

Selahattin Demirtaş’ın emperyalizme karşı birleşme yönündeki açıklamalarını ise Türkiye’nin milli kuvvetlerinin güçlendiğinin ve Abdullah Öcalan’ın da bu cephede yer aldığının bir işareti olarak değerlendiriyoruz. “Atlantik cephesi”nden “Türkiye’nin milli cephesi”ne doğru bir kayış var. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin İsrail’in Anadolu’yu hedef aldığına dair açıklamaları da çok isabetlidir. Öcalan da artık Kürdistan girişiminin bir “ikinci İsrail” projesi olduğunu açıkça tespit ediyor.

Son olarak; Trump, İran’ı nükleer çalışmalardan vazgeçmesi şartıyla müzakereye çağırıyor. Ancak İsrail’in nükleer silahları varken İran’ın araştırma bile yapmamasını şart koşan bir masa sonuç vermez. İran’ın da Türkiye’nin de nükleer alanda çalışma yapması hakkıdır.

Bugün gelinen noktada İsrail, savunma durumuna düşmüştür. Hizbullah ve Gazze direnişi karşısında dahi zorlanan İsrail’in İran ile başa çıkması mümkün görünmüyor. İsrail halkı ülkeden kaçarken İran halkı ise tam tersine, bombalanan topraklarına geri dönüyor. Bu da savaşın sadece silahla değil, milli güçle kazanılacağını gösteriyor. Netanyahu, İran halkını kendi yönetimine karşı kışkırtmaya çalışıyor ancak bu planın başarılı olacağı gözükmüyor. Kısacası, İsrail kendi sonunu hazırlıyor ve bu süreçte Amerika da büyük bir tuzağa düşüyor. Sınırımızda yığılma var. İranlılar memleketlerine dönmek istiyor fakat hudut kapılarında Türkiye makamları bu dönüşü biraz değil, bayağı engelliyor. Müthiş bir yığılma var; pasaport kontrolü, geçişler… Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Çünkü oraya savaşmaya gidiyorlar. Füzeler savaşıyor. Vatanına bir saldırı olduğu zaman, vatandaşlar bombaların altında yaşarken, buralarda sağ salim plajlarda vakit geçirmeyi insanlar şereflerine yediremiyor. Sonuç itibarıyla bombaysa bomba; o bombanın altına ben de giderim, kendi vatanımda halkımın kaderini paylaşırım ve üzerime düşen bir görev varsa yaparım. Türklerden de çok kişiyle konuştum, söyleşilerini gördüm; vatandaşlar “Ben hazırım, asker alsın beni, gidip İsrail’e karşı savaşmak istiyorum” diyor. Bunlar samimi şeyler.

İzninizle PKK lideri Abdullah Öcalan’ın son görüşme tutanaklarına geri dönmek istiyorum. Öcalan, Orta Doğu’da “ikinci İsrail” tehdidine dikkat çekiyor. Beş aşamalı strateji olarak tanımladığı bir ikinci İsrail planı var; Gazze, Lübnan ve Suriye’nin tamamlandığını, geriye Türkiye ve İran’ın kaldığını söylüyor. İsrail’i Orta Doğu’da hegemonik güç olarak inşa etmek istediklerini belirtiyor. Bu planı engellemek için “ben hazırım” diyor. Zaten 25 Şubat’taki çağrısıyla da bunu kamuoyuna açıklamış oldu. Yani PKK silah bırakacak, kendini feshedecek; hangi amaçla? Devletle ve toplumla bütünleşme amacıyla. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle ve Türk milletiyle bütünleşme stratejisini koyduğunuz zaman, “ikinci İsrail” projesini —yani Kürdistan adı altında kurulmak istenen yapıyı— görürsünüz. Burada çok açık bir şekilde birtakım Kürt örgütlerinin bu plana alet edildiğini ifade ediyor. Ben tutanakların tamamını inceledim. Tamamen Türkiye’nin milli devletine ve Türk milletine —ki bu milletin içinde Türk ve Kürt kökenli tüm vatandaşlarımız vardır— karşı bir cephe kurulmuş durumda. Öcalan, PKK’nın feshedilmesini ve silah bırakmasını bu stratejiye bağlayarak, Batı Asya çapındaki gereklilikleri de ifade etmiş oluyor.

Türkiye, Suriye’nin kuzeyindeki SDG ve YPG gibi yapıları —ki Öcalan bunları da hedef alıyor— ikinci İsrail’in aletleri olarak görüyor. Dolayısıyla burada Türkiye, Suriye ve Öcalan’ın temsil ettiği kesim arasında bir beraberlik oluşuyor. Bu durum, Amerikan ve İsrail planlarına çok ağır bir darbe olur. Türk devleti bu adımı atmalıdır; bu girişim İsrail’de büyük bir moral bozukluğuna yol açacak ve ABD’nin ayağını denk almasını sağlayacaktır. İran’a yönelik çok büyük bir tehdit var. Trump’ın “Tahran boşalsın” demesi, Alman liderlerin “kirli işleri bizim adımıza İsrail yapacak” minvalindeki açıklamaları karşısında, bu savaşın yayılmasını önleyecek tavır Türkiye’nin kararlılığı olabilir.

Bu kararlılık iki noktada kendini gösterebilir. Birincisi; Kürecik ve İncirlik üsleri… “Bavullarınızı toplayın ve gidin” demek lazım. İsrail’e istihbarat vermek, komşuya ihanet etmek Türklüğün şanına ve gururuna yakışmaz. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin derhal o üsleri denetim altına alması şarttır. Vatan Partisi bunu tek başına savunuyor ama eninde sonunda bu olacaktır. İkincisi; Suriye’nin kuzeyindeki ikinci İsrail girişimi bertaraf edilmelidir. Orada çok fazla kan dökülme ihtimalini görmüyorum; karşı taraf zaten bozgun halinde. Türkiye’nin tankları, zırhlı araçları girdiğinde karşı tarafın kaçmaktan başka çaresi kalmayacaktır.

Direniş karşısında Batı emperyalistleri “İran’ın nükleer gücünü tamamen yok edeceğiz” diyor. İsrail’in yapamadığı füze saldırılarını, Amerika ve Avrupa desteğiyle yapma tehdidiyle karşı karşıyayız. Türkiye’nin buna seyirci kalmaması şarttır. Cumhurbaşkanımız “Başkomutanım” diyor; anayasaya göre öyledir ancak başkomutanlık sadece yazılı kurallarla yapılmaz. Türk devletinin egemenliğini, bağımsızlığını ve halkının huzurunu savunmak için gereken askeri kararları alabilmektir başkomutanlık.

İslam ülkelerinin bu duruma vaziyet alışını nasıl değerlendiriyorsunuz? Geçmişte İslam Konferansı’nda Türkiye ve Suriye, İsrail saldırganlığına karşı artık fiili güç kullanmanın şart olduğunu belirtmişlerdi. Bugün İslam dünyasının yapması gereken budur. Ancak Ürdün gibi maalesef İsrail’in yanında saf tutanlar da var.

Ulusal Kanal’ın önemini tekrar zihinlerimize çıkarmalıyız. Ulusal Kanal’ın başlatmış olduğu kampanyaya destek vermek, sadece kanalın Türksat üzerinden yayın yapmasını sağlamayacak; aynı zamanda Türkiye’nin bu savaşta doğru rotada kalmasını, doğru bilgilenmesini sağlayacaktır. Şu son birkaç günde Ulusal Kanal olmasaydı, Türk milleti İsrail siyonizminin propagandasına boğulmuş olacaktı. İnsanlar zora girdiği, çözüm aradığı an gözlerini Ulusal Kanal’a çeviriyor. Bu kampanyaya destek olmak, aslında geleceğimize, Mehmetçiğe, emekçiye ve bağımsızlığımıza destek olmaktır. Borçlanma ekonomisi çöküyor, Türkiye üretim ekonomisine yelken açıyor. Türkiye’nin önünü tıkayamazlar.

İran’ın başkent Tahran’da gerçekleşen saldırı, İran hava savunma sistemleri tarafından havada etkisizleştirilmiştir.

21 Haziran Cumartesi günü Ankara Sakarya Caddesi’nde buluşuyoruz. “İsrail’e geçit yok” diyoruz. Türkiye, İran ve Filistin omuz omuza. İncirlik ve Kürecik üsleri derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetimine alınsın. Bayrağını al, Sakarya Caddesi’ne gel. Biz ön cephe ülkeleriyiz; Anadolu hedeftir, gerçek budur. Can pahasına, kan pahasına savaşıyoruz. Tüm vatandaşlarımızı Ankara’ya davet ediyoruz. Önümüzdeki Cumartesi günü, saat 16.00’da Ankara Sakarya Caddesi’nde buluşalım. İran’a karşı Türk milleti olarak dayanışma sorumluluğumuzu, görevimizi ve kardeşliğimizi yerine getirelim. Bütün vatandaşlarımızı Türk bayraklarıyla bu buluşmaya çağırıyoruz. Filistinliler ve Türkiye’deki İranlılar da bu mitinge katılacak. İran’a saldıranlara karşı Türkiye’den bir duruş sergileyeceğiz.

Vakit, tam da bu vakittir. Trump’tan ve diğer aktörlerden gelen tehditler ciddiye alınmalıdır. Amerika’nın bu savaşa tüm gücüyle girmeye karar verdiği izlenimini edindim. Zaten savaşın içindeydiler; Amerikan yardımı olmadan o füzelerin İran’a ulaşması veya İsrail’in İran füzelerini önlemesi zordu. Ancak bu sefer Amerikan kuvvetlerinin savaşa çok daha yoğun bir şekilde dahil olacağı görülüyor. Nitekim donanmaları Doğu Akdeniz’e geldi. Almanya, Avrupa ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un da İsrail’in yanında daha aktif yer alacağı anlaşılıyor. Bu durumu ciddiye almalıyız; aksi takdirde görevlerimizi yerine getirmediğimiz için çok pişman oluruz.

Türkiye buna hemen cevap vermelidir. Sayın Cumhurbaşkanımız, başkomutan olduğunu göstermelidir. Başkomutanlık sadece anayasada yazılı olduğu için değil, fiilen ifa edilerek olur. Bugün bir başkomutanın yapması gereken, İncirlik ve Kürecik üslerinin derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin denetimine alınmasıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri bunu yapacak güçtedir. Bu, Amerika ve Avrupa’nın İran’a yönelik ciddi saldırısına karşı Türkiye’nin vereceği çok güçlü bir cevaptır. Cumhurbaşkanımıza anayasamıza göre başkomutan sıfatıyla sesleniyoruz; bu görev yerine getirilmelidir. İhanete ortak olamayız. Kürecik üssünden İsrail’e istihbarat gittiği biliniyor; Türkiye’den İsrail’e bilgi akışı büyük bir utançtır. Türk milleti bu lekeyi alnında taşıyamaz.

Vatan Partisi olarak Edirne’deki buluşmamızda da belirttiğimiz gibi, bu iş partiler üstüdür. Sakarya Caddesi’nde omuz omuza verenler, bu ülkenin milli güçleridir. Bu bir milli hareket ve milli buluşmadır. Ancak bu buluşmanın öncü gücü Vatan Partisi kadrolarıdır. Biz “Mert dayanır, namert kaçar” diyerek yola çıktık. Namertle işimiz olmaz; Sakarya Caddesi’ne mertçe zulme karşı dayanacak olanları bekliyoruz.

Dünya bugün sistemin bittiği bir noktada. Son 200 yılın dersleri bize şunu gösteriyor: Ya devrim savaşı önler ya da savaşlar devrime yol açar. Birinci Dünya Savaşı; Türk devrimi, Rus devrimi, İran devrimi ve Çin devrimi gibi büyük değişimleri tetikledi. Bugün de sistem sallanıyor. Avrupa ve Amerika’da ekonomiler çöküyor. Türkiye için hem ekonomide hem de güvenlikte tek bir çözüm yolu var: Atatürk devriminin tamamlanması. Türk devriminin kesin zafere ulaşacağı bir sürece giriyoruz; üreten ve birleşen Türkiye geliyor. Asya çağı yükselirken Atlantikçi güçler batıyor.

Artık kınamalar ve lanetlemeler kimseyi ikna etmiyor. Türkiye, İncirlik ve Kürecik üslerini derhal Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolüne almalıdır. Bu, yarım saatlik bir iştir. Türkiye “Ne yapıyor?” sorusuna yanıt vermelidir; içimizdeki CIA ve Mossad uzantıları Türkiye’yi yönlendiremez.

Haftanın kitabına gelince; Firdevsi’nin Şahname’si, insanlık tarihinin edebiyattaki en büyük şaheserlerinden biridir. 11. yüzyılın bu dev eseri; trajedi, kahramanlık ve devlet kuruculuğu üzerine yazılmış eşsiz bir manzumdur. Gazneli Mahmud’a sunulan, ancak değeri geç anlaşılan bu eser, sadece İran’ın değil, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar Türk devlet geleneğinin de başucu kitabı olmuştur. Alparslanlardan Osmanlı sultanlarına kadar herkesin okuduğu bu eser, doğu aydınlanmasının temelidir. Firdevsi’nin Zaloğlu Rüstem ile Afrasyab (Alper Tunga) karakterleri üzerinden kurguladığı hikâyeler, düşmana karşı bile duyulan o büyük saygıyı ve devlet vakarını anlatır. Herkese Balcı Yayınları’ndan çıkan bu eseri bölüm bölüm okumasını öneriyorum.

Son olarak, halk müziğimizin büyük ustası Mehmet Erenler’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. İstanbul Radyosu’nun yetiştirdiği, bağlamanın en büyük beş virtüözünden biri olan Erenler, Türk müziği camiasının yüreğini burktu. Kendisini saygıyla anıyor, bugün Ankara Divanı ile ona selam gönderiyoruz. “Asalet bir altın idi, pul oldu” diye. Bir taraftan da tabii Ulu Önderimizin “Türk milleti asildir, zekidir, çalışkandır” deyişiyle; bu milletin asaleti bir kez daha Ankara’da, ayın 21’inde görülecek. Mehmet Erenler’in de ruhu şad olacak.

Ben izniniz olursa, bunu dinletmeden ve programımızı kapatmadan önce, dün akşam ve ondan evvelki akşam geç vakitlere kadar aslanlar gibi çalışan reji ekibimize teşekkür etmek isterim. Onlar bir takım halinde çalışıyorlar: Esra Babacan, Gizem Polat, Ali Murat Engin, Özge Çakır bu akşam içerideler. Filiz Başarır çaylarımızı getirdi. İzzettin Kibar hemen aşağıda güvenliğimizi sağlıyor, sağ olsun. Müdürümüz İlker Ekici, arkadaşlarımızın hepsini evlerine ulaştıracak bir emek sürecini yönetiyor. Ulusal Kanal emekçileri de efendim sizlere iyi akşamlar diliyor. Bunlar “Doruk”taki emekçiler; dünya üçüncüsüydüler, şimdi Türkiye birincisi oldular ve şimdi dünya birinciliğine gidiyoruz. Hep beraber gidiyoruz.

Efendim, hepinize iyi akşamlar diliyoruz. Çok güzel bir program oldu. Üstadımızı, Ankara Divanı’nı dinliyoruz:

“Asalet bir altın idi, pul oldu,
Türlü türlü bedenlere çul oldu.
İmanın yolu keseden geçeli,
Kimi kula, kimi kula kul oldu yarın.

Kim biliyor ilim ile irfanı,
Hamiyeti, vicdanı, vatanı?
Endamın güzel, kesen doluysa,
Sensin herkeslerin beyi, sultanı yarın.”

Paylaş