Geçmişteki, yakın geçmişteki… Devrimle kurduk biz bu cumhuriyeti. Bir Türkiye gemisi, bir Amerikan gemisi. Ama Türk milletinin mahçup çıktığını görürsem, ben onu yere atar ve çiğnerim. Çiğniyorum burada. Bölgedeki bir yangın, Irak’taki bir yangın. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız. Söz veriyoruz.
İyi akşamlar değerli izleyiciler, Ulusal Kanal’ın değerli izleyicileri ve Ulusal Radyo’nun sevgili dinleyicileri. Ben gazeteci Rafet Ballı. Yeni bir “Çıkış Yolu” programıyla birlikteyiz. Konuğum her zaman olduğu gibi Vatan Partisi Lideri Sayın Dr. Doğu Perinçek. Kendilerine “hoş geldiniz” diyoruz.
— Hoş bulduk, merhabalar.
Programımızın girişini hep şöyle yaparız: Son bir haftada nerelere gittiniz, neler yaptınız? İzleyicilerimize bir rapor vermenizi rica etsek. Bu arada ben de iki haftadır yoktum, bir yurt dışı seyahatimiz oldu.
— Ta Kübalara gittiniz ama biz buradan size selamlar yolladık. Haberim oldu. Okyanusu bile geçtiniz yani.
Evet, olağanüstü ve yorucu bir yolculuktu. Değişik bir iklime gittik gerçekten; kültürel olarak da iklim olarak da oldukça farklı bir yer. Değişik insanlar gördük. Geçliğimizin hayal ülkelerinden biriydi, onu görmek enteresan oldu. Sizi dinleyelim efendim.
— Biz de bu cumartesi-pazar olmasa da, bir önceki hafta sonu Trabzon’daydık. Ondan sonra Ordu’ya geçtik, ardından Ankara’ya döndük. Temel gündemimiz fındıktı. “Fındık kabuğundan çıkalım, denizlere açılalım, mavi belediyeler kuralım, mavi vatan ufkuna sahip olalım” dedik. Tabii fındıkta Türkiye dünyada birinci ve 3 milyar dolarlık bir dış satımımız var. Üstelik bu tamamen yerli; ithalata bağlı değil. İlaç gibi ufak tefek kalemlerde biraz ithalat olsa da sonuç itibarıyla 3 milyar dolar. Bunu rahatlıkla 6 milyar dolara çıkartabiliriz. Ağaçlarımızı gençleştirmeliyiz. Fındık 7 yılda ürün vermeye başlıyor; bu yüzden bir seferberlikle, kademeli olarak ağaçları yenileme planını uygulamalıyız.
Trabzon ve Ordu’da çok esaslı ticaret odası başkanları, sanayi odası başkanları, fındık örgütlenmelerinin başındaki insanlar ve Tek Gıda-İş Şube Başkanı Ali Bey gibi kaliteli isimlerle üretici, tüccar, sanayici, sendikacı kurultayları yaptık.
— Siz seçim değil, geçim toplantıları yapıyorsunuz daha çok. Neden?
Evet, çünkü biz Türkiye’nin geçimi ve üretimiyle ilgileniyoruz. Çıkış yolunun üretim devriminde olduğunu görüyoruz. Bu toplantılar benim için de keşifler oluyor. Karadeniz’de fındık konuşulurken kafamda şu şimşek çaktı: Trabzon, Ordu, Samsun… Bunlar Asya’nın limanlarıdır. Bırakalım Türkiye limanını; Trabzon artık İran’ın, hatta Çin’in limanıdır. İpek Yolu’nu Trabzon’a, Ordu’ya, Samsun’a bağlayıp oradan bütün Karadeniz ülkelerine, Rusya’ya, Bulgaristan’a, Romanya’ya, Ukrayna’ya ve Kafkasya’ya mal sevkiyatı yapabiliriz. Karadeniz ve Hazar, önümüzdeki dönemin rekabet odaklarıdır. Mavi vatan perspektifiyle, fındık kabuğundan çıkıp gözlerimizi denizlere dikmeliyiz.
— Yıllardır fındıktaki belirleyiciliğimiz üzerinden çok şey yapılabileceği konuşulur ama 30 yıldır bir şey yapıldığını görmedim. Neden?
Çünkü kaynak ayırmak lazım. Eğer üreticiyi, 1980’den bu yana Turgut Özal, Tansu Çiller ve bugünkü yönetimin yaptığı gibi “milletin sırtında kambur” ilan ederseniz bir atılım yapamazsınız. Atatürk “Köylü milletin efendisidir” demişti. Üreticiye destek vermezseniz, fındıkta bir atılım yapamazsınız. Karadenizli’ye de biraz iğne batıralım; bugüne kadar hep IMF politikalarını veya Kemal Derviş’i destekleyenleri seçtiler. Oysa bizim önerdiğimiz fındık kabuğundan çıkma perspektifi hayal değil.
Karadeniz her alanda; ticari, askeri ve stratejik rekabetin odak noktası hâline geliyor. Ukrayna-Amerika anlaşmasıyla Rusya’ya ve Türkiye’ye karşı girişimler başladı. Türk Akımı’nı ve Kuzey Akımı’nı engellemeye çalışıyorlar. Bu gelişmeler Türkiye’yi ve Almanya’yı doğrudan ilgilendiriyor.
— Programın başında “daha çok geçim konuşuyorsunuz” demiştim. Seçimi neden fazla öne getirmiyorsunuz? Mesela dün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayınızı açıkladınız; İlker Yücel. Genç ve belediyecilik tecrübesi yok gibi eleştiriliyor.
Seçim bizim için geçimdir. Biz genel siyasi bakış açımızı ve Türkiye’nin geleceğini anlatıyoruz. Adayımız İlker Yücel ise İstanbul’u çok iyi tanıyor, rakamlara dayanan ve son derece esaslı bir sunum yaptı. “Yeditepe” kavramını yedi renkle (bayrağımızın alı, toprağın kahverengisi, yeşil, mavi, turkuaz, sarı, beyaz) çok güzel anlattı. Belediye başkan adaylığı konuşması yaptı; genel basmakalıp sözler etmedi. 38 dakikalık konuşması son derece özlü ve etkiliydi.
— Vatan Partisi’nin dinamik bir kadrosu var. Dikkatimi çekiyor; TGB’den yetişen gençler partinin yönetimini büyük oranda devralmış.
Bunu planlı yapıyoruz. Tecrübenin olgunluğunu gençliğin dinamizmiyle birleştiriyoruz. Bizim gençlerimiz strateji bilen, plan yapan gençlerdir. Türkiye tarihinde böyle bir gençlik olmadı. 68 kuşağının lideri olarak bunu söylüyorum. 68 hareketlerinin doruk noktası olan üniversite işgallerini, hukuk fakültesinden başlayarak nasıl planlı şekilde yaydığımızı biliyorum.
— Bir ara verelim. Aradan sonra CHP’deki aday belirleme sürecini ve parti meclisi toplantısını, ayrıca Meclis Başkanı Binali Yıldırım’la olan buluşmanızı konuşalım.
Değerli izleyiciler, aramız çok kısa.
***
Sevgili izleyiciler, tekrar merhaba. “Çıkış Yolu” devam ediyor. CHP’yi konuşuyorduk; aday belirleme süreci oldukça sancılı geçiyor. Bir de önceki programda CHP ile HDP arasındaki ittifakın açık edilmesini yorumlamıştınız.
— Parti meclisi toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu 100 kadar aday için yetki istedi. Yetkiyi aldı ama Merkez Yürütme Kurulu’ndaki 18 üyeden 13’ü karşı oy kullandı. Merkez yürütme kaybetse de parti meclisinde durum karışık. Yani parti meclisinin ve Merkez Yürütme Kurulu üyelerinin aslında hayır dediğini biliyorsunuz. Genel başkanın kendi seçtiği kurulun üçte ikisi, hatta üçte ikisinden fazlası genel başkana “hayır” diyor. Ne anlama geliyor bu? Şimdi tabii bunun anlamını herkes tahmin eder, yorumlar. Ama bunun temelini de konuşmamız lazım. Yani nasıl oluyor da Cumhuriyet Halk Partisi, PKK ile ittifaka gittiği zaman tabanda bir isyan olmuyor? Çünkü bugün Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dedi ki: “HDP eşittir PKK.” Çok doğru; HDP eşittir PKK. Bunu bütün Türk milleti biliyor. Gidin sokakta konuşun, PKK ve HDP’liler ne diyecektir? “Evet, biz PKK’yız.” Bunlar bunu inkâr etmiyorlar. CHP’nin içindeki samimi insanlar da HDP ile PKK’nın aynı şey olduğunu bilir. Program aynı, lider aynı. Selahattin Demirtaş, “Biz Diyarbakır’a Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diye bas bas bağırıyor. Kandil’den emir alıyor, PKK’nın disiplinine uyuyor.
Şimdi bir terör örgütü olan PKK ile onun uzantısı olan HDP’nin ayrı örgütler olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır; bu ikisi aynı örgüttür. Cumhuriyet Halk Partisi kalkıp bu yapıyla seçimde ittifaka giriyor ve Türk milletini hiçe sayıyor. Bu milletin bu ittifakı kabul etmeyeceğini biliyor olmalılar. Başka bir ülkede yaşamıyorlar. Demek ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin demokratik yollarla iktidara gelme şansı kalmamış. Tek çaresi; Amerika Birleşik Devletleri, İsrail ve PKK gibi yapılarla beraber, Amerikan planları içerisinde yer almak. Zaten kıskıvrak yakalanmış durumdalar.
“Bonzai içiriyorlar” dediğimiz zaman birçok insan, “Ne söylüyorsunuz?” demişti. Ama şimdi görüyoruz. Erken söylemiş olmadık; biz hep ileriyi görerek, öngörülerimizle büyüyen bir partiyiz. 2009’da “Sovyetler Birliği kapitalizme gidiyor” dediğimizde sol ayağa kalkmıştı, ama kapitalizme gittiklerinde “Bir tek siz gördünüz” dediler. Aslan Bey gibi liderler de gelip bunu söyledi. Mahir Çayanların yaptığı gibi banka soyma, çocuk kaçırma gibi eylemler olduğunda biz “Olmaz” dedik; halkın yadırgadığı bu maceracı eylemlerle bir şey yapılamayacağını gördük. Tarihimiz boyunca gerçekleri önceden görmek ve cesurca vurgulamak bizi ayakta tuttu. Solda Vatan Partisi dışında bir parti kalmadı. Bütün vatanseverleri, halkçıları, milliyetçileri ve sosyalistleri kucaklayan bir anlayışla Türkiye’nin içine girdiği süreci doğru okuduk.
Politikacı, devrimci bir partinin lideri olarak bir fikri söylemenin sebebi, insanlara bunu kavratmaktır. “CHP kitlesiyle aranıza duvar örüyorsunuz, kulaklarını size kapatmıyorlar mı?” diye sorulabilir. Ancak doğruları belirttiğiniz zaman büyük bir gürültü kopuyor. O gürültü içerisinde insanlar seslerini çıkarmaktan korksalar da sonuçta Vatan Partisi’nden kimse CHP’ye gitmiyor ama CHP’den Vatan Partisi’ne sürekli katılmalar oluyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin tabanı, Vatan Partisi’ne her zaman kulak vermiştir.
Ankara’dan İstanbul’a koluna PKK’yı ve FETÖ’yü takıp yürürken bunu millete açıklamamak bir ihanettir. Hitler de, Peron da kitleleri arkasına takmıştı. Önemli olan, o kitlelerin omuzlarından tutup onları sarsmaktır. “Bak, sana afyon içiriliyor, PKK ile beraber yürümeye alıştırılıyorsun” dediğimizde infial duyanlar olmuştu. Ama şimdi ne oldu? Hepsi “Haklıymışsınız” diyor. O gün o gerçekleri söylemek anlamlıydı. Atatürk de meclis kürsüsünden “Falanca yerin halkı Yunan ordusunu destekliyor” diyerek halkı sarsan gerçekleri dile getirmişti. Devrimci liderler cesur ve gerçekçi olmalıdır.
Kılıçdaroğlu o yürüyüşte “105 bin kişiyi tekrar kamuya alacağız” dedi; yani bütün FETÖ’cüleri, PKK’cıları tekrar devletin içine yerleştireceğini vadetti. Yürüyüşe başlarken Türkiye halkına değil, dünya merkezlerine seslendi. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi; Doğu Akdeniz’de, Münbiç’te, Fırat’ın doğusunda, Afrin’de, Hendek operasyonlarında hep Amerika ve PKK ile aynı mevzide duruyor. 24 Temmuz 2015’te başlayan PKK’ya karşı harekat için “Saray savaşıdır” dediler; bu, PKK’nın icat ettiği bir kavramdı. Hiç olmazsa insan bundan utanırdı.
HDP, CHP ile ittifak yapmanın bir tartışma yarattığını PKK yayın organlarında bile itiraf ediyor. “AKP-MHP blokunu geriletmek için bu ittifak gerekli” diyorlar. Yani PKK, yaptıkları ittifakın Türk devletini ve Türk ordusunu geriletmek için olduğunu çok güzel ifade ediyor. Bizim içinse durum nettir: Türkiye’nin vatan savaşına karşı düşmanca, Amerika’nın güdümünde birleşenlere karşı, bütün vatanseverlerin bir olması lazımdır. İç cephenin güçlendirilmesi hayati önemdedir; çünkü Türkiye bir vatan savaşı veriyor. Onlar niye CHP-İYİ Parti ittifakını desteklediklerini anlatıyorlar? “Savaşa karşıyız, AKP’nin ve MHP’nin karşısındakileri destekliyoruz” diyorlardı. Siz de bunun karşılığında ne demiştiniz?
Şunu söyledim: Türkiye’nin vatan savaşına karşı birleşiyorlar. Zaten HDP ile birleşen başka ne ile birleşir? Terörle birleşiyor, Türkiye’ye karşı birleşiyor, vatan savaşına karşı birleşiyor ve vatan savaşına muhalefet ediyorlar. Bakın, demin de tek tek saydım, tekrarlamayayım; Cumhuriyet Halk Partisi’nin bütün muhalefeti vatan savaşına, vatana ve millete muhalefettir; AK Parti’ye muhalefet değil. Şimdi o zaman Türk milleti de bunlara karşı birleşecek. Yani Türkiye, PKK’yı koruyan, HDP’yi himaye eden, onları hapislerden çıkartmaya çalışan, FETÖ’yü kurtarmaya çalışan bir akımı herhalde bağrına basmaz. Zaten bağrına basmadığı da ortaya çıktı.
Önümüzdeki 31 Mart tarihinde seçim var. Bunun seçime tercümesini, formülünü kurunuz. Özellikle Güneydoğu illerinde ben, İYİ Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne bir çağrıda bulunuyorum: Güneydoğu ve Doğu’da HDP’ye tek bir belediye verilmemeli. Vatanseverlik bunu gerektirir; çünkü HDP’ye verilen belediye, Güneydoğu’da PKK’ya veriliyor. Mesela Iğdır’da sizin dediğinizi İYİ Parti yaptı; “AKP ve MHP adayınızı teke indirin, sizi destekleyeceğiz” dedi. Bunlar milleti aldatmak için olsa da, yine de iyi; tebrik ederim bunu yaptıkları için ama… Siz bunu her yerde veriyorsunuz. Tabii yani şimdi sen İstanbul’da HDP ile beraber ol… Zaten İYİ Parti’den ayrılan Manisa Milletvekili Tamer Bey de açıkça söyledi; “Milletvekili olduğum İYİ Parti, bugün PKK’nın içinde bulunduğu bir cephenin unsuru haline gelmiştir. Onun için bu bölücülüğün ben içinde olmam, ayrılıyorum” dedi. Hakikati söyledi. Mersin’de çok sayıda İYİ Parti örgüt mensubu, üyesi, yöneticisi toptan istifa etti.
Güneydoğu’da ne yapacaksınız? Ben buradan bütün partilere çağrıda bulunuyorum; İYİ Parti ve CHP’yi de buna katıyorum. Bütün partiler, bütün millet ve Kürt yurttaşlarımız; hiçbirimiz HDP’ye orada tek bir belediye vermemeliyiz. HDP PKK’dır. Bugün Sayın Cumhurbaşkanı çok güzel söyledi; “HDP eşittir PKK’dır” dedi. Doğru, HDP eşittir PKK’dır. Türkiye’nin her yerinde belediye meclislerinde tek bir sandalye dahi verilmemesi gerekir. Burada bir birlik olması lazım.
Cumhuriyet Halk Partisi ve İYİ Parti, AK Parti düşmanlığından —ki o AK Parti düşmanlığı artık vatan savaşı düşmanlığına, Türk ordusu düşmanlığına dönüştü— vazgeçmeli. Zaten “tosuncuklar” diyerek Türk ordusu içerisinde psikolojik harekâtlar da yaptılar. Bu partilerin tabanı ve örgütleri buna isyan etmeli. Onun için Güneydoğu başta olmak üzere Türkiye’mizin her yerinde bu bölücülüğün dışlanması lazım. Tabii aslında HDP’nin kapatılması lazım.
Partilerin seçmenleri nasıl yönlendirmesi gerektiğine gelirsek; bir kere seçimlere katılan bütün partilere (AK Parti, MHP, CHP, İYİ Parti) bu çağrıda bulunuyorum. Vatan Partisi zaten bu konuda son derece kararlı ve tutarlı; bu çağrıyı zaten bir tek Vatan Partisi yapıyor. Bütün partiler ellerini HDP’den çekmeli ve kesinlikle Güneydoğu bölgemiz başta olmak üzere Türkiye’mizin her yerinde HDP dışlanmalı, tek bir belediye başkanlığı dahi kazanmamalı. HDP’yi korumak ve yasallaştırmak, sonuç itibarıyla PKK’ya yarıyor. HDP belediyelerinin geçmişte ne yaptığını gördük; PKK’ya eleman topladı, PKK’ya savaşçı topladı, PKK’ya gerilla müsveddesi topladı, PKK’ya para topladı. Ondan sonra PKK’yı meclis kürsüsüne çıkarttı. “Serok Apo” dedi, “Apo’nun heykelini dikeceğiz” diye bas bas bağırdı. HDP’nin genel başkanı Selahattin Demirtaş… Böyle bir partiyle iş birliği yapılır mı? Böyle bir partiyle birlikte seçime girilir mi? Buna karşı bütün milletin birlikte olması lazım. Buna katılmayan, bu tavrı paylaşmayanlar da cezalandırılmalı. Nasıl mı? Vatandaş onlara oy vermeyerek ve elinin tersiyle onları kenara iterek cezalandırmalı.
Vatan Partisi olarak biz, HDP ile aynı ittifak içinde bulunmayacağımızı yıllardır açıklıyoruz. Hatta 2015 seçiminde Sayın Kılıçdaroğlu ile iki kere buluştuk; bir kere ziyarete geldiler, bir kere İstanbul’da Rönesans Otel’de buluştuk. Referandumdan sonra, Nisan 2016’da ziyaretimize geldiler, orada yine buluştuk. Her görüşmemizde onlara şu öneriyi sunduk: “HDP’den elinizi çekin.” Son Cumhurbaşkanı seçiminde de ben Sayın Kılıçdaroğlu’na dedim ki: “Siz bizim Cumhurbaşkanı adayımız olun. Vatan Partisi, İYİ Parti, Cumhuriyet Halk Partisi birlikte seçime girelim. Siz şu anda mecliste en çok sandalyesi olan parti olarak, onun genel başkanı olarak bizim Cumhurbaşkanı adayımız olun ama HDP’den elinizi çekin. HDP’yi kucağınıza bıraktılar, bunun altından kalkamazsınız. Ayrıca siz partinizin genel başkanı olarak partinizden başka bir insanı Cumhurbaşkanı adayı gösterirseniz partinizi de bölersiniz; çünkü bir partinin genel başkanı aynı zamanda hükümet başkan adayıdır.” Bunların hepsini söyledim. 2015 yılından beri, 4 yıldır Cumhuriyet Halk Partisi’ne en yüksek düzeyde temaslarımızda, basına ve kamuoyuna açıklıyorduk. Biz “HDP ve PKK’yı bırakın” diyorduk; onlar ise bize “Biz HDP’den vazgeçmeyiz” diyorlardı. Sayın Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin fay hatlarını harekete geçirirsiniz” diye bana mektup yazdı. Yani HDP’nin üzerine yürümek Türkiye’yi çatlatırmış. HDP çatlatmıyor da, PKK çatlatmıyor da, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK’nın üzerine yürümesi mi çatlatıyor? Sayın Kılıçdaroğlu ve Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine göre durum bu.
Hükümet, 24 Temmuz 2015’ten beri PKK’nın üzerine yürüyor. Siz de bunu destekliyorsunuz. Desteklemiyoruz; biz vatan savaşında en ön cephedeyiz. “Destekleme” diye bir şey yok; biz destekleme kavramını Vatan Partisi olarak sözlükten çıkarttık. Biz vatan savaşının öncüsüyüz.
Sayın Cumhurbaşkanı “HDP eşittir PKK” dedi. Çok doğru. Gerçekten doğru ama niye gereğini yapmıyorlar? Mecliste grubu bulunan partilerin, doğrudan Cumhuriyet Başsavcılığına ya da Anayasa Mahkemesine başvurup kapatılmasını talep etme hakkı var. Neden yıllardır bunu yapmıyorlar? Bugün bir basın toplantısı yaptım ve şunu açıkladım: Siyasi Partiler Kanunu’nun 100. maddesine göre Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay kapatma davasını resen açar. B fıkrasına göre Bakanlar Kurulu toplanır, bir partinin kapatılması için başsavcılığa başvuruda bulunma kararı alınır ve Adalet Bakanı da bu istemi Yargıtay Başsavcılığı’na bildirir. Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Bakanlar Kurulu’nun başkanı değil mi? Demek ki Sayın Erdoğan, “HDP eşittir PKK” dediğine göre, hükümetin başkanı olarak Siyasi Partiler Kanunu’nun 100. maddesindeki yetki ve sorumluluğunu yerine getirmelidir. Bir cumhurbaşkanı sokaktaki adamdan farklıdır; sokaktaki adam “HDP eşittir PKK” dediğinde orada biter, ama cumhurbaşkanının omuzlarında bir sorumluluk vardır. Burada keyfi davranamaz.
İkincisi, C fıkrasına göre mecliste grubu olan partiler (AK Parti, MHP, İYİ Parti, CHP) HDP’nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunabilir. Bunun için AK Parti merkez organlarını toplar. Yine genel başkan Sayın Tayyip Erdoğan’dır; toplar merkez organını, der ki: “HDP eşittir PKK. Bu terör örgütüdür; anayasamıza göre vatanı ve milleti bölme faaliyetinin odağı haline gelmiştir. Silah çekiyor Türk ordusuna karşı, kapatılması gerekir.” Deliller derseniz arşa kadar her taraf delil. Vatan Partisi’nin yaptığı gibi dosyasını hazırlar, götürür Yargıtay Başsavcılığı’na verir. Cumhurbaşkanı’nın hem hükümet başkanı hem de AK Parti genel başkanı olarak bu davanın açılması için harekete geçme sorumluluğu ve yetkisi vardır. Madem bu tespiti yapıyor —ki olağanüstü doğru bir tespit—, artık bu sözü söyleyip orada duramaz. Ben bu konunun uzmanıyım; 1968 yılında parti kapatma ve parti yasakları konusunda ilk kitabı yazmış insanım. Bugün 100. maddenin B ve C fıkrası Sayın Tayyip Erdoğan’a bu sorumluluğu yüklüyor.
AK Parti şunu düşünebilir: “Efendim seçime iki ay kalmış, kapatma davası açılırsa ‘Seçime giderken bu yapılır mı?’ diye itirazlar olur; biz seçimde bunun sırtını yere getirelim.” Bu, çok yabana atılır bir fikir değil. Ama bunun için de siyasi kararlılık ve tutarlılık gerekir. Yani Güneydoğu bölgesinde ve Türkiye’nin her yerinde PKK ve HDP’nin tecrit edilmesi gerekir. “HDP eşittir PKK” tespiti, sonuç itibarıyla onu tecrit etmeye ve diğer partilere bir çağrıda bulunmaya yöneliktir.
Sayın Erdoğan, CHP’yi ve İYİ Parti’yi PKK ile ittifak yapmakla suçlayarak tüm seçim kampanyasını bunun üzerine bina edecek. Buradan epey maden çıkaracağını düşünüyorum. Ben buna “maden çıkarma” demem, “vatanseverlik” derim. Doğru bir şey yapıyorsa “doğru” demek lazım. Ben aklıma “maden buldu” kavramını getirmem; doğru bir iş yapıyorsun ve seçim bu eksende yürütülmeli. Çünkü Türkiye’nin önünde çok ciddi tehditler var. Üretim ekonomisi konusunda AK Parti cephe tutamıyor, orada zayıf; o zaman mücadelesini vatan savaşı ve bütünlüğü mevzisinden yürütecek. Bu, kendisine göre bir tercihtir. Ama bunu yaparken Suriye konusunda da, üretim ekonomisi konusunda da tutarlı olman gerekir.
İngiltere’de bir “Demokratik Gelişim Enstitüsü” diye bir kuruluş var; başındaki şahsı 90’ların başında Londra’da bulunurken tanıyorum. Buna Türkiye’deki haberlerde “PKK’nın kuruluşu” diyorlar; oysa bu PKK’nın değil, emperyalizmin, İngiliz Dışişleri Bakanlığı’nın kuruluşudur. AKP’li bazı isimler ve akil insanlar bu kuruluşla toplantılar yaptı. AKP bir elini oradan çekmiyor. Onu bilip hesaba katarak, “Yok, bir şey olmaz” diye AKP adına mazeret ya da güzelleme yapmamıza gerek yok; uyarmamız lazım. Ben HDP eşittir PKK sözüne de önem vermiyorum. Neye önem veriyorum biliyor musunuz? PKK’nın üzerine silahla yürüyor ya hükümet, buna önem veriyor. “Silahla hükümet onun üzerine yürüdü, onunla görüşmüş, bununla görüşmüş, Londra’da şuraya gitmiş.” Niye görüşür bir parti? Bakın, bunların hiçbir kıymeti yok. Niye görüştü diye yorum yapılabilir ama karşı tarafı teslim almak için görüşülür. “Teslim olun!” derler; ben de yaparım. PKK bir kuruluş değil, İngilizlerin bir piyonudur. İngilizler piyonlarına “Teslim olun, yoksa hepsini bitiriyoruz” dedirtiyorsa, bu yanlış bir şey değildir. Eğer bunu söyleyeceklerse, söylemelerini yadırgamamak gerekir.
Bu, AK Parti’nin tercihi; ancak AK Parti’nin öküzün altında buzağı aramak yanlıştır. Çünkü orada bir gerçek var: Türkiye savaşıyor. Yeniçağ Gazetesi ve Aslan Bulut gibi birçok kişi, “AK Parti göreceksiniz tekrar PKK ile anlaşacak, uzlaşacak” diye yazıyor. Ben ise hayır, anlaşmayacak ve uzlaşmayacak diyorum.
(Kısa bir ara verelim.)
Değerli izleyiciler, tekrar merhaba. “Çıkış Yolu” devam ediyor. Konuğum Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek. AK Parti’de kalmıştık. Sayın Erdoğan, “HDP eşittir PKK” demesine rağmen neden gereğini yapmıyor?
Bugün seçime gidilirken karşı taraf, yani HDP ve diğerleri, “Bize demokrasi yok, fırsat eşitliği tanınmıyor” diyecektir. Bunların sırtını sandıkta yere yapıştıralım ki söyleyecek lafları kalmasın diye düşünmüş olabilirler. Keşke bunu bir sene evvel, seçim sürecine girmeden yapsalardı. Çünkü düşmana, Mehmetçik’e kurşun sıkana özgürlük tanınmaz. Böyle bir özgürlük Vatan Partisi’nde de olmaz. İspanya’daki Katalonya yargılamalarına bakalım; bazı aşırı liberal, kendini savunma yeteneğini kaybetmiş ülkelerde aptallıklar oluyor ama Türkiye’de asker ve polisle terör örgütü bastırılıyor, eziliyor ve hapse atılıyor.
Ancak bir yandan örgüte 70 milyon lira para veriyorsunuz, onlara eleman sağlamak için kurulan yapıları kabul ediyorsunuz, onlara siyasi ve diplomatik imkân tanıyıp Meclis’e sokuyorsunuz. Bu olacak iş değil. Bunu Vatan Partisi yapmaz, Atatürk yapmazdı.
Meclis Başkanı Sayın Binali Yıldırım ile görüşmenize gelirsek; hangi sıfatla sizi davet etti? Beni Meclis Başkanı olarak aradılar. Sayın Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Sayın Meclis Başkanı ile bir araya geldik. Ruh hali ve anlayış olarak bölücü terör meselesine ve dış tehditlere aynı cepheden baktığımızı gördüm ve bundan memnun oldum. Sizden sandıkta destek istedi mi? Hayır, istemedi. İsteseydi cevabımız belliydi: Bölücü teröre, FETÖ’ye ve dış tehditlere karşı bir program temelinde beraberlik olurdu. Türkiye’nin önünde iki sorun var: Üretim ekonomisini kurmak ve vatan bütünlüğünü sağlamak. Bu temelde herkesle iş birliği yaparız. Bunu beş yıldır CHP’ye de öneriyoruz. En son Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem CHP’ye hem İYİ Parti’ye önerdik ama onlar tamamen karşı cepheye geçti.
AK Parti ve MHP, bugün bölücülerle ve bölücülerle ittifak yapanlarla savaşıyor. Dünyadaki cepheleşmelere bakalım; Amerika, Maduro’yu devirmek için harekete geçiyor, CHP ve İYİ Parti Amerika’yı destekleyip Maduro’ya “diktatör” diyor. AK Parti ve Vatan Partisi ise Maduro’yu destekliyor. Çin meselesinde de durum aynı; CHP, İYİ Parti ve HDP meclise “Uygur bölgesinde Çin zulmünü araştırın” diye önerge veriyor. Bu, Türkiye ile Çin’in arasını açmaya yönelik bir Amerikan güdümüdür. AK Parti bu önergeye “ret” oyu veriyor, MHP ise çekimser kalarak reddini sağlıyor. Sadece iç cephede değil, dünyada da CHP, İYİ Parti ve HDP aynı çizgide. Hatta Mehmetçik’in öldürdüğü 15-30 bin kişilik militan kadrosu (DEAŞ içindeki Uygurlar) konusunda bile CHP ve İYİ Parti, HDP ile beraber Mehmetçik’e kurşun sıkanların tarafında duruyor.
Doğu Akdeniz’de ise CHP, “İsrail ve Amerika denkleminden çıkmayalım” diyor. Yani Türkiye’ye namlu çevirenlerle birlikte hareket ediyorlar.
Binali Yıldırım ile görüşmeye dönersek; Merkez Karar Kurulumuzda oy birliğiyle karar verdik. Bizim tespitimiz şudur: Tayyip Erdoğan da Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türk Polisi ile beraber Türkiye gemisindedir. Ancak CHP ve İYİ Parti, PKK ile yan yanadır. FETÖ ve PKK ile mücadele eden kuvvetlerle ortak yönlerimiz var. Aynı vatan savaşında bulunuyoruz.
Neden bu davet gecikti diye sorarsanız; ben arkaya dönüp geçmişi yargılamam, önüme bakarım. Pratik bir devrimciyim. Hz. Muhammed ve Atatürk gibi büyük devrimciler, mevcut durumda mevzilenmeyi ve hedefleri ortaya koymuşlardır.
Binali Yıldırım, adaylık için istifa etme konusunu zaten çok önceden kararlaştırdığını ifade etti. Hukuken istifanın 19 Şubat’a kadar yapılması gerekiyordu, yani herhangi bir gecikme yok. Konu hukuken tartışmaya kapalıdır.
Sohbetin sonunda Erzincanlı olduğumuz için memleketten, babamdan ve Refahiye köylerinden uzun uzun bahsettik. Eski hatıraları yâd edip gülüştük. Hemşerilik sohbeti de yaptık, ihmal edilmez. Binali Yıldırım hemşerilerini de seven bir insan. Yönetmenimiz Esra Babacan’dan ricada bulunayım; Tayyip Erdoğan’ın dünkü TRT programından küçük bir videomuz olacak. Hazırsa onu bir dinleyelim, üzerine konuşalım. Hazır mıyız? Tamam, yayına verelim.
Şu anda tabii Suriye ile dış politika alt düzeyde yürütülüyor. Yani birçok yerde, diyelim ki istihbarat örgütleri üzerinden; “İlla liderler ne yapıyorsa biz de onu yaparız” havasında olamazlar. Liderler birçok yerde devreden çıkar ama kendi istihbarat örgütünü ilişkileri, münasebetleri sürdürmesi bakımından kullanır, değerlendirir. Öyle veya böyle, düşmanınız dahi olsa ipi tamamen koparmayacaksınız. Olur ki o ip size bir gün lazım olabilir.
— Sorum şu, izin verin.
— Estağfurullah, buyurun.
— Erdoğan bu açıklamasıyla, dünkü açıklamasıyla ilk defa resmen Suriye ile alttan da olsa, istihbaratçılar düzeyinde bir görüşme olduğunu doğrulamış oldu. Sizin defalarca açıkladığınız gerçeği bir kenara not ederek söylüyorum; bardağın yarısı dolu mu, boş mu?
Şimdi önce şunu belirteyim; belki de ilk defa bu programda açıklamış olabiliriz ama Türkiye’ye, Vatan Partisi Genel Başkanı olarak Tahran’da Türkiye ve Suriye görevlileri arasında altı görüşme yapıldığını açıklamıştım. Bunu hem İran hem Suriye yöneticilerinden aldığımız bilgilerle, basın toplantısıyla da duyurduk. Hatta “dün ya da şu gün yaptılar” diye tarih de belirttik, Aydınlık bunu manşetten verdi. Bunu, yürekleri ferahlatmak için, olumlu bir gelişme olarak aylarca önce açıkladık. Şimdi bunun doğrulanması ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu açıklamayı yapması iyi bir şey.
Benim kanımca, daha önce de söylediğim gibi, Türkiye ile Suriye arasında ilişkilerin geliştirilmesi bir zorunluluktur. Hiç kimse bundan kaçınamaz. Tayyip Erdoğan da, Devlet Bahçeli de kaçınamaz; çünkü kaçınırsak bunun bedeli Mehmetçiğin kanıyla, Türkiye’nin bağımsızlığıyla, bütünlüğüyle ve üretim ekonomisinin inşasındaki başarısızlıklarla ödenir. Ayrıca bu yüzden Rusya ve Çin gibi dostlarımızın güvenini kaybediyoruz. Onlarla görüştüğümüzde, “Niye böyle oluyor, niye Suriye ile iş birliği yapmıyor Türkiye?” diye hep soruyorlar. Yeniden Çin’den çok önemli bir davet aldım; 23 Şubat’ta 15 kişilik bir parti heyetiyle oraya gideceğim.
— Sorduğum soru şu: Bardağın yarısı dolu mu, boş mu?
— Olumlu bir gelişmenin neresi boş? Bardak doluyor diyelim. “Yarısı dolu, yarısı boş” statik bir tespittir. Çeşmeden su akmaya başladı.
— Çok geç değil mi bu açıklama?
— Bakın, ben olaylara böyle bakmam. Gecikmeler üzerinde durmam. Evet, gecikme var ama bu bizim başarımız. Bugün sabahtan akşama kadar bunu söyledik; AK Parti’yi bu konuda eleştiriyoruz. Ancak benim tavrım şudur: Doğru bir adım atıldığı zaman “bu adım niye eksik” diye değil, bu doğru adımı geliştirmeye yönelik tavırlar alırım. Savaşlar da böyle yapılır; adım atana kızarak değil. Kızmıyoruz, iyi bir adım.
Türkiye’de iyi bir adım atıldığı zaman, “Niye geciktin? Niye bugüne kadar atmadın?” diyen, hiçbir doğruyu kabul etmeyen sözde bir muhalefet var. Bunlar AK Parti’ye değil, Vatan Savaşı’na muhalefet ediyorlar. 24 Temmuz 2015’teki askeri harekata, Fırat Kalkanı’na, Afrin operasyonuna, Zeytin Dalı’na, hendeklerin gömülmesine muhalefet ettiler. Şimdi PKK ve HDP ile beraber seçime giriyorlar. Vatan Partisi olarak biz ise eğriye eğri, doğruya doğru diyoruz. AK Parti doğru bir şey yaptığı zaman bu bizim programımızdır diyoruz; PKK ile açılımdan vazgeçilmesi, silahla bastırılması, FETÖ’nün hapse atılması, Rusya’dan özür dilenip el uzatılması, İran ile yakınlaşma, Barzani referandumunun önlenmesi… Bunlar bizim programımız. Cumhuriyet Halk Partisi veya İyi Parti de bunları yaparsa alkışlarız, bundan mutluluk duyarız. Siyaset gerçeğe dayanılır; “Tayyip Erdoğan düşmanlığına” köle olmak doğru siyasete götürmez.
— Bir açıklama da ben yapayım. Bölgenin üst düzey figürleriyle ben de görüşüyorum. Türkiye’nin istihbarat düzeyinde en azından 7-8 aydır Suriye ile görüştüğü biliniyor. 2019’un ortalarına doğru diplomatik görüşmelerin başlayacağını üst düzey bir kaynak söyledi. Ama istihbaratçıların görüşmediği koca bir altı yıl geçti, onu da kayda geçiyorum. Vatan Partisi ilk günden beri “Amerika Şam’ı alamayacak” diyen tek güçtü.
— Evet, bir tek. Onun için burada sözüne güvenilecek bir güç varsa o da Vatan Partisi’dir. Kamuoyuna gerçeği açıklayalım, sonra kalan konuları toparlayalım.
Değerli izleyiciler, Çıkış Yolu devam ediyor. Sayın Perinçek, 13 dakikamız var.
— Epey varmış, 20 dakikamız var. Kısa kısa geçelim.
Devlet işsizlik rakamlarını açıkladı; son 6 ayda yaklaşık 710 bin kişi işini kaybetti. Dış ticaret açığının büyük olduğu bu süreç, sonuç itibarıyla sanayi üretiminde daralmaya ve fabrikaların kapanmasına yol açıyor. Patlıcan, biber fiyatı konuşulurken biz işsizliğin toplumda yarattığı tahribatı ve milli direnmeyi nasıl etkileyeceğini söylüyoruz. Türkiye zor bir döneme girmiştir. Bu zorluklar, ancak zorlukları ve nimetleri paylaştıran bir hükümetle aşılabilir. Vatan Partisi’nin programı; iflas eden işletmeleri kamulaştırmak, işçiyi ortak etmek ve üretim çarkını çevirmektir. Önümüzdeki cumartesi günü İstanbul’da belediyecilik programımızı açıklayacağız.
— Ahmet Yıldız Bey, “Doğu’da AKP’li ve HDP’li aşiretlerin iş birliği içinde olduğunu görüyorum” diyor.
— Aşiret bağları, feodal ilişkiler olabilir ama buradan AK Parti ile HDP arasında bir dostluk üretmek yanlıştır. AK Parti HDP’ye karşı mücadele ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi veya İYİ Parti “HDP eşittir PKK” diyebiliyor mu? Hayır.
— Sosyal medyada bir soru daha var: Bir Uygur Türk’ü izleyicimiz, “Doğu Bey, Çin’in Türkiye’nin dostu olduğunu düşünüyor, Uygur Türklerinin menfaatlerini yok sayıyor” diyor.
— Uygur Türklerinin menfaatini savunmak, oradaki teröristleri desteklemek mi? Bugün Türkiye’de DAEŞ’le bağlantılı, Birleşmiş Milletler tarafından terör örgütü kabul edilen “Doğu Türkistan İslami Hareketi” cirit atıyor. Türkiye’nin aleyhine olan bu yapıya valilerimiz müsamaha gösteriyor. PKK’nın Amerika tarafından kışkırtılması gibi, DAEŞ’in içinde de 15 bin Uygur kökenli var. Biz vatanımızın bütünlüğünü ve teröre karşı güvenliğimizi savunuyoruz. Türkiye kökenli de var, Kürt kökenli de var, Arap kökenli de var. IŞİD, El-Kaide diyelim; sadece DAEŞ’te değil, çoğunluk El-Kaide içinde. Ondan sonra Uygur bölgesinden getirilmiş teröristler var. Terörist yapılmışlar onlar; Mehmetçiğe kurşun sıkmışlar, Fırat Kalkanı’nda öldürülmüşler. Bunları destekleyerek siz hangi Türk’ün veya hangi Uygur’un menfaatini savunacaksınız? Bunları Çin’in üzerine Amerika sürüyor. Siz, Amerika ile beraber bu kışkırtmaları destekleyerek hem Türkiye ile Çin’in arasını bozmaya çalışıyor ve Amerikan planlarına hizmet ediyorsunuz hem de Uygurların başını belaya sokuyorsunuz. Bu bakımdan Vatan Partisi’nin tutumu, Uygurları koruyan ve savunan biricik tutumdur. Bu konuda Vatan Partisi yalnız da değil; AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi de benzer tavırlar içerisinde, onları da bu bakımdan son derece olumlu karşılıyoruz.
Ahmet Taşdemir Bey, “Belediye seçimleri Türkiye için niye beka sorunudur?” diye soruyor. Bence mesele sadece belediye seçimleri değil; Milliyetçi Hareket Partisi’nin sloganı yanlış değil. Türkiye bugün bir beka sorunu, yani ayakta kalma, vatan bütünlüğünü koruma ve terörü bitirme görevleriyle yüz yüze. Belediye seçimleri de tabii bununla bağlantılı. Siz PKK’ya belediyeleri verirseniz Türkiye’yi parçalarsınız. Milliyetçi Hareket Partisi’nin belediye seçimlerinde beka sorununu gündeme alması yerindedir. PKK o belediyelerle haraç toplar, eleman toplar, malzemeyi dağdaki teröristlere taşır; hendek kazar. Şimdi ne yapacağız? Belediye imkanlarını teröristlere tahsis edip belediyenin teröristleri korumasına, yataklık etmesine mi yardımcı olacağız? Belediye sorununu çöp toplamak veya kaldırım düzeltmeye indirgemek yanlıştır; at gözlüğüyle dar bakılamaz.
Emin Demirağ Bey, Antalya’dan Meclis Başkanı Binali Yıldırım’ın anayasaya aykırı olarak istifa etmemiş olmasını gündeme getirdiniz mi diye soruyor. Tam tersine, Sayın Binali Yıldırım bana telefonda, “O konuda merak etmeyin, gereğini yapacağım” dedi. Anayasaya aykırı bir durum yok, istifa edeceğini söyledi. Bu, kutlanacak bir tavır, kendisini tebrik ediyorum.
Yunanistan Başbakanı Çipras geliyor. İlişkiler cumhurbaşkanı veya başbakan düzeyinde bir ziyaret ortamında olmamasına rağmen Çipras niye geliyor? Vatan Partisi olarak şunu söylüyorum: İsrail ve Amerika ile Doğu Akdeniz’de iş birliği yaptığınız zaman, size ancak kemik atarlar; o paylaşımda bir kemik alırsınız. Türkiye ile Yunanistan iş birliği yaptığı zaman ise Doğu Akdeniz ve Ege’deki kaynakları kardeşçe paylaşırsınız. Yunanistan’ın önünde iki seçenek var: Bir, kemik atılacak bir paylaşım; iki, Türkiye ile kaynakları kardeşçe paylaşacağı bir düzen. Kemik atılan paylaşımda Yunanistan’ın başı çok belaya girer.
Birinci Dünya Savaşı sonrası deneyimler ortada. Yunanistan’ın üç başbakanı, içişleri bakanları ve komutanları, bizim askerimizin İzmir’e girmesinden çok kısa süre sonra, 9 Eylül-14 Kasım tarihleri arasında kurşuna dizildiler. Niye? Türkiye’nin üzerine yürüdükleri ve İngilizlerin aleti oldukları için. Yunan mahkemeleri onları hızla yargıladı ve kurşuna dizdi. Çipras o zaman önüne dikkatli baksın. Ben bir tarihten örnek veriyorum; Yunanistan başbakanlarının, içişleri bakanlarının ve genelkurmay başkanlarının askeri mahkemeler tarafından yargılanıp kurşuna dizildiklerini hatırlatıyorum. Bu bir tehdit değil, uyarıdır. Yunanistan, başka bir ülkeye karşı düşmanca tavır aldığı ve Türkiye’ye karşı harekete geçip yenildiği için o sonuçla karşılaştı.
Bugün de Türkiye, Irak ve Suriye sınırlarında, Menbiç ve Fırat’ın doğusuna karşı askeri hazırlıklar içindeyken, Amerika Türkiye’nin oraya girmesini istemiyor ve Yunanistan’ın düğmesine basıyor. Şubat sonu, Mart başında başlayan tatbikatlar, Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekatı’nı yapmasının hemen arkasından geldi. Amerika ve İsrail, Yunanistan’ı yanına alıp namluları Türkiye’ye çevirdi. Neden? Türkiye iki cephede savaş yapmaktan korksun ve Suriye-Irak sınırında çekingen davransın diye. Çipras’ın bunları görmesi lazım. Ben bunları Yunan gazetelerine de belirttim. Yunan kamuoyuna bu yönde uyarılar yapan kardeşçe tek Türk politikacısıyım. Diyorum ki; Amerika ve İsrail ile neyi paylaşacaksınız? Gel Türkiye ile Ege’de ve Akdeniz’de bu Mavi Vatan’ımızın kaynaklarını hakkaniyetle paylaş. Doğu Akdeniz ve Ege bir Türk-Yunan denizidir, bunu tek taraflı bir Yunan denizi haline getiremezsin. Hiç kimse bunu dünyada kabul etmez.
Bugün ayın dördü, ayın onunda Kayseri’deyim. Üreticiler Kurultayı var; çeşitli üretici örgütlerinin liderleriyle birlikte olacağız. Seçim ve geçim beraber yürütülmeli; ikisini karşı karşıya koymayalım. Biz Türkiye’nin gerçek gündemini ortaya koyuyoruz. Siyaset itişme, kakışma değil; halka ve ülkeye hizmet etme zeminidir.
Devrimle kurduk biz bu Cumhuriyeti. Türk milletinin bahtı açıktır. Türkiye’yi dinlenenler değil, üretenler yönetecek. Birleşen, üreten Türkiye’yi kuracağız; söz veriyoruz.

